|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 84 – 86.ayetler |
Yahudilerin
Dönekliklerine ve Çarpık Anlayışlarına Bir Başka Örnek:
84. (Ey
İsrailoğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan
çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Her şeyi görerek sonunda bunları
kabul etmiştiniz.
85. Sonra sizler,
birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor, kötülük ve
düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size
haram olduğu halde (hem çıkarıyor hem de) size esirler olarak geldiklerinde
fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir
kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında
ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin
yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.
86. İşte onlar,
ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları
hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.
Tefsiri:
Allah Teala bu ayetlerde
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında Medine'de bulunan
Yahudileri ve onların Evs ile Hazrec arasında cereyan eden savaşlarda yer
almalarını eleştiriyor. Çünkü Evs ve Hazrec kabileleri, ki bunlar sonra
Ensardırlar, cahiliyye döneminde putperesttiler ve aralarında sık sık savaş
oluyordu. Medine Yahudileri ise üç kabileydi. Hazrec'in müttefikleri Beni
Kaynuka ve Beni Nadir ile, Evs'in müttefiği Beni Kureyza. Aralarında bir savaş
çıktığında her bir grup müttefikinin yanında savaşıyor, bazen karşı taraftaki
bir Yahudiyi öldürdüğü oluyordu. Bu ise dinlerinde ve kitaplarında bizzat
belirtildiği gibi haramdı. Onları evlerinden çıkarıyorlar, evlerindeki eşyalara
ve mallara el koyuyor, gasp ediyorlardı. Savaş sona erince de Tevrat'ın hükmü
gereği yenilen taraftaki esirleri hürriyetlerine kavuşturmak için fidye verme
talebinde bulunuyorlardı. Bu çelişkilerinden dolayı Allah (c.c) "Siz
Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz?"
buyurmuştur.
İşte Allah (c.c) burada
bu durumu şöyle anlatıyor: "Hani birbirinizin kanım dökmeyeceğinize,
birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık."
Yani birbirinizi öldürmeyeceğinize, evlerinizden çıkarmayacağınıza ve birbirinizin
aleyhinde faaliyette bulunmayacağınıza söz vermiştiniz. Bu, Allah'ın şu buyruğu
gibidir: "Onun için yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi (kötü
duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız, yaratıcınızın katında sizin için daha
iyidir." (Bakara, 54) Çünkü bir dinin mensupları, tek bir şahıs
mesabesindedir.
[500] Nitekim Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Mü'minler birbirlerine sevgilerinde,
merhametlerinde ve birbirleriyle irtibatlarında tek bir beden gibidirler. Bir
uzvu hastalandığında vücudun diğer azaları birbirlerini, uykusuz kalmak ve
ateşi yükselmekle ona katılmaya çağırırlar." buyurdu.
"Her şeyi görerek
sonunda bunları kabul etmiştiniz." Yani siz her şeyi gözlerinizle
gördüğünüz halde bu ahdi tanıdığınızı ve doğru olduğunu ikrar ettiniz. ''.....
" cümlesinin takdirinde, "....."den önce bir 'ya' hitabı
gizlidir. Birçok nahivci '....'nin öncesinde l.:! nida edatının hazfini caiz
görmezken, bazıları caiz görmüşlerdir. Cümlenin akışı da orada mahzuf bir L.
edatının olmasını gerektirmektedir. Bir görüşe göre buradaki ..... edatı.
"..... : O
kimseler" memasındadır. Yani: ''..... : Sonra birbirinizi öldüren
sizler." Bir görüşe göre ise manası "..... : Sonra siz bugün o
kimseler .. " dir. Yani tüm bu ahitlerden ve alınan sözlerden sonra bugün
siz anlatacağımız şu şu haller üzeresiniz. Zemahşerı der ki: Sıfatın değişmesi,
onun bulunduğu zatın da değişmesi yerine konulmuştur. Bu "çıktığı yüzden
başka yüzle çıktı" sözüne benzemektedir.
"Sonra siz
birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından Çıkarıyor, kötülük ve
düşmanlıleta onlara karşı birleşiyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size
haram olduğu halde (hem çıkarıyor hem de) size esirler olarak geldiklerinde
fidye verip onları kurtarıyorsunuz."
Muhammed b. İshak, İbn
Abbas (r.a.)'dan bu ayetle ilgili şunları aktarır: Allah (c.c) bahsettiği
fiillerinden dolayı onları azarlamaktadır. Çünkü Allah (c.c) Tevrat'ta
kanlarını dökmeyi haram, esirlerini fidye vererek kurtarmayı farz kılmıştı.
Onlar ise iki gruba ayrıldılar. Biri Hazrec'in müttefiki Beni Kaynuka, diğeri
ise Evs'in müttefiki Nadir ve Kureyza kabileleriydi. Evs ile Hazrec arasında
bir savaş çıktığında Beni Kaynuka kabilesi Hazrec'in, Nadir ve Kureyza
kabileleri ise Evs'in yanında yer alıyor ve iki gruptan her biri kardeşlerine
karşı müttefiklerine yardım ediyordu ve böylece birbirlerinin kanını
akıtıyorlardı. Üstelik ellerinde Tevrat vardı ve onda bulunanlar sayesinde
fayda ve zararlarına olan şeylerin bilgisine sahiptiler. Hem Evs, hem de Hazrec
putlara tapan, cennet ve cehennem, dirilme ve kıyamet, İlahi kitap, helal ve
haram bilmeyen müşriklerdi. Bu Yahudiler savaş sona erince Tevrat'ın hükmü
uyarınca birbirlerine esirlerini veriyorlardı. Beni Kaynuka Evs'in elindeki
esirlerini, Nadir ve Kureyza da Hazrec'in elindeki esirlerini fidye ödeyerek
kurtarıyordu.
"Yoksa siz Kitab'ın
bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz?"
Yani, hem Tevrat'ın
hükmü uyarınca fidye verip esirlerini kurtarıyor, hem de birbirlerini
öldürüyorlardı. Oysa Tevrat'ta sadece dünya malı için adam öldürmek ve onu
evinden çıkarmak, kardeşine karşı Allah'a ortak koşanlara ve puta tapanlara
yardım etmek haramdı. Bana ulaşan bilgiye göre bu ayetler, Yahudilerin Evs ve
Hazrec kabileleriyle ilgili bu hareketleri hakkında indi.
Esbat, Süddi’den şöyle
nakleder: Kureyza Evs kabilesinin, Nadir ise Hazrec kabilesinin müttefikiydi.
Bunlar arasında cereyan eden Sümeyr adındaki savaşlarda Kureyza müttefiklerinin
yanında Nadir ve müttefiklerine, Nadir de müttefiklerinin yanında Kureyza ve
müttefiklerine karşı savaşıyorlardı. Yenen taraf diğerlerinin evlerini yıkıyor
ve yurtlarından çıkarıyordu. İki taraftan bir kişi esir alındığında ise fidye
verip kurtarmak için aralarında para topluyorlardı. Araplar bundan dolayı
onları "Nasıl hem savaşıyor, hem de fidye vererek kurtarıyorsunuz?"
diyerek kınarlar, onlar da: "Bize onlarla savaşmak haram kılındı ama
onları fidyeyle kurtarmakla emrolunduk" derlerdi. Araplar "Peki neden
onlarla savaşıyorsunuz?" dediklerinde ise "Biz müttefiklerimizin
zillete düşürülmesinden haya ediyoruz" diyorlardı. Allah (c.c) da onları
kınayarak "Sonra bu misakı kabul eden sizler, (verdiğiniz sözün tersine)
birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyordunuz.
" buyurdu.
Şu'be'nin Süddi'den
rivayetine göre o, bu ayet-i kerimenin Kays b.
Hatim hakkında indiğini
söylemiştir.
Süddi, Abduhayr'dan
şöyle nakleder: Lencer'de Selman b. Rebia elBahili ile birlikte savaştık. Halkı
kuşattık ve sonunda şehri fethedip bazılarını esir aldık. Abdullah b. Selam 700
dirheme Yahudi bir kadın satın aldı. Re's-i Calut'un yanından geçerken ona
uğradı ve "Ey Re's-i Calut! Senin dininden, benden bunu satın alacak yaşlı
biri var mı?" dedi. O: Evet, dedi. Abdullah:
Ben bunu 700 dirheme satın
aldım, deyince o "O zaman ben sana 700 dirhem de kar vereyim" dedi.
Abdullah: Ben onu dört binden aşağıya satmamaya yemin ettim, dedi. Bunun
üzerine o, benim ihtiyacım yoktur, dedi. Abdullah b. Selam ise; Allah'a and
olsun ki ya onu benden satın alırsın veya mensubu olduğun dini inkar etmiş
olursun, dedi. Ardından: Yaklaş bana, dedi. Abdullah b. Selam ona yaklaşınca,
kulağına Tevrat'taki şu hükmü okudu: "Sen İsrailoğullarından bir köle
bulursan onu mutlaka alır ve azad edersin." (Sonra şu ayeti okudu) "Onları
yurtlarından çıkarmak haram kılınmışken esır olarak geldiklerinde fidyeleşmeye
kalkan kimselersiniz." Re's-İ Calut: Sen Abdullah b. Selam mısın? deyince,
"Evet" diye cevap verdi. Bunun üzerine dört bin dirhemi getirdi ve
Abdullah iki binini alıp iki binini ona iade etti.
Adem b. Ebu İyas,
tefsirinde, Ebu Aliye'den şöyle nakleder: Abdullah b.
Selam, Kufe'de Re's-i
Calut'a uğradı. Arapların ilişkiye girmedikleri yahudi kadınları fidye vererek
satın alıyor, ilişkiye girdiklerini ise almıyordu. Abdullah b. Selam ona: Ama
sizin kitabınızda hepsinin fidye verilerek satın alınması emrediliyor, dedi.
Ayet-i kerime'den ve
sözün gelişinden anlaşıldığı kadarıyla burada, doğruluğuna inanmalarına ve buna
şahitlik etmelerine rağmen Tevrat'ın emirlerini yerine getirmemelerinden dolayı
Yahudiler kınanmaktadır. Bu yüzden ne onların yanında bulunan Tevrat'a, ne de
ondan naklettiklerine güvenilebilir.
Aynı şekilde Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in nitelikleri, gönderilişi, hicreti ve yurdundan
çıkarılışı gibi kendinden önce peygamberlere bildirilen hususları
gizlemelerinde de onlara güvenilmez. Kendi aralarında gizledikleri şeylerden
dolayı Allah'ın laneti Yahudilerin üzerine olsun.
Bu yüzden Allah (c. c)
şöyle buyurur: "Sizden öyle davrananların cezası" Allah'ın şeriatına
ve emirlerine aykırı davranmalarından dolayı, "dünya hayatında ancak
rüsvaylık; kıyamet gününde ise" ellerindeki Allah'ın Kitabı'nı
ketmetmelerinin cezası olarak "en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin
yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir. İşte onlar, ahirete karşılık
dünya hayatını satın alan", yani onu seçen ve ahirete tercih eden
"kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek" bir an olsun ne
azaplarında azalma olacak, "ne de kendilerine yardım edilecektir. "
Yani, onları içinde bulundukları daimi ve ebedi azaptan kurtaracak ve koruyacak
hiçbir yardımcıları olmayacaktır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |