İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

14, 15.ayetler

 

14. (Bu münafıklar) mü'minlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla sadece alay ediyoruz, derler.

15. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c) burada şöyle buyuruyor: Bu münafıklar, mü'minlerle karşılaştıklarında "biz inandık" derler. Yani mü'minleri aldatına ve kendini gizleme (takiyye) maksadıyla ve de elde ettikleri dünyevi menfaatlerde ve ganimetlerde onlarla ortak olabilmek için iki yüzlü ve yapmacık hareketlerle kendilerini onlara mü'min, dost ve arkadaş olarak gösterirler.

 

"Şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise", yani mü'minlerin yanından ayrılıp gittikleri ve şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise ... Burada '..... ile müteaddi yapıldığından dolayı ''..... baş başa kaldılar" fiiline "..... ayrılıp gittiler" manası gizlenmiş, böylece hem nutkedilen hem de gizlenen fiilinin manasını vermesi sağlanmıştır. Bazıları buradaki ..... nın ..... manasında olduğunu söylemişlerse de birincisi daha güzeldir. Nitekim Taberi'nin sözleri de bu görüş etrafında dönmektedir.

 

Süddi, tefsirinde Ebu Malik'ten şöyle nakleder: "Şeytanları ile ... " yani efendileri, büyükleri ve başkanları olan Yahudi din adamları, müşriklerin ve münafıkların başları ile "baş başa kaldıklarında", yani onların yanına gittiklerinde ...

 

Süddi, tefsirinde; Ebu Malik'ten, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan, Mürre el-Hemedani kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.)'dan ve başka sahabilerden şöyle nakleder: "Şeytanları ile baş başa .. " daki şeytanlardan kasıt, küfürdeki önderleridir. Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Arkadaşlarının yanına gittiklerinde, ki onlar şeytanlarıdır.

 

Muhammed b. İshak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Şeytanları", yani onlara Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i yalanlamalarını emreden ve O'nun getirdiklerine muhalif düşünceler empoze eden Yahudiler. Mücahid: "Şeytanları ile", yani münatık ve müşrik dostlarıyla, demiştir. Katade: "Şeytanları ile", yani şirkteki ve şerdeki başkan ve önderleriyle ... "Şeytanları ile"yi Ebu Malik, Ebu Aliye, Süddi ve Rebi' b. Enes de benzer şekilde tefsir etmişlerdir.

 

Taberi der ki: Her şeyin şeytanı, onların azgınlarıdır. Allah'ın (c. c) şu ayette buyurduğu gibi, şeytanlardan ve insanlardan olur: "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar." (En'am, 112)

 

 

[384] Nitekim Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde, Ebu Zerr (r.a.)'dan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "İn sı ve cinnı şeytanlardan Allah'a sığınırız" dedi. "Ya Rasulallah! İnsanlardan da şeytanlar var mıdır? dedim. "Evet" buyurdu.

 

Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Derler ki: Biz sizinle beraberiz." Muhammed b. İshak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Yine biz sizinle üzerinde olduğunuz yoldayız. "Biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz. " Yani; biz onlarla sadece alayetmekte ve eğlenmekteyiz. Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Biz Muhammed'in arkadaşlarıyla eğlenip alaya almaktayız. Rebi' b. Enes ile Katade de böyle derler.

 

Allah (c.c) ise onların sözlerine cevap ve yaptıklarına karşılık olarak şöyle buyuruyor: "Gerçekte ise Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar taşkınlıklarında başıboş dolaşıp dururlar. "

Taberi der ki: Allah (c.c) şu ayetlerde de kıyamet günü onlara böyle yapacağını haber vermektedir: "Münafıklar onlara: Biz sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler. (Mü'minler de) derler ki: Evet ama, siz kendi başınızı belaya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı!" (Hadıd: 13) "İnkar edenler sanmasınlar ki kendilerine mühlet vermemiz onlar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını arttırmaları için fırsat veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır." (Al-i İmran, 178)

 

Allah'ın (c.c) münafıklarla ve kendisine ortak koşan müşriklerle alay ve istihza etmesini, tuzak ve hilesini ifade eden bu ve benzeri ayetlerdeki mana bazılarına göre, olduğu gibidir. Yani Allah (c.c) gerçekten onlarla alay, istihza ... eder. Bazıları: Allah'ın (c.c) onlarla alayetmesinin manası; işledikleri günahlar ve inkarları sebebiyle onları kınaması ve azarlamasıdır, demişlerdir. Bazıları da şöyle demişlerdir: Bu ve benzerleri, onlara yaptıklarının zıddıyla mukabelede bulunma kabilindendir. Mesela kişi kendisini aldatanı ele geçirdiğinde "asılonu ben aldattım" der. Aslında onu aldatmamıştır, fakat ipler onun eline geçince böyle demiştir. Bunlar derler ki: Allah'ın (c.c) "(Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır." (Al-i İmran, 54) buyruğu da bir şeyi aynısıyla cezalandırma kab ilindendir. Çünkü Allah (c.c)'dan tuzak ve alay sadır olmaz. Dolayısıyla mana şöyledir: Tuzak ve alayları kendilerini kuşattı (kendi tuzaklarına düştüler).

 

Bazıları da şöyle demişlerdir: Allah'ın (c. c) buradaki "Biz onlarla (müminlerle) sadece alayediyoruz, derler. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de" buyruğu ile, "Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir." (Nisa, 142) Ve "Sadakalar hususunda, mü'minlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alayedenler var ya, Allah işte onları maskaraya çevirmiştir. " (Tevbe, 79)

 

"Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu!." (Tevbe, 67) ve benzeri ifadelerle yer alan buyrukları; Allah'ın (c. c) alaylarının karşılığını vermesi, aldatışlarını cezalandırması manasındadır. Anlamları farklı olduğu halde Allah (c.c) onları cezalandırmasını ve amellerinin karşılığını vermesini yaptıkları fiilin aynısıyla ifade etmiştir. Şu ayetlerde de aynı durum söz konusudur: "Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. " (Şura, 40) "Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın." (Bakara, 194) Zıra burada zikredilenlerin ilki zulüm, diğeri ise adalettir. Dolayısıyla lafzen aynı olmakla birlikte manaları farklıdır. Bunlar, Kur'an-ı Kerim'deki benzer tüm ayetleri bu şekilde açıklamışlardır.

 

Taberi devamla şöyle der: Bazıları da şöyle demişlerdir: Münafıklar azgınlarıyla baş başa kaldıklarında onlara "Biz Muhammed'i ve getirdiklerini inkarda sizin dininiz üzereyiz. Onların yanında 'Biz Muhammed’e ve getirdiklerine inanıyoruz' diyerek onlara farklı yansıtıyor, bu şekilde onlarla alay ediyoruz." derler. Allah (c.c) da, kendilerine ahirette vereceği azap ve cezanın aksine, dünyada kanlarının ve mallarının güvence altında tutulması gibi birtakım zahiri hükümler koymak suretiyle asıl kendisinin onlarla alayettiğini haber vermiştir.

 

İmam Taberi daha sonra bu görüşün bakış açısını onu destekler mahiyette şöyle açıklar: Çünkü tuzak kurma, aldatma ve alayetmeyi eğlence ve oyun şeklinde yapmak, Allah (c.c) hakkında icmayla imkansızdır. Taberi daha sonra şöyle der: İbn Abbas (r.a.)'dan bizim burada söylediğimize uygun olarak şöyle rivayet edilmiştir: "Allah onlarla alayeder", yani intikam almak suretiyle onlarla alayeder.

 

Süddi; Ebu Malik'ten, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan, Mürre el-Hemedani kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.)'dan ve başka sahabilerden; "Azgınlıklarında onlara destek / fırsat verir" ayeti hakkında şöyle rivayet etmiştir: Yani, onlara mühlet verir. Mücahid: Azgınlıklarını artırır, diye tefsir etmiştir. Taberi der ki: Doğru olan mana şöyledir; fırsat ve mühlet vermek için azgınlıklarında ve sapkınlıklarında bırakır. Şu ayet-i kerimede olduğu gibi: "Yine O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi, onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız." (En'am, 110)

"..... / tuğyan" bir şeyde taşkınlık ve haddi aşmak demektir. Nitekim Allah (c.c) "Şüphesiz, su taştığı vakit sizi gemide biz taşıdık." (Hakka, 11) buyurmuştur. Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Bu yüzden onlar taşkınlıklarında başıboş dolaşıp dururlar. " Yani; küfürlerinde bocalayıp dururlar. Sahabilere kadar varan senediyle Süddi de bunu böyle tefsir etmiştir. Ebu Aliye, Katade, Rebi' b. Enes, Mücahid, Ebu Malik, Abdurrahman b. Zeyd de bu görüştedirler. Yani; küfürlerinde ve sapıklıklarında ...

 

Taberi der ki: "..... fiilinin masdarı olan "ameh" yolunu kaybetmek demektir. Kişi yolunu şaşırdığında "....." denir. Muzarisi ..... masdarı ise ....  tur. "Tuğyanlıklarında ameh ederler"in manası; pisliği kendilerini kuşatmış ve necaseti üzerlerini kaplamış bulunan sapıklıklarında ve küfürlerinde yolunu kaybetmiş halde şaşkın şaşkın dolaşır, bu halden çıkış yolu bulamazlar. Çünkü Allah (c.c) kalplerine mühür ve damga vurmuş, gözlerini hidayete karşı kör etmiş ve araya perde çekmiştir. Artık hiçbir doğruyu göremez ve hiçbir yol bulamazlar.

 

Bazıları şöyle demişlerdir: .... Amalık' gözün görmemesi .... amehlik' ise kalbin görmemesidir. Bazen a’malık kalbin körlüğü için de kullanılır;

 

''Ama gerçek şu ki gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur." (Hacc, 46) ayetinde olduğu gibi. ..

 

Fiil çekimi o ..... 'tur. İsm-i faili ..... bunların çoğulu ise ..... gelir. Birinin devesi gitmişse ve nereye gittiğini bilmiyorsa sen bunu Arapça "....." ile ifade edersin.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

16. İşte onlar, hidayete karşılık delaleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.