m u s a n n e f

İbn Ebi Şeybe

Faziletler

 

Yüce Allah'ın Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Has Kıldığı Faziletler

 

32296. Abdulmuttalib b. Rabia bildiriyor: Ensar'dan bazıları Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle dediler: "Kavminin (Kureyşlilerin) senin aleyhinde konuştuklarını, hatta içlerinden bazılarının: ''Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) süprüntüler içinde yetişen bir hurmaya benzer'' dediklerini işitiyoruz." Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey insanlar ben kimim?" diye sorunca, oradakiler: "Sen Allah'ın Resulü'sün! Selam senin üzerine olsun" karşılığını verdiler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Ben, Muhammed b. Abdillah b. Abdilmuttalib'im!" buyurdu. Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha önce kendini bu şekilde tanımladığını hiç duymamıştık.

Sonra şöyle buyurdu: "Bilin ki Yüce Allah mahlukatı yarattı ve onları iki fırkaya ayırdı. Beni de bu iki fırkanın en hayırlısı olanı içinde kıldı. Sonra insanları kabilelere ayırdı. Beni de en hayırlı olan kabilenin içinde kıldı. Bilin ki ben aile olarak da şahıs olarak da hepinizden daha hayırlıyım."

 

32297. Tufeyl b. Ubey, babasından Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kıyamet gününde insanların imamı, sözcüsü ve şefaatçileri ben olacağım. Yine de bununla övünmüyorum."

 

32298. Cafer(-i Sadık), babasından, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Ben ki gayrı meşru bir ilişki sonucu değil, Adem'in soyundan nikah akdiyle olan ilişkiler sonucunda dünyaya geldim. Cahiliyenin pisliği bana bulaşmadı."

 

32299. Cabir b. Abdillah, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Daha önceki peygamberlere verilmeyen beş şey bana verildi: Bir aylık mesafeden düşmanıma korku salma özelliği bana verildi. Yer (toprak) benim için tertemiz ve mescit kılındı. Bunun içindir ki ümmetimden her kim namaz vaktini idrak ederse orada hemen namazını kılsın. Daha önce hiç kimseye helal kılınmayan ganimet bana helal kılındı. Şefaat etme hakkı bana verildi. Daha önceki peygamberlerin her biri özellikle kendi topluluğuna gönderildi, oysa ben tüm insanlara gönderildim."

 

32300. İbn Abbas, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Bana (daha önceki peygamberlere verilmeyen) beş şey verildi ki bunları övünmek için söylemiyorum: Ben ki kırmızı ve siyah her renkten (ırktan) insanlara peygamber olarak gönderildim. Yer benim için tertemiz ve bir mescit kılındı. Daha önce hiçbir peygambere helal kılınmayan ganimet bana helal kılındı. Korku vermekle bana yardım edildi ki (düşmanlara) verdiğim korku benden bir aylık bir mesafede önde gider. Bana şefaat etme hakkı da verildi ki, bu hakkı Kıyamet gününde kullanmak üzere erteledim. Üstelik inşallah Yüce Allah'a şirk koşmamış olan herkes bu şefaate nail olacaktır."

 

32301. Ebu Hureyre, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Düşmanlarıma karşı korku salma özelliği ile bana yardım edildi. Bana özlü söz söyleme özelliği verildi. Ganimetler bana helal kılındı. Uykudayken yeryüzü hazinelerinin anahtarları getirilip ellerime bırakıldı."

 

32302. Ebu Burde b. Ebi Musa, babasından, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Daha önce hiçbir peygambere verilmeyen beş şey bana verildi: Ben ki kırmızı-siyah tüm insanlara peygamber olarak gönderildim. Bir aylık mesafeden bile düşmana korku verme özelliğimle bana yardım edildi. Yer benim için tertemiz ve mescit kılındı. Benden önceki hiçbir peygambere hel al olmayan ganimet benim için helal kılındı. Yine bana şefaat etme hakkı verildi ki daha önceki her bir peygamber bu şefaat hakkını (dünyadayken) kullanmıştır. Ancak ben bu hakkımı kıyamet günü için sakladım ki Yüce Allah'a şirk koşmadan ölen her kişiye bu şefaatimi kullanacağım.''ı

 

32303. İbn Abbas, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Saba rüzgarıyla bana yardım edildi ki Ad kavmi, Debur rüzgarıyla helak edilmişti.''

 

32304. Muhammed b. Ali b. el-Hanefiyye bildiriyor: (Babam) Ali b. Ebi Talib'in şöyle dediğini işittim: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Daha önce hiçbir peygambere verilmeyen şeyler bana verildi" buyurunca, ona: "Ya Resulallah! Bunlar nedir?" diye sorduk. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Düşmanlarıma karşı korku verme özelliği ile bana yardım edildi. Yeryüzünün (hazinelerinin) anahtarları bana verildi. Ahmed olarak isimlendirildim. Toprak bana temiz kılındı. Ümmetim de en hayırlı ümmet kılındı."

 

32305. Mus'ab b. Sa'd bildiriyor: Ka'b(u'I-Ahbar): "Cennet kapısının (açma) halkasını ilk tutacak olan kişi Hz. Muhammed'dir" dedi ve Tevrat'tan şu ayeti okudu: "Bizden sonrakiler önümüzde, sonradan gelenler bizden önde olacaklardır.''

 

32396. Huzeyfe, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Üç şeyle diğer insanlardan üstün kılındık: Bütün yeryüzü bizlere mescit, su olmadığında da toprağı temizlenme aracı kılındı. Bakara suresinin son ayetleri Arş'ın altındaki bir hazineden bana verildi ki benden öncesinde böylesi kimseye verilmedi, benden sonra da kimseye verilmeyecektir."

 

32307. Ebu Zer bildiriyor: Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aramak üzere çıktığımda onu namaz kılarken gördüm. Namazı bitirinceye kadar onu bekledim. Bitirdikten sonra şöyle buyurdu: "Bu gece benden önceki hiçbir peygambere verilmeyen beş şey bana verildi: Korku verme özelliğimle bana yardım edildi ki bu şekilde düşman bir aylık mesafeden dahi benden korkacak. Kırmızı ve siyahıyla tüm insanlara peygamber olarak gönderildim. Yeryüzü bana tertemiz ve mescit kılındı. Benden önceki hiçbir peygambere helalolmayan ganimet bana helal kılındı. Bana: ''Dile! Dileğin yerine getirilecektir!'' denildi. Ancak ben bu hakkımı (şefaat) daha sonrası için sakladım ki sizden Yüce Allah'a şirk koşmayanlar buna nail olacaktır.''

 

32308. Enes bildiriyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Cennette ilk şefaat edecek olan kişi benim!" buyurdu. Yine şöyle buyurdu: "Bana inanıldığı kadar hiçbir peygambere inanan olmamıştır. Öyle ki bazı peygamberlere toplumundan kendisine inanan ancak bir kişi çıkabilmiştir."

 

32309. Leys bildiriyor: " ... Ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a ulaştırcaktır''[İsra, 79] ayeti hakkında Mücahid şöyle dedi: "Onu Arş'ın üzerine oturtacaktır.''

 

32310. Mücahid bildiriyor: Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır''[Sad, 40] ayeti hakkında Ubeydb. Umeyr şöyle dedi: "Burada Yüce Allah'ın katına yaklaşması ifade edilmiştir.''

 

32311. Enes, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Cennete girdiğimde her iki yanında inciden kubbeler olan bir akarsuyla karşılaştım. Ellerimi akarsuyun çamuruna daldırdığımda çok güzel ve keskin bir kokusu olan misk olduğunu gördüm. Cebrail'e: ''Bu ne?'' diye sorduğumda, bana: ''Bu, Yüce Allah'ın sana bahşettiği Kevser'dir'' karşılığını verdi.''

 

32312. Enes b. Malik bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aramızdayken bir ara daldı; sonra da tebessüm ederek başını kaldırdı. Kendisine: "Ya Resulallah! Neyin var?" diye sorduğumuzda: "Demin bana şu sure nazil oldu" buyurdu ve:

"Doğrusu biz sana Kevser'i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir"[ Kevser, 1-3] ayetlerini okudu. Sonra bize: "Kevser nedir biliyor musunuz?" diye sorunca, biz: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Bu, Rabbimin bana vaad ettiği bir nehirdir. Birçok bereketleri vardır ve kıyamet gününde ümmetim içmek için yanıma gelecelderdir. Yıldızlar sayısınca içmek için su kabı bulunmaktadır. Ancak (nehrin kenarına gelen) ümmetim içinden birileri alınıp çekilecek; ben: ''Rabbim! Bu benim ashabımdandır'' dediğimde, Yüce Allah: ''Hayır! Zira senden sonra neler yaptığını bilmiyorsun'' karşılığını verecektir."

 

32313. Havle binti Hakım bildiriyor: Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (Kevser konusunda): "Ya Resulallah! O bir havuz mudur?" diye sorduğumda şöyle buyurdu: "Evet! Üstelik havuza gelenler içinde en sevdiğim kişiler senin kavmin olacaktır."

 

32314. Amir b. Said bildiriyor: Cabir b. Semure'ye: "Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) işittiğin bir şeyi bana yaz" diye bir mektup yazdım. Bana şöyle cevap yazdı: "Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Kevser havuzuna ilk giden ben olacağım."

 

32315. Sunabih bildiriyor: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Ben, Havz'a giden öncünüz olacağım."

 

32316. Ebu Hureyre, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kabrim ile (oturacağım) minberim arasında Cennet bahçelerinden bir bahçe olacaktır. Minberim de Havz'ımın üzerinde bulunacaktır.''

 

32317.-Abdullah (b. Mes’ud), Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Ben, Havz'a giden öncünüz olacağım."

 

32318. Ümmü Seleme bildiriyor: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şu minberin üzerinde şöyle buyurduğunu işittim: "Kevser'e ilk giden öncünüz olacağım."

 

32319. İbn Ömer, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kevser, Cennette bir havuzdur ki iki kıyısı altındandır, yatağı yakut ve incidendir. Toprağı miskten hoş, suyu baldan tatlı ve kardan daha beyazdır."

 

32320. Cundub bildiriyor: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Ben, Havz'a giden öncünüz olacağım."

 

32321. İbn Ömer, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "(Cennette) Önünüzde Cerba ile Ezruh arası kadar büyüklükte bir havuz göreceksiniz."

 

32322. Ebu Said bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ölümüne sebep olan hastalığı zamanında biz Mescid'de otururken başını bir bez parçasıyla bağlamış bir şekilde yanımıza çıktı. Minbere doğru yönelince biz de peşinden gittik. Sonra şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olana yemin olsun ki şu an Havz'ın başında duruyor gibiyim. "

 

32323. Huzeyfe, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Havz'ımın başına yanıma bazı topluluklar gelecek, ancak daha sonra yanımdan uzaklaştırılacaklardır. ''

 

32324. Murra, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından bir adamdan bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) içimizdeyken ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: "Ben, Havz'a giden öncünüz olacağım.''

 

32325. Sehl b. Said, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Ben, Havz'a giden öncünüz olacağım. Her kim oraya yanıma gelirse o havuzdan içecektir. Ondan içen de artık hiçbir zaman susuzluk çekmeyecektir. ''

 

32326. Useyd b. Hudayr, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Benden sonra başkalarının size tercih edildiğini göreceksiniz. Ancak Havz'ın başında benimle buluşuncaya dek sabredin."

 

32327. Abdullah b. Zeyd bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ensar'a şöyle buyurdu: "Benden sonra başkalarının size tercih edildiğini göreceksiniz. Ancak Havz'ın başında benimle buluşuncaya dek sabredin.''

 

32328. Hz. Aişe bildiriyor: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Havz'ın başında yanıma gelecekleri bekleyeceğim."

 

32329. Ebu Zer bildiriyor: Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Va Resulallah! Havz'ın kapları nasıldır?" diye sorduğumda şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olana yemin olsun ki Havz'ın kapları, bulutsuz ve kapkaranlık olan bir gecede gökte görünen yıldız ve gezegenlerin sayısından bile daha çoktur. Cennetteki bu kaplardan içen ömrünün sonuna kadar bir daha asla susuzluk çekmez. Havuzun eni boyu kadar olup, Amman ile Eyle arası kadardır. Suyu sütten beyaz, baldan tatlıdır.''

 

32330. Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) azatlısı Sevban bildiriyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Havz'ımın başında sağdan gelenlere de yer açmak için orada bulunan insanları dağıtacağım. Onlara, kınlana kadar sopamla vuracağım." Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Havz'ın genişliğinin ne kadar olduğu sorulduğunda şöyle buyurdu: "Şu an durduğum yerle Amman arası kadardır ki iki kenarı arasında bir aylık mesafe vardır." Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) içindeki içeceğin nasıl olduğu sorulduğunda ise şöyle buyurdu: "Sütten beyaz, baldan daha tatlıdır. Cennetten içine içecek akıtan iki oluk da var ki bunların biri gümüşten, diğeri ise altındadır."

 

32331. Ebu Bekre, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Havz'ın başına benimle birlikte olan ve beni gören bazı adamlar gelecekler. Ancak bana vardıklarında yanımdan uzaklaştırılacaklar. Ben: ''Rabbim! Onlar benin ashabım!'' dediğimde, Yüce Allah: ''Senden sonra onların neler yaptıklarını bilmiyorsun!'' buyuracak."

 

32332. Ebu Hureyre bildiriyor: Bir gün Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) et getirildi. Paylaştırılırken, kendisine çok sevdiği but verildi. Buttan bir parça ısırdı ve şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde insanların efendisi ben olacağım! Neden biliyor musunuz? Çünkü kıyamet gününde, Yüce Allah önceki ve sonraki tüm insanları tek bir yerde toplayacak. Seslenenler seslerini onlara duyuracak ve görmeleri gereken şeyleri de görecekler. Güneş onlara öyle bir yaklaşacak ki sıkıntı ve üzüntüleri artık güç yetiremeyecekleri ve tahammül edemeyecekleri dereceye ulaşacak. Bunun üzerine içlerinden bazıları diğerlerine: ''İçinde bulunduğunuz durumu görmüyor musunuz? Neden Rabbinizin katında size şefaatçi olacak birini aramıyorsunuz?'' diyecekler.

Bazıları: ''Bunun için atanız Adem'e gidin!'' deyince, Adem'in yanına gelecekler. Ona: ''Ey Adem! Sen ki insanlığın babasısın! Yüce Allah seni kendi elleriyle yarattı, ruhundan sana üfledi, meleklere emretti de sana secde ettiler. Rabbinden bizim için şefaat dile! İçinde olduğumuz durumu görmüyor musun? Şu başımıza gelenleri görmüyor musun?'' diyecekler. Adem ise onlara: ''Rabbim bugün öyle bir öfkelenmiş ki bu güne kadar hiç bu kadar öfkelenmemişti ve bundan sonra da hiç bu kadar öfkeli olmayacak! Bana ağacı yasaklamıştı oysa ben emrine karşı geldim. Onun için ben kendimi düşünüp nefsim, nefs im diyorum! Benden başkasına, Nuh'a gidin!'' karşılığını verecek.

Nuh'a gelip şöyle diyecekler: ''Ey Nuh! Sen yeryüzüne gönderilen ilk peygambersin. Yüce Allah seni "Çok şükreden bir kul" olarak tanımladı. Rabbinden bizim için şefaat dile! İçinde olduğumuz durumu görmüyor musun? Şu başımıza gelenleri görmüyor musun?'' Nuh ise onlara şöyle karşılık verecek: ''Rabbim bugün öyle bir öfkelenmiş ki bu güne kadar hiç bu kadar öfkelenmemişti ve bundan sonra da hiç bu kadar öfkeli olmayacak! Ben de kavmim için bir bedduada bulunmuştum. Onun için ben kendimi düşünüp nefsim, nefsim diyorum! Benden başkasına, İbrahim'e gidin!''

Bunun üzerine İbrahim'e gelip şöyle diyecekler: ''Ey İbrahim! Sen ki Yüce Allah'ın peygamberi ve yeryüzü insanları içinde tek dostusun. Rabbinden bizim için şefaat dile! İçinde olduğumuz durumu görmüyor musun? Şu başımıza gelenleri görmüyor musun?'' İbrahim ise onlara: ''Rabbim bugün öyle bir öfkelenmiş ki bu güne kadar hiç bu kadar öfkelenmemişti ve bundan sonra da hiç bu kadar öfkeli olmayacak!'' karşılığını verecek ve söylemiş olduğu yalanları zikredecek. Sonra da: ''Onun için ben kendimi düşünüp nefsim, nefsim diyorum! Siz benden başkasına, Musa'ya gidin!'' diyecek.

insanlar Musa'ya gelip şöyle diyecekler: ''Ey Musa! Sen ki Yüce Allah'ın Resulüsün. Yüce Allah seni, risaletle görevlendirmesi ve seninle konuşmasıyla diğer insanlara üstün kıldı. Rabbinden bizim için şefaat dile! içinde olduğumuz durumu görmüyor musun? Şu başımıza gelenleri görmüyor musun?'' Musa ise onlara: ''Rabbim bugün öyle bir öfkelenmiş ki bugüne kadar hiç bu kadar öfkelenmemişti ve bundan sonra da hiç bu kadar öfkeli olmayacak. Ben de, emredilmemesine rağmen bir cana kıymıştım. Onun için ben kendimi düşünüp nefsim, nefsim diyorum! Siz benden başkasına, ısa'ya gidin!'' diyecek.

Bunun üzerine insanlar ısa'ya gelip şöyle diyecekler: ''Ey Isa! Sen ki Yüce Allah'ın Resulü'sün. insanlarla henüz beşikteyken konuştun. Sen ki Yüce Allah'ın Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve kendisinden bir ruhsun. Rabbinden bizim için şefaat dile! içinde olduğumuz durumu görmüyor musun? Şu başımıza gelenleri görmüyor musun?'' Isa ise onlara: ''Rabbim bugün öyle bir öfkelenmiş ki bu güne kadar hiç bu kadar öfkelenmemişti ve bundan sonra da hiç bu kadar öfkeli olmayacak'' karşılığını verecek. Isa işlediği herhangi bir günahtan bahsetmez, ama yine de: ''Ben kendimi düşünüp nefsim, nefsim diyorum! Benden başkasına, Muhammed'e gidin!'' diyecek.

Nihayetinde insanlar bana gelip şöyle diyecekler: ''Ey Muhammed! Sen ki Yüce Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncususun. Yüce Allah senin geçmiş ve gelecek tüm günahlarını affetmiştir. Rabbinden bizim için şefaat dile! içinde olduğumuz durumu görmüyor musun? Şu başımıza gelenleri görmüyor musun?'' Bunun üzerine ben kalkıp Arş'ın altına geleceğim ve Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra Yüce Allah benden önce hiç kimseye bahşetmediği hamd ve övgüleri bana ilham edecek. Bana: ''Ey Muhammed! Başını kaldır! istediğini dile zira dileğin verilecek. Şefaat et, zira şefaatin kabul edilecek'' buyuracak. Bunun üzerine ben başımı kaldırıp birkaç defa: ''Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!'' diyeceğim. Bana: ''Ey Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyenleri Cennet kapılarından sağdaki kapıdan Cennete aL. Bunlar diğer kapılardan da diğer insanlar gibi girebilecekler'' denilecek. "

Ebu Hureyre der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Muhammed'in nefsi elinde olana yemin olsun ki Cennet kapılarının iki kanat arası sizin için Mekke ile Hecer" veya: "Mekke ile Busra arası kadar olacaktır" buyurdu.

 

32333. Selman der ki: Kıyamet gününde güneşe on yıllık bir hararet verilecek insanların başlarına doğru, iki yay mesafesine kadar yaklaştırılacak. Öyle ki insanlardan akan ter gittikçe yerden yükselecek, insanların ağızlarına kadar doluşacak ve bundan dolayı kişi boğulurcasına "Gık! Gık!" diye sesler çıkarmaya başlayacaktır. içinde bulundukları bu durumu görünce içlerinden bazıları diğerlerine: "içinde bulunduğunuz şu durumu görmüyor musunuz! Babanız Hz. Adem'e gidin de Rabbinizden sizin için şefaat dilesin" derler. Sonra Hz. Adem'in yanına gelip: "Ey babamız! Yüce Allah seni kendi elleriyle yarattı, ruhundan sana üfledi, Cennetine yerleştirdi. Rabbinden bizim için şefaat dile. içinde bulunduğumuz durumu görüyorsun" derler. Ancak Hz. Adem onlara: "Ben size şefaat dileyecek makamda değilim. Kendi yaptıklarım dururken size nasıl şefaat edebilirim?" karşılığını verecek. Ona: "Kime gitmemizi emredersin?" diye sorduklarında da Hz. Adem: "Yüce Allah'ın kendisini şükreden kullarından kıldığı kişiye gidin" der.

 

Bunun üzerine Hz. Nuh'a gelip: "Ey Allah'ın peygamberi! Yüce Allah seni şükreden kullarından kıldı. içinde bulunduğumuz durumu da görüyorsun. Kalk da bizlere şefaatçi ol!" derler. Ancak Hz. Nuh da onlara: "Ben size şefaat dileyecek makamda değilim. Kendi yaptıklarım dururken size nasıl şefaat edebilirim?" karşılığını verir. Ona: "Peki kime gitmemizi emredersin?" diye sorduklarında Hz. Nuh: "Yüce Allah'ın dostu olan ibrahim'e gidin" der.

 

Hz. ibrahim'in yanına gelip: "Ey Allah'ın dostu! içinde bulunduğumuz durumu görüyorsun. Rabbimizden bizim için şefaatçi ol" der. Ancak Hz. ibrahim de onlara:

 

"Ben size şefaat dileyecek makamda değilim. Kendi yaptıklarım dururken size nasıl şefaat edebilirim?" karşılığını verir. Ona: "Peki kime gitmemizi emredersin?" diye sorduklarında Hz. ibrahim: "Yüce Allah'ın risaletle görevlendirdiği ve onunla konuşmasıyla diğer insanlara üstün kıldığı kulolan Musa'ya gidin" der.

 

Bunun üzerine Hz. Musa'nın yanına gelip: "içinde bulunduğumuz durumu' görüyorsun. Rabbimizden bizim için şefaat dile" derler. Hz. Musa da: "Ben size şefaat dileyecek makamda değilim. Kendi yaptıklarım dururken size nasıl şefaat edebilirim?" karşılığını verir. Ona: "Peki kime gitmemizi emredersin?" diye sorduklarında Hz. Musa: "Yüce Allah'ın kelimesi ve ruhu olan Isa b. Meryem'e gidin" der.

 

Hz. ısa'nın yanına gelip: "Ey Allah'ın (ilka ettiği) kelimesi ve ruhu! içinde bulunduğumuz durumu görüyorsun. Rabbimizden bizim için şefaat iste" diyecekler. Hz. Isa da: "Ben size şefaat dileyecek makamda değilim. Kendi yaptıklarım dururken size nasıl şefaat edebilirim?" karşılığını verir. Ona: "Peki kime gitmemizi emredersin?" diye sorduklarında Hz. Isa: "Yüce Allah'ın, kendisiyle peygamberliği açıp kapadığı, geçmiş ve gelecek tüm günahlarını bağışladığı için böylesi bir günde güven içinde huzura gelen kulun yanına gidin" der.

 

Bunun üzerine Muhammed'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip şöyle derler: "Ey Allah'ın peygamberi! Yüce Allah peygamberliği seninle açtı ve yine seninle kapadı. Geçmiş ve gelecek tüm günahlarını bağışladığı için de böylesi bir günde huzura güven içinde geldin. içinde bulunduğumuz şu durumu da görüyorsun. Rabbimizden bizim için şefaat dile!" Hz. Peygamber de (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bunu ben yaparım!" karşılığını verir. Sonra da insanları toplayıp Cennetin kapısına varır. Kapıyı çaldığında içerden: "Kim o?" diye sorulur. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Muhammed!" diye cevap verdiğinde kapı açılır. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gidip Yüce Allah'ın huzurunda durur. Secde etmek için izin istediğinde, kendisine izin verilir ve secdeye kapanır. Bunun üzerine Yüce Allah kendisine: "Ey Muhammed! Başını kaldır! istediğini dile, zira dileğin verilecek. Şefaat et, zira şefaatin kabul edilecek. Dilediğin duayı yap, duana icabet edilecek" buyurur. Sonra Yüce Allah kendisine, daha önce hiçbir mahlukata nasip etmediği övgü, hamd ve senaları ilham edecek. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diye yalvaracak sonra secde için yine izin isteyecek. izin verilince yine secdeye kapanacak. Yüce Allah kendisine, daha önce hiçbir mahlukata nasip etmediği övgü, hamd ve senaları ilham edecek ve: "Ey Muhammed! Ey Muhammed! Başını kaldır! istediğini dile zira dileğin verilecek. Şefaat et, zira şefaatin kabul edilecek. Dilediğin duayı yap, duana icabet edilecek" buyuracak. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başını kaldırıp iki veya üç defa: "Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diye yalvaracak.

 

Selman şöyle devam eder: "Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalbinde bir buğday veya arpa veya hardal tanesi ağırlığında dahi iman bulunan herkese şefaat edecek. işte Makam-ı mahmOd denilen de budur."

 

 

32334. Huzeyfe bildiriyor: "Kıyamet gününde Adem oğullarının efendisi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olacaktır.''

 

32335. Enes, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kıyamet gününde müminler toplanıp, Yüce Allah'ın da bunu onlara ilham etmesiyle, birbirlerine şöyle derler: ''Rabbimize bize şefaatçi olması için birini yollasak da içinde bulunduğumuz bu sıkıntılı durumdan bizi rahatlığa kavuştursa!'' Bunun üzerine Adem'e gelip: ''Ey Adem! Sen ki insanlığın atasısın! Yüce Allah seni kendi elleriyle yarattı ve sana kendi ruhundan üfledi. Her şeyin ismini sana öğretti. Rabbimizin katında bize şefaatçi ol da bizi, içinde bulunduğumuz bu sıkıntılı durumdan kurtarsın!'' derler. Ancak Adem onlara: ''İstediğiniz şeyi yerine getirecek makamda değilim'' karşılığını verir. İşlediği hataları onlara anlatarak yakınmaya başlar ve Rabbinden böylesi bir şeyi istemekten haya eder. Ancak onlara: ''Bunun için Nuh'a gidin. Zira kendisi yeryüzüne gönderilen ilk peygamberdir'' der. Müminler Nuh'a gelip aynı talepte bulunurlar; ancak Nuh da onlara: ''İstediğiniz şeyi yerine getirecek makamda değilim'' karşılığını verir ve ilmi olmayan konuda Rabbinden nasıl isteklerde bulunduğunu anlatır, böylesi bir şeyi de Rabbinden istemekten haya eder. Ancak onlara: ''Bunun için Rahman'ın dostu (Halilurrahman) olan İbrahim'e gidin'' der. Bunun üzerine İbrahim'e giderler. Fakat o da: ''Bunu isteyebilecek konumda değilim!'' karşılığını verir ve onlara: ''Ancak bunun için Musa'ya gidebilirsiniz, zira o Yüce Allah'ın kendisiyle konuştuğu ve Tevrat'ı verdiği bir kuldur'' der. Müminler Musa'ya gelirler. Ancak Musa da onlara: ''Bunu yapabilecek bir konumda değilim'' karşılığını verir ve haksız yere bir cana nasıl kıydığını anlatır, böylesi bir şeyi Rabbinden istemekten haya eder. Sonra onlara: ''Bunun için Allah'ın kulu, resulü, ilka ettiği kelimesi ve ruhu olan kula gidin'' der. Bunun için de ısa'ya giderler. Isa da onlara: ''Bunu yapabilecek konumda değilim. Ama Yüce Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm günahlarını bağışladığı bir kulolan Muhammed'e gidin'' karşılığını verir."

(Ravi, Hasan'dan şu cümleyi aktarır:) Benim yanıma geldiklerinde kalkıp iki saf olan müminlerin arasında yürürüm. (Hasan'ın cümlesi burada biter ve Enes'in rivayeti şöyle devam eder:) Rabbimin huzuruna girmek için izin istediğimde bana izin verilir. Rabbimi gördüğümde ise hemen secdeye kapanırım. Rabbim dilediği bir süreye kadar beni öyle secde halinde bıraktıktan sonra bana: ''Başını kaldır! Söyle ki sözün dinlenecektir! Dile ki dileğin sana verilecektir! Şefaat et ki şefaatin kabul görecektir'' der veya denilir. Başımı kaldırdığımda bana öğretmiş olduğu hamdü senalarla ona hamdü senada bulunurum ve şefaat isterim. Bana belli bir sınır belirler ve sınırın içinde kalanları Cennete sokarım. Sonra ikinci kez Rabbimin huzuruna dönerim. Rabbimi görünce hemen secdeye kapanırım. Yüce Allah dilediği bir zaman beni secdede bıraktıktan sonra birincisinde dediği gibi yine bana: ''Söyle ki sözün dinlenecektir! Dile ki dileğin sana verilecektir! Şefaat et ki şefaatin kabul görecektir'' buyurur. Başımı kaldırıp bana öğretmiş olduğu hamdü senalarla ona hamdü senada bulunurum. Bana: ''Dile ki dilediğin sana verilecek! Şefaat et ki şefaatin kabul görecek!'' denilir. Sonra Yüce Allah bana yine bir sınır belirler ve bunları da Cennete sokarım. En son katına dördüncü kez gelirim ve: ''Rabbim! Dışarıda sadece Kur'an'ın (Cehennemlik olduklarını) belirlediği kimseler kaldı'' derim.''

 

32336. Ömer b. el-Hattab, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Ben, ateşten uzaklaşın diye sizi kemerlerinizden tutup çekiyorum. Ancak siz beni aşıp kelebekler ve çekirgeler gibi ateşe atılıyorsunuz. Oysa kemerlerinizi bırakıp da önünüzden Havz'a doğru gitmem (ölmem), sizin de gruplar halinde oraya yanıma gelmeniz pek yakındır. ''

 

32337. Zeyd b. Sabit, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Benden geriye size iki halef bırakıyorum ki bunlar Yüce Allah'ın Kitabı ile Ehl-i beyt'imdir. Bu ikisi (Cennetteki) Havz'da yanıma gelen kadar da birbirlerinden asla ayrılmazlar.''

 

32338. Zeyd b. Erkam bildiriyor: (Kufe'nin Emevi valisi) Ubeydullah b. Ziyad gelmem için haber salınca yanına gittim. Bana: "Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) nakledip rivayet ettiğin ancak hiçbir kitapta işitmediğimiz, bize ulaşan bu hadisler de nedir? Bir Havz'ın olduğunu da söylüyormuşsun!" deyince ben de: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize öyle bir Havz'dan bahsetti ve bize öyle bir şeyi vaad etti" karşılığını verdim.

 

32339. Ebu Said, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "(Cennette) öyle bir havuzum var ki uzunluğu Kabe ile Beytu'lMakdis arası kadardır. Suyu süt gibi bembeyazdır. İçmek için kapları gökteki yıldızlar sayısıncadır. Kıyamet gününde, peygamberler içinde en çok tabisi olan peygamber de ben olacağım.''

 

32340. Ka'b b. Ucre bildiriyor: Deriden minderlerin üzerinde oturmuşken Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: "Benden sonra da yöneticiler gelecek; ancak bilin ki her kim onların yanına girince yalanlarını onaylar, haksızlıklarında onlara yardımcı olursa o kişi benden (dinimden) değildir, ben de ondan değiİim. Bu kişi (Cennette) Havz'ın başında yanıma da gelemeyecektir. Ancak her kim o yöneticilerin yalanlarını onaylamaz, haksızlıklarına da yardımcı olmazsa, bu kişi bendendir, ben de ondanımdır. (Cennette de) Havz'ın başına yanıma gelecektir.''

 

32341. Ebu Said el-Hud rı, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Her peygambere (Yüce Allah tarafından) bir ihsanda bulunulmuş ve yine her peygamber dünyadayken bunu kullanmıştır. Ancak ben bunu (kıyamet gününde) ümmetime şefaat etmek için sakladım.''

 

32342. Ebu Said, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kıyamet gününde Nuh çağrılır ve kendisine: ''Tebliğ ettin mi?'' diye sorulur. Nuh da: ''Evet!'' der. Bunun üzerine kavmi çağrılır ve: ''Size tebliğ etti mi?'' diye sorulur. Ancak Nuh'un kavmi: ''Bize uyarıcı olarak herhangi biri gelmedi'' derler. Bunun üzerine Nuh'a: ''Tebliği ettiğine dair sana kim şahitlik eder?'' diye sorulduğunda, Nuh: ''Muhammed ile ümmeti'' cevabını verir. İşte ''Böylece, sizler insanlara birer şahit olasınız ve Peygamber de size bir şahit olsun diye sizi vasat bir ümmet yaptık''[Bakara, 143] ayetinin anlamı da budur. Buradaki ''vasat'' adalet anlamındadır. Ümmetim çağrılır ve Nuh'un tebliğ ettiğine dair şahitlik ederler. Sonra ben de size şahitlik ederim."

 

32343. Ebu Vai! bildiriyor: Abdullah (b. Mes’ud): "Yüce Allah, Hz. ibrahim'i kendine dost (halil) edinmiştir. Sizin Peygamberiniz de (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Yüce Allah'ın dostudur. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlar içinde Yüce Allah'ın katında en değerli olan kişidir" dedi ve şu ayeti okudu: ''... Ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a ulaştıracak."[İsra, 79]

 

32344. Ebu Hureyre, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Yüce Allah şöyle buyurdu: ''Sur'a üflenir ve Allah'ın dilediği kimseler dışında göklerdeki herkes ve yerdeki herkes ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bekliyorlar.''[Zümer, 68] İşte başını ilk kaldıracak (dirilecek) olan kişi ben olacağım. Ancak Musa'nın, Arş'ın direklerinden birine tutunmuş olduğunu göreceğim. Benden önce mi başını kaldırdı, yoksa Yüce Allah'ın istisna ettiği kişilerden midir, bilemiyorum."

 

32345. Karaza'nın azatlısı Talha, Zeyd b. Erkam'dan bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizler, (Cennette) Havz'a gelecek olan yüzbin topluluktan sadece bir topluluksunuz." Ravi der ki: "Zeyd'e: "Bunu söylediğinde orada kaç kişiydiniz?" diye sorduğumuzda, Zeyd: "Altıyüz ile yediyüz kişi arasındaydık" dedi.

 

32346. Huzeyfe der ki: "Havz (ın suyu) sütten beyaz, baldan tatlı, kardan soğuk, koku olarak da miskten daha güzeldir. içme kapları gökyüzündeki yıldız sayısı kadardır. Eyle ile San'a arası kadar bir genişliğe sahiptir ki ondan bir defa içen kişi, artık ondan sonra asla bir daha susuzluk çekmez.''

 

32347. İbn Ebi Necih, Mücahid'den bildiriyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) için: "Şu adam kimlerden?" diye sorulunca: "Araplardan" denilir. Hangi Araplardan?" diye sorulunca: "Kureyş'ten" denilir. "Ve muhakkak ki o (Kur'an) hem senin için, hem kavmin için bir zikirdir ve ileride bundan sorulacaksınız"[Zuhruf, 44] ayetinde ifade edilen budur. "Biz ki senin şanını yükselttik."[ İnşirah, 4] ayetiyle de Yüce Allah "Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Resulullah" lafzına işaret ederek şöyle demek istemiştir: "Ne zaman ben anılsam sen de anılıyorsun."

 

32348. İbn Şubrume bildiriyor: "Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?"[İnşirah,1] ayeti hakkında Hasan(-ı Basri) şöyle dedi: "Doğrudur! Hikmetle ve ilimle dolduruldu." "Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?"[İnşirah, 2-3] ayetleri için de: "Sırt (ın)daki yük ne kadar da ağırdı" dedi. "Biz ki senin şanını yükselttik"[İnşirah, 4] ayeti hakkında da: "Doğrudur! Yüce Allah ne zaman anılsa sen (Hz. Peygamber) de onunla birlikte anıldın."

 

32349. Muhammed b. Cübeyr b. Mut'im, babasından, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Benim birçok ismim vardır. Ben ki Muhammed'im, Ahmed'im. Yüce Allah'ın kendisiyle küfrü imha ettiği el-Mahi'yim. Ben, tüm insanların yanında haşredilecekleri el-Haşir'im. Ben el-Akib'im." Ravi ekledi: Birisi ravi Zühri'ye: "Akıb ne demek?" diye sorunca, Zühri: "Kendisinden sonra peygamberin olmamasıdır" dedi.

 

32350, Huzeyfe bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benimle karşılaşınca şöyle buyurdu: "Ben Muhammed'im, Ahmed'im, el-Mukaffa'yım (Peygamberlerin sonuncusuyum) ve el-Haşir'im."

 

32351. Ebu Musa bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizlere bazı isimlerini bildirdi ki bunların bir kısmını aklımızda tuttuk. Şöyle buyurdu: "Ben Muhammed'im, Ahmed'im, el-Mukaffa'yım, el-Haşir'im, tevbe Peygamberiyim (Nebiyyu't-Tevbe) ve savaş Peygamberiyim (Nebiyyu'lMelhame).''

 

32352. Sevban, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Yüce Allah yeryüzünü bana dürüp katladı ki doğusunu da, batısını da gördüm. Ümmetimin hükümranlığı da bana katlanıp gösterilen yerlere kadar ulaşacaktır. Bana hem kırmızı, hem de beyaz olan hazineler verildi." Ravi Hammad der ki: Bir defasında da (Eyyub'dan) şöyle dediğini işittim: "Bu hazineleri Fars ile Rum'un mülküne yordum. Yine Rabbimden ümmetimi genel bir kıtlıkla helak etmemesini, onlara kendilerinden olmayan ve köklerini kazıyacak olan birini musallat etmemesini diledim. Rabbim de bana şöyle cevap verdi: "Ey Muhammed! Ben bir şeyi takdir ettiğim zaman artık ondan dönüş olmaz. Ümmetini genel bir kıtlıkla helak etmeyecek, onlara kendilerinden olmayan ve köklerini kazıyacak olan birini musallat etmeyeceğim. Ümmetine karşı dünyanın tüm bölgeleri" (veya: Birçok bölgesi içinden topluluklar) bir araya gelseler dahi!"

 

32353. Amir b. Saldı babasından bildiriyor: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (Medine dışındaki) Aliye'den geldi. Muaviye oğulları mescidine uğradığında içeri girdi ve iki rekat namaz kıldı. Biz de onunla beraber kıldık. Namazdan sonra Rabbine uzunca bir dua etti. Bitirince de bize döndü ve şöyle buyurdu: "Rabbimden üç istekte bulundum. İkisini bana verirken birini vermedi. Rabbimden, ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim, verdi. Yine ümmetimi boğarak (suyla) helak etmemesini istedim, bunu da verdi. Ancak, ümmeti mi birbirine düşürmemesini istediğimde bunu vermedi.''

 

32354. Huzeyfe b. el-Yeman bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Muaviye oğulları kara taşlığına doğru gidince ben de peşinden çıktım. Taşlığın üzerine varınca kuşluk vaktinde sekiz rekat namaz kıldı ve bu namazı uzun tuttu. Bitirdiğinde bana: "Ey Huzeyfe! Geciktim mi?" diye sordu. Ben: "Allah ve Resulü bilir" dedim. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "(Namazda) Yüce Allah'tan üç şey diledim. Bunlardan ikisini verirken birini ise vermedi. Başka toplulukları ümmetime galip getirmemesini diledim, bunu kabul etti. Ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim, bunu da kabul etti. Ancak, ümmetimi birbirine düşürmemesini dilediğimde bunu vermedi.''

 

32355. Abdullah (b. Mes’ud) bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) isra gecesinde göğe çıkarıldığında Sidretü'l-Münteha'ya götürüldü. Burası, yeryüzünden semaya çıkarılanların gidebileceği en son yerdir ve altıncı kat semadadır. Bir şey alınacaksa oradan alınır ve bir üstten gelenler de oraya iner, oradan alınırlar. Yüce Allah şöyle buyurur: "Sidre'yi bürüyen bürüyordu."[Necm, 16] Bunlar altından kelebeklerdir. Orada Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üç şey verildi: Birincisi beş vakit namazdı. ikincisi Bakara suresinin son ayetleriydi. Üçüncüsü ise Yüce Allah'a şirk koşulmadıktan sonra ümmetin büyük günahlarının bağışlanmasıydı."

 

32356. Huzeyfe bildiriyor: (isra gecesinde) Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) binmesi için Burak getirildi. Burak beyaz ve uzunca bir binektir. Adımını gözünün görebildiği yere kadar atar. Beytu'I-Makdis'e ulaşana kadar Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Burak'ın sırtında kaldı. Daha sonra semanın kapıları kendisine açıldı. Orada Cennet ile Cehennemi gördü." Huzeyfe der ki: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beytu'I-Makdis'te namaz kılmadı.''

 

32357. Abdullah b. Şeddad bildiriyor: isra gecesinde Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) binmesi için bir binek getirildi. Katırdan küçük, merkepten ise büyüktü. Adımını gözünün görebildiği yere kadar atabiliyordu ve adı Burak'tı. Yolda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) müşriklerin kervanına rastlayınca kervandakiler ürküp kaçmaya başladılar. Birbirlerine: "Bu da ne?" dediklerinde yine içlerinden birileri: "Bir şey göremiyoruz, bir rüzgar olsa gerek!" karşılığını verdiler. Nihayetinde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beytu'I-Makdis'e getirildi. Orada Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birinin içinde şarap, diğerinde ise süt bulunan iki kap getirildi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) içinde süt olan kabı alınca, Cebrail ona: "Doğru yolu buldun! Ümmetin de doğru yolda olacaktır!" dedi. Sonra Mısır'a doğru gitti.

 

32358. İbn Abbas bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İsra gecesi sonrası Mekke' de sabahladığımda, gece yaşadıklarım gözümde büyüdü ve bu konuda insanların beni yalanlayacaklarını da anladım."

 

ibn Abbas şöyle devam eder: Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tek başına bir yerde üzüntülü bir şekilde oturdu. Ebu Cehil oradan geçerken gelip Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına oturdu. Onunla alay edercesine: "Yeni bir şey var mı?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Evet!" karşılığını verdi. Ebu Cehil: "Ne oldu?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Dün gece alınıp götürüldüm!" buyurdu. Ebu Cehil: "Nereye?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Beytu'l-Makdis'e" karşılığını verdi.

 

Ebu Cehil: "(Oraya gittin) sabah da içimize geri döndün öyle mi?" diye sorunca, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Evet!" karşılığını verdi.

Ebu Cehil hemen onu yalanlamak istemiyordu. Zira kavmi yanına geldiğinde, olayı inkar etmesinden korkuyordu. Sonra Ebu Cehil: "Şayet kavmini buraya çağırırsam bana anlattıklarını onlara da anlatır mısın?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Anlatırım!" karşılığını verdi.

Bunun üzerine Ebu Cehil: "Toplanın ey Ka'b b. Lüeyy oğulları!" diye seslendi.

Başka yerlerde oturanlar bırakıp hemen orada toplandılar ve oturdular. Ebu Cehil, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bana anlattığını kavmine de anlat!" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara: "Dün gece alınıp götürüldüm" buyurdu. Oradakiler: "Nereye?" diye sorduklarında, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Beytu'l-Makdis'e" karşılığını verdi. "(Gece gittin) ve sabah vakti içimize geri döndün, öyle mi?" diye sorduklarında, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Evet!" karşılığını verdi.

Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) -kendilerine yalan gelen- bu sözü üzerine içlerinden bazıları şaşkınlıktan el çırptı, bazıları da ellerini başlarına götürdü. Sonra: "Peki oradaki mescidin nasıl bir şeyolduğunu bize anlatabilir misin?" dediler. Zira içlerinden bazıları oraya gitmiş ve mescidi (Süleyman Mabedini) görmüştü.

 

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olayı şöyle anlattı: "Bunun üzerine ben de mescidin özelliklerini onlara anlatmaya başladım. Bir ara bazı özelliklerinde takılacak gibi oldum, ama Yüce Allah tarafından mescid (önüme) getirildi ve Akıl'in (veya İkal'in) evinin yanına konuldu. Ben de onu seyrediyordum. Ona bakarak mescidin tüm özelliklerini bir bir anlattım." İbn Abbas der ki: "Bunun üzerine oradakiler: "Vallahi doğru bir şekilde mescidin özelliklerini anlattı I" dediler.

 

32359. İbn Abbas bildiriyor: Cebrail, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanında oturuyorken üstünden bir göçme sesi duydu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başını kaldırdıktan sonra şöyle buyurdu. "Semadan daha önce hiç açılmamış olan bir kapı açıldı. Sonra kapıya bir melek gelip şöyle dedi: "Sana getirdiğim ve senden öncekilere verilmeyen iki nurdan yana sana müjdeler olsun! Biri Fatiha suresidir, diğeri de Bakara süresinin son ayetleridir. Bunlardan bir harf dahi okusan dilediğin sana verilecektir."

 

32360. Abdullah b. Kays bildiriyor: Bir gece Ebu Burde'nin yanındayken yanımıza Haris b. Ukayş girdi. Haris bize Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu bildirdi: "Ümmetimden öyle kişiler var ki onların şefaatiyle Mudar kabilesi sayısınca kişi Cennete girer."

 

32361. Ebu Said, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Ümmetimden öyle kişiler vardır ki birine veya ailesine şefaatte bulunur ve onun şefaatiyle de Cennete girerler."

 

32362. Enes, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

"Allah'ın yolunda hiç kimsenin çekmediği kadar eziyet çektim. Allah yolunda hiç kimsenin korkmadığı kadar korkutuldum. Bazen gecesi ve gündüzüyle üç gün boyunca benle Bilal'in, bir canlının yiyebileceği bir şeyler olmazdı. Sadece Bilal'in koltuğunun altına sıkıştırıp kaldırdığı bir şeyler olurdu."

 

32363. Cabir b. Semure, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Mekke'de, henüz peygamber olarak gönderilmeden önce beni selamlayan bir taş vardı ki şimdi dahi bu taşı tanırım."

 

32364. Abdurrahman b. Sabit, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Yüce Allah bana en güzel bir surette tecelli etti ve: ''Ey Muhammed! Seçkin melekler hangi konuda tartışıyorlar?'' diye sordu. Ben: ''Rabbim! Bu konuda bilgim yok'' dedim. Bunun üzerine ellerini omuzlarımın arasına koydu ki ellerinin serinliğini göğsümde hissettim" veya:

"Ellerini göğsüme koydu ki ellerinin serinliğini omuzlarımın arasında hissettim. Sonra bana neyi sorduysa bildim.''

 

32365. Enes b. Malik bildiriyor: Ebu Talha beni yemeğe davet etmem için Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gönderdi. Yanına gittiğimde Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir toplulukla beraber olduğunu gördüm. Bana bakınca utandım ve: "Ebu Talha seni çağırıyor" dedim. Resulullah da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanındakilere: ''Haydi kalkın (da gidelim)" buyurdu. Geldiklerinde Ebu Talha:

"Ya Resulallah! Ben sadece senin için bir şeyler hazırlamıştım" dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yapılan yemeğe dokundu ve bereketli olması için dua etti. Sonra da: ''Ashabımdan on kişilk bir grubu içeriye al" buyurdu. Girenler doyana kadar yediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu şekilde onunu içeri alıp onunu dışarıya çıkartmaya devam etti ki içlerinden girip de yemek yemeyen kimse kalmadı. Sofrayı toplayıp kaldırdığı zaman sanki dokunulmamış gibi ilk yedikleri halde olduğunu gördük.

 

32366. Ebu'I-Ala b. eş-Şıhhır, Semure b. Cundub'den bildiriyor: "Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir kap tirid yemeği getilirdi ve topluluğun önüne konuldu. Müslümanlar sabahtan öğleye kadar bu tabaktan yediler. Bir grup kalkıyor, diğer grup yemek için oturuyordu." Ravi der ki: Adamın biri Semure'ye: "Ey Semure! Yemek çoğalıyor muydu?" diye sorunca, Semure: "Buna neden şaşıralım ki? Zira ancak şuradan dolayı çoğalıyordu" dedi ve eliyle göğe doğru işaret etti.

 

32367. Abdulvahid b. Eymen, babasından bildiriyor: Cabir b. Abdillah'a: "Bana Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) işittiğin bir hadisi bildir de ben de senden başkasına aktarayım" dediğimde Cabir şöyle anlattı: "Hendek savaşı zamanlarında Resulullah'la (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birlikte hendeği kazıyorduk. Üç gün geçti ki ne bir yemek yedik ne de yemek için bir şeyler bulabildik. Hendeği kazarken önüme büyük bir kaya parçası çıktı. Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldim ve: "Ya Resulallah! Hendekte önüme bir kaya parçası çıktı" dedim. Kayanın üzerine su serptikten sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalktı. Karnına taş bağlamıştı. Sonra kazmayı veya çapayı aldı, üç defa Besmele çekip kayaya vurdu. Kaya kum yığınına dönüştü.

Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) karnına taş bağlamış olduğunu görünce, ona: "Ya Resulallah! Bana az müsaade et" dedim. Gitmem için bana izin verdi. Karımın yanına gelip: "Annen sensiz kalsın emi! Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öyle bir şey gördüm ki buna dayanmam mümkün değil! Yemek olarak sen de ne var?'' dedim. Bana: "Bir sa' arpa ile bir oğlak var" karşılığını verdi. Ardından arpayı öğüttük, oğlağı da kesip derisini yüzdük. Oğlağı çömleğe koyduk, öğütülmüş arpayı da ekmek için yoğurduk. Sonra Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına geri döndüm. Az bir süre kaldıktan sonra tekrar ayrılmak için izin istedim. izin verince de eve geldim. Hamur, ekmek için kıvama gelmişti. Hemen ekmek yapmasını söyledim. Kazanı da ocağa koydum. Sonra Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına geldim ve gizlice ona: "Evimizde az bir yemeğimiz var. Uygun görürsen, yanında bir veya iki kişi ile birlikte benimle gelin'' dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana: "Ne kadar yemek var?" diye sorunca, ben: "Bir sa' arpa ile bir oğlak'' dedim. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana:

"Hanımının yanına geri dön ve ben gelene kadar kazanı ocaktan indirmemesini, ekmeği de fırından çıkarmamasını söyle!" buyurdu.

Sonrasında ashabına: "Haydi kalkın da Cabir'in evine gidelim!" buyurdu. O anda ne kadar utandığımı ancak Allah bilir. Karıma: "Annen sensiz kalsın emi! Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tüm ashabı ile birlikte geldi'' dedim. Karım bana:

 

"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sana yemeğin ne kadar olduğunu sordu mu?'' diye sorunca, ben: "Evet!'' karşılığını verdim. Karım da: "O zaman Allah ve Resulü daha iyi bilir, zira bizde bulunan yemeği ona bildirdin'' dedi. Karımın bu sözü üzerine içimdeki sıkıntı biraz hafifledi ve ona: "Doğru söylüyorsun'' dedim. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip içeriye girdi, ashabına da: "Birbirinizle itişmeyin!" buyurdu. Geldi, ekmek fırını ile kazanın başında oturdu. Sonrasında fırından ekmeği, kazandan da eti almaya başladık. Ekmeği etli suya doğruyor ve önlerine koyuyorduk. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sofraya yedişer veya sekizer kişi olarak oturun" buyurdu. ilk grup yemek yedikten sonra fırın ile kazanın kapaklarını açtık. Her ikisini de eskisinden de daha dolu olduğunu gördük. Bu şekilde ekmeği etli suya doğrayıp ashabın önlerine koymaya devam ettik. Her defasında da fırın ile kazanın kapaklarını açtığımızda eskisinden de daha dolu olduklarını görüyorduk. Sonunda tüm Müslümanlar doydular. Yemek olarak da yine bir şeyler arttı. Sonra Resulullah bize şöyle buyurdu: "İnsanlar şu an açlık içinde. Onun için hem siz yiyin hem de başkalarına yidirin."

Ravi der ki: "işte o günden beri hem biz yiyor hem de başkalarına yediriyoruz.

Cabir'in bana bildirdiğine göre de o günü sekizyüz veya yediyüz kişiymişler."

 

32368. Şabı, Cabir'den bildiriyor: Abdullah b. Amr öldürülünce -veya şehid edilince- borçlandığı kişilerden, alacaklarından bir kısmını düşmeleri konusunda Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yardım istedim. Zira alacaklıları bu teklifimi kabul etmemişlerdi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana: "Git ve hurmanı (kalitesine göre) sınıflara ayır, sonra da gelip bana haber ver" buyurdu. Buyurduğu gibi yaptım. iyi hurmayı bir kenara ayırdım, diğerlerini de kalitelerine göre sınıflandırdım, sonra da gidip Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) durumu bildirdim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (harmana) geldi ve en büyük yığının yanında ve yığınların ortasında oturdu, bana da: "Alacaklılara, tartıp vermeye başla!" buyurdu. Bunun üzerine ben de tartıp alacaklılara olan borcu kapattım. Ancak sonunda hurmam aynı şekilde, sanki hiç eksilmemiş gibi duruyordu.''

 

32369. ishak b. Salim, Ebu Hureyre'den bildiriyor: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanıma çıktı ve Suffe ashabını kastederek: "Arkadaşlarını bana çağır" buyurdu. Bunun üzerine hepsini teker teker dolaşıp uyardım ve bir araya getirdim. Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kapısına geldiğimizde girmek için izin istedik, verilince de girdik. Önümüze, içinde bir müd kadarı arpa yemeği bulunan bir sofra konuldu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elini yemeğin üzerine koydu ve: "Allah'ın adıyla yemeğe başlayın!" buyurdu. Dilediğimiz kadarıyla yedikten sonra geriye çekildik. Sofra ilk konulduğu zaman Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu: "Muhammed'in ailesinde akşama, şu gördüğünüz yemekten başka da bir şey bulunmamaktadır." Ravi der ki: Ebu Hureyre'ye:

"Yemeği bitirdiğinizde ne kadar kalmıştı?" diye sorulunca, şöyle dedi: "ilk konulduğu gibiydi ve üzerinde sadece parmak izlerimiz vardı."

 

32370. Musa el-Cuhen'" Şa'b'i"den bildiriyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün yanında oturanlara: "Cennet ahalisinin üçtebirini oluşturmanız hoşunuza gider mi?" diye sordu. Ashab: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir daha: "Peki Cennet ahalisinin yarısını oluşturmanız hoşunuza gider mi?" diye sordu. Ashab yine: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde ümmetim, Cennet ahalisinin üçteikisini oluşturacaklardır. Kıyamet gününde (Cennetteki) insanlar yüzyirmi saftan oluşacaklar ve bunların seksen safı ümmetimden olacaktır.''

 

32371. İbn Bureyde, babasından, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Cennetteki insanlar, yüzyirmi saftan oluşacaldar ve bunların seksen safı, bu ümmetimden olacaktır."

 

32372. Ebu Umame el-Bahili der ki: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Rabbim bana, ümmetimden yetmişbin kişiyi hesaba çekmeden ve cezalandırmadan Cennete sokacağını vaad etti. Ayrıca bunlardan her bin kişiyle beraber yetmişbin kişi ile kendi avuçlarıyla üç avuç miktarını (dilediği kadarını) Cennete sokacağını vaad etti."

 

32373. Abdullah b. Mes’ud bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Cennettekilerin dörttebiri olmanıza ne dersiniz? Dörttebiri size, dörtte üçü de diğerlerine olur" buyurunca, ashab: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Cennettekilerin üçtebiri olmanıza ne dersiniz?" diye sorunca da ashab: "Bu çok olur" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Cennettekilerin yarısı olmanıza ne dersiniz?" diye sorunca da ashab: "Bu ondan da fazla" dediler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde Cennettekiler yüzyirmi saftan oluşacaklardır ki sizler, bunların içinde seksen saf geleceksiniz."

 

32374. Ka'b(u'I-Ahbar) der ki: "(ennetteki insanlar yüzyirmi saftan oluşacaklar ve bunların seksen safı bu ümmetten olacaktır."

 

32375. Enes, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Sidretu'l-Münteha'ya yükseltildiğimde (oradaki sedir ağacının) yapraklarının fillerin kulakları gibi, yemişlerinin ise testiler kadar olduğunu gördüm. Sonra Yüce Allah'ın yüceliği orayı kuşatınca başka şeylere dönüştüler ki oradan yakutu hatırlıyorum."

 

32376. Enes der ki: "Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kokusundan daha hoş kokulu ne bir misk, ne de bir anber kokladım, ne de onun avuçlarından daha yumuşak ipekli kumaşa veya saf ipeğe dokunmuş değilim.''

 

32377. Cabir b. Abdillah bildiriyor: Resulullah'la (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birlikte bir yolculuktan dönüyorduk. Necdır oğullarına ait bir bahçeye vardığımızda içinde delirmiş bir devenin olduğunu gördük. Bahçeye kim girse deve ona saldırıyordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bahçeye kadar geldiğinde deveyi yanına çağırdı. Deve dudağı yerde gelip Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) önünde çömeldi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bir yular getirin!" buyurdu ve getirilen yuları deveye taktı. Deveyi sahiplerine teslim ettikten sonra da oradaki insanlara döndü ve şöyle buyurdu: "Cinlerle insanların asileri dışında yerle gök arasında bulunan her şey benim Allah'ın Resulü olduğumu bilir.''

 

32378. Abdullah (b. Mes’ud), Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğu nu nakleder: "Dostum (halilim) olabilecek her şeyin bu dostluğundan uzak olduğumu belirtirim. Zira beni Allah kendine halil edindi."

 

32379. Abdullah (b. Mes’ud), Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Yüce Allah'ın yeryüzünde dolaşan melekleri vardır ve bu melekler ümmetimden gönderilen selamları bana iletirler."

 

32380. Abdullah (b. Mes’ud) bildiriyor: Bir defasında Resulullah'la (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beraberdik ve suyumuz yoktu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Yanında az bir su olanı bulup getirin" buyurunca, biraz su getirildi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) suyu bir kaba döktü ve ellerini de kabın içinde koydu. O anda su, parmaklarının arasından fışkırmaya başladı. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Haydi temiz ve mübarek olan suya gelin. Zira bereket (suyun artışı) Yüce Allah'tandır!" Abdullah der ki: Yemeği, yerken de yemeğin tesbih sesini duyardık.

 

32381. Nubeyh b. Abdillah el-Anezı, Cabir b. Abdillah'tan bildiriyor: Resulullah'la (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir yolculuğa çıktık. Namaz vakti gelince adamın biri kendisinden artan suyunu bir kapta getirip, bir tasa boşalttı. Hz. Peygamber de (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ondan abdest aldı. Geriye kalan Müslümanlar, Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) artan o suyu getirip birbirlerine: "Dokunarak abdest alın! Dokunun!" demeye başladılar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların bu dediklerini işitince: "Yavaş olun!" buyurdu ve elini tastaki suyun içine daldırdı. Sonra da onlara: "Abdestİnİzİ tam olarak alın!" buyurdu. Cabir b. Abdillah der ki: "Görmeyi benden alana yemin olsun ki Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) parmaklarının arasından suyun fışkırdığını gördüm. Oradakilerin hepsi de abdestlerini alıncaya kadar da elini içinden çıkarmadı.'' Ravi Esved der ki: "Sanırım Cabir, orada ikiyüz kişi veya daha fazla olduklarını söyledi.''

 

32382. Enes b. Malik bildiriyor: Namaz vakti gelince, Mescid'e yakın olan kişiler kalkıp abdest aldı, diğerleri de abdestsiz kaldı. Bunun üzerine Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) içinde su bulunan taştan bir kap getirildi. Ellerini kabın içine soktu, ancak kap dar geldiği için ellerini yayamadı ve parmaklarını (yumruk gibi) topladı. Sonra abdest alamayanların tümü ondan abdest aldılar.

Ravi der ki: "Enes'e: "Kaç kişiydiler?" diye sorduğumuzda: "Seksen kişi" karşılığını verdi.

 

32383. Bera bildiriyor: Hudeybiye günü konakladığımızda orada bulunan suyu insanlardan oraya ilk varanların içtiğini gördük. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kuyunun başında oturdu ve bir kova istedi. Kovanın içinden ağzıyla biraz su aldı, kuyuya püskürttü ve Allah'a dua etti. Duasının ardından kuyunun suyu arttı ve insanlar suya kanana kadar içtiler.

 

32384. imran b. el-Husayn bildiriyor: Resulullah'la (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birlikte bir yolculuktaydık. Yolcular susuzluktan yana yakınınca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) filan kişi ile Hz. Ali'yi çağırdı ve onlara: "Gidin ve bize su arayın!" buyurdu. Gittiklerinde yanında iki matara veya iki tulum su olan bir kadınla karşılaştılar. Kadını alıp Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına getirdiler. Hz. Peygamber bir kap istedi ve matara veya tulumların ağzından o kaba su boşalttı ve ağızlarını geri kapattı. insanlara da: "Su için ve kaplarınızı da doldurun!" diye bir çağrı yapıldı. Sonra dileyen su içti, dileyen de kaplarını doldurdu. Kadın da öyle durmuş suyuna ne yapıldığını seyrediyordu. Allah'a yemin olsun ki su alma işi bittiğinde, tulumlar bize eskisinden de daha dolu gibi geliyordu. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kadına: "Vallahi senin suyundan bir şey eksiltmiş değiliz, zira Yüce Allah bizlere su içirdi" buyurdu.

 

32385. Abdullah b. Selime bildiriyor: Abdullah (b. Mes’ud): "Beş şey(in bilgisi) dışında Peygamberinize (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her şey verilmiştir" dedi ve şu ayeti okudu: ''Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdar alandır."

 

32386. Ebu Hureyre, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Adem oğullarının efendisi benim. (Öldükten sonra) ilk dirilecek kişi benim. ilk şefaat edecek ve şefaati ilk kabul edilecek kişi de benim."

 

32387. Ebu Hureyre, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: ''Şu benim minberim, Cennet bahçelerinden bir bahçe üzerindedir. "

 

32388. Hasan(-ı Basri), Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: ''Arapların önde geleni benim."

 

32389. Vasile b. el-Eska', Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: ''Yüce Allah, İbrahim'in oğullarından İsmail'i, İsmail oğullarından Kinane oğullarını, Kinane oğullarından Kureyş'i, Kureyş'ten Haşim oğullarını, Haşim oğullarından da beni seçti.''

 

32390. Enes bildiriyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekkelilerden bazıları ona vurduğu için üzüntülü bir şekilde oturmuşken yanına Cebrail geldi. Kendisine: "Neyin var?" diye sorunca, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Filan filan kişilerden dolayı bu durumdayıın" buyurdu. Cebrail ona: "Sana bir bir mucize göstereyim mi?" diye sorunca, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Evet!" karşılığını verdi. Bunun üzerine Cebrail vadinin öbür tarafındaki ağaca baktı ve: "Şu ağacı yanına çağır" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ağacı çağırınca ağaç yürüyerek geldi ve Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) önünde durdu. Sonra ona: "Geri git!" buyurunca, ağaç eski yerine gitti. Bunun üzerine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu bana yeterlidir! Bu bana yeterlidir" buyurdu.

 

32391. Ebu Bekr b. Ebi Musa, babasından bildiriyor: Ebu Talib ticaret için Şam'a doğru çıktı. Yanında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve Kureyş'ten birkaç ihtiyar da vardı. Rahib'in olduğu mekana vardıklarında konakladılar ve yüklerini indirmeye  başladılar. Rahip yanlarına geldi ki daha önce de oradan geçerlerdi ve rahip hiç yanlarına gelmez ve dönüp de bakmazdı. Onlar yüklerini indirirken rahip de yanlarına yaklaştı. Sonunda gelip Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elini tuttu ve:

"Bu, alemlerin efendisidir. Bu, alemlerin Rabbinin Resulüdür. Yüce Allah bunu alemlere rahmet olarak gönderecektir" demeye başladı. Kureyşli ihtiyarlar ona:

"Bu konuda ne biliyorsun?" diye sorduklarında, rahip: "Bu patika yola girdiğiniz zaman ne kadar ağaç ve taş varsa hepsi de ona secedeye kapandılar ki bunlar peygamberden başkasına secde etmezler" karşılığını verdi.

 

32392. Ümmü Seleme, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Minberimin direkleri, Cennette sabit kalacaklardır."

 

32393. Ebu Musa, Resululah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Bana az sözle çok şeyi ifade etme, sözleri (konuşmaları) açabilme ve kapatabilme gücü verildi.''

 

32394. Şemr bildiriyor: Bir defasında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaz kılarken kurtlar gelip arkasında ulumaya başladı. Namazını bitirdikten sonra ashabına: "Bu kurtlar geldi, mallarınızdan onlara düşen payı vermenizi aksi taktirde sizlere saldıracaklarını bildiriyorlar" buyurdu. Ashabı da: "Bırak da bize saldırsınlar" karşılığını verdiler.

 

32395. Humeyd bildiriyor: Enes'e: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dua ederken ellerini kaldırır mıydı?" diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Evet! Bir Cuma gününde Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ya Resulallah! Yağmurlar çekildi, topraklar çoraklaştı ve mallar telef oldu!" diye şikayette bulunuldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dua için ellerini kaldırdı. Pazularının beyazlığını bile gördüm. Gökyüzünde tek bir bulut parçası dahi yoktu. Namazı kıldıktan sonra ise artık evi yakın olan genç kişi dahi yağmurun şidetinden dolayı evine geri dönmekte zorlandı. Yağmur bu şekilde bir hafta boyunca yağmaya devam etti. Sonunda yağmurdan evler yıkılmaya başladı ve insanlar evden dışarıya çıkamaz oldu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanların bu şekilde çabucak bıkmaları üzerine tebessüm etti ve: "Allahım! (Artık) üzerimize değil çevremize yağdır!" diye dua etti. Bu duasından sonra da hava düzeldi.

 

32396. Muğıs b. Sumey, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Bana yeni bir Tevrat (ışık veren kitap / Kur'an) indirildi ki içinde kör gözleri, gafil kalpleri ve sağır kulakları açabilecek olan hikmet nuru ve ilim pınarları bulunmaktadır. Rahman'ın katından inen en yeni kitaptır."

 

32397. Ebu Hureyre bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Rabbimden ümmetim için şefaat istedim. Bana: ''Hesaba çekilmeden içlerinden yetmişbin kişi Cennete girsin'' karşılığını verdi. Ona: ''Daha da arttır'' dediğimde, bana: ''Her bin kişinin yanında yetmişbin kişi daha olsun'' karşılığını verdi. Ona: ''Daha da arttır" dediğimde de: ''Sana şu şu şu kadarı da olsun'' karşılığını verdi." Ebu Bekr: "Bu bize yeterlidir" deyince, Ömer: "Ey Ebu Bekr! Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) rahat bırak (da daha arttırsın)" diye çıkıştı. Ebu Bekr ise ona: "Ey Ömer! Biz Yüce Allah'ın avuçlarıyla bir avuç çıkarız" dedi.

 

32398. Abdurrahman b. Ebi AkTı bildiriyor: Bir heyet olarak Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gittik. içimizden biri ona: "Ya Resulallah! Rabbinden sana Süleyman'ın saltanatı gibi bir saltanat vermesini dileseydin ya!" deyince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gü!ümsedi ve şöyle buyurdu: "Belki de arkadaşınızda (bende) Süleyman'ın saltanatından daha değerli bir şey vardır. Yüce Allah hangi peygamberi gönderdiyse ona kabul görecek bir dua hakkı da vermiştir. Onlardan kimi bu duayla dünyalık bir şey istemiş ve ona verilmiş, kimisi de kavmi kendisine karşı çıktığı için bunu beddua olarak kullanıp kavmini helak ettirmiştir. Yüce Allah bana da öyle bir dua hakkı verdi; ancak ben bunu Rabbimin katında kıyamet gününde ümmetime şefaat için saklı tuttum."

 

32399. Rifa'a el-Cüheni bildiriyor: Resulullah'la (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birlikte dışarı çıktığımızda şöyle buyurdu: "Rabbim, ümmetimden yetmişbin kişiyi hesaba çekmeden vecezalandırmadan Cennete koyacağını bana vaad etti.''

 

32400. Ebu Cafer, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Bana şefaat etme hakkı verildi ve bu şefaate Yüce Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayanlar nail olacaktır.''

 

32401. Abdurrahman b. Ebi Leyla bildiriyor: Ubey b. Ka'b'ın bana bildirdiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurmuştur: "Ey Ubey! Rabbim bana Kur'an'ı tek harf (kıraat) üzerine okumam için haber gönderdi. Ben de ona ümmetime bunu daha da kolaylaştırması için müracaat ettim. Bunun üzerine bana, Kur'an'ı yedi harf üzerine okumam için haber gönderdi ve: ''Seni geri çevirdiğim her defa için benden bir şey dileme hakkın var'' buyurdu. Ben de: ''Allahım! Ümmeti mi bağışla! Allahım! Ümmetimi bağışla!'' dedim. Üçüncü isteğimi de İbrahim de dahil tüm insanların bana muhtaç olacağı güne bıraktım."

 

32402. Sıla, Huzeyfe'nin şöyle dediğini nakleder. "(Kıyamet gününde) Tüm insanlar, hepsinin görülebileceği ve seslenen kişinin sesini duyurabileceği bir yerde toplanırlar. Sonra bir münadi, öncekilerin ve sonrakilerin başında bulunan Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Muhammed!" diye seslenir. Hz. Peygamber de (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle cevap verir: "Buyur, emrine amadeyim! Hayır senin elindedir. Doğru yolu bulan, ancak senin hidayete erdirdiğindir! Sen ki kutlu ve yücesin. Her şey sendendir ve yine sana dönecektir. Senden başka korunacak ve sığınılacak bir yer yoktur. Kabe'nin Rabbi! Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Rabbimiz sen ki kutlu ve yücesin!" Huzeyfe der ki: ''Makam-ı Mahmud da işte budur."

 

32403. Ebu Hureyre bildiriyor: "Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a ulaştıracaktır"[İsra, 79] ayeti hakkında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu, şefaattir" buyurdu.

 

32404. İbn Abbas bildiriyor: Kadının biri oğlunu Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) getirdi ve: "Ya Resulallah! Bu oğlumda delilik var, sabah akşam bu (kriz) onu yakalıyor" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çocuğun göğsünü sıvazlayıp dua edince çocuk kusmaya başladı ve içinden siyah eniğe benzer bir şey çıktı.

 

32405. İbn Abbas bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hutbelerini bir kütüğün üzerinde verirdi. Ancak minber yapılınca artık hutbelerini minberin üzerinde vermeye başladı. Bunun üzerine kütük inlemeye başladı ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gidip onu kucaklayınca ancak sakinleşti. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Şayet onu böyle kucaklamasaydım kıyamet gününe kadar inler dururdu" buyurdu.

 

32406. Ebu Hazım bildiriyor: Sehl b. Sa'd'a gelip: "Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) minberi neyden yapılmıştı?" diye sordular. Sehl şöyle karşılık verdi: insanlar içinde bunu benden daha iyi bilen kimseler kalmadı. Minberi Gabe'deki ilgın ağacından yaptılar. Onu da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) için filan (filanın azatlısı olan) kişi yaptı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha önce namaz kılıp hutbe verdiği zaman Mescid'deki bir kütüğe yaslanırdı. Ancak hutbe için minberi kullanıp üzerine oturunca kütük inlemeye başladı. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gelip onu yere sabitledi ki ancak sakinleşti.

Ravi der ki: "Ebu Hazım'ın rivayetinde "Onu sakinleştirmek için yere sabitledi" ifadesi geçmez."

 

32407. Cabir bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hurma kütüğünün üzerinde hutbesini verirdi. Ensar'dan bir kadın: "Ya Resulallah! Marangoz bir kölem var. Sana bir minber yapmasını söyleyeyim mi?" dedi. Hz. Peygamber de (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Olur" karşılığını verdi. Bu şekilde minber yapıldı. Cuma günü olduğu zaman da bu minberin üzerinde hutbesini verdi. Ancak daha önce üzerinde hutbe verdiği hurma kütüğü çocuk inlemesi gibi inlemeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu, üzerinde yapılan zikirden sahih bulmuştur. 32409. hadise de bakınız.

 

32408. Ebu Said bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir kütüğün üzerinde hutbesini verirdi. Bizans asıllı bir adam gelip: "Sana, üzerinde hutbe vereceğin bir minber yapayım" dedi ve ona işte şu gördüğünüz minberi yaptı. Ancak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) minberin üzerine çıkıp hutbe verdiğinde kütük, devenin yavrusuna inlemesi gibi inlemeye başladı. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) minberden inip kütüğün yanına gitti ve onu kucakladı ki kütük böylece sakinleşti. Sonra kütüğün gömülmesini emredince bir çukur açılıp gömüldü.

 

32409. Affan, Enes vasıtasıyla, Peygamberimizden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha önce geçen İbn Abbas'ın hadisinin benzerini nakleder.

 

32410. Avf b. Malik el-Eşcai bildiriyor: Bir gece (yolculuk sırasında) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mola verdi. Her birimiz bineğinin ayağına dayanarak dinlenmeye çekildik. Gecenin bir vaktinde Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devesinin önünde kimselerin olmadığını fark ettim. Kalkıp Hz. Peygamber'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aramaya koyulduğumda, Muaz b. Cebel ile Abdullah b. Kays'ın da ayaklanmış olduğunu gördüm. Onlara: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) nerede?" diye sorduğumda: "Bilmiyoruz, ancak vadinin üst taraflarında çıkrık sesine benzeyen bir ses işittik" dediler.

Fazla bir zaman geçmedi ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çıkageldi ve:

"Bu gece Rabbim tarafından bana biri geldi. Ümmetimin yarısını Cennete sokma ile şefaat arasında bir tercih yapmamı istedi. Ben de şefaat etmeyi tercih ettim" buyurdu. Kendisine: "Ya Resulallah! Allah ve aramızdaki dostluk aşkına bizi de şefaat edeceğin kişiler arasında kılmanı istiyoruz!" dediğimizde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sizler de şefaat edeceğim kişiler arasındasınız" buyurdu. Sonrasında hızlıca Müşlümanların olduğu yere geldik. insanlar Peygamberlerini (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kaybetmiş olmanın düşüncesi içinde endişedeydiler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara şöyle buyurdu: "Bu gece Rabbim katından bana biri geldi. Ümmetimim yarısını Cennete sokma ile şefaat arasında bir tercih yapmamı istedi. Ben de şefaat etmeyi tercih ettim." Kendisine: "Ya Resulallah! Allah ve aramızdaki dostluk aşkına bizi de şefaat edeceğin kişiler arasında kılmanı istiyoruz!" deyip çok ısrar ettiklerinde de şöyle buyurdu: "Burada bulunanlar da şahit olsun ki şefaatim ümmetimden Yüce Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen herkes için olacaktır!"

 

32411. Cabir b. Abdillah bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanıma geldiğinde ben kafilenin en arkasındaydım ve topallayan veya rahatsız olan devemi sürüyordum. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana: "Devenin neyi var?" diye sorunca, ben: "Topallıyor veya rahatsız" dedim. Bunun üzerine elinde bulunan bir şeyle deveye vurdu ve bana: "Bin!" buyurdu. Sonrasında ise artık kervan bana yetişsin diye devemi tutmak zorunda kalıyordum.

 

32412. Ya'la b. Murra bildiriyor: Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üç şey gördüm ki bunları ne benden önce, ne de benden sonra gören olmamıştır:

Resulullah'la (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birlikte bir yolculuğa çıkmıştım. Yolun bir yerinde yanındaki çocukla birlikte oturan bir kadına rastladık. Kadın: "Ya Resulallah! Bu oğlumun hastalığı var ve günde kaç defa bilmiyorum, kendini kaybediyor" deyince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "çocuğu bana ver" buyurdu. Kadın çocuğu kaldırıp Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) verdi. Hz. Peygamber de (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çocuğu kendi ile bineğinin boynu arasına koydu. çocuğun ağzını açtıktan sonra üç defa: "Bismillah! Ben ki Allah'ın kuluyum! Defol ey Allah'ın düşmanı!" diyerek üfledi. Sonra da çocuğu geri annesine verdi ve: "Dönüşte aynı yerde bizi bekle ve çocuğa olacakları bize de bildir" buyurdu. Gidip geri döndüğümüzde kadını aynı mekanda bulduk, yanında da üç tane koyun vardı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "çocuğuna ne oldu?" diye sorunca, kadın: "Seni hakla gönderene yemin olsun ki şu ana kadar onda kötü herhangi bir şey göremedik. Karşılık olarak şu koyunları al" dedi. Resulullah da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana: "İnip bunlardan birini al, gerisini de ona bırak" buyurdu.

Yine bir defasında onunla birlikte mezarlığa çıkmıştık. Bir ara bana: "Vay sana!

Bir bak bakalım beni gizleyebilecek bir şey bulabilecek misin!" buyurdu. Ben:

"Ya Resulallah! Gizlenmek için bu ağaçtan başka bir şey göremiyorum, ancak bu ağacın da seni gizleyebileceğini düşünmüyorum" dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Yakınlarında bir şey var mı?" diye sorunca, ben: "Ardında bir ağaç daha var" dedim. Ancak o ağaç da onun büyüklüğünde veya onun gibi bir şeydi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana: "Git ve o iki ağaca de ki: Resulullah, Allah'ın da izniyle ikinizin bir araya gelmenizi emrediyod" buyurdu. Ağaçlar bir araya gelince de arkalarına geçip hacetini gördü. Sonra yanıma dönüp bana:

"Git ve o iki ağaca de ki: Resulullah her birinizin eski yerine dönmesini emrediyor" buyurdu.

 

Bir defasında da yanında oturuyordum ki dalgın bir şekilde yürüyen bir deve gelip Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) önünde oturdu. Sonra da gözlerinden yaş gelmeye başladı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana: "Vay sana! Bak bakalım bu deve kimin, zira bir şeyi var gibi" buyurdu. Ben de gidip sahibini aramaya başladım. Sonunda devenin Ensar'dan bir adama ait olduğunu öğrendim ve adamı Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına çağırdım. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adama: "Bu devenin neyi var?" diye sorunca, adam: "Neyi var ki?" karşılığını verdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bilmiyorum, ama Vallahi bunun bir şeyi var" buyurdu. Bunun üzerine adam şöyle dedi: "Bu deveyi su taşımakta kullandık; ancak su taşıyamayacak duruma düştüğü için dün onu kesip etini de dağıtma kararı almıştık." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adama:

"Bunu yapma, onu bana hibe et ve bedelini ödeyip alayım" buyurunca, adam:

"Senin olsun ya Resulallah!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) deveye zekat malı işareti koyup, diğer zekat mallarının arasına gönderdi.

 

 

32413. Cabir bildiriyor: Resulullah'la (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birlikte bir yolculuğa çıkmıştık. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) def-i hacetini ancak gözlerden kaybolup kimsenin göremeyeceği yerlerde yapardı. içinde ne bir ağaç, ne de bir tümsek olmayan düz bir arazide konaklamıştık. Bana: "Ey Cabir! Bir kabına biraz su koy ve peşimden gel" buyurdu. Bu şekilde yola çıkıp gözlerden kaybolduk. Nihayet aralarında dört arşın mesafe olan iki ağacın yanına girdik. Bana şöyle buyurdu: "Ey Cabir! Şu ağaca git ve de ki: "Resulullah'ın, arkanıza geçmek için diğer ağacın yanına gitmeni emrediyor!" Bunun üzerine ağaç diğer ağacın yanına geldi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) arkalarına geçip hacetini gördükten sonra ağaç yerine geri döndü.

Bineklerimize binip yola koyulduk. Başlarımızın üstünde bize gölge yapan kuşa benzer şeyler vardı. O esnada yanında küçük oğluyla birlikte bir kadın yolumuza çıktı. Kadın: "Ya Resulallah! Şeytan bu oğluma günde birkaç defa musallat oluyor" deyince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) durdu, çocuğu alıp kendi ile bineğinin ön tarafına koydu. Sonra üç defa: "Defol ey Allah'ın düşmanı! Ben ki Resulullah'ım!" dedi ve çocuğu geri annesine verdi. Yolculuğumuzu bitirip de geri dönüşte aynı yere geldiğimiz zaman aynı kadın çocuğuyla ve önüne kattığı iki koçuyla beraber yolumuza çıktı. Kadın: "Ya Resulallah! Bunları benden kabul buyur. Seni hakla gönderene yemin olsun ki ondan sonra şeytan çocuğuma ilişmedi'' deyince, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Koçlardan birini alın, diğerini ona geri iade edin" buyurdu.

 

Yine yolumuza devam ettik ve aynı şekilde başlarımızin üstünde bize gölge yapan kuşa benzer şeyler vardı. Bir ara (oturmuşken) ürkmüş olan bir deve geldi ve Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) etrafında duranların arasına yetişince secdeye kapandı. Resulullah da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oturdu ve: "Herkes yanıma gelsin! Bu devenin sahibi kim?" buyurdu. Devenin Ensar'dan birkaç gence ait olduğu anlaşıldı. Gençler: "Ya Resulallah! Deve bizim" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Devenin neyi var?" diye sorduğunda, şöyle dediler: "Yirmi yıl boyunca üzerinde su taşıdık. Ancak semizleyip hantallaşınca onu kesip etini kölelerimiz arasında paylaştırmak istedik. Fakat elimizden kaçtı." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Onu bana satar mısınız?" diye sorunca, onlar: "Hayır! Aksine senin olsun ya Resulallah!" dediler. Ancak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem). "Şayet satmayacaksanız, eceli gelip ölünceye kadar ona iyi davranın" buyurdu.

 

32414. Süleyman b. Amr b. el-Ahvas, annesi Ümmü Cundub'den bildiriyor:

Kurban bayramı günü Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vadinin ortasında Akabe cemresini atarken (şeytan taşlarken) gördüm. Bitirince Has'aml, bir kadın peşinden gitti. Kadının yanında hastalıklı olan bir erkek çocuk da vardı. Kadın: "Ya Resulallah! Bu benim oğlum ve ailemden geriye bir bu var. Ancak bir hastalığı var ki hiç konuşamıyor" deyince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bana az bir su getirin" buyurdu. Su getirilince ellerini yıkadı ve ağzına su aldı. Sonra suyu ona verdi. Kadına: "Bu sudan çocuğa içir ve üzerine de serp" buyurduktan sonra şifa için Yüce Allah'a dua etti." Ümmü Cundub şöyle devam eder: Kadınla karşılaştığımda: "O sudan bana da versen" dedim, ancak kadın: "Bu su, şu hasta çocuğun!" karşılığını verdi. Sonraki yıl hac mevsiminde yine o kadınla karşılaştım ve çocuğun durumunu sordum. Kadın: "iyileşti ve öyle bir akıllı oldu ki insanlar içinde kendisi gibi akıllı olan yok!" dedi.

 

32415. Abdullah b. eMer bildiriyor: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni terkisine aldı ve bana hiç kimseye anlatmayacağım bir sır verdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) def-i hacet yaparken en çok benim veya sık hurma fidanlarının ardında gizlenip hacetini görmek isterdi. Bir defasında Ensar'dan bir adamın bahçesine girdi. Orada bir deveyle karşılaştı. Deve Peygamberimizi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) görünce yere kapandı ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devenin sırtını sıvazlayıp yaşlarını silince de sakinleşti. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu deve kimin?" veya: "Bu devenin sahibi kim?" diye sordu. Ensar'dan biri: "Ya Resulallah! Devenin sahibi benim" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "Bu deveye iyi davran; zira onu aç bırakıp, eziyet ettiğinden şikayet etti" buyurdu.

 

32416. Katade bildiriyor: Yahudinin biri devesinden süt sağıp Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) getirince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "Allahım! Onu güzelleştir" diye dua etti. Bunun üzerine adamın saçları siyahlaştı.

 

32417. Hüseyn b. Vakıd, İbn Nehik'ten bildiriyor: Ebu Zeyd Amr b. Ahtab el-Ensari'nin şöyle dediğini işittim: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) su isteyince ona bir tas su getirdim. Ancak tasın içinde bir kıl olduğunu görünce onu aldım. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allahım! Onu güzelleştir!" diye dua etti.

Ravi der ki: "Amr', doksandört yaşındayken gördüm. Sakalında bir tane bile beyaz tel yoktu."

 

32418. Yusuf b. Süleyman, ninesinden, o da Amr b. el-Hamik'ten bildiriyor:

Kendisi Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) süt içirmiş, Hz. Peygamber de (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "Allahım! Onu gençliğinden faydalandır" diye dua etmiştir. Ravi der ki: "Amr seksen yaşına gelmiş olmasına rağmen saçında tek bir beyaz tel dahi yoktu."

 

32419. Yahya b. Ca'de, kendisine aktaran bir adam kanalıyla Üm mü Malik elEnsariyye'den bildiriyor: Ümmü Malik, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir tulum içinde yağ getirdi. Resulullah da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bilal'e emir verdi, Bilal tulumu sıkıp boşalttı. Sonra tulumu kadına geri verdi. Ancak kadın geri döndüğünde tulumun dolu olduğunu gördü. Hemen Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldi ve: "Aleyhimde vahiy mi nazil oldu?" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Neden ey Ümmü Malik?" diye sorunca, kadın: "Sana verdiğim hediyeyi geri iade ettin" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bilal'i çağırıp bunu sorunca, Bilal: "Seni hakla gönderene yemin olsun ki tulumu öyle bir boşalttım ki sonunda utandım" dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sana mübarek olsun ey Ümmü Malik! Bu, yaptığına karşı Yüce Allah'ın sana ihsan ettiği bir berekettir" buyurdu ve ona her namaz sonrası on defa "Sübhanallah", on defa "Elhamdulillah" ve on defa da Allahu Ekber" demesini öğretti.

 

32420. Abdurrahman b. Yezid el-Fa işı, Habbab'ın bir kızından bildiriyor:

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döneminde babam bir savaşa çıktı. Resulullah da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize gelip bir keçimizi sağardı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu sağdığı zamanlarda büyük kaselerden birini doldururdu. Habbab savaştan geri döndüğü zaman keçiyi o sağmaya başladı ki keçi normal (ufak) kasede süt vermeye başladı.

 

32421. Katade bildiriyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nuh'tan, ıbrahim, Musa ve Meryem oğlu ısa'dan da. Evet biz onlardan sopa sağlam bir söz almıştık"[Ahzab, 7] ayetini okuduğu zaman şöyle buyururdu: "Hepsinden sonra gönderilmeme rağmen hayırda benden başlanmıştır."

 

32422. Enes b. Malik bildiriyor: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çok öfkeli bir şekilde yanımıza çıktı. Biz yanında Cebrail'in bulunduğunu düşünüyorduk. Daha önce ondan dolayı hiç bu kadar ağladığını ve ondan bu kadar hoşnut olduğunu görmemiştik. Sonra bizlere: "Sorun! Vallahi bana neyi sorsanız cevabını vereceğim" buyurdu. Adamın biri kalktı ve: "Ya Resulallah! Ben Cennette mi olacağım, Cehennemde mi?" diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Cehennemde" karşılığını verdi. Başka biri kalkıp: "Ya Resulallah! Benim babam kim?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Huzeyfe'dir" karşılığını verdi. Başka biri" kalkıp: "Hacca her yıl mı gitmemiz gerekiyor?" diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Şayet evet desem her yıl farz olacak, her yıl farz olsa ifa edemeyeceksiniz, Ha edemezseniz de bundan dolayı azap görürsünüz" karşılığını verdi. Sonra Ömer b. el-Hattab kalkıp şöyle dedi: "Rab olarak Allah'a, din olarak islam'a ve resulolarak da Muhammed'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) razı olduk. Ya Resulallah! Daha önce cahili bir hayatımız vardı. Bunun için kusurlarrmızı ortaya dökme. Gizli işlerimizi açığa vurup da bizi rezil etme. Bizi bağışla, Allah seni de bağışlasın!" Bunun üzerine Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öfkesi dindi ve duvara doğru dönüp şöyle buyurdu: "Hayır ve şer konusunda bugün gördüğümü daha önce hiç görmedim. Cennet ile Cehennemi şu duvarın hemen bu tarafındaymış gibi yakından gördüm.''

 

32423. Hişam b. Urve, babasından bildiriyor: Cebrail'in Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelişi çok gecikmişti. Bundan dolayı da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çok endişelendi. Hz. Hatice ona: "Sanırım senin bu şekilde korktuğunu görünce Rabbin sana darıldı" deyince şu ayetler nazil oldu: "Yemin olsun kuşluk vaktine, gelip oturduğu vakit geceye ki Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da."

 

32424. Cabir b. Semure bildiriyor: Öğle namazını Resulullah'la (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birlikte kıldım. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ailesine doğru gidince, ben de yanında gittim. Karşısına çocuklar çıkınca teker teker her bir çocuğun yanağını okşadı. Benim de yanağımı okşadı. Yanağımı okşadığında elinde öyle bir serinlik ve güzel bir koku hissettim ki sanki elini koku kutusundan çıkarmış gibiydi.

 

32425. Ebu Bişr bildiriyor: Said b. Cübeyr'e Kevser'i sorduğumda şöyle dedi:

"Kevser, Yüce Allah'ın Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) verdiği bol bir hayırdır."

 

32426. Umare bildiriyor: ikrime, Kevser hakkında: "Kevser, Yüce Allah'ın kendisine ihsan ettiği peygamberlik ile hayırdır" dedi.

 

32427. Ebu Zer bildiriyor: Bir gece Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaz kılarken sabaha kadar tek bir ayeti okuduğunu işittim. "Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır ... "[Maide, 118] ayetiydi ve rükuunu da secdesini de bu ayetle yapıyordu. Kendisine: "Ya Resulallah! Sabaha kadar tek bir ayeti tekrarladığını gördüm" dediğimde şöyle buyurdu: "Rabbimden ümmetim için şefaat diledim. Yüce Allah'a hiçbirşeyi ortak koşmayanlar da buna nail olacaktır.''

 

32428. Said b. Cübeyr bildiriyor: “Ebu Leheb'in elleri kurusun"[Tebbet, 1] ayeti nazil olduğu zaman, Ebu Leheb'in karısı, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına geldi. Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanında Ebu Bekr de vardı. Ebu Bekr: "Ey Allah'ın Peygamberi! Sana eziyet edecek!" deyince, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onunla aramıza bir engel konulacaktır" buyurdu. Kadın geldi, ama Peygamberimizi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) göremedi. Bunun üzerine Ebu Bekr'e: "Senin arkadaşın bizleri (şiirle) hicvetti" dedi. Ebu Bekr: "Vallahi onun ağzından ne şiir çıkar, ne de şiiri okur" karşılığını verince, kadın: liSana inanılır" dedi ve geri gitti. Ebu Bekr: "Ya Resulallah! Seni göremedi" deyince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kadın gidene kadar onunla aramızda beni gizleyen bir melek vardı. ''

 

32429. Ebu Said, Resulullah'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Benimle, benden önceki diğer peygamberlerin misali, bir adamın inşa ettiği bir bina gibidir. Adam binayı tamamlamış, ancak bir kerpici eksik kalmıştır. İşte ben de gelip o bir kerpici tamamlamışımdır."

 

32430. Cabir b. Abdillah, Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Benimle, benden önceki diğer peygamberler, bir adamın inşa ettiği bir binaya benzeriz. Adam binayı tamamlayıp bitirmiş, ancak bir tane kerpici eksik kalmıştır. İnsanlar binayı dolaşıp seyretmeye ve güzelliğinden şaşırmaya başlarlar. Ancak: ''Şu bir kerpiçlik yer boş olmasaydı'' derler. İşte o kerpicin yerine ben geldim ve peygamberlerin sonuncusu oldum.''

 

32431. Habıb b. Ebi Sabit bildiriyor: Adamın biri Hz. peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldi ve: "Ya Resulallah! Öyle bir mahalleden geldim ki (kuraklıktan) çobanlarının otlatmak için ne gidebileceği bir yer var, ne de hayvanlarının çiftleşmeye takati kaldı. Yüce Allah'a bizim için dua et" dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allahım! Beldelerine ve hayvanlarına su ver ve bereketini (yeryüzüne) yay!" diye dua etti. Sonra da duasına şöyle devam etti: "Allahım! Bizlere gecikmeyen, faydalı, verimli, bereketli ve faydalı bol bir yağmur gönder!" Habıb der ki: Sonra yağmur yağmaya öyle bir devam etti ki dört bir yandan gelen herkes: "Yağmur yağdı ve ihya olduk" demeye başladı.

 

32432. Eyyub b. Musa, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Ben peygamberlerin sonuncusu ve (şefaat edenlerin) ilkiyim. Bana az sözle çok şey ifade etme gücü verildi. Müşrikler size galip gelemeyecekledir. ''

 

32433. Zeyd b. Eslem, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Ben ahlakın güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildim.''

 

32434. Müslim bildiriyor: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabı veya içlerinden bazıları: "Ya Resulallah! Dünyadayken senden ayrılmak istemiyoruz; zira vefat edince çekilip alınacaksın ve artık seni göremeyeceğiz" dediklerinde Yüce Allah şu ayeti indirdi: "Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.''

 

32435. Hakım b. Cabir bildiriyor: "Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti. .. "[Bakara, 285] ayeti nazil olduğu zaman Cebrail, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle dedi: "Yüce Allah seni ve ümmetini en güzel bir şekilde övdü. Bundan dolayı dile, dileğin yerine getirilecek." Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şu ayeti okudu: "Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yüklemel Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et."[Bakara, 286]

 

32436. Süleyman el-AIM bildiriyor: "O'nun katından bir şahidin izlediği..."[Hud, 17] ayeti hakkında Hüseyn b. Ali dedi ki: "Bu (şahid) Muhammed'dir (Sallallahu aleyhi ve Sellem)"

 

32437. Umeyr b. ishak bildiriyor: Peygamberimizle (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Bekr hicret için Medine'ye doğru yola çıktıklarında Suraka b. Malik peşlerinden gitti. Onları görünce de: "işte Kureyş'ten kaçanlar bunlar! Bunları Kureyş'e geri götüreyim" dedi ve atını üzerlerine doğru sürdü. Ancak at toprağa saplandı. Suraka: "Allah'a, atı battığı yerden çıkarması için dua edersen sizlere dokunmayacağım" dedi. At kurtulunca bir daha sürmek istedi, ancak at yine toprağa saplandı. Suraka bunu iki veya üç kez yaptı. Sonunda da: "Kahrolasıca!" deyip vazgeçti. Sonra onlara: "Azık veya eşya ister misiniz?" diye sorunca: "istemiyoruz, ihtiyacımız da yok! Sen bizden uzak durmaya bak!" karşılığını verdiler. Suraka da: "O zaman ben de sizleri bırakıyorum" dedi.

 

32438. Said b. Cübeyr bildiriyor: İbn Abbas: "Musa, Rabbinden bir şey diledi" dedi ve şu ayetleri okudu: "Musa, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Musa, ''Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helak ederdin. Şimdi içimizden bir takım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helak mı edeceksin? Bu sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en hayırlısısın. Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.'' Allah şöyle dedi: ''Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.'' Onlar, yanlarındaki Tevrat'ta ve ıncil'de yazılı buldukları Resule, o ümmı peygambere uyan kimselerdir."[A'rat, 155-157] Sonra şöyle devam etti: "Ancak Hz. Musa'nın bu dilediği, Muhammed'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) verildi.''

 

32439. Mekhul bildiriyor: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkanının üzerinde bir koç resmi vardı. Bundan dolayı da Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) canı sıkılmıştı. Ancak bir sabah uyandığında Yüce Allah bu resmi yok etmişti.

 

32440. Salim b. Ebi'I-Ca'd bildiriyor: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanında peygamberlerden bahsedildi. Bunlar içinde kendisi anılınca: "Yüce Allah'ın dostu da budur" buyurdu.

 

32441. Enes b. Malik, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kıyamet gününde en çok tabisi olan peygamber ben olacağım. Cennetin kapısını da ilk ben çalacağım."

 

32442. Ebu Salih bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Ben (Allah tarafından size) ihsan edilmiş bir rahmetim."

 

32443. Tufeyl b. Ubey, babasından bildiriyor: Adamın biri: "Ya Resulallah! Tüm dualarımı sana salavat olarak yapsam nasılolur?" deyince, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O zaman Yüce Allah, dünya ve ahiret işlerindeki endişelerini giderir" buyurdu.

 

32444. Ebu Hureyre bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyrudu: "Bana salavat getirin; zira bana getireceğiniz bu salavat sizin için bir zekat gibidir. Benim için vesileyi de dileyin." Ashab: "Ya Resulallah! Vesile ne?" diye sorduklarında ise şöyle buyurdu: "Vesile, Cennette en yüksek derecedir ve bu dereceye ancak bir kişi nail olur. O kişinin de ben olmasını temenni ederim."

 

32445. Şa’bi, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim bana bir defa salavat getirirse, Yüce Allah ona on tane salavat (hayır) ihsan eder''

 

32446. Enes b. Malik, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim bana bir defa salavat getirirse, Yüce Allah ona on tane salavat (hayır) ihsan eder ve on tane günahını da siler.''

 

32447. İbn Mes’ud, Resulullah'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Kıyamet gününde bana en çok yakın olacak kişi, bana en çok salavat getiren kişidir.''

 

32448. Abdullah b. Ebi Talha, babasından bildiriyor: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yüzünde bir sevinçle yanımıza geldi. Kendisine: "Ya Resulallah! Yüzünde bir sevinç görüyoruz" dediğimizde, şöyle karşılık verdi: "Melek bana geldi ve şöyle dedi: "Ey Muhammed! Rabbin sana şöyle buyuruyor: "Ümmetinden sana bir defa salavat getirene, on tane salavat (hayır) ihsan etmem, sana bir defa selam edene on defa selam etmem seni hoşnut etmez mi?" Ben de: "Evet!" karşılığını verdim.''

 

32449. Sa'd b. ibrahim, babasından, o da dedesi Abdurrahman 'b. Avf'tan bildiriyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ümmetimden yana bana ihsanı yüzünden şükür namazı kıldım. Bu ihsan da bana bir defa salavat getirenin buna karşılık kendisine on sevap yazılması, on günahının da silinmesidir."

 

32450. Abdullah b. Ömer der ki: "Her kim Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir defa salavat getirirse bunun karşılığında kendisine on sevap yazılır, on günahı silinir ve derecesi de on kat yükseltilir."

 

32451. Abdullah b. Amir b. Rabia, babasından, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Her kim bana salavat getirirse, salavat getirdiği sürece melekler de ona hayır duada bulunurlar. Artık kişi dilerse az salavat getirir, dilerse de bunu çOğaltır."

 

32452. Yezid er-Rakkaşı der ki: "Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) salavat getirenlerin bu salavatlarını Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ulaştırıp: ''Ümmetinden filan kişi sana salavat getirdi'' demekle görevli melekler vardır."

 

32453, Cafer, babasından, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Her kim yanında anıldığım halde bana salavat getirmeyi unutursa, kıyamet gününde de Cennetin yolunu şaşırır."

 

32454. Bedr b. Osman bildiriyor: ikrime'nin şöyle dediğini işittim: "Kevser; Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) verilen hayırlar, peygamberlik ve islam dinidir.''

 

32455. Fıtr bildiriyor: "Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik"[Kevser, 1] ayeti hakkında Ata: "Bu, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) verilen Cennetteki bir havuzdur" dedi.

 

32456. ikrime bildiriyor: Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vahiy inmeye başlayınca Kureyşliler: "Muhammed bizden kesildi" demeye başladılar. Bunun üzerine, asıl seni suçlayanlar kesilmiştir anlamında olan: "Doğrusu kesik olanlar seni kötüleyenlerdir"[Kevser, 3] ayeti nazil oldu.

 

32457. Rabi b. Huseym der ki: "Hiç kimseyi Peygamber olan Muhammed'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üstün tutmayız. Hiç kimseyi de Yüce Allah'ın dostu olan ibrahim'e üstün tutmayız."

 

32458. Ebu Said, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Peygamberleri birbirlerine üstün tutmayın."

 

32459. Dahhak bildiriyor: Cebrail, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip Bakara suresinin son ayetlerini okuttu. Ezberledikten sonra da Cebrail ona: "Onları bana tekrar et!" dedi. Hz. Peygamber de (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunları ona okumaya başladı. " ... Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!..."[Bakara, 286] kısmına geldiği zaman da Cebrail: "isteğin kabul edildi. Bu istediğin de kabul edildi" demeye başladı.

 

32460. Hayseme bildiriyor: Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Dilersen sana yerin tüm anahtarları (hakimiyeti) ile hazinelerini verelim ve bunu vermemiz ahirette sana vereceklerimizden bir şey eksiltmeyecektir. Dilersen de bu ikisini sana ahirette bir araya getirelim" denildiğinde, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hayır! Bunları bana ahirette bir araya getir" karşılığını verdi. Bunun üzerine de şu ayet nazil oldu: "Dilerse sana bundan daha güzelini, içinden ırmaklar akan cennetleri verebilecek olan, sana saraylar kurabilecek olan Allah'ın Şanı Yücedir.''

 

32461. Abdullah b. Mes’ud bildiriyor: Yirmili yaşlarımda Ukbe b. Ebi Muayt'a ait koyunları güdüyordum. Bir ara müşriklerden kaçan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Ebu Bekr geldiler. Bana: "Ey genç! İçmemiz için sütün var mı?" diye sorduklarında ben: "Ben emanetçiyim, onun için size süt içiremem" karşılığını verdim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Henüz süt vermeyen deven var mı?" diye sorunca: "Evet!" dedim ve henüz süt vermeyen deveyi getirdim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) deveyi tuttu, memesini sıvazlayıp dua etti. Ardından devenin memesi sütle doldu. Ebu Bekr, içi oyulmuş bir taş getirdi ve sütü içine sağdı. Sağılan sütten Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve Ebu Bekr içtiler, ben de içtim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra memeye: "Sütünü çek!" buyurunca, devenin sütü çekildi. Daha sonraları yanına gelip: "O söylediğin şeylerden bana da öğret" dediğimde bana: "Sen bunu öğrenecek olan bir gençsin!" karşılığını verdi.

 

32462 .. Mekhul bildiriyor: Hz. Ömer'in bir Yahudide alacağı vardı. Adamı aramaya çıktı ve bulunca da: "Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlar için seçene yemin olsun ki istediğim sen de durdukça seni bir yere bırakmam!" dedi. Yahudi: "Allah, Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara seçmedi!" karşılığını verince de Ömer ona vurdu. Bunun üzerine Yahudi: "Aramızda Ebu'I-Kasım hüküm versin!" dedi. Gittiklerinde Yahudi şöyle dedi: "Ömer, ''Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlar için seçene yemin olsun ki'' dedi. Ben, ''Allah, Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara seçmedi'' karşılığını verince de bana vurdu."

Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ey Ömer!

Ona vurduğun için bu konuda onun gönlünü almalısın! Sana gelince ise ey Yahudi! Bil ki Adem, Yüce Allah'ın seçtiği kuldur. İbrahim, Yüce Allah'ın dostudur. Musa, Yüce Allah'ın sırdaşıdır. İsa, Yüce Allah'ın ruhudur. Ben de Allah'ın sevdiğiyim. Bil ki ey Yahudi! Yüce Allah kendisi için kullandığı iki ismi ümmetim için de kullanmıştır. O da Selam'dır ve ümmetimi de Müslümanlar olarak isimlendirmiştir. O ki Mümin'dir ve ümmetimi de Müminler olarak isimlendirmiştir. Siz bizim için saklanmış olan (Cuma) gününü istediniz. Bu gün bizim günümüzdür. Yarın (Cumartesi) sizin, öbür gün (Pazar) ise Hıristiyanların (kutsal) günüdür. Bil ki ey Yahudi! Siz öncekilersiniz, biz ise sonradan gelenler ve önde olanlarız. Bil ki ben içine girmedikçe Cennet tüm peygamberlere haram kılınmıştır. Ümmetim de içine girmedikçe diğer tüm ümmetlere haram kılınmıştır."

 

32463. Eba Seleme bildiriyor: "Yemin olsun ki onu bir başka inişte de görmüştü"[Necm, 13] ayeti hakkında İbn Abbas: "Rabbini görmüştü" dedi.

 

32464. Abdulazız b. Ömer der ki: Selaman b. Sa'd oğullarından bir adam annesinden, o da dayısından bana şöyle bildirdi: Babam beni de alarak Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gitti. Babamın gözleri beyazdı ve hiçbirşeyi görmüyordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gözlerine ne oldu?" diye sorunca, babam: "Bir atı çalıştırırken bir yılanın yumurtalarına bastım, ve hiçbir şeyi göremez oldum" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) babamın gözlerine üfleyince de görmeye başladı. Gözleri beyaz olduğu halde babamın seksen yaşındayken ipliği iğneden geçirdiğini görürdüm.

 

32465. ibrahim b. Muhammed, Hz. Ali'nin çocuklarından birinden bildiriyor: Hz. Ali, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) özelliklerini anlattığı zaman şöyle derdi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ne çok fazla uzundu, ne de göze batacak bir şekilde kısa boyluydu. Erkeklere nazaran orta boyluydu. Saçları dalgalıydı. Ne kıvırcık, ne de düzdü, az dalgalı idi. Şişman değildi, tombul yanaklı da değildi. Yüzü yuvarlaktı, teni kırmızıya çalan bir beyazlıktaydı. Kara gözlü, uzun kirpikliydi. Omuzları ise kılsız, ancak göğsünden göbeğine kadar çizgi şeklinde kıllar vardı. Elleri ve ayakları dolgundu. Yürüdüğü zaman sanki bir yokuştan aşağıya iniyormuş gibi ne h!zlı, ne de yavaş bir şekilde yürürdü. Bir tarafa dönüp bakacağı zaman tüm vücuduyla dönerdi. iki kürek kemiği arasında peygamberlik mührü vardı; zira peygamberlerin sonuncusuydu. insanların en cömerdi ve en çok ısındığı kişiydi. Lehçesi en doğru, sözüne en sadık, huyu en yumuşak ve insanlarla geçim konusunda en ikramlı kişiydi. Onu ansızın ve ilk defa gören ürker; ancak onunla beraber olan ve tanıyan onu çok severdi. Onu vasfetmeye çalışan kişi: "Ne öncesinde ne de sonrasında onun gibisini görmedim" derdi.

 

32466. Cabir b. Semure der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ince bacaklıydı ve sadece tebessüm ederek gülerdi. Gözlerine baktığım zaman sürme gözlü derdim; ama gözlerine sürme çekmezdi.

 

32467. Nafi' b. Cübeyr bildiriyor: Hz. Ali, Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle vasfederdi: ''Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iri cüsseli, kırmızıya çalan beyaz tenli, gür sakallı ve iri kemikli birisiydi. Elleri ve ayakları dolgundu. Göğsünden göbeğine kadar uzanan çizgi şeklinde kılları vardı. Başındaki saçı çoktu ve aşağıya salardı. Yürürken bir yokuştan iniyormuş gibi öne eğilerek yürürdü. Ne uzun, ne de kısaydı. Ne önce, ne de sonrasında onun gibisini görmedim."

 

32468. Simak bildiriyor: Cabir b. Semure'nin şöyle dediğini işittim:

''Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) saçının ön tarafı ile sakallarında ağarmalar vardı. Ancak (kokulu) yağ sürüp de taradığı zaman belli olmazdı. Sakalları gürdü." Adamın biri: ''Yüzü kılıç gibi miydi?'' sorunca, Cabir şöyle cevap verdi: ''Haylr! Aksine Güneş ve Ay gibi yuvarlaktı. iki omuzu arasındaki mührü de gördüm. Güvercin yumurtası kadardı ve teninin rengindeydi.''

 

32469. Yezid el-Farisı bildiriyor: İbn Abbas'ın Basra valisi olduğu dönemde rüyamda Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gördüm. İbn Abbas'a: "Rüyamda Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gördüm" dediğim zaman: "Rüyanda gördüğün adamı bana tarif edebilir misin?" diye sordu. Ben de şöyle dedim: "Diğerlerine kıyasla onu tarif edebilirim. Teni beyaza yakın esmerdi. Güzel bir gülümsemesi vardı. Gözleri sürmeliydi. Yüzü güzel ve yuvarlaktı. Sakalları şuradan şuraya, tüm boynunu kapatacak kadar genişti." -Ravi Avf der ki: "Yezid bunu derken şakaklarına işaret etti." Yine der ki: Bu vasıfların yanında hangi özelliklerini de anlattı bilmiyorum.- Bunun üzerine İbn Abbas şöyle dedi: "Şayet uyanıkken onu görseydin, bundan daha farklı bir şekilde vasfedemezdin."

 

32470. Cabir der ki: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisinden bir şey istendiği zaman hiçbir zaman: ''Hayır!'' dememiştir."

 

32471. İbn Abbas bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her Ramazan'da Kur'an'ı Cebrail'e arzederdi. Gecesinde Kur'an'ı Cebrail'e arzettiği günün sabahında da rüzgardan da daha cömert olurdu ve kendisinden ne istenirse verirdi.

 

32472. Enes bildiriyor: (Hicret sırasında) Mekke'den Medine'ye giderlerken Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bineğinin ardında Ebu Bekr vardı. Ebu Bekr (ticaret için) Şam'a gidip geldiği için tanınırdI. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise tanınmıyordu. Yolda Ebu Bekr'e: "Ey Ebu Bekr! Şu önündeki genç adam kim?" diye sorduklarında, Ebu Bekr: "Bu yol gösterendir! Doğru yolu gösterir" derdi. Medine'ye yaklaşıp Harre'de konakladıklarında, Ensar'a haber yollayıp çağırdılar. Medine'ye girişine şahit oldum. Medine'ye girdiği gün gibi güzel ve aydınlık başka bir gün görmedim. Vefat ettiği güne de şahit oldum. O günden daha kötü ve daha karanlık bir gün görmedim. Allah'ın hayırları, rahmeti ve rızası üzerine olsun.''

 

SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN

 

Yüce Allah'ın Hz. ibrahim'e Has Kıldığı ihsanları