|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 58, 59.ayetler |
Şehre
Girme Emri:
58.
(İsrailoğullarına:) Bu kasabaya girin, orada dilediğiniz yerde bol bol yiyin,
kapısından eğilerek girin, (girerken) "Hıtta!" (Ya Rabbi bizi affet) deyin
ki sizin hatalarınızı bağışlayalım; zıra biz, iyi davrananlara (karşılığını)
fazlasıyla vereceğiz, demiştik.
59. Fakat zalimler,
kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, itaat
dışına çıktıkları için zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.
Tefsiri:
Allah (c.c) bu ayet-i
kerimelerde İsrailOğullarını cihaddan ve Beyt-i Makdis'e girmekten yüz
çevirmeleri sebebiyle kınıyor. Musa (a.s) ile birlikte Mısır'dan geldiklerinde,
atalarından miras olan mukaddes toprağa girmek ve oradaki halkı kafir
Amalikalılar ile savaşmakla emrolundular. Fakat İsrailOğulları onlarla
savaşmaya yanaşmadılar, gevşeklik gösterdiler ve feryad-ı figan ettiler. Bunun
üzerine Allah (c.c), Maide suresinde anlattığı gibi ceza olarak onları çöle
savurdu. Bu yüzden iki görüşten en sahihine göre buradaki belde Beyt-i
Makdis'tir. Bunu Süddi, Rebi' b. Enes, Katade, Ebu Müslim el-İsfahi'mıve birçok
kişi söylemiştir. Nitekim Allah (c.c) Musa (a.s)'ın kavmine şöyle dediğini
haber vermektedir: "Ey kavmim! Allah'ın size (vatan olarak) yazdığı
mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz
.... " (Maide, 21)
Diğerleri ise buranın
Eriha olduğunu söylemişlerdir. İbn Abbas (radıyaltahu anh) ile Abdurrahman b.
Zeyd'den rivayet edilen bu görüş doğru olmaktan uzak bir görüştür. Çünkü
İsrailOğulları Beyt-i Makdis'e gitmekteydiler ve Eriha yollarının üzerinde
değildi. Söz konusu şehrin Mısır olduğunu söyleyenlerin görüşü ise doğrudan
daha uzaktır. Bunu Fahreddin Razı, tefsirinde nakletmiştir. Doğrusu, buranın
Beyt-i Makdis olduğunu söyleyen birinci görüştür. Bu emir onlara, 40 yıl çölde
kaldıktan sonra Yuşa b. Nun peygamber ile çölden çıktıklarında verilmiştir.
Allah (c.c) onlara burayı bir cuma gecesi fethetmeyi nasip etti. O gün Güneş
bir miktar havada tutularak fethin gerçekleşmesi sağlandı. Burayı fethedince
Allah'ın (c.c) kendilerine lutfettiği fetih ve zafer, yurtlarına geri döndürme,
çölden ve sapıklıktan kurtarma nimetlerinden dolayı O'na (c.c) şükür olarak
şehrin kapısından secde ederek girmeleri emredildi. Avfi, tefsirinde şöyle
demiştir: Rivayet edildiğine göre İbn Abbas (radıyaltahu anh): "Bu
kasabaya secde ederek girin" ayetindeki secdeyi "rüku" ile
tefsir ederdi. Taberi, İbn Abbas (radıyaltahu anh) 'tan: Yani küçük kapısından
eğilerek girin, dediğini rivayet etmiştir. Bunu Hakim, Süfyan-ı Sevri'nin
rivayetiyle zikretmiştir. Aynı şekilde İbn Ebi Hatim de Süfyan-ı Sevri
kanalıyla rivayet etmiştir ve onda "onlar da kıçları üzeri girdiler"
ziyadesi vardır. Hasan-ı Basri: Onlara girerlerken yüzleri üzeri secde etmeleri
emredildi, demiş, Razı ise bunu (doğru olmaktan) uzak bulmuştur. Bazılarına
göre buradaki secdeden kasıt, eğilmektir. Çünkü onu hakiki manasında almak
imkansızdır.
Hasif, İkrime kanalıyla
İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Kapı, kıble yönündeydi. İbn Abbas,
Mücahid, Süddi, Katade ve Dahhak: Bu, Beyt-i Makdis'in İlya kapısındaki Hıtta
kapısıdır, demişlerdir. Razı, bazılarından: Kapıdan, şehrin herhangi bir yönü
kastedilmiştir, sözünü nakletmiştir. Hasif, İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan:
Onlar da yanları üzeri girdiler, dediğini nakletmiştir. Süddi, İbn Mes'ud
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Onlara 'kapısından secde ederek girin'
dendi, onlar ise emredildiklerinin aksine, başlarını kaldırmış halde girdiler.
"Hıtta deyin"
Sevri, İbn Abbas'tan şöyle rivayet etmiştir: Hıtta'dan kasıt mağfirettir. Yani,
Allah'tan bağışlanma dileyin. Ata, Hasan-ı Basrı, Katade ve Rebi’ b. Enes'ten
bunun benzeri rivayet edilmiştir. Dahhak, İbn Abbas'tan şöyle rivayet etmiştir:
"Hıtta deyin" yani size söylendiği gibi "bu haktır" deyin.
İkrime: Yani "La ilahe illallah" deyin, demiştir. Hasan ile Katade:
Yani, hatalarımızdan dolayı bizi affet, deyin, demişlerdir. Evzai der ki: Bir
adam İbn Abbas (r.a.)'a bir mektup yazarak "Hıtta deyin" ayetinin
manasını sordu. İbn Abbas (r.a.) adını zikrettiği bu adama şu cevabı gönderdi:
Yani günahınızı itiraf edin.
"Ki, sizin
hatalarınızı bağışlayalım. Zıra biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla
vereceğiz." Bu, öncesindeki emrin cevabıdır (sonucunu bildirir). Yani; siz
emrettiğimizi yaparsanız, biz de günahlarınızı bağışlar ve mükafatınızı kat kat
fazla veririz.
Özetle; onlara Beyt-i
Makdis'in fethi esnasında söz ve fiilleriyle Allah'a karşı büyük bir tevazu
göstermeleri, günahlarını itiraf edip onlardan dolayı bağışlanma dilemeleri,
Allah'a şükretmeleri ve O'nun (c.c) sevdiği amellere koşmaları emredilmiştir.
Nitekim Allah (c.c) başka bir yerde: "Allah'ın yardımı ve zaferi geldiği
ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit
Rabbine hamd ederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri
çok kabul edendir." (Nasr, 1-3) buyurmuştur. Bazı sahabiler bu sureyi
fetih ve zafer esnasında çok zikir ve istiğfar etmekle tefsir etmişlerdir. İbn
Abbas (r.a.) ise bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ecelinin
yaklaştığının haberi olarak yorumlamış, Hz. Ömer (r.a.) da onu onaylamıştır.
Fetih esnasında bunları yapmakla emrolunmuş olmak ile mübarek ruhunun
kabzolunacağı haberinin verilmiş olması arasında bir çelişki yoktur. Onun için
zafer kazanıldığında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in tevazusu çok
belli olurdu. Nitekim rivayet edildiği ne göre Mekke'nin fethinde Mekke'ye
yüksek tepeden inerken, fethi nasip etmesine şükründen Rabbine karşı o kadar
mütevazi, huşu içinde ve boynu bükük idi ki sakalı neredeyse bineğinin eğerine
değecekti. Sonra Mekke'ye girince gusledip sekiz rek'at namaz kıldı. Vakit
kuşluk vaktiydi ve bazıları bunun kuşluk namazı olduğunu söylediler. Bazıları
ise fetih namazı olduğunu, dolayısıyla bir beldeyi fethettiğinde sultan veya
emirin oraya ilk girdiğinde sekiz rek’at namaz kılmasının müstehap olduğunu
söylediler. Nitekim Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.) (İran'da) Kisra'nın sarayına
girdiğinde sekiz rek'at namaz kılmıştır. Sahih görüşe göre her iki rek'atta bir
selam verir. Hepsinin bir selamla kılınacağı söylenmiştir.
[Hadisin manayla
rivayeti)
Kurtubi burada hadisin
manayla rivayeti üzerinde uzun uzadıya konuşmuştur. Kurtubi Cumhur'dan,
Muhammed b. Sirin, Kasım b. Muhammed ve Reca b. Hayve'den bunun caiz olmadığı
görüşünü nakletmiştir. Malikilerden İbnu'I-Arabi bunun ancak mananın tamamen
aynı olması durumunda caiz olduğunu, dili bilmeleri ve aynı manayı ifade gücüne
sahip olmaları sebebiyle ancak sahabe ve tabiinin yapabileceğini, daha
sonrakilere ise caiz olmadığını tercih etmiştir. Bazı alimler İbnu'I-Arabi'nin
bu ayrımına karşı çıkmışlardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Veki' der ki: Manayla
rivayet caiz değilse insanlar helak oldu demektir.
Veki' doğru söylemiştir.
Hasan-ı Basri: Manayı tamamen ifade ettikten sonra caizdir, demiştir. Katade,
Zürare'den şöyle nakletmiştir: Bazı sahabelerle karşılaştım. Onlar lafızda
ihtilaf, manada ise ittifak ettiler (farklı lafızlarla söylüyorlardı, fakat
manaları birdi). "Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle
değiştirdiler. "
[464] İmam Buhari, Ebu
Hureyre (r.a.) kanalıyla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle
rivayet etmiştir: "İsrailoğullarına şehrin kapısından eğilerek girin!
Girerken de 'hıtta' deyin" denildi. Fakat onlar kıçları üzerinde sekerek
girdiler. Böylece kendilerine verilen emri değiştirdiler. Hıtta demek yerine de
'habbe fi şeara / dane kıl çuvalda' dediler. "
Bunu Nesai de bir
kanalla Ebu Hureyre (r.a.)'ın kendi sözü olarak rivayet etmiştir. Başka bir
kanalla ve sadece şu kısmını ise Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
hadisi olarak rivayet etmiştir: "Onlar hıtta'yı değiştirip 'habbe: dane'
dediler."
[465] Abdurrezzak, Ebu
Hureyre (r.a.)'tan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Allah (c.c.) İsrailoğullarına "kapısından
eğilerek girin, (girerken) 'Hıtta!: Ya Rabbi bizi affet' deyin ki sizin
hatalarınızı bağışlayalım" diye emretti. Onlar ise bunu değiştirip şehre
kıçları üzerinde sekerek ve 'Habbe fi şeara: Dane kıl çuvalda' diyerek
girdiler. " Bu sahih bir hadis olup; Buhari, İshak b. Nasr'dan, Müslim,
Muhammed b. Rafi'den, Tirmizi de Abd b. Humeyd'den, bunların tümü de
Abdurrezzak'tan bu şekilde rivayet etmişlerdir. Hadis için Tirmizi:
Hasen-sahih'tir, demiştir.
[466] Muhammed b. İshak
şöyle demiştir: EbU. Hureyre (r.a.) ve İbn Abbas (r.a.)'ın nakillerine göre
Rasu.lullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İsrailoğullarının değiştirmesini
şöyle anlattı: "Şehrin girmekle emrolundukları kapısından kıçları üzerinde
sekerek ve 'Hıntatun fi şefra: Bir arpa danesinde bir buğday danesi' diyerek
girdiler. "
[467] EbU. Davud da EbU.
Said el-Hudri (r.a.)'tan, Rasu.lullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah (c.c) İsrailoğullarına
"kapısından eğilerek girin, (girerken) 'Hıtta!: Ya Rabbi bizi affet' deyin
ki sizin hatalarınızı bağışlayalım" dedi." Ebu Davud daha sonra şöyle
demiştir: Bize ... Hişam b. Sa'd'dan bunun benzerini rivayet etmiştir. Bunu
böyle kısa haliyle sadece o rivayet etmiş olup Huruf kitabında yer almaktadır.
[468] İbn Merdüveyh,
EbU. Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasu.lullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir yolculukta yol alırken, gece sonunda Zatu
Hanzal adında bir tepeye vardık. Rasu.lullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Bu geceki şu tepe Allah (c.c)'nun İsrailOğullarına 'kapısından eğilerek
girin, (girerken) 'Hıtta!: Ya Rabbi bizi affet' deyin ki sizin hatalarınızı
bağışlayalım' dediği kapı gibidir." buyurdu.
Süfyan-ı Sevri,
Berra'dan şöyle rivayet etmiştir: "İnsanlardan bir kısım beyinsizler:
Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları Çeviren nedir? diyecekler"
(Bakara, 142) ayetinde bahsedilenler Yahudilerdir. Onlara "Şehrin kapısından
secde ederek girin" yani eğilerek girin, girerken "Hıttatun",
yani "bağışlama (nı dileriz Allah'ım)" deyin dendi. Onlarsa kıçları
üzerinde sekerek ve "içinde bir arpa bulunan kırmızı bir buğday"
diyerek girdiler. Allah'ın (c. c) "Fakat zalimler, kendilerine
söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler." buyruğu, işte bunu
anlatmaktadır. Süfyan-ı Sevri, İbn Mes'ud (r.a.)'tan "Hıttatun deyin"
ayeti hakkında şöyle rivayet etmiştir: Onlar ise "içinde arpa bulunan
kırmızı buğday" dediler. Allah (c.c) "Fakat zalimler, kendilerine
söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler." buyruğunu bunu ifade etmek
için indirmiştir.
Esbat, İbn Mes'ud
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: İsrailOğulları "hıtti sem'ana ezbetun
mezba" dediler. Manası "içinde siyah arpa bulunan delik kırmızı
buğday"dır. Allah'ın (c.c) "Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri
başka sözlerle değiştirdiler." buyruğu bunu anlatmaktadır. Süfyan-ı Sevri,
İbn Abbas (r.a.)'tan, "Kapıdan secde ederek girin" ayeti hakkında
şöyle rivayet etmiştir: Yani küçük bir kapıdan eğilerek. .. Onlarsa kıçları
üzerinde ve "hınta: buğday danesi" diyerek girdiler. Allah'ın (c.c)
"Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle
değiştirdiler." ayetinin manası budur. Ata, Mecmu, İkrime, Dahhak, Hasan, Katade,
Rebi' b. Enes ve Yahya b. Rafi'den böyle rivayet edilmiştir.
Müfessirlerin
zikrettikleri ile hadislerdeki sözün akışından anlaşılanların özeti şudur:
Onlar Allah'ın (c.c) kendilerine emrettiği "söz ve hareketlerinde mütevazi
ve alçak gönüllü olmaları" emrini değiştirdiler. Secde halinde girmeleri
emredilmişken başlarını kaldırıp kıçları üzerinde emekleyerek girdiler. Onlara
"Günahlarımızı, hatalarımızı affet" demeleri emredilmişken onlar
alayederek "arpada buğday danesi" dediler. Bu ise emre muhalefetin ve
inatçılığın zirvesidir.
O yüzden de Allah (c.c)
fıskları, yani kendisine itaatten ayrılmaları sebebiyle onlara bela ve azabını
indirmiştir. Onun için Allah (c.c) "Bunun üzerine biz, itaat dışına
çıktıkları için zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik."
buyurmuştur. Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Allah'ın Kitabı'nda
geçen her "ricz" kelimesi, azap manasına gelir.
Mücahid, Ebu Malik,
Süddi, Hasan ve Katade’den de bunun azap manasına geldiği rivayet edilmiştir.
Ebu Aliye: Ricz gazaptır; Şa'bi: Ricz ya taun hastalığı veya soğukluktur; Said
b. Cübeyr ise: O taundur, demiştir.
[469] İbn Ebi Hatim,
Sa'd b. Ebi Vakkas, Said b. Malik, Üsame b. Zeyd ve Huzeyme b. Sabit'ten;
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet
etmişlerdir: "Taun bir aZdp olup, sizden öncekilere onunla azap
edilmiştir. " Bunu Nesai de, Süfyan-ı Sevri'nin nakliyle böyle rivayet
etmiştir.
[470] Hadisin aslı
Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'de Habib b. Ebi Sabit'in nakliyle geçen şu
hadistir: "Bir yerde taun olduğunu işittiğinizde oraya girmeyin ... "
[471] İmam Taberi de,
Üsame b. Zeyd (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
şöyle rivayet etmiştir: "Bu acı ve hastalık bir ricz (azap) olup sizden önceki
bazı milletlere bununla azap edilmiştir. " Bu hadisin aslı da Buhari ve
Müslim'de Amir b. Sa'd'ın rivayetiyle geçmektedir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
60. Musa (çölde)
kavmi için su istemişti del aramıştı da biz ona: