|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 187.ayetler |
Oruçla ilgili Bazı
Hükümler:
187. Oruç gecesinde
kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de
onlar için birer elbisesiniz. Allah kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve
tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah
ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama
kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda
kadınlara yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara
yaklaşmayın. İşte böylece Allah ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki
korunurlar.
Tefsiri:
Bu ayette Allah'ın (c.
c) Müslümanlara tanıdığı bir ruhsat ve İslam'ın başlangıcındaki bir hükmü
kaldırması ele alınıyor. Zira o dönemde bir Müslüman orucunu açtıktan sonra
yatsı namazına kadar yiyip içebilir ve cima edebilirdi. Yatsıdan önce uyursa
veya yatsı namazını kılarsa, sonraki akşama kadar yiyip içme ve cima etmesi
yasaktı. Bu, Müslümanlara çok ağır geldi. Ayetteki "rafes ...." den
kasıt cimadır. İbn Abbas (r.a.), Ata, Mücahid, Said b. Cübeyr, Tavus, Salim b.
Abdullah, Amr b. Dinar, Hasan-ı Basri, Katade, Zühri, Dahhak, İbrahim en-Nehai,
Süddi, Ata' el-Horasani ve Mukatil b. Hayyan böyle demişlerdir.
"Onlar
(kadınlarınız) sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. "
İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Said b. Cübeyr, Hasan-ı Basri, Katade, Süddi ve
Mukatil b. Hayyan: Yani, kadınlarınız sizin için bir sükunet ve rahatlık
sebebi, siz de onlar için aynı şekilde sükunet ve rahatlık kaynağısınız,
demişlerdir. Rebi' b. Enes ise: Onlar sizin yorganınız, siz de onların
yorganısınız, diye tefsir etmiştir. Özetle; erkek ve kadından her biri
diğeriyle iç içe yaşar, birbirine dokunur ve birlikte yatarlar. Dolayısıyla
onlara ağır gelmemesi ve zor duruma düşmemeleri için Ramazan gecelerinde cima
yapmalarına izin verilmesi uygun düşmüştür. Şair der ki: Onunla yatan, onun
boynunu büktüğünde, Üzerine düşüp üstünde bir elbise olur. Bu ayetin nüzul
sebebi daha önce geçen uzun Muaz hadisinde anlatıldığı gibidir.
[802] Ebu İshak, Bera b.
Azib (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
ashabından biri oruçlu iken iftar etmeden evvel uyursa yarın aynı vakte kadar
yemezdi. Ensardan Kays b. Sırma da bir gün oruçlu haliyle gün boyu tarlasında
çalışıp iftar vakti hanımına geldi. Ona "yemeğin hazır mı?" diye
sordu ve kadın "Hayır. Gidip senin için arayayım." dedi. Onu
beklerken Kays'ı uyku tuttu ve uyudu. Hanımı geldiğinde onu uyur halde görünce
"Yazık sana, uyudun mu?" dedi. Ertesi gün öğle olunca Kays bayıldı.
Durumun Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bildirilmesi üzerine,
"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. ... "
ayeti nazil oldu ve sahabiler buna çok sevindiler.
[803] Buhari'nin Ebu
İshak kanalıyla rivayet ettiği hadisin buradaki lafzı şöyledir: Bera'yı şöyle
derken işittim: Ramazan orucu ayeti indikten sonra insanlar Ramazan boyunca
hanımlarına yaklaşamıyordu. Bazı insanlar ise kendilerine hiyanet edip bunu
işliyorlardı. Bunun üzerine Allah (c.c) "Allah kendinize kötülük
ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı." ayetini
indirdi.
[804] Ali b. Ebi Talha,
İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
Ramazan ayında
Müslümanlara yatsı namazını kıldıktan sonra ertesi günü aynı vakte kadar kadınlara
yaklaşma ve yemek-içmek haram kılınmıştı. Sonra bazı Müslümanlar yatsıdan sonra
nefislerine yenik düşerek kadınlarıyla ilişkiye giriyorlar ve yiyorlardı.
Bunlardan biri de Hz. Ömer (r.a.) idi. Bunlar Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'e bundan dert yandılar. Bunun üzerine Allah (c. c) "Allah
kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı.
Artık onlara yaklaşın" ayetini nazil etti. Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan
böyle rivayet etmiştir.
[805] Musa b. Ukbe, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: İnsanlar oruç hakkındaki kendilerine kolaylık
getiren ayetler inmeden önce, (iftarı açtıktan sonra) yiyip içiyorlardı ve
kadınlarla ilgili şeyler onlara helaldi. Ama biri uyursa artık ertesi günü
iftar vaktine kadar yiyip içemez ve hanımına yaklaşamazdı. Bir de duyduk ki
Ömer b. Hattab (r.a.) uyuduktan ve oruç tutmak ona farz hale geldikten sonra
hanımıyla ilişkiye girmiş. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
gelerek "Yaptığımı Allah'a ve sana şikayet ediyorum" demiş. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ne yaptın?" demiş. Ömer
(r.a.): Nefsim beni aldattı ve oruç tutmak istediğim halde uyuduktan sonra
hanımımla ilişkiye girdim" demiş. İnsanlar Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in ona "Bu sana yakışmıyor" diyeceğini sanmışlar.
Aksine Allah'ın (c.c) "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal
kılındı. " ayeti nazil oldu.
[806] Said b. Ebu Arube,
"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı." ayeti
hakkında Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Bu ayet nazil olmadan önce
Müslümanlara, yatsı namazını kıldıktan sonra yiyip içmek ve kadınlara
yaklaşmak, sonraki gün iftar edene kadar yasaktı. Ömer b. Hattab (r.a.) bir gün
yatsı namazından sonra eşiyle ilişkiye girdi. Ensardan Sırma b. Kays da akşam
namazından sonra uykusu bastırdı ve karnını doyurmadan uyudu. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatsı namazı kılana kadar uykuya devam etti ve
sonra kalkıp bir şeyler yiyip içti. Sabah olunca Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'e gelerek olanı haber verdi. Tam bu esnada Allah (c.c) "Oruç
gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı." ayetini nazil etti.
Refes'ten kasıt, kadınlarla cima etmektir. "Onlar sizin için birer elbise,
siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize hiyanet ettiğinizi
bildi." Yani, yatsı namazından sonra kadınlarla cinsi münasebete
girdiğinizi ve yiyip içtiğinili bildi. "Ve tevbenizi kabul edip sizi
bağışladı. Artık onlara yaklaşın. " Mübaşeret'ten maksat cima etmektir.
"Ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini. " yani, çocuk
"isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden
(karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu
tamamlayın." Bu, Allah'ın (c.c) kullarına töleransı ve rahmeti sebebiyle
idi.
[807] Hüşeym ... İbn Ebi
Leyla'dan şöyle nakletmiştir: Hz. Ömer (r.a.) kalkarak "Ya Rasulallah! Ben
dün gece hanımımdan bir erkeğin hanımından isteyeceği şeyi istedim. O uykuya
daldığını söyledi, fakat ben onun kendisini hasta gibi gösterdiğini sandım ve
onunla cima yaptım." dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) hakkında "Oruç
gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı." ayeti nazil oldu.
Bu, başka yollarla da rivayet edilmiştir.
[808] İmam Taberi, Ka'b
b. Malik'ten şöyle rivayet etmiştir: Ramazan ayında oruç tuttukları zaman,
geceleyin yatınca; ertesi gün iftara değin insanlara yemek, içmek ve kadın
yasaklanmıştı. Ömer b. Hattab da bir geceyi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in yanında, onunla sohbetle geçirdikten sonra evine döndüğünde ailesini
uyumuş halde buldu. "Sen uyumadın" dedi ve onunla ilişkiye girdi.
Aynısını Ka'b b. Malik de yaptı. Ertesi sabah Hz. Ömer (r.a.) Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e giderek bunu haber verdi. Bunun üzerine Allah
(c.c), ''Allah kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi
bağışladı." buyruğunu indirdi. Mücahid, Ata, İkrime, Süddi, Katade ve
başkalarından da bu ayetin nüzul sebebi hususunda aynısı; bunun Ömer b. Hattab
(r.a.) ile onun gibi yapanlar ve Sırma b. Kays hakkında indiği ve Allah'tan bir
rahmet, ruhsat ve ihsan olarak gece boyu cima etmeyi, yemek ve içmeyi mübah
kıldığı rivayet edilmiştir.
''Artık onlara yaklaşın
ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini arayın / isteyin."
Ebu Hureyre (r.a.), İbn
Abbas (r.a.), Enes (r.a.), Kadı Şurayh, Mücahid, İkrime, Said b. Cübeyr, Ata,
Rebi’ b. Enes, Süddi, Zeyd b. Eslem, Hakem b. Utbe, Mukatil b. Hayyan, Hasan-ı
Basrı, Dahhak, Katade ve daha başkaları, "Allah'ın takdir ettikleri"
ifadesinden kastedilenin çocuk olduğunu söylemişlerdir. Abdurrahman b. Zeyd
bunu cima ile tefsir etmiş; Ebu'I-Cevza'nın İbn Abbas (r.a.)'tan nakline göre o
da bunun kadir gecesi olduğunu söylemiştir. Bunu İbn Ebi Hatim ile Taberi
rivayet etmişlerdir. Abdurrezzak, Mamer kanalıyla Katade'den: Yani, Allah'ın
sizin 'çin yazdığı ruhsatı isteyin, dediğini rivayet etmiştir. Said'in
rivayetine göre ise Katade: Yani, Allah'ın size helal kıldığını isteyin,
demiştir. Abdurrezzak, Amr b. Dinar kanalıyla Ata Ebi Rebah'tan şöyle rivayet
etmiştir: İbn Abbas (r.a.)'a: Bu ayeti nasıl okuyorsun; ..... arayın,
isteyin" şeklinde mi, ".....: uyun" şeklinde mi? dedim.
"Hangisini istersem onu. Ama sen sadece ilkini oku" dedi. İmam
Taberi, ayetin bunların hepsinden daha genel ve kapsamlı mana ifade ettiğini tercih
etmiştir.
"Sabahın beyaz
ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (gecenin karanlığı) ayırt edilinceye kadar
yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın." Yüce Allah yukarıda
gecenin her vaktinde cinsel ilişkiyi helal kıldığı gibi, burada da yeme içmeyi
helal kılmıştır. Bunun sınırını sabah aydınlığının gece karanlığından ayrılması
anı olarak belirlemiş, bunu ise "beyaz iplik" ve "siyah
İplik" ile ifade etmiş, karışıklığı da "mine'l-fecr: sabahın"
diyerek ortadan kaldırmıştır.
[809] Nitekim bu, İmam
Buharİ'nin Sehl b. Sa'd'dan rivayetinde böyle geçmektedir. Sehl dedi ki:
"Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden gecenin karanlığı)
ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın."
ayeti inmiş, fakat bunun ".....'' (sabahın) kısmı inmemişti (bu kelime
Türkçe'de önce, Arapça'da ise diğerlerinden sonradır). Bu ayet indikten sonra
bazı kimseler oruç tutmak istediklerinde ayaklarına beyaz ve siyah ipler
bağlarlar ve ipler birbirinden ayırt edilinceye kadar yemeye devam ederlerdi.
Bundan sonra Allah Teala ".....'' (sabahın) kısmını vahyetti ve insanlar
ayette gece ve gündüzün kastedildiğini anladılar.
[810] İmam Ahmed b.
Hanbel, Adiyy b. Hatem (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: "Sabahın beyaz
ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar
yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. " ayeti inince biri
siyah diğeri beyaz olan iki ip aldım ve yastığımın altına koydum. Gece boyunca
da bu iplere baktım, fakat bu ipleri birbirinden iyice ayırt edemedim. Ertesi
gün Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gidip yaptıklarımı
anlattım. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana şöyle dedi: "Bu
ayette kastedilen, gecenin karanlığı ile gündüzün aydınlığıdır. " Bunu
Buhari ile Müslim, Adiyy'den, birçok kanalla rivayet etmişlerdir. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, "O halde senin yastığın genişmiş"
sözünün manası; "ayette kastedilen siyah iple beyaz ipi altına koyacak
kadar geniş olmalı" demektir. Çünkü siyah ve beyaz iplerden kasıt,
gündüzün beyazı ile gecenin karanlığıdır. Dolayısıyla senin yastığının doğu ve
batı genişliğinde olması gerekir.
[811] Nitekim bu kelime
Buhari'nin rivayetinde bu şekilde tefsir edilmiştir. Zıra onda Şa'bı, Adiyy’den
şöyle nakleder: "Adiyy bir beyaz, bir de siyah iplik almıştı. Gecenin bir
bölümünde onlara bakmış, fakat ipleri birbirinden ayırt edememişti. Sabah
olunca [Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gelip) şöyle
dedi: "Ey Allah'ın Elçisi! (siyah ve beyaz ipliği alıp) yastığımın altına
koydum." Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Öyleyse, beyaz ve siyah ipliği yastığının altına koyduğuna göre
yastığın epeyce genişmiş!" Bazı rivayetlerde "Sen gerçekten ensesi
geniş birisin" ifadesi yer almaktadır. Bazıları bunu ahmaklıkla tefsir
etmiştir. Ama bu zayıftır. Bilakis sonuçta onun da manası diğeri gibidir. Çünkü
yastığı geniş olduğuna göre ensesi de geniştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[812] Buhari'nin bir başka
rivayetindeki tefsir şöyledir: Adiyy b.
Hatem'den: "Ey
Allah'ın Elçisi! Beyaz ipliğin siyah iplikten ayrılması ne demek? Bundan maksat
gerçekten bu ipler mi?" diye sordum. O da (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Eğer, bunların ip olduğunu düşünüyorsan, amma da geniş enselisin."
diye cevap verdi. Sonra şöyle buyurdu: "Hayır. Bunlardan maksat, gecenin
karanlığı ile gündüzün beyazlığıdır. "
Yüce Allah'ın şafağın
doğmasına kadar yemeye izin vermesinde sahurun müstehap olduğuna delil vardır;
çünkü bu ruhsattır ve ruhsata tutunmak güzeldir. Bu yüzden Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sabit olan Sünnet-i seniyye' de sahura teşvik
vardır.
[813] Buhari ve
Müslim'in Enes (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sahur yapın! Çünkü sahurda bereket vardır.
" buyurmuştur.
[814] Sahih-i Müslim'de
Amr b. el-As (r.a.) kanalıyla yapılan bir rivayette Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bizim orucumuzla Ehl-i kitabın orucu
arasındaki fark, sahur yemeğidir. "
[815] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü şöyle
buyurdu: "Sahur yemek berekettir; bu yüzden bir yudum su yudumlama
şeklinde de olsa onu terk etmeyin. Zıra Allah (c.c) ve melekleri sahur
yapanlara salat ederler (Allah'ın salatı rahmet, meleklerin ki ise dua
manasındadır) " Sahur yiyenlere benzemek için bir yudum su alma şeklinde
olsa da sahur yapılmasına teşvik eden birçok hadis bulunmaktadır.
Sahurun tan yerinin
ağarmasına kadar geciktirilmesi müstehaptır.
[816] Nitekim Buhari ve
Müslim Sahih'lerinde, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Zeyd
b. Sabit (r.a.): Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte sahur
yedik, sonra kalktık, dedi. Zeyd'e:
Ezan (sabah ezanı) ile
sahur arasında ne kadar süre vardı? diye sordum. "Elli ayet miktarı bir
süre." dedi.
[817] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ümmetim if ta rı erken açıp sahuru
geciktirdikleri sürece hayır (iyi hal) üzere olmaya devam ederler. "
[818] Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sahuru "mübarek yemek / kahvaltı"
adıyla andığı birçok hadis vardır.
[819] Ahmed b. Hanbel,
Nesai ve İbn Mace'nin Huzeyfe b. Yeman (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre o
şöyle demiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte sahur
yemeği yedik. O vakit gün ağarmış, fakat güneş henüz doğmamıştı. Bunu sadece
Asım b. Ebu Necud rivayet etmiştir. Nesai böyle demiştir. Bu rivayette
bahsedilen vakit "gündüze yakın bir vakit" manasında yorumlanır. Aynı
üslup şu ayette de vardır: "İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya
meşru ölçüler içerisinde (nikahınız altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere
göre ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. " (Talak,
2) Zıra kasıt iddet süreleri bitiminin yaklaşmasıdır. O durumda kadın ya
güzellikle nikah altında tutulur veya ayrılmak üzere terk edilir. Hadis
hakkındaki bu yorum kesinlik kazanmaktadır ve başka ihtimal yoktur. Böylece
onlar şafağın doğduğunu kesin bilmediklerinden yemeye devam etmişler, bu yüzden
bazıları onun doğduğunu sanırken, diğerleri bunun farkına varmamışlardır.
Birçok selef hakkında da, şafak sökmesine yakın vakte kadar yiyip içme
hususunda rahat davrandıkları rivayet olunmuştur. Bu ve benzerleri Ebu Bekir,
Ömer, Ali, İbn Mes'ud, Huzeyfe, Ebu Hureyre, İbn Ömer, İbn Abbas ve Zeyd b.
Sabit (Allah bu sahabelerin tümünden razı olsun) ile aralarında şu isimlerin
bulunduğu bir grup tabiinden rivayet edilmiştir: Muhammed b. Ali b. Hüseyn, Ebu
Miclez, İbrahim en-Nehai, Ebu Duha, Ebu Vail ve İbn Mes'ud (r.a.)'ın daha başka
talebeleri, Ata, Hasan-ı Basri, Hakem b. Uteybe, Mücahid, Urve b. Zübeyr ve Ebu
Şa'sa Cabir b. Zeyd. A'meş ile Mamer b. Raşid de bu görüştedir. Allah'a hamd
olsun, bunların senetlerini müstakil "Oruç" kitabımızda zikrettik.
İmam Taberi, tefsirinde,
bazılarından da; güneş batınca iftar vakti girdiği gibi imsak vaktinin de güneş'in
doğması olduğu görüşünü nakletmiştir. Ben derim ki: Allah'ın (c.c)
"Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt
edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. "
buyruğundan dolayı ilim sahibi hiç kimsenin bu görüşü benimseyeceğini
sanmıyorum.
[820] Nitekim Buhari ve
Müslim Sahih'lerinde Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Bilal'in ezanı,
sahurunuzu engellemesin. Çünkü o ezanı geceleyin okuyar. İbn Ümmi Mektum'un
ezanını duyuncaya kadar yiyip için. Zira o fecir doğmadıkça ezan okumuyor.
" Bu, Buhari'nin lafzıdır.
[821] İmam Ahmed b.
Hanbel, Kays b. Talk kanalıyla babasından şöyle nakleder: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Fecir; ufuktaki uzunlamasına
olan (beyazlık) değil, enlemesine kırmızılıktır. " Bunu Ebu Davud ve
Tirmizi de rivayet etmişlerdir ve bunların lafzı şöyledir: "Yiyin, için,
yükselen ve parlayan aydınlık sizi rahatsız edip bundan engellemesin. Siz
enlemesine uzanan kırmızılık görene kadar yiyip içmeye devam edin. "
[822] İmam Taberi,
Semure b. cündeb'den şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Fecir belirene veya doğana kadar Bilal'in ezanı
da, şu beyazlık da sizi aldatmasın. "
[823] İmam Taberi daha
sonra başka bir tarikle ve yine Semure b. Cü ndeb (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Bilal'in ezanı da, boylamasına olan fecir de sizi sahur yemekten
alıkoymasın. Bundan alıkoyucu olan, ufukta ışığı yayılan fecirdir. "
[824] İmam Taberi başka
bir tarikle yine Semure b. Cündeb (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Sakın ne Bilal'in ezanı,
ne de -sütun gibi aydınlığ! işaretleyerek- yayılmadığı sürece şu beyazlık sizi
(yeme içme vs. den) engellemesin. " Bunu Müslim de, Sahih'inde, Züheyr b.
Harb'in İsmail b. İbrahim -Yani İbn Uleyyekanalıyla aynen bu lafızla rivayet
etmiştir.
[825] İmam Taberi, İbn
Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sakın Bilal'in ezanı -veya nidası-
sizden kimseyi sahurundan alıkoymasın. Çünkü Bilal uykuda olanınızı uyandırmak
ve gece ibadetine kalkanınızın geri yatması için geceleyin ezan okuyor -veya
nida ediyor-o Fecr, şöyle olmadıkça şöyle şöyle olması değildir. " Bunu
başka bir kanalla Süleyman, Teymi'den böyle rivayet etmiştir.
[826] İmam Taberi,
Muhammed b. Abdurrahman b. Sevban (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İki çeşit fecir
vardır. Kurt kuyruğu gibi olan fecir herhangi bir şeyi haram kılmaz. Ufukta
genişliğine yayılan fecre gelince, işte o, sabah namazını helal, (sahur) yemeği
haram kılar" Bu, mürsel ve ceyyid bir hadistir.
Abdurrezzak, Ata'dan
şöyle rivayet etmiştir: İbn Abbas (r.a.)'ı şöyle derken işittim: İki çeşit
fecir vardır. Gökyüzünde parlayan fecir herhangi bir şeyi ne helal ne de haram
eder. Dağların tepesinde aydınlık yapan fecir, işte içmeyi haram yapan budur.
Ata der ki: "Onun parlaması" gökte uzunlamasına bulunması demektir.
Eğer fecir gökyüzünde parlarsa, bununla oruç tutacak kimseye içmek vs. haram
olmaz, namaz (sabah namazı) kılınmaz ve bundan dolayı hac vakti geçmiş olmaz.
Ancak dağların tepesine yayılırsa, işte o zaman oruçluya içmek haram, haccın
zamanı da geçmiş olur. İbn Abbas (r.a.) ve Ata'ya kadar olan bu senet sahihtir.
Selef-i salihinden bir çok zattan da böyle rivayet edilmiştir.
Bir Mesele: Sabaha Cünüp
Uyanmak
Allah (c.c)'ın fecrin
doğuşunu oruç tutmak isteyenler için cinsi münasebet, yeme ve içmenin son vakti
yapması; sabaha cünüp uyanan kimsenin gusledip orucunu tamamlayacağı, bunda hiçbir
mahsurlu durumun olmadığına delil gösterilmiştir. Bu, dört mezhep imamı ile
selef ve haleften büyük çoğunluğun görüşüdür.
[827] Zıra Buhari ve
Müslim, Aişe (r.anha) ile Ümmü Seleme (r.anha)'dan şöyle rivayet etmişlerdir:
"Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sabaha ihtilamdan değil
cimadan dolayı cünüp çıktığında gusleder ve orucunu tutardı." Ümmü
Seleme'nin ifadesi şöyledir: "Sonra ne orucunu
ozar ne de onu kaza
ederdi. "
[828] Sahih-i Müslim'de
Aişe (r.anha)'dan şöyle nakledilmiştir.
Bir adam "Ya
Rasulallah! Ben cünüpken namaz vakti gelip çatıyor. Oruç tutayım mı?" diye
sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben cünüp o, en namaz
vakti gelip çatıyor ve ben orucumu tutuyorum." dedi. Adam: -Sen bizim gibi
değilsin ya Rasulallah. Allah (c. c) senin geçmiş gelecek tüm günahlarını
bağışlamıştır." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Allah'a yemin olsun ki ben sizin Allah'tan en çok korkanınız ve
sakınmayı en iyi bileniniz olmayı umarım" buyurdu.
[829] İmam Ahmed b.
Hanbel'in, Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla rivayet ettiği Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Namaz için, sabah namazı için nida
edildiğinde sizden biri cünüp ise o gün oruç tutmasın. " hadisine gelince;
bu hadis, gördüğün gibi, Buhari ve Müslim'in şartlarında sahih bir hadistir.
Aynısı Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde de Ebu Hureyre (r.a.)'ın Fadl b. Abbas
(r.a.)'tan, onun da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den nakliyle
yer almaktadır. Nesai ise Sünen'inde Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla Üsame b. Zeyd
ile Fadl b. Abbas'tan, onların kendi sözleri olarak rivayet etmiş, mertu olarak
zikretmemiştir. Nitekim alimlerden bazıları bunu bu açıdan illetli (amel
edilmeme sebebi) saymışlardır. Kimisi bu hadisin ifade ettiği görüştedir. Bu,
Ebu Hureyre (r.a.), Salim, Ata, Hişam b. Urve ve Hasan-ı Basri'den rivayet
edilir.
Kimisi ise, Ebu Hureyre
(r.a.) hadisinden dolayı; kişinin uykuya dalıp cünüp sabahlaması ile, bilerek
cünüp sabahlamasını ayrı tutmuş ve birincisinde oruç tutmasında bir beis
görmezken, ikincide orucun olmayacağını söylemiştir. Bu da Urve, Tavus ve
Hasan-ı Basri’den rivayet edilir. Bazıları da farz ile nafile arasında ayrım
yapmış ve birincide orucu tamamlayıp sonra kaza etmesini, ikincide ise bunun
bir zarar vermeyeceğini söylemiştir. Bunu Sevri, Mansur aracılığıyla İbrahim
en-Nehai’den rivayet etmiştir. Aynı zamanda Hasan-ı Basri’den de böyle rivayet
edilmiştir. Kimisi de Ebu Hureyre (r.a.) hadisinin Aişe (r.anha) ve Ümmü Seleme
(r.anha) hadisi ile neshedildiğini iddia etmiştir, fakat bunların tarihleri
hususunda hiçbir delil yoktur. İbn Hazm, Ebu Hureyre hadisinin bu ayetle
neshedildiğini söylemiştir. Bir tarih bulunmadığından dolayı bu da uzak
ihtimaldir. Hatta normalde tarihi veriler bunun aksini söylemektedir. Bazıları
ise cünüplünün orucunun caiz olduğuna delalet eden Aişe (r.anha) ve Ümmü Seleme
hadisinden dolayı, Ebu Hureyre (r.a.) hadisindeki "oruç tutmasın"
cümlesini, "onun kamil bir orucu olmaz" şeklinde yorumlamışlardır ki
doğruya en yakın ve delilleri en kapsayıcı görüş de budur. Doğrusunu en iyi
Allah bilir.
"Sonra akşama kadar
orucu tamamlayın." buyruğu, güneş battığında iftar etmenin hükmen meşru
olmasını gerektirmektedir.
[830] Nitekim Buhan ve
Müslim'in Sahih'lerinde Ömer b. Hattab (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Gece
buradan yönelip gündüz şuradan gittiği zaman oruçlu iftar yapar. "
[831] Sehl b. Sa'd
es-Saidi (r.a.)'tan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) "İnsanlar if ta rı açmada acele ettikleri sürece hayır / afiyet
üzere olurlar. " buyurmuştur. Bunu da Buhari ile Müslim rivayet
etmişlerdir.
[832] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Aziz ve Celil olan Allah buyuruyor ki: En
sevdiğim kullar, orucu en erken açanlardır. " Bunu Tirmizi de birçok
kanalla Evzai’den bu lafızla rivayet etmiş ve "bu hasen, garib bir
hadistir" demiştir.
[833] İmam Ahmed b.
Hanbel, Beşir b. Hassasiyye'nin karısı Leyla'dan şöyle rivayet etmiştir: Ben
iki gün üst üste oruç tutmak istedim, ama Beşir beni bundan engelleyerek şöyle
dedi: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bundan men etti ve şöyle
buyurdu: "Bunu Hristiyanlar yapar. Bilakis siz Allah'ın (c.c) size
emrettiği gibi oruç tutun ve orucu geceye (akşama) kadar tamamlayın. Gece
olunca orucunuzu açın. "
[834] Hafız İbn Asakir,
Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
iki gün üst üste oruç tutunca Cebrail (a.s) gelerek "Allah (c.c) senin
oruç birleştirmeni (visal) kabul etti. Ama bu senden sonra kimseye helal
değildir." dedi. Çünkü Allah (c.c) "Sonra akşama kadar orucu
tamamlayın. " buyuruyor. Bu yüzden akşamdan sonra oruç olmaz. Bana bir de
fecirden önce vitir kılmamı emretti. Bunun senedi fena değildir. İbn Asakir,
Tarih'inde, Ebu Zerr'in oğlu Abdulmelik'in tercemesinde zikretmiştir. Bu
yüzden, bir günün orucuyla ertesi günün orucunu, arada hiçbir şey yemeden birleştirmek
manasına gelen "visal orucu"ndan men eden sahih hadisler
bulunmaktadır.
[835] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Oruçlan birleştirmeyin" buyurdu. Sahabiler:
"Ya Rasulallah! Ama sen birleştiriyorsun?" deyince O (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Ben sizin durumunuzda değilim. Ben gecemi beni doyuran
ve bana su verenin yedirmesi ve içirmesiyle geçiririm" buyurdu. Ebu
Hureyre der ki: Sahabiler oruç birleştirmeyi hala bırakmayınca Hz. Peygamber
onlarla birlikte iki gün iki gece bitişik oruç tutturdu. Sonra (Şevval'in)
hila!ini gördüler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Eğer hilal gecikseydi, size daha çok tutturacaktım. " Bunu visal orucu
tutmaktan vazgeçmedikleri için adeta ceza olarak söyledi. Bunu Buhari ile
Müslim, Sahih'lerinde Zühri'nin rivayetiyle tahric etmişlerdir. Buhari ile
Müslim visal orucundan men eden Enes (r.a.) ve İbn Ömer (r.a.) hadislerini de
tahric etmişlerdir.
[836] Aişe (r.anha)'dan
şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) visal
orucunu sahabeye olan merhametinden dolayı yasakladı. Sahabe "sen visal
orucu tutuyorsun" deyince, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ben sizin durumunuzda değilim. Beni Rabbim yedirir ve içirir"
buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in vis alden men ettiği
birçok tarikle gelen hadislerle sabittir. Bunun Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e mahsus bir hüküm olup bunda kendisine güç verildiği ve
yardım edildiği de sahih rivayetlerde sabittir. Kuvvetli ihtimalle O'nun
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkındaki bu yeme ve içme maddi değil manevi
idi. Yoksa maddi olarak yemiş olsaydı orucu birleştirmiş sayılmazdı. Fakat
şairin söylediği gibi:
Seni anmaktan girdiği
öyle halleri var ki bu onu,
Yemeden içmeden kesiyor,
yanına erzak almasını unutturuyor.
Ama kim güneş battıktan
sonra seher vaktine kadar bir şey yiyip içmek istemezse, bu caizdir.
[837] Zıra Ebu Said
el-Hudri (r.a.)'tan gelen rivayete göre, Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Visalorucu tutmayın. Biriniz visal orucu tutmak istediğinde
seher vaktine kadar tutsun" buyurdu. Sahabe: "Sen visal orucu
tutuyorsun ey Allah Rasulü" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Ben sizin durumunuzda değilim. Ben gecemi beni doyuran ve bana
su verenin yedirmesi ve içirmesiyle geçiririm" buyurdu. Bunu yine Buhari
ile Müslim, Sahih'lerinde tahric ettiler.
[838] İmam Taberi, Ebu
Beltea'nın oğlu Hatib'in Ümmü Veled hanımından rivayet ettiğine göre bu kadın,
sahur yemeği yerken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanından
geçti. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu yemeğe çağırdı, fakat o
"Ben oruçluyum" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Nasıloruçlu oluyorsun ki?" diye sordu. Kadın anlatınca Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sen Muhammed'in ailesinin seher vaktinden
seher vaktine kadar yaptıkları visalin neresindesin? (Öyle yapsana)"
buyurdu.
[839] İmam Ahmed b.
Hanbel, Muhammed b. Ali'den, Hz. Ali (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) seherden sehere vis al yapardı.
İmam Taberi de Abdullah b. Zübeyr ve başka seleften, onların sayılı günlerde
orucu birleştirdikleri (visal) rivayet olunmuştur. Bazıları, onların bunu
ibadet olarak değil, nefsi açlıkla terbiye maksadıyla yaptıkları şeklinde bir
yorum getirmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Onların bu nehyi, Aişe
(r.anha) hadisindeki "onlara şefkatinden dolayı" ifadesinde belirtildiği
gibi, onlara şefkat ve merhametiyle bir tavsiye olarak söylediği şeklinde
anlamış olmaları da mümkündür. Abdullah b. Zübeyr ve oğlu ile onların yolunu
benimseyenler tahammül ederek bunu yapıyorlardı. Çünkü kendilerinde bunu
yapacak gücü hissediyorlardı. Nakledildiğine göre onlar, bağırsaklarının ilkin
tahriş olmaması için başta yağla iftar eder ve sabrederlerdi. Rivayete göre
Abdullah b. Zübeyr (r.a.) yedi gün iftarsız ve sahursuz oruç tutar, yedinci
günde hepsinden kuvvetli ve sağlam olurdu. Ebu Aliye der ki: Allah (c. c) orucu
gündüz farz kıldı. Dolayısıyla akşam olunca dileyen yer, dileyen yemez.
"Mescidlerde
ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlara yaklaşmayın." Ali b. Ebi
Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Bu, Ramazan ayında veya
dışında herhangi bir vakitte camide itikaf eden kimse hakkındadır. Allah (c. c)
itikafı sona erinceye kadar gece veya gündüz herhangi vakitte hanımına
yaklaşmayı bu kimseye haram kılmıştır. Dahhak der ki: Adam itikafta iken
dilerse (akşam vakti) camiden çıkıp hanımıyla cima ederdi. Sonra
"Mescidlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlara
yaklaşmayın." ayeti nazil oldu. Yani, siz camide veya başka bir yerde
itikafta olduğunuz sürece kadınlara yaklaşmayın. Mücahid, Katade ve daha pek
çokları da aynı şekilde, Müslümanların bu ayet inmeden evvel böyle yaptıklarını
söylemişlerdir. İbn Ebi Hatim der ki: İbn Mes'ud (r.a.), Muhammed b. Ka'b,
Mücahid, Ata, Hasan-ı Basri, Katade, Dahhak, Süddi, Rebi' b. Enes ve
Mukatil'den, bunların, "kişi itikafta iken eşine yaklaşamaz"
dedikleri rivayet olunmuştur. Onun bunlardan rivayet ettiği görüş, alimlerin
üzerinde ittifak ettikleri bir husustur. Zira itikafta olan kimse (mutekif)
camisinde itikafta olduğu sürece hanımına yaklaşamaz. Zorunlu bir ihtiyacı için
evine giderse orada sadece def-i hacet gibi ihtiyaçlarını görmek için durur,
başka şey için durması helal olmaz. Mutekif, hanımını öpemez, onunla sarılamaz.
İtikaf dışında hiçbir şeyle meşgulolamaz. Hastayı ziyaret edemez, fakat yolda
karşılaştığında halini sorup sual edebilir. İtikafın, bazısı alimlerce
ittifaklı, bazısı ihtilaflı olan birtakım detaylı hükümleri vardır. Allah'a
hamd-u senalar olsun, bu konuda biz Oruç Kitabı'nın İtikaf bölümünde yeteri
kadar bilgi verdik, Bu yüzden kitap yazan fakihler de Kur'an-ı Kerim'e uyarak,
Oruç Kitabı'nın ardından İtikaf Kitabı'na başlamışlardır. Allah (c.c)
itikaftan, orucun hemen ardından bahsetmek suretiyle itikafın oruçlu iken veya
oruç ayı olan Ramazan ayının sonlarında yapılacağını öğretmekte ve buna dikkat
çekmektedir.
[840] Nitekim Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den gelen Sünnetle O'nun Allah (c.c) katına
yükseltene kadar her Ramazan ayının son on gününde itikafa girdiği sabittir.
Vefatından sonra da hanımları itikaf etmeye devam etmişlerdir. Bunu Buhari ile
Müslim, mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan rivayet etmişlerdir.
[841] Buhari ile Müslim,
Sahih'lerinde Huyey kızı Safiyye annemizden de şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) itikafa girmişti. Ben de bir gece ziyaret
maksadıyla yanına gittim. Onunla bir süre konuşup dışarı çıkmak üzere kalktım.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' de beni uğurlamak üzere benimle
birlikte kalktı -Huyey kızı Safiyye'nin evi Üsame b. Zeyd mahallesinde idi- O
sırada oradan Ensar'dan iki kişi geçiyordu. Bunlar Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i görünce hızlandılar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'de onlara seslenerek: "Hey, ağır olun! (Sakın aklınıza bir şey
gelmesin!) O kadın, Safiyye binti Huyey'dir" dedi. Onlar:
"Subhanallah, ey Allah'ın Resulü! (Hiç öyle bir şey düşün ür müyüz!)"
diye karşılık verince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Şeytan
insanın vücudunda kanın dolaşması gibi dolaşır. Ben şeytanın, sizin
kalplerinize bir şey -veya kötü düşünce- atmasından korktum!" buyurdu.
İmam Şafii' der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bununla ümmetine,
başkalarının günaha düşmesini önlemek için, (açıklama yaparak) ithamdan anında
kurtulmayı öğretmek istemiştir. ZIra bunlar Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) hakkında kötü bir şey düşünmeyecek kadar Allah'tan korkan ve sakınan
kimselerdi.
Sonra ayetteki
"mübaşere"den (lafzen sarılmak, cima vs.) kasıt cima ile öpmek ve
sarılmak gibi onu tetikleyen şeylerdir. Bir şeyi alıp vermekte ise bir beis
yoktur.
[842] Nitekim Buhari ve
Müslim, Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bana başını uzatırdı ve ben hayızlı halimle saçını tarardım.
Eve ancak beşeri ihtiyaçlar için girerdi. Aişe (r.anha) der ki: Bazen evde bir
hasta olurdu da ben onun halini ancak geçerken sorardım.
"Bunlar Allah'ın
koyduğu sınırlardır." Yani, oruç ve ahkamı ile ilgili açıkladıklarımız;
farz kılıp sınır ve ölçü belirlediğimiz, mübah ve haram kıldığımız, ifade
ettiğimiz hedefler, ruhsat ve azimetler ... evet bunlar bizzat Allah'ın (c.c)
koyduğu ve açıkladığı hükümlerdir. "Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. "
Yani, bu sınırları geçmeyin ve aşmayın. Dahhak ve Mukatil "Allah'ın
sınırlan"ndan kastın itikafta cinsi yakınlaşma olduğunu söylerlerdi.
Abdurrahman b. Zeyd ise: Dört hüküm kastedilmiş demiş ve "Oruç gecesinde
kadınlarınızla ilişkiye girmek size helal kılındı" ayetini "sonra orucu
akşama kadar tamamlayın" cümlesine kadar okumuştur. Zeyd b. Eslem devamla
şöyle demiştir: Babam ve başka hocalarımız böyle der ve bize "İşte böylece
Allah ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar." buyruğunu
okurlardı. Yani, Allah (c.c) burada size orucu, hükümlerini ve detaylarını
açıkladığı gibi, diğer hükümleri de kulu ve elçisi Muhammed (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) vasıtasıyla açıklar. "Umulur ki korunurlar." Yani, nasıl
hidayete ereceklerini ve itaati nasıl gerçekleştireceklerini bilirler. Nitekim
Allah (c.c) başka bir ayette şöyle buyurmuştur: "Sizi karanlıklardan
aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah,
size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir." (Hadid, 9)
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |