|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Fatiha Suresi 2.ayet |
Alemlerin
Rabbi Allah'a Hamd:
2. Hamd, Alemlerin
Rabbi Allah'a mahsustur.
Tefsiri:
Yedi
kurra da hamd kelimesini "elhamdu" şeklinde dal'ın ötresiyle
okumuşlardır. Bu durumda gizli bir mı vardır. Bu, mübteda ile haberden oluşan
bir (isim) cümlesidir. Süfyan b. Uyeyne ile Ru'be b. el-Accac'ın, onların
"el-
amde"
şeklinde mansup (esreli) okudukları rivayet edilmiştir. İbn Ebi Uble, lam'ın
harekesini, öncesindeki dal'ın harekesine uydurarak "elhamdu lullahi"
okumuştur. Bunun başka örnekleri vardır, fakat bu şazdır. Hasan-ı Basri ile
Zeyd b. Ali'den de dal'ın harekesini lam'ın harekesine uydurarak "elhamdi
lillah" okudukları rivayet olunmuştur.
İmam
Taberi der ki: "...... Hamd Allah'a mahsustur"un manası; şükür, başka
ibadet edilen mabudlara ve hiçbir mahlukuna değil yalnız ve yalnız Allah'a
yapılır. Zıra o kullarına sayılamayacak ve sayısını ancak kendisinin bileceği
nimetler ihsan etmiştir. Kendisine ibadet etmeleri için bedenlerini ve organlarını
sağlıklı yapmış, mükelleflerin bedenlerindeki uzuvları, farzlarını eda etmeye
kadir kılmış, bunların yanında onlara dünyalarında rızıklar bahşetmiş,
yaşamlarını sürdürecekleri gıdalar vermiştir. Bunları da onlara hak etmedikleri
halde kendiliğinden lutfetmiştir. Üstelik Allah (c.c) kullarına bunu
hatırlatmış ve onları ilelebed istikrar diyarında daimi nimetler içinde
yaşayacakları sebeplere tutunmaya çağırmıştır. Tüm bunlardan dolayı başta ve
sanda, her an için Rabbimize hamd olsun.
İmam
Taberi der ki: "elhamdu lillah" Allah'ın (c.c) kendisine yaptığı bir
övgü, zımnen ise kullarına kendisini övmeleri için bir emirdir. Sanki Allah
(c.c) "Siz Elhamdulillah, deyin" demektedir.
Taberiyine
şöyle der: Denilir ki: "Kişinin "elhamdu lillah" sözü, Allah'a en
güzel isimleri ve en yüce sıfatlarıyla övgü, "eş-şukru lillah: Şükür
Allah'adır" sözü ise O'na (c.c) nimet ve ihsanlarından dolayı
övgüdür." İmam Taberi sonra buna cevap vermiş ve özetle şunları
söylemiştir: Arap dilini bilen herkes hamd ile şükrün her birini diğerinin
yerinde kullanır. Silmi, ikisinin aynı manaya geldiğini Cafer-i Sadık ile
sufilerden İbn Ataillah'tan nakletmiştir. İbn Abbas (r.a.) da: Hamd her
şükredenin sözüdür, demiştir. Kurtubi de Taberi'nin bu görüşünü destekleyici
olarak Arapçadaki "el-hamdu lillahi şukran: Allah'a şükür olarak hamd
olsun" sözünü delil getirmiştir (Zira şukran'ın hamden'in yerine mef'ul-ü
mutlak olarak gelmesi, aynı manaya geldiğini gösterir).
Taberi'nin
iddiası, su götürür bir iddiadır. Çünkü müteahhir ulemanın çoğu arasında
"Hamd; hem zatında bulunan sıfatları hem de (etkisi) başkasına geçen
sıfatları sebebiyle övülmeye layık şeylerden dolayı Allah'ı övmektir. Şükür ise
sadece etkisi kula geçen sıfatlarından dolayı yapılan övgüdür." şeklinde
yaygın bir kanaat vardır.
Hamd
hem kalple, hem dille, hem de bedenle yapılır. Şairin söylediği gibi:
Bana
olan ikramınızdan üç şey istifade etti: Elim, dilim ve perdeli kalbim.
Fakat
hamd ile şükürden hangisinin daha kapsamlı olduğu hususunda alimlere ait iki
görüş vardır. Titiz araştırmanın ulaştırdığı sonuç odur ki; bunlardan her
birinin diğeriyle kesişen ve ayrışan yönleri vardır. Çünkü vaki oldukları
sıfatlar açısından hamd, şükürden daha kapsamlıdır. Zıra hamd hem muhatapta
mevcut güzel hasletlerden hem hamd edene ulaştırdığı iyiliklerden dolayı
yapılır. Mesela "Kahramanlığından dolayı hamd ettim (övdüm)" veya
"Cömertliği sebebiyle hamd ettim (övdüm)" diyebilirsin. Hamd sadece
sözle olması açısından da daha dardır. Şükür ise hem söz, hem fiil, hem de
niyetle gerçekleşmesi açısından hamddan daha kapsamlıdır. Vaki olduğu sıfatlar
açısından da ondan daha dardır. Zira şükür sadece eseri başkasına (yani
şükredene) ulaşan güzel hasletten dolayı yapılır. Mesela "Ona
kahramanlığından dolayı şükrettim" diyemezsin. Fakat "Bana ihsan ve
ikramından dolayı ona şükr (teşekkür) ettim" diyebilirsin. Bu bazı
müteahhir alimlerin inceleyip ortaya koydukları görüşün özetidir. Doğrusunu en
iyi Allah bilir.
Ebu
Nasr el-Cevherı der ki: Hamd etmek, yermenin zıttıdır. Mazi ve muzarisi .....
masdarı hamd ve mahmede, ism-i faili hamıd, ism-i mef'ulü ise mahmud gelir.
Tahmid, hamd'den daha mübalağalıdır (çokluk ifade eder ve tekrar tekrar hamd
etme manasına gelir). Hamd, şükürden daha geneldir.
Cevheri,
şükür hakkında da şunları söyler: Şükür iyilik yapan kimseyi sana olan
ihsanlarından dolayı övmendir. "Şekertu filanen" de başına lam
getirerek "şekertu lifulanin" de diyebilirsin (ikisinin manası da:
filan kişiye teşekkür ettim), fakat ikincisi daha fasihtir. Medh ise hamdden
daha kapsamlıdır. Zira medh diri, ölü ve cansız varlıkların hepsine yapılır.
Yiyecek, mal ve benzeri şeyler medhedilebilir. Medh, iyilikten önce de sonra
da, eseri başkasına geçen sıfatlar için de, geçmeyen sıfatlar için de yapılır.
Dolayısıyla bu daha kapsamlıdır.
Selef'in
Hamd Hakkındaki Sözleri:
İbn
Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet eder: Ömer (r.a.) "Biz
Subhanallah'ın manasını, La ilahe illallah'ın manasını da biliyoruz. Peki
Elhamdu!illilh'ın manası nedir?" dedi. Ali (r.a.): "O, Allah'ın (c.c)
kendisi için razı olduğu bir sözdür." diye cevap verdi. Başka bir
rivayette; Ali (r.a.) arkadaşlarının yanında iken Ömer (r.a.) ona: "Biz La
ilahe illallah, Subhanallah ve Allahu Ekber'in manalarını öğrendik. Peki
Elhamdulillah'ın manası nedir? diye sordu. Ali (r.a.): "O, Allah'ın (c.c)
beğendiği, hoşnut olduğu ve söylenmesini istediği bir sözdür." dedi. İbn
Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir:
"Elhamdulillah,
bir şükür sözüdür. Kul Elhamdulillah dediğinde Allah (c.c) "Kulum bana
şükretti." der.
İbn
Ebi Hatim ile Taberi, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet etmişlerdir:
"Elhamdulillah, Allah'a şükürdür, boyun eğmektir. Kendisine olan nimetini,
hidayetini ve karşılıksız ihsanını ikrar etmektir. Ka'b el-Ahbar:
Elhamdulillah,
Allah'a övgüdür, demiştir. Dahhak: Elhamdulillah Rahman'ın ridasıdır, demiştir.
Bu manada bir de hadis gelmiştir.
[295]
Taberi, Hakem b. Umeyr'den -ki onun Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ile buluşması vardı, dolayısıyla sahabelerdendi- şöyle rivayet etmiştir:
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sen Elhamdulillah dediğinde
Allah'a şükretmiş olursun ve dolayısıyla sana nimetini artırır. "
[296]
Ahmed b. Hanbel de Esved b. Seri (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Ben
"Ya Resulallah! Sana Yüce Rabbime onlarla hamd ettiğim övgü sözlerimi
okuyayım mı?" dedim. O: "Rabbin hamdi sever" buyurdu. Bunu Nesai
de rivayet etmiştir.
[297]
Tirmizi, Nesai ve İbn Mace, Cabir b. Abdullah (r.a.)'dan şöyle rivayet
etmişlerdir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"En
faziletli zikir La ilahe illallah, en faziletli dua Elhamdulillah 'tır. "
Tirmizi:
"Bu
hasen-garib hadistir." demiştir.
[298]
İbn Mace, Enes b. Malik (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir:
Allah
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah hangi kula bir
nimet verir, o da Elhamdulillah derse Allah (c.c) ona aldığından daha iyisini
verir. "
[299]
İmam Kurtubi, tefsirinde şöyle der: Nevadiru'I-UsOl'da, Enes (r.a.)'dan şöyle
rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Dünya, içindeki her şeyiyle ümmetimden bir adamın elinde olur, sonra o
"Elhamdulillah" derse Allah'a hamdi onlardan daha değerli olur.
" Kurtubi ve başkaları şöyle demişlerdir: Yani, Allah'ın (c.c) ona,
kendisine hamd etmeyi ilhamı, dünya nimetlerinin tümünden daha büyük nimet
olur. Çünkü hamdin sevabı yok olmaz, dünya nimetleri de baki kalmaz. Nitekim
Allah (c.c) "Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi
işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya
daha layıktır. " (Kehf, 46) buyurmuştur.
[300]
İbn Mace, Sünen'inde, İbn Ömer (r.a.)'dan, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in onlara şöyle anlattığını rivayet etmiştir: "Allah'ın kullarından
biri; "Ey Rabbim! Sana, vechinin celalinin ve hükümranlık azametinin
gerektirdiği şekilde hamd olsun" dedi. Bu iki meleği çaresizliğe düşürdü.
Zıra sevabını amel defterine ne şekilde kaydedeceklerini bilemediler. Nihayet
semaya yükseldiler ve "Ey Rabbimiz! Bir kul öyle bir söz söyledi ki onu
nasıl yazacağımızı bilemedik" dediler. Allah (c.c) -kulunun ne dediğini
daha iyi bildiği halde- "Kulum ne dedi?" der. "Ey Rabbim! Sana,
vechinin celalinin ve hükümranlık azametinin gerektirdiği şekilde hamd olsun"
dedi, derler. Bunun üzerine Allah (c.c) onlara: "Onu kulumun söylediği
gibi yazın ki huzuruma geldiğinde bu amelinin mükafatını ona kendim
vereyim." dedi. "
Kurtubi,
bir grup zattan şöyle nakleder: "Kulun "Elhamdulillahi rabbil
alemın" demesi "La ilahe illallah" demesinden daha üstün bir
ameldir. Çünkü alemlerin rabbine hamd, tevhidle birlikte hamdi içerir."
Bazıları da şöyle demişlerdi: Bilakis "La ilahe illallah" daha
faziletlidir. Çünkü o, iman ile küfür arasını ayırmaktadır ve sahih olduğunda ittifak
edilen bir hadiste buyrulduğu gibi, insanlarla bunu söylemeleri için savaşılır.
[301]
Sünen kitaplarında geçen bir hadiste de şöyle buyrulmaktadır:
"Benim
ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en üstün söz 'La ilahe illallahu
vahdehu la şerıke leh: Allah'tan başka hiçbir İlah yoktur. O tektir, hiçbir
ortağı yoktur' sözüdür. "
[302]
Cabir kanalıyla rivayet edilen şu hadis de biraz önce geçti: "En faziletli
zikir La ilahe illallah, en faziletli dua Elhamdulillah 'tır. " Tirmizi bu
hadisin hasen olduğunu kaydetmiştir.
el-Hamd'daki
El Takısı:
el-Hamd'daki
el takısı, hamdin tüm tür ve sınıflarının Allah'a mahsus olduğunu ifade etmek
içindir. Hadiste gelen şu duada ifade edildiği gibi. .. :
[303]
..... "Allah'ım! Tüm hamdler yalnız Sana'dır. Mülkün (varlık aleminin)
hepsi senindir. Her iş yalnız Sana döner. "
Rabb'in
Manası:
"Alemlerin
Rabbi." Rabb bir şeyin sahibi ve onda tasarrufta bulunan demektir.
Arapça'da 'efendi' için ve "bir şeyde iyi ve düzeHici olarak tasarrufta
bulunan' malarına gelir ki hepsi de Allah (c.c) hakkında doğrudur.
"Rabb" Allah (c.c) dışında hiç kimseye tek başına kullanılamaz.
Başkası hakkında kullanıldığında izafet etmek şarttır. Mesela
"rabbu'l-beyt: evin sahibi", "rabbu keza: filan şeyin
sahibi" denir. Tek başına "Rabb" ise yalnız Allah (c.c) için
kullanılır. Bunun ism-i a'zam olduğu da söylenmiştir.
Alemler:
"Alemin"
alem'in çoğuludur ve alem, Allah (c. c) dışındaki her varlığa denir. Alem kendi
lafzından tekili bulunmayan bir çoğuldur. Avalim ise gökte ve yerde, karada ve
denizde bulunan mahlukatın türleridir. Aynı zamanda bunların her bir nesline ve
çağına da Alem denir. İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet edilmiştir:
'Elhamdulillahi rabbil alemın'. Yani hamd; göklerde ve yerde, karada ve denizde,
bunlarda ve bunlar arasında bulunan, bildiğimiz veya bilmediğimiz tüm mahlukatı
yaratan Allah'a mahsustur. Başka bir rivayette İbn Abbas (r.a.): İnsanların ve
cinlerin Rabbidir, diye tefsir etmiştir. Said b. Cübeyr ve İbn Cüreyc de böyle
söylemiştir ve Ali (r.a.)'dan buna benzer bir rivayet vardır. İbn Ebi Hatim:
Onaylanamayacak bir senetle, demiştir. İmam Kurtubi bu görüşe "Alemlere
uyarıcı olması için" (Furkan, 1) ayetini delil göstermiştir. Zira burada
kasıt, cinler ile insanlardır. Ferra ve Ebu Ubeyd: Alem akleden varlıklardan
ibarettir ki onlar insanlar, cinler, melekler ve şeytanlardır. Hayvanlara ise
alem denmez, demişlerdir. Zeyd b. Eslem ile Ebu Amr b. Ala: Alem
rızıklandırılan her ruh sahibidir, demişlerdir. İbn Asakir, Emevi
halifelerinden Mervan b. Hakem'in -ki Ca' di diye meşhurdu ve lakabı Eşek
(himar) idi- biyografisinde ondan şu sözünü nakleder: "Allah on yedi bin
alem yarattı. Göktekiler ve yerdekiler onlardan sadece biridir. Diğer alemleri
ise ancak Allah (c.c) bilir. Katade ise: "Her tür bir alemdir."
demiştir.
Ebu
Cafer er-Razi, Ebu Aliye’den "alemlerin rabbi" hakkında şöyle
nakletmiştir: İnsanlar bir alem, cinler bir alemdir. Bunların dışında on sekiz
bin veya on dört bin -şüpheli söyleyen kendisidir- alem vardır. Melekler
yeryüzündedirler. Yerin dört köşesi vardır ve her bir köşede 3.500 alem vardır.
Allah (c.c) onları kendisine ibadet etmeleri için yaratmıştır. Bunu Taberi ile
İbn Ebi Hatim rivayet etmişlerdir. Bu garib bir söz olup, bu tür bir söz sahih
bir delile ihtiyaç duyar.
İbn
Ebi Hatim, Humeyri’den "Rabbil alemin" hakkında şöyle dediğini
rivayet etmiştir: Alemler bin ümmet olup, bunların 600'ü denizde, 400'ü ise
karadadır. Said b. Müseyyeb'den de buna benzer bir söz rivayet edilmiştir. Buna
benzer bir de merfu hadis (Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e nispet
edilen hadis) rivayet edilmiştir:
[304]
Hafız Ebu Ya'la, Müsned'inde, Cabir b. Abdullah (r.a.)'dan şöyle rivayet eder:
Hz. Ömer (r.a.)'ın halife olduğu yılların birinde, çekirge sayısında azalma
görüldü. Sebebini sordu, fakat bir cevap alamadı. Buna çok üzülen Ömer (r.a.)
çekirgelerin görülüp görülmediğini araştırmaları için bir atlıyı Yemen'e, bir
atlıyı Şam'a, bir atlıyı da Irak'a gönderdi. Yemen'den gelen atlı, oradan
getirdiği bir avuç çekirgeyi önüne döktü. Ömer (r.a.) onları görünce tekbir
getirdi, sonra şöyle dedi: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle
buyururken işittim: "Allah bin ümmet yarattı. Bunların 600'ü denizde,
400'ü ise karadadır. Bunlardan ilk helak olacak ümmet, çekirgedir. O helak
olunca diğerleri de ipi kopan boncuk dizisi gibi birbiri ardına helak
olacaklar. " Senedindeki Muhammed b. İsa el-Hilali zayıftır.
Beğavi,
Said b. Müseyyeb'den şöyle rivayet eder: Allah'ın bin ümmeti vardır. Bunların
altı yüzü denizde, dört yüzü ise karadadır. Vehb b. Münebbih der ki: Allah'ın
(c. c) on sekiz bin alemi vardır ve dünya bunlardan sadece bir alemdir.
Mukatil: Alemlerin sayısı seksen bindir, der. Ka'b el-Ahbar:
Alemlerin
sayısını sadece Allah (c.c) bilir, der. Bunu İmam Beğavi nakletmiştir. Kurtubi,
Ebu Said el-Hudri (r.a.)'dan şöyle nakletmiştir: Allah'ın (c.c) kırk bin alemi
vardır. Doğusundan batısına kadar dünyanın tümü bir alemdir. Zeccac: Alem
Allah'ın dünyada ve ahirette yarattığı her şeydir, demiştir. Kurtubi der ki:
Asıl doğru olan da, alemin tüm mahlukatı kapsadığını söyleyen bu görüştür.
Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: "Firavun şöyle dedi:
Alemlerin
Rabbi dediğin de nedir? Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan
kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) o, göklerin, yerin ve ikisi arasında
bulunan her şeyin Rabbidir." (Şuara,23-24)
Kurtubi:
Alem kelimesi alametten türetilmiştir, demiştir. Ben derim ki: Çünkü alem onu
yaratan ve yoktan var edenin varlığına ve tek olduğuna delalet etmektedir.
İbnu'l-Mu'tezz'in söylediği gibi...:
Hayret!
O ilaha nasıl karşı gelinir? Ve inkarcı onu nasıl inkar edebilir? Oysa her
şeyde bir alamet vardır. Onun tek olduğuna delalet eden.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |