İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Al-i İmran Suresi

130 – 136.ayetler

 

Faiz Yemek:

 

130. Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

131. Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının!

132. Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.

133. Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennet’e koşun!

134. O takva sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları (Muhsinleri) sever.

135. Onlar bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.

136. İşte onların mükafatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir!

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah mü' min kullarını faiz alıp vermekten, onu kat kat alarak yemekten men ediyor. Nitekim cahiliye devrinde öyleydi; borç ödeme vakti geldiğinde alıcı, "Ya ödersin ya da ödeyeceğin miktarı artırırsın" der, o da ödeyebilirse öder, ödeyemezse alacaklı süreyi uzatır, borçlu ödeyeceği miktarı yükseltirdi. Her yıl böyle yapılır, bazen az miktarda bir malın katlanarak borcun kat kat fazlasına ulaştığı olurdu.

 

Yüce Allah daha sonra kulların hem dünyada hem ahirette kurtuluşa ermeleri için Allah'tan sakınmalarını emrediyor. Sonra onları cehennem'le tehdit ederek ve ondan sakındırarak şöyle buyuruyor: "Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının! Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin ki rahmete erdirilesiniz."

 

Ardından onları hayırlar işlemeye ve Allah'a yaklaştıracak amellerde koşuşturmaya çağırarak şöyle buyuruyor: "Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennet'e koşun!" Yani, ben cehennem'i hazırladığım gibi müttakilere de cennet'i hazırladım. Kimine göre "genişliği gökler ve yer kadar" ifadesi cennet'in son derece geniş olduğuna dikkat çekmek için kullanılmıştır. Bu, cennet halkının minderleri hakkındaki, "içleri atlastan minderler." (Rahman, 54) ifadesindeki gibidir. Orada sanki, "İçi atlastan olan döşeğin dışı nasılolur; düşünün?" denmek istenmiştir. Kimine göre ise genişliği gerçekten de uzunluğu kadardır. Çünkü cennet Arş'ın altında bir kubbedir. Kubbe ve yuvarlak bir şeyin genişliği ise uzunluğu kadardır.

 

 

[1562] Nitekim sahih hadis kitaplarında yer alan şu hadis de buna delalet etmektedir: "Allah'tan cennet'i istediğinizde Firdevs cennet'ini isteyin. Çünkü o cennet'in en yüksek ve en orta yeridir. Cennet'in nehirleri de oradan kaynar. Burası cennet'in tavanı ve Rahman'ın Arş'ıdır. "

 

Şu ayet-i kerime de buna benzemektedir: "Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennet’e koşuşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir." (Hadıd, 21)

 

 

[1563] İmam Ahmed'in Müsned'inde yer alan bir haberde şöyle denilmektedir: Heraklius Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gönderdiği mektupta, "Sen beni eni gökler ve yer kadar olan cennet'te çağırıyorsun. Peki cehennem nerededir?" diye yazdı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sübhanallah! Gece gelince gündüz nerede olur?" buyurdu.

 

 

[1564] Bunu Taberi de rivayet etmiş ve şöyle demiştir: ... Ya'la b. Mürre'den: Humus'ta Heraklius'un Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gönderdiği elçiyi gördüm. İyice yaşlanmıştı. Şöyle anlattı: Heraklius'un mektubunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e getirdim. Verince onu solundaki bir adama uzattı. "Mektubu okuyan adamınız kimdir?" diye sordum, "Muaviye" dediler. Baktım ki mektubu gönderen adamımın mektubunda şöyle yazılı: "Sen beni müttakiler için hazırlanmış eni göklerle yer kadar olan cennet’e çağırıyorsun. Öyleyse cehennem nerededir?" Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sübhanallah. Gece gelince gündüz nerede olur?" buyurdu. A'meş ... Tank b. Şihab'dan şöyle nakleder: Bir grup Yahudi Hz. Ömer (r.a.)'a, "Cennet'in eni gökler ve yer kadar ise cehennem nerededir?" diye sordular. Ömer (r.a.) onlara, "Sizce gündüz geldiğinde gece nerededir? Gece geldiğinde gündüz nerededir?" dedi. Bunun üzerine Yahudiler, "Vallahi sen aynen Tevrat'taki ifadeyi kullandın" dediler. Bunu Taberi, üç tarikten rivayet etmiştir. Sonra şöyle demiştir: ... Yezid b. Esam'dan: Kitap ehlinden bir adam şöyle dedi: "Müslümanlar, 'Genişliği gökler ve yer olan cennet diyorlar. Peki cehennem nerededir?' dedi" Bunun üzerine İbn Abbas (r.a.), "Söyle bakalım, gece geldiğinde gündüz nerede, gündüz geldiğinde gece nerede olur?" dedi.

 

 

[1565] Bu merfu olarak da rivayet edilmiştir. Zıra Bezzar, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek, "Gördün mü Allah: 'Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet için koşuşun' buyurmuş? Cennet böyleyse cehennem nerededir?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Peki, gece geldiğinde gündüz nerede olur?" dedi. Adam, "Allah'ın dilediği yerde olur" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "İşte cehennem de öyle; Allah nerede olmasını dilerse orada olur" buyurdu. 

 

Bununla şu iki manadan birinin kastedilmiş olması mümkündür:

 

Bir: "Gündüz olduğunda gecenin nerede olduğunu bilemeyişimiz onun hiçbir yerde olmamasını gerektirmez. Biz bilmesek de o vardır ve yerindedir. Ateş de bunun gibi Allah'ın dilediği yerde olur. Bu ihtimal, daha önce Bezdır'ın Ebu Hureyre (r.a.)'tan naklettiği hadisten dolayı bu görüş daha kuvvetlidir.

 

iki: Mana şöyle de olabilir: "Gündüz dünyanın bu yüzünü kuşattığında gece onun öbür tarafındadır. Aynı şekilde cennet de A'la-i illiyyin'de, yani en yücelerdedir; tüm göklerin üstünde ve Arş'ın altındadır. Genişliği ise Yüce Allah'ın buyurduğu gibi göklerle yerin genişliği kadardır. Cehennem de esfel-i esfelinde, en alttadır. Dolayısıyla cennet'in genişliğinin göklerle yerin genişliği kadar olması cehennem'in var olmasına engel değildir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Yüce Allah daha sonra cennet halkının niteliklerinden bahsederek şöyle buyuruyor.: "O takva sahipleri ki bollukta da darlıkta da", Yani, Yüce Allah'ın başka bir ayette buyurduğu gibi: "Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarfedenler var ya onların mükafatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler." (Bakara, 274) Onlar sıkıntılı ve rahat anlarında, istekliyken ve değilken, sağlıklı ve hasta hallerinde, kısaca tüm koşullarda infak ederler. Yani, onları Allah'a itaat ve ibadetten, O'nun rızasını kazandıracak yerlere harcamada bulunmaktan, akrabalarına ve Allah'ın diğer kullarına türlü iyiliklerde bulunmaktan hiçbir şeyengellemez. "Öfkelerini yutarlar ve insanları affederler." Yani, öfkeleri kabardığında onu bastırırlar. Yani, gizler ve kimseye belli etmezler. Ayrıca kendilerine kötülük yapanları da affederler. Bu konuda birçok rivayet vardır. Yüce Allah buyurur ki: "Ey Ademoğlu! Öfkelendiğinde beni hatırlayıp an ki ben de öfkelendiğimde seni hatırlayıp helak edeceklerimle birlikte helak etmeyeyim." Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.

 

 

[1566] Ebu Ya'la da Müsned'inde Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim öfkeSini engellerse Allah da ondan azabını engeller. Kim dilini hapsederse Allah (c.c) kusurlarını örter. Kim Allah'tan özür dilerse Allah (c.c) özrünü kabul eder. " Bu garip bir hadis olup senedi problemlidir.

 

 

[1567] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yiğit güreşte başkalarını yenen değildir. Asıl yiğit öfkelendiğinde kendisine hakim olan kişidir. " Bunu Buhari ve Müslim de Malik'ten rivayet etmişlerdir.

 

 

[1568] Yine İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sizden kim varisinin malını kendi malından daha çok sever?" diye sordu. "Ya Rasulallah! Hepimiz kendi malımızı varisimizin malından daha çok severiz." dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Şunu bilin ki sizden herkes varisinin malını kendi malından daha çok seviyor. Senin malından sana (Allah için) gönderdiğinden başka ne kalır? Varisinin malı ise senin harcamayıp artırdığındır." buyurdu. Sonra, "Siz içinizde kimi kuvvetli sayarsınız?" diye sordu. "Kimsenin yıkamadığını" dedik. "Hayır, bilakis o öfkelendiğinde kendine hakim olan kimsedir" buyurdu. Sonra "Siz içinizde kimi rakub sayarsınız?" diye sordu. "Hiçbir çocuğu olmayan kimseyi" dedik. "Hayır, bilakis rakub (evladı olduğu halde) ondan kendisine hiçbir hayır dokunmamış kişidir. " buyurdu. Bunun ilk bölümünü Buhari de rivayet etmiştir. Hadisin aslını MüslimA'meş'in nakliyle rivayet etmiştir.

 

 

[1569] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, İbn EDi Hasbe'nin Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in hutbesine katılan bir adamdan rivayetine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Biliyor musunuz rak'Cıb kimdir?" diye sordu. Sahabiler, "çocuğu olmayan kimsedir" dediler. ''Asıl rakub çocuğu olan, fakat öldükten sonra (anne ve babası) için hiçbir hayır ve iyilikte bulunmayan kimsedir." buyurdu. Sonra, "Biliyor musunuz, Sa'Iuk kimdir?" diye sordu. "O hiçbir malı olmayan kimsedir." dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Asıl Sa'luk malı olup da ondan hiçbir hayır ve iyilikte bulunmadan ölen kimsedir." buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra, "Pehlivan kimdir?" diye sordu. "Pehlivan kimsenin yenemediği kimsedir." dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Asıl pehlivan öfkelenen, öfkesi iyice şiddetlendiği, öfkeden yüzü kızarıp kılları diken diken olduğu halde öfkesini yenen kimsedir." buyurdu.

 

 

[1570] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Ahnef b. Kays'tan, o da Cariye b. Kudame es-Sa' di adında bir amcasından rivayet ettiğine göre o Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Ya Rasulallah! Bana, fayda verecek bir şey söyle. Fakat az olsun ki kavrayıp belleyeyim." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Öfkelenme." buyurdu. Adam bunu defalarca söyledi ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her defasında, "Öfkelenme" buyurdu.

 

İmam Ahmed b. Hanbel bunu, Ebu Muaviye'nin Hişam'dan nakliyle de böyle rivayet etmiştir. Yahya b. Said el-Kattan'ın Hişam'dan nakliyle yaptığı rivayette ise şöyle geçmektedir: Bir adam, "Ya Rasulallah! Bana bir söz söyle ve onu kısa tut ki iyice anlayıp belleyeyim" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Öfkelenme" buyurdu. Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

 

[1571] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Humeyd b. Abdurrahman'ın Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bir adamdan nakliyle şöyle rivayet etmiştir: Bir adam, "Ya Rasulallah! bana bir tavsiyede bulun" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Öfkelenme" buyurdu. Adam der ki: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle söyleyince düşündüm ve gördüm ki öfke kötülüklerin hepsini kendinde topluyor. " Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

 

[1572] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Esved kanalıyla Ebu Zerr (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Ebu Zerr (r.a.) kendisine ait bir havuzdan su sularken bir grup adam geldi. Aralarında konuşurken onlardan birileri, "Sizden kim Ebu Zerr'e gidip başındaki saçları oynatır?" dediler. Birisi, "Ben" dedi. Havuzun başındaki Ebu Zerr (r.a.)'a gelerek onun saçlarıyla oynadı. Ebu Zerr (r.a.), başta ayaktaydı ve adam böyle yapınca oturdu. Sonra yere uzandı. Ona, "Ey Ebu Zerr, Neden önce oturdun, sonra yere uzandın?" diye sorulunca şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize şöyle buyurdu: "Sizden biri öfkelendiğinde ayakta ise otursun. Öfkesi giderse ne ala. Gitmezse yere uzansın. " Bunu Ebu Davud da Ahmed b. Hanbel'den, onun senediyle rivayet etmiştir.

 

 

[1573] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Vail San'ani'den şöyle nakleder: Urve b. Muhammed'in yanında oturuyorduk. Bir adam Çıkageldi ve onu kızdıracak şeyler söyledi. Bunun üzerine Urve kalkıp gitti ve yanımıza abdestli olarak döndü. Sonra şöyle dedi: Bana babam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in ashabından olan dedem Atiyye b. Sa’d es-Sa' di’den şöyle nakletti: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz öfke şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateş ise ancak suyla söndürülür. Dolayısıyla sizden biri kızdırıldığında abdest alsın. " Bunu Ebu Davud da rivayet etmiştir.

 

 

[1574] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Kim (borç verdiği) bir fakire mühlet verir veya borcunu silerse Allah onu cehennem ateşinden korur. Dikkat edin; cennet'e götüren ameller zordur, çetindir. (Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu cümleyi üç defa tekrarladı). Bahtiyar kişi fitnelerden korunan kişidir. Allah katında kulun yuttuğu öfke yudumundan daha hoş bir yudum yoktur. Hangi kul öfkesini yutarsa Allah (c.c) onun içini imanla doldurur. " Bunu sadece İmam Ahmed rivayet etmiştir. Senedi hasen olup onda cerh edilen hiç kimse yoktur. Metni de hasendir. 

 

 

[1575] (Aynı manada başka bir hadis): Ebu Davud, Süveyd b. Vehb'den, o Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından birinin oğlundan, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim yerine getirme gücü olduğu halde öfkesini yutarsa Allah (c. c) onu emniyet ve imanla doldurur. Kim imkanı olduğu halde güzel elbise giymeyi terk ederse (Ravilerden Bişr der ki: sanıyorum, "tevazusundan dolayı terk ederse" dedi) Allah (c.c) ona izzet ve şeref elbisesi giydirir. Kim birisini Allah için evlendirirse Allah ona hükümdarlık tacını takar. "

 

 

[1576] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim öfkesinin dediğini yapma gücü varken yutup onu yapmazsa, Allah (c.c) kıyamet günü onu bütün kullarının yanında çağırarak dilediği hurileri seçmesi için ona izin verir. " Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace, Said b. Ebu Eyyub'un bu şekildeki nakliyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Hasen, garip hadistir" demiştir.

 

 

[1577] (Başka bir hadis): Abdurrezzak, Ebu Hureyre (r.a.)'tan "Öfkelerini yutarlar" buyruğuyla ilgili olarak şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim yapması mümkün olduğu halde öfkesini yutar ve öfkesinin dediğini yapmazsa Allah onu emniyet ve imanla doldurur. " Bunu Taberi rivayet etmiştir.

 

 

[1578] (Başka bir hadis): İbn Merduyeh, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kul, Allah için yuttuğu öfke kadar sevaplı bir yudum yudumlamamıştır. " Bunu İbn Mace de rivayet etmiştir.

 

"Onlar ki öfkelerini yutarlar." Yani, insanlar onların öfkelendiklerini bilmezler. Nefislerini onlara kötülük dokundurmaktan engeller, bunu da Allah'tan sevap umarak yaparlar.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Ve insanları affederler. "Yani, onlara hiçbir kötülükte bulunmadıkları gibi kendilerine zulmedenleri de affederler. Böylece içlerinde hiç kimseye karşı kötü bir his kalmaz. Bu insanın en kamil halidir. O yüzden Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Allah da güzel davranışta bulunanları (muhsinleri) sever." Çünkü bunlar ihsan makamındaki kimselerde bulunan hasletlerdendir.

 

 

[1579] Bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: "Şu üç şeye yemin ederim:

Sadakadan dolayı hiçbir mal eksilmez. Allah, affetmesi sebebiyle kulun ancak izzetini artırır. Kim Allah için tevazu gösterirse Allah (c.c) onu yüceltir."

 

 

[1580] Hakim de Müstedrek'inde Übeyy b. Ka'b (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim kendisi için (cennet'te) köşklerin yükseltilmesinden ve makamının yüceltilmesinden mutlu olacaksa kendisine zulmedeni affetsin, vermeyene versin ve onunla ilişkiyi kesene gidip gelsin. " Hakim daha sonra, "Bu, BuhMi ve Müslim tahric etmemiş olsalar da, senedi sahih bir hadistir. İbn Merduyeh bu hadis-i şerifi daha sonra Hz. Ali (r.a.), Ka'b b. Dere, Ebu Hureyre ve Ümmü Seleme'den (Allah hepsinden razı olsun.) naklen rivayet etmiştir." diyor.

 

 

[1581] Bu Dahhak'ın İbn Abbas (r.a.)'tan nakliyle de şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü geldiğinde bir münadi, "İnsanları affedenler nerede? Rabbinizin yanına gelin ve ücretinizi alın." diye duyuru yapar. Affetmişse cennet'e girmek her Müslüman'ın hakkıdır. "

 

"Onlar bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler." Yani, onlardan bir günah sadır olursa hemen tevbe ve istiğfar ederler.

 

 

[1582] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bir adam günah işler ve Ey Rabbim, bir günah işledim, beni bağışla!" der. Yüce Allah, "Kulum bir günah işledi ve günahı affeden, günahtan dolayı cezalandıran bir Rabbinin olduğunu bildi. Ben kulumu bağışladım. " der. Sonra bir günah daha işler ve "Ey Rabbim, ben bir günah işledim, beni bağışla!" der. Yüce Allah, "Kulum bir günah işledi ve günahı affeden, günahtan dolayı cezalandıran bir Rabbinin olduğunu bildi. Ben kulumu bağışladım." der. Sonra bir günah daha işler ve "Ey Rabbim, bir günah işledim, beni bağışla!" der. Yüce Allah, "Kulum bir günah işledi ve günahı affeden, günahtan dolayı cezalandıran bir Rabbinin olduğunu bildi. Ben kulumu bağışladım. Sizi şahit tutuyorum ki ben kulumu bağışladım. Artık dilediğini yapsın" der. " Bunu Buhari de İshak b. Ebi Talha'nın benzer bir lafızla rivayetiyle tahric etmiştir.

 

 

[1583] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Biz, "Ya Rasulallah! Seni gördüğümüzde kalplerimiz yumuşuyor ve ahiret ehli insanlar oluyoruz. Senden ayrıldığımızda ise dünya hoşumuza gidiyor, hanımlarımıza ve çocuklarımıza yaklaşıyoruz." dedik. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Siz daima yanımdaki hal üzere kalsanız melekler sizinle elleriyle tokalaşırlar, sizi evlerinizde ziyaret ederlerdi. Sizler günah işlemeseydiniz Allah (c.c) bağışlamak için günah işleyen bir topluluk getirirdi." buyurdu. Biz, "Ya Rasulallah! Bize cennet'i anlat. Onun köşkleri nasıldır?" dedik. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Tuğlaları altın ve gümüşten, sıvası miskten, çakılları inci ve yakuttan, toprağı ise zaferandandır. Oraya giren hiçbir sıkıntı çekmeyip nimetler içinde yüzer. Hiç ölmeyip sonsuza kadar yaşar. Elbisesi eskimez, gençliği sona ermez. Şu üç kişinin duası geri çevrilmez: Adaletli yönetici, orucunu açana kadar oruçlu ve de mazlumun duası geri çevrilmez. Haksızlık yapılmış mazlum bulutlarda taşınır, ona göğün kapıları açılır. Rab Teala: 'Biraz gecikse de sana mutlaka yardım edeceğim' buyurur. " Bunu Tirmizi ve İbn Mace başka bir kanalla Sa'd'den rivayet etmişlerdir.

 

 

[1584] Tevbe ederken abdest alıp iki rek'at namaz kılmak önemlidir. Zıra İmam Ahmed b. Hanbel, Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bir hadis işittiğimde Allah (c.c) beni ondan dilediği kadar faydalandırırdı. Birisi ondan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir söz işittiğini söylerse ona yemin ettirir, ederse ona inanırdım. Ebu Bekir (r.a.) da bana doğru sözlü biri olarak Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittiğini söyledi: "Herhangi bir kimse bir günah işler de güzelce abdest alıp namaz kılarsa (Ravilerden Süfyan'ın nakline göre, iki rek'at namaz kılarsa) ve Aziz ve Celil olan Allah'tan bağışlanma dilerse Allah (c.c) onu mutlaka bağışlar. " Bunu İbn Medini, Humeydi, İbn Ebi Şeybe, Sünen sahipleri, İbn Hibban Sahih'inde, Bezzar ve Darekutni birçok tarikle Osman b. Muğıre'den rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Hasen bir hadistir" demiştir. Bu hadisi ve tariklerini "Müsned-i Ebi Bekr" isimli kitabımızda uzunca zikrettik. Bu genelolarak hasendir. Bu Hz. Ali (r.a.)'ın Hz. Ebu Bekir (r.a.)'tan naklettiği hadislerdendir.

 

 

[1585] Bu hadisin sahih olduğunun bir şahidi de Müslim'in Sahih'inde mü'minlerin emiri Hz. Ömer (r.a.)'tan rivayet ettiği şu hadistir: "Sizden kim güzelce abdest alır, sonra "Eşhedu en la ilahe illallahu vahdehu la şerike leh. Ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasulu: Şehadet ederim ki Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur. Tektir, hiçbir ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir." derse ona cennet'in sekiz kapısı da açılır ve bunlardan dilediğine girer. "

 

 

[1586] Buhari ve Müslim'in rivayetlerine göre ise Hz. Osman b. Affan (r.a.) insanlara Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdesti gibi abdest aldı, sonra şöyle dedi: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kim benim bu abdestim gibi abdest alır, sonra aklına hiçbir şey getirmeden iki rek'at namaz kılarsa geçmiş günahları bağışlanır. " Bu hadis dört halifenin, evvelkilerin ve sonrakilerin efendisi, alemlerin Rabbinin elçisi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den rivayet ettikleri bir hadistir. Hadisin ifadeleri açıktır. Kur’an' da da günahkarın günahı için istiğfar etmesinin ona fayda vereceği ifade edilmiştir.

 

Nitekim Abdurrezzak, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder:

Bana kadar ulaşan habere göre, "Onlar bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. " ayeti nazil olunca İblis ağlamış.

 

 

[1587] Hafız Ebu Ya'la, Ebu Bekir (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Siz "La ilahe illallah" ile istiğfarı bırakmayın. Bunları çok yapın. Çünkü İblis şöyle demiştir: Ben insanları günahlarla helak ettim. Onlar da beni "La ilahe illallah" ile istiğfar ile helak ettiler. Bunları yaptıklarını görünce ben de onları heva ve hevesleriyle helak etmeye çalıştım. Onlarsa kendilerini hidayet üzere sanırlar. " Ravilerden Osman b. Matar ile hocası zayıftırlar.

 

 

[1588] İmam Ahmed b. Hanbel, Amr b. Ebi Amr ile Ebu Heysem el-Atvari kanalıyla Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "İblis, 'Ey Rabbim, Senin izzetine and olsun ki ruhları bedenlerinde olduğu sürece ademoğullarını saptırmaya devam edeceğim' dedi. Bunun üzerine Hz. Allah, 'İzzetime ve Celalime and olsun ki benden bağışlanma diledikleri sürece ben de onları bağışlayacağım' buyurdu."

 

 

[1589] Hafız Bezzar, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir:

Bir adam gelerek, "Ya Rasulallah! Ben bir günah işledim" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Günah işlediysen istiğfar et, Rabb'inden bağışlanma dile" buyurdu. Adam, "Ben istiğfar ediyorum, sonra tekrar günah işliyorum" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Günah işlediğinde dönüp Rabb'inden bağışlanma dile" buyurdu. Bu cümleyi dört defa tekrarladıktan sonra, "Rabbinden bağışlamasını dile ki aşağılık bir şekilde def olan İblis olsun. " dedi. Hadis bu kanalla gariptir.

 

"Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki!" Yani, Allah dışında hiç kimse bağışlayamaz.

 

 

[1590] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel'in Esved b. Seri'den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e bir esir getirildi. Esir, "Allah'ım! Sana tevbe ediyor, Muhammed'e ise etmiyorum" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu hak sahibinin kim olduğunu bildi" buyurdu.

 

"Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler." Yani, günahlarından tevbe ederler ve vakit geçirmeden Allah'a dönerler. Günahları tamamen terk etmeseler de ona devam etmez, ısrarla yapmazlar. Defalarca günah işlemiş olsalar bile ondan tevbe ederler.

 

 

[1591] Nitekim Ebu Ya'la (r.a.) da Müsned'inde Ebu Bekir (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bir kimse günde yetmiş defa dönüp tekrar günah işlemiş olsa bile Allah'tan bağışlanma dilemeye devam ettiği sürece günahta ısrar etmiş olmaz. " Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve Bezzar da -Müsned'inde- Osman b. Vakıd'ın nakliyle rivayet etmişlerdir. Osman'ı Yahya b. Main sika saymıştır. Hocası Ebu Nusayra el-Vasıti'nin asıl adı Müslim b. Ubeyd'dir. Onu da Ahmed b. Hanbel ve İbn Hibban sika kabul etmişlerdir. Ali b. el-Medini ile Tirmizi'nin, "Bu hadisin senedi pek kuvvetli değildir" demeleri büyük ihtimalle Ebu Bekir'in kölesinin meçhulolması sebebiyledir. Ancak onun gibi birinin meçhullüğünün bir zararı yoktur. Çünkü tabiinin büyüklerindendir.

 

Onun Ebu Bekir'le olan bağı yeter. Dolayısıyla hadis hasendir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Bile bile." Mücahid ve Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr bunu "Allah'ın tevbe edenin tevbesini kabul ettiğini bile bile" diye tefsir etmişlerdir. Şu ayetlerde ifade edilen de buradaki gibidir: ''Allah'ın, kullarının tevbesini kabul edeceğini, sadakaları geri çevirmeyeceğini ve Allah'ın tevbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hala bilmezler mi?" (Tevbe, 104) "Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok affedici ve esirgeyici bulacaktır." (Nisa, 110) Benzer ayetler pek çoktur.

 

 

[1592] İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Amr (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i minberde şöyle derken işitmiştir: "Merhamet edin ki merhamet olunasınız. Bağışlayın ki bağışlanasınız. Sözü dinleyip ondan etkilenmeyen kimseye yazıklar olsun. Bile bile yaptıkları kötülüklerde ısrar edenlere yazıklar olsun!" Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "İşte onların mükafatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar" türlü türlü içecekten ırmaklar "akan, içinde ebedi kalacakları" sonsuza dek duracakları "Cennetlerdir." Yani, onlardaki bu hasletlerin mükafatı bağışlanma ile bu niteliklere sahip cennetlerdir. "Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir!" Yüce Allah bu ayette cennet'ini de övmüş olmaktadır.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan