İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

129.ayet

 

Sevgili Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ben ibrahim'in (a.s) Duasıyım Dediği Dua:

 

129. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c) bu ayette İbrahim (a.s)'ın Harem bölgesinde yaşayacaklar için ettiği duanın devamını bildirmektedir. Burada İbrahim (a.s) Allah'ın onlara kendilerinden, yani İbrahim (a.s)'ın soyundan bir elçi göndermesini istiyor. İbrahim (a.s)'ın bu duası ile Allah'ın (c.c) ezeldeki "Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i ümmiler arasından seçip onlarla insanlardan ve cinlerden herkese peygamber olarak gönderme" ilahi takdiri birbirine denk düşmüştür.

 

 

[658] Nitekim Ahmed b. Hanbel, İrbad b. Sariye kanalıyla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet eder: "Ben Adem (a.s) henüz toprakla karışık iken Allah'ın en son peygamberiydim. Size bunun başlangıcını da söyleyeyim; atam İbrahim'in duası, İsa'nın müjdesi ve annemin gördüğü rüya. Bütün peygamberlerin anneleri de böyle rüya görürler. "

 

 

[659] Yine İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Ümame'den şöyle nakleder:

Ben "Ya Resulallah! Senin bu işinin (peygamberliğinin) başlangıcı (kaynağı ve alametleri) nedir?" diye sordum. "Ben atam İbrahim'in duası ve İsa'nın müjdesiyim. Annem de kendinden bir nurun çıkıp Şam saraylarını aydınlattığını görmüş. " buyurdu. 

 

Yani Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i ilk dile getiren ve insanlar arasında meşhur yapan İbrahim (a.s)'dır. Sonra adı anılmaya ve şöhret kazanmaya devam etti. Nihayet İsrailoğullarının son peygamberi olan İsa (a.s) onun bizzat adını zikrederek şöyle dedi: "Hatırla ki Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti." (Saff, 6) Bu yüzden Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ben İbrahim'in duası ve İsa'nın müjdesiyim." demiştir.

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, "Annem de kendinden bir nurun çıkıp Şam saraylarını aydınlattığını görmüş." sözüne gelince; kimisine göre annesi bunu hamileyken rüyasında gördü. Bunu kavmine anlattı ve bu insanlar arasında yayıldı, meşhur oldu. Böylece (insanlar ve ortam) onun gelişine hazır hale getirildi. Nur'un özellikle Şam diyarına gitmesi ise dinin orada yerleşeceğine ve kök salacağına işarettir. Bu sebeple Şam diyarı (Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistin bölgesi) ahir zamanda İslam'ın ve Müslümanların kalesi ve merkezi olacaktır. İsa (a.s) da Şam diyarının sınırları içinde yer alan Dımeşk'in doğusunda bulunan Ak Minare'ye inecektir.

 

 

[660] Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri bir hadiste de Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden bir taife galip ve hak üzere olacak. Onları horlayanlar bir zarar veremeyecek ve karşı çıkanlar onlara bir şey yapamayacaklardır. Nihayet Allah'ın emri (İslam'ın zaferi veya kıyamet) onlar bu hal üzere iken gelecektir." Buhari'nin rivayetindeki ifade ise: "Onlar Şam'da iken" şeklindedir.

 

"Ey Rabbimiz! Onlara bir peygamber gönder." Ebu Cafer'in naklettiğine göre Ebu Aliye şöyle demiştir: "Kasıt, Muhammed ümmetidir. İbrahim (a.s)'a "Duan kabuloldu. Bu dünyanın sonunda olacak" denilmiştir. Süddi ve Katade de böyle demişlerdir.

 

"Onlara kitap ve hikmeti öğretecek" buyruğunda kitaptan kasıt Kur’an, hikmetten kasıt ise Sünnettir. Hasan-ı Basri, Katade, Mukatil b. Hayyan, Ebu Malik ve başkaları böyle söylemişlerdir. Bir görüşe göre hikmetten kasıt, dini kavrayış ve anlayıştır. İki görüş arasında bir çelişki yoktur.

 

"Onları temizleyecek." Ali b. Ebi Talha'nın İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre temizlemekten kasıt Allah'a itaat ve ihlasa sevk etmektir.

Muhammed b. İshak der ki: "Onlara kitap ve hikmeti öğretecek" yani onlara yapmaları için hayrı, sakınmaları için şerri öğretecek; itaat ettiklerinde Allah'ın onlardan razı olacağını bildirerek böylece insanların daha çok itaat ve ibadet etmelerini, Allah'ın gazabını çekecek masiyetlerden sakınmalarını sağlayacak.

"Şüphesiz aziz ve hakim sensin. " Yani hiçbir şeyin aciz bırakamadığı ve her şeye gücü yeten 'Aziz'; mı ve sözlerinde büyük hikmet sahibi olup bilgisi, hikmeti ve adaletiyle her şeyi yerli yerine yerleştiren 'Hakim' sadece sensin.

mü'minlerin cesur, cihadda mahir, fakih, muhaddis, müfessir, emr-i bi'l-ma'ruf ve nehyi ani'l-münker yapan, zahid ve abid gibi mü'minlerin birçok kesiminin oluşturduğu bir topluluk olması mümkündür. Bunların tek bir beldede toplanmış olmaları da gerekmez. Aksine farklı beldelerde dağınık halde bulundukları gibi tek bir beldede bulunmaları mümkündür. Şu da ihtimallerden biridir: Yeryüzünün tamamında bu tür kimselerin sayısı gittikçe azalır ve sonunda bir beldede bir taife kalır." Nevevı'nin sözü bitti. Ben (İbn Hacer) derim ki: Hak üzere olanların sadece Şam'da bulunacakları gibi bir çıkarım yapmak doğru değildir. Çünkü mesela Sıffin vak'asında hak Hz. Ali (r.a.) ile idi. Bu durumda hak üzere olanların bir kısmı onun yanında yer alanlar veya bir kısmı ise taraf tutmayanlar olur. O dönemde hak üzere olanların Şamlılar olduğunu ise kimse söylememiştir. Çünkü alimler onda Hz. Ali'nin hak üzere olup Muaviye'nin ise içtihad edip hata yaptığında görüş birliği içindedirler. Haricilerle savaş hakkında gelen sahih hadiste de: "Onlarla iki taifeden hakka en yakını savaşacaktır" buyurulmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

130. İbrahim'in dininden, kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki biz onu dünyada (elçi) seçti k, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.

131. Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.

132. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslam'ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz (dedi).