|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 177.ayetler |
Gerçek Erdem (birr):
177. İyilik,
yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin
iyiliğidir ki Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır.
Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolculara, dilenenlere ve kölelere sevdiği
maldan harcar, namaz kılar, zekat verir. Andlaşma yaptığı zaman sözlerini
yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru
olanlar o kimselerdir. Müttakiler ancak onlardır!
Tefsiri:
Bu ayet-i kerime büyük
manaları, kapsamlı ka ide leri ve düzgün akideyi içermektedir.
[732] Nitekim İbn Ebi
Hatim'in Ebu Zerr (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, kendisi Allah Rasulü'ne
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "İman nedir?" diye sordu. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu ayeti okudu. Ebu Zerr (r.a.) tekrar sordu ve
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tekrar bu ayeti okudu. Ebu Zerr
tekrar sorunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bir iyilik
yaptığında kalbin ona sevgi duyar. Bir kötülük yaptığında ise kalbin onu
sevmez. " buyurdu. Bu, munkatı'dır. Çünkü Mücahid, Ebu Zerr (r.a.)'a
erişmemiştir; çünkü Ebu Zerr daha önce vefat etmiştir.
[733] Mes'udi, Kasım b.
Abdurrahman'dan şöyle nakleder: Bir adam Ebu Zerr (r.a.)'a gelerek "İman
nedir?" diye sordu. Ebu Zerr (r.a.) bu ayeti sonuna kadar okudu. Bunun
üzerine adam: "Ben sana birr'i sormuyorum" dedi. Ebu Zerr (r.a.): Bir
adam da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek senin bana
sorduğunu sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona bu ayeti
okudu, fakat senin memnun kalmadığın gibi, o da cevaptan memnun kalmadı. Bunun
üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eliyle işaret ederek şöyle
buyurdu: "Mü'min kişi bir iyilik yaptığında bu ona mutluluk verir ve
sevabını ümit eder. Bir kötülük yaptığında da bu ona üzüntü verir ve cezasından
korkar. " Hadisi İbn Merduyeh rivayet etmiştir ve bu da munkatı' dır.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Ayetin tefsirine gelince;
Yüce Allah başta mü'minlere namazlarında Beytul-makdis’e yönelmelerini emredip
sonra onları Kabe'ye döndürdüğünde bu, Ehl-i kitap'tan bir grupla bazı
Müslümanlara zor geldi ve bunun üzerine Allah (c.c) ondaki hikmetini açıklayan
bu ayeti indirdi. Zira asıl maksat Allah'a (e.c) itaat etmek, emirleri yerine
getirmek, her ne tarafa yöneltirse oraya yönelmek ve koyduğu kurallara
uymaktır. Bu da iman, takva ve kamil imanın ta kendisidir. Allah'ın emri ve
şeriatın kuralı yoksa, ısrarla doğuya veya batıya yönelmede hiçbir birr ve
itaat manası yoktur. Bu yüzden Allah (c.c) "İyilik, yüzlerinizi doğu ve
batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin iyiliğidir ki
Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır ... " buyurmuştur.
Nitekim Yüce Allah kurbanlar ve hacda hediye olarak kesilen hayvanlar hakkında
da: "Allah'a kurbanların etleri de kanları da ulaşmaz. Bilakis Ona sizin
takvanız ulaşır. " (Hacc, 37) buyurmuştur.
Avfi'nin nakletliğine
göre İbn Abbas (r.a.) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: Yani, birr sizin
sadece namazla yetinip başka amelleri yapmamanız değildir. Zira Müslümanlar
Mekke'den Medine'ye hicret etmelerinin ardından farzlar ve ilahi sınırlar
konulunca Allah (c.c) bu ayeti indirerek Müslümanların farzlara riayet
etmelerini ve onları uygulamayı emretli. Dahhak ve Mukatil’den de böyle rivayet
edilmiştir. Ebu Aliye der ki: Yahudiler batıya, Hristiyanlar ise doğuya
yönelerek ibadet ediyorlardı. Allah da (c.c) "İyilik, yüzlerinizi doğu ve
batı tarafına çevirmeniz değildir." ayetini nazil ederek şöyle demek
istedi: Bu tür sözler imanın lafını yapmaktır. İmanın hakikati ise ameldir.
Hasan-ı Basri ile Rebi' b. Enes'ten de benzeri rivayet edilmiştir. Mücahid:
Bilakis birr, kalplerde yerleşen Allah'a itaat şuur ve hissidir; Dahhak ise:
Birr ve takva, farzlan gereği gibi eda etmenizdir, demiştir. Süfyan-ı Sevri bu
ayeti okumuş ve "Bunlar birr'in tüm çeşitleridir." demiştir.
Merhum Sevri doğru
söylemiştir. Çünkü kim ayetteki meziyetlerin tümüne sahip olursa İslam'ın tüm bağlarına
tutunmuş, tüm iyilik ve hayırlan elde etmiş olur. Birr; Allah'a ve ondan başka
hiçbir İlah bulunmadığına inanmak, Allah (c.c) ile peygamberleri arasındaki
elçiler olan meleklerin varlığını ve ''Kitab"ı tasdik etmektir. Kitap
ism-i cins (tür ismi) olup gökten peygamberlere indirilen kitapların hepsini
kapsar. Ve bunlar kitapların en değerlisi, önceki kitaplar üzerinde hakim,
bütün hayırların kendisinde toplandığı, dünya ve ahiret mutluluğunu içeren,
önceki kitapların tümünü nesheden Kur'an-ı Kerim'le son bulmuştur. Onda
ilkinden sonuncusuna kadar tüm peygamberlere iman yer alır.
" ... ona olan
sevgisine rağmen maldan harcar." Yani, sevdiği ve meyli olduğu halde ...
Bunu İbn Mes'ud (r.a.) ve Said b. Cübeyr ile selef ve haleften daha pek çok
kişi söylemiştir.
[734] Nitekim Buhari ve
Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla rivayet ettikleri bir hadiste Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruştur: "En faziletli
sadaka, senin sağlıklı, cimri, zengin olma emelinde ve fakir düşmekten korkma
halinde iken verdiğin sadakadır. "
[735] Hakim de
Müstedrek'inde İbn Mes'ud (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "' ... ona olan sevgisine
rağmen maldan harcar. ' Bu, senin sağlığın yerinde, cimri, zengin olma emeli
taşırken ve fakirlikten korkar halde iken verdiğin sadakadır. "
Hakim daha sonra: Buhari
ve Müslim tahric etmemiş olsalar da bu, onların koşullarında sahih bir
hadistir, demiştir.
Ben derim ki: Bunu
Veki', A'meş'ten, o Süfyan-ı Sevri'den, o Zübeyd'den, o Mürre'den, o da İbn
Mes'ud (r.a.)'dan İbn Mes'ud (r.a.)'ın kendi sözü olarak rivayet etmiştir ki bu
daha sahihtir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Allah (c.c) başka
ayetlerde de şöyle buyurmuştur: "Onlar, kendi canları çekmesine rağmen
yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için
doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. "
(İnsan, 8-9) "Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça
"iyi"ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla
bilir." (Al-i İmran, 92)
Allah (c.c) bir ayette
de "Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih
ederler." (Haşr, 9) buyurur. Burada ifade edilen, daha yüksek ve faziletli
bir infaktır. Çünkü yukarıdaki ayetlerde anlatılan kişiler, sevdikleri şeyi
vermekte ve yedirmekte iken, buradakiler zaruret derecesinde ihtiyaçları olan
şeyleri vermektedirler.
"Yakınlar
(.....)" dan kasıt, akrabalardır. Bunlar sadaka verilmeye başkalarından
daha layık kimselerdir.
[736] Nitekim bir
hadiste şöyle buyurulmuştur: "Yoksullara sadaka, bir sadakadır. Akrabalara
sadaka ise iki şeydir: Sadaka ile sıla-ı rahim. " Dolayısıyla akrabalar
insanların sana en yakınları, iyilik ve ikramına en layık olanlarıdırlar. Allah
(c.c) Aziz Kitabının birçok yerinde onlara iyilik etmeyi emretmiştir.
"Yetimler."
Bunlar babaları ölmüş, kazanç getiren kimseleri bulunmayan, büluğa ermemiş ve
para kazanma güçleri de bulunmayan yavrulardır.
[737] Abdurrezzak'ın,
Hz. Ali (r.a.)'tan rivayetine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Büluğa erdikten sonra yetimlik yoktur." buyurmuştur.
'Yoksullara."
Bunlar kendilerine yetecek kadar yiyecek, giyecek ve barınakları bulunmayan
kişilerdir. Bunlara ihtiyaçlarını görecek ve sıkıntılarını giderecek kadar sadaka
verilir.
[738] Buhari ve
Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayetlerine göre Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Miskin, kendisine birkaç hurma,
birkaç lokma yiyecek verilen, ortada dolaşan kimse değildir. Gerçek miskin, kendisini
geçindirecek bir şey bulamayan ve (istemekten) haya eden veya yüzsüzlük ederek
insanlardan istemeyen kimsedir. "
"Yolculara. "
Kasıt, memleketinden ayrılan ve harçlığı bitmiş kimselerdir. Bunlara
kendilerini memleketlerine ulaştıracak miktarda sadaka verilir. Yine Allah'a
itaat ve ibadet için yolculuk yapmayı düşünen kimseye de gidiş gelişine yetecek
miktarda para verilir. Misafir de bu kapsamdadır. Nitekim Ali b. Ebi Talha'nın
İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre o, şöyle demiştir: ''Yolcu (İbn Sebil)
Müslümanlarda konaklayan misafirterdir." Mücahid, Said b. Cübeyr, Ebu
Cafer el-Bakır, Hasan-ı Basri, Katade, Dahhak, Zühri, Rebi’ b. Enes ve Mukatil
b. Hayyan da böyle demişlerdir.
"Dilenenlere.
" Bunlar, gezerek para isteyen kimselerdir. Zekat ve sadakadan bunlara da
verilir.
[739] Nitekim İmam Ahmed
b. Hanbel'in Hüseyin b. Ali'den rivayet ettiğine göre Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ''At üzerinde gelmiş olsa bile isteyenin
hakkı vardır. " Bunu Ebu Davud rivayet etniştir.
"Kölelere."
Bunlar da esirlikten kurtulmak üzere efendileriyle sözleşme (mükatebe) yapıp da
bedeli ödeyememiş kölelerdir. Allah'ın izniyle bu kesimlerin çoğu üzerinde,
Tevbe suresindeki zekat ayetinde konuşulacaktır.
[740] İbn Ebi Hatim, Şa'bi'den
şöyle nakleder: Kays kızı Fatıma'nın bana anlattığına göre, kendisi Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Malda zekat dışında bir hak var
mıdır?" diye sormuş, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve
kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekat verir. " ayetini
okumuş.
[741] İbn Merduyeh de
farklı tarikle Şa’bi'den, Kays kızı Fatıma'nın şöyle anlattığını rivayet
etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Malda zekat dışında
bir hak vardır" buyurdu, ardından "İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı
tarafına çevirmeniz değildir." ayetini "kölelere" kelimesine
kadar okudu. Bunu İbn Mace ve Tirmizi rivayet etmiş; Tirmizi, ravilerden Ebu
Hamza Meymun'un zayıf olduğunu belirtip eklemiştir: Bunu Beyan ve İsmail b.
Salim, Şa'bi'den Şa'bi'nin kendi sözü olarak rivayet etmiştir ki bu daha
sahihtir.
"Namaz
kılarlar." Yani namazı vakitlerinde rüku ve secdeleriyle, tadil-i erkana
riayet ederek, huşuyla, şer'i kurallara ve adaba uygun şekilde eda ederler.
"Zekat
verirler." Zekat'tan "nefsin arındırılması (tezkiye), aşağılık ve
çirkin huylardan kurtarılması" da kastedilmiş olabilir. Nitekim zekat (ve
türevleri) şu ayetlerde bu manadadır: "Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham
edene yemin ederim ki; nefsini kötülüklerden arındıran (.....) kurtuluşa
ermiştir." (Şems, 9-10) "(Musa) Ona (Firavun'a) de ki: Arınmağa
(.....) niyetin var mı? Rabbine giden yolu göstereyim ki O'na saygı duyup
korkasın." (Naziat, 18-19) ''Allah'a ortak koşanların vay haline! Onlar
zekatı vermezler; ahireti inkar edenler de onlardır. " (Fussilet, 6-7)
Fakat Said b. Cübeyr ile
Mukatil b. Hayyan'ın söylediği gibi, malın zekatını vermek de kastedilmiş
olabilir. Bu durumda ayette daha önce geçen ''mal verilecek kesimler" den
kasıt, nafile infakın, iyilik ve ihsan olarak verilen malın verileceği kimseler
olur.
[742] Bu yüzden daha
önce geçen Kays kızı Fatıma hadisinde: "Maida zekat dışında da bir hak
vardır. " buyurulmuştur.
''Andlaşma yaptığı zaman
sözlerini yerine getirirler." Bunun benzeri şu ayettir: "Onlar,
Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır. "
(Ra'd, 20) Sözde durma meziyetinin zıttı, münafıklıktır.
[743] Nitekim sahih bir
hadiste Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Münaftğın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde
sözünde durmaz, kendisine bir şeyemanet edildiğinde hiyanet eder. "
[744] Başka bir hadiste
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Konuştağunda yalan söyler,
andlaşma yaptığında bozar, düşman olduğunda haddi aşar"buyurmuştur.
"Sıkıntıda,
hastahkta ve şiddetli savaşın kızıştığı zamanlarda sabrederler."
"Sıkıntı"dan kasıt, fakirliktir. Zira "....." fakirlik
demektir. "....." dan kasıd da hastalık ve sakatlık halidir. ....:
be's anı"ndan kasıt ise savaş anı ve düşmanla karşılaşma vaktidir. İbn
Mes'ud, İbn Abbas, Ebu Aliye, Mürre el-Hemedani, Mücahid, Said b. Cübeyr,
Hasan-ı Basri, Katade, Rebi' b. Enes, Süddi, Mukatil b. Hayyan, Ebu Malik,
Dahhak ve daha başkaları böyle demişlerdir. Sabredenler manasındaki kelime
(öncesindekiler gibi merfu olması gerekirken) ..... şeklinde mansup yapılmış,
böylece sabredenlere ayrı bir övgü ile bu hallerde özellikle sabretmeye teşvik
manası taşıması sağlanmıştır. Çünkü bu anlar çetin ve sabredilmesi zor
anlardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Yegane yardımcımız Allah'tır, ancak
O'na tevekkül ederiz.
"İşte doğru olanlar
bu kimselerdir." Yani, imanlarında samimi olanlar bu vasıflara haiz
kimselerdir. Çünkü bunlar söz ve fiilleriyle kalbi imanı pratiğe dökmüşlerdir.
Dolayısıyla doğru olanlar ve "Müttakiler ancak bunlardır!" Çünkü
bunlar haramlardan sakınmış ve ilahi emirleri yerine getirmişlerdir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
179. Eyakıl sahipleri! Kısasta sizin
için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.