|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 159 – 164.ayetler |
Allah'ın Mü'minlere
Lütufları:
159. O vakit Allah'tan
bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın,
hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet;
bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman
da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri
sever.
160. Allah size yardım
ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse,
ondan sonra size kim yardım eder? Mü'minler ancak Allah'a güvenip
dayanmalıdırlar.
161. Bir peygambere,
ganimet malında (ümmet malında) ihanet etmek yaraşmaz. Kim ganimet malında hıyanet
ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir.
Sonra herkese -asla haksızlığa uğratılmaksızın-kazandığı tastamam verilir.
162. Allah'ın
hoşnutluğunu gözetenle Allah'ın hışmına uğrayan bir olur mu hiç? Berikisinin
yeri cehennemdir. Cehennem ise ne kötü bir varış noktasıdır.
163. Onlar Allah
katında derece derecedirler. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
164. Andolsun ki
içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkardan)
kendilerini arındıran, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber
göndermekle Allah, mü'minlere büyük bir lütuf ta bulunmuştur. Halbuki daha önce
onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Tefsiri:
Yüce Allah Peygamber'ine
hitap ederek, O'nu (Sallallahu aleyhi ve Sellem), emirlerini yerine getirip
yasaklarından sakınan ümmetine karşı yumuşak ve hoş sözlü bir peygamber yapma
lütfunu hatırlatıp O'na ve mü'minlere minnette bulunuyor: "O vakit
Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın!" Yani, Allah'ın sana ve
onlara rahmeti olmasaydı seni hangi şeyonlara karşı yumuşak yapabilirdi ki!
Katade der ki: "..."nın aslı "....." olup "Lo"
ziyadedir. Araplar bu "Lo'''yı bazen, "......" de olduğu gibi
marifenin başına, bazen ise "....."de olduğu gibi nekranın başına
getirirler. Burada da "....." buyurulmuştur ve aslı
"....."dir. Hasan-ı Basri der ki:
Bu Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in (daimi bir huy ve) ahlakıdır. Allah (c.c) O'nu (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bu ahlaka sahip biri olarak göndermiştir. Şu ayet de bu ayete
benzemektedir: ''Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki
sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere
karşı çok şefkatlidir, merhametlidir."
[1632] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Ümame el-Bahili (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) elimi tuttu ve "Ey Ebu Ümame! Mü'minler arasında kalbim
kendisine yumuşayan kimseler vardır." buyurdu. Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet
etmiştir.
Yüce Allah sonra şöyle buyuruyor:
"Şayet kaba" "....." katı ve sert demektir. Ardından katı
yüreklilik zikredildiğinden, burada "konuşmada sertlik ve katılık"
kastedildiği anlaşılmaktadır. "Ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz,
etrafından dağılıp giderlerdi. " Yani, sen onlara karşı sert sözlü ve katı
kalpli olsaydın etrafından dağılır, seni terk ederlerdi. Fakat Allah onları
senin etrafında topladı ve kalplerini ısındırmak için seni onlara karşı yumuşak
yaptı.
[1633] Nitekim Abdullah
b. Amr (r.a.) şöyle der: Ben eski kitaplarda Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in niteliklerini şöyle gördüm: -O kaba ve katı değildir. Çarşıda
sokakta bağırmaz. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine affeder ve
bağışlar."
[1634] Tirmizi, Aişe
(r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: ''Allah bana farzları uygulamamı emrettiği gibi insanları idare
etmemi de emretti. " Bu garip bir hadistir.
Yüce Allah ardından
şöyle buyurmuştur: "Şu halde onları affet; bağışlnmaları için dua et; iş
hakkında onlara danış." Allah'ın bu emrinden dolayı Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir durum olduğunda sahabesinin gönüllerini hoş
etmek ve yaptıkları işi daha gayret ve istekle yapmalarını sağlamak için
sahabelerine danışırdı.
[5] Nitekim Bedir
savaşında ticaret kafilesinin üzerine gidip gitmeme hususunda sahabesine
danışmış, onlar şöyle cevap vermişlerdi: "Ya Rasulallah! Sen bizden denizi
geçmemizi istesen seninle birlikte denizi geçeriz. Bizi Dünyanın öbür ucuna
yürütsen seninle birlikte yürürüz. Sana Musa (a.s)'ın kavminin O'na (a.s)
söyledikleri gibi, 'Sen ve Rabbin gidip savaşın. İşte biz burada oturacağız'
demeyiz. Bilakis, 'Sen yürü, biz seninleyiz. Önünde, sağında ve solunda seninle
birlikte savaşacağız.' deriz." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yine nereye konaklayacakları hususunu da sahabelerine danışmış, "ölmek
için acele eden" (lakabıyla anılan) Münzir b. Amr insanların önüne geçerek
konaklamaya uygun yeri göstermişti. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Uhud' da da Medine' de kalma veya çıkıp düşmanla dışarıda savaşma hususunda
sahabesine danışmış, büyük çoğunluk çıkma yönünde görüş belirtince O da
çıkmıştı. Hendek'te de gelen gruplarla Medine'nin o yılki ürünün üçte birini
onlara verme hususunda danışmış, Sa'd b. Muaz ile Sa'd b. Ubade kabul etmeyince
bundan vazgeçmişti. Hudeybiye'de de müşriklere saldırıp saldırmama hususunda
danışmış, Ebu Bekir (r.a.), "Biz hiç kimseyle savaşmak için değil, sadece
umre yapmak için geldik" deyince onun söylediğine uymuştu.
[1636] Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ifk olayında da, "Ey Müslümanlar! Eşime
ithamda bulunan ve ona iftira eden kimselere ne yapayım, söyleyin. Vallahi,
ailemde hiçbir kötülük görmedim. Onlar kime iftira atıyorlar? Vallahi o adam
hakkında da hayır ve iyilikten başka bir şey bilmiyorum" buyurdu. İfk
hadisesinde Aişe (r.anha)'yı boşama hususunda Ali (r.a.) ile Üsame (r.a.)’a
danıştı. İşte Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) savaş ve benzeri
konularda sahabeleriyle istişare ederdi.
İstişare Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e vacip miydi, yoksa bu sadece kalplerini hoş
etmek için teşvik edilmiş mendup bir amel miydi? Bu konuda fakihlerin iki
farklı görüşü vardır. Hakim'in İbn Abbas (r.a.)'tan nakletliğine göre O (r.a.),
"İş hakkında onlara danış. " ayetini "Ebu Bekir (r.a.) ile Ömer
(r.a.)'a danış" diye tefsir etmiştir. Hakim, "Buhari ve Müslim tahric
etmemiş olsalar da senedi sahihtir" demiştir. Kelbi de Ebu Salih'ten, İbn
Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu ayet Ebu Bekir (r.a.)
ile Ömer (r.a.) hakkında nazil oldu; 'çünkü bunlar Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in iki havarisi, veziri ve Müslümanların
babalarıydılar."
[1637] İmam Ahmed b.
Hanbel, Abdurrahman b. Ganem'dan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Ebu Bekir (r.a.) ile Ömer (r.a.)'a, "İkinize danıştığım
hangi konuda ittifak ederseniz size aykırı hareket etmem. " buyurdu,
[1638] İbn Merduyeh, Hz.
Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e, "Azmettiğin zaman" (karar verdiğin zaman) ifadesindeki
azmetmenin ne manaya geldiği soruldu, "İstişare ehli kimselere sorup sonra
ona uymaktır. " buyurdu.
[1639] İbn Mace Ebu
Hureyre (radıyallahuanh)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "İstişare edilen kimse güvenilir kimse
(olmalı)dır. " Bunu Ebu Davud ve Tirmizi de-hasen olduğunu söyleyerek-
rivayet etmişlerdir,
[1640] İbn Mace daha
sonra İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İstişare edilen kimse güvenilir kimse
(olmalı) dır. " Bunu sadece İbn Mace rivayet etmiştir,
[1641] İbn Mace, Cabir (r.a.)'tan
şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Sizden biri kardeşine danışrığında danıştığı kimse ona fikir
versin, " Bunu da yine İbn Mace’den başkası rivayet etmemiştir.
"Kararını verdiğin
zaman da artık Allah'a dayanıp güven." Yani, istişare edip karar verince
de onda Allah'a tevekkül et. "Şüphesiz Allah, kendisine dayanıp
güvenenleri sever. "
"Allah size yardım
ederse, artık sıze üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse,
ondan sonra size kim yardım eder?" Burada ifade edilen aynen, daha önce
geçen "Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah
katındandır." (Al-i İmran, 126) ayetinde ifade edilen gibidir. Yüce Allah
daha sonra mü'minlere kendisine tevekkül etmelerini emrederek şöyle buyuruyor:
"Mü'minler ancak
Allah'a güvenip dayanmalıdırlar."
"Bir peygambere,
ganimet malına (ümmet malına) hıyanet etmek yaraşmaz." İbn Abbas (r.a.),
Mücahid, Hasan-ı Basri ve birçok ilim erbabı bu ayetteki "ğulul"
kelimesini hiyanet ile tefsir etmişlerdir.
[1642] İbn Ebi Hatim,
İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Müslümanlar Bedir günü bir kadife
kumaşı arayıp bulamayınca, "Belki onu Peygamber almıştır" dediler.
Bunun üzerine, "Bir peygambere, ganimet malına hıyanet yaraşmaz." ayeti
nazil oldu. Gulul yapmak hiyanet etmek demektir.
[1643] Taberi, bu ayet
hakkında İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bu ayet-i kerime Bedir günü
kaybolan kadife bir kumaş hakkında nazil oldu. Bazıları, "Onu belki
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) almıştır" dediler ve bunu
defalarca tekrarladılar. Bunun üzerine Yüce Allah, "Bir peygambere,
ganimet malında (ümmet malında) ihanet etmek yaraşmaz. Kim ganimet malında
hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak
gelir." ayetini nazil etti. Bunu Ebu Davud ve Tirmizi rivayet etmiş,
Tirmizi, "Hasen ve gariptir" demiştir. Bazıları bunu mürsel olarak
rivayet etmişlerdir. İbn Merduyeh Mücahid'den, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle
dediğini rivayet etmiştir: Münafıklar kaybolan bir malda Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i itham ettiler. Bunun üzerine Yüce Allah, ''Bir
peygambere, ganimet malında (ümmet malında) ihanet etmek yaraşmaz."
ayetini nazil etti. İbn Abbas (r.a.)'tan buna benzer birçok rivayet vardır.
Ayette Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in emaneti ulaştırma, ganimeti taksim etme ve
başka her konuda hiyanetten uzak olduğu ifade edilmektedir. Atiyye el-Avfi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
"Bir peygambere,
ganimet malında (ümmet malında) ihanet etmek yaraşmaz. " Yani, Allah
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bazı müfrezelere verip bazılarına
vermezlik yapmaz. Dahhak da böyle demiştir. Muhammed b. İshak der ki: "Bir
peygambere, ganimet malında (ümmet malında) ihanet etmek yaraşmaz. " Yani,
kendisine gelen vahyin bir kısmını terk ederek ümmetine tebliğ etmemek O'na
yaraşmaz. Hasan-i Basri, Tavus, Mücahid ve Dahhak buradaki fiili (....) yerine)
".....' şeklinde okumuşlardır ki o durumda mana, ''Bir peygambere ihanet
edilmesi hiç yakışık almaz"dır. Katade ve Rebi’ b. Enes der ki: Bu ayet-i
kerime Bedir günü nazil oldu. Zıra o gün sahabelerden bazıları hiyanet
etmişlerdi. İmam Taberi bunu onlardan rivayet etmiş, sonra O bazı isimler
zikrederek onların bu kıraate "hıyanet ile suçlanmak" manası verdiklerini
söylemiştir.
Yüce Allah sonra şöyle
buyuruyor: "Kim ganimet malında hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik
ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir. Sonra herkese -asla haksızlığa
uğratılmaksızın-kazandığı tastamam verilir." Bu büyük bir tehdit ve
şiddetli bir vaiddir.
(Ümmetin Ortak Malını
Zimmetine geçirme Hususundaki Hadisler:)
Sünnette gelen birçok
hadiste emanete hiyanetten nehyedilmiştir.
[1644] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Malik el-Eşcai'den, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah katında en büyük hiyanet bir
kulaç arazide yapılan hiyanettir. İki adamı bir arazide veya evde komşu iken
biri diğerinin bir kulaç arazisini kendi arazisine katar. Katınca o araziyi
yedi katıyla kıyamet gününe kadar boynuna geçirmiş olur. "
[1645] Buhari ve Müslim,
Sahih'lerinde, Said b. Zeyd (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Kim bir karış yeri
zorla zimmetine geçirirse, o yer kıyamet günü yedi katıyla birlikte boynuna
geçirilir. "
[1646] İmam Ahmed b.
Hanbel, Müstevired b. Şeddad'dan şöyle rivayet etmiştir: Ben Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim:
"Kim işimizin
başına geçip vali olursa; evi yoksa alsın, eşi yoksa evlensin, hizmetçisi yoksa
hizmetçi tutsun, bineği yoksa binek edinsin. Kim de bunların dışında bir
şeyalırsa o emanete hiyanet etmiştir. " İmam Ahmed b. Hanbel bunu böyle
rivayet etmiştir.
[1647] Ebu Davud ise
başka bir senet ve farklı bir metinle şöyle rivayet etmiştir: .. Müstevrid b.
Şeddad'dan (r.a.): Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle
buyururken işittim: "Kim valimiz olursa eş edinsin. Hizmetçisi yoksa
hizmetçi tutsun. Evi yoksa evedinsin." Ebu Bekir der ki: Bana bildirildiği
ne göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş:
"Kim bundan başka
bir şey edinirse o haindir veya hırsızdır. "
[1648] (Başka bir
hadis): İmam Taberi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sakın sizden kimseyi kıyamet
günü meleyen bir koyunu taşırken ve "(İmdadıma yetiş) Ey Muhammed, ey
Muhammed!" derken görmeyeyim. O vakit ben, "Allah katında senin için
hiçbir şey yapamam. Ben sana tebliğ etmiştim. " diyeceğim. Sakın sizden
kimseyi kıyamet günü böğüren bir deveyi taşırken ve "Ey Muhammed, ey
Muhammed!" derken görmeyeyim. O vakit ben, "Allah katında senin için
hiçbir şey yapamam. Ben sana tebliğ etmiştim. " diyeceğim. Sakın sizden
kimseyi kıyamet günü kişnemekte olan bir atı taşırken ve "Ey Muhammed, ey
Muhammed!" derken görmeyeyim. O vakit ben, "Allah katında senin için
hiçbir şey yapamam. Ben sana tebliğ etmiştim. " diyeceğim. Sakın sizden
kimseyi kıyamet günü kuru bir deri (post) taşırken ve "Ey Muhammed, ey
Muhammed!" derken görmeyeyim O vakit ben, "Allah katında senin için
hiçbir şey yapamam Ben sana tebliğ etmiştim, " diyeceğim. " Bu hadis
Kütüb-i Sitte'nin hiçbir kitabında yoktur.
[1649] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Humeyd esSaidi’den şöyle nakleder: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ezd kabilesinden İbn Lütbiye adında birini
zekat toplamak için görevlendirdi. Adam görevden döndükten sonra, "Bunlar
sizin, şunlarsa bana hediye edildi." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) minbere çıkarak şu konuşmayı yaptı: "Ne
oluyor görevlilere de onları mal toplamak için gönderiyoruz, sonra geliyor ve
"Bunlar sizin, şunlar ise bana hediye edildi. " diyorlar. O babasının
ve annesinin evinde oturup bekleseydi onlar kendisine hediye edilir miydi,
edilmez miydi? Muhammed'in canı elinde bulunan Allah'a yemin olsun ki sizden
herhangi bir kimse bundan bir şey getirirse kıyamet günü onu boynunda
getirecektir. O deveyse böğürerek, inekse böğürerek, koyunsa meleyerek
gelir." Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ellerini koltuk
altlarının beyazlığını göreceğimiz derecede havaya kaldırdı ve üç defa,
''Allah'ım! Tebliğ ettim mi?" dedi. Ravilerden Hişam b. Urve'nin şu ziyadesi
vardır: Ebu Humeyd şöyle dedi: "Bunu gözlerim gördü ve kulaklarım işitti.
Zeyd b. Sabit'e sorun." Bu iki hadisi Buhari ve Müslim de Süfyan b.
Uyeyne'nin nakliyle rivayet etmişlerdir. "Zeyd b. Sabit'e sorun"
ifadesi Buhari' de de vardır.
[1650] (Başka bir hadis):
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Humeyd'den, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ""Memurların aldıkları
hediyeler hiyanettir" Bu hadis sadece İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayet
ettiği hadislerdendir. Senet bakımından zayıftır. Sanki önceki hadisten
kısaltılmadır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[1651] (Başka bir
hadis): Tirmizi, Ahkam Kitabı'nda Muaz b. Cebel (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni Yemen’e göndermişti.
Yola çıkmış giderken arkamdan biri gelerek (Allah Rasulü'nün emriyle) geri
çevirdi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Seni niçin
çevirdiğimi biliyor musun? Sakın gittiğin yerdeki insanlardan benim iznim
olmadan bir mal almayasın. Çünkü o hiyanettir. Yüce Allah ise, 'Bir peygambere,
ganimet malında (ümmet malında) ihanet etmek yaraşmaz. Kim ganimet malında
hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak
gelir. ' buyuruyor. Seni bunun için getirttim. Şimdi işine git. " buyurdu.
Tirmizi şöyle demiştir: Bu hasen ve garip bir hadistir. Onu sadece bu vecihten
biliyoruz. Bu konuda Adiyy b. Amira, Büreyde, Müstevrid b. Şedad, Ebu Humeyd ve
İbn Ömer (r.a.)'tan da rivayetler vardır.
[1652] (Başka bir
hadis): İmamAhmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birgün aramızda iken ayağa kalkarak
hiyanetten (ğulul) bahsetti. Hakkında büyük ve dehşet verici şeyler söyledi.
Sonra şöyle buyurdu: "Sakın sizden kimseyi kıyamet günü boynunda meleyen
bir koyunu taşırken ve "Ya Rasulallah! bana yardım et!" derken
görmeyeyim. Ben ona, "Allah katında senin için hiçbir şey yapamam. Sana
tebliğ etmiştim. " diyeceğim. Sakın sizden kimseyi kıyamet günü kişneyen
bir atı boynunda taşırken ve "Ya Rasulallah! bana yardım et!" derken
görmeyeyim. Ben ona, "Allah katında senin için hiçbir şey yapamam. Sana
tebliğ etmiştim." diyeceğim. Sakın sizden kimseyi kıyamet günü boynunda
çığlık atan bir canı (ganimetten çaldığı köleyi veya çocuğu) taşırken ve
"Ya Rasulallah! bana yardım et!" derken görmeyeyim. Ben ona,
"Allah katında senin için hiçbir şey yapamam. Ben sana tebliğ etmiştim.
" diyeceğim. Sakın sizden kimseyi kıyamet günü boynunda parlak elbiseler
taşırken ve "Ya Rasulallah!' bana yardım et!" derken görmeyeyim. Ona
da, "Allah katında senin için hiçbir şey yapamam. Sana tebliğ etmiştim.
" diyeceğim. " Bunu Buhari ile Müslim de Ebu Hayyan'ın rivayetiyle
tahric etmişlerdir.
[1653] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Adiyy b. Amira el-Kindi'den şöyle rivayet
etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey insanlar! Sizden
kim bir işimiz için görevlendirilir de bir iğne veya daha değerli bir şeyi
bizden gizlerse, o hiyanet olup kıyamet günü onu yanında getirir. "
buyurdu. Bunun üzerine şu anda şekli gözümün önünde olan Ensar'dan esmer birisi
(ravilerden Mücalid: O Said b. Ubade'dir, demiştir) kalkarak, "Ya
Rasulallah! Benden bu görevi geri alın!" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Neden?" diye sordu. Adam, "Seni şöyle şöyle
derken duydum" dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu:
"Onu şimdi de
söylüyorum; her kimi bir işle görevlendirdiysek onu azı ve çoğuyla getirsin. Daha
sonra ondan kendisine verileni alsın, verilmeyene dokunmasın. " Bunu
Müslim ve Ebu Davud da birçok tarik yoluyla İsmail b. Ebi Halid'den rivayet
etmiştir.
[1654] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Rafi'den (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bazen ikindiden sonra Abduleşhel oğullarının
mahallesine gidip onlarla sohbet eder ve akşama hızlıca (Mescid-i Nebevi'ye)
geri inerdi. Ebu Rafi der ki:
Bir defasında Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) akşam namazı için hızlıca (Mescid-i
Nebevi'ye) giderken Baki mezarlığından geçti. İki defa, "Of! of!, yazıklar
olsun sana, yazıklar olsun sana!" dedi. Bu beni çok üzdü. Beni
kastettiğini sanarak biraz geriden yürüdüm. "Ne oldu sana, yürüsene!"
buyurdu. "Ben bir şey mi yaptım ya Rasulallah?" dedim. "Ne oldu
ki?" diye sordu. "Bana yazıklar olsun, dediniz" dedim.
"Hayır! Burası filanın kabridir. Falan kabilenin zekatını getirmesi için
görevlendirmiştim. O da çizgili bir elbiseyi kendisine almış. Şimdi kendisine
ateşten böyle bir elbise giydirilmiş" buyurdu.
[1655] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed'in' oğlu Abdullah, Ubade b. Samit (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ganimet alınan deveden
bir kılı alır ve şöyle buyururdu: "Benim bundaki hakkım ancak sizin
hakkınız gibidir. Ganimetten vs. zimmetinize mal geçirmekten sakının. Çünkü o
kıyamet günü sahibi için rezillik sebebidir. İpi, iğneyi ve bunlardan değerli
şeyleri, her şeyi teslim edin. Beldenizde iken ve yolculukta, yakın-uzak tüm
düşmanlarla cihad edin. Çünkü cihad cennet kapılarından bir kapıdır. Allah
onunla kişiyi hüzün ve kederden kurtarır. Allah’ın koyduğu had cezalarını
yakın-uzak herkeste uygulayın. Allah yolunda kimsenin kınamasından çekinmeyin.
" Bunu İbn Mace de rivayet etmiştir.
[1656] (Başka bir
hadis): Amr b. el-As (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İplik ve iğneyi dahi teslim
edin. Çünkü ganimet vs. den mal aşırmak kıyamet gününde sahibi için utanç,
rezalet ve ateştir. "
[1657] (Başka bir
hadis): Ebu Davud, Ebu Mes'ud el-Ensarı (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni zekat toplamak için gönderdi ve
gönderirken şöyle buyurdu: "Git bakalım ey Ebu Mes'ud! Sakın seni kıyamet
gününde, zekat malından zimmetine geçirdiğin deveyi sırtında ve böğürür halde
bulmayayım. " Ben, "Öyleyse gitmiyorum" dedim. "O durumda
seni zorlamam" buyurdu. Bunu sadece Ebu Davud rivayet etmiştir.
[1658] (Başka bir
hadis): İbn Merduyeh, Büreyde (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir taş cehennem'e atılır
da dibine doğru yetmiş yıl yol alır da dibine ulaşmaz. Hiyanet malı da
getirilip sahibiyle birlikte atılır ve sahibine ''onu getir" denilir. İşte
Allah'ın (c.c) 'Kim ganimet malında hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik
ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir.' buyruğunda anlatılan budur.
"
[1659] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Hayber günü Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bir grup,
"Filan şehid oldu, filan şehid oldu." diyerek geldiler. Bir adamın
başına geldiklerinde onun için de, "Filan da şehid olmuş" dediler. Allah
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Asla! Ben onu zimmetine geçirdiği
elbise -veya abaye- ile birlikte cehennem'de gördüm" buyurdu. Sonra:
"Ey Hattab'ın oğlu (Ömer)! Gidip insanlara cennet'e sadece mü'minlerin
gireceğini duyur." buyurdu. Ben de çıkıp, "İyi bilin ki cennet'e
sadece mü'minler girecektir." dedim. Bunu Müslim ve Tirmizi de İkrime b.
Ammar'dan itibaren aynı senetle rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Hasen-sahih
hadisdir" demiştir.
[1660] (Hz. Ömer
(r.a.)'tan başka bir tarik): İmam Tabert, Abdullah b. Üneys'ten şöyle nakleder:
Bir gün Hz. Ömer (r.a.) ile zekat hakkında karşılıklı konuşuyorduk. "Allah
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zekat malını zimmete geçirmekten
bahsederken, "Kim bir deve veya koyunu zimmetine geçirirse onu kıyamet
günü beraberinde taşır." dediğini duymadın mı? dedi. Ben,
"Duydum" dedim. Bunu İbn Mace de rivayet etmiştir.
[1661] (Başka bir
hadis): İmam Tabert, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sa'd b. Ubade'yi zekat toplamak için gönderdi ve
"Ey Sa'd! Sakın ha; kıyamet günü böğürerek taşıyacağın bir deveyle
gelme!" buyurdu. Sa'd, "Ya Resulallah! ne zekatı alırım, ne de onu
getiririm" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu zekat
toplamaktan muaf tuttu. İmam Taberi daha sonra Ubeydullah'ın Nafi"den
nakliyle rivayet etmiştir.
[1662] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Salim b. Abdullah'tan şöyle nakleder: Mesleme b.
Abdulmelik ile birlikte Rum diyarında (cihadda) idik. Bir adamın eşyaları arasında
ganimetten çalınmış bir mal bulundu. Bunu Salim b. Abdullah'a sorunca o şöyle
dedi: "Bana babam Abdullah, (babası) Ömer b. Hattab (r.a.)'tan şöyle
nakletti: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kimin
eşyaları arasında çalıntı ganimet malı bulursanız onu (çalıntı malı)
yakın" (sanıyorum "ona da vurun" dedi) Bunun üzerine çalıntı mal
pazara çıkarıldı. Onun içinde bir de Kur’an bulundu. Salim'e sordum. "Onu
sat ve parasını tasadduk et." dedi. Bunu Ali b. el-Medini, Ebu Davud ve Tirmizi
de Abdulaziz b. Muhammed ed-Deraverdi'nin nakliyle rivayet etmişlerdir. Ali b.
el-Medını, Buhari ve başkaları, "Bu Ebu Vakıd'ın naklettiği münker bir
rivayettir" demişlerdir. Darekutni de, "Sahih olan bunun sadece
Salim'in fetvası olduğudur" demiştir. Ahmed b. Hanbel ve takipçisi alimler
bu hadisin gerektirdiği şekilde fetva vermişlerdir. Emevi de ... Hasan-ı
Basri’den şöyle nakleder: Ganimetten mal çalan kimse cezası, yükünün çıkarılıp
ganimet malıyla birlikte toptan yakılmasıdır. Emevi daha sonra Ali (r.a.)'tan
şöyle rivayet etmiştir: "Ganimetten çalan kimsenin yükü toplanıp yakılır.
Kölenin had cezasından daha az sayıda değnek vurulur. Ganimetteki hissesinden
de mahrum edilir.
Ancak İmam Ebu Hanıfe,
İmam Malik ve İmam Şafii ile cumhur-u ulema bundan farklı bir görüş beyan
ederek, "Ganimet malından çalanın eşyası yakılmayıp sadece çaldığı mal
miktarına uygun bir ta'zir cezası verilir" demişlerdir. İmam Buhari,
"Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ganimet malından çalan kimsenin
cenaze namazını kılmaya yanaşmamış, fakat eşyasını da yaktırmamıştır"
demiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[1663] İmam Ahmed b.
Hanbel, Cübeyr b. Malik'ten şöyle nakleder: (Müslümanları tek bir mushafta
toplama amacıyla Hz. Osman (r.a.) tarafından) mushafların yakılma emri
verilince İbn Mes'ud (r.a.), "Kim bir mushafı zimmetine geçirebilirse
geçirsin. Zıra bir kimse neyi zimmetine geçirirse Kıyamet günü onunla
gelecektir." dedi. Sonra ekledi: "Ben bunu Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in ağzından yetmiş defa işittim. Şimdi Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ağzından işittiğim bir şeyi terk mi
edeyim?" Veki', tefsirinde, İbrahim en-Nehai'den şöyle nakleder:
Mushafların yakılması
emredilince İbn Mes'ud (r.a.), "Ey insanlar, mushafları zimmetinize
geçirin. Çünkü kim neyi zimmetine geçirirse kıyamet günü onunla gelecektir.
mushaf sizin kıyamet günü birlikte geleceğiniz ne güzel bir zimmete geçirilmiş
şeydir (ğulul)!" dedi.
[1664] Ebu Davud, Semure
b. Cündeb'den şöyle rivayet etmiştir: Hz.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bir ganimet ele geçirildiğinde Bilal’e emreder, o da
insanlara duyuru yapar, insanlar da ellerinde bulunan ganimet mallarını
getirirlerdi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun beşte birini
ayırır, kalanını bölüştürürdü. Bir gün yapılan duyuru sonrasında bir adam
elinde kıldan bir yularla çıkageldi ve "Ya Rasulallah! İşte ganimetten ele
geçirdiğimiz eşyalardandı" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) üç defa, "Sen Bilal'i duyuru yaparken işitmiş miydin?" dedi.
Adam, "Evet" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Öyleyse onu getirmeni ne engelledi?" dedi. Adam özür diledi, fakat
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Asla! Sen kıyamet günü onunla
geleceksin. Bunu senden kabul etmeyeceğim" buyurdu.
Ayetlerin tefsirine
dönelim:
''Allah'ın hoşnutluğunu
gözeten le Allah’ın hışmına uğrayan bir olur mu hiç? Berikisinin yeri
cehennemdir. Cehennem ise ne kötü bir varış noktasıdır. " Yani, Allah'ın
koyduğu kurallarda O'nun rızasını gözeterek bu sayede rızasını ve bol sevabını
kazanan ve dehşet verici azabından korunan kimse ile, Allah'ın gazabını hak
edip onu kendinden ayrılmaz ve kaçınılmaz kılan, kıyamet günü yurt ve yuvası
cehennem olan -ki orası ne kötü varış yeridirkimse bir olur mu? Bu ayetin
Kur'an'da pek çok benzeri olup bazıları şunlardır: "Rabbinden sana
indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkar eden) kör kimse gibi olur mu?
(Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar." (Ra'd, 19) "Şu halde,
kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz kimse -ki ona kavuşacaktır(sırf) dünya
hayatının geçici menfaat ve zevkini yaşattığımız, sonra kıyamet gününde (azap
için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?" (Kasas,
61)
Yüce Allah sonra şöyle
buyuruyor: "Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah onların
yaptıklarını görmektedir. " Hasan-ı Basri ve Muhammed b. İshak bunu şöyle
tefsir etmişlerdir: İyilik sahipleriyle kötülük sahipleri derece derecedirler.
Ebu Ubeyde ve Kesai ise, "Cehennem' deki yer ve makamlarının derecesi
farklı farklıdır" diye tefsir etmişlerdir. Yani, her birinin cennet'teki
makamları ve cehennem'in dibindeki yerleri farklı derecelerdedir. Nitekim Yüce
Allah başka bir yerde "Herbirinin işlediklerine karşılık dereceleri
vardır. " (En'am, 132) buyurmuştur. Bu yüzden Yüce Allah ayetin sonunda,
''Allah onların yaptıklarını görmektedir." buyuruyor. Yani, onlara
karşılıklarını olduğu gibi verecek; hiçbir iyiliklerini eksiltmeyip
yapmadıkları hiçbir kötülüğü eklemeyecek, bilakis her çalışanın çalıştığının
karşılığını aynen verecektir.
''Andolsun ki içlerinden
... bir peygamber göndermekle", yani kendisiyle konuşabilmeleri, soru
sorabilmeleri, sohbet edip faydalanabilmeleri için kendi cinslerinden
(insanlardan). Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Kaynaşmanız
için size kendinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de
O'nun ayetlerindendir." (Rum, 21) Ayetteki "kendinizden"
ifadesinden kasıt "kendi cinsinizden(insanlardan) "dir. Yüce Allah
başka ayetlerde şöyle buyurur: "De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir
beşerim. (Şu var ki) bana, İlah'mızm, sadece bir İlah olduğu
vahyolunuyor." (Kehf, 110) "(Rasulüm!) Senden önce gönderdiğimiz
bütün peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşılarda dolaşırlardı.
" (Furkan, 20) "Senden önce de ancak şehirler halkından kendilerine
vahyettiğimiz kişiler gönderdik." (Yusuf, 109) "Ey cin ve insan
topluluğu, içinizden ... peygamberler gelmedi mi?" (En'am, 130)
Kendilerine gönderilen Peygamberin kendi cinslerinden olması en büyük nimetlerdendir.
Zira bu insanlara, onunla konuşabilme ve anlamak için kendisine başvurma imkanı
sağlar. O yüzden Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Kendilerine
Allah'ın ayetlerini", yani Kur'an'ı "okuyan, kendilerini
temizleyen" yani; nefislerinin, şirk ve cahiliyye döneminde iç içe
bulunduğu pis ve iğrenç huy ve hallerden temizlenmesi ve arınması için
kendilerine iyilikleri emredip kötülüklerden sakındıran, "kendilerine
Kitap ve hikmeti", Kur'an ve Sünnet'i öğreten bir Peygamber göndermekle
Allah, mü'minlere büyük bir lütuf ta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar
apaçık bir sapkınlık", yani herkesçe malum olan açık bir azgınlık ve
cehalet "içinde idiler. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |