İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

7.ayet

 

Çünkü Allah Kalplerini Mühürlemiştir:

 

7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır.

 

Tefsiri:

 

Süddi bu ayeti "Allah kalplerini mühürlemiştir" şeklinde tefsir etmiştir.

Katade: Şeytana itaatlerinden dolayı şeytan onlar üzerinde hakimiyet kurmuştur. Bunun üzerine de Allah kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine perde germiştir. Artık hidayet adına hiçbir şeyi göremez, işitemez, anlayamaz ve idrak edemezler.

 

İbn Cüreyc, Mücahid'den, ''Allah onların kalplerini. .. mühürlemiştir." ayeti hakkında şunu nakleder: Bana haber verildiğine göre günahlar kalbin etrafını dört bir yandan kuşatarak onunla buluşur. İşte onunla buluşması, onun mühürlenmesidir. Tab' mühürlemek demektir. İbn Cüreyc: Mühür hem kalbe hem kulağa vurulur, demiştir. İbn Cüreyc, Mücahid’den şöyle nakleder:

Kalbin perdelenmesi (ran) mühürlenmesinden (tab') daha ehvendir. Kalbe kilit vurulması (ikfal) ise hepsinden daha kötüdür. A'meş der ki: Mücahid bize elini gösterdi ve "O zatlar (sahabe, tabiin) kalbi, bu el gibi düşünürlerdi. Kul bir günah işlediğinde serçe parmağı kapanır. Sonra tekrar günah işlediğinde diğer parmağı kapanır. Sonra her günah işlediğinde bu parmakların hepsi kapanır. Sonra da bir mühürle mühürlenir. Mücahid bunları anlatırken parmaklarıyla gösterdi. Mücahid der ki: Onlar kalbin mühürlenmesi ile perdelenmesinin aynı şeyolduğu görüşündeydiler. Taberi de Mücahid'den A'meş kanalıyla bunun benzeri bir rivayette bulunmuştur.

 

İmam Taberi der ki: Bazıları "Allah kalplerini mühürlemiştir" buyruğuyla Allah (c.c) onların kibirlenişlerini, dinlemeye çağrıldıkları haktan yüz çevirişlerini anlatmaktadır. Bu, başkasını ısrarla dinlemek istemeyen ve kibrinden anlamak istemeyen kişi hakkında söylenen "filan kişi söze sağırdır" ifadesine benzer. Taberi daha sonra şöyle der: Bu doğru değildir. Çünkü Allah (c.c) onların kalplerini ve kulaklarını kendisinin mühürlediğini haber vermektedir.

 

Ben derim ki: Zemahşeri, Taberi'nin burada reddettiği görüşü uzun uzun açıklamış ve ispat etmeye çalışmış, ayeti hepsi de zayıf olan beş yönden te'vil etmiştir. Onu buna cesaretlendiren, Mutezili inancından başka bir şey değildir. Çünkü kalpleri mühürlemek ve hakkın ona ulaşmasını engellemek onun görüşüne göre çirkin ve Allah (c.c)'ın münezzeh olduğu bir şeydir. Zemahşeri, Allah'ın (c. c) "Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı." (Saff, 5) ayetini, "Onların kalpleri kılıflı değildir;) tam aksine küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur; pek azı müstesna artık iman etmezler." (En'am, 110) ayetini ve Allah'ın (c.c) onların kalplerini mühürlemesinin, hidayet ile aralarına set çekmesinin sebebinin onların batılda ısrarları ve hakkı terk etmeleri olduğunu ifade eden benzeri ayetleri anlasaydı -ki bu çirkin değildir, Allah'tan adil ve güzel bir harekettir- bunu iyice kavrasaydı, söylediklerini söylemezdi. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İmam Kurtubi der ki: Ümmet, Allah'ın (c.c) küfürlerinin cezası olarak kafirlerin kalplerini mühürlediği ve damga vurduğu hususunda icma etmiştir. Nitekim Allah (c.c) başka bir ayette "Tam aksine küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur. " (Nisa, 155) buyurmuştur. Kurtubi sonra

 

 

[377] Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Ey kalpleri evirip Çeviren! Kalplerimizi dinin üzere sebat ettir" duasını anlatan hadisi zikretmiştir.

 

 

[378] Ardından Huzeyfe (r.a.)'ın rivayet ettiği Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisini zikretmiştir: "Fitneler kalplere (tıpkı) hasır çubukları gibi dal dal sunulur. Artık onlar hangi kalbe işlerse o kalpte siyah bir leke meydana gelir. Hangi kalp onları kabul etmezse o kalpte beyaz bir leke meydana gelir. Böylece fitneler, iki çeşit kalbe yerleşmiş olur. (Bu kalplerden) biri, cilalı taş gibi bembeyaz olup gökler ve yer durdukça ona hiçbir fitne zarar veremez. Diğeri ise alaca siyah renginde olup tepesi aşağı duran testi gibidir. Bu kalp; iyiliği de tanımaz, münkeri de reddetmez. Sadece içine işleyen heva ve arzusunu bilir. "

 

Taberi der ki: Bana göre bu konudaki hakikat benzer bir sahih hadiste ifade edilendir. Zıra bize Ebu Hureyre (r.a.)'a kadar varan bir senetle gelen bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Mü'min, bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur. Tevbe eder, onu bırakır ve kendisine kızarsa kalbi cilalanır. Günahlarını artırırsa siyah noktalar artar ve sonunda kalbinin üzerini kaplar. İşte Allah'ın (c.c) "Hayır! Bilakis işlemekte oldukları şeyler onların kalplerinin üzerini (bir pas gibi) kaplamıştır." (Mutaffifin, 14) buyruğunda anlatılan şey budur. " Hadisi Tirmizi, Nesai ve İbn Mace rivayet etmişlerdir. Tirmizi: Hasen sahih hadistir, demiştir.

 

Taberi daha sonra şöyle der: Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) günahlar kalbe peş pe şe geldiğinde onu kapatacağını, kapattığında da Allah (c.c) tarafından mühürlenme ve damgalanma geleceğini haber vermiştir. Kalp kapanınca da oraya ne iman girecek yol bulabilir, ne de küfür çıkıp kurtulabilir. İşte Allah (c.c)'nun "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir." ayetinde bahsettiği mühürleme ve damgalama budur. Bu, maddi duyularla idrak edilebildiği şekliyle çözülmedikçe içindekilere ulaşılamayan kap ve zarflara vurulan damga ve mühre benzer. Bunun gibi Allah'ın (c.c) ''kalplerini ve kulaklarını mühürlediğini" ifade buyurduğu kimselerin kalplerine de iman ancak mührün açılması ve bağın çözülmesiyle girebilir.

 

Bil ki; "......"den sonra vakıf olup sonrasındaki "......" cümlesi tam ve müstakil bir cümledir. (Yani "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir" bir cümle, "Onların gözlerine de bir perde gerilmiştir" ayrı bir cümledir.) Çünkü mühürleme kalp ve kulağa, perde çekme ve örtme ise göze yapılır. Nitekim Süddi; Ebu Malik'ten, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan, Mürre el-Hemedani kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.)'dan ve başka sahabilerden; Allah'ın (c.c) "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir." ayeti hakkında şöyle dediklerini rivayet etmiştir: Bu sebeple idrak edemez ve işitemezler. Allah (c.c) gözlerine perde çektiğinden, göremezler.

 

İmam Taberi kendi senediyle İbn Abbas (r.a.)'dan "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir" ayeti hakkında şunu nakleder: Perde gözlerine çekilir (anlatmak istediği; ğışave öncesine matuf değildir, dolayısıyla o, mühür vurulanlardan değil perde çekilenlerdendir).

 

Taberi, İbn Cüreyc’den bu ayetle ilgili şöyle rivayet etmiştir: "Mühür kalp ve kulağa vurulur, perde ise göze gerilir.

 

Taberi der ki: "..... : perde"yi ğışaveten şeklinde, sonu üstün (mansup) okuyanlar; ya onu (mana uyuşmadığı için ..... ile değil de) gizli bir "....." fiiliyle mansup yapmışlardır. Veya kendinden önceki "....." car ve mecrurunun mahalline tabi olma yoluyla mansup yapmışlardır. Ikincinin benzeri "....." ayetidir.

 

Şu şiirde de böyledir:

 

Ona saman yedirdim ve soğuk su (içirdim de).

Gözlerinden yaşlar boşalır gözüktü.

 

Başka bir şair de şöyle der:

 

Senin kocanı savaşta gördüm. Kılıç ve mızrak kuşanmış olarak ...

 

Birinci şiirdeki "....." den önce gizli bir ".....: içirdim" fiili vardır ve bu onun mef'ulüdür. İkinci şiirde de "....." kendinden önce takdir edilmiş bir ".....: takmış halde" ile mansup edilmiştir (yani kılıç kuşanmış, mızrak takmış halde).

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan