İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

229, 230.ayetler

 

Boşama Sayısı:

 

229. Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helal olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna. (Ey mü'minler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.

230. Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helal olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.

 

Tefsiri:

 

Bu ayet-i kerime İslam'ın ilk dönemlerinde caiz olan bir şeyi ortadan kaldırmaktadır. Çünkü adam karısını yüz defa da boşasa, iddette olduğu sürece karısına dönme hususunda başka erkeklerden daha fazla hak sahibiydi. Kadınlara zararı olduğundan dolayı Allah (c.c) bunu üç talakla (boşama) sınırlandırdı; ilk iki boşamada kadına geri dönme izni verirken, üçüncüde ondan tamamen ayırdı. İşte bu hususu Allah (c. c) "Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. " buyruğuyla açıklamaktadır.

 

 

[1036] Ebu Davud, Sünen'inde "Adamın üç talaktan sonra karısına dönmesinin cevazı hükmünün kaldırılması" başlığı altında İbn Abbas (r.a.)'ın "Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. " ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: Adam hanımını boşadığında, üç defa da boşamış olsa, ona dönme (ric'at) hakkına sahipti. Allah (c.c) bunu neshederek "Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir." buyurdu. Bunu Nesai, başka bir tarikle rivayet etmiştir.

 

 

[1037] İbn Ebi Hatim, Urve'den şöyle rivayet eder: Bir adam karısına "Seni asla boşamayacağım, ebediyyen de sana dönmeyeceğim" dedi. Kadın: Nasıl yani? dedi. Adam: Seni boşayacağım, sonra iddetin bitimine yakın tekrar alacağım, dedi. Bunun üzerine kadın, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek durumu anlatınca Allah (c.c) "Boşama iki defadır ... " ayetini nazil etti. İmam Taberi de tefsirinde bunu Cebir b. Abdulhamid b.İdris kanalıyla bu şekilde rivayet etmiştir.

 

 

[1038] Abd b. Humeyd de bunu tefsirinde, Cafer b. Avn'ın aynı şekilde Hişam'dan, onun da babasından rivayetiyle zikretmiştir ve lafzı şöyledir:

Adam ne kadar talakla boşamış olursa olsun kadın iddetinde olduğu sürece karısına dönmede herkesten daha çok hak sahibiydi. Ensardan bir adam hanımına öfkelenince "Vallahi ne sana döneceğim, ne de senden ayrılacağım" dedi. Kadın: "Bu nasılolacak?" deyince, adam: Seni boşayacağım ve iddetinin bitimine yakın vakitte tekrar alacağım. Sonra tekrar boşayacağım ve iddetinin bitimine yakın tekrar alacağım, dedi. Kadın bunu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e anlatınca Allah (c. c) "Boşama iki defadır ... " ayetini nazil buyurdu. Bunun üzerine daha önce boşamış olan veya olmayan herkes hiç boşamamış gibi boşama hakkını baştan kullandılar.

 

 

[1039] Bunu İbn Merduyeh, Muhammed b. Süleyman tarikiyle ve buna yakın bir lafızla rivayet etmiştir. Tirmizi de Kuteybe'nin Ya'la b. Şebib'den ... rivayetiyle naklettikten sonra Muhammed İbn Süleyman tarikiyle Hz. Aişe’den rivayet etmiştir. Sonra bunu, (arada Aişe olmaksızın) mürselolarak rivayet etmiş ve "bu daha sahihtir" demiştir. Bunu Hakim de Müstedrek'inde rivayet etmiş ve senedi sahihtir, demiştir.

 

 

[1040] İbn Merduyeh daha sonra başka bir tarikle Aişe (r.anha)'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Önceleri boşamanın belli bir vakti yoktu; adam hanımını boşuyor, sonra iddet bitmedikçe onu geri alabiliyordu. Ensardan bir adam ile karısı arasında, insanlar arasındaki olağan bir tartışma yaşandı. Bunun üzerine adam: Vallahi, seni ne dul ne de evli bir halde bırakacağım, dedi. Hanımını boşuyor, iddet bitmek üzereyken geri alıyordu. Bunu defalarca yaptı. Bunun üzerine Allah (c.c) "Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. " buyruğunu indirdi. Böylece boşamayı üçle sınırlandırdı ve üçüncü boşamadan sonra adama ric'at (kadına dönme) hakkını ancak, kadının başka bir kocayla evlenmesi durumuna bağladı. Bu Katade'den de aynı şekilde mürselolarak rivayet edilmiştir. Bunu Süddi, İbn Zeyd ve Taberi de böyle zikretmişlerdir. Taberi de ayetin tefsirinin böyle olduğunu tercih etmiştir. "Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. " Yani, eğer eşini bir veya iki defa boşamışsan, iddeti devam ettiği sürece, aranı düzeltme ve iyi davranma niyetiyle onu sana döndürmek ile iddeti bitene kadar bekleyerek senden ayrılmasını, ona hiçbir zarar vermeden ve haksızlık yapmadan güzellikle serbest bırakmak arasında muhayyersin. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Adam hanımını iki defa boşamışsa üçüncüde Allah'tan korksun. Ya onu güzellikle yanına alır ve onunla iyi geçim kurar veya güzellikle serbest bırakarak hiçbir haksızlık yapmaz.

 

 

[1041] İbn Ebi Hatim, Ebu Rezin'den şöyle nakleder: Bir adam, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Ya Rasulallah! Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. " buyuruyor. Peki üçüncü talak nerede? dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Güzellikle salıvermektir" buyurdu.

 

 

[1042] Bunu Abd b. Humeyd de tefsirinde rivayet etmiştir ve lafzı şöyledir: ... Ebu Rezin el-Esedi şöyle dedi: Bir adam "Ya Rasulallah! Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir." ayetinde üçüncü talak nerede? diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Güzellikle salıvermek üçüncüsüdür" buyurdu. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de rivayet etmiştir. Said b. Mansur da ... Ebu Rezin'den böyle rivayet etmiştir. İbn Merduyeh de Ebu Rezin’den mürselolarak rivayet etmiştir.

 

 

[1043] İbn Merduyeh de Enes b. Malik (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den böyle rivayet etmiştir.

 

 

[1044] İbn Merduyeh bundan sonra yine Enes b. Malik (r.a.)'tan şu rivayeti zikretmiştir: Bir adam Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Ya Rasulallah! Allah (c. c) boşamayı iki defa olarak zikretti. Peki üçüncüsü nerede?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir." buyurdu.

 

Allah (c.c) "Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helalolmaz. " buyuruyor. Yani, onu daraltarak ve rahatsız ederek sizden kurtulmak için vermiş olduğunuz mehrin hepsini veya bir kısmını vermeye mecbur bırakmayın. Nitekim Allah başka bir ayette şöyle buyurmaktadır: ''Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın." (Nisa, 19) Ama kadın ona kendi rızası ve isteğiyle bir şeyi hibe ederse Allah (c.c) o hususta da şöyle buyuruyor:

"Şayet eşleriniz ondan bir kısmını gönül hoşluğu ile size bağışlar iseler, onu afiyetle yiyin." (Nisa, 4) Fakat eşler birbirleriyle çekişirlerse ve kadın kocasına karşı görevlerini yerine getirmez, ondan nefret eder ve onunla birlikte yaşamaya tahammül edemez hale gelirse kocasının verdiği şeyleri fidye olarak vermesinde, kocanın da bunu kabul etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Bu yüzden Allah (c.c) "Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helalolmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna ... (Ey mü'minler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur ... " buyurmuştur.

 

Peki kadının hiçbir mazeret ve ihtiyacı yok iken kocasından böyle bir talepte bulunması caiz midir?

 

 

[1045] İmam Taberi, Sevban (r.a.) 'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hangi kadın olumsuz hiçbir durum yokken kocasından kendisini boşama talebinde bulunursa cennetin kokusunu almak ona yasaklanır." buyurdu.

 

Bunu Tirmizi de Bündar'ın Abdulvahhab'dan nakliyle ve aynı lafızla rivayet etmiş ve hasen olduğunu söylemiş, ardından şöyle demiştir: "Bazıları bunu bu senetle Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e nispet edilmemiş haliyle rivayet etmiştir."

 

 

[1046] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Esma'dan ve aynı tarikle Sevban'dan, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Hangi kadın hiçbir kötü durum yok iken kocasından kendisini boşama talebinde bulunursa, ona cennetin kokusu haram olur. " Bunu Ebu Davud, İbn Mace ve Taberi de Hammad b. Zeyd'in bu şekildeki rivayetiyle tahric etmişlerdir.

 

 

[1047] İmam Taberi, başka bir tarikle Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in azatlı kölesi Sevban (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Hangi kadın kötü hiçbir durum yok iken kocasından kendisini boşama talebinde bulunursa cennetin kokusu ona haramdır. " Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine: "Muha.laa (kadının kocasına verdiği bir bedelle evlilik bağından kurtulması) ile kocasından boşanan kadınlar müna.!ık kadınların ta kendileridir." buyurdu.

 

 

[1048] Sonra Taberi ile Tirmizi. .. Sevban (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Muhalaa ile boşanan kadınlar münafıklardır. "

 

 

[1049] İmam Taberi ... Ukbe b. Amir'den şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kocalarından muhalaa ile ayrılan kadınlar münafık kadınlardır" Hadis bu kanalla garip ve zayıftır.

 

 

[1050] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Muhalaa yoluyla kocalarından ayrılan ve nikah bağını koparan kadınlar, münafıkların ta kendileridirler. "

 

 

[1051] İbn Mace, İbn Abbas (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Haksız yere kocasından boşanma talebinde bulunup da cennetin kokusunu alan kimse yoktur. Oysa cennetin kokusu kırk yıllık mesafeden alınır. "

 

Sonra seleften ve halefin imamlarından büyük bir kalabalığa göre muhalaa'yı ancak geçimsizlik ve şirretlik kadın tarafından geldiğinde caiz görmüşler, o durumda erkeğin bunu kabul edebileceğini söylemişler, buna da Allah'ın (c. c) "Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helalolmaz." buyruğunu delil göstermişlerdir. Ve şöyle demişlerdir: Dolayısıyla muhalaa ancak bu durumda meşru kılınmıştır. Başkasında ancak delil bulunması halinde caizdir. Aslolan ise delilin olmamasıdır. Bu görüşte olanlardan bazıları İbn Abbas, TavUs, İbrahim, Ata ve Hasan-ı Basri ile cumhur-u ulemadır. Hatta İmam Malik ile İmam Evzai: Adam karısından muhalaa gereği bir şeyler alır ve bununla onu zarara uğratırsa geri vermesi vaciptir ve ric'i bir talak vaki olur, demişlerdir. İmam Malik: Benim yetiştiğim zatların uygulamaları bu şekildeydi, demiştir. İmam Şafii'ye göre ise muhalaa uyuşmazlık durumunda caiz olduğuna göre uyuşma halinde caiz olması daha doğaldır. Bu, İmam Şafii mensubu tüm alimlerin görüşüdür. Ancak İbn Abdilben, İstizkar kitabında, (İmam Şafii'nin öğrencilerinden) Müzeni'den; Muhalaa "Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın." (Nisa, 20) ayetiyle neshedilmiştir, dediğini rivayet etmiştir. Bunu Müzeni’den İmam Taberi de rivayet etmiştir. Fakat bu, söyleyene iade edilecek zayıf bir görüştür.

İmam Taberi (rh.a) bu ayetin Sabit b. Kays b. Şemmas ile karısı Abdullah b. Übeyy kızı Habibe hakkında indiğini söylemiştir. Şimdi bu hadisin değişik tariklerini ve farklı lafızlarını sunalım:

 

 

[1052] İmam Malik, el-Muvatta" da ... Sehl kızı Habibe el-Ensari’den naklettiğine göre kendisi Sabit b. Kays b. Şemmas ile evliydi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir sabah evinden çıktığında alaca karanlıkta kapısının önünde onu gördü ve "Kimdir o?" diye sordu. Habibe "Ben Sehl'in kızı Habibe'yim" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ne işin var?" buyurdu. Kadın kendisini ve kocasını kastederek "Ne ben ne de Sabit b. Kays" ... dedi. Kocası Sabit gelince Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona "Bu Sehl kızı Habibe bana söyleyeceklerini söyledi" buyurdu. Habibe: Ya Rasulallah! Onun bana verdiği şeylerin hepsi yanımdadır, dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adama: "Ondan alacaklarını al" buyurdu. Adam ondan bazı şeyleri aldı ve kadın da ailesinin yanına gidip orada kaldı. İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman b. Mehdi'nin İmam Malik'ten nakliyle, kendi senediyle bunun benzerini rivayet etmiştir. Bunu Ebu Davud da Katade'nin İmam Malik'ten, Nesai ise Muhammed b. Mesleme'nin İbn Kasım'dan, onun da Malik'ten bu şekilde nakliyle rivayet etmiştir.

 

 

[1053] Başka bir hadis: Ebu Davud ile Taberi, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakletmişlerdir: Sehl kızı Habibe, Sabit b. Kays'ın nikahı altındaydı. Bir defasında kadına vurarak bir yerlerini kırdı. Bunun üzerine kadın sabahtan sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek Sabit'i ona şikayet etti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sabit'i çağırarak "Onun bazı mallarını al ve ayrıl" buyurdu. Sabit: Bu olur mu ya Rasulallah? dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet" buyurdu. Sabit: Ben ona iki bahçe verdim ve bunların ikisi de onda, dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onları al ve kadından ayrıl" buyurdu. O da dediğini yaptu. Bu, Taberi'nin rivayetinin lafzıdır.

 

 

[1054] İmam Buhari, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Sabit b. Kays'ın karısı, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Ey Allah Rasulü! Ben Sabit İbn Kays'ın ahlakı ya da dini hususunda aleyhine bir şey söylemiyorum. Fakat ben Müslümanlık hayatımda küfrü de hoş görmüyorum." dedi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ona bahçesini geri verir misin?" diye sorunca, hanımı: Evet, dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' de Sabit'e: "Bahçeni kabul et ve onu bir defa boşa" diye buyurdu. " Bunu Nesai de Ezher b. Cemil'den kendi senediyle benzer şekilde rivayet etmiştir. Buhari aynı hadisi İshak el-Vasıti tarikıyla ve İbn Abbas'a dayanan bir senetle rivayet etmiştir. Hadisi Buhari muhtelif tariklerden rivayet etmiştir. Ancak Eyyub'un İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan naklettiği hadiste Habibe, kocasına kızgınlığını kastederek "Ona tahammül edemiyorum" demiştir. Bu hadis, bu tarikle sadece Buhari'nin rivayet ettiği bir hadistir. Meşhur rivayete göre kadının ismi, daha önce geçtiği gibi Habibe' dir.

 

 

[1055] Ancak İmam Ebu Abdullah b. Batta, İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Selul'un kızı Cemile Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Vallahi ben Sabit b. Kays'ın ne dini yaşantısını ne de ahlakını ayıplıyorum. Ancak İslam'dan sonra küfre girmekten korkuyorum ve kızgınlığımdan dolayı ona tahammül edemiyorum" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kadına "Ona bahçesini iade eder misin?" dedi. Kadın: Evet, deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adama, sadece bahçesini almasını ve başka bir şey istememesini emretti. Bunu İbn Merduyeh, tefsirinde, İbn Mace de kendi senediyle benzer şekilde rivayet etmiştir. Bu ceyyit ve düzgün bir senettir.

 

 

[1056] Taberi'nin Abdullah b. Rebah'tan, onun Abdullah b. Übeyy'in kızı Cemile'den rivayet ettiğine göre; Cemile, Sabit b. Kays ile evliydi ve ona karşı gelmeye başladı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona birini göndererek "Ey Cemile! Sabit'ten hoşlanmadığın şey nedir?" diye sordurdu. Cemile: "Onun dini yaşantısından veya ahlakından hoşlanıyorum, fakat çirkinliğinden hoşlanmıyorum." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona "Sen bahçeyi geri verir misin?" diye sordu. Kadın: Evet, dedi ve bahçeyi iade etti. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de onları ayırdı.

 

 

[1057] İmam Taberi' nin ... Ebu Cerir’den rivayet ettiğine göre o, İkrime'ye "Muhalaa'nın aslı var mıydı?" diye sordu. İbn Abbas (r.a.): İslam'da ilk muhalaa Abdullah b. Übeyy'in kızkardeşinde oldu. Bu kadın Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Ya Resulallah! Onunla (kocamla) benim başımı birleştirecek hiçbir sebep yoktur. Ben perdeyi kaldırdığımda onu bir toplulukla gelirken gördüm de o, aralarındaki en kara, en kısa boylu ve yüzü en çirkin kişiydi, dedi. Kocası: "Ya Resulallah! Ben ona en değerli malımı, bir bahçemi verdim. Onu bana geri verirse, tamam" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kadına: Ne dersin? dedi. Kadın: Evet, hatta isterse daha fazlasını da vereyim, dedi. Böylece Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları ayırdı. 

 

 

[1058] İbn Mace, Amr b. Şuayb'ın, babasından, onun da kendi babasından (Amr'ın dedesinden) nakliyle şöyle rivayet eder: Sehl kızı Habibe, Sabit b. Kays'ın nikahı altındaydı. Sabit çirkin biriydi. Habibe: "Ya Resulallah! Allah korkusu olmasa yanıma girdiğinde yüzüne tüküreceğim" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ona bahçesini geri vermek ister misin?" diye sordu. Kadın ona bahçesini verdi ve bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları ayırdı.

 

İmamlar, kocanın, verdiğinden fazla almasının caiz olup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Cumhura göre "kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. " buyruğu genelolduğundan dolayı bu caizdir.

 

İmam Taberi. .. İbn Semure'nin azatlı kölesi Kesir’den şöyle rivayet eder:

Hz. Ömer (radıyallilhu anh)'a kocasından ayrılmış ve uzaklaşmış bir kadın getirildi. Kadının bol gübreli bir yere konmasını emretti. Sonra onu çağırttı ve "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu. Kadın: Onun evine gittiğimden beri ilk defa beni hapsettiğin bu gece rahatlık yüzü gördüm, dedi. Bunun üzerine Ömer (radıyallilhu anh) adama: "Ondan bir küpe de olsa muhalaa bedeli al ve ayrıl" dedi. Bunu Abdurrezzak da "Ömer (radıyallilhu anh) kadını üç gün hapis tuttu." ziyadesiyle birlikte rivayet etmiştir. Said b. Ebu Arube, Katade kanalıyla Humeyd b. Abdurrahman'dan şöyle rivayet eder: Bir kadın, Hz. Ömer (radıyallilhu anh)'a gelerek kocasını şikayet etti. Ömer (radıyallilhu anh) onu bir gübrelikte geceletti. Sabah olunca ona "Yerini nasıl buldun?" dedi. Kadın:

Onun yanında hiçbir gece bu geceki kadar mutlu olmamıştım, dedi. Bunun üzerine Ömer (radıyallilhu anh) kocasına: Ondan bir saç bağı da olsa al, dedi. İmam Buhari: Osman (radıyallilhu anh) saç bağından daha değersiz bir şey mukabilindeki muhalaayı da caiz görmüştür, demiştir. Abdurrezzak ... Muavviz b. Afra'nın kızı Rubeyyi'den şöyle nakleder: Benim bir kocam vardı. Yanımda olduğunda beni malından faydalandırır, olmadığında ise tamamen mahrum bırakırdı. Bir gün hata ederek "Sahip olduğum her şeyi alarak beni bırakır mısın?" dedim. "Tamam" dedi. Ben de yaptım. Amcam Muaz b. Afra, Hz. Osman'a giderek meselem hakkında davacı oldu. Osman (radıyallilhu anh) bu muhalaayı geçerli saydı ve adama benden bir saç bağı veya daha basit bir şeyalmasını emretti. Bir rivayete göre: Saç bağından daha değersiz bir şeyalmasını emretti, dedi. Bu, muhalaa yapan kimsenin kadından küçükbüyük herhangi bir şeyalmasının, gerekirse ona saç bağı dışında hiçbir şey bırakmamasının caiz olmasını gerektirmektedir. Nitekim Abdullah İbn Ömer, İbn Abbas, Mücahid, İbrahim Nehai, Kabısa İbn Züeyb, Hasan İbn Salih ve Osman el-Bettı de bu görüştedirler. İmamlardan Malik, Leys, Şafii ve Ebu Sevr'in görüşü de böyle olup Taberi de bunu tercih etmiştir. Hanefi mezhebi alimleri (Allah onlara rahmet etsin) ise şöyle demişlerdir: Eğer geçimsizliğin kaynağı kadın idiyse adam ona verdiğini alabilir. Daha fazlasını alması caiz değildir, fakat alırsa mahkemece onaylanır. Ama geçimsizlik adam tarafından idiyse kadından hiçbir şey alması şer'an caiz değildir, fakat alırsa yine mahkemece onaylanır. İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Ubeyd ve İshak b. Rahuyeh ise: Kocanın kadına verdiğinden fazla alması caiz değildir, demişlerdir. Bu aynı zamanda Said İbn Müseyyeb, Ata, Amr İbn Şuayb, Zühri, Tavus, Hasan, Şa'bi, Süleyman ve Rebi' İbn Enes'in de görüşüdür. Mamer ve Hakem şöyle demişlerdir: Hz. Ali, "Erkek kendisinde muhalaa yoluyla boşanan kadından, ona verdiğinden daha fazlasını alamaz." derdi. Evzai de: Kadılar adamın karısına verdiğinden (mehirden) fazlasını almasını onaylamazlar. Ben derim ki: Bu görüşe daha önce zikrettiğimiz İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet edilen Sabit b. Kays olayı delil gösterilir.

 

 

[1059] Zira Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sabit’e sadece bahçeyi almasını, başka bir şeyalmamasını emretmiştir.

 

 

[1060] Başka bir delil: Abd b. Humeyd, Ata'dan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) karısından hülu' yoluyla boşanan adamın, ondan, verdiğinden fazla almasından hoşlanmazdı.

Bunlar, "kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. " ayetine de "yani kocasının kendisine verdiğini iade etmesinde" manasını vermişlerdir. Çünkü öncesinde "Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şeyalmanız size helal olmaz." buyurulmuştur ve ardından "kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. " buyrulunca kasıt "aldığından vermesinde" olur. Nitekim Taberi'nin rivayetine göre Rebi' b. Enes de ayeti "kadının (erkeğe) ondan (yani kocasından aldığı mihirden) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur." şeklinde, "minhu: ondan" ziyadesiyle okurdu. Bu yüzden ayetin sonunda: "Bu söylenenler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir. " buyurulmuştur.

 

Muhalaa Fesih midir, Talak mıdır?

 

İmam Şafii der ki: Arkadaşlarımız muhalaa hakkında ihtilaf etmişlerdir.

Bize ... İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: "Karısını iki defa boşadıktan sonra muhalaa yapan adam isterse onunla evlenebilir. Çünkü Allah (c.c) "Boşama iki defadır .... kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur." buyurmaktadır. İmam Şafii yine şöyle der:

Bize .. İkrime'den şöyle rivayet edildi: Mal ile yapılan hiçbir ayrılma talak değildir. İmam Şafii'den başkaları da Tavus'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Sa'd b. Ebi Vakkas'ın oğlu İbrahim, İbn Abbas (r.a.)'a karısını iki defa boşamış, sonra onunla muhalaa yapmış kişi onunla tekrar evlenebilir mi? diye sordu. İbn Abbas (r.a.): "Evet, muhalaa boşama değildir. Yüce Allah boşamayı o ayetin başında ve sonunda, muhalaayı ise ortasında zikretmiştir. Dolayısıyla muhalaa bir talak değildir." dedi. İbn Abbas (r.a.) daha sonra "Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir." buyruğunu, ardından "Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helal olmaz. " buyruğunu okudu.

İbn Abbas (r.a.)'tan nakledilen bu "muhalaanın talak değil fesih olduğu" görüşü, Hz. Osman (r.a.) ile İbn Ömer (r.a.)'tan rivayet edilmiştir. Tavus ve İkrime de bu görüştedir. Ahmed İbn Hanbel, İshak İbn RahOyeh, Ebu Sevr ve Davud-u Zahiri bu görüştedirler. İmam Şafii'nin eski mezhebindeki görüşü böyledir. Ayet-i kerimenin zahirinden anlaşılan mana da böyledir.

 

İkinci görüşe göre ise muhalaa bir bain talaktır, daha fazlasına niyet ederse niyet ettiği gibi gerçekleşir. Nitekim İmam Malik'in Ümmü Bekr el-İsmailiyye'den naklettiğine göre; o kocası Abdullah b. Halid b. Esid ile muhalaa yaptı. Sonra bunun için Osman (r.a.)'a gittiklerinde o (r.a.): "Bu bir talaktır. Ancak daha fazlasına niyet ettiysen başka. O durumda neye niyet ettiysen odur." dedi. Rivayet zincirindeki Cehman için "Ben onu tanımıyorum" demiş, Ahmed İbn Hanbel de bu hadisi zayıf saymıştır. Bunun benzeri Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Mes'ud ve İbn Ömer’den de rivayet edilmiştir. Said İbn Müseyyeb, Hasan, Ata, Şüreyh, Şa'bi, İbrahim ve Cabir İbn Zeyd de bu görüştedirler. İmam Malik, Ebu Hanife ile ashabı, Sevri, Evzai, Ebu Osman el-Betti ile yeni mezhebinde Şafii de bu görüşü benimsemişlerdir. Ancak Hanefilere göre muhalaa yapan adam bununla bir veya iki talaka niyet ederse veya herhangi bir sayı belirtmeksizin boşamaya niyet ederse bir bain talakla, üç talaka niyet ederse üç talakla boşamış olur. İmam Şafii'nin konu hakkında üçüncü bir görüşü daha vardır: Adam muhalaayı talak / boşama lafzıyla yapmaz ve içinde herhangi bir niyet taşımazsa bu hiçbir şekilde talak sayılmaz.

 

 

Muhalaa ile Ayrılan Kadının iddeti:

 

İmam Malik, İmam Ebu Hanife ve İmam Şafii ile iki rivayetten en meşhuruna göre İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam İshak b. Rahuyeh'e göre muhalaa ile ayrılan kadının iddeti, adet görüyorsa üç kur' dur. Bu görüş Hz. Ömer, Hz. Ali ve Abdullah İbn Ömer’den rivayet edilmiştir. Said İbn Müseyyeb, Süleyman İbn Yesar, Urve, Salim, Ebu Seleme, Ömer İbn Abdülaziz, İbn Şihab, Hasan, Şa'bi, İbrahim-i Nehai, Ebu İyaz, Cülas İbn Amr, Katade, Süfyan-ı Sevri, Leys İbn Sa'd ve Ebu Ubeyd de bu görüştedirler. Tirmizi der ki: Bu, sahabe ve başkalarından ilim ehlinin görüşüdür. Onların bundaki dayanakları şudur: Muhalaa bir talaktır, dolayısıyla diğer boşanmış kadınlar gibi muhalaa ile ayrılan kadının da iddet beklemesi gerekir.

 

İkinci görüş: Bir hayız bekler ve bu sayede rahminin ..... boş olduğunu netleştirir. İbn Ebi Şeybe, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rubeyyi, karısından muhalaa ile ayrıldı. Sonra Osman (r.a.)'a gitti. Osman: Bir haylZ süresi kadar beklesin, dedi. İbn Ömer (r.a.) de önceleri "bu kadın üç hayız bekler" diye fetva verirken, Osman (r.a.)'ın böyle söylemesi üzerine artık böyle fetva veriyor ve "Osman bizim en hayırlımız ve en bilgilimiz" diyordu. İbn Ebi Şeybe yine İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Muhalaa yapmış kadının iddeti bir hayızdır. İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Muhalaa yapan kadının iddeti bir hayızdır. İkrime ve Eban b. Osman da bu görüştedirler. Daha önce "muhalaanın fesih olduğu" görüşünde olduklarını söylediğimiz tüm zatların da bu konuda böyle demiş olmaları gerekmektedir.

 

 

[1061] Bunlar (bir hayız süresi bekler, diyenler) görüşlerine Ebu Davud ile Tirmizi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan yaptıkları şu rivayeti delil getirmişlerdir: Sabit b. Kays'ın hanımı, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devrinde onunla muhalaa yaptı ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona bir hayız beklemesini emretti. Tirmizi daha sonra: Hasen ve garip bir hadistir, demiştir. Bunu Abdurrezzak da İkrime'den mürsel olarak rivayet etmiştir.

 

 

[1062] (Başka bir hadis): Tirmizi'nin Muavviz b. Afra'nın kızı Rubeyyi'den naklettiğine göre; o Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devrinde muhalaa yaptı ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona bir hayız iddet beklemesini emretti -başka bir rivayette: beklemesi emredildi-. Tirmizi: Doğru olan, ona bir hayız süresi iddet beklemesinin emredilmiş olmasıdır, demiştir.

 

[1063) (Hadisin başka bir tariki): İbn Mace, Ubade b. Samit'in torunu Ubade b. Velid'den şöyle nakleder: Muavviz b. Afra'nın kızı Rubeyyi'e: Bana hikayeni anlat, dedim. Dedi ki: Kocamla muhalaa yaptım. Sonra Osman (r.a.)'a geldim ve ona "Ne kadar iddet beklemem gerekiyor?" dedim. "Bir iddet beklemen gerekmiyor. Ancak yakın zamanda seninle ilişkiye girmemiş ise onun yanında bir adet süresi kalırsın." dedi. Rubeyyi daha sonra şöyle dedi: Osman (r.a.) bunda Meryem el-Meğaliye hakkında verdiği hükümde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in izini takip ediyordu. Meryem, Sabit b. Kays ile evliydi ve onunla muhalaa yapmıştı.

 

 

[1064] İbn Lehia ... Muavviz kızı Rübeyyi bint Muavviz'den şöyle rivayet eder: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i, kocasından muhalaa yoluyla ayrıldığında Sabit b. Kays'ın karısına, bir hayız süresi iddet beklemesini emrederken işittim.

 

 

Muhalaa Yapılan Adam Karısına iddetinde Dönebilir mi?

 

Dört imama ve cumhur-u ulemaya göre karısından muhalaa ile ayrılan adam karısına iddetinde onun rızası olmadan dönemez.

 

Çünkü o verdiği mal ile özgürlüğüne kavuşmuştur. Abdullah b. Ebi Evfa, Mahan el-Hanefi, Said b. Müseyyeb ve Zühri'den şöyle rivayet edilmiştir:

Adam kadının verdiği muhalaa malını ona iade ederse iddeti içinde rızası olmaksızın dönebilir. Ebu Sevr'in tercihi de böyledir. Süfyan-ı Sevri de: Muhalaa "talak / boşama" kelimesi telaffuz edilmeden yapılmışsa bir ayrılıktır (tefrik). Bu telaffuz edilerek yapılmışsa kadın iddetinde olduğu sürece ona dönebilir. Davud-u Zahiri de böyle demiştir.

 

Muhalaa ile ayrılmış adamın iddeti esnasında onunla yeniden evlenmesinin caiz olduğunda ise hiçbir ihtilaf yoktur. İbn Abdilberr bir grup kişiden bunun, başka erkekler gibi ona da caiz olmadığı görüşünü nakletmiştir. Fakat bu şaz ve geçersiz bir görüştür.

 

Kadını Muhalaa iddetinde iken Boşarsa Vaki Olur mu?

 

Karısından muhalaa yoluyla ayrılan adam iddetinde iken onu başka bir talakla boşayabilir mi? Bunda alimlerin üç görüşü vardır.

 

Bir: Kocanın böyle bir hakkı yoktur. Çünkü kadın kendi özgürlüğüne kavuşmuş ve ondan ayrılmıştır. İbn Abbas, İbn Zübeyr, İkrime, Cabir İbn Zeyd, Hasan-ı Basri, Şafii, Ahmed İbn Hanbel, İshak İbn Rahuyeh ve Ebu Sevr bu görüştedirler.

İki: Muhalaayı kabul ettiğine dair sözünden sonra talakı arada susmadan telaffuz etmişse talakı gerçekleşir, ikisi arasında sustuktan sonra söylemişse talakı olmaz. İbn Abdilberr der ki: Bu, Osman (r.a.)'tan yapılan rivayete benzemektedir.

 

Üç: İddetinde olduğu sürece yapılan her talak vaki olur.

 

Bu, Ebu Hanife ve ashabı ile Süfyan-ı Sevri ve Evzai'nin görüşüdür. Said İbn Müseyyeb, Şurayh, Tavus, İbrahim, Zühri, Hakim, Hakem, Hammad İbn Süleyman da böyle demişlerdir. Bu görüş İbn Mes’ud ve Ebu'd-Derda'dan da rivayet edilmiştir, fakat İbn Abdilberr "Bu görüş onlardan sabit değildir" demiştir.

Allah (c.c) "Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın.

Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir." buyuruyor. Yani, Allah'ın (c. c) size koyduğu bu kurallar sizin için getirdiği birtakım sınırlardır, o yüzden onları aşmayın.

 

 

[1065] Nitekim sahih bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: "Allah (c.c) birtakım sınırlar koymuştur; onları aşmayın. Birtakım farzlar ve vazifeler belirlemiştir; onları bırakıp zayi etmeyin. Birtakım haramlar koymuştur; onları çiğnemeyin. Birtakım şeylere de -unutmaksızınsize olan merhametinden değinmemiştir; onları da sormayın. "

 

Bu ayet-i kerime üç talakı bir sözde toplamanın (bir defada üç talakla boşama) haram olduğuna delil gösterilebilir. Nitekim bu, Malikilerin ve onlara katılanların görüşüdür. Onlara göre sünnete uygun boşama, teker teker boşamaktır. Zira Allah (c. c) "Boşama iki defadır." buyurmuş, ayetin sonunda "Bu söylenenler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir." buyurmuştur.

 

 

[1066] Onlar görüşlerini Nesai'nin Sünen'inde, Mahmud b. Lebid'den rivayet ettiği şu hadisle güçlendirirler: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e hanımını bir defada üç talakla boşayan bir adamın durumu soruldu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birden kalktı ve "Ben daha aranızda iken Allah'ın kitabıyla mı oynanıyor?" buyurdu. Öyle ki adamın biri kalkıp: "Ya Resulullah! Onu öldüreyim mi?" dedi. Bu rivayetin senedinde kopukluk vardır.

 

"Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helal olmaz. " Yani, adam karısını iki talaktan sonra üçüncü defa boşarsa "kadın bir başka erkekle evlenmedikçe" kocasına helal olmaz. Yani, kadın başkasıyla sahih bir nikahla evlenip onunla ilişkiye girmedikçe onunla evlenmesi helal olmaz. Kadın bir erkekle nikah dışında bir sebeple ilişkiye girerse, cariyenin efendisiyle ilişkisi şeklinde olsa bile, kadını ilk erkeğe helal kılmaz. Çünkü o bir "koca" değildir. Aynı şekilde, kadın biriyle evlenir, fakat onunla ilişkiye girmezse ilk kocasına yine helal olmaz. (Tabiinin büyüklerinden) Said b. Müseyyeb'in "kadının ilk kocasına helal olması için ikinci kocayla akid yapması yeterlidir" dediği fakihler arasında şöhret kazanmıştır. İbn Abdilben de el-İstizkar kitabında bunu onun görüşü olarak nakletmiştir. Fakat bunun doğruluğu şüphelidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

ilk Kocaya Helal Olması için Diğer Kocayla Gerdeğe Girme Şartına Dair Hadisler

 

[1067] İmam Taberi, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bir adamla evlenip onunla ilişkiye girmeden boşanan, sonra başkasıyla evlendikten sonra onun tarafından da hiç ilişkiye girmeden boşanan kadının ilkine dönüp dönemeyeceği sorulduğunda, "Hayır. Kadın adamın balcığından, adam da kadının balcığından tatmadıkça helalolmaz." buyurdu. İmam Taberi'nin rivayetindeki ifade böyledir.

 

 

[1068] Bunu İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Bir adam karısını başar, sonra onunla başka bir adam evlenir ve onunla ilişkiye girmeden onu boşarsa ilk kocasına dönebilir mi?" diye soruldu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır, kadın adamın balcığını tatmadıkça dönemez." buyurdu. Bunu İbn Mace de rivayet etmiştir. Bunu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü olarak İbn Ömer (r.a.)'tan Said b. Müseyyeb rivayet etmiştir. Said b. Müseyyeb'in kendi görüşü olarak nakledilen ise böyle değildir. Said b. Müseyyeb'in hiçbir delile dayanmadan rivayet ettiği hadise aykırı bir görÜşünün olma ihtimali ise uzaktır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1069] Bu hadisi ayrıca Ahmed b. Hanbel, Nesai ve Taberi ... Rezin'in İbn Ömer (r.a.)'tan nakliyle şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e şu adam soruldu: Karısını üç defa boşuyar, sonra karısı başka bir adamla evleniyor ve kapıyı kapayıp perdeleri çekiyor. Bir ilişkiye girmeden onu boşuyor. Bu kadın ilk adama helalolur mu? Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O kimseler için "Kadın onun balcığını tatmadıkça olmaz" buyurdu. Bu, Ahmed'in rivayetidir. Ahmed b. Hanbel'in rivayetlerinden birinde ravi (buradaki gibi Rezin b. Süleyman değil) Süleyman b. Rezin olarak geçmektedir.

 

 

[1070] (Başka bir hadis) İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Bir adam bir kadını başar, sonra kadın başkasıyla evlenir ve onunla bir ilişkiye girmeden kocası onu boşarsa bu kadın ilk kocaya helalolur mu?" diye soruldu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır. Diğeri kadının balcığından, kadın da adamın babğından tatmadıkça olmaz" buyurdu. İmam Taberi bunu böyle, Muhammed b. Dinar b. Sandal'ın rivayetiyle zikretmiştir. İbn Ebi Furat adıyla bilinen bu kişi hakkında ihtilaf edilmiştir. Kimisi onu zayıf sayarken, kimisi kuvvetli bulmuş, kabul etmiş ve hadisini hasen saymıştır. Ebu Davud onun vefatından önce bunadığını zikreder. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1071] (Başka bir hadis). İmam Taberi, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kocası tarafından üç talakla boşanan, sonra başka bir kocayla evlenen ve bir ilişkiye girmeden onun tarafından boşanan ve ilk kocaya dönmeyi isteyen bir kadının durumu soruldu, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hayır, diğeri kadının balcığını tatmadıkça olmaz" buyurdu. Ymam Taberi daha sonra bunu başka bir kanalla Şeyban b. Abdurrahman'dan rivayet etmiştir. Ravilerden Ebu Haris, bilinmeyen, meçhul bir kimsedir.

 

 

[1072] (Başka bir hadis): İmam Taberi, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Bir adam karısını üç defa boşadı, sonra kadınla başkası evlendi. İkinci kocası onu hiç dokunmadan boşadı. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Bu kadın ilk kocaya helalolur mu?" diye soruldu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "İlk kocanın tattığı gibi ikinci koca da onun babğından tatmadıkça olmaz" buyurdu. Bunu Buhari, Müslim ve Nesai birçok tarikle Ubeydullah b. Ömer el-Umeri'nin Kasım b. Muhammed b. Abdurrahman b. Ebu Bekir'den, onun da halası Aişe (r.anha)'dan nakliyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[1073] İmam Taberi, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e "Bir adam karısını boşar, sonra kadın başkasıyla evlenir ve onunla baş başa kaldıktan sonra bir ilişkiye girmeden tarafından boşanırsa, kadın ilk kocasına helal olur mu?" dendi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Diğer koca kadının balcığından, kadın da onun balcığından tatmadıkça, kadın ilk kocaya helalolmaz." buyurdu. Bunu Ebu Davud, Müsedded'den; Nesai, Ebu Kureyb'den, bunların Ebu Muaviye'den nakliyle rivayet etmişlerdir ki bu Ebu Muaviye, Muhammed b. Hazim ed-Darir'dir.

 

 

[1074] (Başka bir tarik) İmam Müslim, Sahih'inde, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kocasıyla evlenip tarafından boşanan, sonra başka bir kocayla evlenip onunla ilişkiye girmeden onun tarafından da boşanan kadının ilk kocasına helal olup olamayacağı soruldu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Adam kadının balcığından tatmadıkça olmaz" buyurdu. Müslim der ki: Bize hadisi İbn Ebi Şeybe de bu isnadla Hişam'dan rivayet etti. Hadisi Buhari'de Ebu Muaviye (Muhammed İbn Hazim) kanalıyla Hişam'dan rivayet etmiştir. Hadisi başka iki kanaldan da sadece Müslim rivayet etmiştir. Hadisin aynısını veya benzerini İbn Cerir de Abdullah İbn Mübarek kanalıyla ... Hz. Aişe'den merm' olarak rivayet etmiştir. Hadısin isnadı ceyyiddir.

 

 

[1075] Bu, İmam Buhari'nin rivayet ettiği şu hadisin kısa varyantıdır:

Aişe (r.anha)'dan: Rifaa el-Kurazi bir kadınla evlendi, sonra onu boşadı. Kadın başka bir adamla evlendi. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek adamın kendisine yaklaşamadığını ve onun erlik organının elbise püskülü gibi olduğunu söyledi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hayır, sen onun balcığını tatmadıkça ve o senin balcığını tatmadıkça ona helal olmazsın" diye cevap verdi. Hadisi bu kanalla sadece İmam Buhari rivayet etmiştir.

 

 

[1076] (Başka bir tarik): İmam Buhari, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Ben ve Ebu Bekir, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında iken Rifaa el-Kurazi'nin hanımı çıkageldi ve şöyle dedi: Rifaa beni kesin bir şekilde boşadı. Sonra benimle Abdurrahman b. Zübeyr evlendi. Onunki (erkeklik organı) ise bir püskül gibi (bunu derken elbisesinden bir parçayı tuttu). Halid b. Sa'd As kapıdaydı ve girmesine izin verilmemişti. "Ey Ebu Bekir, bu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda apaçık söylediklerinden dolayı bu kadını engellemeyecek misin?" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buna sadece tebessüm etti. Kadına da: "Herhalde sen Rifaa'ya geri dönmek istiyorsun. Ancak sen onun (ikinci kocanın) balcığını tadıp, o da senin balcığını tatmadıkça olmaz" buyur- du. Buhari', Müslim ve Nesai de bunu böyle rivayet etmişlerdir. Müslim'in Abdurrezzak kanalıyla gelen rivayetinde:

 

"Rifaa onu üç talakın sonuncusu olarak boşamıştı." ifadesi yer almaktadır. Ebu Davud dışındaki Kütüb-i Sitte müellifleri bunu Süfyan b. Uyeyne tarikiyle rivayet etmişlerdir. Buhari', Ukayl'ın tarikiyle, Müslim de Yunus b. Yezid'in tarikiyle rivayet etmiştir. Müslim' deki ifade: "Üç talakın sonuncusu olarak" şeklindedir. Nesai bunu Eyyub b. Musa'nın tarikiyle, ayrıca Salih b. Ebi Ahdar da rivayet etmiştir. Bunların hepsinin bu hadisi aldığı kişi Zühri' dir. O Urve'den, o da Aişe (r.anha)'dan rivayet etmiştir.

 

 

[1077] İmam Malik, Zübeyr b. Abdurrahman b. Zübeyr'den şöyle nakleder: Rifaa b. Simval, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'in zamanında karısı Vehb kızı Temime'yi üç talakla boşadı. Temime, Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendi. Ancak Abdurrahman cinsel iktidarsızlığı sebebiyle ona yaklaşamadı ve sonunda ondan ayrıldı. Temime'nin ilk kocası Rifaa onunla tekrar evlenmek istedi ve bunu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e açtı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bundan men etti ve "O kadın balcıktan tatmadıkça sana helal olmaz" buyurdu. el-Muvatta' ravileri de İmam Malik'ten böyle rivayet etmişlerdir. Senedinde kopukluk vardır. Bunu İbrahim ile Abdullah b. Vehb, Malik kanalıyla Abdurrahman İbn Zübeyr'den muttasıl (bitişik) olarak rivayet etmişlerdir.

 

 

Bir Fasıl: Hile Yollu Evlilik, Hülle:

 

İkinci kocadan kasıt, meşru evlilikte olduğu gibi kadınla evlenme arzusunda olan, yaşamı birlikte sürdürme niyeti bulunan kişidir. İmam Malik bununla birlikte ikinci kocanın onunla mübah bir cinsel ilişkiye girmiş olmasını şart koşar. Dolayısıyla ikinci koca kadın ihramlı, oruçlu veya itikafta iken veya hayızlı, lohusa iken veyahut koca oruçlu, ihramlı veya itikafta iken onunla ilişkiye girerse bu ilişkiyle ilk kocaya helal olmaz. Yine ikinci koca zimmi ise kadın onunla evlenmekle ilk kocaya helal olmaz. Çünkü kafirlerle yapılan evlilik İmam Malik’e göre geçersizdir. İbn Abdilberr'in aktardığına göre Hasan-ı Basri bu birleşmede kocanın menisinin akmasını şart koşmuştur. Sanki o, bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Sen onun balcığından, o da senin balcığından tatmadıkça helal olmaz" sözünden çıkarmıştır. Bu görüşe göre kadından da meninin gelmesinin şart olması gerekir. Fakat balcıktan kasıt, meni değildir.

 

 

[1078] Zira Ahmed b. Hanbel ve Nesai'nin Aişe (r.anha)'dan rivayet ettiklerine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "İyi bilin ki balcıktan kasıt cimodır. " buyurmuştur.

 

Ama ikinci koca bu evlilikle kadını birinci kocayla evlenebilir hale getirmeyi amaçlıyorsa bu hadis-i şeriflerde yerilen ve lanetlenen muhallildir (eski kocaya helal kılıcı). Bu kastını akit esnasında dile getirirse imamların büyük çoğunluğuna göre nikah akdi batıl (geçersiz) olur.

 

 

Bu Hususta Varit Olan Hadisler:

 

[1079] (Birinci hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bedenine dövme yapana ve yaptırana, saçına ek yapana ve yaptırana, eski kocasına helal yapmak için evlenene ve kendisi için evlenilen eski kocaya, faiz yiyene ve yedirene lanet etti. Sonra Ahmed b. Hanbel, Tirmizi ve Nesai başka bir kanalla böyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi bu hadisten sonra şöyle demiştir:

 

Hasen-sahih bir hadistir. Sahabeden içlerinde Ömer, Osman ve İbn Ömer'in (Allah hepsinden razı olsun) bulunduğu ilim ehlince uygulama da böyledir.

 

Tabiinin fakihleri de bu görüştedir. Bu aynı zamanda Ali, İbn Mes'ud ve İbn Abbas'tan da rivayet edilmiştir.

 

 

[1080] (Hadisin İbn Mes'ud (r.a.)'tan başka bir tarikinde) İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah hülle yapan ve yaptıran erkeğe lanet etmiştir. "

 

 

[1081] (Başka bir tarik). İmam Ahmed b. Hanbel ve Nesai'nin ... İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre o (r.a.) şöyle demiştir: Riba yiyen (alan) ve faiz olduğunu bildikleri halde onda ve kil olan, şahitlik yapan (iki kişi) ve katibi, saç ekleyen ve ekleten, zekatı vermeyen ve onda haddi aşan, hicret ettikten sonra bedevice irtidat eden, hülle yapan ve yaptıran (kadınla evvelki kocasına helal olması için nikahlanan erkek ile bu iş kendisi için yapılan ilk koca) ... bunlar kıyamet günü Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in diliyle lanetlenmişlerdir.

 

 

[1082] (İkinci Hadis). İmam Ahmed b. Hanbel, Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) faiz yiyene, yedirene, iki şahidine ve katibine, güzelleşmek için dövme yapana ve yaptırana, zekat vermeyene, hülle yapana ve kendisi için hülle yapılana lanet etti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ölünün arkasından bağırıp çağırmaktan da nehyederdi. Bunu ayrıca Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace de rivayet etmişlerdir.

 

 

[1083] İmam Ahmed b. Hanbel daha sonra şöyle der: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) faiz alana, onu yiyene, katibine ve şahidine, hülle yapana ve kendisi için hülle yaptırılana lanet etti. "

 

 

[1084] (Üçüncü Hadis). İmam Tirmizi, Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hülle yapana ve kendisi için hülle yaptırılana lanet etti. Tirmizi daha sonra şöyle der: Senedi kuvvetli değildir. Mücalid'i, aralarında İmam Ahmed b. Hanbel'in bulunduğu birçok ilim ehli zayıf görmüştür. Birinci hadis daha sahihtir.

 

 

[1085] (Dördüncü Hadis). Ukbe b. Amir (r.a.)'tan: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Size kiralık tekeyi haber vereyim mi?" dedi. "Evet, ya Resulallah!" dediler. "O hüllecidir. Allah (c.c) hülle yapana ve kendisi için hülle yaptınlana lanet etmiştir. " buyurdu. Hadisi sadece İbn Mace rivayet etmiştir. Bunu ayrıca İbrahim b. YakOb el-Cuzcani, Osman b. Salih'ten, o da Leys'ten bu şekilde rivayet etmiş, ardından şöyle demiştir: Bu hadisten dolayı muhaddisler Osman'ı çok eleştiriderdi. Ben derim ki: Bu Osman, sikalardandır. İmam Buhari Sahih'inde ondan rivayet etmiştir. Sonra başkaları da ona mütabaat etmişlerdir. Zira Cafer el-Firyabi, İbn Ferik adıyla meşhur Abbas'tan, o Ebu Salih'ten, o da Leys'ten bu şekilde rivayet etmiştir. Böylece o sorumluluktan kurtulmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1086] (Beşinci Hadis) İbn Mace, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hülle yapanı ve kendisi için hülle yapılanı lanetledi.

 

 

[1087] (Başka bir tarik). İmam Hatib el-Cuzcani, İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.) 'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e hüllecinin evliliği soruldu. O (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hayır. Hileli nikah değil, istek ve arzu üzere kurulu ve Allah'ın kitabıyla alayolmayan bir nikah olacak. Sonra da adam kadının balcığını tatmış olacak." buyurdu. Bu iki senet İbn Ebi Şeybe'nin Amr b. Dinar kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiği benzer hadisle kuvvetlenmektedir. Bu mürsel rivayetle öncesindeki rivayet birbirleriyle kuvvet bulmaktadırlar. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1088] (Altıncı hadis). İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hülle yapana ve kendisi için yapılana (bir kadın, kendisini daha önce üç talak ile boşayan kocasına helal olsun diye onu nikahlayan kişi ile kendisi için hülle yapılan ilk koca) lanet etti. Bunu İbn Ebi Şeybe, Cuzcani ve Beyhaki de aynı şekilde Abdullah b. Cafer el-Kureşi kanalıyla rivayet etmişlerdir. Ahmed b. Hanbel, Ali b. el-Medini, Yahya b. Main ve başkaları onun sika olduğunu söylemişlerdir. Müslim de Sahih'inde Osman b. Muhammed el-Ahnesi'nin -ki Yahya b. Main onun sika olduğunu söylemiştir- Said el-Makburi'den nakliyle rivayet etmiştir. Dolayısıyla bu, sahih olduğunda ittifak edilen bir hadistir.

 

 

[1089] (Yedinci Hadis). Hakim, Müstedrek'inde, Nafi"den şöyle nakleder: Bir adam İbn Ömer (r.a.)'a gelerek, hanımını üç defa boşamış ve aralarında bir anlaşma olmaksızın bir dostu ona helal olması için onunla evlenmişse kadın ilk kocasına helal olur mu, diye sordu. İbn Ömer (r.a.): Hayır. Ancak arzu ve rağbet üzere yapılan nikah olur. Biz Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında bunu zina sayardık, dedi. Hakim sonra:

 

Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da senedi sahihtir, demiştir. Bunu Süfyan-ı Sevri, Abdullah b. Nafi"in babasından, onun İbn Ömer (r.a.)'tan nakliyle rivayet etmiştir. Cümle tarzı bunun merru olduğu izlenimini vermektedir. İbn Ebi Şeybe, Harb el-Kirmani ve Ebu Bekir el-Esrem de Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: "Bana hülle yapan ve kendisine hülle yaptırılan her kim getirilirse onu recm ederim." Beyhaki, Süleyman b. Yesar'dan şöyle nakleder: Hz. Osman b. Affan'a eski kocasına helal olması için bir kadınla evlenen bir adam götürüldü ve Hz. Osman (r.a.) onları ayırdı. Ali, İbn Abbas ve daha pek çok sahabeden de (Allah onlardan razı olsun) böyle rivayet edilmiştir.

 

 

Ayetin Tefsirinin Devamı:

 

"Eğer bu kişi de ... " yani ikinci kocası onunla gerdeğe girdikten sonra "onu boşarsa," kadın ile ilk koca ''Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde" yani iyilikle geçineceklerine kanaat getirdikleri takdirde ... Mücahid der ki: Yani evliliklerinde bir hile olmadığına kanaat getirdikleri takdirde "yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır." Yani şer'i kuralları ve hükümleridir. ''Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için beyan eder", yani açıklar.

 

İmamlar, adam hanımını bir veya iki talakla boşar ve iddeti bitene kadar kadına dönmez, sonra kadın başka biriyle evlenip onunla gerdeğe girdikten sonra onun tarafından da boşanır ve iddeti bittikten sonra ilkiyle evlenirse kaç talak hakkıyla döneceği hususunda ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmed b. Hanbel'e göre eskisinden arta kalan talak sayısıyla döner. Bu bir grup sahabinin görüşüdür. Diğer görüşe göre önceki talakları ortadan kaldırır ve ilk kocasına üç talak hakkının hepsiyle döner. İmam Ebu Hanife ve arkadaşlarının görüşü böyledir. Hanefilerin gerekçesi şudur: İkinci koca adamın üç talakını ortadan kaldırdığına (ve kadın ilk kocaya üç talak hakkıyla döndüğüne) göre, daha az talakı ortadan kaldırması daha evladır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

231. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikah altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlenceye almayın. Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini, (size verdiği hidayeti), size öğüt vermek üzere indirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir.