|
m u s a n n e f İbn Ebi Şeybe |
Ordular ve Müfrezeler |
Tüster'in Fethi
Hakkında Gelen Rivayetler
34505. Abdurrahman b.
Ebi Bekre bildiriyor: Ebu Musa, Tüster'de Hürmüzan ve beraberindekilerin üzerine
gidip de orada konakladı. Ancak bölgede bir sene boyunca kalmasına rağmen
kentin içine girememişti. Hürmüzan da bölge ahalisinin liderlerinden ve önde
gelenlerinden birini öldürmüştü. Ölenin kardeşi Ebu Musa'nın yanına geldi ve:
"Kente giriş için sana yolu göstersem bana ne verirsin?" diye sordu.
Ebu Musa: "Dilediğini veririm" karşılığını verince, adam: "Kendi
canım ile ailemin canını bağışlamanı, elimizdeki mallar ile evlerimize
dokunmamanı istiyorum" dedi. Ebu Musa da: "istediği yerine
getirilecek" karşılığını verdi. Bunun üzerine adam:
"Yanıma aklı
başında ve yüzmeyi iyi bilen birini ver de sana net bilgiler getirsin"
dedi.
Ebu Musa, Meczee b. Sevr
es-Sedusı'ye haber göndererek: "Kabilenden aklı başında, yüzmeyi iyi bilen
birini ayarla. Ancak bu kişinin konumu fazla önemli olmasın ki ölmesi durumunda
Müslümanların durumunu zora sokmasın, sağ kalırsa da bizlere sağlam bilgilerle
gelsin. Zira gelen bu adama güvenmiyorve itim at etmiyorum" dedi.
Mezcee de ona:
"Buldum!" deyince, Ebu Musa: "Kim?" diye sordu. Meczee:
"Ben!" deyince, Ebu Musa: "Allah sana merhamet etsin! Benim
istediğim bu değil! Sen bana başka bir adam bul" karşılığını verdi. Ancak
Meczee: "Vallahi Ümmü Meczee'nin oğlu (kendim) dururken onun yerine feda
etmek için Bekr b. Vail kabilesinden hiçbir yaşlı kadının oğluna öyle bir
teklifte bulunmam!" deyince, Ebu Musa: "Başkasını kabul etmiyorsan o
zaman sen yola çık!" dedi.
Sonrasında Meczee beyaz
giysilerini giydi. Bir mendil ile bir hançer aldı ve yüzerek karşı tarafa
geçti, söz konusu adamın yanına gitti. Adam onu alıp suyun içinden kentin
girişine götürdü. Kentin bu girişi çok zorlu bir girişti. Zira bazen geçit öyle
bir daralıyordu ki sürünerek ilerliyor, bazen genişliyor ve yürüyerek
ilerliyordu. Bazı yerlerinde de emekleyerek gidiyordu. Bu şekilde kente girdi.
Ebu Musa giderken ona, kentin giriş kapısı yolunu, surların yolunu ve
Hürmüzan'ın evinin yerini iyice öğrenmesini tembihlemişti. Adam onu alıp
surların ve kent giriş kapısının yolunu gösterdi. Sonra onu alıp Hürmüzan'ın
evine götürdü. Ancak Ebu Musa daha önce ona:
"Sakın benden
izinsiz bir işe kalkışma!" emrini vermişti.
Meczee, Hürmüzan'ı diğer
liderlerle birlikte evinde oturmuş içki içerken görünce adama: "Hürmüzan
bu mu?" diye sordu. Adam: "Evet!" karşılığını verdi. Mezcee:
"Kendisi yüzünden
Müslümanların sıkıntılar yaşadığı adam demek bu ha! Allah'a yemin olsun ki
Müslümanları bu adamdan kurtaracağım!" deyince, adam: "Yapma! Seni
fark ederlerse bu girişi bir daha kullanma na imkan tanımazlar!" diye çıkıştı;
ancak Meczee bunu reddetti ve kendi görüşüne göre davranarak bu kafi ri
öldürmekte ısrar etti. Adam bundan vazgeçmesi için Mezcee ile konuştu ve onu
ikna etmeye çalıştı ancak Meczee yine kabul etmedi. Adam ona Ebu Musa'nın
"Sakın benden izinsiz bir işe kalkışma!" sözünü hatırlattı ve:
"Arkadaşın kendisinden izinsiz bir işe kalkışmamanı emretmedi mi?"
diye sordu. Bunun üzerine Meczee: "Hah! Vallahi Ebu Musa'nın bu emri
olmasaydı Müslümanları bu adamdan kurtaracaktım!" dedi. Sonra birlikte
adamın evine gitti ve geceyi orada geçirdi.
Daha sonra Meczee, Ebu
Musa'nın yanına döndü. Ebu Musa yanındakilere hazır olmalarını söyleyince üçyüz
küsur kişi hazırlanmaya başladı. Ebu Musa her kişinin en fazla iki giysi giyip
kılıcını kuşanmasını emretti. Müslümanlar da bu emri yerine getirip, ırmağın
kenarında oturdular ve Ebu Meczee'nin gelmesini beklediler. Ebu Meczee de Ebu
Musa'nın yanındaydı. Ebu Musa ona öğütler ve emirler veriyordu.
Ravi Abdurrahman der ki:
insanların ölmekten başka bir dertleri yoktu. Ne yaptıklarına bakıyordum. Bu
esnada sofra da Ebu Musa'nın önüne konulmuştu. Sanırım Meczee, sofradan bir şey
yememekten utandığı için bir üzüm tanesi alıp ağzına attı. Çiğnedi ancak
yutamayınca yavaşça alıp onu sofranın altına koydu. Sonra Ebu Musa ona
nasihatlerde bulundu ve onu uğurladı. Meczee, Ebu Musa'ya: "Senden bir şey
isteyeceğim, bu isteğimi kabul et" deyince, Ebu Musa: "Benden
istediğin her şeyi sana vereceğim" karşılığını verdi. Meczee: "Bana
kendi kılıcını ver de kendi kılıcımın yerine onu kuşanayım" deyince, Ebu
Musa kılıcını getirtti ve ona verdi.
Daha sonra Meczee
ırmağın kenarında kendisini bekleyen Müslümanların yanına gitti. Tekbir getirip
suya dalınca diğer Müslümanlar da peşinden suya daldılar. Su üzerinde sanki ördekleri
andırıyorlardı. Karşı tarafa ulaştıklarında, içinden suyun geçtiği tünelin
önüne geldiler. Tekbir getirdi ve tünelin içine daldı. Tünelin kentin içindeki
diğer ucuna ulaştığında, arkasına baktı ve peşinden ancak otuzbeş veya otuzaltı
kişinin gelebildiğini gördü. Arkadaşlarına: "Onların yanına geri gidecek
ve onları buraya getireceğim" deyince, Kufe'den olan ve cesaretinden
dolayı kendisine Ceban (korkak) denilen bir kişi: "Ey Meczee! Bunu senden
başkası desin. Sen kendini düşün ve sana emredilen şeyi yerine getir!"
diye çıkıştı. Meczee de ona: "Doğru söyledin!" dedi.
Daha sonra Meczee
yanındakileri alıp kapının yanına gitti. Orada bir grubu bıraktı ve başka bir
grupla surlara doğru hareket etti. Yanında kalanlarla birlikte sura çıktığınca
Esavirlerden iri kıyım biri eğilip onu gördü ve kargısıyla Meczee'ye vurup yere
yığdı. Bunun üzerine Meczee onlara: "Siz görevi yerine getirmek için devam
edin ve benimle meşgulolmayın!" dedi. Yerini belirlemek için üzerine bir
hırka atıp işe devam ettiler. Kentin kapısının yanındaki surda Müslümanlar
tekbir getirince kapının yanındakiler de kapıyı açtılar. Dışarıdaki Müslümanlar
da kapıdan kentin içerisine girdiler. Hürmüzan'a: "Araplar kentin
içerisini girdi!" dediklerinde, Hürmüzan: "Şüphe yok kenti ahalisine
dar edecekler! Ancak kente nereden girdiler? Gökten mi!" dedi ve kendisine
ait bir kaleye sığındı.
Ardından Ebu Musa, Arap
atına binip kente doğru ilerlemeye başladı. Enes b.
Malik'in komutasındaki
birliğin yanına vardığında da (Enes b. Malik'e) şöyle dedi: "Ey Ebu Hamza!
Biz birşey yapamadık ki! Zira Müslümanlar işi bitirmiş, öldürülecekleri
öldürmüş, esir alınacakları da almışlar" dedi. Hürmüzan'ın sığındığı
kaleyi kuşattılar, ancak ona ulaşamadılar. Ona eman verdiklerinde müminlerin
emiri Ömer b. elHattab'ın vereceği hükme razı olarak teslim oldu. Ebu Musa,
Hürmüzan ve arkadaşlarını Enes'le birlikte Ömer'e gönderdi. Ömer'e
vardıklarında, Enes, Ömer'e:
"Bu adamlar
konusundaki görüşün nedir? Yanına bağlı ve çıplak olarak mı sokayım, yoksa
üzerlerindeki giysi ve eşyalarla mı" diye haber gönderdi. Ömer de ona:
"Şayet onları bağlı ve çıplak olarak yanıma geçirecek olsan bu onların
küfrünü arttırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Aksine üzerlerindeki giysi
ve eşyalarla sok ki Müslümanlar Yüce Allah'ın kendilerine ihsan ettiği ganimeti
iyice görsünler" şeklinde haber gönderdi. Bunun üzerine Enes onlara, giysi
ve eşyalarını almalarını emretti ve bu şekilde Ömer'in yanına girdiler.
Hürmüzan, Ömer'e:
"Seninle nasıl konuşayım? Hala hayatta kalma ümidi olan birinin diliyle
mi, yoksa öldürülecek olan birinin diliyle mi?" diye sorunca Ömer'in
dilinden istemeyerek de olsa: "istediğin gibi konuşabilirsin, bir
sakıncası olmayacak" şeklinde bir cümle çıktı. Bunun üzerine Hürmüzan ona
şöyle dedi: "Ey müminlerin emiri! Daha önce bizlerin ne durumda, sizlerin
de ne durumda olduğunu biliyorsun ki her birimiz de dalalet içindeydik. Arap
kabilelerinden birisi bizim surlardan yağan okları gördüğünde olabildiğince
uzağa kaçardı. Ancak Yüce Allah sizlere hidayeti ihsan edince sizinle beraber
oldu ve artık ona karşı savaşamaz olduk." Sonrasında Enes onları alıp
oradan çıktı.
Akşam olunca Ömer,
Enes'e: "Boyunlarını vurmak üzere yanındaki esirleri al da gel" diye
haber yolladı. Enes yanına geldiğinde ise: "Ey Ömer! Allah'a andolsun bunu
yapamazsın!" dedi. Ömer: "Neden?" diye sorunca, Enes:
"Çünkü adama: ''istediğin gibi konuşabilirsin, bir sakıncası olmayacak''
dedin" karşılığını verdi. Ömer, Enes'e: "Ya böyle dediğimi ispat
edersin ya da seni de cezalandırırım!" deyince, Enes, Ömer'le birlikte
oturanlara: "Ömer adama: ''istediğin gibi konuşabilirsin, bir sakıncası
olmayacak'' demedi mi?" diye sordu. Onlar: "Evet! Dedi"
karşılığını verince de bu durum Ömer'in gücüne gitti ve: "O zaman onları
yanımdan çıkar!" dedi. Sonrasında onları denizin içinde bulunan Dehleke
adında bir adaya gönderdi. Adamlar oraya doğru yönelince Ömer ellerini kaldırdı
ve üç defa: "Allahım! Gemiyi onlarla birlikte paramparça et!" diye
dua etti. Adamlar gemiye binince de gemi çatırdayıp parçalandı. Ancak henüz sığ
bir yerde bulunduğu için hemen karaya çıktılar. Bunun üzerine Müslümanlardan
biri: "Şayet Yüce Allah'a boğulmaları için dua etseydi, boğulurlardı.
Ancak sadece geminin parçalanması için dua etti" dedi. Daha sonra Ömer
onları o adaya yerleştirdi.
34506. Enes bildiriyor:
Tüster'i kuşattığımızda Hürmüzan, Hz. Ömer'in vereceği hükme razı olarak teslim
oldu. Ebu Musa onu benimle beraber Ömer'e gönderdi. Ömer'in yanına geldiğimizde
Hürmüzan sustu ve hiç konuşmadı. Ömer ona: "Konuş!" deyince, Hürmüzan:
"Diri kelamıyla mı, ölü kelamıyla mı konuşayım" dedi. Ömer de:
"istediğin gibi konuş, sana bir şey yapmayacağım" karşılığını verdi.
Bunun üzerine Hürmüzan şöyle dedi: "Allah bizleri ve siz Arapları kendi
halimize hiç bırakmadı. Biz sizleri öldürür ve karşı koyardık. Ancak ne zaman
Allah sizlerle beraber oldu, artık size gücümüz de yetmez oldu." Ömer,
bana: "Ey Enes! Sen ne dersin?" diye sorunca: "Ey müminlerin
emiri! Gelirken geride büyük bir güç ve kalabalık bir topluluk bıraktım. Şayet
sen bunu öldürürsen bundan geriye kalanlar hayattan ümitlerini kesecek ve
ölümüne bir karşılık vereceklerdir. Ancak hayatta bırakırsan geride kalanlar da
buna tamah ederler" dedim.
Ömer bana: "Ey
Enes! Bera b. Malik ile Meczee'nin katilini mi hayatta bırakayım?" diye
çıkıştı. Onu öldüreceğini anladığım zaman da: "Onu öldüremezsin!"
dedim. Bana:
"Neden? Sana bir
şeyler mi verdi? Ondan bir şeyler mi aldın?" diye sorunca şu karşılığı
verdim: "Hayır! Bu olmadı ama sen ona: ''istediğin gibi konuş, sana bir
şey yapmayacağım'' dedin." Bunun üzerine Ömer bana: "Ya bunun böyle
(eman anlamında) olduğuna şahit getirirsin, ya da cezaya senden başlarım!"
dedi. Yanından çıktığımda Zübeyr b. el-Avvam'la karşılaştım ki, o da benim
bildiğimi biliyordu. Zübeyr, Ömer'in yanında buna şahitlik edince de Hürmüzan'ı
serbest bıraktı. Daha sonra Hürmüzan Müslüman oldu ve ona da maaş bağlandı.1
34507. HabTb b. Şihab,
babasından bildiriyor: Ebu Musa ile birlikte savaşlara katıldım. Tüster savaşı
sırasında Ebu Musa aldığı bir ok darbesiyle yere yığıldı. Kalkanımı alıp önünde
durdum ve kendine gelene kadar öyle bekledim. Tüster kapısının önünde ilk ateşi
yakan da ben oldum. Tüster'i fethedip de esirleri ele geçirdiğimizde Ebu Musa
bana: "Biz tekrar gelene dek seninle beraber esirlerin başında durmak için
askerlerden on kişi seç!" dedi. Ondan sonra bölgenin diğer yerlerine
gitti. Diğer yerleri de ele geçirdikten sonra yanıma geri döndüler. Daha sonra
Ebu Musa esirleri Müslümanların arasında paylaştırmaya başladı. Paylaştırırken
süvariye iki, piyadeye ise bir hisse veriyordu. Esirleri satarken de kadını
çocuğundan ayırmıyordu.
34508. HabTb b. Şihab,
babasından bildiriyor: "Tüster kapısında ilk ateşi ben yaktım. Eş'arT de
aldığı bir ok darbesiyle yere yığılmıştı. Tüster fethedilip de esirler ele
geçirilince Ebu Musa beni kabilemden on kişinin başına koydu. Ganimeti
paylaştırmadan önce de kendi hissem ile atırnın hissesinden ayrı bana bir adamı
(esiri) nefl (ganimet) olarak verdi.''
34509. Halid b. Seyhan
bildiriyor: "Tüster savaşında Ebu Musa'yla birlikte dört veya beş kadın da
katıldı. Bu kadınlar askerlere su dağıtıyor ve yaralıları tedavi ediyorlardı.
Ebu Musa kadınlara da ganimetten pay verdi.''
34510. Mutarrif b. Malik
bildiriyor: Ebu Musa el-Eş'arı ile birlikte Tüster'in fethinde bulundum. Susa
kentinde Danyal peygamberin kabrini de ele geçirdik. Susa ahalisi kuraklığa
maruz kaldıklarında onu mezarından çıkarır ve onun vasıtasıyla yağmur
isterlerdi. Onunla birlikte kapalı altmış tane dehliz ele geçirdik. Bazı
dehlizleri tabanından, bazılarını ortasından bazılarını da üst tarafından
açtık. Her dehlizde onbin (dirhem) çıktı. Bunlarla birlikte iki top keten
kumaşı bulduk. Yine içi kitap dolu bir sandık bulduk. Mezarı ilk bulan kişi de
Belanber'li Hurkus adında birisiydi. Ebu Musa el-Eş'arl ona iki top kumaşla
birlikte ikiyüz dirhem verdi. Daha sonra iki top kumaşı ondan istediğinde ise
geri vermedi ve parçalayıp sarık olarak arkadaşlarına dağıttı.
Beraberimizde kiralık
olarak tuttuğumuz Nuaym adında bir Hıristiyan da vardı.
Bize: "Bu sandığı içindekilerle
birlikte bana satın!" dediğinde, ona: "Şayet içinde altın, gümüş ve
Allah'ın kitabı yoksa satarız" karşılığını verdiler. Nuaym: "içinde
Allah'ın kitabı bulunuyor" deyince Müslümanlar kitabı ona satmayı hoş
görmediler. Sonrasında sandığı ona iki dirheme sattı k, içindeki kitabı da yine
ona hibe ettik." Katade der ki: "Ondan sonradır ki mushafların satışı
hoş görülmemiştir. Zira Ebu Musa ve arkadaşları o kitabı satmayı hoş
görmemişlerdi."
Ravi Ebu Temime
bildiriyor: "Hz. Ömer, Ebu Musa'ya şöyle bir mektup yazdı:
"Danyal peygamberi
sidr ve reyhan suyu ile yıkayıp cenaze namazını kılın. Zira kendisine sadece
Müslümanların sahip olmaları için dua eden bir peygamberdi."
34511. Enes bildiriyor:
Tüster'i fethettiğimiz zaman tabut içinde burnu bir arşın kadar olan bir adam
gördük. Tüster ahalisi onun hürmetiyle zafer dilerler veya yağmur isterlerdi.
Ebu Musa, bu konuda Ömer b. el-Hattab'a bir mektup yazınca, Ömer cevaben şöyle
yazdı: "Bu, peygamberlerden bir peygamberdir. Zira ateş (veya toprak) peygamberlere
dokunamaz. Arkadaşlarından birini al ve sizden başka kimselerin bilmeyeceği bir
yerde onu göm." Bunun üzerine benle Ebu Musa onu alıp defnettik.
34512. Habıb b. Ebi
Yahya naklediyor: Susa'nın fethi sırasında gözlerinden yaralanan Halid b. Zeyd
bildiriyor: Susa şehrini kuşattığımızda çok büyük bir açlığa maruz kaldık.
Müslümanların komutanı Ebu Musa el-Eş'arl idi. O zamanlar Susa lideri kendi ile
beraberindekiler adına Ebu Musa'dan eman diledi. Ebu Musa: "Kendilerine
eman istediklerini ayır" deyince, Susa lideri onları ayırmaya başladı. Bu
arada Ebu Musa da arkadaşlarına: "Umarım ki Yüce Allah ona kendini
unutturur" demeye başladı. Susa lideri beraberindekileri ayırdı,
ancakAllah düşmanı olan kendini unuttu. Bunun üzerine Ebu Musa öldürülmesini emretti.
Lider fidye olarak büyük bir miktar teklif etti, ancak Ebu Musa kabul etmedi ve
boynunu vurdurdu.
34513. Başka bir kanalla
Halid b. Zeyd, Ebu Musa'dan benzerini rivayet eder.
34514. Enes anlatıyor:
"Ebu Musa el-Eş'arı ile birlikte Tüster'in fethinde bulundum.
Sabah namazını ancak gün
ortasında kılabildim. Ancak tüm dünya bana verilse bu namazı vaktinde kılmak
kadar beni sevindirmez."
34515. Ebu Ferkad
naklediyor: Ehvaz çarşısını fethettiğimiz gün Ebu Musa el-Eş'ari'nin
komutasında idik. Müşriklerden birisi kaçmaya başlayınca iki Müslüman da
peşinden koşmaya başladı. Üçü de bu şekilde koşarlarken Müslümanlardan biri
ona:
"Metteres!"
diye seslendi. Bunun üzerine kaçan müşrik durdu. Müslümanlar onu alıp,
esirlerin boyunlarını vuran Ebu Musa'nın yanına getirdiler. Boyun vurulma
sırası adama gelince, o iki müslümandan biri: "Bu adama eman
verilmişti" dedi. Ebu Musa:
"Buna nasıl bir
eman verildi ki?" diye sorunca, aynı kişi şöyle dedi: "Arazide koşup
kaçarken ona: ''Metteres!'' diye seslendim ve durdu." Ebu Musa:
"Metteres de ne?" diye sorunca, bunu diyen Müslüman: "Korkma,
anlamındadır" karşılığını verdi. Ebu Musa: "Bu eman sayılır, onu
serbest bırakın" deyince de adamı serbest bıraktık.
34516. Sudeys el-Adevı
bildiriyor: Komutanımızla birlikte Ubulle'ye sefer düzenledik. Zafer elde
edince de oradan Zutt ve Esavirlerin yoğun olarak bulunduğu Ehvaz'a geçtik.
Onlarla yaptığımız şiddetli çarpışmalar sonucunda onları hezimete uğrattık ve
birçok esir elde ettik. Esirleri paylaştırdığımızda kişi başına birer ikişer
kişi düştü. Payımıza düşen kadınlarla da beraber olduk. Komutanımız, Ömer b.
el-Hattab'a durumu bildiren bir mektup yazınca Ömer cevaben şöyle yazdı:
"O toprakları sizin imar etmeye gücünüz yetmez. Onun için elinizde bulunan
esirleri serbest bırakın ve sakın onlardan kimseyi sizden birinin mülkü
yapmayın! Ellerindeki arazi miktarına göre de onları haraca bağlayın." Bu
yazı üzerine de elimizdeki esirleri bıraktık. Ancak bu birçoğumuzun gücüne
gitti. Elde ettiğimiz esirler arasında Araplara benzeyen Zutt ve Esavirler de
vardı ki bunlar sakallarını uzatıyor, izar giyiyor ve otururken diğerlerine
saygı gösterip ayaklarını topluyordu. Komutanımız bu durumu Ömer b. el-Hattab'a
mektupla bildirince, Ömer: "Bunları sana yakın tut, Müslüman olanlarını
Müslümanlara kat" şeklinde bir cevap yazdı. Bölge sakinleri Müslümanlarla
karşılaşıncaya kadar bir sıkıntıları yoktu. Ancak Esavirler diğerlerine nazaran
daha kötü bir durumda idi. Komutan bunu da mektupla Ömer b. el-Hattab'a
bildirince, Ömer: "Bunları da sana yakın tut, Müslüman olanlarını
Müslümanlara kat" şeklinde bir cevap yazdı.
34517. Ebu ishak,
Muhelleb'den bildiriyor: Menazir'e saldırdık ve onlardan ganimetler elde ettik.
Ancak onlar müslümanlarla anlaşmalı gibiydiler. Bundan dolayı Ömer: "Onlardan
elde ettiklerinizi geri verin!" diye bir ferman yazdı. Bunun üzerine
Müslümanlar esir olarak alıp hamile bıraktıkları kadınlar dahilonlardan
aldıklarını geri verdiler.
34518. Ebu Zur'a b. Amr b.
Cerir naklediyor: Ebu Musa'nın yanında gür sesiyle düşmana korku salan bir adam
vardı. Ganimet elde ettikleri zaman Ebu Musa ona hissenin bir kısmını verdi.
Ancak adam hepsi verilmedikten sonra bir kısmını almayı kabul etmeyince Ebu
Musa ceza olarak ona yirmi kırbaç vurdu ve saçını kesti. Adam kesilen saçlarını
topladı ve Ömer'e gidip yanına girdi.'' Ben Ömer'e en yakın oturan kişiydim.
Adam saçlarını koltuğunun altından çıkarıp Ömer'in göğsüne fırlattı ve:
"Vallahi, olmasaydı
... " diye söz başladı. Ömer de: "Doğru söylüyor! Şayet ateş
olmasaydı!" diye sözünü kesti ve: "Neyin var?" diye sordu. Adam:
"Ben gür sesimle düşmana korku salan bir adamım. Ganimet elde ettiğimde
... " diyerek olanları anlattı ve şöyle devam etti: "Saçlarımı kesti
ve ceza olarak da yirmi kırbaç vurdu. Kendisine kısas yapılamayacağını
düşünüyor!'' Bunun üzerine Ömer: "Herkesin bu adam gibi tavizsiz olması,
bizim için tüm ganimetlerden daha iyidir" dedi.
Sonrasında Ömer, Ebu
Musa'ya şöyle bir mektup yazdı: "Allah'ın selamı üzerine olsun. Sonrasına
gelince, filanın oğlu falan kişi bana şöyle şöyle bir olayın olduğunu bildirdi.
Yemin ederim ki şayet adama bu yaptıklarını eğer insanların önünde yaptıysan
sen de insanların içinde oturacak ve sana kısas uygulayacağım. Yok eğer tenha
bir yerde bunu yaptıysan sen de tenha bir yerde oturacak ve sana kısas
uygulanacak!" Yanındakiler adama: "Onu affet" dediklerinde adam:
"Hayır! Vallahi bu kısastan hiç kimse için vazgeçmem!" karşılığını
verdi. Ömer'in mektubu Ebu Musa'ya ulaşınca kısas için oturdu. Bunun üzerine
adam başını semaya kaldırdı ve: "Onu affettim!" dedi.
Hammad başka bir
rivayetinde: "Ebu Musa adama, hissesinin bir kısmını verdi" demiştir.
Cerir de başka bir rivayetinde: "Oradakiler içinde adama en yakın kişi
bendim" demiştir. Yine şöyle demiştir: (Bunun üzerine adam:) "Allah
ması için onu affettim" dedi.
34519. Simak b. Seleme
naklediyor: Müslümanlar Tüster'i fethettikleri zaman kentte bir kısım
Müslümanları emaneten bıraktılar ve düşmanla çarpışmak için ilerlemeye devam
ettiler. Ancak Tüster lideri ihanet ederek geride kalanlar için içinde ateşler
olan bir çukur hazırladı. Sonra da onlara domuz eti yeme, içki içme, yahut da
ateşte yanına tercihleri arasında bıraktı. Müslümanların kimisi bunlardan yedi
ve serbest bırakıldı. Nuheyb b. el-Haris ed-Dabbi'ye de bunlar sunuldu; ancak
kabul etmeyince ateşe atıldı. Sonrasında Müslümanlar geri dönünce Tüster
ahalisini tekrar kuşattılar ve sonunda Tüster lideriyle anlaşma yaptılar.
Nuheyb'in yeğeni amcasına:
"Amcacığım! Bu adam
Nuheyb'in katili!" deyince, amcası: "Yeğenim! Şu an o bir
zimmetli" karşılığını verdi.
Simak şöyle devam eder:
Bana ulaşana göre bu olay Ömer'e bildirildiğinde şöyle demiştir: "Allah
ona (Nuheyb'e) merhamet etsin! Şayet yeseydi bir vebali olmayacaktı."
34520. Asım b. Kuleyb
el-Cermı bildiriyor: Babam bana şöyle anlatı: Süleym oğullarından Muşaci' b.
Mes'ud'un komutasında Tevec kasabasını kuşattık. Kasabayı fethettiğimizde benim
üzerimde yırtık bir gömlek vardı. Acemlerden öldürdüğümüz kişileri dolaşmaya
başladım. Bunlardan birinin üzerinde olan gömleği çıkarıp aldım. Hala üzerinde
kan vardı. Suyla yıkadım ve iyice ovup temizledikten sonra giydim. Kasabaya
girdiğimde iğne ile ip aldım ve yırtık olan gömleğimi diktim. Ancak Muşaci'
kalkıp: "Ey insanlar! Sakın ganimetten (habersiz) bir şeyler almayın! iğne
dahi olsa her kim bir şeyalırsa ilahi huzura onunla birlikte çıkar"
deyince hemen gidip giydiğim gömleği üzerimden çıkardım, diktiğim kendi
gömleğimi de yırtmaya başladım. Ganimet mallarından almış olduğum gömlek, iğne
ve ipi alıp tekrar ganimet mallarının içine koydum. Ancak ölmeden önce
Müslümanların (ganimetlerden) vesklerle (kilolarca) mal aldıklarına da şahit
olmuşumdur. Onlara: "Bu ne?" diye sorduğumda da: "Ganimetteki
payımız bundan daha fazladır" karşlılığını veriyorlardı.
34521. Muhammed b.
Abdirrahman, babasından bildiriyor: Basra bölgesinde bulunan Tüster kentinin
fethedildiği haberi Hz. Ömer'e geldiğinde, Ömer haberi getirenlere:
"Anormal bir şeyler oldu mu?" diye sordu. Adamlar:
"Müslümanlardan biri müşriklere katıldı ve onu yakaladık" dediler.
Ömer: "Ona ne yaptınız?" diye sorunca, onlar: "Onu
öldürdük" karşılığını verdiler. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi:
"Keşke bir eve
koyup üzerine kapıyı kapatsaydınız. Günde bir ekmek verip tövbe etmeye davet
ederdiniz. Tövbe ederse bırakır, etmezse de öldürürdünüz. Allahım! Ben böylesi
bir olayda hazır bulunmadım ve bunun emrini vermedim. Bana haberi ulaştığında
da buna razı olmadım!"
34522. Muhelleb b. Ebi
Sufra naklediyor: Ehvaz kentini kuşatıp fethettik. Ortada bir anlaşmadan
bahsedildi; ancak elde ettiğimiz (esir) kadınlarla beraber olmuştuk. Bu durum
Ömer'e ulaşınca: "Çocuklarını(zı) alın, kadınlarını ise onlara geri
verin!" şeklinde bir ferman yazdı. Zira onlardan bazıları barış anlaşması
yapmışlardı.
34523. Ömer b. Ömer b.
Muhammed b. Hatıb der ki: Dedem Muhammed b.
Hatıb'ın şöyle dediğini
işittim: "lstahr üzerine sefere çıkmamız için emir verildi. O zamanlar
savaşa katılmayacaklara bir süvarinin (ihtiyaçlarının) hazırlanması (teçhiz)
görevi verilmişti."
34524. Şuveys el-Adevı
anlatıyor: Meysan'a savaş açtığımızda esir olarak elde ettiğim cariyeyle
evlendim. Ancak Ömer'in: "Meysan'dan elde ettiğiniz esirleri serbest
bırakın" şeklindeki fermanı gelince cariyeyi geri verdim. Ancak onu geri
verirken hamile olup olmadığını bilmiyordum. Ömer'in böylesi bir emri vermesi
de Meysan kasabalarının imarı ve verecekleri harac için daha uygun
olmasındandı.
|
SONRAKİ SAYFA İÇİN
AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN |