İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

23, 24.ayetler

 

Kur'an Mucizesi:

 

23. Eğer kulumuza indirdiklerimizden şüphe ediyorsanız haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi de çağırın.

24. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. O, kafirler için hazırlanmıştır.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c), kendinden başka hiçbir İlah bulunmadığını bildirdikten sonra şimdi de Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O'nun peygamberi olduğunu ortaya koymak üzere kafirlere şöyle sesleniyor: "Eğer kulumuza" yani Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "indirdiklerimizden şüphe ediyorsanız haydi onun benzeri" onun getirdiğinin benzeri "bir sure getirin." Onun Allah (c. c) katından olmadığını iddia ediyorsanız ona bir benzeri ile karşı koyun. Bunun için de Allah (c.c) dışında dilediğiniz kimselerden yardım isteyin. Fakat sizin buna gücünüz yetmez.

 

İbn Abbas (r.a.) der ki: "Şahitleriniz"den maksat, yardımcılardır. Yani bunda size yardım edecek başka birileri. .. Süddi'nin rivayetine göre Ebu Malik 'şahitleriniz'i, "ortaklarınız" diye tefsir eder ve şöyle der: yani bu hususta size destek verecek ve yardım edecek ilahlarınızdan yardım isteyin. Mücahid de: Yani buna şahit olacak kimseleri, yani fasih Arapça hakemlerini getirin, der.

 

Allah (c.c) bu meydan okumayı birden çok yerde yapar. Kasas suresinde:

"De ki: Eğer doğru sözlü iseniz Allah katından, bu ikisinden daha doğru bir Kitap getirin de ona uyayım. " (Kasas, 49) buyurur. İsra suresinde: "De ki: And olsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere ins'ü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler. " (İsra, 88) diye meydan okur. Hud suresinde: "Yoksa, 'Onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sure getirin." (Hud, 13) buyurur. Yunus suresinde de şöyle buyurur: "Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab'ı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, o alemlerin Rabbindendir. Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer sizler doğru iseniz Allah'tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep beraber) onun benzeri bir sure getirin." (Yunus, 37-38) Bu ayetlerin tamamı Mekki'dir.

Allah (c.c) daha sonra Medine'de de bu ayetle meydan okumuştur.

 

"Eğer kulumuza" yani Muhammed’e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "indirdiklerimizden şüphe" (rayb şüphe demektir) "ediyorsanız, haydi onun" yani Kur'an'ın "benzeri bir sure getirin. "

 

Mücahid ve Katade'den "mislihi: onun benzeri" ifadesini "Kur'an'ın benzeri" diye tefsir etmişlerdir. Taberi, Zemahşeri ve Razi'nin tercih ettiği bu görüşü Taberi; İbn Ömer (r.a.), İbn Mes'ud (r.a.), İbn Abbas (r.a.), Hasan-ı Basri ve muhakkik alimlerin çoğundan rivayet etmiştir. Taberi bunu tercih etme sebeplerini zikretmiştir ki onların en iyisi şudur:

 

Allah (c.c) onlara, okuma yazması olanı ve ümmisiyle, teker teker ve topluca meydan okumaktadır. Bu ise, yazamayan ve ilimlerden hiçbir şey bilmeyen ümmi fertlere meydan okumadan daha büyük ve kapsamlı bir meydan okumadır. Tercihinin başka bir sebebi Allah'ın (c. c) diğer ayetlerdeki "onun gibi uydurulmuş on sure getirin. " (Hud, 13) 'bnun benzerini getiremezler" (İsra, 88) ifadeleridir (ikisinde de kastedilenin Kur'an olduğu açıktır).

 

Bazıları ise bunu Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile tefsir etmişler ve şöyle mana vermişlerdir: "Min mislihi; yani öyle si birinden, yani okuma yazma bilmeyen öylesi bir ümmiden .. .' Sahih olan birincisidir. Çünkü Araplar en fasih millet olmakla birlikte, meydan okuma daha geneldir, tüm milletlere yöneliktir.

Allah (c. c) meydan okumayı Mekke ve Medine'de defalarca tekradadı.

Müşrikler ise Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e aşırı düşmanlıkları ve dinine olan kinlerine rağmen bundan aciz kaldılar. Bu yüzden Allah (c.c) "Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız-" buyurmuştur. "..... yapamayacaksınız" sözünde yer alan len edatı, ebediyyen olmamayı ifade eder. Yani bunu ilelebet, hiçbir zaman yapamayacaksınız. Bu da başka bir mucizedir. Zıra Allah (c. c) bu Kur'an'ın karşısına bir mislinin çıkarılamayacağını haber vermiş ve bu gerçekleşmiştir. O günden zamanımıza kadar karşısına çıkılamamış, meydan okuduğu şey yapılamamıştır. Kur'an, her şeyi yaratan Allah'ın kelamı iken, bunu kim yapabilir? Yaradanın kelamı, yaratılanın sözüne nasıl benzeyebilir? Kur'an-ı Kerım üzerinde düşünen kimse onda lafız ve mana yönünden açık ve gizli, türlü türlü mucizeler bulur.

 

Allah (c.c) "Elif. Lam. Ra. (Bu sana indiriten), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır." (Hud, 1) buyurur. Yani, lafızları sağlam yapılıp manaları açıklanmıştır. Veya diğer tefsire göre; lafızları açıklanmış, manaları sağlam yapılmıştır. Dolayısıyla hem lafzı hem manası, hiçbir şeyin onunla yarışamayacağı veya yaklaşamayacağı derecede fasihtir. Ayrıca Kur’an geçmiş ve gelecekteki gaybi hadiseleri haber vermiş, bunlar tıpatıp çıkmıştır. Her hayır ve iyiliği emredip her şerden de nehyetmiştir. Allah (c.c) "Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır." (En'am, 115) buyurur. Yani haberleri doğru, hükümleri adaletlidir. Dolayısıyla ondaki her şey hakikat, doğruluk, adalet ve hidayettir. Onda Arap şiirlerindeki veya başka dillerdeki şiirlerde yer alan yalanlar ve rastgele söylenmiş hiçbir söz, hiçbir yalan ve iftira yoktur. Nitekim şiir için "En güzel şiir en yalanıdır" denilmiştir. Uzun uzadıya devam eden bir kas ide de kadınların, atların veya içkinin anlatıldığını, yahut belli bir şahsın, devenin, savaşın, bir mahlukun, bir korkunun, vahşi bir hayvanın veya başka bir şeyin tasvir edildiğini görürsün. O şiirin ifade ettiği tek şey, şairin gizli veya ince bir manayı dile getirme veya onu açık biçimde sunma gücüdür. Sonra kasidede bir, iki veya daha fazla beytin faydasız saçmalıklar olduğunu görürsün.

 

Kur’an’ın ise tamamı, Arapça dilini ve ondaki farklı ifade üsluplarını genel ve detaylı olarak bilen kimse nezdinde fesahat ve belagatin zirvesindedir. Çünkü onun haberlerini düşündüğünde, uzun veya kısa olsun, tekrarlansın veya tekrarlanmasın, son derece tatlı bulursun. Her tekrarlandığında tatlılaşır ve yücelir. Çok tekrardan dolayı eskimez. Alimler ondan bıkmazlar. Tehdit ve azap uyarısına başladığında yalçın ve sağır dağlar bile titrer; idrak eden kalpleri siz düşünün! Vaadler verdiğinde kalpleri ve kulakları açan, selam yurdu cennete girip Rahman'ın Arşının hemen yanında olma iştiyakı yaratan sözler söyler.

Örnek olarak Kur’an, teşvik sadedinde şöyle demiştir: "Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez." (Secde, 17) "Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Ve siz, orada ebedi kalacaksınız." (Zuhruf, 71) Kur'an korkutma ve uyarıda şöyle demiştir: "O'nun, sizi kara tarafında yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut başınıza taş yağdırmayacağından emin misiniz?" (İsra, 68) "Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!." (Mülk, 16-17) Kur'an günahtan engellemek için şöyle demiştir: "Onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık." (Ankebut, 40) Vaaz ve nasihat olarak şöyle demiştir: "Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak. Sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse! Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır." (Şuara, 205-207) Onda daha nice fesahat, belagat ve güzel üslup örnekleri vardır. Kur'an hükümlerde, emir ve nehiylerde de her tatlı, hoş, faydalı, iyi ve güzeli emretmiş; her alçak, düşük, iğrenç ve çirkinden de nehyetmiştir. Nitekim İbn Mes'ud (r.a.) ve başkaları şöyle derler: Kur'an'da Allah'ın (c.c) "Ey insanlar!" nidasını işittiğinde iyice kulak ver; çünkü onda emredilenler en hoş şeyler, yasaklananlar en kötü şeylerdir. Bu yüzden Allah (c.c): "İşte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. " (A'raf, 157) buyurur. Ayetler tekrar dirilmeden ve o esnadaki korkunç olaylardan, cennet ve cehennemden, Allah'ın (c.c) bunlarda dostları ve düşmanları için hazırladığı nimetlerden ve azaplardan, zevklerden ve acıklı azaptan bahsettiğinde; bunlarla müjdeler, uyarır ve korkutur. İyilikleri yapmaya ve kötülükleri terke çağırır. Dünya'ya sevgi ve meyli azaltıp, ahirete iştiyak ve özlem duydurur. En ideal yol üzerinde sebat ettirir. Allah'ın doğru yolunu ve düzgün şeriatını gösterir. Kalplerdeki kovulmuş şeytan pisliğini siler.

 

 

[396] Bu sebeple Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bütün peygamberlere, insanların onların benzerine iman ettiği bir takım mucizeler verilmiştir. Bana verilen mucize ise, Allah'ın bana ilkd ettiği vahiydir. Bu nedenle, kıyamet günü peygamberler arasında kendisine uyanların en çok olduğu peygamber olmayı umuyorum. " Bu, Müslim'in lafzıdır. 'Bana verilen mucize ise vahiydir', yani; hiçbirine verilmeyip sadece bana verilen şey, insanları karşı koymaktan aciz bırakan bu Kur’an' dır. Diğer ilahi kitaplar ise birçok alime göre mucize değildirler. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Allah'a hamd olsun ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in peygamberliğine ve getirdiklerinin doğruluğuna dair deliller sayılamayacak kadar çoktur.

Bazı kelamcılar hem ehl-i Sünnetin hem Mutezile'nin görüşüne uyan "alıkoyma" delilini ortaya koyarak şöyle demişlerdir: Bu Kur'an, bizatihi mucize (benzerini getirmekten aciz bırakıcı) ise beşer onun benzerini getiremez ve onlarda ona karşı koyacak bir güç de yoktur. Böylece iddiamızın doğruluğu ortaya çıkar. Eğer onların benzerini getirmeye güçleri varken, aşırı düşmanlıklarına rağmen bunu yapmadılarsa bu da onun Allah (c.c) katından olduğunu gösterir. Çünkü (c. c) güçleri olduğu halde Allah (c. c) onları bunu yapmaktan engellemiştir.

Ortaya koyduğumuz gibi Kur'an bizatihi mucize olduğundan bu, benimsenecek bir yöntem değildir. Bununla birlikte 'cedelen kabul', 'savunma taktiği' ve "muhalifin görüşünü bir an doğru sayma' yöntemi açısından kullanılabilir. Nitekim Fahreddin Razı de tefsirinde Asr ve Kevser gibi kısa surelerle ilgili bu cevabı vermiştir.

 

Cehennemin Yakıtı:

 

" .. yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. O, kafirler için hazırlanmıştır. " ".....: vekud"; ateşe yakıt olarak atılan odun ve benzeri maddelerdir.

 

Nitekim Allah (c.c) "Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır." (Cin, 15) buyurur. Yine: "Siz ve Allah'ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz" (Enbiya, 98) buyurur. Burada taştan kasıt büyük, siyah, sert ve sağlam kükürt taşıdır. Bunun yakıldığında ısısı tüm taşlardan şiddetlidir. Allah bizi korusun.

 

Abdulmelik b. Meysere ez-Zerrad, İbn Mes'ud (r.a.)'dan şöyle nakleder: ayette anlatılan taş, kükürt taşıdır. Allah (c.c) onu gökleri ve yeri yarattığı gün Dünya semasında yarattı ve kafirler için hazır hale getirdi. Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir ve bu onun lafzıdır. Ayrıca İbn Ebi Hatim ile Hakim de rivayet etmişler ve Hakim: Buhari ile Müslim'in koşullarındadır (ravileri onların ravileridir) demiştir.

 

Süddi, tefsirinde; Ebu Malik'ten, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan, Mürre el-Hemedani kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.)'dan ve başka sahabilerden bu ayet hakkında şöyle rivayet eder: Bu, cehennemdeki siyah kükürtten bir taş olup cehennemdekilere onunla azap edilecektir. Mücahid der ki: Bu, leşten daha pis kokan bir kükürt taşıdır. Ebu Cafer Muhammed b. Ali: Bu kükürt taşıdır, der. İbn Cüreyc der ki: Bu, cehennemde bulunan siyah kükürt taşıdır. Amr b. Dinar bana: bu taştan daha sert ve daha büyüktür, dedi.

 

Başka bir görüşe göre kasıt 'Allah (c.c) dışında ibadet edilen putlar ve ortaklar'dır. Nitekim Allah (c.c) başka bir ayette: "Siz ve Allah'ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz." (Enbiya, 98) buyurur. Bu görüşü Kurtubi ile Fahreddin Razi zikretmiştir. Razi ilk görüşü tercih etmiş ve: 'Çünkü ateşin kükürt taşları ile yanması, alışılmış bir husustur. Dolayısıyla normal taş manasında almak daha evladır.' demiştir. Fahreddin Razi'nin söylediği kuvvetli değildir. Çünkü ateş kükürt taşıyla yandığında sıcaklığı ve harareti daha kuvvetli olur. Özellikle seleften 'bunun kibrit taşı olup cehennemde azap için hazırlandığını' ifade eden rivayetler daha da güçlendirir. Sonra; bu taşların tutuşup yanması, görülen bir şeydir. Nitekim bu kireç taş halinde olacak ve tutuşup yanacaktır. Diğer taşları da ateş aynı şekilde pişirecek ve yakacaktır.

 

Bu cümle, kaHrler için hazırlanmış ateşin şiddetini, yanışının kuvvetini ve alevinin sıcaklığını anlatmak için gelmiştir. Nitekim Allah (c. c) başka bir ayette "Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki ateşi yavaşladıkça onun alevini artırırız." (İsra, 97) buyurur. Kurtubi de buradaki taşın, tutuşup alevinin daha şiddetli olması için yanan türden taş olduğunu tercih etmiş ve şöyle demiştir: Bu, cehennemdekilere daha büyük acı vermesi içindir. Kurtubi devamla şöyle demiştir:

 

 

[397] Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet edildi: ''Acı ve eziyet veren her şey cehennemdedir. " Ben derim ki: Fakat bu, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bir hadisi olarak ne sabittir, ne de malumdur. Kurtubı ardından şöyle der: Bu, iki şekilde tefsir edilmiştir. Bir:

İnsanlara eziyet veren herkes cehenneme girecektir. İki: Cehennemde vahşi hayvanlar, zehirli böcekler ve benzeri eziyet ve acı veren her şeyolacak ve oradakilere bunlarla azap edilecek.

 

"Kafirler için hazırlanmıştır." ''.....: hazırlanmıştır" fiilindeki fail'in (yani 'hazırlanan şey'); 'yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem' olabileceği gibi, İbn Mes'ud (r.a.)'ın sözünde olduğu gibi 'taş' olması da mümkündür. İkisi arasında mana itibariyle bir çelişki yoktur. Çünkü bunlar birbirlerini gerektiren şeylerdir.

"Hazırlanmıştır." Yani, Allah (c.c) ve Resulü'nü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yalanlayanlar için meydana getirilmiş ve oluşturulmuştur. Nitekim Muhammed b. İshak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Kafirler için hazırlanmıştır. " Yani, sizin gibi küfür üzere olanlar için ...

 

Birçok ehl-i Sünnet imamı, bu hadisi cehennemin şu anda var olduğuna delil getirmişlerdir. Çünkü ".....", meydana getirilmiş ve hazırlanmış manasına gelir. Bu hususta birçok hadis vardır ki bazıları şunlardır:

 

 

[398] "Cennet ile cehennem tartıştılar ... " hadisi.

 

 

[399] "Cehennem Rabbine 'Ya Rabbi! Bir kısmım bir kısmımı yedi' diye şikayette bulundu. Bunun üzerine Allah Teala ona, biri kışın diğeri yazın olmak üzere iki nefes alması için müsaade etti... " hadisi. 

 

 

[400] Ebu Hureyre (r.a.)'dan şöyle rivayet edilmiştir: Bir ses işittik ve "Bu nedir?" diye sorduk. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu, cehennemin kenarından yetmiş yıl önce atılan bir taştır. Dibine şimdi ulaştı" buyurdu. Bu, Müslim'de de geçmektedir.

 

Güneş tutulması namazı hadisi, İsra gecesi hadisi ve bu manadaki mütevatir derecesindeki hadisler de buna delildir. Mutezileler cehaletleriyle bunda muhalefet etmişler, Endülüs kadısı Münzir b. Said el-Beluti de onların görüşüne katılmıştır.

 

Üzerinde durulması gereken önemli bir nokta: Allah'ın (c. c) buradaki "Bunun bir benzerini getirin" ile Yunus suresindeki "bunun benzeri bir sure getirin." (Yunus, 37-38) buyrukları Kur’an' daki uzun veya kısa tüm sureleri kapsar. Çünkü (sure kelimesi) şart cümlesinde gelmiş bir nekradır ve yerinde anlatıldığı gibi muhakkik usulcülere göre nekra, nefiy cümlesinde olduğu gibi şart cümlesinde de genellik ifade eder. Dolayısıyla i'caz (aciz bırakma, mucizelik) hem uzun hem kısa surelerde gerçekleşmiştir. Bildiğim kadarıyla bunda selef ve haleften ilim erbabı arasında hiçbir ihtilaf yoktur.

 

Nitekim Fahreddin Razı, tefsirinde şöyle der: Şayet: "Bunun benzeri bir sure getirin" ayeti Kevser, Asr ve Kafirun surelerini de kapsar. Biz ise biliyoruz ki bunların benzerinin veya yakın bir şeyin getirilmesi mümkündür. Eğer, 'böyleSi bir şey getirmek beşer gücünün üstündedir' derseniz bu, inatla diretmek olur. Böylesi bir diretme ise dini töhmet altına sokar, denirse;

 

Deriz ki: Zaten biz de bu sebepten dolayı ikinci yolu seçtik ve şöyle dedik: Eğer bu sure fesahat ve belagatta i'caz derecesine ulaşmışsa maksat hasıl olmuştur. Yoksa, onların Kur'an'ın değerini düşürmek için aşırı isteklerine rağmen benzerini getirmekten geri durmaları yoluyla i'caz gerçekleşmiştir. Her iki ihtimalde de i'caz gerçekleşmiş bulunmaktadır. Razi, harfiyen böyle söylüyor. Doğrusu o ki; beşer uzun olsun kısa olsun, Kur'an'daki hiçbir sureye karşı koyamaz, onunla yarışamaz.

 

İmam Şafii (rh.a) der ki: İnsanlar şu sureyi bilselerdi kendilerine yeterdi: ''Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır." (Asr, 1-3) Nitekim Amr b. el-As'dan bize kadar gelen habere göre kendisi Müslüman olmadan önce bir hey' etle Müseyleme-i Kezzab'ın yanına gitti. Müseyleme-i Kezzab ona: Adamınıza bugünlerde neler indi? diye sordu. Amr: Kısa ama edebi değeri yüksek bir sure indi, dedi. Müseyleme: Nedir o? diye sordu. Amr: ''Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. " dedi. Müseyleme bir süre düşündü, sonra başını kaldırıp şöyle dedi: "Gerçek o ki bana da benzeri indirildi; "Ey yün ey yün. Sen kuyruk ve göğüssün. Kalanın basit ve acizdir." dedi. Sonra "Görüşün nedir ey Amr?" diye sordu. Amr: Vallahi, sen de ben de iyi biliyoruz ki sen yalan söylüyorsun, dedi.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

25. İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, altından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedi kalıcılardır.