|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 169 – 175.ayetler |
Şehitler Ölü
Değildirler:
169. Allah yolunda
öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında
rızıklara mazhar olmaktadırlar.
170. Allah'ın, lütuf ve
kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde arkalarından gelecek
ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve
korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.
171. Onlar, Allah'tan
gelen nimet ve keremin; Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin
sevinci içindedirler.
172. Yara aldıktan
sonra yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların
içlerinden iyilik yapanlar ve takva sahibi olanlar için pek büyük bir mükafat
vardır.
173. Bir kısım
insanlar, mü'minlere, "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker
topladılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını
bir kat daha arttırdı ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!"
dediler.
174. Bunun üzerine,
kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah'ın nimet ve keremiyle geri
geldiler. Böylece Allah'ın rızasına uymuş oldular. Allah büyük kerem sahibidir.
175. Işte o şeytan,
ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer
iman etmiş kimseler
iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.
Tefsiri:
Yüce Allah şehitlerin bu
dünyada öldürülmüş olsalar da ölü olmadıklarını, çünkü ruhlarının yerleşim
diyarı olan cennet'te olup rızıklandırıldıklarını bildiriyor.
[1668] İmam Taberi, Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in gönderdiği ve Bi'r-i Maline (Maline
kuyusunda şehit edilenler hakkında Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder:
Sayıları kırk mıydı, yetmiş miydi, kesin olarak bilmiyorum. Söz konusu kuyunun
bulunduğu yerde de Amir b. Tufeyloğulları oturuyordu. Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in bu sahabileri yolculuk esnasında en son bu kuyuya bakan
bir mağarada konaklarlar. Sonra aralarında, "Bunlara Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in mesajını kim tebliğ edecek?" diye konuşurken,
içlerinden -sanıyorum- Abdullah b. Milhan, "Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in mesajını ben tebliğ ederim" der. Çıkıp mahallelerine
gider ve evlerinin önünde bir yere gizlenir. Sonra, "Ey Bi'r-i Maune
halkı! Ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'nÜn bir elçisiyim.
Şahitlik ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve Muhammed O'nun kulu ve
Rasulüdür. Öyleyse siz de Allah'a ve Resulü'ne iman edin." der. Evin bir
yerinden bir adam mızrağıyla çıkıp gelir ve onu böğrüne saplayıp öbür tarafından
çıkarır. Abdullah b. Milhan da, "Allahu Ekber! Kabe'nin Rabbine and olsun
ki kazandım!" der (ve şehid olur). Onun izini sürerek mağaradaki
arkadaşlarının yanına kadar varırlar. Amir b. Tufeyl oradakilerin hepsini
öldürür. İbn İshak der ki: Enes b. Malik bana şöyle anlattı: Allah Teala onlar
hakkında, "Bizden milletimize ulaştır ki; biz Rabb'imize kavuştuk. O
bizden biz de ondan hoşnut olduk." diye bir ayet nazil oldu. Biz bunu bir
süre okuduktan sonra neshedilip kaldırıldı ve "Allah yolunda öldürülenleri
sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar
olmaktadırlar. " ayeti nazil oldu.
[1669-] İmam Müslim de
Mesruk'tan şöyle rivayet eder: Abdullah'a, ''Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü
sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar
olmaktadırlar." ayetini sorduk. Dedi ki: Bunu biz de sorduk da şöyle
anlatıldı: Onların ruhları yeşil kuşların kursaklarındadır. Onların Arş'ta
asılı kandilleri vardır. Cennet'te diledikleri yere uçar, sonra dönüp bu
kandillere girerler. Rableri onlara nazar buyurup, "Arzuladığınız bir şey
var mı?" diye sorar. "Cennet'te dilediğimiz yere uçabiliyoruz. Daha
ne isteyelim?" derler. Rableri onlara bunu üç defa söyler. Bir istek
belirtmedikçe bırakılmayacaklarını anlayınca, "Ey Rabbimiz! Biz şehit
olmak için ruhlarımızın tekrar bedenlerimize çevrilmesini istiyoruz."
derler.
Allah (c.c) bir
ihtiyaçlarının olmadığını görünce onlara isteklerini sormayı bırakır. Bunun
benzeri Enes (r.a.) ile Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan da rivayet edilmiştir.
[1670] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah'tan lütuf ve
ikram gören hiçbir kimse dünyaya döndürülmeyi arzulamaz. Bunu sadece şehid
ister. Zıra o, şehidliğin fazilet ve üstünlüğünü gördüğünden dolayı dünyaya
döndürülüp tekrar şehit olmayı arzular. " Bunu Hammad tarikiyle sadece
Müslim rivayet etmiştir.
[1671] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet eder:
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu: "Biliyor
musun; Allah (c.c) babana, 'Bir arzu ve temennide bulun!' buyurdu. Baban,
'Dünya'ya götürülüp tekrar şehit olmayı temenni ederim.' dedi. Allah Teala da,
Ben 'Onlar dünyaya hiç gönderilmeyecekler' diye hükmettim, buyurdu. " Bunu
bu kanalla sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Buhari ve Müslim'in
Sahih'leri ile diğer kaynaklarda ifade edildiğine göre Cabir (r.a.) -ki onun
asıl ismi Abdullah b. Amr b. Haram el-Ensari'dir- Uhud savaşında şehit
düşmüştür.
[1672] İmam Buhari, İbn
Münkedir'den şöyle rivayet etmiştir: Cabir'i şöyle derken işittim: Babam şehid
edildiğinde ben ağlayarak yüzündeki örtüyü açarken Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in sahabileri beni engelliyorlardı. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ise beni engellemedi ve şöyle buyurdu: "Ağlama! Melekler
göğe yükseltene kadar onu kanatlarıyla gölgelendirdiler. "
[1673] Buhari, Müslim ve
Nesai de birçok tarikle yine Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir:
"Babam Uhud günü şehid edildiğinde ben yüzündeki örtüyü kaldırırken ...
" Bu da yukardakine yakın bir lafızladır.
[1674] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kardeşleriniz
Uhud günü şehid olunca Allah (c.c) ruhlarını yeşil kuşların karınlarına koydu.
Onlar cennet'in nehirlerine uğrar, meyvelerinden yer ve Arş'ın gölgesindeki
kandillerde kalırlar. Yiyecek ve içeceklerinin güzelliğini tadıp yuvalarının
hoşluğunu görünce, "Keşke kardeşlerimiz Allah'ın bize neler yaptığını
bilselerdi! Böylece cihada isteksiz olmaz, savaştan kaçınmazlardı."
dediler. Aziz ve Celil olan Allah da, "Ben bunu sizin yerinize onlara
iletirim." buyurdu ve onlar hakkında, "Allah yolunda öldürülenleri
sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar
olmaktadırlar. " ile sonrasındaki ayetleri nazil etti. " Bunu İmam
Ahmed böyle rivayet etmiştir. İmam Taberi ise biraz farklı senetle rivayet
etmiştir. Ebu Davud ile Hakim iki farklı senetle rivayet etmişlerdir ve biri
diğerinden daha kuvvetlidir. Hakim'in, Müstedrek'inde ... Said b. Cübeyr'den,
onun İbn Abbas (r.a.)'tan rivayeti şöyledir: "Allah yolunda öldürülenleri
sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar
olmaktadırlar." ayeti Hamza ile (Uhud' da şehid olan) arkadaşları hakkında
nazil oldu. Hakim sonra, "Bu, tahric etmemiş olsalar da Buhari ile Müslim'in
koşullarındabir hadistir" demiştir. Katade, Rebi’ b. Enes ve Dahhak'tan
yapılan rivayetlere göre onlar da bu ayetin Uhud şehitleri hakkında nazil
olduğunu söylemişlerdir.
[1675] (Başka bir
hadis): İbn Merduyeh, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birgün bana baktı ve "Ey Cabir! Seni
neden üzgün görüyorum?" diye sordu. "Ya Rasulallah! Babam şehid oldu
ve ardında bir borç ve bakıma muhtaç bir aile bıraktı." dedim. Buyurdu ki:
"Sana bir şeyanlatayım mı? Allah herkesle perde arkasından konuştu.
Babanla ise direkt (ravilerden Ali b. el-Medını: yani yüzyüze, demiştir)
konuştu. Ona "Benden iste, vereyim" buyurdu. Baban, "Senden beni
dünyaya göndermeni ve senin yolunda tekrar öldürülmeyi istiyorum. " dedi.
Yüce Allah, "Ben geçmişte insanların dünyaya tekrar döndürülmeyeceklerine
hükmettim" buyurdu. Baban, "Ey Rabbim! Öyleyse halimi ardımdakilere
bildir" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah, ''Allah yolunda öldürülenleri
sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar
olmaktadırlar. " ayetini nazil etti. " İbn Merduyeh daha sonra
Cabir’den başka bir tarikle benzer bir lafızla rivayet etmiştir. Beyhaki de
Delailu'n-Nübüvve'de Ali b. el-Medıni'nin rivayetiyle tahric etmiştir.
[1676] Beyhaki bunu
ayrıca Urve'nin Aişe (r.anha)'dan nakliyle şöyle rivayet etmiştir: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Cabir'e, "Ey Cabir! Sana güzel bir
haber müjdeleyeyim mi?" dedi. Cabir: Evet, buyur! deyince, Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Şunu hissettim ki; Allah (c.c) babam
diriltti ve "Ey kulum, benden ne dilersen dile, onu sana vereceğim!"
buyurdu. O, "Rabbim! Sana gereği gibi ibadet etmedim. Senden, beni dünyana
döndürmeni ve böylece peygamberinle birlikte savaşarak senin yolunda tekrar
öldürülmeyi isterim." dedi. Yüce Allah ise: "Geçmişte insanın dünyaya
bir daha döndürülmeyeceği hükmettim. " buyurdu. "
[1677] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şehidler cennet'in
kapısında, bir nehrin doğduğu yerdedirler. Orada yeşil bir kubbe vardır ve
rızıkları onlara cennet'ten sabah akşam getirilir. " Bunu sadece İmam
Ahmed rivayet etmiştir. Bunu Taberi de Muhammed b. İshak kanalıyla rivayet
etmiştir ki onun senedi ceyyittir. Öyle anlaşılıyor ki şehidler çeşit çeşittir;
bazılarının ruhları cennet'te gezerken bazılarının ruhları cennet girişindeki
bu nehirde bulunur. Hepsinin son durağının bu nehir olup orada toplanmaları,
yemeklerinin kendilerine sabah akşam getirilmesi de mümkündür. Doğrusunu en iyi
Allah bilir. İmam Ahmed'in Müsned'inde geçen bir hadiste her mü'minin ruhunun
cennet'te olduğu ve onun meyvelerinden yediği, oradaki güzellik ve sevinci
gördüğü, Allah'ın (c.c) kendisine hazırladığı izzet ve ikramı seyrettiği ifade
edilmektedir. Bunun senedi de sahih, aziz ve değerlidir. Zira, senedinde
izinden gidilen üç mezhep imamı vardır.
[1678] Zira bunu İmam
Ahmed b. Hanbel, İmam Şafii'den, o İmam Malik'ten ... Ka'b b. Malik'ten şöyle
rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Mü'minin ruhu cennet'teki ağaçlardan (meyvelerinden) yiyen bir kuş
halindedir ve Allah onu tekrar yarattığı günde bedenine geri döndürene kadar bu
hal devam eder. " Başka bir hadiste, "Mü'minin ruhu cennet'te bir kuş
şeklindedir." buyurulmuştur.
Şehidlerin ruhları ise
daha önce geçtiği gibi yeşil kuşların kursaklarındadırlar. Ruhları diğer
mü'minlerin ruhlarına göre yıldız gibidir. Nitekim kendi başlarına
uçabilmektedirler. Kerem sahibi ve lütufkar Allah'tan bizi iman üzere
öldürmesini niyaz ederiz.
''Allah'ın, lütuf ve
kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde arkalarından gelecek
ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve
korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar." Yani, Allah
yolunda öldürülen şehidler diri olup O'nun katındadırlar. İçinde bulundukları
nimet ve ihsanlardan dolayı sevinçlidirler. Kendilerinden sonra Allah yolunda
şehid olan kardeşlerine, yanlarına geleceklerini ve karşılaşacakları şeylere
dair hiçbir korku duymayacaklarını, ardlarında bıraktıklarına dair hiçbir
huzünlerinin kalmayacağını müjdelerler.
Muhammed b. İshak der
ki: Yani, geçmişte bir süre birlikte cihad eden kardeşlerinin kendilerine
katılmalarına, Allah'ın (c.c) verdiği mükafat ve nimetlerde kendilerine iştirak
edeceklerinden dolayı sevinirler. Süddi der ki:
Şehid olan kimseye,
içinde "Yanına filan gün filan kişi, filan gün filan kişi gelecek."
diye yazılı bir kağıt verilir. Onlar da, dünyada insanların yakınlarının
gurbetten gelişine sevinmeleri gibi arkadaşlarının gelişine sevinirler. Said b.
Cübeyr der ki: "Şehidler cennet’e girince ve orada şehidlere sunulan izzet
ve ikramı görünce, "Keşke dünyadaki kardeşlerimiz de bizim bildiğimiz bu
izzet ve ikramları bilseler de cihada katıldıklarında şehid olana dek canla
başla savaşsalar ve bizim eriştiğimiz nimetlere erişseler!" dediler.
Onların bu hal ve düşünceleri Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e
bildirildi. Rableri, "Hakkınızda peygambere ayet indirdim ve halinizi ve
içinde bulunduğunuz izzet ve ikramı haber verdim." deyince buna da
sevindiler. İşte Allah'ın, ''Allah'm, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri
ile sevinçli bir halde arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış
olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin
sevincini duymaktadırlar." buyruğunda anlatılan budur.
[1679] Buhari ve
Müslim'in Enes (r.a.)'tan rivayet ettikleri Bi'r-i Maune'de 70 Ensar'ın bir
sabah vakti şehid edilmesi ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kunut
duasında onları şehid edenlere beddua ve lanet etmesi olayı hakkında Enes
(r.a.) şöyle der: Hatta onların hakkında bir süre tilavet ettiğimiz ve sonra
neshedilen şu ayet nazil oldu: "Bizden milletimize ulaştır ki; biz
Rabb'imize kavuştuk. O bizden razı oldu biz de ondan razı olduk. "
Yüce Allah sonra şöyle
buyuruyor: "Onlar, Allah'tan gelen nimet ve keremin; Allah'm, mü'minlerin
ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler. " Muhammed b.
İshak der ki: Vaad edilen nimetleri ve bol mükafatı gözleriyle görünce
sevindiler ve mutlu oldular. Abdurrahman b. Zeyd der ki:
Bu ayet şehid olan veya
olmayan tüm mü'minleri kapsamaktadır. Yüce Allah peygamberlere verdiği bir
ihsan ve lütuftan bahsetmişse çoğunlukla daha sonraki mü'minlere verdiği ihsan
ve lütuflardan da bahsetmiştir.
"Onlar, Allah'tan
gelen nimet ve keremin; Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin
sevinci içindedirler." buyruğunda bahsedilenler Hamrau'l-Esed adıyla
anılan günde şehid olanlardır.
[1680] Olay şöyle
gerçekleşmiştir: Müşrikler Müslümanları yenilgiye
uğrattıktan sonra
beldelerine doğru yola çıktılar. Bir süre gittikten sonra Medine'lilerin işlerini
bitirmediklerine ve köklerini kazımadıklarına pişman oldular. Bu haber Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ulaşınca onları korkutmak, kendilerinin
hala güçlü ve kuvvetli olduklarını göstermek maksadıyla Müslümanları
arkalarından gitmeye çağırdı. Bunda da sadece Uhud savaşına katılanlara izin
verdi. Birazdan zikredeceğimiz sebepten dolayı sadece Cabir b. Abdullah'a
(r.a.) izin vermedi. Müslümanlar Allah'a (c.c) ve Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) itaat adına yaralı ve bitkin halleriyle Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in bu çağrısına icabet ettiler.
[1681] İbn Ebi Hatim,
İkrime'den şöyle rivayet etmiştir: Müşrikler Uhud'dan dönünce, "Ne
Muhammed'i öldürdünüz, ne genç kızları esir aldınız! Yaptığınız ne kötüdür.
Geri dönün!" dediler. Bunu duyan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Müslümanları (Medine’den çıkarak müşrikleri karşılamaya) çağırdı, onlar
da icabet ettiler. Hamrau'I-Esed (ravilerden Süfyan b. Uyeyne tereddüt ederek:
Bi'r-i Ebi Uyeyne denen yere, demiştir) vardıklarında müşrikler, "Gelecek
yıl gelelim" diyerek gittiler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellemi'de geri döndü. Bu Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yaptığı
gazvelerden sayılırdı. Hakkında şu ayet nazil oldu:
"Onlar, Allah'tan
gelen nimet ve keremin; Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin
sevinci içindedirler. " Bunu İbn Merduyeh de İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet
etmiştir.
[1682] Muhammed b. İshak
der ki: Uhud gazvesi Şevval ayının on beşinde Cumartesi günü yapıldı. Ertesi
gün, Yani Şevval ayının on altısında Pazar günü olunca Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in münadisi düşmanı takibe davet eden bir çağrıda bulundu.
Çağrıda, "Bizimle sadece, dün cihada gelenler çıksın." diyordu. Cabir
b. Abdullah, "Ya Rasulallah! Babam bana (bakıma muhtaç) yedi bacımı
bıraktı." deyince Allah Rasulü, "Evladım! Bu kadınları başlarında
erkek olmaksızın bırakıp gitmek ne sana ne de bana yaraşır. Allah Rasulü ile
cihad etme faziletini elde etmek adına seni kendime tercih edecek değilim. O
yüzden sen kızkardeşlerinin yanında kal. " buyurdu. O da kızkardeşlerinin
yanında kaldı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra ona çıkması
için izin verdi, o da çıktı. Zıra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
çıkışı sadece düşmanı korkutma ve arkalarından geldiklerine göre kuvvetli
oldukları, başlarına gelenlerin onları zayıflatmadığı ve gevşetmediği mesajını
ulaştırma hedefine matuftu. Muhammed b. İshak der ki: Bana Osman'ın kızı
Aişe'nin kölesi Ebu Saib'den şöyle rivayet edildi: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in Abduleşhel oğulları kabilesinden Uhud'a katılmış bir
sahabesi bana şöyle anlattı: Ben ve kardeşim Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile birlikte Uhud savaşına katıldık ve oradan yaralı olarak döndük.
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in münadisi düşmanı kovalamak için
çıkılacağı duyurusunu yapınca kardeşime (bir rivayete göre ben kardeşime-,
"Vallahi elimizde bineceğimiz bir binek yoktur ve her birimiz ağır
yaralıyız. Ama Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yapılan bir savaş
fırsatını kaçıracak mıyız?" dedim ve Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile birlikte cihada çıktık. Benim yaram kardeşiminkinden daha hafifti.
Yarası ağırlaştığında onu taşıyordum ve sonra kendisi yürüyordu. Nihayet
Müslümanlara yetiştik.
[1683] İmam Buhari,
Urve'den şöyle rivayet etmiştir: Aişe (r.anha) bana şöyle dedi: "Ey
yeğenim! Senin babaların Zübeyr ile Ebu Bekir de onlardandı. Allah'ın peygamberinin
başına Uhud'da gelenler gelip müşrikler çekilip gidince Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların tekrar dönmelerinden endişe ederek,
"Kim onların peşinden gitmek ister?" buyurdu. Bunun üzerine
aralarında Zübeyr (r.a.) ile Ebu Bekir'in de (r.a.) bulunduğu yetmiş kişi Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in çağrısına uyarak yola çıktılar.
Hadisi bu lafızla sadece İmam Buhari rivayet etmiştir. Hakim de Müstedrek' inde
Urve’den başka bir senetle rivayet etmiş ve "Buhari ve Müslim tahric
etmemiş olmakla birlikte senedi sahihtir." demiştir. Bunu ayrıca İbn
Merduyeh, Said b. Mansur ve Ebu Bekir Humeydi de rivayet etmişlerdir. Hakim'in
bir rivayetinde Urve'nin ifadeleri şöyledir: Aişe (r.anha) bana şöyle dedi:
''Baban, yaralı olduğu halde Allah (c.c) ve Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) çağrısına icabet edenlerdendi." Hakim daha sonra, "Buhari ve
Müslim tahric etmemiş olsalar da bu onların koşullarını taşıyan sahih bir
hadistir" demiştir.
[1684] İbn Merduyeh ise
Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bana, "Senin babaların, Ebu Bekir ile Zübeyr yara aldıktan sonra
Allah (c.c) ve Rasulü'nün çağrısına icabet edenler arasındaydı" buyurdu.
Bu hadisin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sözü olarak rivayeti
tamamen hatalıdır. Hata hem senet bakımındandır. Zira bu, daha önce geçtiği
üzere sika ravilerin Aişe (r.anha)'nın sözü şeklindeki rivayetleriyle
çelişmektedir. Hata hem de mana bakımındandır. Zira, Zübeyr (r.a.) Aişe (r.anha)'nın
babalarından değildir. Bunu asıl Aişe (r.anha) Urve b. Zübeyr’e söylemiştir.
Çünkü o kızkardeşinin, yani Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın kızı Esma'nın (r.anha)
oğludur.
[1685] İmam Taberi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Uhud'da olanlar olduktan
sonra Ebu Süfyan Allah'ın kalbine saldığı korkuyla hemen Mekke'ye döndü. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ebu Süfyan sizden kimilerine
zarar vermişken Allah'ın kalbine saldığı korkuyla dönüp gitti." buyurdu.
Uhud gazvesi Şevval ayında olmuştu. Tüccarlar yılda bir kez Zilkade ayında
Medine'ye gelirler ve Küçük Bedir denen yere inip konaklarlardı. Bu yılki
gelişleri de Uhud savaşının hemen sonrasına denk gelmişti. Ayrıca Müslümanlar
yara almışlardı. Müslümanlar bu durumu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e arz ederek dert yandılar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ise kendisiyle birlikte çıkmaları ve onların peşinden gitmeleri için insanlara
çağrıda bulundu ve "Tüccarlar şimdi gidip hac vakti tekrar gelirler. Fakat
Müşrikler gelecek yıla kadar Saidırmaya güç yetiremezler." buyurdu. Bu
arada şeytan dostlarına (onu dost edinen, dolayısıyla sözlerinden
etkilenebilecek olanlara) gitti ve "İnsanlar sizin için toplandılar"
diyerek onları korkutmaya çalıştı. İnsanlar peşinden gelmeye yanaşmayınca
onları teşvik amacıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Ardımdan
hiç kimse gelmese de kendim gideceğim" buyurdu. Bunun üzerine aralarında
Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyr, Sa'd, Talha, Abdurrahman b. Avf, İbn
Mes'ud, Huzeyfe b. Yeman ve Ebu Ubeyde b. Cerrah'ın bulunduğu yetmiş kişi Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte yola çıktılar. Ebu
Süfyan'ın ardından gittiler ve onu Safra denen yere kadar takip ettiler. İşte
bu olaylar üzerine Yüce Allah, "Yara aldıktan sonra yine Allah’ın ve
Peygamber'in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar
ve takva sahibi olanlar için pek büyük bir mükafat vardır." ayetini nazil
etti.
[1686] İbn İshak daha
sonra şöyle der: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hamrau'l-Esed denen
yere kadar geldi. (İbn Hişam'ın söylediğine göre burası Medine'ye sekiz mil
mesafededir) İbn İshak devamla şöyle der: İbn Ümmü Mektum'u da Medine'de vali
olarak bıraktı. Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri Hamra' da kaldıktan sonra
Medine'ye geri döndü. Bana Ebu Bekir'in oğlu Abdullah'ın anlattığına göre Huzai
kabilesinden Ma'bed b. Ebu Ma'bed onlara uğradı. Tuhame'deki Huzai kabilesinin
Müslüman'ı ve müşrikiyle hepsi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile
sulh halindeydiler ve orada olan hiçbir şeyi O'ndan (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) gizlemezlerdi. Ma'bed de o gün hala müşrikti. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)’e, "Ey Muhammed! Senin ve ashabının başına gelenler bize
ağır geldi. Biz senin onların yanında afiyet ve selamet içinde olmanı
arzulardık." dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Hamrau'l-Esed'den ayrıldıktan sonra Ravha denen yerde Ebu Süfyan ve adamlarıyla
karşılaştı. Onlar, "Muhammed'in arkadaşlarına, komutanlarına ve yakın adamlarına
darbe vurduk. Sonra ise köklerini kazımadan dönüp gittik. Mutlaka dönüp geride
kalanlarına da saidıracak ve onlardan kurtulacağız." diyerek dönüp
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile ashabına saldırmaya karar
vermişlerdi. Ebu Süfyan, Ma'bed'i görünce, "Arkanda neler var ey
Ma'bed?" dedi. Ma'bed, "Muhammed ve ashabı benzerini hiç görmediğim
kadar kalabalık bir orduyla yola çıktılar. Sizinle savaşmak için yanıp
tutuşuyorlar. Ona o gün savaşa katılmayanlar da katılmış. Yaptıklarına pişman
olmuşlar. Onlarda size karşı benzerini hiç görmediğim bir kin var." dedi.
Ebu Süfyan, "Olamaz! Peki sence ne yapalım?" dedi. Ma'bed,
"Vallahi bence atların alınlarını görmeden buradan ayrılma" dedi. Ebu
Süfyan, "Vallahi biz kalanlarının kökünü kazımak için karar aldık" dedi.
Ma'bed, "Ben seni bundan sakındırıyorum. Vallahi gördüklerim (öyle
etkileyiciydi ki) beni bir kaç beyitlik şiir söylemeye itti" dedi. Ebu
Süfyan, "Ne söyledin?" deyince Ma'bed şiirini okudu:
Neredeyse bineğim
uğultulardan "yıkılıyordu. Bölük bölük atlılar, sel gibi aktığı vakit.
Asil ve uzun boylu aslanlar atların sırtında. Düşmanla karşılaştıklarında sebat
eden ... ve silah kuşanmışlar. Yenilmez komutanlarıyla tepede gözüktüklerinde,
Yeri eğimli sanarak koştukça koştum. Ova atlar ve uğultularıyla dolup taşınca.
Dedim: Sizinle karşılaştığında vay haline Harb'in oğlunun (Ebu Süfyan)! Ben
Mekkelileri erkenden uyarıyorum. Aklı başında ve uyanık her birini. Ahmed'in
ordusuna karşı. Onunla birlikte olanlar basit kimseler değiller. Bu uyarım
asılsız olarak nitelenemez. Bunu söyleyince Ebu Süfyan ve beraberindekiler
yönlerini çevırıp Mekke'ye doğru gittiler. Yolda Abdulkays oğullarından bir
kafileyle karşılaştılar. Ebu Süfyan onlara, "Nereye gidiyorsunuz?"
diye sordu. "Medine'ye gidiyoruz." dediler. "Niçin?" dedi.
"Erzak almak için" dediler. "Sizinle göndereceğim bir mektubu
Muhammed’e ulaştırır mısınız? Bunu yaparsanız yarın size Ukkaz pazarından kuru
üzüm getiririm" dedi. Onlar, "Pekiyi" deyince Ebu Süfyan şöyle
dedi: "Muhammed ile karşılaştığınızda kendisine, geride kalanlarının
kökünü kazımak üzere O'nun ve arkadaşlarının üzerine yürümeye karar verdiğimizi
söyleyin." Kafile Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Hamrau'l-Esed'de iken oradan geçiyordu. Ebu Süfyan ile adamlarının sözlerini
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ve ashabına iletince onlar,
"Hasbunallahu ve ni'mel-vekil: (Allah bize yeter. O ne güzel bir
koruyucudur)" dediler. İbn Hişam, Ebu Ubeyde'den şöyle rivayet eder: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Müşriklerin Mekke'ye döndüklerini duyunca,
"Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki onlar için öyle taşlar
hazırlanmıştı ki sabaha kadar kalsalardı hepsi kökten yok olup giderdi."
buyurdu.
[1687] Hasan-ı Basrı,
"Yara aldıktan sonra yineAllah'ın vePeygamber'in çağrısına uyanlar"
buyruğuyla ilgili şunları anlatır: Ebu Süfyan ve adamları Müslümanlara darbe
vurduktan sonra geri dönünce Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Ebu Süfyan, Allah (c.c) kalbine korku koymuş halde kaçtı. Kim peşinden
gitmek ister?" buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ebu
Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
ashabından bir grup kişi yola çıkıp onun izini sürmeye başladılar. Bu haber Ebu
Süfyan'a ulaşmıştı. Yolda bir ticaret kervanıyla karşılaşınca onlara,
''MMuhammed'i geri çevirirseniz size şu kadar mal veririz." dedi.
Tüccarlar da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek O'na bunu
haber verdiler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlardan bunu
duyunca, "Hasbunal'ahu ve ni'me’l-vekil" dedi. Bunun üzerine Yüce
Allah bu ayeti nazil etti. İkrime, Katade ve daha pek çokları, "Bu ayet
Hamrau'I-Esed gazvesi hakkında nazil oldu" demişlerdir.
Ayetin Uhud'dan sonraki
İkinci Bedir olayında nazil olduğu da söylenmiştir, fakat doğru olan ilkidir.
"Bir kısım
insanlar, mü'minlere, 'Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker
topladılar; aman sakının onlardan!' dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat
daha arttırdı ve ... " Yani, insanlar, bir takım kimselerin kendileriyle
savaşmak üzere toplandıklarını haber edip düşmanlarının sayılarının çokluğuyla
korkutluklarında onlar buna aldırış etmediler. Bilakis Allah'a tevekkül edip
O'ndan yardım istediler: 'Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!'
dediler."
[1688] İmam Buhari, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: ''Hasbunallahu ve ni'mel'-vekil:
(Allah bize yeter. O ne güzel bir koruyucudur)" sözünü İbrahim (a.s) ateşe
atıldığında söylemişti. Bu sözü Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de,
"İnsanlar sizin için toplandılar; onlardan korkun" denildiğinde
söyledi: "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman
sakının onlardan!' dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve
'Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!' dediler. " Bunu Nesai de rivayet
etmiştir. İmam Buhari bunu daha sonra başka bir tarikle İbn Abbas (r.a.)'tan şu
lafızla rivayet etmiştir: "İbrahim (a.s)'ın ateşe atılırken son sözü
'Hasbunallahu ve ni'me’l-vekil' olmuştu. Abdurrezzak, Abdullah b. Amr'dan şöyle
rivayet etmiştir: Bu, İbrahim (a.s)'ın ateşe atıldığında söylediği sözdür. Bunu
Taberi rivayet etmiştir.
[1689] İbn Merduyeh,
Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Uhud savaşında Hz, Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e, "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı
asker topladılar; aman sakının onlardan!" denilmişti. Yüce Allah da bu
konuda bu ayeti nazil etti.
[1690] İbn Merduyeh
kendi senediyle Ebu Rafi'den şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Hz. Ali (r.a.)'ı beraberindeki bir grup insanla Ebu Süfyan'ın
peşinden gönderdi. Bunlar yolda Huzaa kabilesinden bir adamla karşılaştılar.
Adam, "Onlar sizin için toplandılar." deyince onlar
""Hasbunallahu ve ni'mel' -vekil: (Allah bize yeter. O ne güzel bir
koruyucudur)" dediler. İşte bu ayet onlar hakkında nazil oldu.
[1691] İbn Merduyeh
sonra Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu: "Büyük bir probleme duçar olduğunuzda
"Hasbunallahu ve ni'mel'-vekil" deyin" Hadis, bu vecihten
gariptir.
[1692] İmam Ahmed b.
Hanbel, Avf b. Malik'ten şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki kişi arasında hüküm verdi. Birisi,
"Allah bana yeter. O ne güzel koruyucudur." dedi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Adamı bana getirin." buyurdu.
Getirilince, "Sen ne söyledin?" dedi. Adam, "Allah bana yeter. O
ne güzel koruyucudur, dedim." deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Allah zaaf göstererek (kiz kalmayı yeriyor. Fakat sen akıllı
almalısın. Dolayısıyla bir işi yapmaktan aciz kaldığında, 'Allah bana yeter. O
ne güzel bir koruyucudur' de" buyurdu. Bunu ayrıca Ebu Davud ve Nesai,
yine Avf b. Malik yoluyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den buna
yakın bir lafızla rivayet etmişlerdir.
[1693] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan, "O sur'a üfürüldüğü zaman var ya"
(Müddessir, 8) buyruğu hakkında şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sur’a üflemekle görevli melek ağzına Sur'u
almış, alnını yere eğmiş ve 'Ne zaman Sur'a üflenmesi emredilecek?' diye
kulağını gelecek emre vermişken ben nasıl zevk-u sefa içinde
yaşayabilirim?" buyurdu. Ashabı, "Peki biz ne diyelim?" dediler.
Hz. Peyamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah bize yeter. O ne güzel
bir vekildir. Biz sadece Allah'a tevekkül ettik' deyin" buyurdu. Bu birçok
vecihten gelen ceyyit bir hadistir.
[1694] Bize mü'minlerin
anneleri Cahş kızı Zeyneb (radıyallahu an ha) ile Aişe (r.anha) hakkında gelen
bir habere göre bunlar birbirlerine karşı övündüler. Zeyneb (r.anha),
"Beni Allah, seni ise ailen evlendirdi." dedi. Aişe (r.anha),
"Benim suçsuzluğum gökten inen Kur'an ayetiyle bildirildi" dedi.
Zeyneb bunu kabul ettikten sonra şöyle dedi: "Safvan b. Muattal'ın
bineğine binerken ne demiştin?" Aişe (r.anha), "Allah bana yeter. O
ne güzel bir vekildir" demiştim, dedi. Bunun üzerine Zeyneb (r.anha),
"Mü'minlerin sözünü söylemişsin" dedi.
Yüce Allah buna bağlı
olarak şöyle buyuruyor: "Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık
dokunmadan, Allah'ın nimet ve keremiyle geri geldiler. " Yani, Allah'a
tevekkül edince Allah onların sıkıntılarını giderdi, tuzak kurmaya çalışanların
tuzağını püskürttü ve sonunda Müslümanlar (selametle) yurtlarına döndüler. "Kendilerine
hiçbir fenalık dokunmadan", yani, düşmanlarının onlara karşı gizlice
kurmuş oldukları tuzaktan hiçbir şey fenalık dokunmadan "Allah'ın nimet ve
keremiyle geri geldiler. Böylece Allah'ın rızasına uymuş oldular. Allah büyük
kerem sahibidir. "
[1695] Beyhaki,
"Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah'ın nimet ve
lütfuyla geri geldiler." buyruğu hakkında İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
rivayet etmiştir: "Nimet'' onların afiyet ve selamette olmaları,
"lütuf" ise Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Hacc mevsimi
olan.. o vakitte oradan geçmekte olan bir kafilenin mallarını satın alıp onda
kar etmesi ve onu sahabeleri arasında paylaştırmasıdır. İbn Ebi Necih,
"Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının
onlardan!" ayeti hakkında Mücahid’den şöyle rivayet etmiştir: Bu sözü
söyleyen Ebu Süfyan idi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e,
"Bedir'de, arkadaşlarımızı öldürdüğünüz yerde buluşalım!" demiş, O
da, "Umulur ki" diye karşılık vermişti. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) buluşma yerine gitti ve Bedir'de konakladı. Oradaki pazara
gidip alış-veriş yaptılar. Allah'ın (c.c), "Yara aldıktan sonra
yineAllah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden
iyilik yapanlar ve takva sahibi olanlar için pek büyük bir mükafat
vardır." ayetini bu olay üzerine nazil etti. Küçük Bedir Gazvesi denilen
gazve de budur. Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir.
[1696] İmam Taberi, İbn
Cüreyc'den de şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Ebu Süfyan'la sözleştiği yere doğru giderken yolda karşılaştıkları
müşriklere Kureyşlileri soruyor, onlar da mü'minleri korkutmak için hileyle,
"Sizinle savaşmak için toplandılar." diyor, mü'minlerse buna
"Hasbunallahu ve ni'mel'-vekil" diye karşılık veriyorlardı.
Müslümanlar sonunda Bedir’e geldiler. Orada, kendileriyle tartışacak kimselerin
olmadığı sakin ve rahat bir pazar buldular. Müşriklerden biri gelerek
Mekke'lilere Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in süvarilerini haber verdi
ve bu konuda şu şiirini söyledi:
Benim genç dişi devem
Muhammed'in atlarından ürktü. Siyah üzüm gibi saçılmış Acve hurmalarından.
Kudeyd pınarını benimle buluşma yeri edindiler.
İmam Taberi sonra şöyle
der, "Kasım bize böyle nakletti" Fakat bu hatalı olup doğrusu
şöyledir:
Genç devem Muhammed'in
iki sınıf arkadaşlarından (muhacirler ile Ensar). Ve Medine'deki siyah üzüme
benzer Acve hurmasından. Cesur babasının adetine meylediyor. Kudeyd pınarını
buluşma yeri yaptı. Yarın kuşluk vaktinde oradaki Dacnan pınarını.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur."
Yani, şeytanın dostları sizleri korkutur, kendilerinin güçlükuvvetli ve kararlı
oldukları imajını vermeye çalışır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Şu halde,
eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun. " Size
hakikati olduğundan farklı ve başka şeyleri süslü gösterdiğinde bana tevekkül
edin ve sığının. Çünkü onlara karşı ben size yeterim ve size ben yardım ederim.
Nitekim, Allah Teala'nın şu buyrukları da bu manadadır:
"Allah kuluna
yetmez mi? Seni O'ndan başkasıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa onu
doğru yola erdirecek yoktur. Kimi hidayete erdirirse, onu da saptıracak yoktur.
Allah, intikam sahibi, mutlak galip değil midir? Andolsun ki onlara, 'Gökleri
ve yeri yaratan kimdir?' diye sorsan, muhakkak, 'Allah'tır' diyecekler. De ki:
Öyleyse söyleyin bakalım; Allah bana bir zarar vermek istese, Allah'ı bırakıp
da taptıklarınız O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Veya bana bir rahmet
dilese, O'nun rahmetini önleyebilir mi? De ki: Allah bana yeter. Tevekkül
edenler O'na tevekkül ederler." (Zümer, 36-38) "Şu halde şeytanın
dostlarıyla savaşın. Şüphesiz ki şeytanın hilesi zayıftır." (Nisa,76)
"İşte onlar, şeytanın taraftarıdırlar. İyi bilin ki şeytanın taraftarları
muhakkak hüsrana uğrayanların ta kendileridirler." (Mücadile, 19) ''Allah,
'Ben ve peygamberlerim elbette galip geleceğiz' diye yazmıştır. Şüphesiz Allah
güçlüdür, azızdir." (Mücadile, 21) "Şüphesiz ki Allah, kendisine
yardım edenlere yardım eder." (Hacc, 40) "Ey ıman edenler, Allah'a
(davasına) yardım ederseniz, Allah da size yardım eder." (Muhammed, 7)
"Şüphesiz ki biz, peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında,
hem de şahitlerin şahitlik yapacağı günde mutlaka yardım ederiz. O gün, öne
sürdükleri mazeretler zalimlere )ıyda vermez. Lanet onlara, kötü yurt
onlarındır." (Gafir, 51-52)
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |