|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 96 ve 97.ayetler |
Yeryüzündeki ilk
Mabed:
96. Şüphesiz, alemlere
bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev Mekke'deki
(Kabe)dir.
97. Orada apaçık nişaneler,
(mesela) İbrahim'in makamı vardır. Oraya kim girse emniyette olur. Yoluna gücü
yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar
ederse bilsin ki Allah bütün alemlerden müstağnidir.
Tefsiri:
Yüce Allah'ın, etrafında
tavaf etmek, ona yönelerek namaz kılmak, ibadet etmek için kapanmak suretiyle
Allah'a ibadet etmeleri ve kendisine yaklaşmaları için tüm insanlığa konulmuş
ilk evin (mabedin) "Mekke'deki mabed" olduğunu bildiriyor. Yani ilk
mabed, Hristiyanların ve Yahudilerin, dini ve yolu üzere olduklarını iddia
ettikleri Halil İbrahim (a.s)'ın Allah'ın emri üzerine inşa ettiği ve
haccetmeleri için tüm insanlara çağrıda bulunduğu halde, haccetmedikleri
Kabe'dir. Bu yüzden Yüce Allah Kabe'nin, "bereket mekanı ve tüm insanlar
için hidayet kaynağı" olarak kurulduğunu ifade etmiştir.
[1469] Nitekim İmam
Ahmed b. Hanbel, Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle rivayet eder. Ben, "Ya
Rasulallah! Yeryüzünde ilk inşa edilen mescid (mabed) hangisidir?" dedim.
"Mescid-i Haram (Kabe)' dir" buyurdu. "Sonra hangisidir?"
dedim. "Mescid-i Aksa'dır" buyurdu. "İkisi arasında kaç yıl
var?" dedim. "Kırk yıl" buyurdu. "Sonra hangi
mesciddir?" dedim. "Namaz vaktinenerede erişirsen orada kıl. Çünkü
hepsi mesciddir." buyurdu.
Bunu Buhari ve Müslim de
A'meş'in rivayetiyle tahric etmişlerdir. İbn Ebi Hatim, "Şüphesiz ...
kurulan ilk ev Mekke'deki (Kabe)dir." ayetiyle ilgili olarak Ali
(r.a.)'tan şöyle nakleder: "Bundan önce evler vardı. Fakat Kabe, Allah'a
ibadet için kurulan ilk evdir." İbn Ebi Hatim, Halid b. Ar'ara'dan da
şöyle nakleder: Bir adam Hz. Ali (r.a.)'a gelerek, "Bana Kabe'den bahseder
misin? Orası yeryüzünde inşa edilen ilk ev midir?" diye sordu. Ali (r.a.),
"Hayır. Ama orası bereketli kılınan ilk evdir, İbrahim'in makamıdır. Oraya
kim girerse güvenlikte olur" dedi. Sonra İbrahim (a.s)'ın burayı nasıl
inşa ettiğini anlattı. Biz bunu Bakara suresinde, burada tekrara gerek
bırakmayacak kadar uzun şekilde ele almıştık. Süddi, buranın yeryüzünde inşa
edilen ilk ev olduğunu söylemiştir. Fakat doğru olan Hz. Ali (r.a.)'ın
görüşüdür.
[1470] Beyhaki'nin,
Delailu'n-Nübüvve'de, senedinde İbn Lehia'nın bulunduğu bir senetle, Amr b.
el-A.s (r.a.)'tan naklettiği "Allah Cebrail (a.s)'ı Adem ile Havva'ya
gönderdi. Cebrail (a.s) onlara Kabe'yi inşa etmelerini emretti ve Adem (a.s)
inşa etti. Cebrail (a.s) sonra ona orayı tavaf etmesini emretti. Sonra ona 'Sen
insanların ilkisin, bu da insanlar için inşa edilen evlerin ilkidir' dedi"
hadis-i nebevisine gelince; Evet, bu hadis gördüğün gibi sadece İbn Lehia'dan
gelen rivayetlerdendir ve zayıftır. Kuvvetli ihtimalle bu Amr b. el-As
(r.a.)'ın sözüdür ve bunu Yermuk savaşında ganimetten payına düşen kitap ehli
iki kişiden işitmiştir.
Yüce Allah
"Mekke'deki" buyuruyor. Ayette Bekke denilmiştir. Bekke, meşhur görüşe
göre Mekke'nin isimlerinden biridir. Ona Bekke adının verilmesi hususunda
kimisi; "Çünkü orası zalimlerin ve zorbaların boynunu eğmiştir
(.....)" demiştir. Kimisi, "Çünkü insanlar orada izdiham yaparlar
(.....) " demiştir. Katade de şöyle demiştir: Böyle isimlendirilmesi
insanların orada ufalanmış toprak gibi tamamen eşit olmalarından dolayıdır
(.....). Zira, hiçbir yerde yapılamazken burada kadınlar erkeklerin önünde
namaz kılabilirler. Bu Mücahid, İkrime, Said b. Cübeyr, Amr b. Şuayb ve Mukatil
b. Hayyan'dan böyle rivayet edilmiştir. Hammad b. Seleme ... İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle rivayet eder: "Mekke Fecc'den Ten'im'e kadar, Bekke ise
Kabe'den Batha'ya kadar olan yerdir." Muğire de İbrahim en-Nehai’den şöyle
nakleder: Bekke Kabe ve mescid kısmına denir. Ebu Malik, Ebu Salih, İbrahim
en-Nehai, Atiyye el-Avfi ve Mukatil b. Hayyan da, "Kabe'nin bulunduğu yer
Bekke, kalan kısım ise Mekke'dir" demişlerdir. Mekke şehrinin birçok ismi
zikredilmiştir: Mekke, Bekke, Beyt-i Atik (eski ev), Beyt-i Haram (dokunulmaz
ev), Beled-i Haram (dokunulmaz belde), Beled-i Emin (emniyetli şehir), Me'mun
(güvenli yer), Ümmü Ruhm (rahmetin merkezi), Ümmü Kura (şehirlerin anası),
Salah (iyilik, güzellik), Arş (taht), Kadis (paklayıcı). Kadis ..... ismi ona
günahlardan temizlediği için verilmiştir .. Diğer isimleri; Mukaddese, Nasse
(kurak yer), Basse, Bessase, Hatıme (kıran, önünde boyun eğdiren), Re's (baş,
başkan), Kusi (esasen, Abduddar kabilesinin mahallesinin adı), Belde, Beniyye
(inşa edilmiş yer) ve Kabe.
"Orada apaçık
nişaneler.. vardır." Yani, İbrahim (a.s) tarafından inşa edildiğine, Yüce
Allah'ın büyük değer verip yücelttiğine dair alametler vardır.
Yüce Allah daha sonra
"(Mesela) İbrahim'in makamı vardır." buyurmuştur .. İbrahim
Makamı'ndan kasıt, Kabe'nin temellerini ve duvarlarını yaparken bunları
yükselttikçe üzerinde durup oğlu İsmail (a.s)'ın kendisine taş verdiği yerdir.
Burası Kabe'nin duvarına bitişikti. Hilafeti döneminde Hz. Ömer, tavafın rahat
yapılabilmesi ve orada namaz kılan kimselere gürültü olmaması için burayı
doğuya doğru çekti. Çünkü Yüce Allah, "Siz de İbrahim'in makamından bir
namazgah edinin." (Bakara, 125) buyurarak bize orada namaz kılmamızı
emretmiştir. İlgili hadisleri -Allah'a hamd-u senalar olsun- bu ayetin
tefsirinde zikrettiğimizden dolayı, burada tekrarlamamıza gerek kalmamıştır.
Atiyye el-Avfi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Orada apaçık nişaneler, (mesela)
İbrahim'in makamı vardır." Yani, apaçık nişanelerden biri Makam-ı İbrahim
ile Meş'ar-ı Haram (Müzdelife'deki vakfe yeri)'dir. Mücahid der ki: İbrahim
(a.s)'ın Makam-ı İbrahim'deki ayak izleri açık bir delildir. Ömer b. Abdulaziz,
Hasan-ı Basri, Katade, Süddi, Mukatil ve başkalarından da böyle rivayet
edilmiştir. Ebu Talib de meşhur Lamiyye Kasidesi'nde şöyle der:
İbrahim 'in kayadaki
ayakkabısız yalınayak, Ayak izleri ıslaktır, taptaze durmaktadır.
İbn Ebi Hatim ... Ata
kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan, "Makam-ı İbrahim" hakkında şöyle
nakleder: Makam-ı İbrahim Harem'in tamamıdır. Diğer rivayette, "Hacer-i
Esved'in tamamı İbrahim Makamı'dır" demiştir. Said b. Cübeyr'den şöyle
nakledilir: Hacc İbrahim'in Makamı'dır. Ben kitapta aynen böyle gördüm. Ama
muhtemelen bunun doğrusu "Hacer İbrahim'in Makamı'dır" olmalı.
Nitekim Mücahid bunu açıkça böyle ifade etmiştir.
"Oraya kim girse
emniyette olur." Yani, korku içindeki her kim Mekke haremine girerse her
türlü kötülükten emniyette olur. Bu, cahiliye döneminde de böyleydi. Nitekim
Hasan-ı Basri ve başkaları şöyle demişlerdir:
Adam birini öldürür,
ardından boynuna bir yün takarak Harem’e girerdi. Sonra öldürülenin oğlu onu
orada görür de galeyana gelmez, onun çıkmasını beklerdi. İbn Ebi Hatim, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Oraya kim girse emniyette olur.
" Yani, kim Kabe'ye sığınırsa Kabe onu himayesine alır. Fakat birileri
tarafından barındırılmaz, kendisine yiyecek ve içecek verilmez. Oradan çıkınca
da suçunun cezası verilir. Yüce Allah başka bir ayette de şöyle buyurur:
"Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken, bizim (Mekke'yi) güven içinde
kudsı bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hala batıla inanıp Allah'ın nimetine
nankörlük mü ediyorlar?" (Ankebut, 67) Allah (c. c) yine şöyle buyurur:
"Onlar, kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan şu
evin Rabbine kulluk etsinler. " (Kureyş, 3-4)
Hatta, Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den gelen hadislerle sahabilerden nakledilen
haberlerde ifade edildiği üzere, bu bölgedeki hayvanların avlanması ve
yuvalarında rahatsız edilmesi, ağaçlarının kesilmesi ve otlarının biçilmesi
haram olup, bu hükümler buranın dokunulmaz oluşu hükmünün bir parçasıdır.
[1471] Nitekim Buhari ve
Müslim'de -lafız Müslim'indir- İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet edilen bir hadiste
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin Fethi gününde, ''Artık
hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet (cihada çıkma niyeti bulundurmak ve
hazırlıklı olmak) vardır. Cihada çağrıldığınızda hemen çıkın. "
buyurmuştur.
[1472] Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine Mekke'nin fethi gününde şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz bu beldeyi Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün haram kılmıştır.
O yüzden burası Allah'ın haram kılmasıyla kıyamete kadar haram bölgedir. Burada
savaşmak benden önce hiç kimseye helal kılın mamıştı. Bana da bir günün belli
bir vaktinde izin verildi. Mekke, Allah'ın haram kı lmasıyla kıyamete kadar
haram bölgedir; dikeni koparılmaz, avı ürkütülmez, düşürülen malı sahibini
bulmak amacı dışında alınmaz ve otu koparılmaz. " Bu sırada Abbas (r.a.),
"Ey Allah Rasulü, İzhir (Mekke ayrığı) hariç. Bu ot Mekkeli demirciler ve
boyacılar tarafından kullanılır. Ayrıca evlerde de kullanılmaktadır."
dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, "İzhir hariç" buyurdu. Buhari ile
Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan bunun gibi veya yakın bir rivayeti vardır.
[1473] Buhari ile
Müslim'in Ebu Şurayh el-Adevi'den naklettiklerine göre -lafzı Müslim'e aittir-
Ebu Şurayh el-Adevi, Mekke'ye (Abdullah b. Zübeyr'e karşı savaşmak üzere)
ordular gönderen vali Amr İbn Said'e şöyle dedi: Ey Emir! İzin ver de sana bir
şeyanlatayım. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethinin
ertesi günü bir konuşma yaptı. Konuşurken onu şu kulaklarım işitti, kalbim
kavradı ve gözlerim gördü. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Allah'a
hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: "Mekke'yi Allah dokunulmaz
bölge kıldı, fakat insanlar dokunulmaz kılmadılar (buna riayet etmediler).
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kişinin orada kan akıtması helal değildir.
Mekke'nin bitkisi koparılmaz. Şayet Allah Rasulü'nün orada savaş yaptığını
ileri sürerek kendisine ruhsat çıkarmak isteyen birisi olursa ona, ''Allah,
yalnızca Rasulü'ne izin verdi, size izin vermedi" deyiniz. Allah bana da
yalnızca gündüzün belli bir süresinde izin verdi. Bugün Mekke'nin haramlığı
dünkü haline geri dönmüştür. Burada bulunanlar bulunmayanlara aktarsın."
Ebu Şurayh'a, "Peki Amr sana ne cevap verdi?" diye soruldu. Ebu
Şurayh dedi ki: Bana şöyle dedi: "Ben bunu senden daha iyi bilirim ey Ebu
Şurayh! Harem bölgesi bir isyankara, öldürülmesi gerekirken kaçan bir kimseye
ve hırsızlık yapıp cezadan kaçan kimseye sığınak olamaz."
[1474] Cabir (r.a.)'tan
şöyle rivayet edilmiştir: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle
buyururken işittim: "Sizden hiç kimseye Mekke'de silah taşımak helal
değildir." Bunu Müslim rivayet etmiştir.
[1475] Abdullah b. Adiyy
b. Hamra ez-Zühri'den rivayet edildiğine göre, kendisi Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i (hicreti esnasında) Mekke panayırının yapıldığı
Hazvera tepesinde şöyle derken işitmiştir: "Vallahi (Ey Mekke), sen
Allah’ın en hayırlı (değerli) beldesisin. Sen Allah'ın en çok sevdiği toprak
parçasısın. Zorla çıkarılmasaydım senden çıkmazdım." Bunu İmam Ahmed b.
Hanbel, Tirmizi, Nesai ve İbn Mace rivayet etmişlerdir. Lafız İmam Ahmed b.
Hanbel'indir. Tirmizi, "Hasen, sahih hadistir" demiştir. İbn Abbas
(r.a.)'tan da benzer bir sahih hadis rivayet edilmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel,
Ebu Hureyre (r.a.)'tan benzer bir rivayette bulunmuştur. İbn Ebi Hatim, Yahya
b. Ca'dete b. Hübeyre'den şöyle rivayet etmiştir: "Oraya giren emniyette
olur. " ayetinden kasıt cehennem’den emniyette olmasıdır.
[1476] Beyhaki'nin İbn
Abbas (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet
ettiği şu hadis de bu manadadır: "Kim Kdbe'ye girerse iyiliğe girer ve
kötülükten çıkar. Bu kimse oradan günahları bağışlanmış olarak çıkar."
Beyhaki daha sonra, "Bunu sadece Abdullah b. Müemmel rivayet etmiş olup bu
ravi kuvvetli değildir" demiştir.
"Yol bulabilenlerin
o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. " Haccın farz
olduğunun delili bu ayettir. Haccın farziyet delilinin, "Hacc ve Umre'yi
Allah için tamamlayın." (Bakara, 196) ayeti olduğu da söylenmiştir. Fakat
birincisi daha kuvvetlidir.
Hacc'ın İslam'ın temel
rükünlerinden ve esaslarından olduğuna dair birçok hadis vardır. Müslüman
alimler de bunda şüphe götürmez şekilde icma etmişlerdir. Şer'i naslara ve
icmaya göre ömründe bir defa haccetmek mükellefe farzdır.
[1477] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bize yaptığı bir konuşmada, "Ey insanlar! Allah size
haccıfarz kılmıştır. Öyleyse haccedin" buyurdu. Bir adam, "Her yıl mı
ya Rasulallah?" diye sordu. Hz. Peygamber sustu. Adam üç defa
tekrarlayınca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Evet deseydim
her yıl farz olacaktı ve buna gücünüz yetmeyecekti" buyurdu. Sonra şöyle
dedi:
"Ben sizi
bıraktığım sürece siz de beni bırakın. Zira, sizden evvelki ümmetleri çok soru
sormaları ve peygamberlerine karşı gelmeleri helak etmiştir. Size bir şey
emrettiğimde onu gücünüz nisbetinde yapın. Bir şeyden nehyettiğimde ise onu
bırakın" Bunu Müslim de benzer lafızla rivayet etmiştir.
[1478] İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bize hutbe verdi ve onda, "Ey insanlar! Şüphesiz Allah size haccı farz
kılmıştır." buyurdu. Bunun üzerine Akra' b. Habis kalkarak, "Ya
Rasulallah! Her yıl mı?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Her yılolduğunu söyleseydim her yıl farz olurdu. Farz olsaydı
yerine getiremez, buna güç yetiremezdiniz. Hacc (ömürde) bir defadır. Kim fazla
yaparsa o nafiledir." buyurdu.
Bunu Ahmed b. Hanbel,
Ebu Davud, Nesai, İbn Mace ve Hakim, Zühri'nin nakliyle rivayet etmişlerdir.
Ayrıca Şerik, Semmak'tan, o İkrime'den o da İbn Abbas (r.a.)'tan benzer bir
rivayette bulunmuştur. Hadis Üsame b. Zeyd'in rivayetiyle de nakledilmiştir.
[1479] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: "Yol bulabilenlerin o evi
haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır." ayeti nazil olunca
bazıları, "Ya Rasulallah! Bu her yıl mı?" diye sordular, Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sustu. Sonra tekrar, "Ya
Rasulallah! Bu her yıl mı?" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle cevap verdi: "Hayır. Ama evet deseydim farz olacaktı. "
buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey ıman edenler, size açıklanınca
hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın" ayetini nazil etti. Bunu
Tirmizi, İbn Mace ve Hakim de Mansur b. Verdan'ın nakliyle böyle rivayet etmişlerdir.
Sonra Tirmizi, "Hasen, garip hadistir" demiştir. Ancak Tirmizi'nin
söylediği pek isabetli değildir. Çünkü Buhari, "Ebu Buhteri, Ali
(r.a.)'tan hadis işitmemiştir" demiştir (dolayısıyla hadis hasen olamaz,
munkatı'dır).
[1480] İbn Mace Enes b.
Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bazıları, "Ya Rasulallah! Hacc her yıl
mıdır?" diye sordular. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ben evet deseydim farz olacaktı. Farz olunca yerine getiremeyecek,
getiremeyince de azap edilecektiniz. " buyurdu.
[1481] Buhari ve Müslim,
Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Süraka b. Malik, "Ya
Rasulallah! Bizim bu temettu haccımız sadece bizim bu yıla mahsus mudur, yoksa
ebedi bir hüküm müdür?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Hayır, ebedi bir hükümdür" buyurdu.
[1482] Müsned-i Ahmed
ile Sünen-i Ebi Davud'da, Ebu Vakid elLeysi'nin, babasından yaptığı nakille
gelen rivayette Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O haccında
eşlerine, "Sonra bu vakit (eve, çadıra) kapanma vaktidir -yani bu vakit
kapanma vaktidir- Onun için evlerden çıkmayın" buyurmuştur.
Hacca yol bulma ve güç
yetirme konusuna gelince; bu da çeşitlidir. Çünkü, fıkıh kitaplarında
açıklandığı üzere kişi bazen kendisiyle güç yetirirken, bazen başkasıyla güç
yetirir.
[1483] İmam Tirmizi, İbn
Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir adam kalktı ve "Hacı kimdir ya
Rasulallah?" diye sordu. O, "Saçı başı dağınık (traş olmayan) ve kötü
kokulu (koku kullanmayan)dır" buyurdu. Başka biri kalktı ve "En
faziletli hacc hangisidir ey Allah Rasulü?" dedi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Telbiye getirilen ve kurban kesilen
hacdır" buyurdu. Ardından başka biri kalktı ve (ayette geçen "hacca
yol bulmak" ifadesindeki) "yol"dan kasıt nedir ya
Rasulallah?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Azık
ve binektir" buyurdu. İbn Mace de, İbrahim b. Yezid el-Huzi'nin nakliyle
böyle rivayet etmiştir. Tirmizi der ki: Biz bunu sadece İbrahim b. Yezid'in
rivayetiyle biliyoruz. Bazı ilim erbabı onun ezberi konusunda olumsuz şeyler
söylemişlerdir. İmam Tirmizi burada böyle söylemiş, Hacc kitabında ise,
"Bu hasen bir hadistir" demiştir. Şüphesiz senedindeki İbrahim b.
Yezid dışındaki tüm raviler sikadırlar. Onun hakkında da bu hadisten dolayı
olumsuz şeyler söylemişlerdir. Ancak başka raviler de ona mütabaat etmişlerdir.
Nitekim İbn Ebi Hatim ... Muhammed b. Abbad b. Cafer'den şöyle nakleder: Ben
İbn Ömer (r.a.)'ın yanında otururken şöyle anlattı: Bir adam Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Yol nedir?" dedi. O
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Azık ve binektir" buyurdu. İbn Merduyeh
de böyle rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim yukarıdaki rivayeti naklettikten sonra
şöyle der: İbn Abbas, Enes, Hasan, Mücahid, Ata, Said b. Cübeyr, Rebi' b. Enes
ve Katade’den de benzer sözler rivayet edilmiştir. Bu hadis başka tariklerle
Enes, Abdullah b. Abbas, İbn Mes’ud ve Nşe'den de (Allah hepsinden razı olsun),
hepsi de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü olarak rivayet edilmiştir.
Ancak, Ahkam Kitabı'nda ortaya konulduğu gibi bunların senetleri hakkında
olumsuz şeyler söylenmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Hafız İbn Merduyeh
bu konu üzerine eğilerek hadisin tüm tariklerini bir araya getirmiştir.
[1484] Hakim, Enes b.
Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e,
"Yol bulabilenlerin o evi haccetmesi" ayeti hakkında sorularak,
"Yol nedir?" denildi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
''Azık ve binektir" buyurdu. Hakim daha sonra, "Buhari ve Müslim
tahric etmemiş olsalar da bu senedi sahih bir hadistir" demiştir.
[1485] İmam Taberi,
Hasan-ı Basri'den şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Yol bulabilenlerin o evi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir
hakkıdır." ayetini okuyunca bazıları, "Ya Resulullah! Yol
nedir?" diye sordular. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Azık
ve binektir." buyurdu. Bunu Veki', tefsirinde, Yunus yoluyla nakletmiştir.
[1486] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Hacca -yani farz olan hacca- gitmekte acele edin.
Zira, sizden kimse başına ne geleceğini bilemez. "
[1487] Yine İmam Ahmed
b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim hacca gitmek isterse onda acele
etsin. " Bunu Ebu Davud da başka bir tarikle rivayet etmiştir. Taberi de,
"Yol bulabilenlerin o evi haccetmesi" Allah'ın insanlar üzerinde bir
hakkıdır." ayetiyle ilgili olarak İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
Kimin üç yüz dirhemi varsa o hacca yol bulmuştur. İbn Abbas (r.a.)'ın azatlı
kölesi İkrime'den de şöyle rivayet edilmiştir: Yol bulmaktan kasıt sağlığı
yerinde olmaktır. Veki' b. Cerrah ... İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmiştir: "Yol bulmaktan kasıt azık ve bineği olmaktır."
"Kim inkar ederse
bilsin ki Allah bütün a.lemlerden müstağnidir. " buyruğu hakkında İbn
Abbas (r.a.), Mücahid ve bazıları şöyle demişlerdir:
Yani, kim hac farizasını
inkar ederse kafir olur ve Allah ondan müstağnidir.
[1488] Said b. Mansur,
Süfyan-ı Sevri kanalıyla İkrime'den şöyle rivayet edilmiştir: "Kim,
İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla
kabul edilmeyecek ve .. " (Al-i İmran, 85) ayeti nazil olunca Yahudiler,
"Biz Müslümanlarız" dediler. Yüce Allah peygamberine, "Onlarla
tartış ve delillerini çürüt" diye emretti. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) onlara, "Yüce Allah hacca yol bulan Müslümada hacca
gidip Kabe'yi tavaf etmeyi farz kıldı" dedi. Onlar ise, "Ama bize
farz kılmadı" diyerek haccetmeyi reddettiler. Bunun üzerine Yüce Allah,
"Kim inkar ederse bilsin ki Allah bütün alemlerden müstağnidir."
buyurdu. İbn Ebi Necih de Mücahid’den buna yakın bir rivayette bulunmuştur.
[1489] İbn Merduyeh, Hz.
Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kimin azığı ve bineği olur da
Beytullah'a gidip haccetmezse, Yahudi veya Hristiyan olarak ölmesinin ona bir
zararı olmaz! Çünkü Yüce Allah şöyle buyuruyor: 'Yol bulabilenlerin o evi
haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse bilsin ki
Allah bütün alemlerden müstağnidir. "' Bunu Taberi de rivayet etmiştir.
İbn Ebi Hatim de Ebu Zür'a er-Razi'den aynısını rivayet etmiştir. Tirmizi de
farklı bir senetle rivayet etmiş ve "Bu garip bir hadistir, sadece bu
kanalla biliyoruz. Senedi hususunda olumsuz şeyler söylenmiştir. Ravilerden
Hilal meçhuldür. Haris de hadiste zayıf kabul edilir" demiştir. Buhari,
"Bu Hilal hadisi münker biridir" demiş; İbn Adiyy de: Bu hadis mahfuz
değildir, demiştir. Hafız Ebu Bekir el-İsmaili de Abdurrahman b. Ganm'dan şöyle
rivayet etmiştir: Hz. Ömer (r.a.)'ı şöyle derken işittim: "Kimin hacca
gücü yeter de haccetmezse onun Yahudi veya Hristiyan ölmesi farksızdır."
Hz. Ömer (r.a.)'den rivayet edilen bu sözün senedi sahihtir. Said b. Mansur da
Sünen'inde Hasan-ı Basri'den şöyle rivayet etmiştir: Ömer b. Hattab (r.a.)
şöyle dedi: Vallahi, hac imkanı varken haccetmeyen kimseleri araştırıp onlardan
cizye alması için dört bir yandaki İslam beldelerine adam göndermeyi düşündüm.
Onlar Müslüman değiller. Onlar Müslüman değiller.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |