İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

30.ayet

 

Adem (a.s) Kıssası

 

30. Hani Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemeyeceğinizi elbette ben bilirim, dedi.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c) bu ayetlerde, Ademoğullarını yaratmadan önce Mele-i A'la'da (Eşref meleklerden oluşan en yüce meclis) kendilerinden bahsetmesine işaret ederek onlara olan ihsanını haber vermiş ve şöyle buyurmuştur: "Hani Rabbin meleklere şöyle demişti. " Yani, Rabbinin meleklere böyle söylediğini hatırla ve bunu kavmine anlat. Taberi bir Arapça dilbilimciden, -ki o Ebu Ubeyde'dir-buradaki ".....: hani" nin fazlalık olup cümlenin normal halinin .....' Rabbin dedi ki" şeklinde olduğunu aktarmış, sonra bunu reddetmiştir. Kurtubi de şöyle demiştir: "Bunu tüm müfessirler reddetmişlerdir. Hatta Zeccac: Bu, Ebu Ubeyde'den bir cür'etkarlıktır, demiştir."

 

"Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." Halife’den kasıt: "Asırlarca sürecek ve peş peşe gelecek nesiller" şeklindeki topluluktur. Nitekim Allah (c.c) başka ayetlerde şöyle buyurmuştur: "Sizi yeryüzünün halifeleri kılan ... " (En'am, 165) "Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık. " (Zuhruf, 60) "Nihayet onların peşinden öyle bir nesil (half) geldi ki..." (Meryem, 59) Şaz bir kıraatte "halifeh" yerine "halikah: yaratık" okunmuştur. Bunu Zemahşeri ve başkaları zikretmişler, Kurtubi de Zeyd b. Ali'den rivayet etmiştir.

Bir grup müfessirin söylediğinin aksine, buradaki halifeden kasıt sadece Adem (a.s) değildir. Adem olduğu görüşünü Kurtubi, İbn Mes'ud, İbn Abbas ve diğer tüm tefsir alimlerine nisbet etmiştir. Ancak bu, su götürür bir iddiadır. Zira bunda birçok ihtilaf bulunup onları Fahruddin Razi -tefsirinde- ve başkaları zikretmişlerdir. Zahire bakılacak olursa burada Adem (a.s)'ın şahsı kastedilmemiştir. Çünkü öyle olsaydı meleklerin "Yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?" sözleri güzelolmazdı. Bu yüzden onlar Adem'i (a.s) değil insan türünden bunları yapacak kimseleri kastetmişlerdir.

 

Melekler insanların kan dökeceklerini sanki aldıkları özel bir bilgiye binaen bilmişlerdir. Veya insanın tabiatından anladıklarına göre söylemişlerdir. Çünkü Allah (c.c) onlara insanı kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yaratacağını haber vermişti. Veyahut halife kelimesinden onun, insanların arasında yargıda bulunacağını, aralarında haksızlıklar olacağını, insanoğlunun ise bu haramları ve günahları engelleyeceğini anladılar. Bunu Kurtubi söylemiştir. Veyahut da bunu, -müfessirlerin bu konudaki görüşlerini zikrettiğimizde görüleceği üzere- daha önce geçenlere kıyas ederek söylediler.

Melekler bu sözleri, -bazı müfessirlerin iddialarının aksine- ne Allah'a (c.c) itiraz olarak, ne de Ademoğullarını kıskandıklarından söylediler. Zira Allah (c.c) (başka ayetlerde) meleklerin sözde önüne geçmediklerini; yani izin vermedikçe Allah'tan (c.c) hiçbir şey sormadıklarını / istemediklerini haber vermiştir. Burada ise, Allah (c.c) onlara bir mahlukat yaratacağını haber verince; Katade'nin söylemesine göre: Allah (c.c) öncesinde onlara insanların orada fesatçılık yapacaklarını haber vermiş, onlar da buna binaen "Orada, fesat çıkaracak. .. kimseler mi yaratacaksın?" demişlerdir.

 

Onların bu sözü, bundaki hikmeti öğrenme ve bilme arzusuyla yöneltilmiş sorudan ibaretti. Şöyle demek istiyorlardı: Ey Rabbimiz! Kimisi yeryüzünde bozgunculuk yapacak, kimisi kan dökecekken bunları yaratmandaki hikmet nedir? Eğer maksadın sana ibadet etmeleri ise biz seni hamd ile tesbih ve tenzih ediyoruz. Seni takdis ediyoruz. Yani, -ileride geleceği üzere- Sana dua ediyor, namaz kılıyoruz. Demek istiyorlardı ki: "Onların yapacakları (kan dökme vs.) şeylerin hiçbiri bizden sadır olmaz. Sırf bizimle yetinilseydi daha iyi olmaz mıydı acaba!" Allah (c. c) da onların bu sorularına şöyle cevap verdi: "Ben sizin bilemeyeceğinizi mutlaka bilirim. " Yani sizin bahsetmiş olduğunuz türden kötülükleri yaratmayı gerektiren yararları ve hikmeti sizin bilmediğiniz şekilde bilirim. Ben, onlardan bazılarını peygamber yapacak, onlara elçiler göndereceğim. Onlar arasında sıddıklar, şehitler, salihler, abidler, zahidler, veliler, müttakiler, bana yakın kullar (mukarrebun), ilimleriyle amel eden alimler, bana karşı büyük saygı ve korku duyanlar, beni sevenler, peygamberlerime -Allah'ın salatları ve selamı üzerlerine olsun- tabi olanlar yapacağım.

 

 

[409] Nitekim sahih bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Bazı melekler gece, bazıları da gündüz nöbetleşe yanınıza gelir. Bunlar, sabah ve ikindi namazlarında bir araya gelirler. Daha sonra gece sizin yanınızda olanlar Hak Teala'nın huzuruna çıkar. Allah Teala kullarını en iyi kendisi bilmesine rağmen yine de onlara 'Kullarımı nasıl bıraktınız?' diye sorar. Onlar da 'Yanlarından ayrılırken namaz kılıyorlardı. Yanlarına vardığımızda da namaz kılıyorlardı' diye cevap verirler. " Zira melekler nöbetleşe başımızda beklerler ve nöbet değişimi için sabah ile ikindi namazlarında buluşurlar. Bir kısmı yanımızda kalırken diğerleri kulların amellerini alıp göğe yükselirler.

 

 

[410] Nitekim başka bir hadiste de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Gecenin amelleri gündüz olmadan, gündüzün amelleri gece olmadan yükseltilir. " Dolayısıyla meleklerin "Yanlarına gittiğimizde namaz kılıyorlardı. Yanlarından ayrıldığımızda yine namaz kılıyorlardı. " sözleri, Allah'ın (c.c) "Sizin bilemeyeceğinizi elbette ben bilirim." buyruğunun açıklamasıdır.

 

Denildi ki: Allah'ın (c.c) "Sizin bilemeyeceğinizi elbette ben bilirim." buyruğunun manası şudur: "Durum sizin söylediğiniz gibi olmasına rağmen, benim bunları yaratmada detaylı birçok hikmetim var." Denildi ki: Bu, meleklerin "Biz seni hamd ile tesbih ve tenzih etmekteyiz" sözlerine cevaptır. Allah (c.c) onlara "Sizin bilemeyeceğinizi elbette ben bilirim" demiştir. Yani, ben aranızda bulunan İblis'in halini, onun kendinizi anlattığınız niteliklere sahip olmadığını biliyorum. Denildi ki: Bilakis meleklerin "Bizler hamdinle seni tesbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?" sözleri, aslında yeryüzüne Ademoğulları yerine kendilerinin yerleştirilmesi talebini içermektedir. Allah (c.c) da onlara "Sizin bilemeyeceğinizi elbette ben bilirim" diye cevap vermiştir. Yani gökyüzünde kalmanız sizin için daha iyi ve daha uygundur. Bunları Fahruddin RM, başka cevaplarla birlikte zikretmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Taberi, Hasan-ı Basri ve Katade'nin şöyle dediklerini nakletmiştir: Allah (c.c)'nun meleklere "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" sözünün manası, "ben bunu yapacağım"dır. Allah (c.c)'ın kastı onlara bunu haber vermekti. Süddi ise: Allah (c.c) Ademi yaratma hususunda meleklere danışıyordu, demiştir. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş ve "Katade’den de bunun benzeri rivayet edilmiştir" demiştir. Bunlar danışmaktan "haber vermek" manasını kastetmemişlerse, bu pek de isabetli görüş değildir (çünkü danışmak Allah'a yaraşmaz). Taberi'nin Hasan-ı Basri ve Katade'den rivayetindeki ifade daha güzeldir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

"Yeryüzünde ... "

 

[411] İbn Ebi Hatim, Abdurrahman b. Sabit'ten (r.a.) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yeryüzü Mekke'den itibaren yayıldı ve Kabe'yi ilk tavaf edenler melekler oldular. Bunun üzerine Allah (c.c): Ben bu arzda / yerde -yani Mekke'de- bir halife yaratacağım, buyurdu. " Bu, mürseldir. Senedinde de zayıflık vardır. Hadisin arasına (ravilerden biri tarafından) ekleme de yapılmıştır ki o da "yani Mekke' de" cümlesidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Çünkü cümleden normalde anlaşılan daha kapsamlı manadır.

 

"Bir halife" ... Süddi, Tefsir'inde İbn Abbas (r.a.), İbn Mes'ud (r.a.) ve bir kısım sahabilerden şöyle nakletmiştir: Allah (c.c) meleklere "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" buyurunca melekler: "Rabbimiz, bu halife nasıl biri olacak?" diye sordular. Allah (c.c) "Onun soyundan yeryüzünde bozgunculuk yapan, birbirini çekemeyen ve birbirini öldüren bir nesil olacak." buyurdu.

Taberi der ki: Buna göre ayetin tefsiri şöyle olur: "Ben yeryüzünde kendime, kullarım arasında hüküm verecek bir halife yaratacağım." Bu halife Adem ile 'Allah'a (c.c) itaatte ve insanlar arasında adaletle hükmetmede' onun yerini alacak kimseler hakkındadır. Bozgunculuk yapacak ve haksız yere kan dökecek kimseler ise Allah'ın (c.c) halifeleri değildirler. Taberi devamla: Bu durumda Allah'ın (c.c) zikrettiği hilafetten kasıt, her bir neslin önceki neslin yerine geçmesidir, demiştir.

 

Halife; faile veznindedir. "Halefe fulanun fulanen fi haze'l-emr: Filan şu işte filanın halefi oldu" cümlesi, "Ondan sonra bu işte onun yerini aldı" manasına gelir. "Sonra da, nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık (onların yerine sizi getirdik)." (Yunus, 14) ayetinde olduğu gibi. En büyük sultana (tüm Müslümanların yöneticisine) da bu yüzden halife denmiştir. Çünkü kendinden öncekinin yerine geçerek yönetimde yerini almış, dolayısıyla onun halefi olmuştur.

 

Taberi der ki: Muhammed b. İshak, Allah'ın "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" ayetini şöyle tefsir ederdi: Yeryüzüne yerleşip orayı imar edecek ve nesli peş peşe devam edecek, sizin dışınızda birilerini yaratacağım.

 

Taberi, İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Yeryüzüne ilk yerleşenler cinlerdir. Orada bozgunculuk yaptılar, kan döktüler ve birbirlerini öldürdüler. Bunun üzerine Allah (c.c) İblis'i gönderdi. İblis ile beraberindekiler onları öldürüp kalanları deniz ortasındaki adalara ve dağların eteklerine kadar uzaklaştırdılar. Allah (c.c) daha sonra Adem'i (a.s) yarattı ve oraya yerleştirdi. İşte Allah (c.c) "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" derken bunu kastediyordu.

 

Süfyan-ı Servi'nin Ata'dan naklettiğine göre İbn Sabıt, "Allah: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?" ayeti için: "Melekler Ademoğullarını kastediyorlardı" demiştir. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem de şöyle demiştir: Allah (c.c) meleklere "Ben yeryüzünde bir yaratık yaratacak ve onu orada halife yapacağım." dedi. O vakit Allah'ın (c. c) melekler dışında hiçbir kulu yoktu ve yeryüzünde hiçbir mahluk yaşamıyordu. Bunun üzerine melekler: "Yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi halife yapacaksın?" dediler.

 

Süddi'nin İbn Abbas (r.a.), İbn Mes'ud (r.a.) ve başka sahabelerden yaptığı şu rivayet biraz önce geçti: Allah (c. c) medeklere Adem'in neslinin neler yapacağını haber verdi de onun üzerine melekler böyle söylediler. Dahhak'ın İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet ettiği şu söz de daha önce geçti: Yeryüzünde insanlardan önce cinler bozgunculuk yapmışlardı. Bu yüzden melekler, insanları onlara kıyas ederek böyle söylediler.

 

İbn Ebi Hatim, Abdullah b. Amr'den (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Cinler, Adem (a.s) yaratılmadan iki bin yıl önce yeryüzünde yaşayan ataları Cann'ın soyundan varlıklardı. Orada bozgunculuk yapıp kan döktüler. Bunun üzerine Allah (c.c) üzerlerine meleklerden bir ordu gönderdi. Melekler onları vurdular ve denizlerdeki adalara çekilmeye zorladılar. O yüzden Allah (c.c) "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" buyurunca melekler: "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler. Allah (c. c) da "Sizin bilemeyeceğinizi elbette ben bilirim." buyurdu.

 

Ebu Cafer er-Razi, Ebu'l-Aliye'nin "Ben yeryüzünde bir halife yarata-, cağım. Sizin bilemeyeceğinizi elbette ben bilirim." (Bakara:33) ayetlerinin tefsirinde şöyle dediğini rivayet etmiştir: Allah (c.c) melekleri Çarşamba, cinleri Perşembe, Adem'i ise Cuma günü yarattı. Cinlerden bir grup küfre saptı. Melekler yeryüzüne onların yanına inip onlarla savaşıyarlardı. Cinler sürekli kan döküyorlardı ve yeryüzünde fesat hüküm sürüyordu. Onun için melekler: "Orada" cinlerin bozgunculuk yaptıkları gibi "bozgunculuk yapacak ve" onların döktüğü gibi "kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler.

 

İbn Ebi Hatim, Hasan-ı Basri'den şöyle rivayet etmiştir: Allah (c.c) meleklere "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" buyurdu. Bununla onlara "ben böyle yapacağım" diye haber veriyordu. Onlar da Rablerinin sözüne (tabii ki) inandılar. Ardından Allah (c.c) onları bazı hususlarda bilgilendirdi. Sadece kendisinin bildiği bazı hususları ise gizledi. Onlar da bu bilgilere binaen "orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) "Sizin bilemeyeceğinizi elbette ben bilirim." buyurdu. Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Cinler yeryüzünde bulunuyorlar ve bozgunculuk yapıyor, kan döküyorlardı. Ancak Allah (c.c) meleklerin kalplerine insanların böyle yapacakları bilgisini koydu da onlar Allah'ın (c.c) kendilerine bildirdiği bu bilgiyle böyle söylediler.

 

Abdurrezzak, Katade'nin "orada bozgunculuk yapacak ... birini mi yaratacaksın?" ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah (c. c) meleklere, yeryüzünde bir mahluk yarattığında orada bozgunculuk yapıp kan dökeceklerini bildirmişti. Onlar da buna binaen: "orada bozgunculuk yapacak ... birini mi yaratacaksın?" dediler.

 

İbn Ebi Hatim, Muhammed b. Ali'den şöyle rivayet etmiştir: Sicill, bir melekti ve Harut ile Marut onun yardımcılarındandı. Her gün Ana Kitab'a (Ümmül-kitap) üç defa bakardı. Bunlar dışında izinsiz bir bakışında, orada Adem'in yaratılacağını ve onunla ilgili olacak bazı olayları gördü. Bunu Harut ile Marut'a bir sır olarak anlattı. Zira onlar yardımcılarındandı. Allah (c.c) "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" deyince bunlar diğer meleklerden öne çıkarak "orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler. Bu garip bir eser (sahabe, tabiin sözü) dir .. Rivayet zincirinin Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Hasan el-Bakır'a kadarki kısmının sahih olduğunu varsaysak bile, bu onun Ehl-i kitap'tan nakillerindendir. Ayrıca, reddedilmesini gerektirecek derecede çirkin manalar içermektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Ayrıca bu rivayet, bu sözü sadece iki meleğin söylemiş olmasını gerektirmektedir ki bu, ayetlerdeki anlatımın akışına aykırıdır.

 

Bundan daha garibi yine İbn Ebi Hatim'in kendi senediyle Yahya b. Kesir’den naklettiği şu rivayettir: "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamd ile tenzih ve takdis etmekteyiz" diyen meleklerin sayısı onbin idi. Onlar böyle söyleyince Allah'ın (c.c) katından bir ateş çıkarak onları yaktı. Bu da bir önceki gibi münker bir rivayettir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İbn Cüreyc şöyle demiştir: Melekler ancak Allah'ın (c.c) kendilerine Adem'i yaratacağına dair öğrettiği bilgiye binaen konuşarak "orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler .. "

 

Taberi şöyle demiştir: Kimisi de şöyle dedi: Melekler "orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler; çünkü Allah (c.c) meleklere Ademoğullarının böyle yapacaklarını haber verdikten sonra bu hususta soru sormalarına izin verdi. Melekler de soru sordular ve hayretler içinde "Ey Rabbimiz! Onları yaratan sen olduğun halde nasılolur da sana asi olurlar?" dediler. Rableri ise onlara "Elbette ben sizin bilemeyeceğinizi bilirim" diye cevap verdi. Yani; siz bilmeseniz de bu (isyan) onlardan ve bana itaatkar biri olarak gördüğünüz birilerinden (İblis) sadır olacak.

 

Taberi yine şöyle demiştir: Biri şöyle dedi: Melekler bu sözü bilmedikleri bir hususta aydınlanmak için söylemişler, adeta "Ey Rabbimiz! Bize bildir, anlat" demişlerdir. Meleklerin bu sözleri tenkit değil, bilgi edinme amaçlıdır. Taberi de bu görüşü benimsemiştir.

 

Said, Katade'den şöyle rivayet etmiştir: Allah (c.c) "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" diyerek Adem'in yaratılması hususunda meleklere danıştı. Onlar da "orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler. Melekler, Allah'ın (c. c) ilminden, O'nun (c.c) katında kan dökmekten ve yeryüzünde kan akıtmaktan daha çirkin bir şeyolmadığını bildiklerinden, "Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken .. " dediler. Allah da "Sizin bilemeyeceğinizi elbette ben bilirim." dedi. Zira Allah'ın (c.c) halife kıldığı bu kimseler arasında peygamberler, salih insanlar ve cennetliklerin olacağını biliyordu.

 

Taberi şöyle demiştir: Bize nakledildiğine göre İbn Abbas (r.a.) şöyle derdi: "Allah (c.c) Adem'i yaratmaya başladığında Melekler: "Allah (c.c), kendi katında bizden daha değerli ve daha bilgili bir mahluk yaratmış değildir" deyince, Adem'in yaratılmasıyla sınandılar. Zira her mahluk mutlaka denenmiştir. Gökler ve yer bile itaat edip etmeyeceklerine dair denenmişler, onlar da itaat etmişlerdir: "Sonra (Allah) duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: isteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de 'İsteyerek geldik' dediler. " (Fussilet, 11)

 

Abdurrezzak, Katade'den şöyle rivayet etmiştir: Tesbih; Allah'ı tenzih etmek, takdis, ise namaz kılmaktır. Süddi, İbn Abbas (r.a.), İbn Mes'ud (r.a.) ve bazı sahabilerin, "Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip duruyoruz .. " ayetini "senin için namaz kılıyoruz" diye tefsir ettiklerini nakletmiştir. Mücahid ise bunu: Sana tazim ve saygı gösteriyor, seni yüceltiyoruz, şeklinde tefsir etmiştir. Dahhak da: "Takdis, temizlemek demektir" demiştir. Muhammed b. İshak ise: "Bizler hamdinle seni tesbih ve takdis ediyoruz .. " ayetine "Sana isyan etmiyor, senin hoşlanmayacağın hiçbir şey yapmıyoruz." mi'inası vermiştir.

 

Taberi şöyle demiştir: Takdis; "tazim ve hürmet" ile "temizleme" manalarına gelir. "Subbuhun kuddusun" zikrindeki kelimeler bu köktendir. "Subbuh" Allah'ı tenzih etmek, "Kuddus" ise noksanlıklardan arındırmak ve tazim etmektir. Onun için yeryüzüne "arz-ı mukaddes" (mukaddes toprak) denmiştir. Mukaddes'in manası "temiz kılınmış"tır. Dolayısıyla meleklerin "Bizler hamdinle seni tesbih ediyoruz" sözleri; seni tenzih ediyor, sana şirk koşanların sana yakıştırdıkları şeylerden seni tenzih ediyor, beri olduğunu söylüyoruz, manasını ifade eder. "Seni takdis ediyoruz"; yani, seni "pisliklerden uzak ve seni reddeden kafirlerin sana nispet ettikleri çirkinliklerden beri olma" gibi sana ait olan sıfatlara nisbet ediyoruz, seni bunlarla anıyoruz.

 

 

[412] Müslim, Sahih'inde, Ebu Zer’den (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "En faziletli (değerli ve sevaplı) söz hangisidir?" diye sorulduğunda, ''Allah'ın (c.c) meleklerine seçtiği sübhanallahi ve bihamdih (Allah'ı hamdiyle tesbih ederim) zikridir." buyurdu.

 

 

[413] Beyhaki de Abdurrahman b. Kırt'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gece yolculuğu yaptırıldığı isra (ve miraç) gecesinde en yüksek göklerde şu tesbihi işitti: "Sübhane rabbiye'laliyy'l-a'la, Sübhdnehu ve teala: Yüce ve en yüce Rabbimi tenzih ederim. Allah münezzeh ve yücedir"

 

"Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim." Katade: Allah'ın (c.c) bilgisinde halife yaptığı bu insanlar arasında nebiler, Rasuller, salih insanlar ve cennet ehli kimseler olacağını biliyordu, demiştir. İbn Mes'ud (r.a.), İbn Abbas (r.a.) ve birçok sahabi ve tabUnin, Allah'ın (c.c) "Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim. " sözündeki hikmeti hakkındaki sözleri ileride gelecektir.

 

Kurtubi ve başkaları bu ayeti, insanların anlaşmazlıklarında aralarını bulmak, kavgaları sona erdirmek, mazlumun hakkını zalimden almak, had cezalarını uygulamak, fuhşiyatın işlenmesini engellemek ve ancak sultan ile gerçekleştirilebilecek işleri yapmak için halife bulunmasının vacip olduğuna delil getirmişlerdir. Zira vacibin gerçekleşmesi için şart olan şeyler de vaciptir.

İmam'ın / Halifenin tayini, bu kişinin ya Ehl-i Sünnet'ten bazılarının Ebu Bekir'in (r.a.) seçilmesi üzerinde yaptıkları yorumlarda onun hakkında ("Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu doğrudan belirtmişti" şeklinde) söyledikleri gibi açıkça dile getirmekle veya diğer bazılarının ("Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun halife olmasını ima etmişti" diyerek) söyledikleri gibi imayla veyahut Ebu Bekir Sıddik'ın Ömer'e yaptığı gibi halifenin kendinden sonra halife tayin etmesiyle veyahut Hz. Ömer'in (r.a.) yaptığı gibi, ardında salih bir grup insandan oluşan şura meclisi bırakmakla veyahut da ehl-i hal ve akt hey' etinin bir kimseye biat hususunda görüş birliğine varması veyahut onlardan birinin bir kimseye biat etmesiyle gerçekleşir. Alimlerin büyük çoğunluğuna göre bu durumda bu biata bağlı kalmak vacip olur. İmamul Haremeyn bu hususta icmanın olduğunu söylemiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Halife tayini, birinin insanları kendisine itaate zorlamasıyla da gerçekleşir. Bu durumda bölünme ve ihtilafa yol açmaması için ona itaat vacip olur. İmam Şafii bunu bizzat söylemiştir.

 

İmama biat akdine birtakım kimseleri şahit kılmak vacip midir? Bunda ihtilaf vardır. Kimisi: şart değildir, derken; kimisi: şahidin olması şarttır ve iki kişi yeterlidir, demiştir. Cübbai: Dört şahit, bir biat eden, bir de biat edilenin bulunması gerekir, demiştir. Nitekim Hz. Ömer kendinden sonraki halife tayini işini altı kişilik bir şuraya bırakmış ve daha sonra halife seçimi, biat eden Abdurrahman b. Avf ile biat edilen Osman arasında gerçekleşmiştir. Geride kalanların sayısının dört oluşundan, şahit sayısının dört olmasının vacip olduğu sonucu çıkarılmıştır. Bu, tartışılabilir bir iddiadır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Halifenin erkek, hür, baliğ, akıllı, Müslüman, adil, müçtehid, basiretli, azaları sağlam, savaşta ve birçok alanda deneyimli ve de asıl sahih görüşe göre Kureyşten olması vaciptir. Haşimi olması da, aşırı Rafızilerin iddialarının aksine günah işlemekten korunmuş, ismet sıfatına haiz olması da şart değildir.

İmam fasık olursa direk halifelik görevinden azlolur mu olmaz mı? Bunda ihtilaf vardır. Sahih görüşe göre azlolmaz.

 

 

[414] Zira Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ''Ancak idarecinin (emirin) açık bir küfrünü görürseniz, onun küfrü hakkında, yanınızda Allah'tan kuvvetli bir delil bulunması hali müstesnadır (o zaman itaat etmeyin)" buyurmuştur.

Peki imam kendisini görevinden alabilir mi? Bunda farklı görüşler bulunmamaktadır. Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hasan kendisini halifelikten azledip bu görevi Muaviye'ye teslim etmiştir, ancak bu bir özürden (Müslüman kanı dökülmemesi için) dolayıdır. Bundan dolayı da (Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tarafından) övülmüştür.

 

Yeryüzünde iki veya daha çok imam'ın tayini ise caiz değildir.

 

 

[415] Zira Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Her kim siz birlik iken gelip aranızda tefrika çıkarmaya kastederse, kim olursa olsun onu öldürün" buyurmuştur. Bu, cumhurun görüşüdür. Bunda icma olduğunu birçok kişi söylemiştir ki onlardan biri İmamulharemeyn'dir.

 

Kerramiyye'ye göre ise Ali ve Muaviye'nin bir anda, itaatleri vacip iki imam oldukları gibi, bir anda iki veya daha çok imam'ın olması caizdir. Onlar şöyle demişlerdir: Bir vakitte iki veya daha çok nebinin gönderilmesi caiz olduğuna göre bunun halifelikte de caiz olması gerekir. Çünkü, ittifakla, peygamberlik daha yüksek makamdır. İmamul-haremeyn de Üstad Ebu İshak'ın, ülkeler birbirine uzak ve toprakları geniş olduğunda iki ve daha çok imam'ın olmasının caiz olduğunu söylediğini zikretmiş, kendisi de bunda tereddüt etmiştir. Ben derim ki: Bu, Irak'ta Abbasoğulları halifelerinin, Mısır'da Fatımi halifelerinin ve Mağrip'te (İspanya ve Fas vs.) Emevi halifelerinin bulunması durumuna benzemektedir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

31. Allah Adem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları önce meleklere arz edip: Eğer sözünüzde doğru iseniz, şunların isimlerini bana söyleyin, dedi.

32. Melekler: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.

33. Allah: Ey Adem! Eşyanın isimlerini onlara söyle, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, "Muhakkak ben göklerin ve yerin gizliliklerini bilirim. Açığa vurduklarınızı ve gizlemekte olduklarınızı da bilirim" dememiş miydim? dedi.