|
m u s a n n e f İbn Ebi Şeybe |
Gazveler |
Hudeybiye Gazvesi
37993. Katade der ki:
"Enes ''Biz sana apaçık fetih verdik'' (Fetih Sur. l) ayetinin Hudeybiye
hakkında nazil olduğunu söyledi.
37994. Hişam, babasından
naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Şevval ayında Hudeybiye'ye
çıktı. Usfan denilen yere yetişince Beni Ka'b'dan bir adamla karşılaştı. Adam:
"Ya Resulallah! Kureyş'ten ayrıldığımızda, Ahbeşleri toplamışlar onlara
tirit yediriyorlardı. Bunlar seni Kabe'den uzaklaştırmak istiyorlar" dedi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çıkıp Usfan'dan uzaklaşınca Kureyş'in
öncü kuvvetlerinin başında olan Halid b. el-Velid yolda onları karşıladı.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (sahabeye): "Buraya geliniz"
deyip yoldan saparak iki tepe arasından Gamım'e indi.
2. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Gamım'de konaklayınca, Allah'a layıkıyla hamdü
sena ederek şöyle bir konuşma yaptı: "Derim ki; Kureyş müşrikleri Ehabiş'e
(kabileler topluluğuna) tirit yedirerek Beytullah'ı tavaftan bizi alıkoymak
istiyorlar. Bu konudaki görüşlerinizi bana söyleyiniz. Doğruca gidip
Mekkelilerle çarpışmamızı mı uygun görüyorsunuz; yoksa bu yolda bize karşı
Kureyş'e yardımcı olanları gerimizde bırakıp müşriklerin çoluk çocuklarının
üzerlerine mi yürüyelim? Bu takdirde, onlar oldukları yerde oturup kalırlarsa,
yağmalanmış, tasalanmış olarak oturup kalmış olurlar. Eğer bizi takibe
kalkarlarsa, zayıf ve bitkin olarak takibe kalkmış olurlar ve Allah da onları
rezil eder."
3. Hz. Ebu Bekr şöyle
dedi: "Ya Resulallah! Doğruca gidip Mekkelilerle çarpışalım. Allah sana
yardım edecek ve zafer nasib edecek ve onlara üstün kılacaktır." Bineğinin
üzerinde olan Mikdad b. el-Esved ise şöyle dedi: "Ya Resulallah! Vallahi
biz, isralloğullarının peygamberlerine: ''Sen ve Rabbin gidip savaşın, biz
burada oturacağız'' (Maide Sur. 24) dediği gibi demeyeceğiz. Biz: ''Sen ve
Rabbin gidip savaşınız, biz de sizinle beraber savaşacağız'' deriz."
4. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yola çıkıp harem bölgesine girince Ced'a adındaki
devesi çöktü. Sahabe: "Deve çöktü" dediler. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) sahabeye: "Vallahi çökmedi! Onun böyle çökme huyu da
yoktur! Fakat vaktiyle Fil'in Mekke'ye girmesini engelleyen şimdi de bunu
engelledi! Kureyşliler bugün benden, kendisinde sıla-i rahmi isteyecekleri bir
işe beni çağırırlarsa, mutlaka çağrılarına icabet ederim. Buraya
toplanınız" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Zatu'I-Hanzal
denilen tepenin sağından inip Hudeybiye denilen mevkiye konakladı. indiklerinde
halk kuyudan su çıkarmak istedi, ama su az olduğundan kendilerine yetersiz
geldi. Bunu Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bildirdiklerinde Hz.
peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ok çantasından onlara bir ok verdi ve:
"Bunu kuyuya saplayınız" buyurdu. Oku kuyuya sapladıklarında kuyunun
suyu fışkırıp yükselmeye başladı ve halk suya kandı.
5. Kureyş, Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldiğini duyunca, Kabe'ye gönderilen
kurbanlıklara saygı duyan Beni Huleys'in dostlarından birini kendisine
gönderdiler. (Adam gelip) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Kurbanlıkları gönderin" deyince sahabe kurbanlıkları gönderdi. Adam
kurbanlıkları görünce onlara hiçbir şey demeden tekrar Kureyşlilerin yanına
dönüp: "Ey kavmim! Boyunlarına takılar takılmış, hörgüçleri çizilip
kanatılan kurbanlıklara mı? (engel olacaksınız)" dedi ve Müslümanlara
engelolmamaları konusunda onları uyarıp nasihat etti. Kureyşliler adama sövüp
hakaret ettiler ve: "Sen ahmak bir bedevisin. Bu sebeple senin dediğine
şaşmıyoruz. Biz, seni nasıl bu işe gönderdiğimize şaşıyoruz. Otur oturduğun
yerde" dediler.
6. Sonra Urve b.
Mes’ud'a: "Muhammed'e git. Biz senin ardından gelmeyeceğiz" dediler.
Urve yola çıkıp Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelerek şöyle dedi:
"Ey Muhammed! Araplardan, senin yaptığını yapanı görmedim. Sen birtakım
derme, devşirme insanları başına toplamış, sonra da onları içlerinden çıkmış
olduğun kavim ve kabilenin yanına kadar getirmişsin. Şunu bil ki; ben Ka'b b.
Lueyy ve Amir b. Lueyy'in yanından geldim. Bunlar, sütlü ve yavrulu develeri,
kadın ve çocukları da yanlarında, kaplan postu giymişler; senin onlar hakkında
planladığın şeyin daha ağırını planlıyorlar."
7. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu: "Biz savaşmak için gelmedik. Umremizi
yapmak ve kurbanlarımızı kesmek istiyoruz. Sen kavmine git! Onlar benim de
kavim ve kabilemdir. Harp onları korkutmuştur. Onlar şunu iyi bilsinler ki,
harpte bir hayır yoktur. Harp ancak onlardan yiyip tüketeceğini yiyip tüketir!
Benimle Beytullah arasından çekilsinler, umremizi eda edelim ve kurbanlık
develerimizi keselim! Onlarla benim aramda çarpışmayı bırakmak için bir müddet
belirleyelim. Böylelikle nesiller çoğalır, kötülüklerden de emniyet ve
selamette kalınır. Onlar sonra, diğer insanlarla benim arama girmekten de
vazgeçsinler. Vallahi, ben, bu din uğrunda, ya Allah beni muzaffer kılana veya
başım gövdemden ayrılıncaya (ölünceye) kadar, insanların kızılı ve karalarına
karşı savaşacağım! Eğer insanlar bana galip gelirlerse, zaten kendilerinin
istedikleri de budur. Eğer Allah beni onlara galip kılarsa, o zaman, kendileri
şu iki şeyden birisini seçerler: Ya hazırlanmış olarak benimle çarpışırlar, ya
da toptan İslamiyet dairesine katılırlar."
8. Urve, Kureyş'e dönüp
şöyle dedi: "Biliyorsunuz ki; yeryüzünde sizin kadar sevdiğim bir topluluk
yoktur. Siz benim kardeşlerim ve halkın en sevgili olanısınız. Halkı, size
yardım etmeleri için toplantı yerlerinde toplamaya çalışmış, onlar yardıma
gelmeyince, ev halkımla yanınıza gelmiş, size yardım etmek arzusu ile aranızda
oturmuş durmuşumdur. Bilirsiniz ki; siz öldükten sonra, ben de yaşamak istemem.
Biliyorsunuz ki bu adam size bir anlaşma teklif ediyor. Siz bunu kabul ediniz.
Biliyorsunuz ki ben birçok hükümdarın huzuruna çıktım ve birçok ulu gördüm.
Allah'a yemin ederim ki; ben kavmi arasında Muhammed'in ashabı arasındaki
itibarı gibi itibarlı olan hiçbir hükümdar görmedim. Onlardan biri konuşacağı
zaman O'ndan izin istemekte; kendisine izin verilirse konuşmakta, izin
verilmezse susmaktadır. O, abdest aldığı zaman, O'nun abdest suyunu başlarına
döküp bu suyla bereketlenmek istiyorlar."
9. Kureyş, Urve'yi
dinleyince Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Suheyl b. Amr ve Mikrez
b. Hafs'ı gönderip şöyle dediler: "Muhammed'e gidiniz, eğer Urve'nin
dediklerini size verirse onunla bu yıl geri dönmesi ve Beytullah'ı tavaf
etmemesini söyleyiniz. Böylece bütün Araplar onu geri çevirdiğimizi
duysunlar." Suheyl ve Mikrez Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
gidip bunları kendisine söylediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
onların bu isteklerini kabul etti ve (yapılan anlaşmayı yazarken): "Rahman
ve Rahim olan Allah'ın adıyla yazınız" dedi. Onlar: "Biz kesinlikle
böyle yazmayız" karşılığını verdiler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Nasıl yazalım?" diye sorunca, onlar: "Allahım! Senin
adınla" yazalım dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Böyle yazın" deyince onların dediği gibi yazdılar. Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in yaptığı
anlaşmadır, diye yazın" deyince, onlar: "Biz zaten seninle sadece bu
konuda ihtilaf halindeyiz" karşılığını verdiler. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Nasıl yazalım?" diye sorunca, onlar: (flMuhammed
b. Abdillah diye, kendi ismini ve babanın ismini yaz" dediler. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu da güzeldir. Bunu yazınız"
buyurdu.
10. Anlaşma şartları
arasında emniyet ve selamet içinde yaşamaları ve birbirlerine zarar vermekten
el çekmeleri maddesi de vardı.
11. Bizden
(müşriklerden) biri size iltihak edince onu bize geri göndereceksiniz.
Sizden bize gelenleri
ise size iade etmeyeceğiz. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Benimle olanlar (kabileler) de aramızdaki şartlara
dahildir." Kureyş te: "Bizimle birlikte olanlar da bizden sayılır ve
aynı şartlar onlar için de geçerlidir" dediler. BenO Ka'b: "Ya
Resulallah! Biz seninleyiz" dediler. BenO Bekr ise: "Biz Kureyş ile
beraberiz" dediler.
12. Onlar anlaşmayı
yazarken Ebu Cendel zincirlerini sürüyerek gelince Müslümanlar: "Bu, Ebu
Cendel'dir" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O
benimdir" buyurunca, Suheyl: "Benimdir" deyip şöyle devam etti: "Anlaşmayı
oku!" Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) anlaşma şartlarına bakınca
Ebu Cendel'in Suheyl'in olduğunu gördü. Ebu Cendel: "Ya Resulallah! Ey
Müslümanlar! Müşriklere iade mi edileceğim?" deyince Hz. Ömer: "Ey
Ebu Cendel! işte kılıç! O bir adamsa, sen de bir adamsın!" dedi. Suheyl:
"Bana karşı onu kışkırtıyor musun!" deyince Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Suheyl'e: "Onu bana bağışla" buyurdu.
Suheyl:
"Hayır" karşılığını verince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Onu benim için himaye ne al" dedi. Suheyl yine: "Hayır"
karşılığını verdi. Mikrez: "Ey Muhammed! Bunu ben senin için himayeme
alıyorum" dedi ve ancak yine de Ebu Cendel'in bağları çözülmedi.
37995. Urve b.
ez-Zübeyr, Mervan'dan naklediyor: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
umre yapması engellendiği yıl Hudeybiye'ye gidip Hill denilen yerde ikamet
etti. Namazını ise haremde kılıyordu. Anlaşmayı yazıp bitirdikleri zaman bu
Müslümanların çok ağırına gitmişti. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ey insanlar! Kurbanlarınızı kesin, traş olun ve ihramdan çıkınız"
deyince hiç kimse yerinden kımıldamadı. Hz. peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) sözlerini tekrar edince halk yine yerinden kalkmadı. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanına girip: "Halkın tutumunu
görüyor musun!" deyince Ümmü Seleme: "Ya Resulallah! Gidip kurbanını
kes, tıraş ol ve ihramdan çık. Halk ta (seni görüp) ihramdan çıkar" dedi.
Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kurbanını kesip tıraş
oldu ve ihramdan çıktı.
37996. Bera anlatıyor:
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beytullah'ı ziyaret etmesi
engellendiği zaman Mekke halkı ile Beytullah'ı ziyaret edip yanlarında sadece
yolcu silahı olarak kınlarında sokulu kılıçlarla üç gün kalması, Mekke'den
çıkarken beraberinde Mekke halkından kimseyi götürmemesi, kendisiyle
gelenlerden hiç kimseyi Mekke'de kalmak istediği takdirde engellememesi
konusunda anlaştı ve Hz. Ali'ye: "Aramızdaki anlaşmayı şöyle yaz:
''Bismillahirrahmanirrahim. Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in kabul ettiği
anlaşmadır" dedi. Müşrikler: "Eğer senin Allah'ın Resulü olduğunu
kabul etseydik zaten sana tabi olurduk. ''Abdullah'ın oğlu Muhammed'' şeklinde
yaz" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hz. Ali'ye,
''Allah'ın Resulü Muhammed'' ibaresini silmesini emredince Hz. Ali:
"Hayır, Vallahi silmem" karşılığını verdi. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Bana yazının yerini göster" dedi ve Hz. Ali
"Allah'ın Resulü Muhammed" yazısını gösterince Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) kendisi silerek: "Abdullah'ın oğlu" ibaresini
yazdırdı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) orada üç gün kaldı ve üçüncü
gün Müşrikler, Hz. Ali'ye: "Bugün dostunun buradaki son günüdür. Ona
buradan çıkmasını söyle" dediler. Hz. Ali, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bunu anlatınca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Evet" deyip oradan çıktı.
37997. Bera der ki:
"Hudeybiye günü konakladığımızda orada bulunan suyu insanlardan oraya ilk
varanların içtiğini gördük. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) kuyunun başında oturdu ve kuyudan bir kova su getirmelerini istedi.
Kovanın içinden ağzıyla biraz su aldı, kuyuya püskürttü ve Allah'a dua etti.
Duasının ardından kuyunun suyu arttı ve insanlar suya kanana kadar içtiler.''
37998. Ata bildiriyor:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ensar ve Muhacirlerle beraber,
Zu'l-Kade ayında umre için yola çıkıp Hudeybiye'ye varınca, Kureyşliler onu
karşılayıp Beytullah'ı ziyaret etmesini engellediler. Aralarındaki tartışma o kadar
büyüdü ki neredeyse birbirleriyle vuruşacaklardı. O zaman Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sayıları bin beş yüz olan sahabeden ağacın
altında biat aldı. Bu, Rıdvan biatı günüdür. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Kureyş ile anlaşmak istediği zaman Kureyş: "Kurbanını olduğun
yerde kesip tıraş olarak geri dönmen şartıyla anlaşırız. Gelecek yıl umre
yapman için Mekke'yi senin için üç gün boşaltırız" dediler. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu anlaşmayı kabul etti.
Müslümanlar Ukaz'a çıkıp
orada üç gün kaldılar. Müşrikler Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Mekke'ye kılıç dışında hiçbir silahla girmemesini, geri dönerken Mekke'den
kimseyi beraberinde götürmemesini şart koştular. Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) olduğu yerde kurbanını kesip tıraş olarak geri döndü. ikinci yıl
aynı günlerde kurbanlık develerle Mekke'ye girdi. Halkla beraber Mescid-i
Haram'a girdiğinde: "Andolsun Allah, Resulüne gösterdiği rüyayı hak ile
tasdik etmiştir. Elbette -ve Allah'ın izni ile- Mescid-i Haram'a korkusuzca,
emniyetle, başlarınızı traş ettirmişler ve kısaitmışlar olarak
gireceksinizdir." (Fetih Sur. 27) ve "Hürmetli ay, hürmetli aya
mukabildir, hürmetler karşılıklıdır; o halde, size tecavüz edene (saldırana),
size saldırdıkları gibi saldırın ... " (Bakara Sur. 194) ayetleri nazil
oldu. Yüce Allah, Eğer Mescid-i Haram'da sizinle savaşırlarsa, siz de onlarla
savaşınız buyurarak Müslümanlara, Mescid-i Haram'da kendileriyle savaşanlarla
kendilerinin de savaşmasını emretti. Babası tarafından bağlanmış olan Ebu
Cendel b. Suheyl b. Amr, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu babasına iade etti.
37999. İbn Abbas
anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve sahabe müşriklerle
anlaşma yaptıktan bir yıl sonra, (umre için Mekke'ye) geldiler. Müşrikler
Hicr'in tarafındaki Nedve kapısında Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ve ashabının zayıf ve güçsüz olduklarından bahsettiler. Sahabe Haceru'I-Esved'i
istilam edince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onlar, sizin
zayıf ve güçsüz olduğunuzdan bahsettiler. Müşriklerin gücünüzü görmeleri için,
Beytullah'ı tavafın ilk üç devresinde remel yapınız (çahmh yürüyünüz)!"
buyurdu. Haceru'I-Esved'i istilam ettikleri zaman ayaklarını yere vurarak
çalımlı ve hızlı bir şekilde yürüyünce müşrikler birbirlerine şöyle dediler:
"Siz bunların zayıf ve güçsüz olduğunu iddia etmemiş miydiniz? Halbuki
bunlar yürümeyi bırakmış koşuyorlar''
38000. Mucemmi' b.
Cariye bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber
Hudeybiye'de bulundum. Oradan ayrıldığımız zaman halk develeriyle hızlı bir
şekilde gitmeye başlayınca bazıları: "insanlara ne oluyor?" diye
sorunca:
"Resulullah'a
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) vahiy geldi" dediler. Biz de halkla hızlı
bir şekilde gittik ve Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kurau'l-Gamim
denilen yerde dururken gördük. Halktan istedikleri yanında toplanınca onlara:
"Biz sana apaçık birfetih ihsan ettik" (Fetih Sur. 1) ayetini okudu.
Sahabeden bir kişi: "Ya Resulallah! Bu (Hudeybiye anlaşması) fetih
midir?" diye sorunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet!
Nefsim elinde olana yemin ederim ki fetihtir" buyurdu. O zaman (Hayber'den
elde edilen) ganimet, onsekiz hisseye bölündü. Ordu da bin beş yüz kişiden
oluşuyordu ve bunların üç yüzü atlıydı. Buna göre her atlıya ikişer hisse
verildi.
38001. iyas b. Seleme,
babasından naklediyor: Hudeybiye gazvesinde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile beraber gittiğimizde Hz. peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yüz deve kesti. Bin küsur kişiydik ve bunlar arasında silahlı, piyade ve süvari
vardı. Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kurban olarak getirdikleri
arasında deve de mevcuttu. Hudeybiye'de konakladığımız zaman da Kureyşli heyet,
getirilen bu kurbanların (Mekke'ye sokulmadan) onları tuttuğumuz yerde
kesilmesi üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile anlaşma
yaptı.
38002. Sehl b. Huneyf
anlatıyor: (Hudeybiye'de) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile
beraberdik. Savaşılması gerektiğini görseydik savaşacaktık. Bu, Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile müşrikler arasında olan sulh zamanıydı. Ömer
b. el-Hattab, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip: "Ya
Resulallah! Biz hak üzere, onlar da batıl üzere değil mi?" diye sorunca,
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet" dedi. Hz. Ömer:
"Bizim ölülerimiz Cennette, onların ölüleri ise Cehennemde değil mi?"
diye sorunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine:
"Evet" karşılığını
verdi. Hz. Ömer: "Öyle ise, biz ne 'diye aşağılık kararı kabul ediyoruz
da, Allah onlarla aramızda daha bir hüküm vermemişken geri dönüyoruz"
deyince ise Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ey
Hattab'ın oğlu! Ben, Allah'ın Resulüyüm ve Yüce Allah hiçbir zaman beni
bırakmaz."
Hz. Ömer dayanamayıp
sinirli bir şekilde Hz. Ebu Bekr'in yanına gitti ve: "Ey Ebu Bekr. Biz hak
üzere, onlar da batıl üzere değil mi?" diye sordu. Hz. Ebu Bekr :
"Evet"
karşılığını verince, Hz. Ömer: "Bizim ölülerimiz Cennette, onların ölüleri
ise Cehennemde değil mi?" diye sordu. Hz. Ebu Bekr : "Evet"
deyince, Hz. Ömer:
"Öyleyse dınimiz
hakkında şu aşağılık kararı nasıl kabul edip, Allah onlarla aramızda daha bir
hüküm vermemişken geri dönüyoruz" dedi. Hz. Ebu Bekr: "Ey Hattab'ın
oğlu! O, Allah'ın Resulüdür ve Allah onu hiçbir zaman bırakmaz" dedi.
Fethi müjdeleyen ayet nazil olunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hz.
Ömer'i çağırıp kendisine ayeti okuttu. Hz. Ömer: "Ya Resulallah! Bu fetih
midir?" diye sorunca ise Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Evet" karşılığını verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer'in içi rahat etti.
38003. Enes anlatıyor:
Aralarında Suheyl b. Amr'ın da bulunduğu Kureyşliler Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ile anlaşma yaptıkları zaman Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Bismillahirrahmanirrahim yaz" deyince Suheyl:
"Bismillahirrahmanirrahım,
sözünün ne olduğunu bilmiyoruz. Bizim bildiğimiz şekil olan:
''Bismikellahumme'' yaz" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Allah'ın Resulü Muhammed'den şeklinde yaz" deyince ise, Suheyl:
"Eğer senin Allah'ın Resulü olduğunu kabul etseydik, zaten sana tabi
olurduk. Adını ve babanın adını yaz" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Muhammed b. Abdillah'dan şeklinde yaz" buyurdu.
Kureyşliler, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şu şartları koştular:
"Sizden bize geleni geri vermeyiz. Bizden size katılanları ise bize iade
edeceksiniz." Sahabe: "Ya Resulallah! Bunu yazacak mısın?"
deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet. Bizden onlara
gidenleri Allah da (rahmetinden) uzaklaştırsın. Onlardan bize gelenlere ise
Yüce Allah muhakkak bir kurtuluş ve çıkış yolu gösterecektir" buyurdu.
38004. Cıbir der ki:
Hudeybiye günü bin dört yüz kişiydik ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) o gün bize: "Bugün siz, yeryüzündeki en hayırlı kişilersiniz"
buyurdu.
38005. Misver ile Mervan
şöyle naklederler: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hudeybiye yılı, bin
küsur kişiyle çıktı ve Zu'I-Huleyfe'ye gelince kurbanlıklarına gerdanlık takıp
işaretledi ve ihrama girdi.
38006. iyas b. Seleme,
babasından naklediyor: Kureyş, Suheyl b. Amr, Huvaytib b. Abdiluzza ve Mikrez
b. Hafs'ı Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile barış anlaşması
yapmaları için yolladı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Suheyl'in
aralarında olduğunu görünce: "İşiniz kolaylaştı. Kureyş size akrabalarıyla
gelmişler ve barış istiyorlar. Kurbanlıkları (onların önüne) gönderin ve sesli
bir şekilde telbiye getirin. Belki böylece kalpleri yumuşar" buyurdu.
Bunun üzerine sahabe askerlerin bulunduğu taraftan yüksek sesle telbiye
getirmeye başladılar. Kureyş heyeti gelip Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile barış anlaşması yapmak istediklerini söylediler.
2. Onlar barış
anlaşmasını yaptıkları zaman, Müslümanların elinde müşrik olanlar, müşriklerin
elinde de Müslüman olanlar vardı. Bu sırada: "Ebu Süfyan!" dendi.
Baktıkları zaman vadiyi dolduran silahlı kişilerin olduğu görüldü. Seleme dedi
ki: Ben kendilerine ne iyilik, ne de kötülük veremeyecek durumda olan silahlı
altı müşriki getirdim ve onları Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
götürdük. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların ne eşyalarını aldı,
ne de öldürdü. Onları affetti. Biz hamle yapıp müşrikler arasında olan
Müslümanların hepsini kurtardık ve içlerinde bizden olan tek bir kişi dahi
bırakmadık. Ancak onlardan olan ve elimizde bulunan müşrikleri de elimizden
kaçırdık.
3. Sonra Kureyş, Suheyl
b. Amr ve Huvaytib b. Abdiluzza'ya barış anlaşması için yetki verdi. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise Hz. Ali ile Talha'yı gönderdi. Hz. Ali
aralarındaki şu anlaşmayı yazdı: "Bismillahirrahmanirrahim. Bu, Allah'ın
Resulü Muhammed'in Kureyşlilerle yaptığı anlaşmadır: Müşriklerle Müslümanlar
arasında ihanet ve hırsızlık olmayacak. Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ashabından birinin hac, umre ya da Allah'ın fazlından bir şey elde
etmek için geldiği zaman bu kişinin canı ve malı emandadır. KureyŞ'ten,
Allah'ın fazlından elde etmek için, herhangi bir şehre veya Şam'a gitmek için
Medine'den geçen kişinin canı ve malı emandadır. Kureyş'ten Muhammed'e sığınan
kişi, iade edilecek, Muhammed'in ashabından Kureyş' e sığınan kişi ise iade
edilmeyecek."
4. Anlaşma şartları
Müslümanların ağırına gidince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Bizden onlara gidenleri Allah da (rahmetinden) uzaklaştırsın. Onlardan
bize gelenlere ise Yüce Allah muhakkak bir kurtuluş ve çıkış yolu
gösterecektir" buyurdu.
5. Gelecek yıl bu ayda
umre yapmaları konusunda anlaştılar. Geldiklerinde Mekke'ye, atlarla
girmeyecekler, yolcunun kınında bulunan kılıç dışında silahları olmayacaktı.
Mekke'de üç gece kalacak ve şimdi getirmiş olduğu kurbanları yerinde kesecek ve
Mekke'ye getirmeyeceklerdi. Onların bu şartlarına Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "Onları biz salarız, yüzlerini oradan siz geri
çevirirsiniz" buyurdu.
38007. iyas b. Seleme,
babasından naklediyor: Kureyşliler, Harice b. Kurz'u casusluk yapmak üzere
gönderdiler. O, Mekke'ye Müslümanlardan hoşnut olarak ve Müslümanları överek
döndü. Kureyşliler, ona "Sen bedevi bir adamsın. Müslümanlar sana
silahlarını şakırdatınca senin de ödün patlamış. Onun için, onların ne dediğini
ve senin onlara ne söylediğini bilmiyorsun" diyerek Urve b. Mes’ud'u
gönderdiler. Urve, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelerek "Ey
Muhammed! Senin amacın nedir? insanları Allah yoluna davet ettiğini
söylüyorsun, sonra tanıdığın ve tanımadığın ayak takımıyla birlik olup akrabalık
bağlarını kesip mal ve canlarına saldırmak için kavminin üzerine
geliyorsun" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben
ancak akrabalık bağlarını güçlendirmek için geldim. Allah onların batıl dinleri
yerine, daha hayırlı bir din, yaşamlarından daha hayırlı bir yaşam
göndermiştir" buyurdu. Bunun üzerine Urve de Müslümanları överek Mekke'ye
döndü.
Müşriklerin elinde esir
olan Müslümanlara yapılan eziyetler artınca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Hz. Ömer'i çağırıp: "Ey Ömer! Sen benden müslüman olan ve halen
esarette bulunan kardeşlerime mesaj götürür müsün?"dedi. Hz. Ömer "Ey
Allah'ın Resulü! Hayır! Benim Mekke'de herhangi bir aşiretim yoktur. Benden
başkasının aşireti benim aşiretimden daha büyüktür" dedi. Bunun üzerine
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hz. Osman'ı gönderdi.
Hz. Osman, devesine
binerek müşrik ordusuna geldi. Onlar, Hz. Osman'la alay edip kendisine çirkin
sözler söylediler. Sonra Hz. Osman'ın amcasının oğlu Eban b. Said b. el-As onu
himayesine aldı. Onu bindirdi, kendisi de onun terkisine bindi. Mekke'ye
vardıklarında "Ey amcaoğlu! Niçin böyle eteklerin kısalmıştır? Eteklerini
uzat" dedi. Hz. Osman'ın etekleri o zaman tam baldırlarının ortasındaydı.
Hz. Osman "Bizim sahibimiz bu şekilde eteklerini kısaltmıştır. Biz de onun
için bunu yapıyoruz!" dedi. Hz. Osman, Mekke'de bulunan müslüman esirlerin
hepsine Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sözlerini tebliğ etti.
Biz öğle uykusundayken
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tellalı "Ey halk! Resulullah'a
biat etmeye geliniz, biat etmeye geliniz! Ruhu'l-Kudüs indi" diye bağırdı.
Semure denilen ağacın altında olan Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yanına gidip biat ettik. Bunu Yüce Allah şu ayetle bildirmektedir: "Andolsun
ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur ...
" (Fetih, 18)
Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bir elini diğer elinin üzerine koyarak Hz. Osman'ın adına
biat edince halk: "Ebu Abdillah'a ne mutlu! O şimdi Kabe'yi ziyaret
ediyor, biz ise buradayız" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Eğer o Mekke'de şu kadar sene kalsa da ben Kabe'yi tavaf
etmedikçe o da tavaf etmez" dedi.
38008. Ebu Said
bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize Hudeybiye günü:
"Gece ateş yakmayınız" dedi. Sonra şöyle devam etti: "Ateş yakıp
yemek yapınız. Hiçbir topluluktan sizin verdiğiniz bir müd ve sa'a kimse
yetişemez. ''
38009. Cabir bildiriyor:
Hudeybiye günü halk susuz kalınca Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yanına koştular. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elini bir su kabına
sokunca pınarlar gibi suyun aktığını gördüm. (Salim) der ki: Cabir'e: "Kaç
kişiydiniz?" diye sorduğumda: "Eğer yüz bin kişi olsaydık, yine de
bize yeterdi. O zaman bin beş yüz kişiydik" dedi.
38010. Urve b. ez-Zübeyr
anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hudeybiye yılı bin sekiz
yüz kişiyle (umre için) çıktı ve gözcü olarak Huzaa kabilesinden Naciye adında
birini gönderip Kureyş'ten haber getirmesini istedi. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Usfan'daki Gadıru'l-Eştat denilen yere geldikleri zaman gözcü
gelip şöyle dedi: "Ey Muhammed! Kavmin Ka'b. Luey ile Amir b. Luey'i
geride bırakıp geldim. Onlar Ehabış'leri ve kendilerine uyanları toplamışlar.
Senin geleceğini duymuşlar. Bıraktığımda evlerinde kölelere tirit ikram
ediyorlardı. Halid b. el-Velid'i ise atlılarli:! (seni karşılamak için)
gönderdiler.''
2. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkıp: "Ne dersiniz, ne yapmamızı
istersiniz. Bana görüşünüzü bildiriniz. Kureyş ve yaptıklarını öğrendiniz.
Halid b. el-Velid, Gamim'e gelmiş" dedikten sonra şöyle devam etti:
"Sizce Kabe'ye yönelelim ve bizi engellemeye çalışanlarla savaşalım mı?
Yoksa geride bıraktıklarının üzerine mi yürüyelim. Böylece yüce Allah, onlardan
bizi takib etmeye kalkanları rezil eder." Sahabe: "Ya Resulallah!
Görüş senin görüşün ve biz senin vereceğin emre uyarız" dediler.
Müslümanlar kum tepesinin sağından yola devam ettiler ve böylece Halid ve beraberlerindekiler
onları fark etmediler.
3. Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) devesi Beldeh denilen yerdeki bir tepeye gelince
çöktü. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem: "Hal hal (deh
deh)" diyerek yürütmek istediyse de deve kalkmadı. Sahabe: "Kusva
serkeşlik ediyor" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Kusva serkeşlik etmemiştir. Zaten onun öyle bir huyu da yok. Vaktiyle
Fil'i (yaptırılmak istenilen şeyden) tutup alıkoyan (Allah) onu da
alıkoymuştur. Vallahi, Allah'ın haramlarını (haram aylar ve harem yerleri)
ta'zim edecek veya akrabayla alakayı koparmamaya çağıracak bir şey için benden
bir plan uygulamamı isterlerse, bunu kabul ederim" buyurdu. Sonra Allah'ın
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) deveyi mahmuzlayınca deve ayağa kalktı.
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldiği yerden geri dönüp
Hudeybiye'deki su birikintisinin olduğu bir yerde konakladı. Halk suyu azar
azar alabiliyordu. Suyun az olduğunu Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bildirdiklerinde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ok torbasından bir
ok alıp bir adama bu oku kuyunun içine saplamasını söyledi. Ok kuyuya
saplanınca su fışkırmaya başladı ve halk suya kandı.
4. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu durumdayken, Budeyl b. Verka el-Huzai, kabilesinden
binekli bir grup adamla geldi ve: "Ey Muhammed! Kavmin (Kureyş) sütlü ve
yavrulu develeri, kadın ve çocukları yanlarına katıp çıkmışlar, kendilerinden
kimse kalmayıncaya kadar senin Mekke'ye girmeni engellemek üzere Allah adına
yemin ediyorlar" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Ey Budeyl! Ben kimseyle savaşmak için gelmedim. Ben umremi yapıp
bu Ev'i tavaf etmek için geldim. Fakat Kureyş (liderleri) benim sunacağım
teklifi kabul eder mi? Dilerlerse ben onlara bir süre daha tanıyayım da bu
müddet zarfında emniyet içinde olup dinlensinler ve benimle insanların
arasından çekilsinler. Eğer İslam insanlar arasında yayılırsa o zaman tercih
kendilerinindir . Ya diğer insanlar gibi bu dine girerler ya da benimle savaşırlar
ki zaten toplanmış ve hazırlıklarını yapmışlar." Budeyl: "Senin
söylediklerini kavmime ulaştıracağım" dedi.
5. Budeyl bineğine binip
Kureyş'in yanına gidince: "Nereden geliyorsun?" diye sordular. Budeyl
şöyle dedi: "Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanından geldim.
Eğer ondan duyduklarımı söylememi isterseniz söylerim." Kureyş'in
akılsızları:
"Bize ondan birşey
bildirme" dedilerse de, görüş sahibi ve akıllı kesimi: "Bize ondan
gördüğünü ve duyduğunu anlat" dediler. Bunun üzerine Budeyl Resulullah'tan
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) duyduklarını ve onlara yaptığı süre verme
teklifini anlattı. O zaman Kureyş kafirleri arasında Urve b. Mes’ud es-Sekafı
de vardı. Bu kişi ayağa kalkıp şöyle dedi: "Ey Kureyş topluluğu! Siz beni
herhangi kötü bir şeyle itham edebilir misiniz? Ben de sizin oğlunuz sayılmam
mı? Siz benim (anam Sübey'a sizden olduğu için) babam sayılmaz mısınız? Ukaz
halkı benden yüz çevirdiğinde ben Ukazlıları terk edip ailem, çocuğum ve beni
dinleyenleri alıp size gelmedim mi?" Kureyşliler: "Evet. Öyle
yaptın" karşılığını verdiler. Bunun üzerine Urve: "Budeyl'in
getirdiğini ve Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) teklifini kabul
edin! Budeyl'in söylediklerinin doğruluğundan emin olmak için de beni onun
yanına gönderin!" dedi. Kureyşliler Urve'ye: "Haydi git"
dediler.
6. Urve çıkıp
Hudeybiye'de olan Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına varınca
şöyle dedi: "Ey Muhammed! Senin kavminden olan Ka'b b. Luey ve Amir b.
Luey sütlü ve yavrulu develeri, kadın ve çocukları da yanlarına katıp çıkmışlar
ve bütün askerlerini öldürmedikçe senin Mekke'ye girmeni engellemek üzere Allah
adına yemin ediyorlar. Sen onlarla çarpışmaya kalkışırsan, iki şeyarasında
bulunacak, muhakkak onlardan birisiyle karşılaşacaksın. Kavmini yok edeceksin;
Araplardan böyle kendi aslını, kökünü kazıyan bir kimse çıktığını duydun mu?
ikincisi ise yanında gördüklerimin seni teslim etmeleridir. Yanında olanların
da ayaktakımı sayılabilecek kişiler olduklarını görüyorum. Ben onların ne
isimlerini biliyorum, ne de simalarını tanıyorum."
7. Hz. Ebu Bekr bu
sözlere sinirlenip: "Sen git de Lat'ın bızırını em! Biz mi onu bırakacağız
veya teslim edeceğiz!" deyince Urve: "Vallahi! Eğer senin üzerimde
bulunup da henüz ödeyemediğim yardım elin, iyiliğin olmasaydı söylediklerine
karşılık verirdim" dedi. Nitekim Urve'nin ödemesi gereken bir diyette daha
önce Ebu Bekr kendisine yardım etmişti.
8. Muğire b. Şu'be
başında miğfer, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başucunda duruyordu
ve Urve onun kim olduğunu bilmiyordu. Urve, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile konuşurken elini Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
sakalına uzatıyordu. Her elini uzatmasında Muğire kılıcın sapıyla onun eline
vuruyordu. Urve bundan rahatsız olunca: "Kim bu?" diye sordu.
"Bu, Muğire b. Şu'be'dir" dediklerinde, Urve: "Sen misin ey
hain! Ukaz'da yaptığın ihaneti temizleyip üzerinden atabildin mi ki?" diye
çıkıştı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Urve'ye de Budeyl'e söylediği
şeyleri tekrar etti.
9. Urve, Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanından çıkıp kavmine geldi ve şöyle dedi:
"Ey Kureyş topluluğu! Ben krallara elçi olarak gittim. Şam'da olan
Kayser'e, Habeşistan'da olan Necaşi'ye ve Irak'ta olan Kisra'ya gönderildim. Allah'a
yemin ederim ki; as ha bı arasında Muhammed'den daha büyük sayılan bir hükümdar
görmedim. Ona olan saygılarından yüzüne dikkatlice bakamıyar ve seslerini
huzurunda yükseltmiyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyundan teberrüken su
almak için birbirlerini eziyorlar. Budeyl'in getirdiği teklifi kabul ediniz,
çünkü bu teklif doğru bir tekliftir."
10. Kureyş: "Sen
otur" deyip Haris b. Abdimenaf oğullarından Huleys adında bir adamı
çağırdılar ve: "Gidip bu adamın gücünün ne kadar olduğuna ve seni nasıl
karşılayacağına bak" dediler.
11. Huleys, çıkıp
Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gitti. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) onun geldiğini görünce kendisini tanıdı ve: "Bu
Huleys'tir. O, hedy kurbanlarına hürmet eden bir kavimdendir. Kurbanlıkları ona
doğru yollayınız" dedi. Sahabe hedy kurbanlıkları Huleys'e doğru
yolladılar.
ibn Şihab der ki: Huleys
hakkındaki hadiste ihtilaf vardır. Bazıları Huleys'in Resulullah'a (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) gelip Budeyl ve Urve'nin söylediklerini tekrar ettiğini
naklederken, bazıları kurbanlıkları görünce bir şey demeden Kureyş'e döndüğünü
ve: "Öyle birini gördüm ki; ona engelolursanız size bir bela isabet
etmesinden korkarım. Onun için dikkatli olun ve yapacağınızı iyice
düşünün" dediğini söyler.
12. Ona da: "Sen
otur!" deyip Kureyş'ten, Beni Amir b. Luey'den Mikrez b. Hafs b. el-Ahnef
adında birini yolladılar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu görünce:
"Bu, facir gaddar biridir" deyip Budeyl ve öbürlerine söylediğini
buna da tekrar ederek süre verme teklifini yineledi. Mikrez gelip Kureyş'e
olanları bildirdi.
13. Kureyş, Beni Amir b.
Luey'den, Suheyl b. Amr'ı Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (süre
verme) teklifi ile ilgili anlaşma imzalaması için yolladı. Suheyl b. Amr, Resulullah'a
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip: "Kureyş'i beni ikimizin de razı
olacağı bir anlaşma imzalamam için yolladı" deyince Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Evet. Bismillahirrahmanirrahim diyerek yaz"
buyurunca, Suheyl: "Ben Allah'ın da Rahman'ın da ne olduğunu bilmiyorum.
Sen daha önce yazdığımız gibi ''Bismike allahümme'' diye yaz" dedi.
Müslümanlar bundan rahatsız olup: "Vallahi! Sen Rahman ve Rahım şeklinde
yazılmasını kabul etmedikçe, biz seninle anlaşma yapmayız" deyince Suheyl:
"O zaman anlaşma yapmadan geri dönerim" dedi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bismike Allahümme! Bu, Allah'ın Resulü
Muhammed'in üzerinde hüküm verdiği metindir" şeklinde yazdırınca, Suheyl:
"Bunu kabul etmem.
Eğer senin Allah'ın Resulü olduğunu kabul etseydim, zaten sana muhalefet etmem
ve asi olmazdım. Sen, Abdullah'ın oğlu Muhammed şeklinde yaz" dedi. Yine
halk bundan rahatsız olunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "
''Muhammed b. Abdillah ve Suheyl b. Amr arasındaki anlaşmadır'' şeklinde
yaz!" dedi.
14. Ömer b. el-Hattab
kalkıp: "Ya Resulallah! Biz hak üzere ve düşmanımız batıl üzere değil
mi?" diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Evet" deyince Hz. Ömer: "Öyleyse dinimiz hakkında şu aşağılık
kararı nasıl kabul ediyoruz?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Ben Allah'ın Resulüyüm ve O'na isyan etmem ve O da beni terk
etmez" buyurdu. Bu sırada Hz. Ebu Bekr bir tarafta oturmaktaydı. Hz. Ömer,
ona gidip: "Ey Ebu Bekr!" dedi, Hz. Ebu Bekr: "Buyur!" deyince,
Hz. Ömer: "Biz hak üzere ve düşmanımız batıl üzere değil mi?" diye
sordu. Hz. Ebu Bekr: "Evet" karşılığını verince, Hz. Ömer:
"Öyleyse dinimiz hakkında şu aşağılık kararı nasıl kabul ediyoruz?"
dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekr: "Bu şeyleri bırak ey Ömer! O, Allah'ın
Resulüdür ve Allah onu terk etmez. O da Allah'a isyan etmez" dedi.
15. Anlaşmanın
şartlarından biri de şöyleydi: Bizden (Kureyş'ten) biri senin dininden olup
sana gelirse, onu bize iade edeceksin. Senin tarafından bize geleni ise sana
iade etmeyeceğiz. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu maddeyle ilgili
şöyle dedi: "Benim tarafımdan size gelen kişiyi iade etmeye ihtiyacım
yoktur. Kendi adına koştuğun şarta gelince de bu sadece benimle senin aranda
olan bir şeydir."
16. Bunlar olurken Ebu
Cendel b. Suheyl b. Amr, Mekke'nin alt tarafından silahsız ve bağlı olduğu
zincirlerini sürüyerek geldi. Suheyl başını kaldırıp baktığında oğlu Ebu Cendel
olduğunu gördü ve: "Bu geri vermeni istediğim ilk kişidir" dedi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Suheyl! Henüz anlaşmayı
bitirmedik" deyince Suheyl: "Onu bana iade etmedikçe seninle hiçbir
anlaşma yapmam" dedi. Resulullah da (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ona dilediğini yapabilirsin" buyurdu. Bunun üzerine Ebu Cendel
halkın yanına koşarak: "Ey Müslümanlar! Dinimden dolayı bana işkence eden
müşriklere beni iade mi edeceksiniz?" dedi. Babası elinden tutmuş onu
sürerken Hz. Ömer, Ebu Cendel'e yaklaşıp: "O da senin gibi bir adamdır.
Kılıç ta sendedir" dedi, ama babası onu alıp gitti.
17. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kureyş'ten Müslüman olup kendisine sığınanları
onlara iade ediyordu. Geri gönderdiklerinden, aralarında Ebu Basır'in de
bulunduğu bir grup (kaçıp) deniz kıyısında yerleştiler ve Kureyş'in Şam'a giden
ticaret kervanlarının yolunu kesmeye başladılar. Bunun üzerine Kureyş,
Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Aramızdaki akrabalık adına bu
kişileri yanına çağırmanı istiyoruz" dediler ve Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Ebu Basır ve arkadaşlarını Medine'ye çağırdı.
18. Anlaşmada
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) istediklerinden biri de Mekke'ye
girip umresini yapması ve orada kurbanlarını kesmesiydi. Onlar: "Hayır.
Araplar, ''Üzerimize yürünüp zorla boyun eğdirildik'' diye bizi dillerinden düşürmezler,
temelli konuşur dururlar. Bu yıl geri dön, gelecek yıl umre yap ve Mekke'de üç
gün kal" dediler.
19. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkıp halka: "Kalkıp kurbanlarınızı kesiniz
ve tıraş olup ihramdan çıkınız" deyince kimse yerinden kımıldamadı.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu üç defa tekrar etmesine rağmen
kimse oturduğu yerden kalkmadı. Bunu gören Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) beraberinde getirdiği Ümmü Seleme'nin yanına girdi ve: "Ey Ümmü
Seleme! Bu insanlara ne oluyor? Üç defa kurbanlarını kesmelerini ve tıraş olup
ihramdan çıkmalarını söylememe rağmen hiç kimse söylediğimi yapmak için
kalkmadı" dedi. Ümmü Seleme: "Ya Resulallah! Sen çıkıp bunları
yap" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkıp kurbanını
getirip kesti ve bir berber çağırarak tıraş oldu. Resulullah'ın (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) yaptığını gören halk kurbanlarının yanına gidip kestiler ve
birbirlerini tıraş ettiler. Bunu o kadar acele yaptılar ki neredeyse
birbirlerini ezeceklerdi.
20. İbn Şihab der ki:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve sahabenin getirdiği
kurbanlıklar yetmiş deveydi."
21. İbn Şihab der ki:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hayber'i Hudeybiye'ye katılanlar
arasında on yedi sehme böldü ve her yüz kişiye bir sehim verdi."
38011. Ata der ki:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hudeybiye günü harem bölgesinde
konakladı.''
38012. Bera der ki:
"Hudeybiye günü bin dört yüz kişiydik."
38013. İbn Ömer
bildiriyor: Kurbanlıklar Seniyye vadisine çıkan dağların eteklerine ulaştığında
karşılarına müşrikler çıktı ve kurbanlık hayvanların yönünü geriye çevirdiler.
Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kurbanları Hudeybiye'de
kesti ve tıraş oldu. Halktan bazıları ona uyarak tıraş oldular, bazılarıysa
uymayıp beklediler ve: "Belki Beytullah'ı tavaf ederiz" dediler. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allah saçlarını kazıyanlara
rahmet etsin" buyurdu. "Saçlarını kısaltanlara dalı denince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üç defa: "Allah saçlarını
kazıyanlara rahmet etsin" buyurdu.
38014. Ebu Said el-Hudri
bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve sahabe tıraş oldular,
sadece Osman ve Ebu Katade kaldı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Allah, başlarını kazıttıranlara rahmet etsin!" diyerek dua etti.
Sahabe: "Ya Resulallah! Saçlarını kısaittıranlara da!" deyince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allah, başlarını kazıttıranlara
rahmet etsin!" dedi. Sahabe, yine: "Ya Resulallah! Saçlarını
kısalttıranlara da!" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Kısalttıranlara da" buyurdu.
38015. Naciye b. Cündüb
b. Naciye bildiriyor: Gamım'deyken Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Kureyş'in Halid b. el-Velid'i atlılardan oluşan bir bölükle kendisini
karşılamak için gönderdiğini öğrendi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
onunla karşılaşmak istemediği için -ki Hz. Peygamber onlara karşı
merhametliydi- "Kim bizi başka bir yoldan götürür?" dedi. Ben:
"Anam babam sana feda olsun ya Resulallah! Ben götürürüm" dedim ve
onları engebeli ve ıssız bir dağ yolundan götürdüm, Onu kıraç bir yer olan
Hudeybiye'ye yetiştirene kadar yürüdüğümüz yol bana dümdüz gibi gelmişti. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) torbasından bir veya iki ok alıp kuyuya
attıktan sonra kuyuya tükürüp dua etti. Su o kadar artıp yükseldi ki istesem-
veya istesek- bardaklarımızı uzatıp su doldurabilirdik.
38016. İbn Abbas
bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hudeybiye günü:
"Allah, başlarını kazıttıranlara rahmet etsin!" diyerek dua etti.
Sahabe: "Ya Resulallah! Saçlarını kısaittıranlara da mı?" deyince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üç defa: "Allah, başlarını kazıttıranlara
rahmet etsin!" dedi. Sahabe, yine: "Ya Resulallah! Saçlarını
kısaittıranlara da mı?" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Kısalttıranlara da" buyurdu. Sahabe: "Ya Resulallah!
Ne için saçlarını kısaittıranları hariç tutuPI kazıttıranlara rahmet
diledin?" diye sordular. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Çünkü onlar (ötekiler gibi) şüpheye düşmediler!" buyurdu.
38017. Abdullah b.
Mes'ud bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber
Hudeybiye'den gelirken düz ve kumluk bir yerde konakladık. Allah'ın Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim (nöbet tutup da) bizi korur?"
diye sorunca, Bilal: "Ben korurum" dedi. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "O zaman biz uyuyalım" buyurdu ve güneş doğuncaya
kadar uyudular. Güneşin doğuşundan sonra aralarında Ömer b. el-Hattab'ın da
bulunduğu falan ve filan kişiler uyandılar. Kendi kendimize: ''Konuşun, ne
yapalım?" dedik. Bu arada Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de
uyandı ve: "Daha önce yaptığınız (kıldığınız) gibi yapınız" buyurdu.
Bunun üzerine normal vaktinde namazı kılar gibi sabah namazını kıldık.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "(Namaz konusunda) uyuyakalan
veya unutan kişi böyle yapsın" buyurdu. Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) devesi kaybolunca onu aradım ve ipinin bir ağaca asılı olduğunu
gördüm. (Deveyi alıp) Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldim ve Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bindikten sonra yolumuza devam ettik.
O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vahiy geldiği zaman üzerine bir ağırlık
çöker ve biz bunu anlardık. Ardımızda kalıp bir kenara çekilip elbisesiyle
başını örtmeye başladı. Bu ağırlık üzerine çökünce biz kendisine vahiy
geldiğini anladık. (Sonra) bize geldiler ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Biz sana apaçık bir fetih nasib ettik" (Fetih Sur. 1)
ayetinin nazil olduğunu söylediler.
|
SONRAKİ SAYFA İÇİN
AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN |