|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 130 – 136.ayetler |
Faiz Yemek:
130. Ey iman edenler!
Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa
eresiniz.
131. Kafirler için
hazırlanmış ateşten sakının!
132. Allah'a ve
Rasulü'ne itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.
133. Rabbinizin bağışına
ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan
cennet’e koşun!
134. O takva sahipleri
ki bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve
insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları (Muhsinleri) sever.
135. Onlar bir kötülük
yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp
günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan
başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile
ısrar etmezler.
136. İşte onların
mükafatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde
ebedi kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir!
Tefsiri:
Yüce Allah mü' min
kullarını faiz alıp vermekten, onu kat kat alarak yemekten men ediyor. Nitekim
cahiliye devrinde öyleydi; borç ödeme vakti geldiğinde alıcı, "Ya ödersin
ya da ödeyeceğin miktarı artırırsın" der, o da ödeyebilirse öder,
ödeyemezse alacaklı süreyi uzatır, borçlu ödeyeceği miktarı yükseltirdi. Her yıl
böyle yapılır, bazen az miktarda bir malın katlanarak borcun kat kat fazlasına
ulaştığı olurdu.
Yüce Allah daha sonra
kulların hem dünyada hem ahirette kurtuluşa ermeleri için Allah'tan
sakınmalarını emrediyor. Sonra onları cehennem'le tehdit ederek ve ondan
sakındırarak şöyle buyuruyor: "Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının!
Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin ki rahmete erdirilesiniz."
Ardından onları hayırlar
işlemeye ve Allah'a yaklaştıracak amellerde koşuşturmaya çağırarak şöyle
buyuruyor: "Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup
genişliği gökler ve yer kadar olan cennet'e koşun!" Yani, ben cehennem'i
hazırladığım gibi müttakilere de cennet'i hazırladım. Kimine göre
"genişliği gökler ve yer kadar" ifadesi cennet'in son derece geniş
olduğuna dikkat çekmek için kullanılmıştır. Bu, cennet halkının minderleri
hakkındaki, "içleri atlastan minderler." (Rahman, 54) ifadesindeki
gibidir. Orada sanki, "İçi atlastan olan döşeğin dışı nasılolur;
düşünün?" denmek istenmiştir. Kimine göre ise genişliği gerçekten de
uzunluğu kadardır. Çünkü cennet Arş'ın altında bir kubbedir. Kubbe ve yuvarlak
bir şeyin genişliği ise uzunluğu kadardır.
[1562] Nitekim sahih
hadis kitaplarında yer alan şu hadis de buna delalet etmektedir:
"Allah'tan cennet'i istediğinizde Firdevs cennet'ini isteyin. Çünkü o
cennet'in en yüksek ve en orta yeridir. Cennet'in nehirleri de oradan kaynar.
Burası cennet'in tavanı ve Rahman'ın Arş'ıdır. "
Şu ayet-i kerime de buna
benzemektedir: "Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberlerine
inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan
cennet’e koşuşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah
büyük lütuf sahibidir." (Hadıd, 21)
[1563] İmam Ahmed'in
Müsned'inde yer alan bir haberde şöyle denilmektedir: Heraklius Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gönderdiği mektupta, "Sen beni eni gökler
ve yer kadar olan cennet'te çağırıyorsun. Peki cehennem nerededir?" diye
yazdı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sübhanallah!
[1564] Bunu Taberi de
rivayet etmiş ve şöyle demiştir: ... Ya'la b. Mürre'den: Humus'ta Heraklius'un
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gönderdiği elçiyi gördüm. İyice
yaşlanmıştı. Şöyle anlattı: Heraklius'un mektubunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)’e getirdim. Verince onu solundaki bir adama uzattı. "Mektubu
okuyan adamınız kimdir?" diye sordum, "Muaviye" dediler. Baktım
ki mektubu gönderen adamımın mektubunda şöyle yazılı: "Sen beni müttakiler
için hazırlanmış eni göklerle yer kadar olan cennet’e çağırıyorsun. Öyleyse
cehennem nerededir?" Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Sübhanallah.
[1565] Bu merfu olarak
da rivayet edilmiştir. Zıra Bezzar, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmiştir: Bir adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek,
"Gördün mü Allah: 'Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet için
koşuşun' buyurmuş? Cennet böyleyse cehennem nerededir?" dedi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Peki,
Bununla şu iki manadan
birinin kastedilmiş olması mümkündür:
Bir: "Gündüz
olduğunda gecenin nerede olduğunu bilemeyişimiz onun hiçbir yerde olmamasını
gerektirmez. Biz bilmesek de o vardır ve yerindedir. Ateş de bunun gibi
Allah'ın dilediği yerde olur. Bu ihtimal, daha önce Bezdır'ın Ebu Hureyre
(r.a.)'tan naklettiği hadisten dolayı bu görüş daha kuvvetlidir.
iki: Mana şöyle de
olabilir: "Gündüz dünyanın bu yüzünü kuşattığında
Yüce Allah daha sonra
cennet halkının niteliklerinden bahsederek şöyle buyuruyor.: "O takva
sahipleri ki bollukta da darlıkta da", Yani, Yüce Allah'ın başka bir
ayette buyurduğu gibi: "Mallarını
[1566] Ebu Ya'la da
Müsned'inde Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim öfkeSini engellerse Allah da ondan
azabını engeller. Kim dilini hapsederse Allah (c.c) kusurlarını örter. Kim Allah'tan
özür dilerse Allah (c.c) özrünü kabul eder. " Bu garip bir hadis olup
senedi problemlidir.
[1567] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yiğit güreşte başkalarını yenen
değildir. Asıl yiğit öfkelendiğinde kendisine hakim olan kişidir. " Bunu
Buhari ve Müslim de Malik'ten rivayet etmişlerdir.
[1568] Yine İmam Ahmed
b. Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Sizden kim varisinin malını kendi malından daha çok
sever?" diye sordu. "Ya Rasulallah! Hepimiz kendi malımızı
varisimizin malından daha çok severiz." dediler. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Şunu bilin ki sizden herkes varisinin malını kendi
malından daha çok seviyor. Senin malından sana (Allah için) gönderdiğinden
başka ne kalır? Varisinin malı ise senin harcamayıp artırdığındır."
buyurdu. Sonra, "Siz içinizde kimi kuvvetli sayarsınız?" diye sordu.
"Kimsenin yıkamadığını" dedik. "Hayır, bilakis o öfkelendiğinde
kendine hakim olan kimsedir" buyurdu. Sonra "Siz içinizde kimi rakub
sayarsınız?" diye sordu. "Hiçbir çocuğu olmayan kimseyi" dedik.
"Hayır, bilakis rakub (evladı olduğu halde) ondan kendisine hiçbir hayır
dokunmamış kişidir. " buyurdu. Bunun ilk bölümünü Buhari de rivayet
etmiştir. Hadisin aslını MüslimA'meş'in nakliyle rivayet etmiştir.
[1569] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, İbn EDi Hasbe'nin Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)’in hutbesine katılan bir adamdan rivayetine göre Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Biliyor musunuz rak'Cıb kimdir?" diye
sordu. Sahabiler, "çocuğu olmayan kimsedir" dediler. ''Asıl rakub
çocuğu olan, fakat öldükten sonra (anne ve babası) için hiçbir hayır ve iyilikte
bulunmayan kimsedir." buyurdu. Sonra, "Biliyor musunuz, Sa'Iuk
kimdir?" diye sordu. "O hiçbir malı olmayan kimsedir." dediler.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Asıl Sa'luk malı olup da ondan
hiçbir hayır ve iyilikte bulunmadan ölen kimsedir." buyurdu. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra, "Pehlivan kimdir?" diye
sordu. "Pehlivan kimsenin yenemediği kimsedir." dediler. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Asıl pehlivan öfkelenen, öfkesi
iyice şiddetlendiği, öfkeden yüzü kızarıp kılları diken diken olduğu halde
öfkesini yenen kimsedir." buyurdu.
[1570] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Ahnef b. Kays'tan, o da Cariye b. Kudame es-Sa'
di adında bir amcasından rivayet ettiğine göre o Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'e, "Ya Rasulallah! Bana, fayda verecek bir şey söyle. Fakat az
olsun ki kavrayıp belleyeyim." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Öfkelenme." buyurdu. Adam bunu defalarca söyledi ve Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her defasında, "Öfkelenme"
buyurdu.
İmam Ahmed b. Hanbel
bunu, Ebu Muaviye'nin Hişam'dan nakliyle de böyle rivayet etmiştir. Yahya b.
Said el-Kattan'ın Hişam'dan nakliyle yaptığı rivayette ise şöyle geçmektedir:
Bir adam, "Ya Rasulallah! Bana bir söz söyle ve onu kısa tut ki iyice
anlayıp belleyeyim" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Öfkelenme" buyurdu. Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet
etmiştir.
[1571] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Humeyd b. Abdurrahman'ın Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bir adamdan nakliyle şöyle rivayet
etmiştir: Bir adam, "Ya Rasulallah! bana bir tavsiyede bulun" dedi.
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Öfkelenme" buyurdu.
Adam der ki: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle söyleyince
düşündüm ve gördüm ki öfke kötülüklerin hepsini kendinde topluyor. " Bunu
sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.
[1572] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Esved kanalıyla Ebu Zerr (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Ebu Zerr
(r.a.) kendisine ait bir havuzdan su sularken bir grup adam geldi. Aralarında
konuşurken onlardan birileri, "Sizden kim Ebu Zerr'e gidip başındaki
saçları oynatır?" dediler. Birisi, "Ben" dedi. Havuzun başındaki
Ebu Zerr (r.a.)'a gelerek onun saçlarıyla oynadı. Ebu Zerr (r.a.), başta
ayaktaydı ve adam böyle yapınca oturdu. Sonra yere uzandı. Ona, "Ey Ebu
Zerr, Neden önce oturdun, sonra yere uzandın?" diye sorulunca şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize şöyle buyurdu: "Sizden biri
öfkelendiğinde ayakta ise otursun. Öfkesi giderse ne ala. Gitmezse yere
uzansın. " Bunu Ebu Davud da Ahmed b. Hanbel'den, onun senediyle rivayet
etmiştir.
[1573] (Başka bir hadis):
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Vail San'ani'den şöyle nakleder: Urve b. Muhammed'in
yanında oturuyorduk. Bir adam Çıkageldi ve onu kızdıracak şeyler söyledi. Bunun
üzerine Urve kalkıp gitti ve yanımıza abdestli olarak döndü. Sonra şöyle dedi:
Bana babam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in ashabından olan dedem
Atiyye b. Sa’d es-Sa' di’den şöyle nakletti: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz öfke şeytandandır. Şeytan da ateşten
yaratılmıştır. Ateş ise ancak suyla söndürülür. Dolayısıyla sizden biri
kızdırıldığında abdest alsın. " Bunu Ebu Davud da rivayet etmiştir.
[1574] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Kim (borç verdiği)
bir fakire mühlet verir veya borcunu silerse Allah onu cehennem ateşinden
korur. Dikkat edin; cennet'e götüren ameller zordur, çetindir. (Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu cümleyi üç defa tekrarladı). Bahtiyar kişi
fitnelerden korunan kişidir. Allah katında kulun yuttuğu öfke yudumundan daha
hoş bir yudum yoktur. Hangi kul öfkesini yutarsa Allah (c.c) onun içini imanla
doldurur. " Bunu sadece İmam Ahmed rivayet etmiştir. Senedi hasen olup
onda cerh edilen hiç kimse yoktur. Metni de hasendir.
[1575] (Aynı manada
başka bir hadis): Ebu Davud, Süveyd b. Vehb'den, o Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in ashabından birinin oğlundan, o da babasından şöyle rivayet
etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim
yerine getirme gücü olduğu halde öfkesini yutarsa Allah (c. c) onu emniyet ve
imanla doldurur. Kim imkanı olduğu halde güzel elbise giymeyi terk ederse
(Ravilerden Bişr der ki: sanıyorum, "tevazusundan dolayı terk ederse"
dedi) Allah (c.c) ona izzet ve şeref elbisesi giydirir. Kim birisini Allah için
evlendirirse Allah ona hükümdarlık tacını takar. "
[1576] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim öfkesinin
dediğini yapma gücü varken yutup onu yapmazsa, Allah (c.c) kıyamet günü onu
bütün kullarının yanında çağırarak dilediği hurileri seçmesi için ona izin
verir. " Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace, Said b. Ebu Eyyub'un bu
şekildeki nakliyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Hasen, garip
hadistir" demiştir.
[1577] (Başka bir
hadis): Abdurrezzak, Ebu Hureyre (r.a.)'tan "Öfkelerini yutarlar"
buyruğuyla ilgili olarak şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim yapması mümkün olduğu halde öfkesini
yutar ve öfkesinin dediğini yapmazsa Allah onu emniyet ve imanla doldurur.
" Bunu Taberi rivayet etmiştir.
[1578] (Başka bir
hadis): İbn Merduyeh, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kul, Allah için yuttuğu öfke
kadar sevaplı bir yudum yudumlamamıştır. " Bunu İbn Mace de rivayet
etmiştir.
"Onlar ki
öfkelerini yutarlar." Yani, insanlar onların öfkelendiklerini bilmezler.
Nefislerini onlara kötülük dokundurmaktan engeller, bunu da Allah'tan sevap
umarak yaparlar.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Ve insanları affederler. "Yani, onlara hiçbir
kötülükte bulunmadıkları gibi kendilerine zulmedenleri de affederler. Böylece
içlerinde hiç kimseye karşı kötü bir his kalmaz. Bu insanın en kamil halidir. O
yüzden Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Allah da güzel davranışta
bulunanları (muhsinleri) sever." Çünkü bunlar ihsan makamındaki kimselerde
bulunan hasletlerdendir.
[1579] Bir hadiste de
şöyle buyurulmuştur: "Şu üç şeye yemin ederim:
Sadakadan dolayı hiçbir
mal eksilmez. Allah, affetmesi sebebiyle kulun ancak izzetini artırır. Kim
Allah için tevazu gösterirse Allah (c.c) onu yüceltir."
[1580] Hakim de
Müstedrek'inde Übeyy b. Ka'b (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim kendisi için
(cennet'te) köşklerin yükseltilmesinden ve makamının yüceltilmesinden mutlu
olacaksa kendisine zulmedeni affetsin, vermeyene versin ve onunla ilişkiyi
kesene gidip gelsin. " Hakim daha sonra, "Bu, BuhMi ve Müslim tahric
etmemiş olsalar da, senedi sahih bir hadistir. İbn Merduyeh bu hadis-i şerifi
daha sonra Hz. Ali (r.a.), Ka'b b. Dere, Ebu Hureyre ve Ümmü Seleme'den (Allah
hepsinden razı olsun.) naklen rivayet etmiştir." diyor.
[1581] Bu Dahhak'ın İbn
Abbas (r.a.)'tan nakliyle de şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü geldiğinde bir münadi,
"İnsanları affedenler nerede? Rabbinizin yanına gelin ve ücretinizi
alın." diye duyuru yapar. Affetmişse cennet'e girmek her Müslüman'ın
hakkıdır. "
"Onlar bir kötülük
yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp
günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler." Yani, onlardan bir
günah sadır olursa hemen tevbe ve istiğfar ederler.
[1582] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bir adam günah işler ve Ey Rabbim, bir günah
işledim, beni bağışla!" der. Yüce Allah, "Kulum bir günah işledi ve
günahı affeden, günahtan dolayı cezalandıran bir Rabbinin olduğunu bildi. Ben
kulumu bağışladım. " der. Sonra bir günah daha işler ve "Ey Rabbim,
ben bir günah işledim, beni bağışla!" der. Yüce Allah, "Kulum bir
günah işledi ve günahı affeden, günahtan dolayı cezalandıran bir Rabbinin
olduğunu bildi. Ben kulumu bağışladım." der. Sonra bir günah daha işler ve
"Ey Rabbim, bir günah işledim, beni bağışla!" der. Yüce Allah, "Kulum
bir günah işledi ve günahı affeden, günahtan dolayı cezalandıran bir Rabbinin
olduğunu bildi. Ben kulumu bağışladım. Sizi şahit tutuyorum ki ben kulumu
bağışladım. Artık dilediğini yapsın" der. " Bunu Buhari de İshak b.
Ebi Talha'nın benzer bir lafızla rivayetiyle tahric etmiştir.
[1583] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Biz, "Ya Rasulallah! Seni
gördüğümüzde kalplerimiz yumuşuyor ve ahiret ehli insanlar oluyoruz. Senden
ayrıldığımızda ise dünya hoşumuza gidiyor, hanımlarımıza ve çocuklarımıza yaklaşıyoruz."
dedik. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Siz daima yanımdaki
hal üzere kalsanız melekler sizinle elleriyle tokalaşırlar, sizi evlerinizde
ziyaret ederlerdi. Sizler günah işlemeseydiniz Allah (c.c) bağışlamak için
günah işleyen bir topluluk getirirdi." buyurdu. Biz, "Ya Rasulallah!
Bize cennet'i anlat. Onun köşkleri nasıldır?" dedik. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Tuğlaları altın ve gümüşten,
sıvası miskten, çakılları inci ve yakuttan, toprağı ise zaferandandır. Oraya
giren hiçbir sıkıntı çekmeyip nimetler içinde yüzer. Hiç ölmeyip sonsuza kadar
yaşar. Elbisesi eskimez, gençliği sona ermez. Şu üç kişinin duası geri
çevrilmez: Adaletli yönetici, orucunu açana kadar oruçlu ve de mazlumun duası
geri çevrilmez. Haksızlık yapılmış mazlum bulutlarda taşınır, ona göğün
kapıları açılır. Rab Teala: 'Biraz gecikse de sana mutlaka yardım edeceğim'
buyurur. " Bunu Tirmizi ve İbn Mace başka bir kanalla Sa'd'den rivayet
etmişlerdir.
[1584] Tevbe ederken
abdest alıp iki rek'at namaz kılmak önemlidir. Zıra İmam Ahmed b. Hanbel, Ali
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bir
hadis işittiğimde Allah (c.c) beni ondan dilediği kadar faydalandırırdı. Birisi
ondan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir söz işittiğini söylerse ona yemin
ettirir, ederse ona inanırdım. Ebu Bekir (r.a.) da bana doğru sözlü biri olarak
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittiğini söyledi:
"Herhangi bir kimse bir günah işler de güzelce abdest alıp namaz kılarsa
(Ravilerden Süfyan'ın nakline göre, iki rek'at namaz kılarsa) ve Aziz ve Celil
olan Allah'tan bağışlanma dilerse Allah (c.c) onu mutlaka bağışlar. " Bunu
İbn Medini, Humeydi, İbn Ebi Şeybe, Sünen sahipleri, İbn Hibban Sahih'inde, Bezzar
ve Darekutni birçok tarikle Osman b. Muğıre'den rivayet etmişlerdir. Tirmizi,
"Hasen bir hadistir" demiştir. Bu hadisi ve tariklerini
"Müsned-i Ebi Bekr" isimli kitabımızda uzunca zikrettik. Bu
genelolarak hasendir. Bu Hz. Ali (r.a.)'ın Hz. Ebu Bekir (r.a.)'tan naklettiği
hadislerdendir.
[1585] Bu hadisin sahih
olduğunun bir şahidi de Müslim'in Sahih'inde mü'minlerin emiri Hz. Ömer
(r.a.)'tan rivayet ettiği şu hadistir: "Sizden kim güzelce abdest alır,
sonra "Eşhedu en la ilahe illallahu vahdehu la şerike leh. Ve eşhedu enne
Muhammeden abduhu ve rasulu: Şehadet ederim ki Allah'dan başka hiçbir ilah
yoktur. Tektir, hiçbir ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu
ve elçisidir." derse ona cennet'in sekiz kapısı da açılır ve bunlardan dilediğine
girer. "
[1586] Buhari ve
Müslim'in rivayetlerine göre ise Hz. Osman b. Affan (r.a.) insanlara Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdesti gibi abdest aldı, sonra
şöyle dedi: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim:
"Kim benim bu abdestim gibi abdest alır, sonra aklına hiçbir şey
getirmeden iki rek'at namaz kılarsa geçmiş günahları bağışlanır. " Bu
hadis dört halifenin, evvelkilerin ve sonrakilerin efendisi, alemlerin Rabbinin
elçisi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den rivayet ettikleri bir
hadistir. Hadisin ifadeleri açıktır. Kur’an' da da günahkarın günahı için
istiğfar etmesinin ona fayda vereceği ifade edilmiştir.
Nitekim Abdurrezzak,
Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder:
Bana kadar ulaşan habere
göre, "Onlar bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde
Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. "
ayeti nazil olunca İblis ağlamış.
[1587] Hafız Ebu Ya'la,
Ebu Bekir (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
şöyle rivayet etmiştir: "Siz "La ilahe illallah" ile istiğfarı
bırakmayın. Bunları çok yapın. Çünkü İblis şöyle demiştir: Ben insanları
günahlarla helak ettim. Onlar da beni "La ilahe illallah" ile istiğfar
ile helak ettiler. Bunları yaptıklarını görünce ben de onları heva ve
hevesleriyle helak etmeye çalıştım. Onlarsa kendilerini hidayet üzere sanırlar.
" Ravilerden Osman b. Matar ile hocası zayıftırlar.
[1588] İmam Ahmed b.
Hanbel, Amr b. Ebi Amr ile Ebu Heysem el-Atvari kanalıyla Ebu Said el-Hudri
(r.a.)'tan, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir: "İblis, 'Ey Rabbim, Senin izzetine and olsun ki ruhları
bedenlerinde olduğu sürece ademoğullarını saptırmaya devam edeceğim' dedi.
Bunun üzerine Hz. Allah, 'İzzetime ve Celalime and olsun ki benden bağışlanma
diledikleri sürece ben de onları bağışlayacağım' buyurdu."
[1589] Hafız Bezzar,
Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir:
Bir adam gelerek,
"Ya Rasulallah! Ben bir günah işledim" dedi. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Günah işlediysen istiğfar et, Rabb'inden bağışlanma
dile" buyurdu. Adam, "Ben istiğfar ediyorum, sonra tekrar günah
işliyorum" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Günah
işlediğinde dönüp Rabb'inden bağışlanma dile" buyurdu. Bu cümleyi dört
defa tekrarladıktan sonra, "Rabbinden bağışlamasını dile ki aşağılık bir
şekilde def olan İblis olsun. " dedi. Hadis bu kanalla gariptir.
"Zaten günahları
Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki!" Yani, Allah dışında hiç kimse
bağışlayamaz.
[1590] Nitekim İmam
Ahmed b. Hanbel'in Esved b. Seri'den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e bir esir getirildi. Esir, "Allah'ım! Sana
tevbe ediyor, Muhammed'e ise etmiyorum" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu hak sahibinin kim olduğunu bildi"
buyurdu.
"Bir de onlar,
işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler." Yani, günahlarından
tevbe ederler ve vakit geçirmeden Allah'a dönerler. Günahları tamamen terk
etmeseler de ona devam etmez, ısrarla yapmazlar. Defalarca günah işlemiş
olsalar bile ondan tevbe ederler.
[1591] Nitekim Ebu Ya'la
(r.a.) da Müsned'inde Ebu Bekir (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bir kimse günde yetmiş defa
dönüp tekrar günah işlemiş olsa bile Allah'tan bağışlanma dilemeye devam ettiği
sürece günahta ısrar etmiş olmaz. " Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve Bezzar da
-Müsned'inde- Osman b. Vakıd'ın nakliyle rivayet etmişlerdir. Osman'ı Yahya b.
Main sika saymıştır. Hocası Ebu Nusayra el-Vasıti'nin asıl adı Müslim b.
Ubeyd'dir. Onu da Ahmed b. Hanbel ve İbn Hibban sika kabul etmişlerdir. Ali b.
el-Medini ile Tirmizi'nin, "Bu hadisin senedi pek kuvvetli değildir"
demeleri büyük ihtimalle Ebu Bekir'in kölesinin meçhulolması sebebiyledir.
Ancak onun gibi birinin meçhullüğünün bir zararı yoktur. Çünkü tabiinin
büyüklerindendir.
Onun Ebu Bekir'le olan
bağı yeter. Dolayısıyla hadis hasendir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Bile bile."
Mücahid ve Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr bunu "Allah'ın tevbe edenin
tevbesini kabul ettiğini bile bile" diye tefsir etmişlerdir. Şu ayetlerde
ifade edilen de buradaki gibidir: ''Allah'ın, kullarının tevbesini kabul
edeceğini, sadakaları geri çevirmeyeceğini ve Allah'ın tevbeyi çok kabul eden
ve pek esirgeyen olduğunu hala bilmezler mi?" (Tevbe, 104) "Kim bir
kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse,
Allah'ı çok affedici ve esirgeyici bulacaktır." (Nisa, 110) Benzer ayetler
pek çoktur.
[1592] İmam Ahmed b.
Hanbel, Abdullah b. Amr (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i minberde şöyle derken işitmiştir:
"Merhamet edin ki merhamet olunasınız. Bağışlayın ki bağışlanasınız. Sözü
dinleyip ondan etkilenmeyen kimseye yazıklar olsun. Bile bile yaptıkları
kötülüklerde ısrar edenlere yazıklar olsun!" Bunu sadece İmam Ahmed b.
Hanbel rivayet etmiştir.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "İşte onların mükafatı, Rableri tarafından bağışlanma ve
altlarından ırmaklar" türlü türlü içecekten ırmaklar "akan, içinde
ebedi kalacakları" sonsuza dek duracakları "Cennetlerdir." Yani,
onlardaki bu hasletlerin mükafatı bağışlanma ile bu niteliklere sahip
cennetlerdir. "Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir!" Yüce Allah
bu ayette cennet'ini de övmüş olmaktadır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |