İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

172 ve 173.ayetler

 

Helal ve Haram:

 

172. Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız; O'na şükredin.

173. Allah size ancak leş i, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa saldırmadan ve sınırı aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah, çokça bağışlayan, çokça esirgeyendir.

 

Tefsiri:

 

Cenab-ı Hakk mü' min kullarına, eğer kendilerini Allah'ın kulları kabul ediyorlarsa, onlara verdiği hoş rızıklardan yemelerini ve bu nimetlerden dolayı kendisine şükretmelerini emrediyor. Haram yemek, dua ve ibadetin kabulüne engelolduğu gibi, helal yemek de dua ve ibadetin kabul edilme sebebidir.

 

 

[723] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel'in Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah hoştur ve ancak hoş olanı kabul eder. Allah (c.c) peygamberlere verdiği emrin aynısını mü'minlere de vermiştir. Zıra Allah (c.c): "Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim." (Mü'minun, 51) buyurdu. Yine: "Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin" buyurmuştur." Sonra Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) uzun bir yolculuğa çıkmış, üstü başı dağınık ve tozlu bir adamın ellerini göğe kaldırarak, "Ya Rabb, ya Rabb" diye dua etmesinden bahsetti ve şöyle buyurdu: "Onun yediği haram, içtiği haram ve giydiği haramken ve haramla beslenmişken duası nasıl kabul olunur ki?" Bunu Müslim ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir.

 

"Allah size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı." Yüce Allah, insanlara verdiği rızık lütfunu hatırlatıp onları bunların helal ve hoşlarından yemeye yönlendirdikten sonra, kendilerine sadece bazı şeyleri haram kıldığını bildiriyor.

 

Bunlardan ilk zikrettiği şey "leş"tir. Leş / meyte; boğazlanma olmaksızın aniden ölen hayvana denir. İster boğularak, ister uçurumdan yuvarlanarak, ister sürçülerek, ister yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanarak ölmüş olsun. İleride geleceği gibi cumhur, "Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı." (Maide, 96) buyruğuna ve bazı hadislere dayanarak deniz hayvanı ölülerini bundan istisna etmiştir. Bu manadaki hadislerden bazıları ise şunlardır:

 

 

[724] Sahih hadis kitaplarında geçen Anber hadisi.

 

 

[725] Müsned, Muvatta' ve Sünen kitaplarında yer alan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir" hadisi.

 

 

[726] İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel, İbn Mace ve Darekutni'nin İbn Ömer (r.a.) kanalıyla rivayet ettikleri bir hadiste Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bize iki ölü ile iki kan helal kılındı: Balık ve çekirge ile karaciğer ve dalak. " Bu mesele ileride ele alınacak.

 

 

Bir Mesele: Meyte'nin Sütü, Peynir Mayası ..

 

Meytenin sütü ve ona bitişik yumurtası, İmam Şafii ve başka alimlere göre necistir. Çünkü bunlar hayvanın parçasıdır. Bir rivayette İmam Malik: Necasete komşu olup ondan necaset bulaşmamışsa temizdir, demiştir.

 

Aynı şekilde meyteden alınan peynir mayası ile meytenin sütü de fakihler arasında ihtilaflıdır. Yaygın olan, onun temiz olduğu görüşüdür. Fakihler buna sahabenin Meclisiler tarafından yapılan peynirleri yemelerini delil getirmişlerdir. İmam Kurtubi tefsirinde der ki: Bundan süte az miktarda bir şey bulaşır. Az necaset çok miktarda bir sıvıyla karıştığında ise 'afv' olunur.

 

 

[727] İbn Mace de Selman-ı Farisi (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Allah Haslilü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yağ, peynir ve hayvan derilerinden yapılan elbiseleri giymenin hükmü soruldu da şöyle buyurdular: "Helal Allah'ın kitabında helal kıldığı, haram yine Allah’ın kitabında haram kıldığı şeylerdir. Hükmünü belirtmediği şeyler ise affedip mübah kıldığı şeylerdir. "

 

"Domuz etini..." Allah'ın (c. c) haram kıldığı diğer şey domuz etidir. İster kesilsin, ister kendiliğinden ölsün. Domuz yağı da eti hükmündedir ve bunun sübutu hakkında şu üç şeyden biri denir: Ya ayette çok olan et zikredilmiş ve azınlıktaki yağ onun kapsamında kalmıştır (tağlib yoluyla) veya "et" lugatta yaağı da kapsar veyahut bu hüküm yağın ete kıyasıyla sabit olmuştur.

 

''Allah'tan başkası adına kesileni... " Yüce Allah bunu da haram kılmıştır. Bu müşriklerin cahiliyye döneminde Yüce Allah'tan (c.c) başka şeyler adına putlar, şirk koşulan şeyler ve faloklarının adları anılarak kesilen hayvanlardır. İmam Kurtubi, İbn Atiyye’den şöyle nakleder: Bir kadın, oyuncakları için bir düğün merasimi düzenledi ve onda deve kurban etti. Bu Hasan-ı Basri'ye sorulduğunda, "O yenmez. Çünkü bir put için kesilmiştir." dedi. Kurtubi'nin rivayetine göre bir kadın, Aişe (r.anha)'ya Acemlerin Müslümanlara bayramlarında kestikleri hayvanlardan hediye ettiklerini söyledi ve bunun hükmünü sordu. Aişe (r.anha) "O gün için kesilenleri yemeyin. Ama ağaçlarından yiyebilirsiniz." dedi.

 

Yüce Allah daha sonra, başka bir yiyecek bulamayıp bunlara ihtiyaç duyma ve mecbur kalma halinde bunların helal olduğunu bildirerek şöyle buyuruyor: "Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa; saidırmadan ve sınırı aşmaksızın" bağı ve adı ism-i failleri, bağy ve udvan masdarları manasında kullanılmıştır ve haddi aşmak manasına gelirler "yaparsa" yani bunlardan yerse "ona bir günah yoktur."

 

Mücahid, ayeti şöyle tefsir eder: Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa; yol keserek, ulu'l-emre başkaldırarak ve Allah'a karşı günah işleyerek hak çiğneyen ve sınırı aşanlardan olmamışsa, bunlardan yiyebilir. Ama kim de başkalarının hakkını çiğner veya haddi aşar veyahut Allah'a karşı günah işlerse, mecbur kalsa bile ona bu ruhsat yoktur. Said b. Cübeyr’den böyle rivayet edilmiştir.

 

Said b. Cübeyr -başka bir rivayette- ile Mukatil b. Hayyan "....: bağy etmeksizin" ifadesini (bağy: saldırmak, zulüm ve haksızlık demektir, mealde: saldırmaksızın) "helal saymaksızın" diye tefsir etmişlerdir. Süddi ise buradaki "bağy" kelimesini "ibtiğa: istemek" manasında alarak "bununla nefsani arzularını tatmin etmeyi istemeksizin" diye tefsir etmiştir. Ata el-Horasani "bağy etmeksizin" kelimesinin tefsirinde: "Meyteyi kızartıp ve pişirip iştahla yemez, ayak üstü geçiştirerek yer" diye; "adv etmeksizin, sınırı aşmaksızın" kelimesinde de: "Yanında ondan helaline ulaştıracak kadar taşır, ulaşınca da atar. Onda helal sınırlarını aşmaz" demiştir. İbn Abbas (r.a.) da: Onunla karnını doyurmaz, demiştir. Süddi ise "adv" kelimesini "düşmanlık" ile tefsir etmiştir. İbn Abbas (r.a.): Meyte'ye saldırmadan ve onu yerken sınırı aşmadan, demiştir. Katade de sınırı aşmamayı şöyle tefsir etmiştir: Yeme hususunda sınırı aşmadan, yani açlığını başka yollarla giderme imkanı varken helali bırakıp haram kılınanlardan yemeden ... Kurtubi'nin Mücahid'den naklettiğine göre o, ayetteki "mecbur kalma"yı (.....), "kendi seçimi olmaksızın başkası tarafından zorla yedirilme" diye tefsir etmiştir.

 

 

Bir Mesele: Başkasına Ait Yiyecek Varken Meyte Yemenin Hükmü:

 

Kurtubi şöyle demiştir: Bir yerde meyte ile başkasına ait bir yiyecek olursa ve zorda kalan kişi onu aldığı takdirde eli kesilmeyecek veya bir eziyet görmeyecekse, o durumda meyteyi yemesi helal olmaz. Bilakis -ihtilafsız olarak- başkasının yiyeceğini yer. Kurtubi daha sonra şöyle demiştir: Böylesi durumda yiyeceği yediğinde onu tazmin eder mi, etmez mi? Bunda İmam Malik'ten gelen iki görüş vardır ki bunlar iki rivayettir.

 

 

[728] Kurtubi daha sonra İbn Mace'nin Abbad b. Şurahbil el-Guberi'den yaphğı şu rivayeti getirmiştir: Bir yıl kıtlık oldu. Medine'ye geldim ve oradaki etrafı çevrilmiş arazilerden birine girdim. Bir başak aldım ve ovalayıp yedim. Bir miktar da elbisemin arasına koyup sakladım. Bahçe sahibi gelerek beni dövdü ve elbisemi aldı. Bunun üzerine Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek olanı anlattım. Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adama: "O aç veya açlıktan bitkin halde iken yedirmedin, cahil iken bir şey öğretmedin." buyurdu. Adama elbiseyi iade etmesini emretti, o da verdi. Ayrıca bir vesk veya yarım ve sk (buğday) vermesini emretti. Bunun senedi sahih, kuvvetli ve ceyyid olup birçok da şahidi vardır.

 

 

[729] Bunlardan biri Amr b. el-As'ın oğlu Abdullah'tan yapılan şu rivayettir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ağaçtaki meyve hakkında soruldu, "İhtiyaç sahibi her kim onu görür de elbisesine almaksızın ondan alıp yerse, ona hiçbir şey gerekmez. " buyurdu.

 

Mukatil, " .. ona bir günah yoktur. Şüphe yok ki Allah, çok bağışlayan, çok merhametlidir" ayeti hakkında şöyle demiştir: Yani mecbur kalıp da yediği şeyler hakkında Allah (c.c) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Bize ulaşan bilgiye göre -ki doğrusunu Allah bilir- üç lokmadan fazla yiyemez. Bu cümleyi Said b. Cübeyr de şöyle tefsir etmiştir: Allah (c.c) bu kişinin haram yemesini "bağışlayıcı" ve kullarına mecbur kaldıklarında haram yemeyi helal kıldığından dolayı da "çok merhametli" dir.

 

Mesruk'tan yapılan rivayete göre o: Kim mecbur kaldığı halde yiyip içmez, sonra da ölürse cehenneme girer, demiştir. Bu ise mecbur kalanın meyte yemesinin ruhsat değil, azimet olmasını gerektirir. İmam Gazali'nin ilimde arkadaşı olan ve Kiyalherasi adıyla bilinen Ebu Hasen Taberi der ki: Bizde asıl sahih görüş budur. Hastanın Ramazan' da orucunu açması da bu kabildendir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

174. Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır.

175. Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı, mağfirete bedelolarak da azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar.

176. O azabın sebebi, Allah'ın kitabı hak olarak indirmiş olmasıdır. Farklı yorum yapıp kitapta anlaşmazlığa düşenler, elbette derin ayrılık içindedirler.