m u s a n n e f

İbn Ebi Şeybe

Fitneler

 

Haricilere Dair

 

39036. Abide anlatıyor: Bir gün Haricilerden söz edilince Hz. Ali şöyle dedi: "içlerinde eli sakat olanlar vardı. Eğer şımaracak olmasaydınız, size, Muhammed'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) diliyle Allah'ın onları öldürenlere vaad ettiği ecri anlatırdım." Ben: "Sen bunu Muhammed'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mi işittin?" diye sordum. "Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki, hem de üç kere" dedi.

 

 

 

39037. Yüseyr b. Amr anlatıyor: Sehl b. Huneyf'e: "Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Haricilerden bahsettiğini işittin mi?" diye sordum. Dedi ki: Evet işittim. -Eliyle doğu tarafına işaret ederek- "Şu taraftan bir topluluk çıkacak.

Onlar dilleriyle Kur'an okurlar; ama okudukları gırtlarından aşağıya inmez, Okun, hedefi delip geçmesi gibi dinden çıkarlar" buyurdu.

 

 

 

39038. Abdullah (b. Mes'ud)'un bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Ahir zamanda dişleri körpe, fikirleri basit / ahmakça bir topluluk ortaya çıkacak. Bunlar, insanların sözlerinden en güzellerini seçerek söylerler, Kur'an okurlar; ama okudukları gırtlaklarından öteye geçmez, okun hedefini delip geçtiği gibi İslam'dan çıkarlar. Kim onlarla karşılaşırsa, onları öldürsün. Zira onları öldürmek, Allah katında sevaptır". 

 

 

 

39039. İbn Ebi Evfa'nın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Haridler, cehennemim köpekleridirler" buyurmuştur.

 

 

 

39040. Umeyr b. ishak naklediyor: Ebu Hureyre'nin yanında Haricileri andılar. O da: "Onlar, yaratılanların en şerlileridirler" dedi.

 

 

 

39041. Asım b. Şumayh der ki: Ben Ebu Said el-Hudri'yi yaşlılıktan dolayı elleri titrer vaziyette şöyle derken işittim: "Ben Haricilerle savaşmayı, onların sayısınca müşriklerle savaşmaya yeğlerim."

 

 

 

39042. Nafi naklediyor: İbn Ömer, Necde'nin (ibn Amir el-Haruri'nin) yola çıkıp Medine'ye doğru harekete geçtiğini, kadınları esir alıp çocukları öldürdüğünü duyunca "Öyleyse onun bunu yapmasına müsaade etmeyiz" dedi ve ona karşı savaşmaya niyetlenerek insanları ona karşı savaşmaları için teşvik etti. Kendisine "insanlar seninle beraber savaşmazlar. Senin tek başına bırakılmandan endişe ediyoruz" denince, o da bundan vazgeçti.

 

 

 

39043. A'meş der ki: Abdurrahman b. Yezid'in Haricilerle savaştığı söylendi.

 

 

 

39044. Ebu Zer'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Benden sonra ümmetim içinden bir grup çıkacak. Onlar Kur'an'ı okurlar; ancak okudukları boğazlarından öteye geçmez, okun hedefini delip geçmesi gibi dinden çıkarlar, bir daha da dine dönmezler. Onlar yaratılanların ve yaratıkların en şerlileridider."

Ravilerinden Abdullah b. es-Samit der ki: Ben bunu, Gıfari'nin4 kardeşi. Rafi' b.

Amr'a anlattım. "Aynı şeyi Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ben de işittim" dedi.

 

 

 

39045. Amr b. Selime el-Hemdanı anlatıyor: Abdullah (b. Mes’ud)'un evinin kapısında oturmuş, onun yanımıza çıkmasını bekliyorduk. Sonra çıktı ve şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize şöyle anlattı: "Bir topluluk Kurlan okur; ama okudukları gırdaklarından öteye geçmez, okun hedefini delip geçmesi gibi İslamıdan çıkarlar." Vallahi, bilemiyorum, belki de bunların çoğu sizin içinizden çıkacaktır. Amr b. Selime der ki: "Daha sonra o kişilerin hepsini, Nehrevan savaşında Haricilerle bir olup bize karşı savaşırken gördüm.''

 

 

 

39046. Ebu Tıhya anlatıyor: Hz. Ali, Haricilerden bir adamın sabah namazını kılarken" Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi:

"Eğer Allah'a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun"3 ayetini okuduğunu işitti. Hemen kendi okumakta olduğu sureyi bırakıp "Sabret. Şüphesiz, Allah'ın vaadi gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesinler''[Rum, 60] ayetini okumaya başladı.

 

 

 

39047. Ebu Galib anlatıyor: Dımaşk (Şam) mescidindeydim. Haruriyelilerin başlarından yetmiş baş getirdiler. Başlar, mescidin yolu üzerine dikildi. Derken Ebu Umame geldi, onlara bakarak şöyle dedi: "Cehennemin köpekleri! Bunlar, gök kubbe altında öldürülenlerin en şerlileridir. Bunların öldürdükleri ise gök kubbe altında öldürülenlerin en hayırlılarıdır." Sonra ağladı ve bana bakarak "Ya Ebu Galib! Sen de bunların memleketindensin, değil mir dedi. Ben "Evet'' deyince sanırım-: "Allah seni onların şerrinden korusun'' dedi. Sonra "AI-i imran suresini okuyor musun?" diye sordu. "Evet'' dedim. O da: "O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, ki onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, ''Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır'' derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar."[Al-i İmran, 7] "O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır.

 

Yüzleri kararanlara, ''Imanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkar etmenize karşılık azabı tadın'' denilir''[Al-i İmran, 106] ayetlerini okudu.

Ben: "Ey Eba Umame! Okurken sesinin titrediğini gördüm?!'' dedim. Dedi ki:

"Doğrudur.! Onlara karşı şefkatimdendir. Çünkü islam ehlindendiler. israil oğulları 71 fırkaya bölündü. Bu ümmet ise 72 fırkaya bölünecek. Ana gövdeyi (=sevad-ı a'zam) temsil edeni hariç, hepsi cehennemliktir .. Onarın günahları onlara, sizin günahınız size. Eğer Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) itaat ederseniz, doğru yola erersiniz. Hz. Peygamber'in görevi apaçık tebliğ etmekten ibaretti. Dinleyip itaat etmek, parçalanıp isyana düşmekten daha iyidir.''

 

Bir adam: "Ey Eba Umame! Bu senin kendi görüşün mü, yoksa Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) duyduğun bir şey mi?'' diye sordu. /1(Eğer kendi görüşüm ise) O zaman ben pek cüretkarım demektir!'' dedi ve ekledi: "Bilakis bunu ben, Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir çok kez işittim. (yedi kereye kadar saydı).

 

 

 

39048. Eba Miclez anlatıyor: Hz. Ali askerlerine, Hariciler bir olay çıkarmadan onlara ilişmelerini yasakladı. Sonra bir gün Hariciler Abdullah b. Habbab'a rastladılar ve onu yanlarında alıp götürdüler. içlerinden biri bir hurma ağacından düşmüş bir hurma gördü ve alıp ağzına attı. Diğeri: "O hurma, bir zimmıye aitti.

 

Sen onu nasıl helal kabul edersin?" deyince, o da hemen onu ağzından çıkarıp attı. Sonra bir domuza rastladılar. içlerinden biri ona kılıcıyla vurdu. Diğeri: "O bir zimmınin domuzuydu. Sen onu nasıl helal kabul edersin?" dedi. Bunu duyan Abdullah: "Ben size, bundan daha değerli bir şey söyleyeyim mi?" dedi. "Evet. Söyle" dediler. "Ben" dedi. Onlar da onu öne çıkarıp boynunu vurdular.

 

Bu olayı duyan Ali, onlara "Abdullah b. Habbab'ı öldürene benim adıma kısas uygulayın" diye haber gönderdi. Hariciler: "Senin adına nasıl kısas uygulayalım. Onu hepimiz öldürdük" diye cevap gönderdiler. Ali: "Onu hepiniz mi öldürdünüz?" dedi. "Evet" dediler. Ali de "Allahü ekber" deyip askerlerine saldırı emri verdi. "Sizden on kişi bile öldürülmeyecek, onlardan ise on kişi bile kurtulamayacak" dedi. Hepsini öldürdüler. Ali: "Aralarında Zu's-Südeyye'yi 1 araştırın" diye emir verdi. Arayıp bulup (cesedini) getirdiler. "Onu tanıyan var mı?" diye sordu. Bir adamdan başka onu tanıyan kimse çıkmadı. Adam dedi ki: "Ben onu Hire'de görmüştüm. ''Nereye gidiyorsun?'' diye sordum. Kufe'ye işaret ederek ''Şuraya'' dedi. Ben daha evvel Kufe'yi bilmiyordum." Ali: "Doğru söylüyor. O cinlerden biridir" dedi.

 

 

 

39049. Ebu Miclez anlatıyor: Hz. Ali, Haricilerle karşılaştığında, Müslümanlar onların üzerlerine saldırdı. Vallahi, hepsini imha ettiler. Bu arada Müslümanlardan sadece dokuz kişi öldürüldü.

 

 

 

39050. Said b. Cümhan anlatıyor: Hariciler beni aralarına çağırmışlardı. Az kalsın onlara katılacaktım. Ebu Bilal'in3 kız kardeşi rüyasında onu görmüş. Ebu Bilal'i rüyada sanki her tarafı tüylenmiş biri gibi görmüş. Ona: "Ey kardeşim! Sana ne oldu böyle?" diye sormuş. O da: "Sizden sonra bizleri, cehennemliklerin köpekleri yaptılar" diye cevap vermiş.

 

 

 

39051. Humeyd b. Hilal anlatıyor: Bana Abdülkays'dan bir adam şöyle anlattı:

Ben Haricilere katılmıştım. Sonra hoşuma gitmeyen bir işlerine tanık oldum. Daha fazlasını görmeyeyim diye onlardan ayrıldım. Onlardan bir grup ile birlikteyken, bir adamın geldiğini gördüler. Adamın korkmuş gibi bir hali vardı. Aralarında bir nehir vardı. Nehri geçip yanına vardılar ve "Seni korkuttuk mu?" dediler. O da: "evet" dedi. "Sen kimsin?" diye sordular. "Ben Abdullah b. Habbab b. el-Eret'im" dedi. "Babandan, Hz. peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ait hiç hadis işittin mi? Bize öğretir misin?" dediler. O da şöyle dedi: Babam bana Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu nakletti: "Bir fitne patlak verecek. O dönemde oturan, ayaktakinden, ayaktaki yürüyenden daha hayırlıdır. Fitnecilerle karşılaştığında, eğer Allah'ın öldürülen kulu olabilirsen, ol. Ama Allah'ın öldüren kulu olma." Bunu duyunca "Onu nehre yaklaştırın!" dediler ve boynunu vurdular. Kanının su üzerinde, ayakkabı bağcığı gibi suya karışmaksızın akıp gittiğini gördüm. Sonra gözden kayboldu. Sonra onun hamile cariyesini getirdiler. Karnını yarıp çocuğunu çıkardılar.

 

 

 

39052. Cebele b. Suhaym ve Nadle oğlu Fülan anlatıyor: Hz. Ali, Hariciler üzerine ordu gönderdi. Ordu kumandanına şöyle emir verdi: "Onları, Allah ve Resulü'nün güvencesinde, daha önce sahip oldukları ata (devlet yardımı) ve yiyecek hakkını kabul etmeleri için davet yapmadan onlarla savaşmayın." Fakat bu daveti kabul etmediler, biz de onları esir aldık.

 

 

 

39053. Zeyd b. Vehb anlatıyor: Hz. Ali, Medain'de Deyzcan köprüsü üzerinde bize şöyle hitap etti: "Bana, Doğu tarafından içlerinde Zu's-Sudeyye'nin de bulunduğu isyancı bir grup çıkacağı söylendi. Maksat, bunlar mı yoksa başkaları mı, bilemiyorum."

Sonra ordu hareket etti. Yolda gruplar birbirleriyle karşılaştı. Haruriyye fırkası:

"Onlarla Harura gününde konuştuğunuz gibi konuşmayın. Çünkü o gün onlarla konuşunca, geri döndünüz" dedi. Sonra taraflar mızraklarla birbirlerine girdiler. Ali'nin askerlerinden biri: "Mızrak uçlarını kesin" dedi. Dönüp hepsini öldürdüler. O gün Ali'nin askerlerinden on iki veya on üç kişi öldürüldü. Ali: "Onu (Zu'sSüdeyye'yi) araştırın" diye emir verdi. Araştırıp buldular. Hz. Ali onu görünce şöyle dedi: "Vallahi ne ben yalan söyledim, ne de bana yalan söylendi. Çalışın ve güvenin. Eğer tamamen güvenip çalışmayı bırakmanızdan endişe etmeseydim, Peygamber'inizin diliyle Allah'ın sizin için neye hükmettiğini size haber verirdim." Sonra: "Yemen'deki bazı kimseler de bu savaşta bizimle beraberdi" dedi. Askerleri: "Ey müminlerin emiri bu nasıloldu?" deyince "Onların gönülleri bizimleydi" dedi.

 

 

 

39054. Ebu Bereke es-Saidı anlatıyor: Hz. Ali, Zu's-Südeyye'yi öldürünce Said:

"Ebu Talib'in oğlu (Hz. Ali), dağdaki su kaynağının cinini öldürdü" dedi.

 

 

 

39055. Ebu Rezın anlatıyor: Sıffin'de hakem olayından sonra Hariciler Hz.

Ali'den ayrılıp onun muhalifleri olarak geri döndüler. Onlar bir kampa, Ali başka bir kampa ayrıldı. Ali, kendi tarafında yer alan askerleriyle birlikte Kufe'ye girdi. Hariciler ise HarOra'ya gidip karargahlarını orada kurdular. Ali, onlara İbn Abbas'ı gönderdi. İbn Abbas onlarla konuştuysa da etkili olamadı. Bunun üzerine Ali, yanlarına kadar gidip kendileriyle bizzat konuştu ve iki tarafı da memnun eden bir sonuca vardılar. Karşılıklı maya dayalı mutlu bir havayla hep birlikte Kufe'ye döndüler. Hariciler iki üç gün bu hal üzere devam ettiler.

Derken bir gün Eş'as b. Kays gelip Hz. Ali'nin yanına girdi -Eş'as, istediği zaman Ali'nin yanına girerdi- ve "insanlar, senin küfründen dönüp onlara katıldığını konuşuyorlar!" dedi. Ertesi günü ya da Cuma günü Hz. Ali minbere çıkarak, Allah'a hamdü sena ettikten sonra bir hutbe verdi. Hutbesinde Haricilerin durumunu anlattı, onların topluluktan ayrılmalarından ve kendisine muhalefet ediş nedenlerinden bahsetti. Bu yüzden onları ve davalarını kınadı. Minberden inince mescidin her tarafından "Allah'tan başkası hüküm veremez!" diye bağırdılar. Ali de: "Ben de Allah'ın sizin hakkınızda verdiği hükmü bekliyorum" dedi. Sonra eliyle işaret ederek onları sakinleştirmeye çalıştı. Daha minberden inmeden yanına bir adam geldi ve parmaklarını kulaklarına tıkayarak "Eğer Allah'a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun"[Zümer, 65] ayetini okudu.

 

 

 

39056. İbn Abbas, yanında Haricilerin ibadet ve itaatlerinden bahsedilince şöyle dedi: "Yahudi ve Hıristiyanlardan daha fazla ibadet ediyor değillerdir. Bir de namaz kılıyorlar."

 

 

 

39057. Tavus bildiriyor: Haricilerin Kur'an karşısındaki yaklaşımları anlatılınca İbn Abbas: "Kur'an'ın muhkemini okuyunca inanıyorlar, müteşabihine gelince sapıtıyorlar" dedi.

 

 

 

39058. Bişr b. Şeğaf anlatıyor: Abdullah b. Selam bana Haricileri sordu. Ben de onların namazı en uzun kılan, en çok oruç tutan; fakat köprüyü geçince kan döküp malları gasp eden kimseler olduklarını söyledim. O zaman dedi ki: "Ben de zaten bunu öğrenmek için sordum. Ben onlara dedim ki: Osman'ı öldürmeyin. Kendi haline bırakın. Vallahi eğer onu 11 gün sağ bıraksalardı, yatağında normal ölümle ölecekti. Ama yapmadılar. Bil ki, ne zaman bir peygamber öldürülmüşse, muhakkak ona karşılık 70 000 insan öldürülmüştür. Ne zaman bir halife öldürülmüşse, muhakkak ona karşılık 35 000 insan öldürülmüştür."

 

 

 

39059. Ebu't-Tufeyl anlatıyor: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında bir adamın çocuğu oldu. (Hz. Peygamber) onun için dua etti. Kendi alnından bir kıl koparıp onun alnına dürttü ve bereket için dua etti. Sonra çocuğun alnında at kılı gibi bir kıl bitti. Çocuk büyüyüp delikanlı oldu. Hariciler ortaya çıkınca, onlara muhabbet besledi ve alnındaki o kıl düştü! Adam çocuğu yakalayıp, Haricilere katılmasın diye bağladı. Bir gün çocuğun yanına girip, kendisine nasihatte bulunduk. O gün ona şunları söylemiştik: "Görmüyor musun Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) duasının bereketi olan kıl alnından düştü!" Ona bu şekilde nasihatte bulunmaya devam ettik. Sonunda Haricilerin görüşlerinden döndü. Allah da o kılı alnında tekrar bitirdi. Çocuk tövbe edip, kendini düzeltti.

 

 

 

39060. Umeyr b. ishak'ın bildirdiğine göre Ebu Hureyre, yanında Hariciler zikredilince "Onlar, yaratılmışların en şerlileridirler" demiş.

 

 

 

39061. Ebu Bereke es-Saidı der ki: Hz. Ali, Zu's-Südeyye'yi öldürünce, Said "Ali dağdaki su kaynağının cinini öldürdü" dedi.

 

 

 

39062. Asım b. Damre anlatıyor: Bir grup hakeme itiraz ederek "Hüküm ancak Allah'a aittir" dedi. Ali de buna şöyle cevap verdi: "Doğru. Hüküm, ancak Allah'a aittir. Fakat onlar emirlik de yoktur, diyorlar. insanları idare edecek salih ya da fasık muhakkak bir emire ihtiyaç vardır. Onun emirliğinin gölgesinde mümin olan ibadetini yapar, kafir kendisi için çalışır ve Allah, herkesi eceli gelinceye kadar yaşatır."

 

 

 

39063. Muğire anlatıyor: Ömer b. Abdilazız Haricilerle tartıştı. Bazısı kendi görüşlerinden dönerken, içlerinden bir grup dönmek istemedi. Bunun üzerine Ömer, süvari birliğinin başında birini gönderip ona, onların hareketlerini takip edip, onlarla birlikte hareket etmesini; fakat onları kışkırtıp tahrik etmemesini emrederek şöyle dedi: "Eğer adam öldürüp yeryüzünde bozgunculuk yaparlarsa, üzerlerine saldır ve onlarla savaş. Eğer adam öldürmezler, yeryüzünde bozgunculuk da yapmazlarsa, bırak istedikleri yere gitsinler."

 

 

 

39064. Ebu Seleme anlatıyor: Ebu Said el-Hudri'ye "Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Haruriyye fırkası (Hariciler) hakkında bir şey söylediğini işittin mi?" diye sordum. Dedi ki: Evet. Onun, ibadete düşkün bir topluluktan bahsederek haklarında şunları söylerken işittim: "Sizden biri, onların namazı yanında kendi namazını, onların orucu yanında kendi orucunu beğenmez. Onlar okun hedefini delip geçtiği gibi, dinden çıkarlar. Onlardan biri, kılıcını alıp okun ucuna bakar, bir şey göremez. Ayak kısmına bakar, bir şey göremez. Çubuğuna bakar, bir şey göremez. Teleğine bakar, acaba bir şey var mı yok mu tereddüt eder.''

 

 

 

39065. Gaylan b. Cerir der ki: Ben Ebu Kılabe ile birlikte Mekke'ye gitmek istedim. "Girebilir miyim?" deyip, yanına girmek için izin istedim. " Harurı (Harici) değilsen, girebilirsin" dedi.

 

 

 

39066. Ka'b (el-Ahbar) der ki: "Haricilerin öldürdüğü kişinin on nuru olur ve o kişi, şehitlerin nurundan sekiz nur fazlasına sahip olur."

 

 

 

39067. İbn Ömer der ki: "Bizim dışımızdakilere ilişip öldürdüler. Ben orada (Medine'de) olursamı silahım da olursa, orası için (Medine) Necde ve adamlarıyla savaşırım."

 

 

 

39068. Hasan, babasından şöyle nakletmiştir: Yemin ederim ki Ömer b.

Abdilazız'in mektubu bize okundu. Eğer masum bir cana kıyarlar ve yol keserlerse, mektubunda, Haruriye fırkasından uzak olduğunu belirterek, onlarla savaşılmasını emretmişti.

 

 

 

39069. Habıb b. Ebi Sabit bildiriyor: Ebu Vail'e gittim ve ona, Ali'nin öldürdüğü bu insanları sordum. Dedim ki: "Niçin Ali'den ayrıldılar? Niçin onun kanını helal gördüler? Ali onları neye davet etti? Niçin ondan ayrıldılar ve sonra neden onların kanlarını helal saydı?"

 

Ebu Vail şöyle anlattı: Sıffin'de Şamlılar birçok adam kaybedince, Muaviye ve askerleri bir dağa çekildiler. Amr b. el-As: "Ali'ye Mushaf'ı gönder. Vallahi, onu reddetmez." Bunun üzerine bir adam elinde Mushaf'la geldi ve "Sizinle bizim aramızda Allah'ın Kitabı hakemdir" diye seslendi ve sonra şu ayeti okudu: "Kendilerine Kitab'dan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah'ın Kitab'ına çağrıliyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.''[Al-i İmran, 23] Ali de: Tamam. Sizinle bizim aramızda Allah'ın Kitabı hakemdir. Ben ona, sizden daha layığım" dedi.

 

2. Sonra Hariciler geldi. O zaman biz onları "Kurra (alim ve abid insanlar) diye isimlendirirdik. Kılıçları omuzlarında gelip "Ey müminlerin emiri! Allah'ın aramızda hükmünü vermesi için bu topluluk üzerine yürümeyecek miyiz?" dediler. Hemen Sehl b. Huneyf ayağa kalkarak şöyle konuştu: "Ey insanları Kendinizi eleştirin. Bizler Hudeybiye günü Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bulunuyorduk. Eğer bir savaş olsaydı savaşırdık. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile müşrikler arasında yapılan barış anlaşmasından bahsediyorum. Sonra Ömer, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gelerek "Ey Allah'ın Resulü! Biz, hak yolda, onlar ise batıl yolda değiller midir?" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Doğrudur" dedi. Ömer: "Bizim ölülerimiz cennetlik, onların ölüleri ise cehennemlik değiller midir?" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Doğrudur" buyurdu. Ömer bunun üzerine: "Öyleyse dinimiz uğruna neden zillete razı olup, Allah onlarla bizim aramızdaki hükmünü gerçekleştirmeden geri dönüyoruz" deyince Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Hattab oğlu! (Unutma ki) ben Allah'ın elçisiyim. Allah asla beni yardımsız bırakmayacaktır" buyurdu.

 

3. Ama Ömer -sabredemedi- öfkeyle oradan ayrılıp Ebu Bekir'e gitti. "Ey Ebu Bekir! Biz hak yolda, onlarsa batıl yolda değiller midir?" dedi. Ebu Bekir:

 

"Doğrudur" dedi. Ömer: "Bizim ölülerimiz cennetlik, onların ölüleri ise cehennemlik değiller midir?" dedi. Ebu Bekir: "Doğrudur" dedi. Bunun üzerine Ömer: "Öyleyse dinimiz uğruna neden zillete razı olup, Allah onlarla bizim aramızdaki hükmünü gerçekleştirmeden geri dönüyoruz" deyince, Ebu Bekir: "Ey Hattab oğlu! (Unutma ki) O Allah'ın elçisidir. Allah asla onu yardımsız bırakmayacaktır" dedi.

 

4. Derken Muhammed'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kur'an inerek bunun bir fetih olduğunu bildirdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ömer'e birini göndererek inen ayeti ona okuttu. Ömer: "Ya Resulullah! Bu fetih midir?" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet, fetihtir" buyurunca, Ömer tatmin oldu ve geri dönmeyi kabul etti.

 

5. Sonra Ali: "Ey insanlar! (işte) Bu da bir fetihtir" dedi ve verilen hükmü kabul edip oradan ayrıldı. Onunla beraber askerleri de geri döndü.

 

6. Daha sonra Haricilerden sayıları 10 000 kadar olan o çete HarOra'da ayaklandı. Hz. Ali onlara elçi göndererek Allah için bu isyandan vazgeçmelerini istedi. Ama kabul etmediler. Sonra Sa'sa' b. Suhan gitti, Allah için isyandan vazgeçmelerini isteyerek onlara "Niçin halifenize karşı savaş açtınız?" diye sordu.

 

Onlar: "Fitneden korkuyoruz" diye cevap verince Sa'sa': "Gelecek sene çıkması muhtemel fitnenin endişesiyle acele edip, bu seneden sapıtmayın" dedi. Bunun üzerine isyancılar evlerine döndüler. Dönerken dediler ki: "Şimdi kendi bölgemize dönüyoruz. Eğer Ali hükmü kabul ederse, Sıffin'de diğerleriyle savaştığımız amaç uğruna, onunla da savaşırız. Eğer hükmü reddedip anlaşmayı bozarsa, onun yanında savaşırız."

 

7. Yollarına devam edip Nehrevan'a kadar geldiler. Orada içlerinden bir fırka ayrılıp, insanları öldürmeye başladı. Diğerleri: "Yazıklar olsun size! Biz bunun için Ali'den ayrılmadık" dediler. Ali, onların çıkardığı olayları öğrenince kalkıp insanlara bir konuşma yaptı ve dedi ki: "Görüşün üz nedir? Şam ordusu üzerine mi yürümek istersiniz? Yoksa dönüp, geri bıraktığınız çoluk çocuğunuza ilişen bu kimselerin üzerine mi gitmek istersiniz?" "Hayır. Dönüp, onların üzerine gidelim" dediler. Sonra Ali, Haricilerin durumunu anlattı, onlar hakkında Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) söylediği şu sözü nakletti: "İnsanların ihtilafa düştükleri bir sırada isyancı bir fırka çıkacak ve onları, hakka / doğruya en yakın olan grup öldürecektir. Alametleri de, içlerindeki kadın göğsü gibi kolu olan bir adamdır."

 

8. Ali'nin ordusu hareket edip yola çıktı. Nehrevan'da iki ordu karşılaştı. Şiddetli çarpışmalar oldu. Hz. Ali, süvarilerinin Hariciler karşısında tutunamadığını görünce şöyle seslendi: "Ey insanlar! Eğer benim için savaşıyorsanız, Vallahi benim sizi mükafatlandıracak bir şeyim yoktur. Eğer Allah için savaşıyorsanız, bu sizin savaş tarzınız değildir." Bu konuşma üzerine askerleri hep birden büyük bir taarruz yaptı ve karşı tarafın atlıları geri çekildi. Üzerlerindekiler yüzüstü yere düştüler. Ali:

"Onlar arasında (Hz. Peygamber'in tasvir ettiği) o adama bakın" dedi. Aradılar, ama bulamadılar. Hatta bazısı: "Ebu Talib'in oğlu bizi aldattı, kardeşlerimizi öldürdük!" demeye başladı. Ali bunu duyunca gözlerinden yaşlar aktı. Kendi atını istedi ve atına atlayıp öldürülenlerin birbiri üstüne atıldığı çukura gitti. Ayaklarından çekip hepsini kontrol etti. Sonunda o adamı bulup alttan çıkardılar. Ali onu görünce "Allahü ekber!" dedi. insanlar bu duruma sevindiler ve dönüp gittiler. Ali de: "Artık bu sene savaşmayacağım" deyip Kufe'ye geri döndü. Sonra orada öldürüldü. Yerine (oğlu) Hasan halife seçildi. Başta babasının siyasetini güttüyse de daha sonra Muaviye'ye elçi göndererek ona biatını bildirdi.

 

 

 

39070. Zeyd b. Vehb, Hz. Ali'ye dayandırarak naklediyor: Nehrevan savaşında Ali, Haricilerle karşılaştı ve çok geçmeden mızraklarla çarpışmaya başladılar. Sonunda (Haricilerin) hepsi öldürüldü. Ali: "Zu's-Südeyye'yi arayın" dedi. Aradılar; ama bulamadılar. Ali "Ne ben yalan söyledim, ne de bana yalan söylendi. Aramaya devam edin!" dedi. Sonra tekrar aramaya başladılar ve öldürülenlerden bir kısmının atıldığı bir çukurda onu buldular. Baktılar ki adamın elinde, kedi bıyıkları gibi kıllar var. Ali ve insanlar tekbir getirdiler. Onun bulunduğuna Ali de insanlar da sevindiler.

 

 

 

39071. Abdullah b. el-Haris, Nasr b. Muaviye oğullarından bir adamdan naklediyor: Hz. Ali'nin yanındaydık. Nehrevan halkından (Haricilerden) bahis açıldı ve oradakilerden biri onlara sövdü. Ali bunu duyunca şöyle dedi: "Onlara sövmeyin. Fakat eğer adil halifeye (devlet başkanına) başkaldırırlarsa, onlarla savaşın. Zalim halifeye başkaldırırlarsa, onlarla savaşmayın. Çünkü bu durumda onların da dikkate alınması gereken görüşleri vardır."

 

 

 

39072. Şerık b. Şihab el-Harisı anlatıyor: Muhammed'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından biriyle karşılaşıp, bana Haricileri anlatmasını temenni ettim. Sonra Arefe günü bir grup arkadaşıyla birlikte Ebu Berze el-Eslemi'yle karşılaştım. Ona: "Bana, Hariciler hakkında Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) söylerken işittiğin bir sözünü öğret" dedim. O da "Sana iki kulağımın işittiği ve iki gözümün gördüğü şeyi anlatacağım" dedi ve şöyle devam etti:

Bir gün Allah Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir miktar dinar getirildi. Onları dağıtmaya başladı. Yanında siyah tenli, saçları kazınmış, iki kıyafet giymiş ve iki gözü arasında secde izi bulunan bir adam vardı. Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ilişip duruyordu. Ama Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona bir şey vermiyordu. Sonra kalkıp ön tarafından geldi, yine bir şey vermedi. Sağından geldi, yine bir şey vermedi. Sonra solundan geldi, yine bir şey vermedi. Sonra arkasından geldi, yine bir şey vermedi. Sonunda adam: "Ey Muhammed! Bugün sen mal dağıtırken adil davranmadın" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu söze o kadar öfkelendi ki, şöyle buyurdu:

"Vallahi, size karşı benden daha adil davranan kimse bulamazsınız -bunu üç kere tekrarladı- Doğu tarafından bazı kimseler size isyan edecekler. Bu adam da onlardanmış gibi duruyor. Onların yaşantıları şöyledir: Kur'an okurlar, ancak okudukları gırdaklarından öteye geçmez. Okun hedefini delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Sonra bir daha dine dönmezler. -elini göğsü üzerine koyarak- Başlarını tıraş etmeleri, onların belirgin özellikleridir. Bunlar isyan etmeye devam ederler. Sonuncuları Mesih Deccal ile birlikte isyan eder. Onları gördüğünüz yerde öldürün -bunu üç kere tekrarladı-. Onlar yaratılanların ve yaratıkların en şerlileridirler." Bu sözleri üçer defa tekrarladı.

 

 

 

39073. Cabir b. Abdillah'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bir topluluk çıkacak ki, onların okudukları Kur'an gırdaklarını öteye geçmez, okun hedefini delip geçtiği gibi dinden çıkarlar." 

 

 

 

39074. İbn Abbas'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden bazı kimseler Kur'an okurlar, yine de okun hedefini delip geçtiği gibi İslamıdan çıkarlar (okun kirişe dönmediği gibi onlar da İslam'a dönmezler)."

 

 

 

39075. Ebu Seleme ve Ata b. Yesar anlatıyor: Ebu Said el-Hudri'nin yanına gittik ve ona "Sen Allah Resulü'nü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Haruriye fırkası (Hariciler) hakkında bir şey söylerken işittin mi?" diye sorduk. O da şöyle cevap verdi: Ben Haruriye nedir bilmem. Ama Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Sizden sonra bir takım topluluklar çıkacak ki, sizler onların namazları yanında kendi namazınızı, onların oruçları yanında kendi orucunuzu, onların ibadetleri yanında kendi ibadetinizi beğenmez olursunuz. Kur'an okurlar; ama okudukları gırtlaklarından öteye geçmez. Okun hedefini delip geçmesi gibi dinden çıkarlar."

 

 

 

39076. Sa'd b. Malik'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Nehrevan ordusunda olan Zu's-Südeyye'yi zikrederek- şöyle buyurmuştur: "O, dağdaki su kaynağının şeytanıdır. Onu oradan, Eşheb veya İbnü'l-Eşheb isimli Bedleli bir adam indirir. Bu (şeytan), zalim bir topluluğun alametidir. ''

 

 

 

39077. Ubeyd b. el-Hasan anlatıyor: Hariciler Ömer b. Abdilazız'e: "Bize, Ömer b. el-Hattab'ın uyguladığı siyaseti uygulamanı istiyoruz" dediler. Ömer de: "Allah onları kahretsin! Böyle bir şeyolamaz. Vallahi, ben Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başkasını önder / örnek edinmem" dedi.

 

 

 

39078. Ebu Miclez anlatıyor: Hariciler, ellerinde Abdullah b. Habbab tutukluyken, bir hurmalığa geldiler. içlerinden biri ağzına bir hurma aldı. Arkadaşları ona dönerek "Sen zimmılere ait hurmalardan hurma aldın!" dediler. Sonra bir domuza rastladılar. Yine içlerinden biri kılıcıyla vurup onu öldürdü. Arkadaşları dönüp: "Sen zimmılerin domuzlarından bir domuzu öldürdün!" dediler. Bunun üzerine Abdullah (b. Habbab): "Ben size, üzerinizde bundan daha büyük hakkı bulunan birini söyleyeyim mi?" dedi. "Kim?" diye sordular. "Ben! Zira ben hiçbir namazı terk etmedim. Şunu terk etmedim, bunu terk etmedim" dedi. Onu da öldürdüler. Sonra Ali yanlarına gedip: "Abdullah b. Habbab'ı öldürene bizim adımıza kısas uygulayın" dedi. Hariciler: "Senin adına onu öldürene nasıl kısas uygulayalım. Onu hep birlikte öldürdük!?" deyince Ali, onlarla savaşı helal kabul etti.

 

 

 

39079. Cemel vakası ile Sıffin savaşına Hz. Ali'nin yanında katılan- Abdullah b.

Selime: "Bu iki savaşa katılmış olmamı, yeryüzündeki mülkün tamamına bile değişmem" demiştir.

 

 

 

39080. Mus'ab b. Said anlatıyor: Babama, "(Ey Muhammed!) De ki: "Amelce en çok ziyana uğrayan kimseleri size haber verelim mi? Bunlar iyi iş yaptıklarını sandıkları halde dünya hayatındaki çabaları boşa giden kimselerdir''[Kehf, 103, 104] ayetiyle Haruriye fırkasının (Haricilerin) kastedilip edilmediğini sordum. Şöyle dedi: "Hayır. Maksat onlar değildir. Asıl bunlarla kastedilen, Kitap ehli olan Yahudilerle Hıristiyanlardır. Yahudiler, Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yalanladılar. Hıristiyanlar da cenneti inkar edip orada yiyecek ve içecek bulunmadığını söylediler. HarOriye fırkası ise ''Onlar, Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlaki bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. Işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir''[Bakara, 27] mealindeki ayetin kapsamına girerler.

Said (b. Ebi Vakkas) bunlara "Fasıklar" derdi.

 

 

 

39081. Mus'ab b. Said (b. e. Vakkas) der ki: Babama Hariciler soruldu. "Onlar doğru yoldan çıkmış, Allah da bu yüzden kalplerini eğriltmiş bir topluluktur" dedi. (Sahih)

 

 

 

39082. Ebü Meryem anlatıyor: Şebes b. Ribi ve ibnü'I-Kevva, Harura'ya gitmek üzere Küfe'den ayrıldılar. Hz. Ali, askerlerine silahlarıyla birlikte hareket etmelerini emretti. Onlar da (silahlarını alıp) mescide gittiler ve içerisi doldu. Ali bunu öğrenince, onlara "Mescide silahlarınızla girmekle ne kötü yaptınız. Murad Mezarlığına gidin ve orada emrimi bekleyin" diye haber gönderdi.

 

Ebu Meryem der ki: Biz de Murad mezarlığına doğru hareket ettik. Oraya gündüz vakti ulaştık. Sonra topluluğun geri döndüğünü ya da dönmekte olduğunu öğrendik.

 

2. Ben kendi kendime dedim ki, gidip şunların kim olduklarına bakayım. Sonra gittim. Saflar arasından geçerek Şebes b. Ribi ve ibnü'l-Kevva'nın yanına kadar vardım. Şebes ve ibnü'l-Kevva bineklerinin üzerinde oturuyorlardı. Ali'nin elçileri yanlarındaydı ve onları, Allah aşkı için geri dönsünler diye ikna etmeye çalışıyorlardı. Diyorlardı ki: "Allah korusun. Siz gelecek yılda çıkması muhtemel fitne endişesiyle acele edip, bu yıl fitne çıkarıyorsunuz." Derken içlerinden biri, Ali'nin elçilerinden birinin bineğinin yanına gitti ve onu kesti. Elçi de istirca ederek (in na lillahi ve inna ileyhi raciun, diyerek) hayvandan indi, eğerini sırtlayıp oradan ayrıldı. Elçiler, onlardan Allah için geri dönmelerini isterlerken, bu ikisi (Şebes ve ibnü'I-Kevva): "Bizim tek amacımız onlarla mücadele etmektir" diyorlardı.

 

3. Bir süre orada bekledikten sonra Kufe'ye dönmek üzere oradan ayrıldılar.

Günlerden, kurban bayramı ya da Ramazan bayramıydı. Ali, daha önce bize şöyle derdi: "Bir topluluk islamıdan çıkacak; okun hedefini delip geçtiği gibi islamıdan çıkacaktır. Alametleri, eli / kolu sakat bir adamdır." Ben bu sözleri ondan defalarca işittim. Aynı sözleri eli sakat olan Nafi' de işitmişti. Hatta bu sözleri ondan o kadar çok işitmişti ki, bu yüzden yemeğini yemekten tiksiniyordu. Bir gün Nafi' mescitte bizimle birlikte gündüz namaz kılıyor, yine orada geceliyordu. Kendisine bir cübbe giydirdim. Ertesi günü onunla karşılaştığımda kendisine, HarOra'ya gitmek üzere yola çıkan insanlarla birlikte onun da yola çıkıp çıkmadığını sordum. Dedi ki:

"Onlara katılmak üzere yola çıkmıştım. Ama Falan oğulları mahallesine ulaştığımda çocuklar beni yakalayıp, silahımı aldılar. Ben de geri döndüm. Bir sene -veya bir seneye yakın bir süre- sonra Nehrevanlılar isyan ettiler. Ali, onların üzerine yürüdü ve ben, onunla birlikte sefere katılmadım."

 

4. Nafi' sözlerine şöyle devam etti: Kardeşim Ebu Abdillah ve azatlısı, Ali ile birlikte sefere katıldılar. Ebu Abdillah'ın bana anlattığına göre Ali, Haricilerin üzerine yürüdü. Nehrevan'ın kıyısında onların tam karşısına gelince elçi göndererek onlardan, Allah için geri dönmelerini istedi. Elçileri gidip geldi ve bir sonuç alınamadı. Sonunda bir elçisini öldürdüler. Ali bu durumu görünce, üzerlerine yürüdü ve hepsini imha edinceye kadar onlarla savaştı. Sonra askerlerine eli / kolu sakat kişiyi araştırmalarını emretti. Araştırdılar. Biri "Onu diri olarak bulamadıklı, bir başkası ''Aralarında yoktur'' dedi. Derken bir adam geldi ve müjdeyi verdi: Ey müminlerin emiri! Vallahi, onu, bir su kanalında öldürülen iki kişinin altında buldukıl dedi. Ali: liSakat elini kesin, bana getirin'' dedi. Getirdiler. Onu eline alıp kaldırarak "Vallahi ne ben yalan söyledim, ne de bana yalan söylendi'' dedi.

 

 

 

39083. Ebu Musa'nın bildirdiğine göre Hz. Ali, eli sakat kişi (=Muhdec) getirilince secde etmiş.

 

 

 

39084. -Ali'nin polis amiri olan- Husayn'ın bildirdiğine göre Hz. Ali, öldürdüğü Haricileri kastederek: "Allah onları kahretsin! Hangi fikri savunuyorlar!'' demiştir,

 

 

 

39085, Kesır b. Nemir anlatıyor: Ben Cumadaydım. Ali b. Ebi Talib minberde hutbe veriyordu. Derken bir adam ayağa kalkıp "Hüküm ancak Allah'ındır'' dedi. Peşinden başka biri ayağa kalkıp ''Hüküm ancak Allah'ındır" dedi. Sonra mescidin her tarafından "Hüküm ancak Allah'ındır'' sesleri gelmeye başladı. Ali, eliyle işaret ederek "Oturun!" dedi ve devam etti: "Evet. Hüküm ancak Allah'ındır. Hak bir söz; ama batıl bir amaç uğruna kullanılıyor. Allah'ın sizin hakkınızda verdiği hükmü beklenmektedir. Şu halde benimle beraber olduğunuz sürece size üç türlü muamele edeceğiz: Allah'ın adının anıldığı mescitlere girmenize engel olmayacağız. Bize destek olduğunuz sürece ganimetten payalmanızı engellemeyeceğiz. Siz bizimle savaşmadıkça biz sizinle savaşmayacağız." Sonra Ali, hutbesine devam etti.

 

 

 

39086. Ebu'l-Bahterl anlatıyor: Bir adam mescide girerek "Hüküm ancak Allah'a aittir" dedi. Peşinden bir başkası daha "Hüküm ancak Allah'a aittir" dedi. Buna Ali şöyle karşılık verdi: "Şüphesiz, Allah'ın vaadi gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesinler''[Rum, 60]. Bunların ne söylediklerini biliyor musunuz!? Demek istiyorlar ki: Emirlik / halifelik yoktur. Ey insanlar! Sizin düzeninizi ancak salih ya da facir bir emir / halife sağlar." Cemaat:

"Salih halifeyi anladık da facir bunu nasıl sağlayacaktır?" diye sordu. O da şöyle cevap verdi: "Mümin güzel ameller işlemeye devam eder. Facire mühlet verilir. Allah herkesi eceline kadar yetirir. Yollarınız güvende olur. Pazarlarınız kurulur. Ganimetler aranızda dağıtılır. Düşmanınızla savaşılır. Zayıfın hakkı güçlüden alınır.''

 

 

 

39087. Ebu Said el-Hudri anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huneyn savaşının ganimetlerini bölüştürürken Temim oğullarından, Zü'l-Huvaysır isimli bir adam geldi ve "Ya Resulullah! Adil davran!" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Dinle! Eğer ben adil davranmazsam, yaptığım boşa gider, zarar ederim" buyurdu. Ömer: "Ey Allah'ın Resulü, müsaade et de şunu öldüreyim" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Olmaz. Bunun gibi düşünen insanlar vardır. Onlar toplumda ihtilafların zuhur ettiği bir dönemde ortaya çıkarlar, Kur'an okurlar; ama okudukları gırtlarından öteye geçmez, okun hedefini delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Oysa ki sizler, onların namazları yanında kendi namazınızı, onların oruçları yanında kendi orucunuzu beğenmez olursunuz. Onların alameti, içlerindeki bir adamdır. Onun eli, kadın göğsüne ve sallanıp duran et parçasına benzer."

 

 

 

39088. Umeyr b. Zuzı Ebu Kesır anlatıyor: Bir gün Hz. Ali bize hutbe okurken Hariciler ayağa kalkıp sözlerini kestiler. O da hutbeden inip (odasına) girdi. Onunla beraber biz de girdik. ''Ben asıl, beyaz öküz yenildiği gün yenmiştim" dedi ve şöyle devam etti: ''Benim durumum, ormanda bir araya gelmiş, biri beyaz, biri kırmızı, biri de siyah olan üç öküzle aslanın hikayesine benzer. Aslan, öküzlere saldırmak istese, üçü toplanır, kendilerini ondan korurlarmış. Sonra aslan kırmızı ve siyah öküzlere: ''Bizi bu ormanda sadece şu beyaz öküz ele vermektedir. Bana müsaade edin de onu yiyeyim. Sonra orman bana ve siz ikinize kalır. Sizin renginiz benimkine, benim ki sizinkine uymaktadır" der. Onlar da aslanın dediği gibi yaparlar ve aslan beyaz öküze saldırıp kısa sürede onu öldürür.

 

2. Sonra aslan o iki öküzden birine saldırmak istediği zaman, hemen bir araya gelirler ve kendilerini ondan korurlarmış. Bunun üzerine aslan kırmızı öküze ''Ey kırmızı öküz, bizi bu ormanda sadece şu siyah öküz ele vermektedir. Müsaade et de onu yiyeyim. Sonra sen ve ben yalnız başımıza kalırız. Benin rengim seninkine, seninki benimkine uymaktadır" der. Kırmızı öküz geri durur. Aslan da siyah öküze saldırıp, kısa sürede onu öldürür.

 

3. Sonra Allah'ın dilediği kadar bir zaman geçer. Aslan kırmızı öküze: "Ey kırmızı öküz! Ben seni yiyeceğim" der. Kırmızı öküz: ''Beni yiyecek misin!" diye şaşkın şaşkın sorar. Aslan: "Evet, yiyeceğim" deyince çaresiz öküz der ki: "Madem yiyeceksin. Müsaade et de üç söz söyleyeyim. Sonra bana istediğini yaparsın" der ve sonra: "Dinleyin. Ben asıl beyaz öküz yendiği gün yenmiştim" der.

 

4. Sonra Ali der ki: "Bilin ki, ben gerçekte Osman'ın öldürüldüğü gün aciz kalmıştım."

 

 

 

39089. Hakem'in bildirdiğine göre Hz. Ali Nehrevan ahalisinin (Haricilerin) mallarının beşte birini almıştır.

 

 

 

39090. Hakem'in bildirdiğine göre Hz. Ali, Nehir ehlinden (Haricilerin) elde ettiği kölelerin ve malların hepsini askerleri arasında bölüştürmüştür.

 

 

 

39091. Şebib b. Garkade, Temim oğullarından birinden naklediyor: Ben, İbn Ömer'e Haricilerden kalan malları sorunca; "Malları ganimet kapsamına girmediği gibi, ganimet hırsızlığı da sözkonusu olmaz" dedi.

 

 

 

39092. (Abdullah) İbn idris, babası kanalıyla dedesi (Yezid)den şöyle nakletmiştir: "Nehrevan ahalisi öldürülünce mescid boş kaldı.''

 

 

 

39093. Haricilerle savaşla ilgili olarak Ebu Said el-Hudri: "Onlarla savaşmayı, Deylemlilerle savaşmaya yeğlerim" demiştir.

 

 

 

39094. Sehl b. Huneyf'in bildirdiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Doğu tarafından çıkacak olan, saçları kazınmış bir millet hak yoldan çıkacaktır" buyurmuştur.

 

 

 

39095. Hasan(-ı Basri) anlatıyor: Hz. Ali iki hakemi reddedince Hariciler "Biz bunlarla aynı yerde bulunmayız" deyip ayrıldılar. Sonra yanlarına iblis geldi ve onlara "O Müslüman olarak kendilerini terk etmiş olduğumuz topluluk nerede? Ne kadar yanlış düşünmüşüz! Eğer kafir iseler, onlarla savaşmamız gerekiyordu!" dedi. Hasan der ki: "Sonra Ebu'I-Hasan (müminlerin emiri Ali) onların üzerlerine saldırıp hepsinin kökünü kazıdı.

 

 

 

39096. Huzeyl b. Bilal anlatıyor: Ben Muhammed b. Sirin'in yanındaydım, Derken bir adam geldi ve "Bende bir uşak var. Onu satmak istiyorum, Ben ona 600 dirhem vermiştim. Hariciler, ona karşılık bana 800 dirhem teklif ettiler. Onu, onlar-a satayım mı?" diye sordu. İbn Sirin: "Sen onu Yahudi veya Hıristiyan'a satar mıydın?" diye sordu. Adam: "Hayır" deyince, "Onlara da satma" dedi.

 

 

 

39097. Tarık b. Şihab anlatıyor: Hz. Ali'nin yanındaydım. Kendisine ahalisinin müşrik olup olmadıkları soruldu. "Zaten şirkten kaçmışlardı" dedi. "Peki, münafıklar mı?" diye soruldu. "Münafıklar Allah'ı pek az anarlar" dedi. "Öyleyse onlar kimdir?" diye soruldu. "Bize başkaldıran bir gruptur" dedi.

 

 

 

39098. Arfece, babasından naklediyor: Nehrevan ahalisinin karargahındaki eşyalar getirildiğinde Hz. Ali: "Kim kendine ait bir eşyayı tanırsa, onu alsın" dedi. Bir tencere dışında her şeyi aldılar. Sonra o tencerenin de alınmış olduğunu gördüm.

 

SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN

 

ESER’İN SONU

 

ALLAH’A HAMD OLSUN!