İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

197.ayetler

 

Haccın Rükünleri:

 

197. Hacc, bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı kendisine farz ederse, hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, tartışmak yoktur, ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır. Eyakıl sahipleri! Benden korkun.

 

Tefsiri:

 

Arapça dilbilimciler ".....: Hacc, bilinen aylardadır." cümlesi üzerinde ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: Cümlenin aslı "Hacc, bilinen aylarda yapılan haccdır" demişlerdir (eşhur'den önceye hac takdir etmişlerdir). Buna göre başka aylarda hac için ihrama girmek geçerlidir, fakat bu aylarda girmek, başka aylardan efdaldir. Tüm sene boyu hac için ihrama girilebileceği görüşü İmam Malik, İmam Ebu Hanıfe, İmam Ahmed b. Hanbel ve İshak b. Rahuyeh'in görüşüdür. İbrahim en-Nehai, Süfyan-ı Sevri, Leys b. Sa'd da bu görüştedir. Bunlara delil olarak Allah'ın (c. c) "Sana, hilal şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir. " buyruğu delil gösterilmiştir. Bir de şöyle demişlerdir: Hac (Mekke'ye gelinerek yapılan) iki özel ibadetlen (Hac ve Umre) biridir. Umre için ihrama senenin her vaktinde girilebildiği gibi, hac için de girilebilir.

 

İmam ŞafiI ise "hac için ihrama" ancak hac aylarında girilebileceğini söylemiştir. Dolayısıyla hac ayları girmeden hac için ihrama girerse bu geçersizdir. Peki bu, "umre için ihram" olarak kabul edilir mi? Bu hususta İmam ŞafiI’den gelen iki görüş vardır. Hac için ihramın ancak hac aylarında sahih olduğu görüşü İbn Abbas (r.a.) ve Cabir (r.a.)'tan rivayet edilmiştir. Ata, Tavus ve Mücahid de böyle demişlerdir. Bunun delili Allah'ın (c.c) "Hacc, bilinen aylardadır." buyruğudur. Nitekim bu cümlenin takdiri diğer nahivcilerin söyledikleri gibi kuvvetli ihtimalle "Haccın vakitleri bilinen aylardır" şeklindedir. Böylece Allah (c.c) haccı senenin tüm aylarına değil bu aylarına mahsus kılmıştır. Bu ise vaktinden önce kılınan namaz gibi, bu aylardan önce hac için ihrama girmenin (dolayısıyla hacca başlamanın) geçersiz olmasını gerektirmektedir. İmam ŞafiI, kendi senediyle İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Kimsenin hac ayları dışında hac için ihram giymemesi gerekir. Çünkü Allah (c.c) "Hacc, bilinen aylardadır." buyurmuştur. Bunu İbn Ebi Hatim de rivayet etmiştir. İbn Merduyeh ise tefsirinde iki farklı tarikle İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hac için ihrama sadece hac aylarında girmek, Sünnetlendir. İbn Huzeyme Sahih'inde Miksem'den İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Kişi hac için ihrama ancak hac aylarında girebilir. Çünkü haccın Sünnetlerinden biri hac için ihrama hac aylarında girmektir." Bunun senedi sahihtir. Sahabinin "Şu Sünnetlendir" şeklindeki sözü çoğu alimlerce merfU (Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) söz, fiil ve onayı) hükmündedir. Özellikle de bunu Kur'an tercümanı İbn Abbas (r.a.) Kur'an'ı tefsir sadedinde söylemişse ... Kaldı ki bu hususta bir de merfU hadis vardır:

 

 

[885] İbn Merduyeh, Cabir (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kimsenin hac ayları dışında hac için ihram giymemesi gerekir. " Senedi fena değildir. Ancak bunu ayrıca İmam Şafii ile Beyhaki birçok tarikle Ebu Zübeyr'den şöyle rivayet etmişlerdir: Bizzat işittim; Cabir b. Abdullah'a "Hac aylarından önce hac için ihram giyilir mi?" diye soruldu, O ise "Hayır" diye cevap verdi. Bu mevkuf (sahabiye nisbet edilen) rivayet, merfudan daha sahih ve daha sağlamdır. Böylece sahabi sözü İbn Abbas (r.a.)'ın "Haccın Sünnetlerinden biri, hac için ihrama hac aylarında girmektir." sözüyle kuvvetlenmektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Bilinen aylardadır." İmam Buhari der ki: İbn Ömer (r.a.): Hac ayları Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının (ilk) on günüdür, demiştir. İmam Buhari'nin kesin bir ifadeyle muallak olarak zikrettiği bu rivayeti İmam Taberi muttasıl senetle şöyle rivayet etmiştir: Bize Ahmed b. Hanbel b. Hazim ... O da İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etti: "Allah "Hac bilinen aylardadır" buyuruyor. Hac ayları Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının (ilk) on günüdür." Bunun senedi sahihtir. Bunu Hakim de Müstedrek'inde (muttasıl senetle) rivayet etmiş ve "Bu, Buhari ve Müslim'in şartlarını taşımaktadır." demiştir.

 

Ben derim ki: Bu Ömer (r.a.), Ali (r.a.), İbn Mes'ud (r.a.), Abdullah b. Zübeyr (r.a.), İbn Abbas (r.a.), Ata, Tavus, Mücahid, İbrahim en-Nehai, Şa'bi, Hasan-ı Basri, İbn Sirin, Mekhul, Katade, Dahhak b. Müzahim, Rebi’ b. Enes ve Mukatil b. Hayyan'dan rivayet edilmiştir. Bu, İmam Şafii, İmam Ebu Hanife, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Ebu Yusuf ve Ebu Sevr'in (Allah hepsine rahmet eylesin) görüşüdür. İmam Taberi de bu görüşü tercih ederek şöyle demiştir:

 

Çoğul kipinin iki ay ile üçüncü ayın bir kısmı için kullanılması tağlib (bir şeyin çoğunu hepsi gibi saymak) yoluyla mümkündür. Mesela Araplar "Filanı bu yıl / bu gün gördüm" derler. Oysa görmesi yılın ve günün bir kısmında gerçekleşmiştir. Yine Allah (c.c) "Kim iki gün içinde acele edip dönmek isterse, ona günah yoktur. " (Bakara, 203) buyurmuştur. Oysa bahsedilen, hacının bir buçuk günlük acele edip dönmesidir.

 

İmam Malik ile eski mezhebinde İmam Şafii hac aylarının Şevval ve Zilkade ile Zilhicce ayının tamamı olduğunu söylemişlerdir. Bu aynı zamanda İbn Ömer (r.a.)'tan bir rivayettir. Nitekim İmam Taberi, kendi senediyle İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Hac ayları Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarıdır. İbn Ebi Hatim de, İbn Cüreyc'den şöyle rivayet eder: Nafi'e "İbn Ömer (r.a.)'tan hac aylarını sayarken işittin mi?" diye sordum. "Evet, dedi, Abdullah onları Şevval, Zilkade ve Zilhicce diye sayardı." İbn Cüreyc der ki: Bunu İbn Şihab ez-Zühri, Ata ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından Abdullah b. Ömer (r.a.) söyledi. Bunun senedi İbn Cüreyc’e kadar sahihtir. Bu görüş ayrıca Tavus, Mücahid, Urve b. Zübeyr, Rebi’ b. Enes ve Katade'den de nakledilir. Bu hususta Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e nisbet edilen bir de hadis bulunmaktadır, fakat mevzudur:

 

 

[886] Hafız İbn Merduyeh, hadis uydurmakla suçlanan Husayn b. Muharik yoluyla Ebu Ümame’den şöyle nakleder: "Hac belli aylardadır: Şevval, Zilkade ve Zilhicce." Gördüğün gibi bunun Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e nisbeti sahih değildir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

İmam Malik'in "Zilhicce'nin tamamı hac mevsimidir" görüşü şu manaya gelmektedir: Bu ayın tamamı hacca mahsus bir aydır, dolayısıyla herhangi bir vaktinde umre yapmak mekruhtur. Yoksa bunun manası, "kurbandan sonra da hac yapılabilir" demek değildir. Nitekim İbn Ebi Hatim'in rivayetine göre İbn Ömer (r.a.): Hac belli aylardır ve o sürede umre yoktur, demiştir. Bunun senedi sahihtir. İmam Taberi de şöyle der: Hac aylarının Şevval, Zilkade ve Zilhicce olduğunu söyleyenler, bu ayların umre ayları olmadığını, sadece hacca mahsus aylar olduğunu kastetmişlerdir. Çünkü hac ibadetleri Mina günlerinin geçmesiyle sona erer. Nitekim Muhammed b. Sirin şöyle der: Hiçbir ilim ehli, hac ayları dışında yapılan bir umrenin hac aylarında yapılan bir umreden daha faziletli olduğundan şüphe etmez. İbn Avn da şöyle der: Kasım b. Muhammed'e hac aylarında umre yapmayı sordum, "Onu tam bir umre saymazlardı" dedi.

 

Ben derim ki: Nitekim Ömer (r.a.) ve Osman (r.a.)'tan nakledildiğine göre onlar hac ayları dışında umre yapmayı sever ve hac aylarında umre yapmaktan nehyederlerdi. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Kim o aylarda haccı kendisine farz ederse ... " Yani, ihramı giymek suretiyle haccı kendisine farz hale getirirse. Bunda hac için ihram giymenin ve öyle devam etmenin gereklilik olduğuna delil vardır. İmam Taberi der ki: Alimler buradaki "farz" dan kastın kendine vacip yapma ve mecbur bırakma olduğunda ittifak etmişlerdir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Kim o aylarda haccı kendisine farz ederse ... "; yani, kim hac veya umre için ihram giyerse. Ata der ki: Farz yapmaktan kasıt, ihram giymektir. İbrahim en-Nehai, Dahhak ve başkaları da böyle demişlerdir. İkrime'nin İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre o şöyle demiştir: "Allah "Kim o aylarda haccı kendisine farz ederse. " buyuruyor. Dolayısıyla hac için telbiye getirip sonra bir yere yerleşip kalmak olmaz." İbn Ebi Hatim der ki: İbn Mes'ud (r.a.), İbn Abbas (r.a.), Abdullah b. Zübeyr (r.a.), Mücahid, Ata, İbrahim en-Nehai, İkrime, Dahhak, Katade, Süfyan-ı Sevri, Zühri ve Mukatil’den de benzerleri rivayet edilmiştir.

Tavus ve Kasım b. Muhammed ise: Haccı kendine farz kılmaktan maksat telbiye getirmektir, demişlerdir.

 

"Hac esnasında kadına yaklaşmak ... yoktur." Yani, kim hac veya umre için ihram giyerse cinsel ilişkiye girmekten sakınsın. Rafes (.....) cima demektir. Nitekim Allah (c.c) "Oruç gecesinde kadınlarınıza rafes etmeniz size helal kılındı." (Bakara, 187) buyurmuştur. Cima gibi ona tahrik eden sarılmak ve öpmek gibi şeyler de haramdır. Kadınların bulunduğu yerde bu konuda konuşmak da bu kapsamda olup haramdır. Nitekim İmam Taberi, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rafes kadınlara yaklaşmak, bu konuyu kadınların bulunduğu yerde konuşmak, lafını etmektir. İbn Vehb, bu sözün Muhammed b. Ka'b'tan da rivayet edildiğini söylemiştir.

 

İmam Taberi'nin Ebu Aliye er-Riyahi'den naklettiğine göre; İbn Abbas (r.a.) ihramlı iken şu mısralarla şarkı söylerdi:

 

Kadınlar bizimle sessizce yürüyorlar.

İşler yolunda giderse, Lemis'le kurarız temas.

 

Ebu Aliye der ki: Ben "İhramlı iken müstehcen şeyler konuşuyorsun?" dedim. "Rafes sadece kadınların bulunduğu yerde söylenendir" dedi. Bunu A'meş'de Ziyad b. Husayn'ın Ebu Aliye'den, onun da İbn Abbas (r.a.)'tan nakliyle rivayet etmiştir. Taberi, Ebu Husayn b. Kays'tan şöyle rivayet etmiştir: Ben İbn Abbas (r.a.)'ın yakın dostuydum ve hacca onunla birlikte çıktım. İhramımızı giydikten sonra İbn Abbas (r.a.)'ı gördüm; devesinin kuyruğunu eline almış büküyor ve şu şiiri okuyordu:

 

Kadınlar bizimle sessizce yürüyorlar.

İşler yolunda giderse, Lemis'le kurarız temas.

 

Ebu Husayn der ki: Ona "İhramlı iken kadınlara yaklaşmaktan mı (rafes) konuşuyorsun? dedim. "Rafes kadınların yanında söylenendir" dedi. Abdullah b. Tavus, babasından şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.)'a "hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, ... yoktur" ayetini sordum. Şöyle dedi: Cimayı üstü kapalı söylemeye Arap dilinde ırabe denir ki bu, rafesden daha basit bir şeydir. Ata b. Ebi Rebah der ki: Rafes, cima etmek ve onun dışında müstehcen şeyler söylemektir. Tavus:

 

Rafes, adamın hanımına "ihramdan çıkınca seninle cima yapacağım" gibi şeyler söylemesidir, demiştir. Ebu Aliye de böyle der. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rafes kadınla cima etmek, öpmek, göz kırpmak, ona üstü kapalı müstehcen şeyler söylemek ve benzeri şeylerdir. Yine İbn Abbas (r.a.) ile İbn Ömer (r.a.): Rafes kadınlarla cima yapmaktır, demişlerdir. Said b. Cübeyr, İkrime, Mücahid, İbrahim, Ebu Aliye, Ata, Mekhul, Ata el-Horasanı, Ata b. Yesar, Atiyye, İbrahim en-Nehai, Rebi’, Zühri, Süddi, Malik b. Enes, Mukatil b. Hayyan, Abdulkerim b. Malik, Hasan-ı Basri, Katade, Dahhak ve başkaları da böyle söylemişlerdir.

 

"Günah sayılan davranışlara yönelmek (fusuk; fısk, fasıklık)." Miksem ile bazıları İbn Abbas (r.a.)'tan: Ayette kastedilenler günahlardır, dediğini rivayet etmişlerdir. Ata, Mücahid, Tavus, İkrime, Said b. Cübeyr, Muhammed b. Ka'b, Hasan-ı Basri, Katade, İbrahim en-Nehai, Zühri, Mekhul, Rebi’ b. Enes, Ata b. Yesar, Ata el-Horasanı ve Mukatil b. Hayyan da böyle demişlerdir. Muhammed b. İshak, Nafi'den, İbn Ömer (r.a.)'ın şöyle dediğini nakletmiştir: Fısk ihramlının Allah'a karşı işlediği avlanma ve benzeri masiyetlerdir. İbn Vehb, Yunus'tan, o da Nafi"den şöyle rivayet etmiştir: İbn Ömer (r.a.) şöyle derdi: Fısk Harem-i Şerif'te Allah'a karşı günahlar işlemektir.

 

Bazıları ise; buradaki fısk sövmek demektir, demişlerdir. Bunu İbn Abbas (r.a.), İbn Ömer (r.a.), Abdullah b. Zübeyr, Mücahid, Süddi, İbrahim en-Nehai ve Hasan-ı Basrı söylemişlerdir. Bunlar şu sahih hadise tutunuyor olabilirler:

 

 

[887] "Müslümana sövmek fasıklık (füsuk), ona karşı savaşmak ise küfürdür"

 

 

[888] Bu yüzden Allame İbn Ebi Hatim bu ayetin tefsirinde Abdullah (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den naklettiği şu hadisi zikreder: "Müslümana sövmek fasıklık (füsOk), ona karşı savaşmak ise küfürdür. " Abdurrahman b. Zeyd: Burada fısk putlara kurban kesmektir, demiştir. Zıra Allah (c.c) "Ve yoldan çıkarak (fasıklık yaparak) Allah'tan başkası adına kesilen hayvandan." (En'am, 145) buyurmuştur. Dahhak: Fısk birbirine kötü lakaplarla hitap etmektir, demiştir. Burada isabetli olan, fısk'ın (füsuk) bütün günahlar olduğunu söyleyenlerin görüşüdür. Nitekim Allah (c.c) haram aylarda zulmetmekten de men etmiştir. Zulüm tüm sene boyunca haramdır, fakat haram aylarda daha büyük haramdır. Bu yüzden Allah (c.c):

"Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin." (Tevbe, 36) buyurmuştur. Harem-i Şerif hakkında da:

"Mescid-i Haram'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız." (Hacc, 25) buyurmuştur. İmam Taberi burada fısk'ın, ihramda yapılması yasaklanan av hayvanı öldürme, saç ve tırnakları kesme gibi İbn Ömer (r.a.) hadisinde geçen şeyler olduğunu tercih etmiştir. Fakat bizim tercihimiz daha isabetlidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[889] Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste de Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim Allah için hacceder ve (bu sırada) cinsel ilişkiye girmez ve fasıklık da yapmaz ise (hacdan) annesinden doğduğu günkü gibi (günahsız olarak) döner. " buyurmuştur.

 

"Hacda tartışma (..... / cidal) yoktur" buyruğundaki tartışmanın ne olduğu hususunda iki görüş vardır. Bir: Haccın vakitleri ve menasiki (ibadetleri) hususunda tartışma yapılmaz. Zira Allah (c. c) bunları eksiksiz açıklamış ve en güzel şekilde beyan etmiştir. Nitekim Veki', Ala b. Abdulkerim’den şöyle rivayet eder: Mücahid'i "Haccda tartışma yoktur" buyruğu hakkında şöyle derken işittim: "Allah (c.c) hac aylarını açıklamıştır, dolayısıyla bu hususta insanların tartışacakları bir şey yoktur." İbn Ebi Necih, Mücahid'den bu ayet hakkında şöyle rivayet eder: Ertelenen hiçbir ay yoktur. Hac konusunda da tartışacak bir şey yoktur; onun ayları da bellidir." Mücahid daha sonra, Allah'ın (c.c) kınamasına sebep olan müşriklerin "haram ayları erteleme"sini anlatmıştır. Sevri'nin, Abdulaziz b. Rüfey' kanalıyla Mücahid'den rivayetine göre o, bu ayet hakkında: "Hac dosdoğru biçimde belirtilmiştir. Dolayısıyla onda tartışılacak hiçbir şey yoktur" demiştir. Süddi de böyle demiştir. Ata'nın İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre o "haccda tartışma yoktur" ayetini "hacda gösteriş ve riya yoktur" diye tefsir etmiştir. İbn Vehb der ki:

 

İmam Malik, "hacda tartışma yoktur" ayetiyle ilgili olarak; Allahu A'lem, hacda tartışmaktan kasıt şudur: Kureyşliler Müzdelife'deki Meş'ar-i Haram'da, diğer Araplar ise Arafat'ta vakfe yaparlardı. Bunlar birbirleriyle tartışırlar ve "bizimki daha doğru", diğerleri "bizimki daha doğru" derdi. Bu bizim görüşümüz. Doğrusunu en iyi Allah bilir. İbn Vehb, Abdurrahman b. Zeyd'den şöyle nakleder: Kureyşliler farklı yerlerde vakfe yaparlar ve birbirleriyle tartışırlardı. Her biri kendisinin durduğu yerin İbrahim (a.s)'ın vakfe yeri olduğunu iddia ederdi. Allah (c.c) Peygamberine hac menasikini bildirince bu tartışmayı kestirdi. İbn Vehb, Ebu Sahr kanalıyla Muhammed b. Ka'b'dan şöyle nakleder:

Kureyşliler Mina' da toplandıklarında bir grup diğerine "Bizim haccımız sizin haccınızdan daha mükemmeldir", diğer grup buna: "Bizim haccımız sizinkinden daha tamdır" derdi. Kasım b. Muhammed'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

Hacda tartışma; bazılarının "hac yarındır", diğerlerinin "hac bugündür" demesidir. İmam Taberi bu görüşlerin tamamının içerdiği manayı tercih ederek ayete "hac menasikinde hiçbir tartışmaya mahal yoktur" manasını vermeyi tercih etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İkinci görüş: Buradaki tartışmadan kasıt, kavga ve düşmanlıktır. İmam Taberi, İbn Mes'ud (r.a.)'tan "hacda tartışma yoktur" ayeti hakkında şöyle rivayet eder: Bu, hac arkadaşınla onu öfkelendirinceye kadar tartışmandır. İmam Taberi, aynı senetle Temimi'den şöyle rivayet eder: İbn Abbas (r.a.)'a tartışmayı (cida!) sordum, "Arkadaşınla onu kızdırıncaya kadar tartışmandır" dedi. Miksem ve Dahhak da İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmişlerdir. Ebu Aliye, Ata, Mücahid, Said b. Cübeyr, İkrime, Cabir b. Zeyd, Ata el-Horasanı, Mekhul, Süddi, Mukatil b. Hayyan, Amr b. Dinar, Dahhak, Rebi’ b. Enes, İbrahim en-Nehai, Ata b. Yesar, Hasan-ı Basri, Katade ve Zühri de böyle söylemişlerdir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan, onun "hacda tartışma yoktur" buyruğu hakkında: "Cidal kardeşini ve arkadaşını kızdırana kadar onunla tartışman ve kaba sözler söylemendir. İşte Allah (c.c) bundan nehyetmiştir." dediğini rivayet eder. İbrahim en-Nehai de bu ayetle ilgili olarak: Selef tartışmaktan hoşlanmazdı, demiştir. Muhammed b. İshak, Nafi"den, İbn Ömer (r.a.)'ın: Cidal, sövüşmek ve kavga etmektir, dediğini rivayet eder. Nafi" den şöyle rivayet edilir; İbn Ömer (r.a.): Cidal, sövmek, tartışmak ve düşmanlık beslemektir, derdi. İbn Ebi Hatim der ki: Bu, Abdullah b. Zübeyr, Hasan-ı Basrı, İbrahim en-Nehai, Tavus ve Muhammed b. Ka'b'dan rivayete göre bunlar:

 

Cidal kızmaktır, bir Müslüman'ı kızdırmandır. Ancak bir köleyi -ona vurmaksizin- kızdırana kadar azarlarsan, inşaallah bunda bir beis yoktur.

Ben derim ki: Ona vursa bile caizdir. Delili şu hadistir:

 

 

[890] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bekir (r.a.)'ın kızı Esma (r.anha)'dan şöyle rivayet eder: Hac yapmak üzere Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte yola çıkmıştık. Are denen yere geldiğimizde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bineğinden indi. Biz de indik. Aişe (r.anha) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına, ben de babamın yanına oturdum. Ebu Bekir (r.a.) ile Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (ortaklaşa kullandıkları) bir tek yük hayvanı vardı ve bu Ebu Bekr (r.a.)'ın bir hizmetçisinin yanında bulunuyordu. Ebu Bekir oturup hizmetçisinin gelmesini bekliyordu. Derken çıkageldi. Yanında yük hayvanı yoktu. "Hayvanın nerede?" diye sordu. Hizmetçi: "Dün gece onu kaybettim" dedi. Ebu Bekr (r.a.): "Bir tane hayvan vardı, onu da kayıp mı ettin?" dedi ve ona vurmaya başladı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gülümseyerek: "Şu ihramlıya bakın, ne yapıyor?" diyordu. Ebu Davud He İbn Mace de bunu İbn İshak'tan böyle rivayet etmişlerdir. Bu hadisten dolayı bazıları seleften kimi zatlardan: Deveciye vurmak haccın tamamlayıcı larındandır, dediklerini rivayet etmişlerdir. Ancak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in Ebu Bekir (r.a.)’a latif bir kınama tarzıyla, "Şu ihramlıya bakın, ne yapıyor?" demesinden, hizmetçiye vurmamanın daha evla olduğu anlaşılıyor. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[891] İmam Abd b. Humeyd, Müsned'inde Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim hac ibadetlerini (menasik) Müslümanlar onun dilinden ve elinden bir zarar görmeden ifa ederse, geçmiş günahları bağışlanır. "

 

"Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir." Allah (c.c) hacıları sözlü ve fiili çirkin şeylerden men ettikten sonra şimdi de güzel şeyler yapmaya teşvik ediyor. Onların ne yaptıklarını bildiğini ve kıyamet gününde mükafatlarını en bol şekliyle vereceğini haber veriyor.

 

''Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır." Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bazı kimseler ailelerinin yanından hacca, yanlarına hiçbir şeyalmadan çıkıyor ve "Biz Allah'ın Evi'ne hacca gideceğiz de O bize yedirmeyecek mi?" diyorlardı. Bu yüzden Allah (c.c) "Yanınıza sizi insanlara muhtaç bırakmayacak kadar azık alın" buyurdu.

 

 

[892] İbn Ebi Hatim, İkrime’den şöyle nakleder: Bazı kimseler hacca azıksız gidiyorlardı. Bunun üzerine Allah (c.c) ''Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır. " ayetini nazil etti. 

 

Bunu İmam Taberi de İbn Uyeyne'den aynı şekilde rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim der ki: Bu hadisi Verka, Amr b. Dinar'dan, o da İkrime'den, o da İbn Abbas'tan nakletmiştir. Ancak İbn Uyeyne'nin naklettiği daha sahihtir.

 

 

[893] Ben derim ki: Bu hadisi Nesai de Said b. Abdurrahman el-Mahzumi'den, o Süfyan b. Uyeyne'den, o Amr b. Dinar'dan, o İkrime'den, o da İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bazıları azıksız hacca gidiyorlardı. Bu yüzden Allah (c.c) ''Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır. " ayetini nazil etti. 

 

 

[894] Verka'nın rivayetine gelince; onu Buhari, Yahya b. Bişr kanalıyla Şebabe'den; Ebu Davud ... Şebabe'den; ikisinde de Şebabe, Verka'dan, o Amr b. Dinar'dan, o İkrime'den, o da İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Yemenliler "Biz Allah'a tevekkül ediyoruz" diyerek azıksız hacca gidiyorlardı. Bu yüzden Allah (c.c) ''Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır." ayetini inzal buyurdu. Bunu Abd b. Humeyd, tefsirinde, İbn Hibban da Sahih'inde, yine Şebabe'nin rivayetiyle tahric etmişlerdir.

 

Taberi ile İbn Merduyeh, Amr b. Dinar'ın Nafi"den, onun da İbn Ömer (r.a.)'tan nakliyle onun şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: İnsanlar ihrama girince yanlarındaki azıkları atıp yeni azık edinirlerdi. Bunun üzerine Allah (c.c) ''Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır." ayetini indirdi. Böylece onlar bundan men edildiler ve yanlarına un, kavut ve börek gibi şeyler almakla emrolundular. Abdullah b. Zübeyr, Ebu Aliye, Mücahid, İkrime, Şa'bi, Nehai, Salim b. Abdullah, Ata el-Horasani, Katade, Rebi’ b. Enes ve Mukatil b. Hayyan da böyle demişlerdir. Said b. Cübeyr der ki: Yani, yanınıza un, kavut ve börek gibi azıklar alın. Veki' b. Cerrah da tefsirinde der ki: Bize Süfyan, Said b. Cübeyr'den bu ayetin manası hususunda: "Hışknanç" denen kuru ekmek ve kavut gibi azıklar edinin, dediğini nakleder. Yine Veki, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini nakleder: Kişinin seferde azığının iyi olması cömertliğinin alametidir. Hammad b. Seleme'nin Ebu Reyhane'den rivayetinde şu ziyade vardır: Abdullah b. Ömer (r.a.) kendisiyle yol arkadaşlığı yapanlara eli bololmalarını şart koşardı.

 

Allah (c.c) "Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır." buyuruyor. Yüce Allah Müslümanlara dünya hayatında azık edinmeyi emretmesinin ardından, şimdi de ahiret azığı edinmeye yönlendiriyor ki o, takva azığı edinip ahirete onunla gitmektir. Nitekim Allah (c.c) başka bir ayette: "Ey Adem oğu lları, ayıp yerinizi örtecek giyimlikle, sizi süsleyecek elbiseler indirdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır." (A’raf, 26) buyurmuştur. Allah (c.c) maddi giysiden bahsettikten sonra dikkatlerini manevi giysi olan huşu, taat ve takvaya çekmiş, bunun daha hayırlı ve daha faydalı olduğunu söylemiştir. Ata el-Horasani, "Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır." ayetindeki azıkla ahiret azığının kastedildiğini söylemiştir.

 

 

[890] Hafız İmam Taberani, Cerir b. Abdullah'tan, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim dünyada azık edinirse azık ona ahirette fayda verir. "

 

 

[896] Mukatil b. Hayyan der ki: "Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır. " ayeti nazil olunca fakir bir Müslüman kalkarak "Ya Rasulallah! Yanımıza alacağımız hiçbir azığımız yoktur" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İnsanlara el açmanızı engelleyecek kadar azık alın. Edineceğiniz en hayırlı azık ise takvadır" buyurdu. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.

"Ey akıl sahipleri! Benden korkun." Yani: Eyakıl ve idrak sahibi insanlar! Bana karşı gelen ve emrimi yerine getirmeyenlere vereceğim ceza, ukubet ve azaptan sakının.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

198. Rabbinizden gelecek bir lütfu aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin ve O'nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz, siz daha önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.