İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Fatiha Suresi

5.ayet

 

Allah'a Kulluk:

 

5. Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.

 

Tefsiri:

 

Yedi kari ile cumhur ..... deki ya harfini şeddeli okurken, Amr b. Faid 'ya’ harfini hem şeddesiz hem de esreli okumuştur. Bu şaz ve merdut bir kıraattir. Çünkü "iya" Güneş ışığına denir. Bazıları ".....: eyyake" okumuşlardır. Kimisi de hemze yerine elifle okuyarak "....." demiştir.

 

Nitekim şair şöyle der:

 

Kazancı arttığında harcaması azalan İşlerden uzak dur!

 

"......: yardım dileriz." Herkes baştaki nun'u üstün yaparak okurken, Yahya b. Vesab ile A'meş "nistein" şeklinde nun'u esre yaparak "nistein" okumuşlardır. Beni Esed, Rebia, Beni Temim ve Kays kabilelerinin lehçesinde bu böyledir.

 

İbadet lugatta zillet demektir. Mesela "tarikun muabbed (abd yapılmış yol)"un manası "zelil, yani düz ve kolay hale getirilmiş yol"; "Bairun muabbed: abd yapılmış deve" de "zelil ve uysal hale getirilmiş deve" demektir.

 

Şeriatta ise ibadet; sevgi, zillet ve korkunun tamamının zirvesini ifade eder. ".....: sana" mef'ulünün, ".....: ibadet ederiz" fiilinden önceye alınması ve "....." nin şart olmadığı halde iki defa tekrarlanması, öne alınana itina gösterdiğini ifade etme ve hasır (onunla sınırlama) manasını ifa maksadına matuftur. Yani başkasına değil sadece sana ibadet eder, başkasına değil yalnız sana tevekkül ederiz. Bu ise itaatin zirvesini ifade eder. Dinin tüm manaları bu iki şeyde toplanır. Nitekim selef-i salihin şöyle demişlerdir: "Fatiha, Kur'an'ın sırrıdır. Fatiha'nın sırrı da "..... cümlesidir. Birincisi şirkten uzaklığın ilanı, ikincisi ise acziyet ve güçsüzlüğünü itiraf edip işlerini Allah'a havale ettiğinin beyanıdır. Bu mana Kur'an'ın birçok ayetinde geçer. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: "Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir." (Hıld, 123) "De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır." (Mülk, 29) "o, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse yalnız O'nun himayesine sığın." (Müzzemmil, 9) Allah'ın (c.c) "Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz." buyruğu da işte bu manayı ifade etmektedir.

 

Fatiha suresinin burasında "....: ona" yerine "....: sana" denilerek, gaibden muhataba (üçüncü şahıstan ikinci şahsa) geçiş yapılmıştır. Bu uygundur. Çünkü kul Allah'ı övünce sanki ona yaklaşarak huzuruna varmakta ve doğrudan hitap ederek ''Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz." demektedir. Bu da gösteriyor ki surenin başı Allah'ın (c.c) kendi mukaddes zatını en güzel sıfatlarla övmesi ve kendisini böyle övmeleri için kullarına yol göstermesidir. Bu yüzden okuyabilecek iken bunu okumayan kimsenin namazı sahih olmaz. Nitekim;

 

 

[312] Buhari ve Müslim'in, Sahih'lerinde Ubade b. Samit (r.a.)'dan rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kur'an'ın Fatiha'sını okumayanın namazı olmaz" buyurmuştur.

 

 

[313] Sahih-i Müslim'de de Ebu Hureyre (r.a.)'dan nakledilen bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır: "Namazı (Fatiha'yı) benimle kulum arasında yarı yarıya taksim ettim ve onun isteğini (dua kısmını, yani Fatiha'nın ikinci yarısını) ona ayırdım. O "Elhamdulillahi rabbil alemın: Hamd alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur" deyince Allah:

 

"Kulum bana hamd (övgü ve teşekkür) etti" buyurur. Kul: "Errahmani'rrahım" deyince "Kulum bana, sena etti (övdü)" buyurur. Kul "Maliki yevmiddin: din gününün sahibi ve hükümdarı" deyince, "kulum şanımı yüceltti" buyurur. Başka bir defada: "Kulum her işini bana havale etti" buyurur. Kul:

"İyyake na'budu ve iyyake nestain: Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz" deyince Allah Teala: "Bu benimle kulum arasında ortak kısımdır ve kulum un istediği kendisinin olacaktır" buyurur. Kul: "İhdina'sSırata'l-Mustakım. Sıratallezine en'amte aleyhim. Gayri'l-Mağdubi aleyhim veleddallin: Bizi doğru yola ilet. Nimete erdirdiğin kimselerin yoluna; gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil." deyince, Allah Teala: "Bu kısım kulumundur ve istedikleri onun olsun!" der. "

 

Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: ''Ancak sana ibadet ederiz", yani Ey Rabbimiz! Başkasını değil sadece seni bir kabul eder, senden korkar ve senden umarız. "Ancak senden yardım dileriz", yani, sana kullukta ve her işimizde. Katade der ki: Allah (c.c) ''Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz. " buyurarak ibadeti yalnız O'na yapmanızı ve her işinizde O'ndan yardım dilemenizi emretmektedir.

 

''Ancak Sana kulluk eder" cümlesinin, "yalnız Senden yardım dileriz" den önce gelmesindeki hikmet; asıl hedefin Allah'a kulluk ve ondan yardım istemek olmasıdır. Birden çok şey bulunduğunda daha önemli olan en başta, en önde zikredilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Şayet: "Neden ''Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz. " denmiştir de "ederim" ve "dilerim" denmemiştir? Eğer "biz" ifadesi çoğul manasını ifade etmek içinse burada tekil ile çoğul arasında bir fark yoktur. Kendini yüceltme manasındaysa bu makamda yüceitme uygun düşmez." denirse;

 

el-Cevap: Bundan maksat, kullar cinsinden haber vermesidir ve namaz kılan ferd de onlardan biridir (sanki "aralarında benim de bulunduğum biz kullar olarak" demektedir). Özellikle de cemaatteyse veya onların imamı ise ... Böyle diyerek kendinden ve mü'min kardeşlerinden, yaratılma gayelerine uygun olarak Allah'a ibadet etmekte olduklarını haber vermekte ve Allah ile onlar arasında aracılık yapmaktadır. Bazıları şöyle cevap vermiştir: "Biz" ifadesinin tazim ve yüceltme için olması mümkündür. Sanki kula "Sen ibadette iken şerefli ve asilsin, onun için 'Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz' de", denmektedir. İbadette olmadığında ise, milyon kişinin arasında olsan bile "biz, biz yaptık" deme. Çünkü hepsi de fakirdir ve Allah'a muhtaçtırlar. Kimisi şöyle demiştir: "Kulluk ederiz", "Kulluk ederim" den tevazu açısından daha zariftir. Çünkü ikincisinde kul kendisini tek başına Allah'a kulluk etmeye ehil görmektedir. Oysa hiç kimse Allah'a (c.c) hakkıyla kulluk / ibadet edemez, O'nu yaraşır şekilde övemez. Kulluk büyük bir makamdır ve Allah'ın huzuruna çıkma şerefinden dolayı kul, kulluk etmekle şeref kazanır.

Şairin söylediği gibi: Bana yalnızca "Onun kulu!" diye seslen. Zira o benim en şerefli ismimdir!

 

Nitekim Allah (c.c) da elçisini (Sallallahu aleyhi ve Sellem) en yüksek makamından bahsederken "kulu" adıyla anmış ve şöyle buyurmuştur: "Hamd olsun Allah'a ki kuluna (Muhammed'e), kendisinde hiçbir (tezat ve) eğrilik bulunmayan dosdoğru Kitab', indirdi." (Kehf, 1-2) "Allah'ın kulu, O'na yalvarmaya (namaza) kalkınca neredeyse onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi." (Cin, 19) "Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram'dan ... " (İsra, 1) Allah (c.c), Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i; ona vahiy indirdiği anda ve kendisine çağırıp İsra ve Miraç yolculuğu yaptırdığı anda 'kul' olarak anmıştır. Kendisine karşı çıkanların yalanlamalarından göğsü daraldığı vakitlerde ibadete kalkmasını emrederek şöyle buyurmuştur: "Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını and olsun biliyoruz. Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol! Ve sana yakın (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!" (Hicr, 97-99)

 

Fahreddin Razı, Tefsir'inde, bazılarından kulluk makamının peygamberlik makamından daha yüksek olduğunu nakledip delillerini şöyle açıklar:

Çünkü ibadet, yaratılandan Hakk'a doğru, peygamberlik ise Hakk'tan yaratılana doğru yapılan bir şeydir. Hem de Allah (c.c) kulunun işlerini üstlenir, peygamber de ümmetinin işlerini üstlenir. Bu görüş hatalıdır ve gerekçesi de çürüktür, hiçbir şey ifade etmez. Razı, tefsirinde bunun ne zayıf olduğuna değinmiş, ne de bir reddiye vermiştir.

 

Sufilerden bazıları şöyle demişlerdir: İbadet ya sevap elde etmek veya azabı def etmek için yapılır ki bunun hiçbir faydası yoktur. Çünkü kulun bundaki hedefi, ulaşmak istediği menfaatlere ulaşmaktır. Ya da ibadet, Allah'ın (c. c) mükellef kılmasıyla şereftenmek için yapılır. Bu da onlara göre zayıftır. Bilakis yüce olan, Allah'a (c.c) kemal sıfatlarına sahip mukaddes zatı için yapılan ibadettir. Derler ki: Bu yüzden namaz kılan kişi "Allah için namaz kılıyorum" der. "Sevap kazanmak veya azabı def etmek için" diye niyet etse namazı bozulur. Bazıları onlara şöyle cevap vermişlerdir: İbadetin Allah (c. c) için olması, onunla birlikte sevap kazanmayı veya azaptan kurtulmayı istemekle çelişmez.

 

 

[314] Nitekim bir bedevi: "Ben ne senin gibi ne de Muaz gibi mırıldanmaları beceremiyorum. Sadece Allah'tan cenneti istiyor, cehenneminden O'na sığınıyorum" dediğinde, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Biz de bunlar etrafında mırıldanıyoruz. " buyurmuştur.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

6. Bizi doğru yola ilet.