İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

67 - 73.ayetler

 

Sığır Kesme Emri:

 

67. Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti de:

Bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım, demişti.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c) buyuruyor ki: Ey İsrailOğulları! Sığır meselesini, onun sebebiyle olağandışı bir şekilde katilin kim olduğunu açıklama, öldürüleni diriltip katilin onlardan kim olduğunu söyletme nimetimi hatırlayın.

 

Bir Mesele:

 

Deve boyun ile gövdesinin bitiştiği yerden kesilir (nahr). Koyun ise boğazından kesilir (zebh). Sığır hakkında ihtilaf edilmiştir. Kimisi zebhedilir, kimisi ise nahr yapılır demiştir. Kur'an'ın ifadesinden dolayı zebh daha evladır. Hem de onun nahr yeri ile zebh yeri birbirine yakındır. İbn Münzir der ki:

Esas itibariyle nahr şeklinde kesilen hayvanın zebh, zebh şeklinde kesilenin nahr şeklinde kesilmesinin helal olduğu hususunda bir ihtilaf bilmiyorum. Sadece İmam Malik bunu mekruh görmüştür. İnsan bazen haram görmediği bir şeye mekruh diyebilir.

 

Ebu Ubeyd der ki: Musa (a.s)'a öldürülen kimse hakkında inen sığır kesme hükmünün inmesi, Tevrat'ta diyetin katilin akrabalarına taksim edilmesi hükmü inmeden önceydi.

 

Kıssanın Baştan Sona Anlatımı:

 

İbn Ebi Hatim, Ubeyde es-Selmani’den şöyle nakleder: İsrailoğullarından çocuğu olmayan kısır bir adam vardı. Adam çok zengindi ve malının mirasçısı, erkek kardeşinin oğluydu. Bu yeğeni onu bir gece öldürdü, sonra cesedini alıp İsrailoğullarından birinin evinin önüne bıraktı. Sabah olunca amcasını onlardan birinin öldürdüğünü iddia etti. İnsanlar silaha sarıldılar ve birbirleriyle çarpışmaya girdiler. Onlardan sağduyulu ve olgun bazı kimseler ise "Allah'ın peygamberi aranızda iken neden birbirinizle savaşıyorsunuz?" dediler. Bunun üzerine Musa (a.s)'a gelerek olayı ona anlattılar. Musa (a.s) da onlara "Allah bir sığır kesmenizi emrediyor" dedi. Onlar "Bizimle alay mı ediyorsun? dediler. Musa (a.s): Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım, dedi. Selmani der ki: Onlar sığırın nitelikleri konusuna girmeselerdi kestikleri en basit sığırla emri yerine getirmiş olacaklardı. Ancak onlar zorlaştırdılar, bunun üzerine Allah (c.c) da onlara zorlaştırdı. Kesmekle emrolundukları sığırı sonunda başka hiçbir sığırı olmayan bir adamda buldular. Adam: Vallahi, derisi dolusunca altından aşağısına razı olmam, dedi. Onlar da derisi dolusun ca altına satın alıp kestiler. Sonra onun bazı parçalarını adama vurdular. Sonunda adam kalktı. Ona "Seni kim öldürdü?" dediler. Yeğenini göstererek "Bu" dedi ve tekrar öldü. Bunun üzerine amcasının malından ona hiçbir şey verilmedi. O günden sonra da hiçbir katil öldürdüğü kimsenin malına varis olamadı. Bunu Taberi, Abd b. Humeyd -tefsirinde- ve Adem b. İyas, Ebu Cafer er-Razi kanalıyla rivayet etmişlerdir.

 

Adem b. Ebu İyas, tefsirinde, Ebu Aliye'den bu ayet hakkında şöyle rivayet eder: İsrailoğullarından zengin bir adam vardı. çocuğu olmuyordu ve varisi olan bir de akrabası vardı. Mirası almak için akrabası onu öldürdü ve yolların buluştuğu bir yere attı. Sonra Musa (a.s)'ın yanına gelerek: "Benim bir akrabam öldürüldü. Çok dertliyim. Bana onu kimin öldürdüğünü senden başka kimse bildiremez ey Allah'ın peygamberi" dedi. Bunun üzerine Musa (a.s) insanları yanına çağırdı ve "Allah aşkına soruyorum. Bu hususta bir bilgisi olan varsa bize söylesin" dedi. Hiçbiri katili bilmiyordu. Ardından katil Musa (a.s)'a gelerek "Sen ey Allah'ın peygamberi, Rabbinden bunu bize açıklamasını iste" dedi. Musa (a.s) da Rabbine dua edince Allah (c.c) ona "Allah size bir sığır kesmenizi emrediyor" dedi. "Bizimle alay mı ediyorsun?" dediler. "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi. "Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın" dediler. Musa: Allah diyor ki:

 

"O, ne yaşlı ne de körpe" -farid yaşlı, bikr ise küçük demektir- İkisi arasında bir inek-yani yaşlı ile küçük arasında bir inek-" dedi. Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın, dediler. Musa (a.s): "O diyor ki: San renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir" dedi. ..... rengi parlak, ..... ise mutluluk veriyor, içini açıyor manasına gelir. Onlar: "(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz" dediler. Bunun üzerine Musa (a.s) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yani işte çalıştırılmamış, yer sürmeyen, ekin sulamayan, yani ekimde çalışmamış, selamette, yani kusurlardan hali. renginde hiç alacası bulunmayan, yani hiçbir beyazlık olmayan bir inektir." dedi. "İşte şimdi gerçekle geldin" dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi. Ebu Aliye der ki: Bunlar sığır kesmekle emrolunduklarında herhangi bir sığırı getirip kesselerdi onlardan kabul edilecekti. Fakat kendilerine zorlaştırınca Allah (c.c) da onlara zorlaştırdı. Üstelik 'Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz' demeselerdi buna ebediyyen yol bulamayacaklardı. Bize ulaştığına göre onlar bu nitelikteki ineği sadece yetimleri bulunan ve onlara bakan ihtiyar bir kadının yanında buldular. Kadın, onların bunu satın almak zorunda olduklarını bilince kat kat fazlası bir fiyat söyledi. Bunun üzerine insanlar Musa (a.s)'ın yanına giderek bu vasıftaki ineği sadece bu ihtiyar kadında bulduklarını, onun da değerinin kat kat üstünde bir fiyat istediğini söylediler. Musa (a.s) Allah (c.c) kolaylaştırmışken siz kendinize zorlaştırdınız. Artık kadına istediği ve razı olduğu parayı verin. dedi. Onlar da dediğini yaptılar. Hayvanı satın alıp kestiler. Musa (a.s) onlara hayvanın bir kemiğini alıp katile vurmalarını emretti. Yapınca, öldürülenin ruhu geri geldi ve kendisini öldürenin adını söyledi ki o, Musa (a.s)'a gelerek yakınının öldürüldüğünden şikayetçi olan kişiydi. Allah (c.c) da onu, davranışının en kötü şekliyle cezalandırmış oldu.

 

Taberi, İbn Abbas (r.a.)'dan bu sığır hakkında şöyle nakleder: Musa (a.s) zamanında zengin bir ihtiyar vardı. Kardeşinin oğulları ise malları mülkleri olmayan fakir kimselerdi. İhtiyarın çocukları yoktu ve varisi bu yeğenleriydi. Onlar: Keşke amcamız ölse de malına varis olsak, dediler. Ölümü gecikince şeytan onlara gelerek, "Amcanızı öldürseniz de malına varis olsanız iyi olmaz mı! Üstelik diğer şehir halkından diyet parası da alırsınız," dedi. Zıra bunlar iki ayrı şehirdi ve onlar bunların birinde yaşıyorlardı. O vakit birisi iki şehir arasında ölü bulunduğunda iki şehre uzaklığı ölçülür ve hangisine yakınsa ona diyet ödetilirdi. Şeytan bunu güzel gösterip onlar da amcalarının ölüsünü gecikmiş bulunca onu öldürmeye karar vererek öldürdüler. Sabah olunca ihtiyar adamın kardeşinin oğulları şehre gelerek "Amcamız şehrinizin girişinde öldürüldü. Amcamızın diyetini ödemek zorundasınız" dediler. Şehirliler: "Allah'a yemin ederiz ki onu biz öldürmedik, öldüreni bilmiyoruz ve şehrimizin kapısını dün geceden bu yana da hiç açmadık." dediler. Sonra hep birlikte Musa (a.s)'ın yanına gittiler. Maktulün yeğenleri, "Amcamızı şehrinizin kapısının önünde bulduk." dediler. Şehirliler: "Allah'a yemin ederiz ki onu öldürmedik ve şehrin kapısını kapattığımızdan bu yana da hiç açmadık" dediler. Bu olay üzerine Cebrail (a.s) her şeyi işiten ve bilen Allah'ın emriyle Musa (a.s)'a indi ve şöyle dedi: "Allah (c.c) sizin bir sığır kesmenizi ve onun bazı parçalarını ölüye vurmanızı emrediyor" dedi.

 

Süddi "Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti ... " ayetleri hakkında şunları anlatır: İsrailoğullarından zengin bir adam vardı. Onun bir kızı, bir de fakir yeğeni vardı. Yeğeni, amcasına giderek kızına talip oldu, fakat o vermedi. Buna öfkelenen genç "Vallahi amcamı öldüreceğim ve malını alacak, kızıyla evlenecek, diyetini de yiyeceğim" dedi. Amcasının yanına vardığında İsrailoğullarından bir boydan tüccarları yanında buldu. Amcasına "Amcacığım benimle gelsen de bunlardan mal alsak. Belki ondan kar ederim. Çünkü seninle birlikte gördüklerinde bana mal verirler." dedi. Amca bir gece yeğeniyle yola çıktı. Kabilenin evlerine ulaştıklarında genç, ihtiyar adamı öldürdü, sonra ailesinin yanına döndü. Sabah olunca kabileye giderek amcasının nerede olduğunu bilmiyormuş ve onu arıyormuş gibi yaptı. Sonunda amcasının cesedinin olduğu yere yöneldi. Kabile mensuplarını onun cesedi başında toplanmış buldu. Onlara yapışarak "Amcamı siz öldürdünüz. Bana onun diyetini verin" dedi. Ağlıyor, başına toprak saçıyor ve 'vah amcam' diye bağırıyordu. Genç, daha sonra onları Musa (a.s)'a şikayet etti. Musa (a.s) da onları diyete mahkum etti. Bunun üzerine kabile mensupları Musa (a.s)'a gelerek "Ey Allah'ın Rasulü! Bizim için Allah'a dua et de onu öldürenin kim olduğunu açıklasın. Böylece suçlu cezasını çeksin. Vallahi onun diyetini ödemek bize kolaydır. Fakat adam öldürmek damgası vurulmasından utanıyoruz." dediler. Allah'ın (c.c) "Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır." buyruğu işte bunu anlatmaktadır. Onlar böyle söyleyince Musa (a.s) kendilerine: "Allah bir sığır kesmenizi emrediyor" dedi. Onlar "Biz senden maktulü ve onun katilini soruyoruz, sen ise 'bir sığır kesin' diyorsun. Bizimle alay mı ediyorsun?" dediler. O da: Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım, dedi. İbn Abbas (r.a.) der ki: Onlar herhangi bir ineği kesselerdi emri yerine getirmiş olacaklardı. Fakat kendilerine zorlaştırınca ve Musa (a.s)'ı lüzumsuz sorularla yorunca Allah (c.c) da onlara zorlaştırdı. Onlar 'Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın' dediler. Musa: "Allah diyor ki: 'O, ne yaşlı (farid) ne de körpe (bikr); ikisi arasında bir inek (avan).' dedi. ..... doğurmayan yaşlı hayvana, ..... sadece bir yavru doğurana denir. ..... ise ikisi arasında bir hayvana, yani yavrusunun yavrusunu doğuran hayvana denir. Musa (a.s) "Size emredileni hemen yapın, dedi. Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın, dediler. "O diyor ki: Sarı renkli, rengi parlak (.....), bakanların içini açan (.....) bir inektirdedi. Fakı; 'parlak', Tesurru ise 'sevinç verir, içini açar' demektir. Onlar "(E!,.' Musa!) Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz" dediler. (Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan -yani hiçbir beyazlık, siyahlık ve kırmızılık olmayan- bir inektir. Bunun üzerine, 'işte şimdi gerçeği anlattın" dediler. Onu aradılar, fakat bulamadılar. İsrailOğulları arasında babasına çok iyi davranan bir genç vardı. İnci satıcısı birisi, onun yanından geçiyordu ve babası uyuyor olup anahtar da onun yastığı altında olduğundan, onu uyandıramadı. Adam "Bu inciyi benden yetmiş bine satın alır mısın?" dedi. Genç:

 

Babam uyanana kadar bir yere gitmezsen onu senden seksen bine alırım. dedi. Adam ise: Babanı uyandır, bu altmış bine senin olsun, dedi. Tüccar bu şekilde parayı otuz bine kadar indirdi. Genç ise babasının uyanmasını beklemesi şartıyla fiyatı yüz bine kadar yükseltti. Tüccar ısrarında devam edince genç yine babasını uyandırmak istemedi ve "Onu senden hiçbir kuruşa satır. almıyorum" dedi. Allah (c.c) da buna mükafat olarak bu sığırı nasip etti İsrailOğulları belirtilen vasıflardaki sığırı ararlarken bu ineği onun yanında gördüler ve onu bir inek karşılığında satın almak istediler. Kabul etmeyince artırdılar ve ona kadar yükselttiler. Kabul etmeyince "Vallahi, bunu senden satın almadan seni bırakmayacağız." deyip Musa (a.s)'a gittiler. "Ey Allah'ın peygamberi! Biz ineği filanda bulduk. Ona büyük bir fiyat verdiğimiz halde ineği bize vermeyi kabul etmedi."dediler. Musa (a.s) gence: Onlara ineğini ver, dedi. Genç: Ey Allah Rasulü! Ben malımda herkesten fazla söz sahibiyim, dedi. Musa: Doğru söyledin, buyurdu. Diğerlerine de: Arkadaşınıza hayvanın ağırlığınca altın verin ve bu satıma razı edin" dedi. Genç yine kabul etmedi. Onlar da verdikleri fiyatı kat kat artırdılar ve on katına kadar ulaştılar. Genç sonunda onlara sattı ve parasını aldı. Onlar da hayvanı kestiler. Musa (a.s) onlara "Şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun" dedi. İki omuz arasındaki etle vurun ca adam dirildi. Ona "Seni kim öldürdü?" diye sordular. "Yeğenim" dedi. Yeğeni: Onu öldürüp malını alacak ve kızıyla evlenecektim, dedi. Bunun üzerine onu yakalayıp öldürdüler.

 

Süneyd, Muhammed b. Ka'b el-Kurazi ile Muhammed b. Kays'tan şöyle nakleder -ki bunların rivayetleri birbirine karışmıştır-: İsrailOğullarından bir boy, insanların kötülüğünün gittikçe arttığını görünce bir şehir kurdular ve diğer insanlardan uzakta yaşamaya başladılar. Akşam olduğunda hiç kimseyi dışarıda bırakmazlardı. Kapıyı açmak istediklerinde de başkanları gelip bakıyor ve bir tehlike görmezse şehrin kapılarını açıyordu ve akşama kadar birlikte oluyorlardı. İsrailOğullarından zengin bir adam vardı ve kardeşinden başka bir varisi yoktu. Bir hayli yaşlanmasına rağmen ölmeyince, mirasına konmak için kardeşi onu öldürdü. Sonra taşıyarak bu şehrin kapısının önüne bıraktı. Sonra arkadaşlarıyla bir yere saklandı. Derken kabilenin reisi şehrin kapısına gelerek baktı ve hiçbir şey görmeyince kapıyı açtı. Açar açmaz maktulü görünce kapıyı kapattı. O esnada maktulün kardeşi ve arkadaşları "Ey vah! Onu öldürdünüz, sonra da kapıyı kapatıyorsunuz" dediler. Musa (a.s) İsrailoğullarında öldürme olaylarının artması üzerine maktulü nerede bulursa o yörenin insanlarını sorumlu tutmaya başlamıştı. Maktulün kardeşi ile bu şehir halkı arasında neredeyse savaş çıkacaktı. İki taraf silahları kuşandılar. Sonra birbirlerini bırakarak Musa (a.s)'ın yanına gelip durumu bildirdiler. Bir grup "Ey Allah Rasulü, bunlar adamımızı öldürdüler, sonra kapıyı kapattılar" dediler. Şehirliler de: Ey Allah Rasulü, sen bizim kötülüklerden uzaklaşarak başka bir şehir kurduğumuzu biliyorsun. Gördüğün gibi biz insanların şerlerinden uzak olmak için onlardan sıyrıldık, öyle yaşıyoruz. Vallahi, biz ne onu öldürdük, ne de öldüreni biliyoruz, dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) Musa (a.s)'a, kavmine sığır kesmelerini emretmesini vahyetti. Musa (a.s) onlara "Allah size bir sığır kesmenizi emrediyor" dedi. Ubeyde, Ebu Aliye, Süddi ve başkalarından yapılan bu rivayetlerde mutlaka farklılıklar var. Anlaşılan bunlar İsrailoğullarının kitaplarından alınmadır. Bunları rivayet etmek caizdir. Fakat ne tasdik eder, ne de yalanlarız. Bu yüzden bunlardan sadece bizim nezdimizdeki hakka uyanı kabul ederiz. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

 

68. "Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın" dediler. Musa: "Allah diyor ki: o, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek. Size emredileni hemen yapın" dedi.

69. Bu defa: "Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın" dediler. O diyor ki: "Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir" dedi.

70. "Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. Çünkü sığırlar, bizce, birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz" dediler.

 

Tefsiri:

 

Allah (c. c) bu ayetlerde İsrailoğullarının işi zora koşmalarını ve peygamberlerine çok soru sormalarını anlatıyor. Bu yüzden onlar kendilerini dara sokunca Allah (c.c) da onları dara soktu. İbn Abbas, Ubeyde ve başka birçok kişinin söylediği gibi onlar herhangi bir sığır kesselerdi, emir yerine getirilmiş olacaktı. Fakat onlar zorlaştırınca Allah (c.c) da işi kendilerine zorlaştırdı.

 

'''Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın' dediler." Yani, bu inek nedir, özellikleri nelerdir? Onları bize açıklasın. Taberi.

 

İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: En değersiz ve basit bir ineği alıp kesselerdi bu onlara yetecekti. Fakat onlar zorlaştırdılar, Allah (c.c) da kendilerine zorlaştırdı. Haberin senedi sahihtir ve bunu İbn Abbas (r.a.)'dan pek çok kişi rivayet etmiştir. Ubeyde, Süddi, Mücahid, İkrime, Ebu Aliye ve daha birçok kişi de böyle demişlerdir.

 

İmam Taberi, Ata'dan şöyle rivayet eder: En basit bir sığırı boğazlasalardı yeterli olacaktı.

 

 

[477] İbn Cüreyc der ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "En basit bir inek kesmeleri emredilmişti. Fakat onlar kendilerine zorluk çıkartınca Allah (c.c) da onlara zorlaştırdı. Allah'a yemin olsun ki onlar "İnşaallah " demeselerdi sığırın nasılolacağı onlara açıklanmayacaktı. "

 

"Musa: Allah diyor ki: 'O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek.'" Yani ne yaşlanmış bir ihtiyar, ne de hiç hamile kalmamış kadar küçük. Ebu Aliye, Süddi, Mücahid, İkrime, Atiyye el-Avfi, Ata' el-Horasanı, Vehb b. Münebbih, Dahhak, Hasan-ı Basrı ve Katade böyle söylemişlerdir. İbn Abbas (r.a.) da böyle demiştir.

 

Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "İkisi arasında bir inek." Yani yaşlı ile küçük arasında. Bu, hayvanların ve ineklerin en kuvvetli ve en güzel çağlarıdır. İkrime, Mücahid, Ebu Aliye, Rebi’ b. Enes, Ata' el-Horasanı ve Dahhak'tan bunun gibi rivayet edilmiştir.

 

Süddi der ki: ''......" ikisinin arasıdır; bir doğum yapmış, doğurduğu yavru da büyüyüp doğurmuştur. Haşim, Hasan-ı Basri'den şöyle nakleder: Bu, yabani bir sığırdı. Ata, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Kim sarı ayakkabı giyerse, ayağında olduğu sürece mutlu ve sevinçli olur. Zıra Allah (c.c) "Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir" buyurmuştur. Aynı şekilde Mücahid ve Vehb b. Münebbih de bunun sarı olduğunu söylemişlerdir. İbn Ömer (r.a.): Çatal tırnağı sarı idi, Said b. Cübeyr ise: Boynuzu ve çatal tırnağı sarı idi, demiştir.

 

İbn Ebi Hatim ise Hasan-ı Basri'den, "Sarı renkli, rengi parlak, bakanların içini açan bir inektir" buyruğu hakkında: Yani simsiyahtır, dediğini rivayet etmiştir. Fakat bu gariptir ve doğru olan birincisidir. Nitekim ardındaki "rengi parlak" ifadesi onun sarı olduğunu kuvvetlendirmektedir.

 

Atiyye el-Avfi: "rengi parlak", yani aşIrı sarılığından dolayı siyahlaşmış. demiştir. Said b. Cübeyr de: Rengi berrak demektir, demiştir. Ebu Aliye Rebi' b. Enes, Süddi, Hasan-ı Basri ve Katade'den buna benzer rivayetler vardır. Atiyye el-Avfi ise tefsirinde bunu: AşIrı sarılıktan beyazlaşmış sapsarı, diye tefsir etmiştir.

 

"Bakanların içini açan" için Süddi: Bakanlara sevinç ve sürur verir, diye tefsir eder. Ebu Aliye, Katade ve Rebi' b. Enes de böyle derler. Tevrat'ta bunun kırmızı olduğu yazılıdır. Bu ya Arapçaya tercümedeki hatadır veya sarısı ilk görüşteki gibi kırmızı ve siyaha çaldığından kırmızı denmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Vehb b. Münebbih der ki: Derisini görseydin, güneş ışınlarının ondan çıktığını sanırdın.

 

"(Ey Musa!) Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz" dediler.

 

"Nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık." Yani çok olduğundan dolayı. .. O yüzden bu ineğin nitelik ve özelliklerini anlat, bu problemimizi halle artık. "Biz, inşaallah" bize açıklarsan "onu yapma yolunu buluruz".

 

 

[478] İbn Ebi Hatim, Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet eder: "İsrailoğulları 'Biz inşaallah onu yapma yolunu buluruz' demeselerdi, kendilerine yol bulma imkanı verilmezdi. Ancak onlar 'İnşaallah' dediler. "

 

 

[479] Hafız İbn Merduyeh, tefsirinde bunu başka bir senetle Ebu Hureyre (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İsrailoğulları İnşaallah biz onu yapma yolunu buluruz demeselerdi buna muvaffak olamayacaklardı. " Bu hadis bu senetle gariptir. Daha önce benzer şekilde Süddi'yle ilgili olarak geçtiği gibi, en iyi ihtimalle Ebu Hureyre (r.a.)'ın kendi sözüdür. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

 

71. (Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: o, henüz boyunduruk altına alınmayan, toprak sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), salim, hiç alacası bulunmayan bir inektir. "İşte şimdi gerçeği anlattın" dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.

 

Tefsiri:

 

"(Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: o, henüz boyunduruk altına alınmayan, toprak sürmeyen, ekin sulamayan", yani tarla sürerek yıpranmamış ve horlanmamış, dolapla su çekmek için beslenmemiştir. Bilakis onurlandırılmış, güzel ve parlak bir inektir. "Salimdir (.......)"; yani sapasağlam, hiçbir ayıbı ve kusuru yoktur. "Hiç alacası bulunmayan bir inektir." Onda, kendi rengi dışında hiçbir renk yoktur.

 

Abdurrezzak, Katade’den şöyle nakleder: "Kusurlardan uzak" demek, hiçbir ayıbı ve kusuru yoktur, demektir. Ebu Aliye ve Rebi’ b. Enes de böyle demişlerdir. Mücahid ise: Bir alacalık yoktur, demektir, der. Ata' el-Horasanı:

Ayaklarında ve beden yapısında hiçbir kusur yoktur, diye tefsir eder. Mücahid "hiçbir alacası olmayan" ifadesini "hiçbir siyah ve beyazlığı bulunmayan" diye tefsir eder. Ebu Aliye, Rebi' b. Enes, Hasan-ı Basri ve Katade de: Onda hiçbir beyazlık yoktur, derler. Ata' el-Horasanı: "hiçbir alacası olmayan" ifadesini "Rengi tektir, koyudur" diye tefsir eder. Atiyye el-Avfi, Vehb b. Münebbih ve İsmail b. Ebu Halid'den de benzer rivayetler yapılmıştır. Süddi: "hiçbir alacası olmayan", yani onda hiçbir beyazlık, siyahlık ve kırmızılık olmayan. demiştir. Bu görüşlerin hepsi mana itibariyle birbirlerine yakındırlar.

 

Bazılarının iddiasına göre; "henüz boyunduruk altına alınmayan" cümlesi, "işe koşulup yıpratılmamış" manasına gelmektedir ve ardındaki "toprak sürmeyen" cümlesi öncekine matuf olmayıp yeni bir cümle olduğundan, manası "toprak süren"dir. Yani toprağı süren, fakat ekin sulamayan bir inek. Bu zayıftır. Çünkü çalıştırılarak yıpratılmamış ve boyun eğdirilmemiş manasına gelen "....." ifadesinin tefsiri, sonrasındaki "toprak sürmemiş. ekin sulamamıştır" ifadesidir. Kurtubı ve başkaları bunu böyle açıklamışlardır.

 

"Dediler ki: İşte şimdi gerçekle geldin. " Yani bize gerçeği açıkladın. Abdurrahman b. Zeyd der ki: Vallahi daha önce de onlara hakkı getirmişti. "Bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi." Dahhak. İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Yapmama ihtimalleri çoktu. Bu. onların istediği bir şey değildi. Çünkü onlar aslında hiç kesmemeyi istiyorlardı. Yani bu kadar açıklamalardan, bu sorular, cevaplar ve izahatlardan sonra yine de zorla yaptılar. Bunda onlara yergi vardır. Çünkü onların bunlardan tek maksadı, işi zora koşmaktı. Muhammed b. Ka'b ve Muhammed b. Kays:

 

"Az kalsın kesmeyeceklerdi", bunun sebebi pahalı olmasıydı, demişlerdir. Bu, su götürür bir iddiadır. Çünkü pahalı olduğu, sadece İsrailOğullarından gelen nakillerle bilinmektedir. Bu, Ebu Aliye, Süddi ve -Atiyye el-Avfi'nir: nakliyle- İbn Abbas'tan rivayet edilmiştir. Ubeyde, Mücahid, Vehb b. Münebbih, Ebu Aliye, Abdurrahman b. Zeyd de onlar çok paraya satın aldılar. demişlerdir. Bunda ihtilaf vardır; zıra parası hususunda farklı şeyler de söylenmiştir. Mesela Abdurrezzak, İkrime'den: Onun parası sadece üç dinardı dediğini rivayet eder. İkrime'ye kadar varan bu senet ceyyiddir. Anlaşıldığı kadarıyla o da bunu diğerleri gibi Ehl-i kitap'tan nakletmiştir.

 

İmam Taberi der ki: Bazıları ise; onların yapmakta gevşek davranmaları mahkemelik oldukları maktulün katilinin ortaya çıkmasıyla rezil rüsvay olmaktan korkmaları sebebiyledir, demişlerdir. Taberi bunu herhangi bir kimseden senetle rivayet etmemiştir. Sonra gevşek davranmalarının hem pahalı olması hem de kendilerinin rezil olma korkusu sebebiyle olduğunu tercih etmiştir. Bu, pek isabetli değildir. Bilakis doğru olan, daha önce geçen Dahhak'ın İbn Abbas (r.a.)'dan yaptığı rivayet ve onun bizim açıklama getirdiğimiz şeklidir. Muvaffakiyet yalnız Allah'ın yardımıyladır.

 

Bir Mesele:

 

Ayette yer alan sığırın sıfatlarının, onu bizzat belirleyecek derecede zikredilmesi veya başta mutlak iken sonra vasıflarla kayıtlanması, hayvanda selemin (mevcut olmayan malın peşin paraya satılması akdi) caiz olduğuna delil getirilmiştir. Nitekim İmam Malik, Evzai, Leys, Şafii, Ahmed b. Hanbel ile selef ve haleften ilim erbabının büyük çoğunluğunun görüşü böyledir.

 

 

[480] Bir delili de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Kesinlikle bir kadın, kocasına, başka bir kadın! onu görüyormuşçasına nitelikleriyle anlatmasın" hadisidir. Ayrıca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hata yoluyla ve şibh-i amd (kasıtlıya benzeyen, yani kasıtlı ile hatalı arası) öldürmelerde diyet olarak verilecek hayvanın vasıflarını hadislerinde teker teker zikretmiştir. Ebu Hanıfe, Süfyan-ı Sevri ve Kufeli fakihler ise: Hayvanda selem olmaz. Çünkü nitelikleri net bir şekilde belirtilemez, demişlerdir. Benzer bir görüş İbn Mes'ud, Huzeyfe b. Yeman, Abdurrahman b. Semura ve başkalarından da rivayet edilmiştir.

 

 

inek Kıssasının Devamı:

 

72. Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışm ıştın ız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır.

73. "Haydi, şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun" dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve düşünesiniz diye size ayetlerini (Peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir.

 

Tefsiri:

 

İmam Buhari der ki: "....." cümlesi 'ihtilaf etmiştiniz' manasına gelir.

İbn Ebi Hatim'in Mücahid'den rivayetine göre o da bunu böyle tefsir etmiştir. Ata' el-Horasanı ile Dahhak: Onda davalaşmıştınız, demişlerdir. İbn Cüreyc:

Bazıları 'onu siz öldürdünüz', diğerleri, 'hayır siz öldürdünüz' diyorlardı, demiştir. Abdurrahman b. Zeyd de böyle söylemiştir.

 

"Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır." Mücahid der ki: ".....", yani gizlediğinizi ve sakladığınızl... İbn Ebi Hatim, Müseyyeb b. Rafi'den şöyle nakleder: Kim yedi beyitte bir iyilik işlerse Allah (c.c) onu mutlaka açığa çıkarır. Kim de yedi beyitte kötü bir şey yaparsa Allah (c.c) onu da mutlaka ortaya çıkarır. Bunun delili, Allah'ın (c.c) "Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır. 'Haydi, şimdi (öldürülen) adama (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun' dedik." buyruğudur. Bir parça denilen şey, bu ineğin uzuvlarından herhangi biriydi ve mucize onunla gerçekleşecek, olağanüstü olay vuku bulacaktı. Aslında hayvanın neresiyle vuracakları belliydi. Bunun bildirilmesinin din ve dünya işlerimizde bize bir faydası olsaydı Allah (c.c) bize açıklardı. Ancak meçhul bırakmıştır. Hatadan beri, bir kaynaktan sahih bir yolla onun hakkında herhangi bir açıklama gelmediğine göre, Allah'ın (c.c) kapalı bıraktığı gibi biz de onu kapalı bırakıyoruz.

 

Bu yüzden İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakletmiştir: İsrailOğullarından inek kesmeleri emredilenler, onu kırk yıl aradılar ve sonunda çok sevdiği bir ineği olan bir adamda buldular. Satın almak için para teklif ettiler, fakat kabul etmedi. Sonunda derisi dolusunca altın vererek aldılar ve kestiler. Ardından maktule hayvanın bir uzvuyla vurdular. Maktul. damarlarından kan akarak kalktı. Ona "Seni kim öldürdü" diyerek katilini sordular. "Beni filan öldürdü" dedi. Hasan-ı Basri ile Abdurrahman b. Zeyd de aynı şekilde: Ona ineğin bir parçasıyla vurdu, demişlerdir. İbn Abbas (r.a.)'dan yapılan başka bir rivayette o: Kıkırdağın ardındaki kemikle vurdular, demiştir. Abdurrezzak, Ubeyde'den şöyle nakletmiştir: Maktule ineğin etinden bir parçayla vurdular, demiştir. Katade: Ona ineğin buduyla vurdular. Adam anında dirildi ve ona 'seni kim öldürdü?' dediler, demiştir. İkrime’den şöyle rivayet edilmiştir: Ona buduyla vurulunca hemen kalktı ve 'beni filan öldürdü' dedi. İbn Ebi Hatim der ki: Mücahid ve Katade’den de bu şekilde rivayet edilmiştir.

 

Süddi der ki: Ölüye iki omuzu arasındaki kısımla vurulunca cana geldi. Ona sorduklarında "Beni kardeşimin oğlu öldürdü" dedi. Ebu Aliye der ki: Musa (a.s) onlara kestikleri ineğin kemiklerinden birini alıp onunla katile vurmalarını emretti, onlar da yaptılar. Ölü dirildi ve katilini söyleyip önceki ölü haline döndü. Abdurrahman b. Zeyd der ki: Ölüye bazı organlarıyla vurdular. Bu organın dil olduğunu söyleyenler olduğu gibi, kuyruk sokumu olduğunu söyleyenler de olmuştur.

 

"Allah ölüleri işte böyle diriltir. " Yani onlar vurdular, Allah da onu diriltti.

Allah (c.c) burada maktül hakkında bizzat şahit oldukları olayı vesile edinerek kendisinin kudretine ve ölüleri diriltmesine dikkat çekmiştir. Allah (c.c) diriltme olayını hem onlara tekrar dirilme hususunda hüccet, hem de aralarındaki düşmanlık ve fitneyi SAna erdirici bir sebep kılmıştır. Yüce Allah (c.c) kendisinin ölüleri tekrar diriltme gücüyle ilgili olarak bu surede beş olay zikreder:

 

"Sonra ölümünüzün ardından sizi (İsrailoğullarını) tekrar dirilttik" ayeti, bu kıssa, ölüm korkusuyla beldelerini terk eden binlerce kişi kıssası, damları üzerine yıkılmış halde olan kasabaya uğrayan kişinin kıssası ve İbrahim (a.s)'ın dört kuşu diriltme kıssası. Allah (c. c) yeryüzünü ölümünden sonra canlandırmasına dikkat çekerek bunu bedenlerin küle dönüştükten sonra tekrar diriltileceğine delil göstermiştir.

 

 

[481] Nitekim Ebu Davud Tayalisi, Ebu Rezin el-Ukayli'den şöyle nakletmiştir: Ben "Ya Rasulallah! Allah (c.c) ölüleri nasıl diriltir?" dedim. "Sen hiç sararmış bir araziden geçtikten sonra oradan yeşil haliyle tekrar geçtin mi?" dedi. "Geçtim" dedim. "Tekrar diriltme de böyledir." buyurdu. Bunun şahidi Allah'ın (c.c) şu buyruklarıdır: "(Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona yağmurla hayat verdik ve ondan dane çıkardık. İşte onlar bundan yerler. Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık. Ta ki onların meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal ettiklerinden yesinler. Hala şükretmeyecekler mi?" (Yasin, 33-35)

 

 

Bir Mesele:

 

Bu kıssa, İmam Malik'in, yaralının, onu öldürme alametleri bulunan kimse hakkında 'beni filan öldürmeye yeltendi' demesinin kabul edileceği görüşüne delil getirilir.

 

 

[482] Onlar bu görüşü Enes (r.a.)'dan nakledilen şu hadise dayanarak tercih etmişlerdir: Bir Yahudi, gümüş zinetini almak için bir cariyeyi başını iki taş arasında ezerek öldürdü. Cariyeye "Sana bunu kim yaptı? Filan mı, falan mı?" diye sordular. Nihayet Yahudi adamı zikrettiklerinde başıyla işaret etti. Yahudi tutuklandı ve ısrarlı sorgu sonucunda suçunu itiraf etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun başının iki taş arasında ezilmesini emretti. İmam Malik'e göre ortada bir levs (emare) varsa maktulün velileri kasame  yoluyla yemin ederler. Fakat cumhur bunda ondan ayrılmışlar ve maktulün "beni filan öldürdü" demesini emare saymamışlardır.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

74. Bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukarıdan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.