m u s a n n e f

İbn Ebi Şeybe

Gazveler

 

Tebuk Gazvesi

 

38160, Abdurrahman b. Ka'b b. Malik, babasından naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir yere savaşa çıkacağı zaman, düşmanın haber almasını önlemek için ne tarafa gittiğini Müslümanlara çıkarken söylemezdi. Ancak Tebuk savaşında öyle yapmadı. Tebuk savaşına gündüz vakti şiddetli sıcaklar altında ve uzun bir yolculuğa çıkacağını belirterek yola koyuldu. Müslümanlara da, düşmanlarının kim olduğunu bilmeleri ve hazırlıklı olmaları için ne tarafa ve kimlerin üzerine gideceğini de bildirdi.

 

 

 

38161. Ebu Humeyd es-Saidı bildiriyor: Tebuk yılı Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber çıkıp Vadi'l-Kura'ya geldiğimiz zaman, kendine ait bir bahçede olan bir kadınla karşılaştık. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bahçedeki hurmanın ne kadar olduğunu tahmin edin" buyurdu. Biz bir tahmin yaptık. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de onu 10 vesak olarak tahmin etti ve kadına:

"İnşallah biz sana geri gelene kadar, bahçeden ne kadar mahsulolduğunu iyi say!" diye tenbih etti. Yola devam ettik ve Tebuk'e vardık. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu gece üzerinize çok şiddetli bir rüzgar esecek, içinizden kimse bu rüzgarda kalkıp bir yerlere gitmesin. Kimin de devesi varsa yularından iyice bağlasın" buyurdu, biz de develerimizi bağladık. Gece olunca şiddetli bir rüzgar esti ve yerinden kalkan bir adamı Tay dağları (denilen Lece ve Selma dağları)na kadar sürükledi.

 

Sonra Eyle kralı Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gelip kendisine beyaz bir katır hediye etti. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) da ona bir cübbe verdi, halkından denizde olanlar (tüccarlar) için bir emanname yazdı.

 

Sonra dönüp Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber Vadi'l-Kura'ya geldiğimizde kadına: "Meyvesi ne kadar oldu?" diye sorunca, kadın: "On vesak; tam Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tahmini gibi!" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben acele edeceğim, içinizden dileyen acele edebilir" deyip yola çıktı ve biz de onunla gittik. Medine'yi görecek kadar yaklaşınca: "Bu Tabe şehridir" buyurdu. Uhud'u görünce ise: "Bu bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır" buyurdu. 

 

 

 

38162. Abdurrahman b. Abdillah b. Ka'b b. Malik, babasından naklediyor:

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beni'l-Asfar üzerine gideceği zaman halka bunu açıkladı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir yere savaş için gideceği zaman başka yere gidiyormuş gibi yapardı. Sadece bu gazvede, çok sıcak olduğu, yol uzak olduğu ve yeni bir düşman olduğundan, düşmanlarına karşı hazırlıklı olmaları için gidecekleri yönü Müslümanlara bildirdi.

 

2. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hazırlanınca halk ta onunla beraber hazırlandı. Ben hazırlık yapmak için sabah çıkar, hiç birşey yapmadan geri dönüyordum. Bu halk hazırlanıp: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sabah vakti yola çıkıyor" denince ben, onlar gittikten bir veya iki gün sonra hazırlığımı yapar onlara yetişirim diye düşündüm. O zaman bende iki binek vardı ve daha önce aynı anda iki bineğim olmamıştı. istediğim zaman hazırlık yapmaya gücüm yeter diye düşünüyordum. Ben Müslümanlar yola çıkana kadar her sabah hazırlığımı yapmak için çıkıyor, hiç birşey yapmadan geri dönüyordum. Onlar gittikten sonra dışarı çıktığımda, özrü sebebiyle çıkmadığı için Allah'ın mazur kabul ettiği ve münafık olduğu için yerilen kimselerden başkasını göremeyişim beni üzdü.

 

3. Ben artık Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döndüğü zaman ileri süreceğim özrü ve söyleyeceğim sözleri hazırlamaya başladım. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Tebuk'e yetişene kadar benden söz etmemişti. Tebuk'te insanlarla otururken: "Ka'b b. Malik ne yaptı?" dedi. Benim kavmimden bir adam kalkıp:

"Onu, göz alıcı bürdesi ve edalı edalı sağına soluna bakışları alıkoydu" dedi. Başka bir kişi ise: "Vallahi ey Allah'ın Resulü! Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sustu.

 

4. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dönmek üzere denildiğinde benden hazırladığım özür ve yalanlar gitti ve beni Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kurtaracak tek şeyin doğruyu söylemek olduğunu anlayarak ona doğruyu söylemeye karar verdim. Sabah vakti Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye gelince yanına gittim ve halkla beraber oturduğunu gördüm. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) seferden döndüğünde Mescid'e girer ve iki rekat namaz kılardı ve sonra ailesinin yanına giderdi. Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mescid'de otururken buldum ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni görünce yanına çağırıp: "Gel ey Ka'b! Neden benimle gelmedin?" diyerek kızgın bir şekilde tebessüm etti. Ben: "Ya Resulallah! Hiçbir mazaretim yoktur. Senden geride kaldığım vakit, hiçbir zaman bu denli güçlü ve imkan sahibi olmamıştım" dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Tebuk'e gitmeyip Medine'de kalanlar özürleri olduğuna dair yemin ediyorlar, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların mazeretini kabul ediyor ve onlar için istiğfar ediyordu. Gizlilerini ise Allah'a havale ediyordu. Ben ona doğruyu söyleyince: "Bu doğru söyledi. Kalk ve Allah'ın hakkında hüküm verecegi anı bekle" dedi. Bunun üzerine ben, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanından kalktım.

 

5. Benu Seleme'den bazı adamlar kalkıp bana: "Vallahi sen makul bir şey yapmadın. Vallahi! Senin işlediğin günahtan dolayı Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başkalarına yaptığı gibi, senin için de istiğfar etmesi yeterliydi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların mazaretini kabul edip onlar için istiğfar etti" dediler ve beni o kadar kınadılar ki Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gidip kendimi yalanlamayı istedim. Sonra onlara: "Benden başka, söylediğim gibi söyleyen veya bildirdiğim mazareti bildiren var mı?" diye sorunca, onlar: "Evet" karşılığını verdiler. Ben: "Kim?" deyince ise: "Hilal b. Ümeyye el-Vakifi' ve Rabia b. Murara el-Am rı" deyip Bedir savaşına katılan, salih iki adamın daha benim gibi özür beyan ettiklerini, onlara da bana söylenen şeyin dendiğini söylediler.

 

6. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizimle konuşulmasını yasakladı. Biz halkın içine çıkıyoruz, kimse bizimle konuşmuyor, kimse bize selam vermiyor ve selamımızı almıyordu. Kırk gün böyle geçtikten sonra Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elçisi gelip: "Hanımlarınızdan uzaklaşın" dedi. Hilal b. Umeyye'nin hanımı Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip: "Kocam ihtiyardır ve gözleri zayıftır. Ona yemek yapmamı istemiyor musun?" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):

"Hayır (yemek yapabilirsin) Ama sana yaklaşmasın" dedi. Kadın: "Vallahi, benden yana hiçbir hareket kalmamıştır. O günden bugüne hala ağlıyor" dedi.

 

7. Ailemden bazıları bana: "Hilal b. Umeyye'nin hanımının yaptığı gibi sen de hanımın için Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) izin alsan. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona kocasına hizmet etmesi için izin verdi" dediler. Ben: "Vallahi! Bunun için Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) izin almam. izin alacak olsam bile Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ne diyeceğini bilmiyorum. Hilal, ihtiyar birisidir, ben ise gencim" dedim ve hanımıma: "Allah, hakkımdaki hükmünü verene kadar ailene git" dedim. Biz, kimse bizi konuşturmadan ve selamımızı almadan halkın içinde dolaşmaya başladık.

 

8. Gidip bir amcam oğlunun bahçesindeki duvarına tırmanıp (bahçeye girdim) amcam oğluna selam verdim. Selamımı almak için dudaklarını bile kıpırdatmadı. Ben: "Allah için söylemeni istiyorum! Allah'ı ve Resulünü sevdiğimi bilmiyor musun?" deyince, benimle bir kelime bile konuşmadı. Sonra yine gelip aynı şeyleri söyledim, ama cevap vermedi. Üçüncü veya dördüncü gelişimde: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedi.

 

9. Çıkıp, çarşıda yürürken halk eliyle beni işaret ediyordu. Baktığımda Şam Araplarından birinin beni sorduğunu gördüm. Halk adama beni işaret etmeye başladı ve adam bana gelip, kavmimden olan ve Şam'da ikamet etmekte olan bazı kişilerden bir mektup verdi. Mektupta şöyle yazmaktaydı: "Arkadaşının sana yaptığını, verdiği sıkıntıyı ve katı davrandığını öğrendik. Bize gel, Allah seni değerinin bilinmediği ve hakkının çiğnendiği bir yerde yaşayasın diye yaratmamıştır. Hemen yanımıza gel, malımızı seninle paylaşalım." Mektubu okuyunca: "Biz Allah'a aidiz. Kafirler bana gözünü dikti" dedim ve bir tandıra gidip mektubu yaktım.

 

10. Vallahi, Yüce Allah'ın buyurduğu gibi, bütün genişliğine rağmen yeryüzü bize dar gelmişti ve içimiz daralmıştı. Bizimle konuşulmasının yasaklandığı ellinci günün sabahı Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tövbemizin kabul edildiği vahyedildi. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sabah namazını kıldığı zaman, Yüce Allah'ın tövbemizi kabul ettiğini ilan etti ve halk bizi kutlamaya başladı. Bir adam da at üstünde, Eslemlilerden birisi de bana doğru koşup tepeye çıktı. O bakımdan, ses attan daha hızlı gelmişti. Adam bana: "Ey Ka'b b. Malik! Müjdeler olsun!" dedi. Ben secdeye kapandım ve sıkıntımızın bittiğini anladım. Sesini duyduğum kişi gelince verdiği müjdeye karşılık kendisine iki giysi verdim. Vallahi! O gün bu iki giysiden başka da elbisem yoktu.

 

11. iki giysi ödünç alıp Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) doğru yola çıktım. Halk beni topluluklar halinde karşılayıp Allah'ın tövbemi kabul etmesi dolayısıyla kutladılar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına girdiğimde Talha b. Ubeydillah kalkıp koşarak benimle musafaha edip kutladı. Muhacirlerden, onun dışında kalkan da olmadı." Ka'b, Talha'nın bu hareketini hiç unutmadı. Gidip Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) önünde durdum, Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yüzü Ay parçası gibiydi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sevinçli olduğu zaman yüzü böyle aydınlanırdı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana: ''Gel ey Ka'b! Annenin seni doğurduğu günden bu yana geçirdiğin en hayırlı gününü tebrik ederim" diye seslendi. Ben: "Bu müjde senden mi, yoksa Allah katından mı?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Allah tarafından. Siz doğru söylediniz, Allah da sizi tasdik etti" buyurdu.

 

12. Ben dedim ki: "Mazhar olduğum bu af sebebiyle bütün malımı Allah ve Resulü'ne bağışlıyorum." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Malının bir kısmını kendine ayır" deyince, ben: "Hayber'deki hissemi kendim için ayırırım" dedim. Vallahi! Yüce Allah, doğru söylediğim için beni lütuflandırdığı lütufla hiç kimseyi lütuflandırmadı.

 

 

 

38163. Sa'd b. Ebi Vakkas naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Tebuk gazvesinde Hz. Ali'yi Medine'de, kadın ve çocukların yanında bırakınca, Hz, Ali: "Ya Resulallah! Beni kadınların ve çocukların yanında mı bırakıyorsun?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Benim yanımdaki konumunun, Harun'un (cıleyhısselcım) Musa'nın (cıleyhiçselcım) yanındaki konumu gibi olmasına razı değil misin? Ne var ki benden sonra bir peygamber gelmeyecektir."

 

 

 

38164, Hasan(-ı Basri) bildiriyor: Hz. Osman, Tebuk gazvesinde Resulullahla (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir miktar dinar getirince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dinarları kucağında çevirip: "Bundan sonra Osman'a işledikleri için bir sorumluluk yoktur" buyurdu.

 

 

 

38165. Enes naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Tebuk gazvesinden dönüp Medine'ye yaklaştığı zaman: "Medine de öyle topluluklar vardır ki, hangi yolda gitseniz, hangi vadiyi geçseniz sizinle beraber olurlar" buyurunca, sahabe: "Ya Resulallah! Onlar şimdi Medine'deler mi?" diye sorunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet onlar Medine'dedir. Mazeretleri sizinle çıkmalarına engeloldu" buyurdu.

 

 

 

38166. Avf b. Malik el-Eşcai der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Tebuk gazvesinde, seferi olanlar için üç gün üç gece, mukim olanlar için ise bir gün bir gece ayakkabılara meshedilmesini emretti.

 

 

 

38167. Muhammed b. Ebi'l-Kebşe el-Enmari, babasından naklediyor: Tebuk gazvesinde sahabe Hicr halkının yaşadığı yere (tarihi kalıntılara) girmek için yarışıp oraya girdiler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu duyduğu zaman: "Es-salatu camia" diye seslenilip halkın toplanmasını emretti. Ben yanına gittiğimde devesini tutmuş şöyle diyordu: "Allah'ın kendilerine gazab ettiği bir kavmin toprağına neden giriyorsunuz!" Bir adam: "Hallerine taaccub ettiğimiz için ey Allah'ın Resulü!" diye seslenince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Size bundan daha hayret verici bir şeyi haber vereyim mi? Sizden bir adam, sizden önceki toplulukların durumları ile sizden sonra olacak hadiselerin haberlerini size bildiriyor. Şu halde doğru yolu tutup doğru işler yapın! Zira sizi cezalandırmak Yüce Allah için çok da zor bir iş değildir. Yüce Allah kendi nefislerinden hiçbir azabı geri savamayan bir kavim gönderecektir."

 

SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN

 

Abdullah b. Ebi Hadrad el-Eslemi'nin Hadisi