|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
MUKADDİME |
Yedi Harf
[44]
İmam Buhari daha sonra "Kur'an yedi harf üzere nazil oldu" başlığını
atmış ve İmam Zühri'nin Uyb b. Abdullah'tan, onun İbn Abbas (r.a.)'dan yaptığı
şu rivayeti zikretmiştir: "Cebrail, (Kur'an'ı) bana bir harf üzere okuttu.
Fakat ben bunu artırmasını talep ettim ve nihayet yedi harfe kadar çıkıp orada
kaldı." İmam Buhari bunu Vahyin Başlaması Kitabı'nda da zikretmiş. İmam
Müslim ise kitabına Yunus ile Muammer'in Zühri'den buna benzer rivayetlerini
almıştır. Bunu İmam Taberi de Zühri kanalıyla böyle rivayet etmiş, sonra
Zühri'nin şöyle dediğini nakletmiştir: Bana ulaşan bilgiye göre bunlar haramı
helal, helali haram yapacak şeklinde bir ihtilaf olmayıp birbirlerinden
farkları yoktur.
Bu
konu, İmam Ebu Ubeyd Kasım b. Selam'ın şu rivayetinde uzunca yer almaktadır:
[45]
... Enes b. Malik'ten, o da Übeyy b. Ka'b'dan şöyle rivayet etti: Müslüman
olduğumdan beri hiçbir şey göğsümü rahatsız etmemişti. Fakat bir ayeti ben bir
şekilde başka biri farklı bir şekilde, okuyunca bu beni etkiledi. Ben
"Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu bana böyle okudu"
dedim. O da "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu bana da böyle
okudu" dedi. Hemen Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldik. Ben:
"Ya Rasulallah! Sen bana şu ayetleri şöyle okudun (değil mi)?" dedim.
"Evet" buyurdu. Diğeri:
Bana
da o ayetleri şöyle okumadın mı? dedi. Ona da "Evet" diye cevap
verdi. Sonra şöyle buyurdu: "Cebrail (a.s) ile Mikail (a.s) geldiler ve Cebrail
sağıma, Mikail soluma oturdu. Cebrail: 'Kur'an'ı bir harf (okunuş) üzere oku'
dedi. Ben de okudum. Bunun üzerine Mikail (a.s) Cebrail (a.s)'a: 'Ondan daha
fazlasını iste' dedi. Ben de teker teker okudum. Nihayet yedi harfe ulaşınca
'Her bir harf kafi ve şafidir'dedi."
Bunu İmam Nesai de Übey b. Ka'b'dan (r.a.) buna yakın şekilde rivayet
etmiştir.
[46]
İmam Taberi, Übey b. Ka'b (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kur'an yedi harf üzere nazil
oldu. " Bu rivayette Übeyy ile Enes (r.a.) arasında Ubade b. Samit (r.a.)
vardır.
[47]
İmam Ahmed b. Hanbel, Übey b. Ka'b (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Ben
mescidde iken içeriye bir adam girdi ve Kur'an'ı hiç bilmediğim bir şekilde
okudu. Sonra başka biri girdi ve diğerinden farklı okudu. Sonra hep birlikte
kalkıp Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna gittik. Ben:
"Ya Rasulallah! Bu, Kur'an'ı benim bilmediğim ve garip bulduğum bir
kıraatle okudu. Sonra arkadaşı girdi, o da daha farklı okudu." dedim. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara "okuyun" dedi. Onlar
okuyunca "doğru okudunuz" buyurdu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) onlara böyle söyleyince aklıma cahiliyyede iken bile gelmeyen şüpheler
geldi ve beni sarstı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni kaplayan bu
hali görünce göğsüme vurdu. Ben kan ter içinde kalmıştım ve sanki korkudan
Allah'ı görüyor gibiydim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana şöyle
buyurdu: "Ey Übeyy! Rabbim bana "Kur'an'ı bir harf üzere oku"
diye emretti. Ben "Ümmetime kolaylaştır" diye müracaat ettim. Allah
da (c.c) bana "İki harf üzere oku" diye haber gönderdi. Ben
"Ümmetime kolaylaştır" diye tekrar müracaat ettim. O (c.c) da bana
"Onu yedi harf üzere oku" diye haber gönderdi ve şöyle buyurdu:
"Senin her bir müracaatın için kabul olunacak bir dua hakkın vardır.
" Ben de: ''Allah'ım! Ümmetimi bağışla, Allah'ım! Ümmetimi bağışla!"
dedim. Üçüncüyü ise insanların İbrahim (a.s)'a koştukları güne sakladım."
Bunu İmam Müslim de böyle rivayet etmiştir.
[48]
İmam Taberi, Übey b. Ka'b'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah bana Kur'an'ı bir harf üzere okumamı
emretti. Ben de "Ümmetime hafiflet" dedim. Allah (c.c) "İki harf
üzere oku!" buyurdu. Ben: Allah'ım! Ümmetimden hafiflet" dedim. Bunun
üzerine Rabbim bana Kur'an'ı her biri kafi (yeterli) ve şafi (şifa verici) olan
cennetin yedi kapısından yedi harf üzere okumamı emretti. "
[49]
İmam Taberi, Übey b. Ka'b'dan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Bir adamı Nahl
suresini benim okuduğumdan farklı okurken işittim. Sonra başkasını ondan da
farklı okurken işittim. Bunun üzerine onlarla birlikte Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e gittim ve şöyle dedim: "Ben bu iki kişiyi Nahl
suresini farklı okurlarken gördüm ve kendilerine kimin böyle okuduğunu sordum.
Onlar da "Rasulullah okudu" deyince "Sizinle mutlaka Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gideceğim. Çünkü siz Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in bana okuduğundan farklı okudunuz" dedim. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlardan birine "Oku!" buyurdu. Adam
okuyunca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Güzelokudun!"
buyurdu. Sonra diğerine "Sen de oku" buyurdu. Okuyunca ona da
"Güzelokudun" buyurdu. Übeyy der ki:
Bunun
üzerine kendimde şeytanın vesvesesini hissettim, öyle ki yüzüm kızardı.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu yüzümden bildi ve elini göğsüme
vurdu ve ''Allah'ım! Şeytanı ondan uzaklaştır." diye dua etti. Sonra şöyle
buyurdu: "Ey Übeyy! Bana Rabbimden biri gelerek ''Allah sana Kur'an'ı bir
harf üzere okumanı emrediyor" dedi. Ben: Rabbim bana hafiflet! diye dua
ettim. O, sonra tekrar geldi ve ''Allah (c.c) sana bir harf üzere okumanı
emrediyor" dedi. Ben: Rabbim! Ümmetime hafiflet, dedim. O kişi üçüncü defa
geldi ve önceki gibi dedi, ben de aynısını söyledim. Sonra dördüncü defa geldi.
''Allah sana Kur'an'ı yedi harf üzere okumanı emrediyor. Senin her bir
başvurman için de sana (kabulü kesin) bir dua hakkı tanıyor" dedi. Ben de:
Rabbim! Ümmetimi bağışla! Rabbim, ümmetimi bağışla! dedim. Üçüncüyü ise
ümmetime şefaat olarak kıyamet gününe sakladım. " Senedi sahihtir.
[50]
Ben derim ki: Allahu A'lem, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in tebliğ,
duyurma ve deva olması niyetiyle Übeyy'e Beyyine suresini okumasının sebebi de
o anda Übeyy'in aklına gelen şüphedir. Zira surede "(İşte o apaçık delil,)
Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir. En doğru
hükümler vardır şu sahifelerde" (Beyyine, 2-3) ayetleri vardır.
[51]
Bu, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Hudeybiye dönüşünde Fetih
suresi inince onu daha önce sorular yönelten Ömer (r.a.)'a ve Ebu Bekir’e
okumasına benzemektedir. Zira surede ''And olsun ki Allah, elçisinin rüyasını
doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve
kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz." (Feth, 27)
buyrulmaktadır.
[52]
İmam Taberi, Übey b. Ka'b'dan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Gıfaroğulları
kabilesinin göletinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte
idik. Cebrail (a.s) gelerek "Allah (c. c) sana, ümmetine Kur'an'ı bir harf
üzere okumanı emrediyor" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
''Allah'tan af ve mağfiretini istiyorum. Ümmetimin buna gücü yetmez."
dedi. Cebrail (a.s) sonra tekrar geldi ve "Allah (c.c) sana ümmetine
Kur'an'ı iki harf üzere okumanı emrediyor" dedi. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): ''Allah'tan afiyet ve bağışını isityorum. Ümmetimin buna
gücü yetmez. " dedi. Sonra Cebrail üçüncü defa geldi ve "Allah (c.c)
sana, ümmetine Kur'an'ı üç harf üzere okumanı emrediyor" dedi. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine: ''Allah'tan afiyetini ve mağfiretini
isityorum. Ümmetimin buna gücü yetmez" buyurdu. Sonra Cebrail dördüncü
defa geldi ve "Allah (c.c) sana, Kur'an'ı ümmetine üç harf üzere okumanı
emrediyor. Onlar hangisiyle okurlarsa doğru okumuş olurlar" dedi. Bunu
Müslim, Ebu Davud ve Nesai, Şu'be'nin rivayetiyle zikretmişlerdir.
[53]
Ebu Davud'un, Übey b. Ka'b'dan (r.a.) başka bir rivayeti şöyledir: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana şöyle dedi: "Ey Übeyy! Bana Kur'an
okutuldu. Bana: "Bir harf üzere mi iki harf üzere mi okuyacaksın?"
denilince yanımdaki melek bana: "İki harf üzere" de, dedi. Ben:
İki
harf üzere, dedim. Bu kez bana "İki harf üzere mi üç harf üzere mi?"
denildi. Yanımdaki melek: Üç harf üzere, de, dedi. Nihayet yediye ulaşıldı.
Sonra bana ''Azap ifadesini rahmet, rahmet ifadesini azapla karıştırmadıkça,
Semian alimen (her şeyi hakkıyla işiten ve bilen) yerine azizen hakimen (çok
aziz ve büyük hikmet sahibi) desen bile bunların her biri şafi ve kafidir.
"
Sabit
b. Kasım buna benzer bir rivayeti Ebu Hureyre (r.a.)'ın Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den nakliyle, başka bir rivayeti de İbn Mes'ud (r.a.)'dan
onun kendi sözü olarak rivayet etmiştir.
[54]
İmam Ahmed b. Hanbel, Übeyy (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kuba taşlığında Cebrail (a.s) ile karşılaştı.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona "Ben okuma yazması olmayan,
ümmi bir millete gönderildim. Bunların arasında ihtiyar adam, çok yaşlı kadın
ve çocuk var." dedi. Bunun üzerine Cebrail (a.s): Onlara emret, onu yedi
harf üzere okusunlar, dedi. Bunu Tirmizi de rivayet etmiş ve "Hasen sahih
hadistir." demiştir. Ebu Ubeyd de Huzeyfe'den: "Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mira taşlığında Cebrail ile karşılaştı."
diye başlayan ve aynı şekilde devam eden bir rivayette bulunmuştur. Doğrusunu
en iyi Allah bilir.
[55]
Ahmed b. Hanbel de Huzeyfe (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Mira taşlığında Cebrail (a.s) ile
karşılaştım ve 'Ey Cebrail! Ben ümmi bir kavme; hiç kitap okumamış adam, kadın,
delikanlı, genç kız ve pir-i fanilere gönderildim.' dedim. Bunun üzerine
Cebrail (a.s): 'Kur'an yedi harf üzere indirildi.' dedi." buyurdu.
[56]
Yine Ahmed b. Hanbel de Rib'i b. Hiraş'tan şöyle rivayet etmiştir:
Bana
hiç yalan söylemeyen birisi -Huzeyfe (r.a.)'ı kastediyor- şöyle anlattı: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mira'da Cebrail (a.s) ile karşılaştığında Cebrail
(a.s) ona şöyle dedi: "Senin ümmetin Kur'an'ı yedi harf üzere okuyorlar.
Onlardan kim, bir harf üzere okuyorsa kendisine öğretildiği gibi okumaya devam
etsin ve ondan dönmesin." Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği ravilerden
Abdurrahman'ın rivayetinin lafzı ise şöyledir: "Senin ümmetin arasında
buna gücü yetmeyecekler vardır. Onlardan her kim bir harf üzere okuyorsa onu
beğenmeyip başkasına geçmesin." Diğer muhaddisler rivayet etmemiş olsalar
da bunun senedi sahihtir.
[57]
Aynı manada başka bir hadis. İmam Taberi, Süleyman b. Sured kanalıyla
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Bana
iki melek geldi. Onlardan biri: Oku, dedi. Diğeri: Kaç harf üzere okusun? dedi.
İlki: "Bir harf üzere" dedi. Diğeri: Arttır, dedi. Ben yedi harfe
ulaşana kadar bu şekilde yükselttiler. "
İmam
Nesai'nin, Amelu'l-yevmi ve'l-leyle'deki Süleyman b. Sured'den rivayeti şöyle
başlamaktadır: Übey b. Ka'b (r.a.) Kur'an'ı farklı okuyan iki adamı alıp
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'ın yanına gitti. .. Bunu Ahmed b. Meni
ile Ebu Ubeyd de Süleyman b. Sured'in Übey b. Ka'b'dan (r.a.) nakliyle,
"Übeyy iki adamla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e geldi ...
" şeklinde rivayet etmişlerdir.
[58]
İmam Taberi, Süleyman b. Sured'den, Übey b. Ka'b'ın (r.a.) şöyle söylediğini
rivayet etmiştir: Mescid'e gittim. Orada bir adamı Kur'an okurken işittim ve
ona "Sana kim okuttu" dedim. "Allah Rasulü" dedi. Hemen onu
alıp Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e götürdüm ve "Buna
okut" dedim. Adam okuyunca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Güzelokudun, güzelokudun" buyurdu. Bunun üzerine ben: Sen ise bana
böyle böyle okuttun, dedim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sen
de güzelokudun" buyurdu. Ben: "Güzel okudun, güzelokudun?"
deyince, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eliyle göğsümü vurdu ve
"Allah'ım! Übeyy'den şüpheyi götür" dedi. Bedenimden ter boşaldı ve içim
korkuyla doldu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra şöyle buyurdu:
"İki melek bana geldi. Birisi: "Kur'an'ı bir harf üzere oku"
dedi. Diğeri: Ona artır, dedi. Ben de: Bana artır, dedim. İlki:
Onu
iki harf üzere oku, dedi. Bu şekilde yedi kıraate kadar ulaşıldı ve melek:
"Onu
yedi harf üzere oku" dedi."
Bunu
Ebu Ubeyd de Süleyman b. Sured'in Übey b. Ka'b'dan (r.a.) nakliyle buna yakın
lafızla rivayet etmiştir.
Genel
olarak, Süleyman b. Sured'in Übey b. Ka'b'dan rivayeti sabittir.
Anlaşıldığı
kadarıyla Süleyman b. Sured el-Huzai buna şahit olmuştur. Doğrusunu en iyi
Allah bilir.
[59]
Ebu Bekre'den başka bir hadis: İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bekre'den, Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bana
Cebrail (a.s) ile Mikail (a.s) geldiler. Cebrail bana: "Kur'an'ı bir harf
üzere oku!" dedi. Mikail: Daha fazlasını iste, dedi. Bunun üzerine
Cebrail: "Yedi harf üzere oku. Rahmet ayetini azapla, azap ayetini
rahmetle bitirmediğin sürece, bunların hepsi şafi ve kafidir." dedi.
" İmam Taberi de Hammad b. Seleme’den böyle rivayet etmiştir, ancak onun
sonunda şu ziyade vardır: Kişinin "rb" ve "....." (ikisinin
manası da, "gel"dir) demesi gibi...
[60]
İmam Ahmed b. Hanbel, Semura'dan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kur’an yedi harf üzere nazil oldu"
buyurdu. Diğer muhaddisler kitaplarına almamışlardır, fakat sahihtir.
[61]
Ebu Hureyre (r.a.)'dan başka bir hadis. İmam Ahmed b. Hanbel Ebu Hureyre
(r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Kur'an yedi harf üzere indi. Kur'an hakkındaki herhangi
bir şüphe küfürdür. -Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu üç defa
tekrarladı-. Ondan bildiklerinizi bilin. Bilmediklerinizi ise bilenine bırakın.
" Bunu Nesai de Enes b. İyaz'dan bu şekilde rivayet etmiştir.
[66]
Ebu Ubeyd der ki: Şu hadis dışındaki hadislerin tümü yedi harf üzerinde ittifak
etmişlerdir ki o da bana kadar ulaşan ve Semure b. Cündeb'in (r.a.) Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiği şu hadistir: "Kur'an üç harf üzere
nazil oldu." Ebu Ubeyd daha sonra şöyle demiştir:
Fakat
biz mahfuz olanın sadece yedi olduğu görüşündeyiz. Çünkü asıl meşhur rivayet
odur.
Yedi
harfin manası, her bir harfin yedi şekilde okunması değildir. Böyle bir şey
yoktur. Bilakis bize göre manası; Kur'an'ın tümünün Arap lehçelerinden yedi
lehçe üzere inmiş olmasıdır. Böylece ondan bir harf bir kabilenin lehçesi,
ikinci harf diğer kabilenin lehçesi, üçüncü harf bir başka kabilenin lehçesiyle
inmiş olur ve bu yediye kadar böyledir. Bunda, bazı kabileler diğerlerinden
daha şanslı ve nasiplidir. Bu, muhtelif hadislerde açıkça görülmektedir.
Kelbi,
İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Kur'an yedi lugat üzere nazil
oldu. Bunların beşi, Hevazin kabilesinden Acuz boyu le hçesidir. Acuz boyu Sa'd
b. Bekir oğulları, Cüşem b. Bekr oğulları ve Nasr b. Muaviye oğullarıdır. Sakif
boyu ise Hevazin'in en üstün boyudur. Nitekim Ebu Amr b. Ala şöyle der:
Arapların en fasihi Hevazin, fesahati en geri olan ise Temim'dir -yani Darim
oğulları-" demiştir. Bu yüzden Ömer (r.a.): "Mushafımızı ancak
Kureyş'in veya Sakif'in gençleri yazdırsın (yazmakta olan kişiye okusun)"
demiştir. İmam Taberi şöyle demiştir: Diğer iki kabile ise Kureyş ile Huzaa
kabileleridir. Bunu İbn Abbas (r.a.)'dan Katade de rivayet etmiştir. Ancak
Katade, İbn Abbas (r.a.) ile buluşmamıştır.
Ebu
Ubeyd, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den şöyle rivayet etmiştir:
İbn
Abbas'a (r.a.) Kur’an'dan bir şeyin manası sorulduğunda şiir getirirdi. Ebu
Ubeyd der ki: Yani ayetin tefsirinde (daha iyi anlaşılması için) şiiri örnek
verirdi. Nitekim bize Said’den veya Mücahid’den gelen bir rivayete göre; İbn
Abbas (r.a.) "Geceye ve onun 'vesk' ettiğine yemin olsun" (İnşikak,
17) ayetini "onun topladığına yemin olsun" diye tefsir etti ve şu
şiiri getirdi: Kadınlar bir sürücü bulsalar mutlaka toplanacaklar.
Yine
rivayete göre İbn Abbas (r.a.) "Birden onlar bir sahira'da olacaklardır
(düzlüğe döküleceklerdir)" ayetindeki Sahira'yı "kara parçası"
ile tefsir etti ve şöyle dedi: Ümeyye b. Ebi Salt şöyle demiştir:
Onlarda
hem deniz eti hem kara eti vardır.
Bize
Mücahid'den İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediği rivayet edildi: Ben, "gökleri
ve yeri fatreden (yapan, yaratan)" ayetinin ne manaya geldiğini ancak iki
bedevi bir kuyu hususunda tartışırlarken anladım. Onlardan biri: Onu ben
fatrettim, diyor, diğeri ise: İlk fatreden benim, diyordu. Bunun isnadı da
ceyyiddir.
İmam
Taberi, buraya kadar anlatılanların bir kısmını söyledikten sonra şöyle
demiştir: Sahih senedlerle sabittir ki Kur’an, Arapların hepsinin değil,
bazılarının lehçesine göre inmiştir. Zıra bilindiği gibi onların dil ve
lehçeleri yediden fazla olup sayılamayacak kadar çoktur. İmam Taberi sonra
şöyle demiştir:
Şayet:
Yedi harften kastın "emir ve nehiy, teşvik ve korkutma, kıssalar, meseller
ve benzeri şeyler" olduğu veya benzeri görüşlerin-ki sen ümmetin
selefinden ve en faziletlilerinden böyle söyleyenlerin olduğunu biliyorsundeğil
de senin söylediğinin doğru olduğuna delilin nedir? denirse, ona şöyle cevap
verilir: Bunu söyleyenler, geçen rivayetlerin bu manaya geldiğini iddia
etmemişlerdir. Onların sözlerinin Kur’an’ın indiği yedi harf hakkında olduğu,
senin zannınla ve doğalolarak bizim görüşümüzle çelişmektedir. Fakat onlar
Kur'an'ın yedi harf üzere indiğini söylerken bu sözleriyle onun yedi vecih
(kısım) üzere indiğini kastetmişlerdir. Onların söyledikleri husus ise aynen
söyledikleri gibidir. Daha önce geçtiği gibi biz de Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den ve bazı sahabelerden "Kur'an'ın cennetin yedi
kapısından indiği" manasında vs. bazı rivayetler zikrettik.- İmam
Taberi'nin kastı daha önce geçen Übey b. Ka'b (r.a.) ile İbn Mes'ud'un (r.a.):
Kur'an'ın cennetin yedi kapısından nazil oldu, sözleridir-o İmam Taberi devamla
şöyle der: Cennetten yedi kapının manası ise cennetteki emir, nehiy, teşvik,
korkutma, kıssalar ve misaller gibi manalardır ki kişi bunlara göre ameller
işleyip sınırlarını aşmaktan sakınırsa, bu sayede cennet'i hak eder, cennete
girmek ona vacip olur.
İmam
Taberi daha sonra bu konuyu açmış ve özetle şunları söylemiştir:
Şarı
(şeriatın sahibi) ümmetin yedi kıraat üzere okumasına izin verdi. Sonra
mü'minlerin emiri ve imamı Osman (r.a.) insanların okumada ihtilafa
düştüklerini görünce bölünüp parçalanmalarından korktu ve onları tek bir
kıraatta topladı ki o da imam l ana mushaftır. Ümmet de itaat ederek ona
katıldı ve bunda birleştiler. Asıl doğru ve isabetli olanın onun yaptığı olduğu
görüşünü benimsediler. Hem adil yöneticisinin sözüne itaat etme adına hem de
kendisi ve kendinden sonra gelecek din kardeşlerinin maslahatı için diğer altı
kıraatı terk ettiler. Sonunda bu kıraatlerin bilgisi yok oldu, izi silindi.
Dolayısıyla, yok olup gittiğinden ve hiçbir eseri kalmadığından, hiç kimsenin o
kıraatlerle okuma imkanı yoktur.
Şayet
bilgisi zayıf biri: "Onların, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
kendilerine okuttuğu ve okumalarını emrettiği bir kıraatı terk etmeleri nasıl
caiz olur?" derse, cevaben denir ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) onlara bunu vacip ve farz manasında emretmemişti. Bilakis bu, onlara
verilmiş bir izin ve ruhsattan başka bir şey değildi. Çünkü bunları okumak
onlara farz olsaydı, ümmetin "rivayeti hüccet olan mazeretçilerin
mazeretlerini geçersiz kılan ve şüpheyi gideren hafızları"na bunları
bilmek de farz olurdu. Onların bunları terk etmeleri ise bunları okuyup
okumamada serbest bırakıldıklarına en açık delildir.
Karilerin
(hafızların) bir harfi üstün, ötre veya esre okumalarının, harekeli veya
sükunlu yapmalarının, yazımı görünüşte aynı olmakla birlikte bir harfi diğerine
taşımalarının ise Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Ben
Kur'an'ı yedi harf üzere okumakla emrolundum" hadisiyle hiçbir ilgisi
yoktur. Çünkü böylesi şeylerde şüphe duymak hiçbir alime göre küfür değildir.
Oysa, daha önce geçtiği gibi yedi harf kıraatte şüphe duymak küfrü gerektiren
bir durum olarak zikredilmiştir.
[67]
İkinci Hadis: İmam Buhari, Ömer b. Hattab (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir:
"Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) henüz hayatta iken Hişam İbn
Hakim'in Furkan süresini okuduğunu işittim. Bir müddet okuyuşuna kulak verdim.
Birden onun Kur’an'ı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bana
okutmadığı birçok harf üzerine okuduğunu fark ettim. Namazda iken yakasına
yapışmaktan kendimi zor tuttum. Selam verinceye kadar güçlükle sabrettim. Sonra
ridasından yakalayıp 'senden dinlediğim bu süreyi sana kim öğretti?' diye
sordum. 'Bana bunu Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öğretti' diye
cevap verdi. 'Yalan söylüyorsun! Zıra Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bu süreyi bana, senin okuduğundan farklı öğretti' dedim. Onu alıp Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e götürdüm. Ona 'Bu adamı, Furkan süresini sizin
bana öğrettiğinizden farklı bir harf üzere okurken işittim' diye şikayet ettim.
Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'onu bırak' dedi. Sonra ona 'Ey
Hişam! Oku bakayım' dedi. O da kendisinden işittiğim şekilde okudu. Bunun
üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), 'bu sure bu şekilde indi'
buyurdu. Sonra bana 'Ey Ömer! Sen oku bakayım!' dedi. Ben de bana öğrettiği
şekilde okudum. Yine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), 'bu sure bu
şeklide nazil oldu' dedi ve şöyle ekledi: "Bu Kur'an yedi harf üzerine
nazil oldu. Hangisi kolayınıza geliyorsa onu okuyun!" Bunu İmam Ahmed b.
Hanbel, Buhari, Müslim, Ebü Davüd, Nesai ve Tirmizi; Zühri'den gelen muhtelif
tariklerden rivayet etmişlerdir.
[68]
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebü Talha (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Bir adam
Ömer'in (r.a.) yanında Kur'an okurken Ömer (yanlış sanarak) düzelttirdi. Adam:
Ben Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e okudum da o düzelttirmedi, dedi.
Bunun üzerine birlikte Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına
gittiler. Adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e okuyunca "Güzel
okudun" buyurdu. Sanki Ömer (r.a.) bundan rahatsız olmuştu. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Ömer! Azap bağışlanma, bağışlanma da
azap yapılmadıkça Kur'an'ın hepsi de doğrudur." buyurdu. Bunun senedi
hasendir. Harb b. Sabit'in künyesi Ebu Sabit'tir ve onu cerh eden hiç kimseyi
bilmiyoruz.
Yedi
harfin ne manaya geldiği ve ondan ne kastedildiği hususunda ilim erbabı
arasında farklı görüşler vardır. İmam Kurtubı, Tefsirinin mukaddimesinde şöyle
demiştir: Alimlerin yedi harften kastın ne olduğu hususunda otuz beş görüşü
vardır. Onları Muhammed b. Hibban el-Büsti zikretmiştir ve biz bunlardan beşini
zikredeceğiz. Ben derim ki: İmam Kurtubı onları sıralamıştır ve onların özeti
şimdi anlatacaklarımda vardır:
Birinci
görüş: Bu, ilim ehlinden, aralarında Süfyan b. Uyeyne, Abdullah b. Vehb, Taberi
ve Tahavı'nin de bulunduğu büyük çoğunluğun görüşüdür. Buna göre yedi harften
kasıt, manaları birbirine yakın farklı kelimelerin gelmesiyle oluşan yedi
vecihtir. .... (gel, yönel) ..... (ge!) ve ..... (ge!) kelimeleri gibi.. İmam
Tahavı: Bunun en açık delili, Ebu Bekre hadisidir, demiştir ki onda Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
[69]
"Cebrail (a.s) ile Mikail (a.s) bana geldiler. Cebrail bana:
"Kur'an'ı bir harf üzere oku!" dedi. Mikail: Daha fazlasını iste,
dedi. Bunun üzerine Cebrail: "Yedi harf üzere oku. Rahmet ayetini azapla,
azap ayetini rahmetle bitirmediğin sürece, bunların hepsi şafi ve kafidir."
dedi." Bu ..... (ge!), ..... (gel), ..... (gel, buraya yöne!), .....
(git), ..... (hızlı ol), ..... (acele et) gibidir ...
Verka'nın
Übey b. Ka'b'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre o " .... Münafık erkeklerle
münafık kadınların, mü'minlere: Bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık
alalım, diyeceği günde" (Hadıd, 13) ayetinin " .... bizi
bekleyin" kısmını; "..... bize mühlet verin, bekleyin",
"..... yürüyüşünüzü bizim için yavaşlatın" ve "..... bizi
bekleyin" şekillerinde okurdu. "..... Şimşek onlar (münafıklar) için
etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler" (Bakara,20) ayetinin "
.... onda yürürler" kısmını; "..... onda yürüyüp giderler"
şeklinde ve ".... onda koşarlar" şeklinde okurdu. İmam Tahavi ve
başkaları şöyle demişlerdir: Bu, yedi lehçe üzere okumaları için insanlara
verilmiş bir ruhsattı. Bu ise onlara, Kureyş lehçesi ve Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in okuyuşuyla okumak birçoğuna zor gelince verildi. Zira
onlar yazı yazmayı ve harekelemeyi bilmiyorlardı ve Kur’an’ı da (lehçe farklılığından
dolayı) sağlam şekilde ezberleyemiyorlardı. Bu görüşe sahip alimlerden Tahavi,
Kadı Bakıllani ve İbn Abdilberr ise bunun başlangıçta verilmiş bir ruhsat olup
sonra özrün kalkması, ezberlemenin kolaylaşması, harekelendirmenin
yaygınlaşması ve yazı yazmanın öğrenilmesinden dolayı neshedildiğini iddia
etmişlerdir.
Ben
derim ki: Bazıları şöyle demişlerdir: Onları tek bir kıraatte toplayan, aslında
mü'minlerin emiri, tabi olunması emredilen, raşid ve hidayete erdirilmiş
halifelerden Osman b. Affan (r.a.)'dır. Buna da ümmetin bölünüp parçalanmasına
ve birbirlerini tekfir etmeye götürecek derecedeki farklı okumalarından dolayı
teşebbüs etti. Bunun için Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Cebrail
ile ömrünün son Ramazan'ında okuduğu okumaya uygun olarak düzene koydu. Sonra
insanlardan, bunun dışındaki bir kıraatle okumamalarım, kendileri için genişlik
iken tefrika ve ayrılığa yol açtığından dolayı bu ruhsatı kullanmamalarını
emretti. Bu, Hz. Ömer (r.a.)'ın insanlar gevşeyip bir defada üç talakla boşamayı
bol bol ve saçma sapan şekilde yapmaya başlayınca, "Biz bunu onlara
geçerli saysak" deyip bunu üç talak saymaya zorlaması gibidir. Aynı
şekilde hac ayları dışındaki Kabe ziyaretlerinin bitmemesi için temettu haccına
niyetlenmekten nehyetti. Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.) de bunun caiz olduğuna dair
fetva vermişken, mü'minlerin emirine tabi olmak ve hidayete erdirilmiş imamları
dinleyip itaat etmek maksadıyla bu fetvasından vazgeçti.
İkinci
görüş: Kur'an'ın yedi harf üzere inmesinden kasıt, her yerinin yedi harf olarak
okunması demek değildir. Aksine bazı yerleri bir harf, bazı yerleri başka bir
harf üzeredir. Hattabi der ki: ".....''[Maide, 60] ''.....''[Yusuf, 12]
ayetlerinde olduğu gibi, bazı yerlerin yedi lehçeyle okunduğu olur. Imam
Kurtubi der ki: Bu, Ebu Ubeyd'in görüşüdür ve İbn Atiyye tercih etmiştir. Ebu
Ubeyd: Bazı lugatlar diğerlerinden daha şanslıdır, demiştir. Kadı Bakıllani
şöyle demiştir: Osman (radıyallilhu anh)'ın "Kur'an Kureyş lehçesiyle
indi" sözünden kastı, büyük çoğunluğudur. Kur'an'ın tamamının Kureyş
lehçesiyle olduğuna dair bir delil bulunmamaktadır. Allah (c. c) "Kureyş
lehçesinde bir Kur’an" değil "Arapça bir Kur’an" ... [Zuhruf, 3]
buyurmuştur. "Araplar" tabiri ise Hicaz'dan Yemen'e bütün Arap kabilelerini
bir anda kapsamaktadır. İbn Abdilberr de bu görüştedir. O şöyle der: Nitekim
sahih kıraatlarda hemzelerin telaffuzu vardır, oysa Kureyşliler onu telaffuz
etmezler (hemzeyi elif okurlar). İbn Atiyye der ki: İbn Abbas (r.a.) şöyle
demiştir: Ben, bir bedevinin ilk kendisinin kazdığı kuyu için "onu ben
fatrettim" dediğini duyana kadar "gökleri ve yeri fatreden (yapan,
yaratan)" ayetinin manasını anlayamadım.
Üçüncü
görüş: Kur'an'ın lehçeleri farklı kabileleriyle birlikte sadece Mudar'la
sınırlıdır. Zira Osman (r.a.): "Kur'an Kureyş lugatıyla indi."
demiştir. Nesep alimlerinden gelen en sahih görüşe göre ise -Sünen-i İbn Mace
ve başka hadis kitaplarındaki hadisin ifade ettiği gibi- Kureyş kabilesi Nadır
b. Haris'in oğullarıdırlar.
Dördüncü
görüş: Bakıllani'nin bazı alimlerden rivayet ettiğine göre yedi kıraat şu yedi
şeydedir. Bir: lafız ve mananın değil, sadece harekelerin değişmesidir. Örnek:
''.... Göğsüm daralıyor)"[Şuara, 13] ile "..... (birincide "....
fiilinin sonu ötre, ikincide ise üstündür). İki lafzın değil, sadece mananın
değişmesi. Örnek: "..... Ey Rabbimiz! Aralarında yolculuk yaptığımız
şehirlerin arasını uzaklaştır, dediler" ile "..... Rabbimiz,
aralarında yolculuk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştırdı" gibi...
Üç: Bazen farklılık hem lafız hem manada, harfin farklı olması şeklinde olur.
Örnek: "..... Onları (kemikleri) nasıl düzenliyoruz" (Bakara, 259)
ile "........ Onları nasıl yaratıyoruz?" Dört: Bazen kelime farklı
olup mana aynen kalır. Örnek: "..... Dağların da atılmış renkli yüne
(dönüştüğü gün)" ile "...." gibi. .. Beş: Bazen kelime de manası
da farklı olur. Örnek: "..... Meyveleri salkım salkım dizili muz
ağaçları" ile ".... Meyveleri salkım salkım hurma ağaçları."
Altı: Bazen takdim ve tehir (kelimeler arasında yer değişikliği) şeklinde olur.
Örnek: "....... Gelir de ölüm sarhoşluğu gerçekten ... " (Kaf, 29)
ile ..... Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de." Yedi: Bazen farklılık
birindeki ziyadeyle olur. Örnek: ".....Doksan dokuz koyun" (Sa'd, 23)
ile "...... O'nun doksan dokuz dişi koyunu var." Başka örnek:
"..... Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mü'min kimselerdi" ile
"...... Erkek çocuğa gelince; o kafir, ana-babası ise mü' min
kimselerdi." Bir başka örnek: "..... Zorlamalarından sonra Allah çok
bağışlayıcı ve merhametlidir" (Nur, 33) (Ayetin tamamı: Kim onları
(cariyeleri) fuhşa zorlarsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah
(onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir) ile "..... Zorlamalarından
sonra Allah onlar için çok bağışlayıcı ve merhametlidir" (ikincisindeki
ziyade: "lehunne: onlar için"dir)
Beşinci
görüş: Yedi harften kasıt, Kur'an'ın emir, nehiy, vaad, tehdit, kıssalar,
tartışma ve misaller gibi manalarıdır. İbn Atiyye der ki: Bu zayıftır. Çünkü
bunlara harfler denmez. Hem de, birden çok harfin olmasındaki kolaylaştırmanın
haramı helal kılma veya Kur’an’ın manalarından bir manayı değiştirme şeklinde
bir şey olmadığı hususunda icma vardır. Kadı Bakillani, bu hususta bir hadis
rivayet etmiş ve: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in farklı
okumalarına izin verdiği şey bunlar değildir, demiştir.
Bir
Fasıl: Yedi Kıraat
İmam
Kurtubi der ki: Davudi, İbn Sufre vs. gibi alimlerimizin pek çoğu şöyle
demişlerdir: Bu yedi kurraya nispet edilen 'yedi kıraat', sahabelerin okuduğu
ve daha büyük farklılıklar arz eden bu 'yedi harf' değildir. Bu kıraatler o
harflerden sadece birine racidir ki o da Osman (r.a.)'ın mushafının (Resm-i
Osmani) içerdiği kıraatlardır. Bunu İbn Nahhas ve başkaları söylemişlerdir.
Kurtubi der ki: Yedi kurranın hepsi de diğerinin kıraatini caiz ve meşru
görmüştür. Kendi kıraatlerini ise sadece daha iyi ve daha evla gördüğünden
dolayı seçmiştir. Muhtelif İslam ülkelerindeki Müslümanlar da onların rivayet
ettikleri ve iyi gördüklerinden kendilerine sahih yollarla gelen kıraatlar
üzerinde ittifak ettiler ve bu konuda kitaplar yazdılar. Doğru üzerindeki bu
icma devam etti ve Allah'ın (c.c), Kitabını koruma vaadi gerçekleşti.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
Kur'an'ın Te'lifi
(Surelerinin Dizimi)