|
m u s a n n e f İbn Ebi Şeybe |
Fitneler |
Deccal'in Fitnesi
38610. Cabir b.
Abdillah'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Ben bin veya daha fazla gelmiş geçmiş peygamberin
sonuncusuyum.
Bir kavme gönderilmiş
hiçbir peygamber yoktur ki ümmetini Deccal' e karşı uyarmış olmasın. Bana,
onun, daha evvel hiç kimseye açıklanmayan özellikleri açıklandı. Buna göre onun
bir gözü kördür. Oysaki Rabbiniz kör değildir."
38611. İbn Ömer'in
bildirdiğine göre ashabına Mesih'ten söz eden Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurmuştur: "Allah kör değildir. Fakat Mesih-i Deccal'in
sağ gözü kördür; gözü adeta üzüm tanesi gibi dışarı çıkmıştır (patlak göz).''
38612. Davud b. Amir b.
Sa'd'ın babasından, onun da dedesinden naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Benden önce hiçbir
peygamber yoktur ki Deccal'i ümmetine tanıtmış olmasın. Ben de onu, daha evvel
hiç kimsenin tanıtmadığı bir özelliğiyle tanıtacağım. Onun bir gözü kördür.
Oysa ki Allah kör değildir.''
38613. Feletan b.
Asım'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Dalalet Mesih'i, alnı açık, sol gözü kör, göğsü geniş ve
beli hafif eğri biridir. Abdüluzza oğlu falana veya falan oğlu Abdüluzza'ya
benzer."
38614. imran b.
Husayn'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Sizden kim Deccal'in çıktığını duyarsa, mümkün mertebe ondan
uzak dursun. Çünkü insan onun yanına gidip, onun mümin olduğunu sanır. Bu
şekilde onunla birlikte olmaya devam eder ve sonunda, gördüğü o kadar şüpheli
durumlarına rağmen ona tabi olur."
38615. Muğire b. şu' be
anlatıyor: Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Deccal hakkında kimse
benden daha fazla soru sormazdı. Bir gün bana: "Bana niçin onu
soruyorsun?" dedi. Ben: "insanlar, onun yanında yiyecek ve içecek
bulunduğunu söylüyorlar" deyince, "O, Allah nezdinde bundan daha
değersizdir" buyurdu.
38616. Zeyd b. Sabit
naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Mesih-i Deccal
fitnesinden Allah'a sığının" buyurdu. Biz de "Mesih-i Deccal
fitnesinden Allah'a sığınırız" diye niyaz ettik.
38617. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizden biri
teşehhüd duasını okurken, Mesih-i Deccal fitnesinin şerrinden Allah'a
sığınsın" buyurmuştur.
38618. Hz. Aişe der ki:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allahım, Mesih-i Deccal
fitnesinin şerrinden sana sığınırım" diye dua ederdi.
38619. Huzeyfe b. Esıd
anlatıyor: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanımıza
çıkageldi ve "Şu on alamet belirmedikçe kıyamet kopmaz" buyurdu.
Onlar arasında Güneş'in battığı yerden doğmasını ve Deccal'i zikretti.
38620. Ebu Said
el-Hudri'nin naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ben bin veya daha fazla gelmiş geçmiş peygamberin sonuncusuyum. Allah'ın
bir kavme gönderdiği hiçbir peygamber yoktur ki onları Deccal'e karşı uyarınış
olmasın. Bana, onun, daha evvel hiç kimseye açıklanmayan özellikleri açıklandı.
Buna göre onun bir gözü kördür. Oysa ki Rabbiniz kör değildir. Onun sağ gözü
kör olup göz bebeği yoktur; patlak gözdür. Diğeri ise parlak bir yıldıza
benzer. Her milletten ona tabi olanlar olur ve kendi lisanlarıyla ona ilahmış
gibi dua ederler".
38621. Mücahid
anlatıyor: insanlar İbn Abbas'ın yanında Deccal'den bahis açtılar ve biri
"Alnında ''kefere'' yazılı" dedi. İbn Abbas ise şöyle söze girdi: Ben
Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle söylediğini işitmedim.
Fakat o şöyle buyurdu: "İbrahim'i öğrenmek istiyorsanız, kendi
Peygamberinize bakın. Musa ise esmer, kıvırcık saçlı ve uzun boylu biri olup,
Şenueli adamlara benzerdi. Şu halde hurma lifinden örülme bir dizgini bulunan
kızıl bir deve üzerinde onun, vadiden aşağı telbiye getirerek indiğini görür
gibiyim."
38622. Esma binti
Yezid'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Deccai'ın size bir zararı olmaz. Eğer ben aranızdayken ortaya çıkarsa,
ben onu alt ederim. Yok, eğer, benim vefatımdan sonra ortaya çıkarsa, benim
yerime Allah, Müslüman olan her ferdi ondan korur".
38623. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Mesih-i
Deccal'in fitnesinden Allah'a sığınırım" buyurmuştur.
38624. Enes'ten
nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Deccal'in sağ gözü kördür. Gözünde (arpacık gibi) et parçası vardır ve
alnında ''kafir'' yazılıdır" buyurmuştur.
38625. İbn Abbas'tan
rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Deccal'in bir gözü kördür, saçı kıvırcıktır, teni bembeyazdır. Başı,
adeta ağaç dalı gibidir. İnsanlardan en çok Abdüluzza b. Katan'a benzer. Her
halükarda, onun bir gözü kördür. Allah ise kör değildir."
38626. Humeyd b. Hilal
anlatıyor: Hişam b. Amir el-Ensarı, bazı adamların kendisini çiğneyip Hz.
Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından imran b. Husayn ve
başkalarının yanına gittiklerini görünce, kızdı ve şöyle dedi: Vallahi, sizler
beni aşıp, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sohbetinde benim kadar
bulunmamış, onun sözlerini benim kadar iyi bellememiş kimselere gidiyorsunuz.
Bilin ki, ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken
işittim: "Adem'in yaratılışı ile kıyametin kopması arasında Deccal
fitnesinden daha büyük fitne yoktur".
38627. Huzeyfe'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kuşkusuz Deccal'in özelliklerini ben, Deccal'den daha iyi bilirim. Onda
akmakta olan iki nehir vardır. Biri görünürde, berrak bir sudur. Diğeri ise
alevalev yanan ateştir. Bir kimse ona yetişirse, ateş olarak gördüğüne gitsin
ve gözünü yumsun. Sonra da başını eğerek ondan içsin. Görecek ki o, buz gibi
soğuk bir sudur. Deccal'in bir gözü sakattır (görmez). Gözünde kalın bir et
parçası vardır. Alnında ''kafir'' diye yazılıdır ve okur yazar olsun olmasın,
her mümin onu okur.''
38628. Huzeyfe'den
nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Kuşkusuz ben, Deccal'de olanları Deccal'den daha iyi
bilirim. Onda yanmakta olan bir ateş ve buz gibi suyu olan bir nehir vardır.
Sizden kim onun zamanına yetişirse, sakın ona aldanıp helak olmasın. Gözlerini
yumup, ateş olarak gördüğünün içine dalsın. Zira o, buz gibi suyu olan bir
nehirdir.''
38629. Müminlerin annesi
Hz. Aişe anlatıyor: Bir gün ben ağlarken Hz.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) yanıma girdi ve "Niçin ağlıyorsun?" diye sordu.
"Ya Resulallah, sen Deccal'den bahsettin ya! (onun için ağlıyorum)"
dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Ağlama! Eğer Deccal ben hayatta iken
çıkarsa, ben onu sizden savarım. Şayet ben ölmüş olursam, bilin ki sizin
Rabbiniz kör değildir. Deccal, İsfahan Yahudileriyle birlikte ortaya çıkar ve
harekete geçerek Medine'nin dış bölgelerine kadar gelir. O zaman Medine'nin
yedi kapısı vardır. Her bir kapının başında iki melek bekler. Medine halkının
en kötüleri Deccal'e katılırlar. Sonra yola devam eder ve Lüdd'a kadar varır.
Orada Meryem oğlu İsa (gökten) iner ve onu öldürür. Daha sonra İsa yeryüzünde
kırk sene veya kırk seneye yakın bir süre kalır; adil bir devlet başkanı ve
hakşinas bir hakim olarak insanları yönetir.
38630. İbn Havale
el-Ezdl'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuştur: "Kim üç olayı selametle atlatırsa, kurtuluşa erer.
-Bunu üç kere tekrarladı- Ashabı: "Nedir onlar ya Resulallah?" diye
sordular. "Benim ölümüm, Deccal'in çıkışı ve bir de son derece sabırlı
davranıp haktan ayrılmayan bir halifenin öldürülmesi" buyurdu.
38631. Ebu Ubeyde
naklediyor: Ben Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken
işittim: ''Nuh'tan sonra gelen hiçbir peygamber yoktur ki kavmini Deccal' e karşı
uyarmış olmasın. Ben de sizi ona karşı uyarıyorum." Sonra Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bize şöyle anlattı: liBeni görenlerin veya
sözümü duyanların bir kısmı ona yetişecektir" Ashabı: ''O zaman
kalplerimiz nasılolacak? Bugün olduğu gibi mi?" diye sordular. ''Veya daha
hayırlı / iyi olacaktır" buyurdu.
38632. Muaz b. Cebel'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
''Kudüs'ün imar edilmesi, Yesrib'in (Medine'nin) tahribi demektir. Yesrib'in
tahribi, büyük savaşın çıkması demektir. Büyük savaşın çıkması,
Kontantiniye'nin (İstanbul'un) fethi demektir. Kostantiniye'nin fethi,
Deccal'in çıkması demektir."
Sonra, elini konuştuğu
kişinin dizine veya omzuna vurarak, ''Bu, şu anda senin burada bulunman veya
senin burada oturman kadar gerçektir" buyurdu. Yani, O bunu Muaz'a
söylemiştir.
38633. Ebu Nadre
anlatıyor: Bir Cuma günü bizim mushafımızı, onun mushafıyla karşılaştırmak için
Osman b. Ebi'I-As'ın yanına gittik. Sohbet etmekte olan bir adamın halkasına
oturduk. Derken Osman b. Ebi'l-As geldi. Biz de ona doğru döndük. O zaman Osman
şöyle dedi: Ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken
işittim: "Müslümanların üç şehri olacak. Biri iki denizin buluşma
noktasında, ikincisi, Arap yarımadasında, üçüncüsü de Şam'da. İnsanlar üç
felaket yaşayacaklar. Deccal birçok kola sahip büyük bir orduyla hareket ederek
Doğuluları yenilgiye uğratır. İlk önce, iki denizin buluştuğu yerdeki şehre
varır. Şehir halkı üç gruba ayrılır. Bir grup, bulundukları yerde kalarak
"Yaklaşır, ne olduğuna bakarız" derler. Bir grup, Bedevilere
katılırlar. Diğer grup da, en yakınlarındaki şehre giderler. Deccal'in, 70000
yeşil sarıklı askeri vardır. Tebaasının çoğu, Yahudilerle kadınlardan oluşur.
2. Sonra, onun yakınındaki
şehre gider. Oranın halkı da üç gruba ayrılır; bir grup, bulundukları yerde
kalarak "Yaklaşır, ne olduğuna bakarız" derler. Bir grup, Bedevilere
katılırlar. Diğer grup da, en yakınlarındaki şehre giderler.
3. Sonra Şam'a gider.
Müslümanlar Efik'in girişine kadar çekilirler. (Deccal'in üzerine) bir birlik
gönderirler. Birlikleri mağlup olur. Bu onların çok ağırına gider. Büyük açlık
ve kıtlık felaketi yaşarlar. Öyle ki bazı insanlar (açlıktan) yayının kirişini
kızartıp yer. Onlar bu halde iken, seher vakti bir münadi şöyle seslenir:
"Ey insanlar! -üç kere- Yardım geldi!" İnsanlar birbirlerine:
"Bu ses, tok birinin sesine benziyor" derler. Derken sabah namazı
vaktinde Meryem oğlu İsa gökten iner, insanların emiri ona: "Ey Ruhullah,
öne geç, bize namazı kıldır" der. O da: "Sizler bu ümmetin
mensupları- birbirinizin emirisiniz. Sen öne geç ve namazı kıldır" der.
Bunun üzerine emir, öne geçer ve namazı kıldırır. Namazdan ayrılınca, İsa
mızrağını alır ve Deccal'in üzerine yürür. Deccal onu görünce, kurşunun eridiği
gibi erir. İsa mızrağını onun göğsüne saplar ve onu öldürür. Onun ardından onun
ordusu da yenilir."
38634. Sefine anlatıyor:
Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize hutbe irat ederek şöyle
buyurdu: "Hiçbir peygamber yoktur ki ümmetini Deccale karşı uyarmış
olmasın. Deccal'in sol gözü kördür. Sağ gözünde de kalın bir et vardır. Alnında
''kafir'' diye yazar. Yanında biri cennet, diğeri cehennem olan iki vadi
vardır. Onun cenneti, cehennem; cehennemi ise cennettir. Yine yanında iki melek
vardır ki, peygamberlerden iki peygambere benzerler. Bunlardan biri sağında,
diğeri solunda durur. Deccal, bir takım insanlara: "Ben sİzin Rabbiniz
değil miyim? Ölümü ve hayatı ben yaratmaz mıyım?" der. O iki melekten
biri: "Yalan söylüyorsun" diye karşılık verir; ama insanlardan kimse
onun dediğini duymaz. Bunu sadece diğer melek duyar ve: "Doğru
söylüyorsun" der. İnsanlar bu ikincisinin sözünü işitirler ve onun,
Deccal'i tasdik ettiğini sanırlar. İşte bu bir imtihandır. Sonra Deccal hareket
eder ve Medine'ye kadar gelir. Ancak şehre girmesine İzİn verilmez. Bunun
üzerine: "Demek ki burası, o kişinin ülkesi" deyip, yoluna devam eder
ve Şam'a gelir. Orada, tam Efik'in girişinde Allah onu öldürür.
38635. Useyr b. Cabir anlatıyor:
Bir gün Kufe'de kıpkızıl bir rüzgar esti.
Derken bir adam
çıkageldi. Ağzından, "Ey Abdullah b. Mes’ud, kıyamet koptu!'' sözünden
başka söz çıkmıyordu. Abdullah yaslanmış bir vaziyette idi, doğrulup oturdu.
Sonra şöyle dedi: ''Mirasın dağıtılmasına gerek kalmadıkça, ganimet malıyla
sevinilmedikçe kıyamet kopmaz. Düşman, islam ahalisi için asker toplar. Ehl-i
islam da onlara karşı asker toplar.'' Bunu derken, eliyle Şam'a doğru işaret
eder. Ben: ''Rumları mı kastediyorsun?'' diye sorduğumda, "Evet'' dedi ve
devam etti: "işte o savaşta şiddetli bir saldırı olur. Müslümanlar,
ölümüne muzaffer olarak dönmeyi taahhüt etmiş bir öncü birlik gönderirler. iki
ordu savaşa tutuşurlar. Ancak gece karanlığı çökünce, savaşa ara verirler. Her
iki taraf da galibiyet elde edemeden geri çekilir ve öncü birlikleri yok olur.
2. Sonra Müslümanlar
ölümüne muzaffer olarak dönmeyi taahhüt eden bir öncü birliği daha gönderirler.
Taraflar akşam karanlık çökene kadar savaşırlar. Sonra her iki taraf da
herhangi bir galibiyet elde edemeden geri çekilir. Öncü birlik yine yok olur.
Dördüncü günü olunca, düşmanın karşısına Ehl-i islam ordusu çıkar ve Allah,
düşmanlarına hezimeti tattırır. Daha evvel benzeri görülmemiş büyük bir savaşa
tutuşurlar. Öyle ki kuşlar, onların yakınından geçerken, daha savaş meydanını
geçemeden düşüp ölürler! Aynı atadan olma yüz kişi, aralarında sayım yaparlar
da onlardan sadece bir kişinin kaldığını görürler. Durum bu olunca, hangi
ganimetle sevinecekler? Hangi mirası aralarında bölüşecekler?
38636. Abdurrahman b.
Ebi Bekre'nin babasından naklen bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Deccal'in anne babasının otuz yıl çocukları
olmaz. Sonra bir gözü kör bir çocukları olur. O, en zararlı ve en faydasız bir
mahluktur; gözleri uyur, kalbi uyumaz." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) sonra onun anne babasını anlatarak şunları
söyler: "Babası,
uzun boylu, zayıf bedenli ve gaga gibi uzun burunlu bir adamdır. Annesi ise iri
göğüslü bir kadındır".
38637. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Dinleyin, size, başka hiçbir peygamberin kavmine anlatmadığı şekilde
Deccal'den anlatayım mı? Onun bir gözü kördür. Yanında cennet ve cehenneme
benzer şeylerle gelir. Onun cennet dediği, cehennemdir. Ona karşı Nuh'un
kavmini uyardığı gibi ben de sizi uyarıyorum".
38638. Ebu Bekre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Mesih-i
Deccal korkusu Medine'ye girmez. O gün Medine'nin yedi kapısı olur ve her
kapıda iki melek durur".
38639. Reca b. Ebi Reca
anlatıyor: Büreyde Mescid'e girdi. Mihcen Mescid'in kapısında duruyor, Sekebe
de namaz kılıyordu. Büreyde -kendisi mizahçı biriydi- Mihcen'e,
"Sekebe'nin kıldığı gibi sen de namaz kılmaz mısın?" dedi. Mihcen
şöyle yanıt verdi: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elimden
tutarak Uhud dağına çıktı ve Medine'ye bakarak şöyle buyurdu:
"Yazık olacak
Medine'ye! Halkı, en iyi halinde veya en mamur halinde onu terk edecek. Deccal
gelecek, kapılarının her birinde, iki kanadını germiş bir melek bulacak ve
içeri giremeyecek."
38640. Zeyd b. Vehb der
ki: Ben Ebu Ze(i şöyle derken işittim: Bir kere yemin ederek İbn Sayyad'ın
Deccal olmadığını söylemektense, on kere yemin ederek onun Deccal olduğunu
söylerim; çünkü ben Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir şey
işittim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni İbn Sayyad'ın
annesine göndererek "Sor bakalım, ona (İbn Sayyad'ı kastediyor) kaç günlük
hamileymiş?" dedi. (Sordum) Kadın: "12 aydır hamileydim" dedi.
Dönüp bunu Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bildirdim. Sonra:
"Ona, çocuk doğduğunda onun nasıl ağladığını sor" dedi. (Sordum)
"iki aylık bebeğin ağlaması gibi ağlad( dedi. O veya Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona (muhtemelen İbn Sayyad'ı kastediyor):
"Ben senin için (içimde) bir şey sakladım" dedi. O da: "Sen
benim için beyaz koyun kemiği sakladın" dedi, ardından "ve
duman" demeye kalkıştı, ama diyemedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) de: "Kes sesini! Sen kaderin önüne geçemezsin" buyurdu.
38641. Hz. Ali
anlatıyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) uyuyordu. Biz de yanında
oturuyorduk. Aramızda Deccal'i müzakere ettik. Sesleri duyan Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) yüzü kıpkırmızı olmuş halde uyandı ve "Ben sizin için
Deccal'den çok, saptırıcıliderlerden endişe ediyorum" buyurdu.
38642. Abdullah b. Selam
der ki: "Deccal'in ortaya çıkışından sonra insanlar kırk yıl daha
yaşarlar. Bu süre içinde hurma dikerler, pazar kurarlar."
38643. Huzeyfe der ki:
"Daha Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hayatta iken, Deccal
fitnesinin bir kısmı zuhur etmişti."
38644. Huzeyfe der ki:
"Deccal'in çıkmasını, bir dizgin kadar bile önemsemiyorum."
38645. Ebu Amr
eş-Şeybanı anlatıyor: Ben Huzeyfe'nin yanında oturuyardum. Derken bir Bedevı
gelerek onun önüne diz çöktü ve "Deccal çıktı mı?" diye sordu.
Huzeyfe de: "Deccal nedir ki? Ben Deccal'den daha basit şeylerden, daha
çok korkuyorum. Çünkü Deccal fitnesi sadece kırk gün sürecektir" dedi.
38646. Enes'in
anlattığına göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Deccal, Mekke ve Medine hariç, bütün yeryüzünü dolaşır. Medine'ye
geldiğinde oranın her bir geçidinde saf saf dizilmiş melekler görür. Bunun
üzerine Cürüf denen tuzlu araziye gider ve çadırını oraya kurar. Sonra Medine
üç kez onun korkusuyla çalkalanır. Sonunda bütün münafık erkek ve kadınlar ona
katılırlar."
38647. Ribi b. Hıraş der
kr: Ben Huzeyfe'yi "Deccal ortaya çıkınca, bir topluluk ona kabirde olsa
bile inanır!" derken işittim.
38648. Salim'in
babasından naklettiğine göre Hz. Ömer Yahudilerden birine bir şey sorar ve der
ki: "Ben senden hep doğruluk gördüm. Bana Deccal'den bahset." O da:
"Yahudilerin tanrısına yemin ederim ki! Meryem'in oğlu onu Lüdd avlusunda
öldürecektir" diye cevap verir.
38649. Abdullah b. Amr
der ki: "Meryem oğlu Mesih gökten iner. Deccal onu görünce yağın (ateşte) erimesi
gibi erir. Sonra Mesih, Deccal'i öldürür ve Yahudiler onun (Deccal'in)
etrafından dağılırlar, Yahudiler de öldürülür, Öyle ki taş bile der ki:
"Ey Allah'ın Müslüman kulu! Burada bir Yahudi var! Gel de onu öldür,"
38650. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Meryem oğlu İsa (a.s.) gökten hakşinas bir hakem ve adil bir devlet
başkanı olarak inmedikçekıyamet kopmaz. İnince haçı kırar, domuzu öldürür ve
cizye hükmünü kaldırır. Mal mülk o kadar çoğalır ki kimse artık mal edinmek
istemez.
38651. Hanzala el-Eslemi
der ki: Ben Ebu Hureyre'yi şöyle derken işittim:
"Muhammed'in canı
kudret elinde olan (Allah)a yemin ederim ki! Meryem oğlu (isa) muhakkak
Feccü'r-Ravha'da hac veya umreye ya da her ikisine birden niyet ederek telbiye
getirecektir.''
38652. Akkar b.
el-Muğire anlatıyor: Bir gün Ebu Hureyre dedi ki: "Mescitler, kuşkusuz,
Mesih'in ortaya çıkışı(na hazırlık) için yenilenecektir. Mesih çıkınca, ha Çı
kıracak, domuzu öldürecek ve onun zamanına yetişen herkes ona inanacaktır.
Sizden kim ona yetişirse, benden selam söylesin. Sonra bana dönerek:
"Yeğenim (kardeşimin oğlu)! Ben seni topluluk içinde en genç olarak
görüyorum. Eğer ona yetişirsen, benden kendisine selam söyle" dedi.
38653. Simak der ki: Ben
ibrahim(-i Nehal)'yi şöyle derken işittim: "Mesih ortaya çıkacak, haçı
kıracak, domuzu öldürecek ve cizye hükmünü kaldıracaktır."
38654. Said b.
el-Müseyyeb'in bildirdiğine göre Ebu Bekr, "Irak'ta Horasan denen bir yer
var mı?" diye sordu. insanlar: "Evet, var" deyince, ''İşte
Deccal oradan çıkacaktır" dedi.
38655. Ebu Bekir'den
nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Deccal,
Horasan'dan çıkacaktır" buyurmuştur.
38656. Ebu Hureyre der
ki: "Deccal, Huz ve Kirman'dan 80000 sarıklı askeriyle birlikte inecektir.
Askerlerinin ayağında kıldan çarıklar olur ve yüzleri kat kat işlenmiş /
dövülmüş deri kalkanlara benzer."
38657. Abdullah (b.
Mes’ud) der ki: "Deccal'in eşeğinin kulakları, yetmiş bin kişiyi gölgesine
alır!''
38658. Enes: ilAsıl
Deccal'in zuhurundan önce yetmiş küsur deccal çıkacaktır" demiştir.
38659. Nati' b. Utbe b.
Ebi Vakkas'tan nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuştur:
"Sizler Arap
yarımadasına karşı savaşacaksınız, Allah fethi nasip edecektir. Sonra
Farslılara karşı savaşacaksınız, Allah yine fethi nasip edecektir. Sonra
Rumlara karşı savaşacaksınız, Allah (Bizans'ın da) fethi(ni) nasip edecektir.
Sonra Deccal'e karşı savaşacaksınız ve Allah, ona karşı da fethi nasip
edecektir." Cabir der ki: Buna göre Bizans fethedilmeden Deccal
çıkmayacaktır.
38660. Rib'ı b. Hıraş
anlatıyor: Ukbe b. Amr, Huzeyfe'ye: "Bize, Allah Resulü'nden (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) duyduklarından bir şeyler anlatmaz mısın?" dedi. O da:
"Hay hay" dedi ve şöyle anlattı: Ben Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Deccal zuhur ettiğinde yanında ateş
ve su bulunur. İnsanların su olarak gördükleri, yakıcı ateştir. Ateş olarak
gördükleri ise buz gibi tatlı sudur. Sizden kim bu suyu elde etmek isterse,
onun yanında ateş olarak gördüğü şeye girsin. Çünkü o, buz gibi tatlı
sudur." Ukbe, bunu ondan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ben de işittim,
demiştir.
38661. Cünade b. Ebi
Ümeyye ed-Devsi anlatıyor: Ben ve bir arkadaşım Resulullah'ın (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ashabından birinin yanına girdik ve ona: "Bize Allah
Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) işittiklerini anlat, sana göre dürüst
olsa bile başkasından bir şeyanlatma" dedik. O da "Olur" dedi ve
şöyle anlattı: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayağa
kalkarak şöyle buyurdu: "Sizi Deccal'e karşı uyannm. Sizi Deccal'e karşı
uyarınm. Sizi Deccal'e karşı uyarırım. Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmetini
Deccal'e karşı uyarmış olmasın. Ey ümmet! Deccal sizin aranızda zuhur
edecektir. Kendisi kıvırcık saçlı, esmer tenli ve sol gözü kördür. Yanında
cennet ve cehennem bulunur. Onun cehennemi, cennet; cenneti de cehennemdir.
Yine yanında tatlı su nehri ve ekmek dağı vardır. Bir kişinin başına musaHat
edilir; onu öldürüp diriltir. Başkasına musallat edilmez. Gökten yağmur
yağdırır; ancak topraktan bitki bitiremez. Yeryüzünde kırk gün yaşar. Bu süre
içinde ondaki her noktaya gider. Sadece dört mescide yaklaşamaz. Bunlar Mescid-i
Haram, Mescid-i Nebevi, Kudüs ve Tur(-ı Sina)dır. Eğer zihniniz karışırsa, şunu
unutmayın: Allah kör değildir." bunu iki kere tekrarladl-.
38662. Huzeyfe der ki:
"Deccal, mümin için, ortaya çıkması ile çıkmaması arasında fark kalmadıkça
çıkmaz. Ortaya çıkışı, mümine, yerden eline çakıl taşları alıp kaldırmasından
daha çok eziyet vermez. Müminlerin en uzağı da en yakını da onu aynı şekilde
tanır.''
38663. Şehr b. Havşeb
anlatıyor: Abdullah (b. Mes'ud) öğrencileriyle birlikte oturuyordu. Bir ara
sesleri yükseldi. Sonra Huzeyfe geldi ve Ey İbn Ümmi Abd, o sesler de
neydi?" diye sordu. O da: "Ey Ebu Abdillah! Deccal'den söz ettiler.
Onun korkusuna kapıldık" diye cevap verdi. Bunun üzerine Huzeyfe şöyle
dedi:
"Vallahi, benim
için, onunla mı karşılaşırım yoksa şu karakeçiyle mi karşılaşırım, hiç fark
etmez. -ravi Abdülmelik: ''Mescidin bir köşesinde meyve çekirdeği yiyen keçi''
ifadesini kullanır. Abdullah: "Niçin böyle söyledin, ey şerefli bir
babanın evladı?" diye sordu.
Huzeyfe buna şöyle cevap
verdi: "Çünkü bizler inanan kimseleriz. O ise kafir bir kişidir. Allah
muhakkak ki ona karşı bize yardım edecek ve bizi muzaffer kılacaktır. Allah'a
yemin olsun ki! Deccal, onun ortaya çıkışı, mümin için, susuzluk anında soğuk
içecekten daha arzu edilir olmadıkça, çıkmayacaktır." Abdullah yine:
"Niçin, ey şerefli bir babanın evladı i" diye sordu. Huzeyfe de:
"Çünkü çok şiddetli sıkıntılar ve musibetler yaşar da, ondan" diye
cevap verdi.
38664. Cabir b.
Abdillah'tan nakledildiğine göre bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) beraberinde Ebu Bekir ve Ömer oldukları halde, İbn Sayyad ile
karşılaştı. Ona: "Sen benim Allah'ın elçisi olduğuma şahadet ediyor
musun?" diye sordu. İbn Sayyad: itSen, benim Allah'ın elçisi olduğuma
şahadet ediyor musun?'' dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ben Allah'a ve Resulüne inanırım" buyurdu. Sonra ona: "Ne
görüyorsun?" diye sordu. İbn Sayyad: ItSu üzerinde bir taht görüyorum''
der. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sen, denizin üzerinde
İblis'in tahtını görüyorsun" dedi. Sonra:
"Ne
görüyorsun?" diye tekrar sordu. Bu defa: Itiki doğru, iki de yalancı
görüyorum'' dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Kafası
karıştı, kafası karıştı, onu kendi haline bırakın" buyurdu.
38665. Esma anlatıyor:
Bir gün Aişe'nin yanına vardım. Baktım ki insanlar, ayakta bekliyor, Aişe namaz
kılıyor. ''İnsanlar, niçin böyle ayaktalar?'' diye sordum. Eliyle göğe doğru
işaret etti veya It$übhanallah" dedi. Ben: "Doğa olayı mı?" diye
sordum. Aişe, başıyla işaret ederek ItEvet" dedi. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) uzattı. Ben de (sıcaktan) kendimi kaybedinceye kadar ayakta
bekledim. Başımdan aşağı su dökmeye başladım. Derken Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Allah'a layık olduğu vechile hamdü sena ettikten sonra şöyle
buyurdu: "Ben, gördüğüm her şeyi; hatta cennet ve cehennemi bile, şu
durduğum yerde gördüm. Bana vahyolundu ki sizler, kabirlerinizde Deccal fitnesi
gibi veya ona yakın -bunlardan hangisini söylediğini hatırlamıyorum- bir
fitneyle imtihan edileceksiniz.''
38666. Heysem b.
el-Esved anlatıyor: Muaviye'yi ziyaret etmek için yola çıktı. Yanına
vardığımda, divan üzerinde oturan ve yüz hatları çokça gerilmiş, kırmızı tenli bir
adam gördüm. Muaviye bana: "Bunun kim olduğunu biliyor musun? Bu, Abdullah
b. Amr'dır" dedi. Sonra Abdullah: "Kimlerdensin?" diye sordu.
Ben: "Iraklıyım" dedim. "Sizin taraflarda, Kusa denilen, tuzu
bololan yeri biliyor musun?" diye sordu. Ben: "Evet, biliyorum"
deyince "işte Deccal oradan çıkacaktır" dedi ve sonra şöyle devam
etti: "iyilerden sonra kötüler, 120 sene yaşayacaklardır. Ama insanlardan
kimse, ilk senenin ne zaman başlayacağını bilmez.''
38667. Ma'rur b.
Süveyd'in bildirdiğine göre Ka'b(u'I-Ahbar) ona: "Deccal'e karşı en sert
mücadeleyi, senin kavmin, yani Temim oğulları verecektir" dedi.
38668. Semure b.
Cündeb'in bir hutbesine tanık olan, Basra halkından Sa'lebe b. Ibad el-Abdı'nin
bildirdiğine göre Semure hutbesinde Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle bir hadis nakleder: "Vallahi, otuz tane yalancı çıkmadan
kıyamet kopmaz. Bunların sonuncusu bir gözü kör olan, sol gözü iyice kapanmış
olan Deccal'dir. Gözü Ebu Tıhya'nın gözüne benzer. -veya Yahya, dedi ki, bununla
Ensarlı bir ihtiyarı kastetmektedir- Deccal ortaya çıktığı zaman kendisinin
Allah olduğunu iddia eder. Ona inanıp, onu tasdik edip, ona tabi olan kimseye,
daha evvel işlemiş olduğu hiçbir salih ameli fayda vermez. Diğer yandan, onu
inkar edip yalanlayan kimse de, daha evvel işlemiş olduğu hiçbir günah
sebebiyle cezalandırılmaz.
Deccal, Harem ve Kudüs
dışında yeryüzünün her yerinde zuhur eder.
Müminleri Kudüs'te
sıkıştırır. Derken Allah onu ve ordusunu hezimete' uğratır. Hatta ağaç kökleri
dahi şöyle seslenir: Ey mümin! Bu kafir benim arkamda gizleniyor! Gel de onu
öldür. Bütün bunlar, sizler, içinizde büyüttüğünüz bir takım hadiseleri
görmedikçe, gerçekleşmez. Öyle ki birbirinize: "Peygamberiniz size bundan
hiç bahsetmiş miydi?'' diye soracaksınız. Hatta bir takım dağlar yerlerinden
oynar. Sonra kabz / kıyamet gerçekleşir."
Sa'lebe der ki: Sonra
onun bir hutbesine daha tanık oldum. Aynı hadisi zikretti; ne bir kelime öne
aldı, ne de geri bıraktı.
38669. Muaviye b. Ebi
Süfyan dedi ki: "Olayları ayırt edemeyenler, sakın isyancıya ya da tek
gözü köre, yani Deccal'e uymasın."
38670. Hasan
(el-Basri)'nin bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Deccal, dizlerine kadar denize dalar, bulutları eline alır
ve Güneş'ten önce Batı'ya ulaşır. Alnında bir boynuz vardır; içinden yılanlar
çıkar. Bedeninin üzerine, bütün silahların; kılıç, mızrak, derak vs. resimleri
çizilmiştir." liDerak nedir?" diye sordum. "Kalkan"
buyurdu.
38671. Abdullah (b.
Mes’ud) der ki: ''Deccal zuhur eder, yeryüzünde kırk gün kalır ve bu süre
içinde yeryüzünün her tarafına ulaşır. Onun günü, bir hafta gibidir. Haftası,
bir ay gibidir. Ayı da bir sene gibidir. Bir topluluk güneşlik bir yerdeyken,
sizler rüzgarda olunca, onlar tok iken sizler aç kalınca, onlar suya kanmış
iken sizler susuzluk çekince, haliniz nice olur?!''
38672. Hayseme der ki:
Abdullah (ibn Mes’ud) mescitte Kur'an okuyordu. ''Onlar filizini çıkarmış ...
ekin gibidir"1 ayetine gelince, "O ekin sizlersiniz ve hasat gününüz
yaklaştı" dedi.
Sonra o günkü
sohbetlerinde Deccal'den söz ettiler. içlerinden biri: "Keşke çıksa da onu
taşlasam!'' dedi. Bunun üzerine Abdullah: "Sizler şimdi böyle
söylüyorsunuz. Vallahi, onun Babil'de olduğunu işitseniz bile, her biriniz
muhakkak ona koşar ve hızlı hareketi sebebiyle, kendisinin yalın ayak
olmasından yakınırdı.''
38673. Süleyman b. Şihab
el-Absi'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Mağnem -Deccal'den bahsederek- şöyle
demiştir: "Deccal kimseye gizli kalmaz. Ben sizin için Deccal öncesinde
yaşanacak fitneden daha çok endişe ediyorum. Çünkü Deccal gizli değildir.
Deccal, insanların bildiği bir şeye davet eder ve insanlar, bildiklerini onda
aynen müşahede ederler.''
38674. Huzeyfe:
"Deccal, Müslümanlar için onun çıkıŞı, susuzluk anında soğuk sudan daha
fazla arzu edilir olmadıkça, çıkmaz" demiştir.
38675. Fatıma binti Kays
anlatıyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün öğle namazını kıldıktan
sonra minbere çıktı. insanlar bu duruma şaşırdılar; bir kısmı ayağa kalkarken,
bir kısmı oturdu. Çünkü daha evvel Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
sadece Cuma günü minbere çıkardı. Eliyle "Oturun" diye işaret etti.
Sonra şöyle buyurdu: "Vallahi, buraya istenen ya da korkulan bir hususta
size yararlı olacak bir şeyler söylemek için çıkmadım. Fakat Temim ed-Da ri
bana gelerek öyle bir şeyi haber verdi ki sevinçten ve mutluluktan öğle
uykusunu uyuyamadım. İyi dinleyin! Temim edDari'nin amca çocukları denizde
fırtınaya yakalanmışlar. Fırtına onları, bilmedikleri bir adaya sürüklemiş.
Gemi teknelerine atlayıp, adaya çıkmışlar. Orada uzun kirpikleri bulunan,
tüylü, siyah bir şey görmüşler. Ona: ''Sen kimsin?'' diye sormuşlar. O da:
''Ben cessaseyim'' demiş. ''Bize, kendi durumunu anlat'' demişler. O da şöyle
demiş: ''Ben size ne kendi durumumu anlatırım, ne de sizin durumunuzu sorarım.
Fakat sizler şu mabede yaklaştınız. Oraya kadar gidin. Orada istekli bir adam
vardır; siz ona kendi durumunu anlatırsınız, o da size kendi durumunu
anlatır''.
2. Mabede gidip, adamın
yanına girmişler. Orada demir direğe sıkıca bağlanmış, vücudu kıllı bir ihtiyar
görmüşler. Adam: ''Siz de nereden çıktınız?'' demiş. ''Şam'dan'' demişler.
''Araplar ne yaptı?'' diye sormuş. ''Biz zaten Araplardan bir kavimiz''
demişler. ''Sizin aranızdan çıkan o adam ne yaptı?'' diye sormuş. ''Hayırlı
olanı yaptı. Geçmişte bir topluluk ona düşmanca davranmıştı, ama Allah onu,
onlara galip getirdi. Bugün artık bütün Araplar birlik ve bütünlük içindirler;
tanrıları tektir, dinleri birdir'' demişler. ''Bu, onlar için daha hayırlıdır''
demiş. Sonra ''Zuğar kaynağı ne oldu?'' diye sormuş. ''İnsanlar oradan hem
ekinlerini suluyorlar, hem de susuzluklarını gidermek için kendileri içiyor''
demişler. ''Amman ile Beysan arasındaki hurmalığa ne oldu?'' diye sormuş. ''Her
yıl meyvesini veriyor'' demişler. ''Taberiye gölüne ne oldu?'' diye sormuş.
''İki tarafından da bolca sular fışkırmaktadır'' demişler.
3. O zaman üç kere eşek
gibi amrarak demiş ki: ''Eğer şu bağlarımdan kurtulabilseydim, Tayyibe (Medine)
dışındaki bütün yeryüzünü şu iki ayağımla dolaşırdım. Ama Tayyibe'ye girmeye
müsaadem yoktur''."
Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle devam etti: "İşte benim sevincim
bundan dolayıdır. Burası Tayyibe'dir. Muhammed'in canı kudret elinde
olan(Allah)a yemin ederim ki, oranın dar ya da geniş her bir yolu üzerinde, bir
melek kılıcını çekmiş, kıyamete kadar nöbet tutmaktadır.''
38676. Kabus b. Ebu
Zabyan'ın naklettiğine göre babası ona şöyle anlatmış:
Bir gün Deccal'den söz
ettik. Hz. Ali'ye onun ne zaman çıkacağını sorduk. "Deccal hiçbir mümine
gizli kalmaz. Onun sağ gözü kördür. Alnında: ''kafir'' yazılıdır- Ali bunu bize
heceleyerek söyledi-" dedi. Bu ne zaman olacak?" diye sorduk.
"Komşu komşuya karşı övündüğü, güçlü zayıfı yok ettiği, akrabalık bağları
koparıldığı, servet bollaştığı ve insanlar, -parmaklarını birbirine geçirip
yukarı kaldırarak- şu parmaklarım gibi birbirine girdiği zaman" dedi.
Topluluktan biri: "Ey müminlerin emiri! O vakit nasıl davranmamızı
emredersin?" diye sordu. "Hay yetim kalasın! Sen o vakte
yetişemeyeceksin ki!" dedi ve hepimiz rahatladık.
38677. Ebu Hureyre der
ki: "Deccal, Müslümanlardan bir adamın başına musallat olur ve onu öldürüp
diriltir. Sonra: ''Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Görmüyor musunuz? Ben hem
diriltiyor, hem de öldürüyorum!?'' der. O adam da: ''Ey Ehl-i islam! Bilakis o,
Allah'ın düşmanı, kafir ve iğrenç biridir. Vallahi o, benden başka kimsenin
başına musallat olmaz'' diye bağırır."
Ebu Hureyre ile beraber
Kur'an kursu mualliminin yanına uğrardık ve ona "Ey Kur'an muallimi!
Çocuklarımı yanıma topla!" derdi, o da toplardı. "Söyle,
sussunlar" derdi ve sonra şöyle derdi: "Ey yeğenlerim! Size
söyleyeceklerimi iyi belleyin. Eğer sizden biri Meryem oğlu isa'ya yetişirse,
bilsin ki, o parlak yüzlü, kızıl tenli bir gençtir. Ona Ebu Hureyre'den selam
söylesin." Ebu Hureyre hangi küttab muallimine rastlasa, onun okuttuğu
çocuklara aynısını söylerdi.
38678. Ebu Hureyre der
ki: Bizans kıralı Heraklius'un şehri fethedilip orada müezzinler ezan
okumadıkça, kıyamet kopmaz. Bu şehir fethedildiğinde, ganimetler kalkan kalkan
dağıtılır ve o zamana kadar insanların gördükleri en bol serveti elde ederler.
Derken: "Deccal, geride bıraktığınız ailenizi bastı" diye bağıran bir
ses duyarlar ve bunun üzerine hepsi ellerive avuçlarındakileri atıp, onunla
savaşmaya giderler.
38679. Ebu'l-Ala
ibnü'ş-Şihhır'den nakledildiğine göre Hz. Nuh ve onunla birlikte olan
peygamberler, Deccal'in fitnesinden (Allah'a) sığınırlarmış.38680. Abdullah b.
Mes'ud anlatıyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Mescid-i
Harem'den Kudüs'e götürüldüğü gece İbrahim, Musa ve isa peygamberlerle
karşılaştı. Aralarında kıyameti müzakere ettiler. Önce İbrahim'den başlayıp ona,
kıyametin ne zaman kopacağını sordular. İbrahim bilemedi. Musa'ya sordular. O
da bilemedi. Sonra isa'ya söz verdiler. isa:
"Kıyametin
kopmasından önceki olayları Allah bana bildirdi. Kopacağı saati ise Allah'tan
başkası bilmez" dedi. Sonra Deccal'in çıkışından bahseden isa şöyle devam
etti: "Ben gökten iner onu öldürürüm. insanlar ülkelerine dönerler,
onları, her tepeden akın eden Ye'cuc ve Me'cuc karşılar. Yecuc ve Me'cuc,
rastladıkları her suyu içip tüketirler, her şeyi bozarlar. insanlar bana koşup
gelirler ve ben de Allah'a dua ederim, Allah onları öldürür, Yeryüzü, onların
ceset kokularıyla dolar. Yine insanlar koşup bana gelirler. Ben de Allah'a dua
ederim ve Allah gökten yağmur yağdırır, yağmur suları, cesetleri sürükleyip
denize döker, Sonra dağlar parçalanıp toz duman haline getirilir ve yeryüzü
deri (yaygı) gibi dümdüz yapılır. Bütün bunlar gerçekleşince bana, günü
tamamlanmış ve ailesinin, kendilerine ne zaman doğum sürprizi yapacağını
bilmedikleri hamile kadının doğum günü kadar kıyametin kopmasının insanlara
yakın olduğu bildirilir,"
Ravilerinden Avvam der
ki: Sonra, Allah'ın Kitab'ındaki şu ayetin bu bilgiyi doğruladığını gördüm:
"Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır. .. "[Enbiya, 96,97]
38681. Ebu Hureyre'nin
naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Peygamberler, farklı annelerden olma baba bir kardeştirler.
Dinleri birdir. Ben, İsa b. Meryem'e insanların en layık olanıyım. Çünkü
benimle onun arasında başka bir peygamber yoktur. Onu görürseniz, şu
özellikleriyle tanıyın: O, orta boyludur. Teni, kızıl ve beyaza çalar. Saçları
düzdür; saçında ıslaklık olmasa bile ıslakmış gibi durur. Hafif safranla
boyanmış iki elbise giyer. Haçı kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır,
Müslüman olmaları için insanlarla mücadele eder. Onun zamanında Allah İslam
dışındaki bütün dinleri ve inançları yok eder. Yine onun zamanında Allah dalalete
davet eden yalancı Mesih-i Deccal'i yok eder. Onun zamanında bütün yeryüzünde
güven hakim olur, öyle ki, aslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla ve kurtlar
koyunlarla birlikte yaşarlar; çocuklar yılanlarla oynarlar ve bunlar
birbirlerine zarar vermezler. İsa, yeryüzünde Allah'ın dilediği bir zamana
kadar kalır. Sonra vefat eder ve Müslümanlar cenaze namazını kılarlar.''
38682. Ebu Vail der ki:
"Deccal'e tabi olanların çoğunluğu Yahudilerle, fahişelerin
çocuklarıdır.''
38683. Ümmü Seleme der
ki: "ibn Sayyad'ı annesi, göbek bağı kesilmiş ve sünnetli olarak
doğurdu."
38684. İbn Ömer
anlatıyor: Medine'nin yollarından birinde İbn Sayyad'a rastladım. Şiştikçe
şişti, öyle ki bütün yolu kapladı. Ben: "Çekil kenara! Çünkü sen kendi
gücünü aşamazsın" dedim. Bunun üzerine bedeni daraldı ve ben de geçip
gittim.
38685. Şakik'in
bildirdiğine göre Abdullah (b. Mes'ud) şöyle anlatmış: Bir gün Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber yürüyorduk. Oyun oynayan çocuklara
rastladık. Çocuklar Hz. Peygamber'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) görünce,
dağıldılar. İbn Sayyad ise olduğu yere oturdu. Hz. Peygamber'e (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) kızmış gibi bir hali vardı! Allah Resulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ona:
"Senin neyin var,
elleri toprak olasıca! Sen benim Allah'ın Resulü olduğuma şahadet ediyor
musun?" dedi. O da: "Sen benim Allah'ın Resulü olduğuma şahadet
ediyor musun?" diye karşılık verdi. Bunu gören Ömer: "Ey Allah'ın
Resulü, müsaade et de şu pisliği öldüreyim!" dedi. Fakat Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Bırak. Eğer o, korktuğun kimse ise, senin onu
öldürmeye gücün yetmez" buyurdu.
38686. Cabir b. Abdillah
der ki: "Harre (katliamı) günü İbn Sayyad'ı kaybettik."
38687. Ebu Said'den
nakledildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İbn Sayyad'a:
"Ne görüyorsun?" diye sordu. O da: "Deniz üzerinde bir taht ve
etrafında yılanlar görüyorum" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "O, İblis'in tahtıdır" buyurdu.
38688. Hasan (el-Basri)den
nakledildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet öncesi bir takım yalancı peygamberler zuhur eder. Yemameli, Esved
el-Ansı, Himyerli ve Deccal bunlardandır. Bu sonuncusunun fitnesi hepsinden
şiddetli olur".
38689. Mücemmi' b.
Cariye'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
''İsa b. Meryem, Deccal'ı Lüdd kapısında öldürecektir" buyurmuştur.
38690. Havt el-Abdi'nin
bildirdiğine göre Abdullah (b. Mes’ud) der ki:
"Deccal'in eşeğinin
kulakları, yetmiş kişiyi gölgesine alır''
38691. Ebu't-Tufeyl,
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir sahabisinden: ''Deccal, bir
eşeğin üstünde zuhur edecek pisliğin tekidir" dediğini nakleder.
38692. Ubeyd b. Umeyr'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
''Bir topluluk Deccal'in yanında yer alır.: Biz onun yalancı biri olduğunu
bildiğimiz halde ona tabi oluyoruz. Biz, sadece (onun sahip olduğu)
yiyeceklerden yemek ve ağaçlarda (sürülerimizi) otlatmak için ona tabi
oluyoruz'' derler. Ama Allah'ın gazabı indiğinde, onların hepsi üzerine
iner."
38693. Zeyd b. Vehb'in
bildirdiğine göre Abdullah (ibn Mes’ud): "Deccal, Kusa'dan
çıkacaktır" demiştir.
38694. Abdullah (b.
Mes’ud) der ki: "Ben, Deccal'in, kapılarını ilk çalacağı hane halkını
biliyorum. Onlar, siz Kufelilersiniz" demiştir.
38695. Hayseme
anlatıyor: insanlar: "Deccal zuhur edince, biz şöyle yaparız"
dediler. Abdullah (b. Mes’ud) da: "O, Babil'de olsa bile, siz hızla yetişmek
için yalın ayak olmanızdan yakınırsınız" dedi.
38696. Abdullah b. Selam
der ki: "Ye'cuc ve Me'cuc'den her biri, geride kendi sulbünden bin nesil
bırakmadan ölmez."
38697. Huzeyfe b. Esıd
el-Gıfarı anlatıyor: Bizler kıyameti müzakere ederken Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) odasından yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: "Şu on alamet
gerçekleşmedikçe kıyamet kopmaz: Deccal, duman, Güneş'in battığı yerden
doğması, Dabbetü'l-Arz, Ye'cuc ve Me'cuc, biri doğuda, biri batıda, biri de
Arap yarımadasında olmak üzere üç kere Güneş tutulması olayı, Aden-i Ebyen' den
bir ateşin çıkıp insanları mahşer yerine sürmesi; onlar durunca durması;
kayluleye (öğle uykusu) yatınca, onun da yatması.''
38698. Ebu Said
el-Hudri"nin naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Ye'cuc ve Me'cuc'ün ortaya çıkmalarından sonra da Beytullah'a
hac ve umre ziyareti devam edecektir" buyurmuştur.
38699. Ubeydullah b. Ebi
Yezid anlatıyor: İbn Abbas bazı çocukların birbiri üstüne atlayarak oynadıklarını
görünce, "Ye'cuc ile Me'cuc de bu şekilde zuhur edecektir" dedi.
38700. İbn Sabıt'ın
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ümmetim
içinde bazı kimseler yerin dibine geçirilecek, bazı suretler değiştirilecek ve
gökten taş yağacaktır" buyurdu. Ashabı: "Ya Resulallah! Bu
dediklerin, onlar Allah'tan başka ilah olmadığına şahadet getirdikleri halde mi
olacaktır?" diye sordular. "Evet. Çalgılı, içkili eğlenceler
yaygınlaşıp ipek elbiseler giyilmeye başlandığı zaman (bunlar olacaktır)"
buyurdu.
38701. Simak'ın
naklettiğine göre Nübel adında bir adam şöyle anlatmış:
Bir keşiş, Hz. Ali'nin
yanına gelerek ona secde eder. Ali, onu bundan meneder:
"Allah'a secde
et" der. Sonra: "Ona kıyametin ne zaman kopacağını sorun" der. O
da şöyle cevap verir: "Sizler bana öyle bir şey sordunuz ki onu, ne
Cebrall, ne de Mikail bilir. Fakat eğer isterseniz, size bazı şeyleri
bildiririm. Kıyametin kopmasına fazla bir süre kalmadan, diller yumuşar,
kalpler birbirine düşmanlık besler. insanlar dünyaya meyleder, yeryüzünde
binalar yükselir. iki kardeş bile ihtilafa düşer ve düşünceleri farklı farklı
olur ve Allah'ın hükmü, bir şekilde satılır."
38702. Selman el-Farisı
der ki: "Yeryüzünde binaların yükselmesi, akrabalık ilişkilerinin kesilmesi
ve komşunun komşuya eziyet etmesi, kıyametin yaklaştığını gösteren
alametlerdendir."
38703. Abdullah (b.
Mes’ud) der ki: "Çirkin söz ve fiillerin, kötü ahlakın ve kötü komşuluğun
yayılması kıyamet alametlerindendir."
38704. Amr b. Kays el-Klndi
naklediyor: Abdullah b. Amr b. el-As dedi ki:
"Çok konuşulup az
amel işlenmesi, kötülerin yüceltilip, iyilerin hor görülmesi ve insanlara,
mesani okunduğunda, kimsenin onu eleştirmemesi, kıyamet
alametlerindendir." Kendisine: "Mesani ne demektir?" diye
sordum. "Allah'ın Kitabı dışındaki her kitap" dedi.
38705. Reca b. Hayve der
ki: "Hurma ağacı sadece bir hurma vermeye başlamadıkça kıyamet
kopmaz."
38706. Kays (b. Ebi
Hazım) der ki: "Bir sığır başına bir ukiye değer biçilmedikçe kıyamet
kopmaz.''
38707. Ebu'I-Veddak der
ki: "Hilallerin (hızla) büyümesi, kıyametin yaklaştığını gösteren
alametlerdendir."
38708. Şa'bi'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hilalin ilk
doğduğu anda görülüp ''Bu, iki gecelik'' denmesi, kıyametin yaklaştığını
gösteren alametlerdendir."
38709. Enes der ki:
Size, benden sonra hiç kimseden duyamayacağınız bir hadisi nakledeyim mi?
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: ''Bir erkeğe elli kadın
düşmedikçe kıyamet kopmaz".
38710. Ebu Said'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
''Nefsim elinde bulunan (Allah)a yemin ederim ki, yırtıcı hayvanlar insanlarla
konuşmadıkça, kırbacının sapı ve kişinin ayakkabısının bağcığı onunla konuşmadıkça,
dizi, kendisinden sonra ailesinde neler yaşandığını ona haber vermedikçe,
kıyamet kopmaz.''
38711. Kays der ki: Bana
bildirildiğine göre, kayalar, ağaçlar: "Ey mümin! Bu, Yahudi'dir, bu
Hıristiyan'dır; (Gel de) onu öldür!" demedikçe kıyamet kopmaz.
38712. Ebu Hureyre
anlatıyor: Bir adam: "Ya Resulallah! Kıyamet ne zaman kopacaktır?"
diye sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise şöyle buyurdu:
"Kendisine bu
hususta soru sorulan, onu sorandan daha bilgili değildir. Fakat sana onun alametlerinden
bahsedeyim. Cariyenin kendi efendisini doğurması, kıyamet alametlerindendir.
(Bir zamanlar) yalın ayak, üstü çıplak olan kimselerin, halkın yöneticileri
olması, kıyamet alametlerindendir. (Bir zamanlar) davar çobanları olanların,
yüksek binalar inşa etmek için rekabete girmeleri, kıyamet alametlerindendir.
Beş şey vardır ki, onları Allah'tan başkası bilemez: ''Kıyametin ne zaman
kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir,
rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede
öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla
haberdar alandır''[Lukman, 34].
38713. Hz. Ömer
anlatıyor: Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanında oturuyorduk.
Derken bembeyaz elbiseli, simsiyah saçlı bir adam çıkageldi. Üzerinde yolcu
olduğuna dair belirti yoktu ve onu, içimizden kimse de tanımıyordu. Hz.
peygamber'e yaklaşarak dizlerini iyice onun dizlerine dayadı, ellerini onun
dizleri üzerine koydu ve sonra: "Muhammed! Kıyamet ne zaman kopacak?"
diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): şöyle cevap verdi:
"Kendisine bu
hususta soru sorulan kişi, onu sorandan daha bilgili değildir. Fakat Cariyenin
kendi efendisini doğurması, (bir zamanlar) yalınayak ve üzeri çıplak olan koyun
çobanlarının, yüksek binalar inşa etmek için birbirleriyle rekabete girmesi
kıyamet alametlerindendir".
38714. Hz. Aişe
anlatıyor: Bedeviler Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına
geldikleri zaman ona: "Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sordular.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de içlerindeki en genç kişiye bakarak
''Eğer bu yaşarsa, o henüz ihtiyarlamadan sizin kıyametiniz kopar"
buyurdu.
38715. Ebu Said
anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Tebuk'ten döndüğü zaman ona
kıyametin ne zaman kopacağını sordular. O da (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Yüz sene sonra bugün nefes alıp veren hiçbir canlı hayatta kalmaz"
buyurdu.
38716. Enes'in bildirdiğine
göre bir adam Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kıyamet ne
zaman kopacak?" diye sordu. O da (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onun
için ne hazırlık yaptın?" dedi. Adam, bir şeyler saydıktan sonra:
"Fakat ben, Allah'ı ve Resulünü severim" deyince, Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Kişi sevdiği ile beraberdir"
buyurdu.
38717. Ka'b(u'I-Ahbar)
der ki: "Tek bir erkek, elli kadının koruyucusu olmadıkça kıyamet
kopmaz.''
38718. Cabir'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "(Bugün)
Sizden nefes alıp veren hiçbir can, yüz sene sonra hayatta olmayacaktır"
buyurmuştur.
38719. Yine Cabir, Hz.
Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benzerini rivayet etmiş ve hadisi,
"ömrün eksilmesine" yormuştur.
38720. Ubeyd b. Umeyr
el-Leys'i"nin bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Kıyametten önce, her birisi peygamberlik iddiasında bulunan otuz yalancı
çıkmadıkça kıyamet kopmaz" buyurmuştur.
38721. Cabir b. Semure
der ki: Ben Allah Resulü'nü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kıyamet
öncesinde bir takım yalancılar peyda olacaktır" buyururken işittim.
Cabir'in ravisi Simak der ki: Ben, "Bunu Allah Resulü'nden (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) sen mi işittin?" diye sordum. "Evet" dedi.
38722. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Hepsi de Allah ve Restıtü adına yalan söyleyen otuz yalancı deccal
çıkmadıkça kıyamet kopmaz".
38723. Abdullah b. Mes'ud'un
bildirdiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün:
"Ahir zamanda dört fitne zuhur eder, sonuncusuyla her şey yok olup
gider" buyurmuş.
38724. Amir(-i Şa’bi)
naklediyor: Huzeyfe'ye "Hangi fitne daha şiddetlidir?" diye soruldu.
O da: "Sana hayır ve şer seçenekleri sunulduğunda hangisine tabi olacağını
bilememen" diye cevap verdi.
38725. Huzeyfe der ki:
"Sizin hakkınızda duyduğum en büyük endişe, gördüklerinizi bildiklerinize
tercih edip, şuursuzca sapıtmanızdır."
38726. Hz. Ömer der ki:
"Bu ümmet adına en çok endişe duyduğum şey, bir topluluğun çıkıp, Kur'an'ı
yanlış tevil etmesidir."
38727. Yine Hz. Ömer der
ki: "Sizin adınıza en çok endişe duyduğum şey, kendisine uyulan cimrilik
duygusu, peşinden sürükleyen arzu, bir de kişinin kendi kişisel görüşünü
beğenmesi ki bu, en tehlikelisidir."
38728. Muttalib b.
Abdillah b. Hantab der ki: "Sizin hakkınızda şu iki kişiden birinden
endişe duymuyorum. Biri imanı belli olan mümin, diğeri ise küfrü belli olan
kafirdir. Fakat asıl sizin hakkınızda, iman kisvesine bürünüp, başka işler
çeviren kimselerden korkuyorum."
38729. Ebu Musa der ki:
"Kıyamet öncesi günlerde bilgisizlik egemen olup, ilim kaldırılır. O
derece ki kişi annesine saldırıp, cehaletinden dolayı kılıçla onun boynunu
vurur."
38730. İbn Ömer,
"(Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince onlar için yerden
kendilerine bir dabbe (canlı bir yaratık) çıkarırız"[Neml, 82] ayetini
yorumlarken, "Bu olay, insanlar iyiliği emir ve kötülükten men görevini yapmadıkları
zaman olur" demiştir.
38731. Hz. Ali der ki:
"Ey Kufeliler! Ya iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'ın emri
hususunda duyarlı olursunuz, ya da bir takım topluluklar ortaya çıkıp size
eziyet ve işkence eder. (Sonra) Allah da onlara azap eder.''
38732. Ebu't-Tufeyl'in
naklettiğine göre Huzeyfe'ye: "Dirilerin ölümü nedir?" diye sorulur.
O da: "Kişinin, kalbiyle iyiliği iyilik olarak ve kötülüğü kötülük olarak
tanımamasıdır'' der.
38733. Hz. Ali der ki:
"ilk terk edeceğiniz ci had, ellerinizle yaptığınız cihaddır. Sonra
dillerinizle cihadı, sonra da kalplerinizle cihadı terk edersiniz. iyiliği
iyilik olarak, kötülüğü de kötülük olarak bilmeyen her kalp, ters çevrilerek
altı üstüne getirilir."
38734. Yine Hz. Ali :
" ... Böyle bir kalp, torbanın ters çevrilip içindekilerin saçıldığı gibi
ters çevrilir (ve içindekiler etrafa saçılır)" demiştir.
38735, Durre anlatıyor:
Bir gün mescitte bulunan Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına
girdim ve "insanların Allah'tan en çok korkanı kimdir?" diye sordum.
"İyiliği en çok emredip, kötülükten en çok sakındıranları ve akrabalık
bağlarını en iyi koruyanlarıdır" buyurdu.
38736. Tarık b. Şihab'ın
anlattığına göre bir gün Itrısı Abdullah'a: "iyiliği emretmeyip kötülükten
men etmeyen, helak olmuştur" dedi. Abdullah (b. Mes'ud) da: "Kalbiyle
iyiliği iyilik olarak, kötülüğü de kötülük olarak bilmeyen kişi helak
olmuştur" dedi.
38737, Abdullah (ibn
Mes'ud) der ki: "Bir takım çirkinlikler yaşanacaktır. Kişi bir çirkinlik
görür de onu değiştirmeye gücü yetmezse, Allah'ın, onun kalbiyle o şeyi çirkin
gördüğünü bilmesi o kişi için yeterlidir.
38738. Kays b. Ebi Hazım
anlatıyor: Bir gün Hz. Eba Bekir ayağa kalktı.
Allah'a hamdü sena
ettikten sonra şöyle hitap etti: "Ey insanlar! Sizler ''Ey iman edenler!
Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız yoldan sapan kimse size zarar
veremez''[Maide, 105] ayetini okuyorsunuz. Fakat bizler Allah Resulü'nü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittik: "İnsanlar bir kötülük
görür de onu değiştirmezlerse, pek muhtemeldir ki, Allah cezayı hepsine teşmil
eder''
38739. Şeddad b. Ma'kil
anlatıyor: Bir gün Abdullah (ibn Mes'ud) dedi ki:
"Pek yakında
Kufe'den ne bir nakit, ne de bir dirhem alamayabilirsiniz." Ben:
"Bu nasıl olur ey
Abdullah b. Mes'ud?" diye sorduğumda, dedi ki: "Yüzleri adeta kat kat
işlenmiş kalkanlara benzeyen bir millet gelerek atlarını Sevad'a (Irak
topraklarına) bağlar ve sizi oradan yavşan otunun bittiği yerlere (=mendbit-i
şih)3 sürerler. Öyle ki o zaman sizler, bir deveye ve bir de (size yetecek)
azığa sahip olmayı, bugün sahip olduğunuz köşkleriniz gibi bir köşke sahip
olmaya yeğler hale gelirsiniz.''
38740. Şeddad b. Ma'kil
el-Esedı bildiriyor: Ben Abdullah b. Mes'ud'u şöyle derken işittim: "Dininizin
kurallarından ilk önce emanete riayeti, son olarak da namazı terk edeceksiniz.
Bir topluluk (görünürde) namaz kılacak, ama hiçbir dinı inancı ve yaşantısı
kalmamış olacak. Bugün elinizdeki şu Kur'an, o gün, adeta sizden çekilip
alınmış olacak." Ben: "Ey Abdullah! Allah onu kalplerimize iyice
yerleştirmişken, bu dediklerin nasılolacak?" deyince, "Bir gece
gelinir ve bütün mushaflar kaldırılır, kalplerde olanlar silinir" dedi ve
ardından şu ayeti okudu: "Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen
ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da
bulamazdın."
38741. Abdullah b. Amr
der ki: "Öyle bir zaman gelecek ki o zaman insanlar mescitlerde toplanıp
namaz kılacaklar; fakat içlerinde bir tane bile mümin olmayacak!.''
38742. Ebu Meysere der
ki: "Hayatta insanların en bayağıları kalacak. Onlar da ne hak bilecekler,
ne de kötülüğü reddedecekler. Binek ve besi hayvanlarının (yollarda)
çiftleştikleri gibi çiftleşeceklerdir."
38743. Şa'bi der ki:
"ilim, cahillik olarak, cahillik de ilim olarak görülmedikçe kıyamet
kopmaz!''
38744. Ebu Hureyre
bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Fitneler artacak ve
herc çoğalacak" buyurdu. Biz: ''Here nedir?" diye sorduk. "Katl
/ adam öldürmedir" buyurdu ve ekledi: "İlim de azalacak. ilim
kişilerin kalplerinden sökülüp alınmaz. Bilakis alimlerin vefat ettirilmesiyle
(yeryüzünden) kaldırılır."
38745. Abdullah b.
Amr'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Şüphesiz Allah ilmi, insanların kalplerinden çekip almaz.
Fakat alimleri vefat ettirmek suretiyle ilmi de ortadan kaldırır. Öyle ki,
artık hiçbir alim kalmayınca insanlar bir takım cahil önderler edinirler. Onlar
da kendilerine soru sorulduğu zaman bilgisizce fetva verirler ve sonuçta hem
kendileri sapıtır, hem de başkalarını saptırırlar.''
38746. Hz. Ömer:
"Araplar, Pers kızlarından evlatlar edinmeye başladıklarında helak
olurlar'' demiştir.
38747. Abdullah b. Amr
der ki: "israil oğullarının işleri, aralarında diğer milletlerden
edindikleri cariyelerin çocukları türeyip yetişinceye kadar istikamet üzere
devam etti. Sonra diğer milletlerden olma bu kişiler, kişisel arzularına göre
hüküm vermeye başladılar, sonuçta hem kendileri sapıttı, hem de başkalarını
saptırdılar."
38748. İbn Mes'ud der
ki: "(Öyle bir zaman gelecek ki o zamanda) adamın (hırsızlık suçundan)
gündüzün başlangıcında eli kesilir, günün sonunda mal ve mülk o kadar artar ki,
sahibi, onu verecek kimse bulamaz. Eli kesilen adam bu durumu görünce der ki:
Yazıklar olsun bana! Dün (kimsenin kabul etmediği) bu mal için elim
kesilmişti!"
38749. Ebu Musa der ki:
"Kuşkusuz sizden öncekileri, dinar ve dirhem helak etti. Sizi de aynı
şeyler helak edecektir."
38750. Abdullah b. Amr
der ki: "Güneş battığı yerden doğunca, kişi biriktirdiği malının yanına
gider, onu bulunduğu yerden çıkarır, yüklenip sırtında taşıyarak ''Buna
ihtiyacı olan var mı?'' diye sormaya başlar. Kendisine: ''Dün getirseydin
ya?!'' derler. Böylece kimse malını almayı kabul etmez. O da onu alıp daha
evvel kazdığı çukura götürür ve ''Keşke seni hiç görmeseydim'' diyerek oraya
gömer.''
38751. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Üç şey var ki bunlar ortaya çıkınca, daha evvel iman etmemiş bir kimseye
o günkü imanı fayda vermez. Bunlar, Güneş'in battığı yerden doğması, Deccal'in
ve Dabbe'nin (Dabbetü'l-arz) zuhurudur."
38752. Ebu Said,
"Rabbi'nin ayetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya
imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda
vermez''[En'am, 158] ayetiyle Güneş'in battığı yerden doğmasının kastedildiğini
söyler.
38753. İbn Mes'ud der
ki: ''(Ayetten maksat) Güneş'in battığı yerden doğmasıdır.''
38754. Hz. Aişe der ki:
"(Kıyametin) ilk alametler(i) çıkınca, hafaza meleklerinin görevine son
verilir (hapsedilirL (amellerin yazıldığı) kalemler atılır ve bedenler yapılan
işlere şahitlik eder."
38755. Abdullah b. Amr
der ki: "Güneş batıdan doğmaya başlamasından sonra insanlar 120 (sene)
yaşarlar."
38756. İbn Mes’ud der
ki: "şu dört husus dışında Allah ve Resulü'nün vukuunu haber verdiği her
şeyin gerçekleştiğini gördük: Güneşin batıdan doğması, Deccal, Dabbe ve Ye'cuc
ile Me'cuc'ün zuhuru.''
38757. Ebu Hureyre der
ki: "insanlar öyle bir zamanda yaşayacaklar ki o zaman sizden biri, güçlü
bir deveye sahip olmayı, aile ve mala sahip olmaktan daha çok arzu edecek.''
38758. Ubey "De ki:
"O size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap
göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini
kiminize tattı rm aya gücü yetendir"[En'am, 65] ayeti ile ilgili olarak
dedi ki: Bunlar dört husustur ki hepsi, kaçınılmaz olarak vuku bulacaktır.
Bunlardan ikisi Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vefatından 25
sene sonra vaki oldu; insanlar fırkalara bölünerek birbirlerine düşürüldü ve
birbirlerinin şiddetine maruz kaldılar. Diğer ikisi de, kesinlikle vaki
olacaktır. Bunlar ise yerin dibine geçirme ve gökten taş yağdırma (recm)
cezalarıdır.
38759. İbn Ömer'in
naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) duasında şöyle
derdi: "Allahım! Ayaklarımın altından ansızın öldürülmekten sana
sığınırım" Bununla yerin dibine geçirilmeyi kastetmektedir.
38760. İbn Ömer der ki:
Dabbe, Müzdelife'de vakfe gecesi, insanlar Mina'ya doğru hareket ettikleri bir
sırada ortaya çıkar, onları kuyruk dibi ile sırtı arasına alıp taşır ve her bir
münafığa (münafıklığını gösteren) bir damga vurur. Mümini ise sıvazlar geçer.
Sonra insanlar, Deccal'den daha zararlı olarak sabahlarlar.
38761. İbrahim(-i Nehai)
der ki: "Dabbetü'l-arz, Mekke'den çıkacaktır."
38762. Hz. Aişe der ki:
"Dabbetü'l-arz, Ecyad'dan çıkacaktır."
38763. Abdullah b. Amr
der ki: "Dabbetü'l-arz, teşrik günlerinde, insanlar Mina'da iken Ecyad
dağında ortaya çıkacaktır. Bu sebeple hacıların habercisi gelince, insanların
selamette olduğunu haber verir."
38764. Hz. Aişe der ki:
"ilk alametler ortaya çıkınca kalemler kaldırılır, bedenler amellere
şahitlik eder ve hafaza meleklerinin görevine son verilir."
38765. Ebu'l-Aliye der
ki: "Kıyametin ilk alametiyle son alametinin çıkması arasında altı aylık
süre vardır. Alametlerin çıkması, ipte dizili boncuklar gibi birbirini
izler."
38766. Ebu Hureyre der
ki: "Kıyametin ilk alametiyle son alametinin çıkması arasında sekiz aylık
süre vardır.''
38767. Ka'b(u'I-Ahbar)
der ki: "Bir gözü kör olan Deccal'in öncü birliğinde 600 000 yeşil sarıklı
Arab askerinin bulunduğunu görür gibiyim. Nitekim ondan etrafa yayıldığını
gördüğüm şey de benim doğruluğumu teyit etmektedir''
38768. Ebu'l-Bahterl
anlatıyor: Huzeyfe'ye: "iyiliği emredip kötülükten men etmeyelim mi?"
diye soruldu. O da: "Bu iyi bir davranıştır. Fakat kendi devlet başkanına
karşı silahlı isyana kalkışman sünnete terstir" dedi.
38769. Ukbe b. Amr der
ki: ''Ben izzeti nefis sahibi, şerefli biriydim. Ne sultan, ne de başkası
benden müstağni kalamazdı. Bir gün komutanlarım beni alçak ve zelil bir halde
sabredip direnmek ya da kılıcımı alıp onunla (yöneticiyle) çarpışıp cehenneme
girmek arasında muhayyer bıraktılar. Ben de alçak ve zelil bir halde sabretmeyi
yeğledim; kılıcımı alıp yöneticiyle çarpışıp, cehenneme girmeyi
istemedim."
38770. Nuaym b. Ebi Hind
anlatıyor: Ebu Mes'ud, Kufe'den yola çıktı. Saçlarından sular damlıyordu ve
ihrama girmek istiyordu. Kendisine: ''Bize ne tavsiye edersin?'' dediler. O da
''Ey insanlar! Reyden uzak durun. Zira ben neredeyse kılıcımı Allah'a ve
Resulüne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) isyan yolunda kullanacaktım" dedi.
Yine: ''Bize ne tavsiye edersin?" dediler. Bu sefer:
"Topluluktan
(cemaat) ayrılmayın. Zira Allah, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ümmetini dalalet üzerinde birleştirmez" dedi. insanlar tekrar ''Bize ne
tavsiye edersin?" deyince o da: "Her zaman Allah'tan sakının, sabırlı
olun; ta ki haklı olan (salih) zafere ulaşıp rahatlasın, ya da zalim (facir) mağlup
olup yok olsun."
38771. Ebu'r-Rebab ve
bir arkadaşı Ebu Zer'i dua ederken işitmişler.
Devamını şöyle
anlatıyorlar: Kendisine dedik ki: "Sana baktık; öyle bir namaz kılışın var
ki, kıyamı, rükusu ve secdesi daha uzun bir namaz görmedik. Namazı bitirince
ellerini semaya kaldırarak dua ettin. Duanda bela gününden ve avret gününden
Allah'a sığındın." Ebu Zer: "Bunda neyi garipsediniz?" dedi. Biz
de kendisine garibimize giden şeyi söyledik. Bunun üzerine dedi ki: "Bela
günü şudur: Müslümanlardan iki grup o gün karşı karşıya gelir ve birbirlerini
öldürürler. Avret günü de şudur: O gün Müslüman kadınlar esir edilerek
baldırları açılır ve baldırı en büyük olanı, baldırının büyüklüğüne göre satın
alınır. Ben de o zamana yetişmeyeyim diye dua ettim. Belki siz o zamana yetişirsiniz."
Daha sonra Hz. Osman
öldürüldü ve Muaviye, İbn Ebi Ertaa'yı Yemen üzerine gönderdi. İbn Ebi Ertaa
bazı Müslüman kadınlarını esir aldı ve kadınlar pazarda satışa sunuldu.
38772. Alkame der ki:
"Hak yanlıları, batıl yanlılarına galip gelirse, bu fitne değildir."
38773. Zeyd b. Vehb
anlatıyor: Huzeyfe'ye "Fitnenin uykuda olduğu dönemler ve uyanık olduğu
dönemlerle neyi kastediyorsun?" diye soruldu. "Uyanık olduğu
dönemler, kılıçların çekildiği anlardır. Uykuda olduğu dönemler ise kılıçların
kınına sokulduğu anlardır" dedi.
38774. Abdullah b.
Tavus'un babasından naklettiğine göre babası Ebu Musa ile karşılaşmış ve Ebu
Musa fitneden bahis açarak şöyle demiş: Bu fitne, onlarca fitne olayından
sadece biridir. Asıl büyük fitne henüz patlak vermedi. Ki o, kendisine
yaklaşanı, içine çeker; içine gireni de yutar."
38775. Ata b. es-Saib,
babasından şu sözünü nakletmiştir: Abdullah b. Amr bana "Sen
kimlerdensin?" diye sordu. "Kufeliyim" dedim. Bunun üzerine dedi
ki: "Nefsim kudret elinde bulunan (Allah)a yemin ederim ki, sizler oradan
Arap topraklarına sürüleceksiniz. Ne bir kafiz / ölçek tahılınız, ne de bir
dirhem paranız kalacak ve sizi bu durumdan kimse kurtaramayacak."
38776. Rib'l' b. Hiraş
der ki: Ben Huzeyfe'yi: "Deccal zuhur ettiğinde, bir topluluk ona kabirde
bile olsa, inanır!" derken işittim.
38777. Hz. Ali der ki:
"islam'da en son isyancı grup, Rumeyle'de4 Rumeyletü'd-Deskere'des ortaya
çıkacaktır. insanlar onların üzerine yürüyüp, üçte birini öldürürler, üçte biri
teslim olur, üçte biri de Mirmaray manastırına6 sığınır. içlerinde kır saçlı
olanı da vardır. insanlar, muhasara edip onları manastırdan indirirler ve
hepsini öldürürler. işte bu, islam'da patlak veren son isyan hareketidir."
387i8. Ukbe b. Nafi'
anlatıyor: İbn Ömer'e: "Kimin yanında savaşayım?" diye sordum.
"Allah için savaşanların yanında savaş. Dinar ve dirhemler için
savaşanların yanında savaşma" dedi.
38779. Mücahid der ki:
"Hepsi de tek bir adamın sulbünden gelen dört kişi hükümdar olmadıkça,
sizler rahat yüzü göremeyeceksiniz. Bu gerçekleştikten sonra belki rahatlık
görebilirsiniz."
38780. Abdullah b. Amr
der ki: "ilk harap olacak yer, Şam'dır."
38781. İbn Mes'ud der
ki: "Doğu tarafından size geniş yüzlü ve küçük gözlü bir millet gelecek.
Gözleri, adeta kaya üzerine açılmış delikler gibi; yüzleri, kat kat işlenmiş
deri kalkanlar gibidir. Gelip atlarını Fırat'ın kenarına bağlayacaklar."
38782. Ebu Hureyre der
ki: "Yaklaşan ve gölgesi düşen şer sebebiyle vay Arapların başına gelecek
olana! Vallahi onun gelişi, eğitimli ve çevik atın gelişinden daha çabuk
olacaktır. O, hak ile batılın birbirine karıştığı sağır bir fitnedir. Onda kişi
sabah başka, akşam başka olur. O zamanda oturan, ayaktakinden daha hayırlıdır.
Ayaktaki, yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen, koşandan daha hayırlıdır. Eğer
size bütün bildiklerimi söylersem, -elinin ucuyla ensesine işaret ederek-
boynumu şuradan kesersiniz. Allahım, Ebu Hureyre'ye çocukların yönetici olduğu
dönemi gösterme." Ebu Hureyre, bunu derken ellerini avuç içleri hizasına
getirinceye kadar kaldırdı.
38783. Enes der ki:
"Öyle bir zaman gelecektir ki o zamanda kadınlar, yola atılmış nalın
görecekler ve birbirlerine "Bir zamanlar bu nalın bir erkeğe aitti!"
diyecekler."
38784. Husayn'ın
bildirdiğine göre Abdurrahman b. Ebi Leyla, Cemacim vakasında insanları savaşa
teşvik ediyordu.
38785. isa es-Sa'dı,
Ebu'I-Bahteri'ye bir mektup yazarak ona Cemacim vakasındaki yerini soran bir
adamdan naklediyor: Dediğine göre Ebu'I-Bahterl cevaben ona şöyle yazmış:
"Dileyen, hakkımızda istediğini söylesin. Eğer ben, şu anki yerimden daha
doğru bir yer bilseydim, oraya giderdim."
38786. Ala b. Abdilkerım
anlatıyor: Bir gün gülüyordum. Talha b. Musarrif bana: "Sen, Cemacim
vakasına tanık olmamış biri gibi gülüyorsun!" dedi.
38787. Kasım b. Habıb
et-Temmarder ki: Ben Zazan'ı: -Elbisesine işaret ederek- "Keşke Şamlıların
kanı elbisemde -veya kucağımda- kalsaydı" derken işittim.
38788. Rivayet
edildiğine göre İbrahim(-i Nehai) ve Hayseme, Cemacim vakasına katılmayı uygun
görmemişler.
38789. Yezid'in
bildirdiğine göre Ebu'I-Bahterl, Cemacim vakasında bir adamın hezimete
uğradığını gördü ve "Cehennemin harareti, kılıcın hararetinden daha
şiddetlidir'' dedİ.
38790. Rivayet
edildiğine göre Mücahid de Cemacim vakasına katılmayı uygun görmezmiş.
38791. Fatıma binti Kays
anlatıyor: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öğle sıcağında
namaz kılmak için çıktı. Sonra minbere çıktı. insanlar ayağa kalktılar.
Minberde şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Oturun. Ben buraya istenen ya da
korkulan bir hususta sizi uyarmak için çıkmadım. -çünkü minbere, daha evvel hiç
çıkmadığı bir vakitte çıkmıştı- Fakat Temim ed-Dari bana gelerek öyle bir şeyi
haber verdi ki sevinçten ve mutluluktan öğle uykusunu uyuyamadım. Temim'in
haberini size bildirmek istedim.
2- Temim bana bildirdi
ki: Onun amca çocuklarından bir grup denize açılmışlar ve fırtınaya
yakalanmışlar. Fırtına onları, bilmedikleri bir adaya sürüklemiş. Gemi
teknelerine atlayıp adaya çıkmışlar. Orada erkek mi, kadın mı olduğunu ayırt
edemedikleri, uzun kirpikleri olan, tüylü siyah bir şey görmüşler. Ona: ''Bize,
kendini anlat'' demişler. O da şöyle demiş: ''Ben size ne kendimi anlatırım, ne
de sizden bir şey sorarım. Fakat sizler şu mabede yaklaştınız. Oraya kadar
gidin. Orada sizden haber duymak isteyen biri vardır; siz ona kendi durumunuzu
anlatırsınız, o da size kendi durumunu anlatır'' ''Peki, sen kimsin?'' diye
sormuşlar. O da: ''"Ben Cessase'yim'' demiş.
3. Yollarına devam edip
mabedin yanına varmışlar. İçeri girmek için izin istemişler, izin verilmiş.
Bakmışlar ki, sıkı ve sağlam bir şekilde (direğe) bağlanmış, hüzünlü olduğu
yüzünden belli bir ihtiyar; sürekli yakınıp duruyor. Selam vermişler, o da
selamlarını almış ve: ''Siz de nereden çıktınız?'' demiş. ''Şam'dan geldik''
demişler. ''Kimlerdensiniz?'' diye sormuş. ''Araplardanız'' demişler. ''Araplar
ne yaptılar? Peygamberleri zuhur etti mi?'' diye sormuş. Onlar: ''Evet''
deyince ''Peki Araplar ona nasıl davrandılar?'' diye sormuş. ''Geçmişte bir
topluluk ona düşmanca davranmıştı, ama Allah onu, onlara galip getirdi. Bugün
artık bütün Araplar birlik ve bütünlük içindedirler'' demişler. ''Bu hayırlı
bir haber'' demiş. Sonra haberde ''Ona inandılar, ona tabi oldular ve onu
tasdik ettiler'' demişler. O da: ''Bu kendileri için daha hayırlıdır'' demiş ve
''Bugün Arapların tanrıları tek tanrı, dinleri tek din mi?'' diye sormuş.
''Evet'' demişler. ''Bu, onlar için daha hayırlıdır'' demiş.
4. Sonra ''Zuğar
kaynağına ne oldu?'' diye sormuş. ''iyidir. insanlar oradan hem susuzluklarını
gidermek için kendileri içiyorlar, hem de ekinlerini suluyorlar'' demişler.
''Amınan ile Beysan arasındaki hurmalığa ne oldu?'' diye sormuş. ''Her yıl
meyvesini veriyor'' demişler. ''Taberiye gölüne ne oldu?'' diye sormuş.
''Dopdoludur. Her tarafından bolca sular fışkırmaktadır'' demişler. O zaman
eşek gibi anırmış, bir daha anırmış, bir daha anırmış ve yemin ederek demiş ki:
''Eğer şu bağlarımdan -veya buradan- kurtulabilseydim, Tayyibe (Medine)
dışındaki bütün yeryüzünü şu iki ayağımla dolaşırdım. Ama Tayyibe'ye girmeye
müsaadem ve yetkim yoktur.''
5. Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle devam etti: "işte benim sevincim
bundan dolayıdır. Burası Tayyibe'dir. Muhammed'in canı kudret elinde
olan(Allah)a yemin ederim ki, Allah Deccal'e benim haremime girmeyi
yasaklamıştır." Sonra Resulullah yemin ederek şöyle buyurdu:
"Oranın ovasında ya
da dağında bulunan her dar ya da geniş yol üzerinde bir melek kılıcını çekmiş,
kıyamet e kadar nöbet tutmaktadır. Bu yüzden Deccal, Medine halkı orada olduğu
sürece oraya giremez."
6. Mücahid der ki: Bana
Amir bildirdi. Dedi ki: Kasım b. Muhammed bana bu hadisi zikretti. Kasım der
ki: Aişe üzerine yemin ederim ki o bana bu hadisi nakletti. Fakat Aişe:
"iki hareme; Mekke ve Medine'ye (Deccal'in) girmesi yasak" dedi.
38792. Ebuz'-Za'ra
anlatıyor: Bir gün Abdullah (b. Mes’ud)'un yanında Deccal'den bahsedilir. O da
şöyle der: "Ey insanlar! Deccal çıkınca sizler üç fırkaya bölüneceksiniz.
Bir fırka ona tabi olacak, bir fırka atalarının topraklarına, yavşan otunun
bittiği (çöl ve çorak) topraklara geri dönecek, bir fırka da şu Fırat'ın
kenarına yerleşecektir. Deccal onlarla, onlar da Deccal'le savaşırlar. Sonunda
bütün müminler Şam'ın batısında bir araya gelirler ve Deccal'in üzerine,
içlerinde al kısrak veya alaca kısrak üzerinde bir süvarinin de bulunduğu bir
birlik gönderirler. Bu birliktekilerin hepsi öldürülür, onlardan geriye bir
nefer bile dönmez."
2. Rabi'a b. Nacid'in
bildirdiğine göre Abdullah haberde "al kısrak" ifadesini kullanır.
3. Sonra Abdullah şöyle
devam eder: "Kitap ehli şunu iddia eder: Mesih isa b. Meryem yere inerek
Deccal'i öldürür." Ebu'z-Za'ra ekledi: Ben Abdullah'tan, kitap ehlinden
bundan başka hadis naklettiğini işitmedim.
4. Sonra şöyle devam
etti: "Sonra Ye'cüc ve Me'cüc çıkar, yeryüzünde iyice şımarıp azarlar,
bozgunculuk yaparlar." Sonra Abdullah şu ayeti okudu: liNihayet Ye'cüc ve
Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler ... " Anlatmaya
devam etti: "Sonra Allah onların üzerine hayvanların burun deliklerinde
çıkan kurtçuklar gibi bir hayvan gönderir ve o hayvan, onların kulaklarına ve
burun deliklerine girer. Böylece hepsi ölür. Cesetlerinin kokusu yeryüzünü
sarar. Bunun üzerine Allah'a niyaz edilir ve Allah yağmur göndererek yeryüzünü
onlardan temizler. Sonra Allah dondurucu soğuk bir rüzgar gönderir, yeryüzünde
hiçbir mü min kalmaz, hepsini o rüzgar koruması altına alır ve sonra kıyamet,
kötü insanların üzerine kopar.
5. Sonra gök ile yer
arasında bir melek elinde Sur ile kalkar ve üfler. -Sur bir boynuzdur-. Bunun
sonucunda Rabbinin diledikleri hariç, gökte ve yerde Allah'ın yarattığı hiçbir
mahlOk kalmaz, hepsi ölür. Sonra Sur'a iki defa üfürülmesi arasında Allah'ın
olmasını dilediği şeyler olur. Sonra Allah Arş'ın altından erkeklik suyu (meni)
gibi bir su serper. Yeryüzünde Adem oğlundan olan her mahluka ondan bir parça
bulaşır ve tıpkı yeryüzünün topraktan meydana geldiği gibi hepsinin bedenleri
ve etleri o sudan meydana gelir." Sonra Abdullah şu ayeti okudu: ''Allah,
rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları
ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. Işte
ölümden sonra diriliş de böyledir.''
6. "Sonra gök ile
yer arasında bir melek elinde Sur ile kalkar ve üfler. Bunun sonucunda her bir
ruh, kendi bedenine giderek içine girer. Sonra alemlerin Rabbinin huzurunda tek
bir adamın dirilmesi gibi dirilerek hep birden ayağa kalkarlar.''
7. "Sonra Allah
temessül ederek (sureten görünerek) yarattıklarıyla karşılaşır.
Yarattıklarından Allah'tan başka bir şeye tapan kim varsa, tapıp peşinden
gittiği şey kendisine gösterilir. Mesela, Yahudilerle karşılaşır ve onlara
''Siz kime tapıyordunuz?'' diye sorar. ''Uzeyr'e tapıyorduk'' derler. ''Su
ister misiniz?'' diye sorar. ''Evet'' derler. Allah da onlara serap gibi duran
cehennemi gösterir.'' Sonra Abdullah şu ayeti okudu: "O gün cehennemi;
gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi
katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz."
8. "Hıristiyanlarla
karşılaşır ve onlara da ''Siz kime tapıyordunuz?'' diye sorar. ''Mesih'e
tapıyorduk'' derler. ''Su ister misiniz?'' diye sorar. ''Evet'' derler. Onlara
da serap gibi duran cehennemi gösterir. Sonra Allah'tan başka bir varlığa tapan
herkese aynı şeyi yapar.'' Sonra Abdullah şu ayeti okudu:
"Onları durdurun;
çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."
9. ''Sonunda Müslümanlar
geçer. Onlara da ''Siz kime tapıyordunuz?'' diye sorar. ''Allah'a tapıyor, ona
hiçbir şeyi ortak koşmuyorduk'' derler. ''Peki Rabbinizi tanıyor musunuz?''
diye sorar. ''Sübhanallah (O yücedir); kendini bize tanıtırsa, tanırız''
derler. işte o vakit inciği açılır ve herkes Allah'a secdeye kapanır.
Münafıkların sırtları, kebap şişi gibi, tek saf olarak dimdik durur
(eğilemezler). Bunun üzerine kendilerine ''Sizler daha evvel sağlam iken de
secdeye davet edilmiştiniz'' denir.
10. "Allah sırat
köprüsünün kurulmasını emreder ve cehennemin üzerine köprü kurulur. Sonra
insanlar amellerine göre gruplar halinde onun üzerinden geçerler. ilki,
yıldırım gibi geçer. Sonraki rüzgar gibi, sonraki kuş gibi, sonraki en hızlı
hayvan gibi geçer ve bu şekilde geçişler devam eder. Ta ki kimisi koşarak
geçer, kimisi yürüyerek geçer, sonuncusu ise karnı üzerine sürünerek geçen
kimse olur. Karnına hitaben: ''Beni geciktirdin'' diye sitem eder. O da: ''Seni
ben değil, asıl amelin geciktirdi'' diye cevap verir.''
11. "Sonra Allah
şefaat izni verir. Kıyamet günü ilk şefaatçi Ruhü'l-kudüs Cebrail olur. Sonra
İbrahim halilurrahman, sonra Musa veya isa -Musa mı isa mı dediğini
hatırlamıyorum- olur. Sonra dördüncü sırada sizin Peygamberiniz (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) kalkar ve ondan sonra onun şefaati gibi kimse şefaatte
bulunmaz. Bu şefaat, Allah'ın şu ayetinde zikrettiği Makam-ı mahmud'dur:
''Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a ulaştırsın''[İsra, 79]. Orada her canlı muhakkak
ya cehennemde ya da cennete bir eve bakar. O gün pişmanlık günüdür.
Cehennemlikler cennetteki evi görürler. Kendilerine: "Keşke siz de amel
işleseydiniz" denir ve yaptıklarına pişmanlık duyarlar. Cennetlikler ise
cehennemdeki evi görürler ve ''Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin
dibine geçirirdi''[Kasas, 82] derler."
12. Sonra melekler,
peygamberler, şehitler, fazilet sahibi kimseler ve müminler şefaat ederler.
Allah hepsinin şefaatini kabuleder. Sonra: ''Ben merhametlilerin en
merhametlisiyim'' buyurur ve cehennemden, bütün yaratılanların (şefaatleriyle)
çıkardıklarından daha fazlasını O rahmetiyle çıkarır." Sonra Abdullah şu
ayeti okudu:
"Onlar
cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp
onlara şöyle derler: ''Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?'' Onlar şöyle derler:
''Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. Batıla dalanlarla
birlikte biz de dalardık. Ceza gününü de yalanlıyorduk. Nihayet ölüm bize gelip
çattı''. Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez''[Müddessir, 42-48]
13. Sonra Abdullah şöyle
devam etti: "Bunlarda hiç hayır görüyor musunuz?
Orada, içinde hayır
bulunan kimse bırakılmadı. Allah oradan bir kimseyi çıkarmak istemedi mi,
onların yüzlerini ve renklerini değiştirir. Sonra müminlerden bir kimse gelip
''Ey Rabbim!'' diye niyaz eder. O da: ''Tanıdığı kimse varsa, çıkarsın''
buyurur. O kişi gelir, bakar ve kimseyi tanımaz. Biri ''Ey falanca! Ben falan
kimseyim'' diye yardım ister. O da: ''Ben seni tanımıyorum'' diyerek reddeder.
işte o zaman cehennemlikler: "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer
(tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz. Allah, ''Aşağılık
içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!'' der."[Mü'minun, 107-108]
Allah bunu söyleyince, cehennem onların üzerlerine kapanır ve artık oradan
hiçbir beşer çıkamaz."
38793. Ebu Said el-Hudri'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Ümmetimden mehdi çıkacaktır. Ömrü kısa ya da uzun olsun muhakkak yedi,
sekiz veya dokuz yıl hüküm sürecektir. Zulümle dolmuş yeryüzünü hak ve adaletle
dolduracaktır. (Onun zamanında) gökten yağmur yağacak, yerden bereket
bitecektir. Ümmetim onun zamanında daha evvel hiç görmediği kadar rahat bir
hayat sürecektir."
38794. Ebu Said'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Zamanın kesintiye uğradığı, fitnelerin zuhur ettiği bir anda Ehl-i
Beyt'imden bir kişi çıkar ve onun atası, bir avuçluk bir şey olur."
38795. Yine Ebu Said'in
bildirdiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ahir
zamanda bir halife çıkar ve sayısız hakkı (hak sahibine) teslim eder"
buyurmuştur.
38796. Ebu Ma'bed'in
bildirdiğine göre İbn Abbas: "Günler ve geceler geçmeden biz Ehl-i beyt
içinden, fitnelere bulaşmamış bir genç yönetime gelir" dedi. Biz: "Ey
Ebu'I-Abbas! Yetişkinleriniz bu işi yapmaktan aciz kaldığı için gençleriniz mi
onu yerine getirir?" diye sorduk. "Bu Allah'ın işidir; onu dilediğine
verir" dedi.
38797. İbn Abbas der ki:
Bizden üç kişi çıkar: "Seffah, Mansur ve Mehdi.''
38798. Abdullah b. Amr
der ki: "Ey Kufeliller! Sizler, Mehdi'nin zuhuruyla en mutlu olacak
insanlarsınız."
38799. Hz. Ali'nin
naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Mehdi biz
Ehl-i beyt'ten çıkar ve Allah onu bir gecede (hilafet e) hazır hale getirir.''
38800. Başka bir senetle
aynı söz Ali'den, mevkuf (kendi sözü) olarak nakledilmiştir.
38801. Mücahid der ki:
"Mehdi, isa b. Meryem'dir."
İbn Kesır Tarih'inde
(6/52) bu haberi zikrederek şu açıklamayı yapar: "Biraz evvel
zikrettiğimiz hadislerde Seffah, Mansur ve Mehdi isimleri açıkça
belirtilmiştir. Şüphesiz Abbasilerin üçüncü halifesi Mansur'un oğlu olan Mehdi,
meşhur ve yaygın haberlerde zikri geçen Mehdi değildir. çünkü bu Mehdi ahir
zamanda zuhur eder, zulüm ve haksızlıkla dolmuş yeryüzünü hak ve adaletle
doldurur. Seffah da daha evvel belirtildiği, gibi, ahir zamanda gelir.
Dolayısıyla bunun da Abbasi halifelerinden kendisine ilk biat edilen halife
olması uzak bir ihtimaldir. Ama başka bir halife olabilir."
38802. Abdullah (b.
Mes’ud)'un bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Allah Ehl-i beyt'imden, ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine
uyan birini göndermedikçe dünya yok olmaz" buyurmuştur.
38803. Hz. Ali'den
nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Zamandan
sadece bir gün bile kalmış olsa, muhakkak Allah Ehl-i beyt'imden, zulümle
dolmuş zamanı adaletle dolduracak birini gönderir" buyurmuştur.
38804. İbn Sirin der ki:
"Mehdi bu ümmet içinden çıkacak ve isa b.
Meryem'e (a.s.) tabi olacaktır.''
38805. Muhammed (İbn
Sirin) der ki: "Bu ümmet içinden öyle bir halife çıkar ki Ebu Bekir ve
Ömer bile ondan üstün tutulmaz.''
38806. imran b. Zabyan
der ki: (Emevi halifesi) Süleyman iktidara gelip bir takım hayırlı işler
yapınca Ebu Tıhya'ya (Hukeym b. Sa'd'a): "Haberlerde zikri geçen Mehdi bu
mudur?" diye sordum. "Hayır. Onun benzeri bile değil" dedi.
38807. İbrahim b.
Meysere anlatıyor: Tavus'a: "Ömer b. Abdilazız Mehdi midir?" diye
sordum. "Mehdi idi. Ama şimdi değil. Çünkü Mehdi zuhur edince, iyinin
iyiliği artar; kötü, kötülüğünden vazgeçer. Mehdi, bol bol dağıtır, valilerini
sıkı denetler ve yoksullara karşı merhametli olur" dedi.
38808. Mücahid der ki:
Bana falan kimsenin -Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından
bir zatın- bildirdiğine göre (Hz. Peygamber şöyle demiş):
"en-Nefsü'z-Zekiyye öldürülmeden Mehdi çıkmayacaktır. enNefsü'z-Zekiyye
öldürülünce, göktekiler ve yerdekiler katillerine öfke yağdırırlar. Sonra insanlar
Mehdi'ye giderek gerdek gecesi gelinin vakit geçirmeden damada hediye edildiği
gibi onu başlarına geçirirler. Mehdi, yeryüzünü eşitlik ve adaletle doldurur.
Onun zamanında yeryüzü bitkisini bitirir, gökyüzü yağmurunu yağdırır ve ümmetim
onu yönetiminde daha evvel hiç yaşamadığı refahı yaşar."
|
SONRAKİ SAYFA İÇİN
AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN |
Hz. Osman'ın
Katliyle ilgili Fitne