|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 190 – 195.ayetler |
Göklerin ve Yerin
Yaratılışı Üzerinde Tefekkür:
190. Göklerin ve yerin
yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri
için gerçekten açık ibretler vardır.
191. Onlar ki; ayakta
dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar,
göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:)
Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tenzih ederiz. Bizi cehennem
azabından koru!
192. Ey Rabbimiz!
Doğrusu sen, kimi cehennem'e koyarsan, artık onu rüsvay etmişsindir. Zalimlerin
hiç yardımcıları yoktur.
193. Ey Rabbimiz!
Gerçek şu ki biz, "Rabbinize inanın!" diye imana çağıran bir
davetçiyi (Peygamberi, Kur'an'ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim
günahlarımızı bağışla; kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey
Rabbimiz!
194. Rabbimiz! Bize,
peygamberlerin vasıtasıyla vaad ettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi
rezil-rüsva etme; şüphesiz sen vaadinden caymazsın!
Tefsiri:
Taberani, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Kureyşliler Yahudilere giderek, "Musa
size hangi mucizelerle gelmişti?" diye sordular. Yahudiler, "Onun
asası ve seyredenlere bembeyaz görünen eli vardı" dediler. Kureyşliler bu
defa Hristiyanlara giderek, "İsa nasıldı?" diye sordular. Onlar da,
"Körü ve alacayı iyileştirir, ölüleri diriltirdi." dediler. Daha
sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Rabbine dua
et de Safa tepesini bize altın yapsın." dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'de Rabbine dua edince, "Göklerin ve yerin yaratılışında,
gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için gerçekten
açık ibretler vardır." ayetleri nazil oldu. Yani, "Öyleyse bunlar
üzerinde tefekkür etsinler." Fakat bu rivayet problemlidir. Çünkü bu
Medine' de inen ayetlerdendir. Müşriklerin Safa tepesini altına dönüştürme
talepleri ise Mekke' de olmuştu. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Ayetin manası şöyledir:
"Göklerin ve yerin yaratılışında ... akıl sahipleri için gerçekten açık
ibretler vardır." Yani, yüksekliği ve büyüklüğüyle gökte, sertliği ve
(muhtelif yerlerine ulaşılabilir şekilde) alçaklığıyla yeryüzünde açık ibretler
vardır. Hareketli ve sabit yıldızları, denizleri, dağları ve çölleri, ağaçları,
bitkileri, tahılları ve meyveleri, hayvanları, madenleri, farklı renk, koku,
tat ve özellikteki çeşit çeşit faydalı maddeleriyle yer ve gökte açık ayetler
vardır. "Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri
için gerçekten açık ibretler vardır. " Gündüz ile gecede de birbirleri
ardınca gelmeleri ve sırayla birbirlerinden alıp vererek uzayıp kısalmaları
yönünden ayetler vardır.
Bazen biri uzayıp diğefi
kısalır. Sonra eşitlenirler. Sonra biri diğerinden alır ve kısa olan uzar, uzun
olan kısalır. Bunların hepsi ise güçlü ve büyük hikmet sahibi Allah'ın
takdiriyle gerçekleşir. O yüzden Yüce Allah, "akıl sahipleri için
gerçekten açık ibretler vardır." buyurmuştur. Yani, bunlarda Allah'ın
haklarında, "Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki onlar bu
delillerden yüzlerini çevirip geçerler. Onların çoğu, ancak ortak koşarak
Allah'a iman ederler." (Yusuf, 105-106) buyurduğu akıllarını kullanmayan
kör ve sağır kimseler için değil, her şeyi gerçek hali üzere ve net şekilde
idrak eden, akılları tam zeki kimseler için ayetler ve ibretler vardır.
Daha sonra Yüce Allah
akıl sahiplerinin niteliklerini anlatarak şöyle buyurmuştur: "Onlar,
ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı
anarlar .. "
[1720] Nitekim Buharive
Müslim'in İmran b. Husayn (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Namazı ayakta kıl. Gücün yetmezse oturarak,
ona da gücün yetmezse yan üzeri yatarak kıl. " buyurmuştur. Yani, onlar
her hallerinde sırlarıyla, kalpleriyle ve dilleriyle Allah'ı zikretmekten bir
an geri kalmazlar. " .. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin
düşünürler." Yani, bunlardaki yaratanın büyüklüğüne, kudretine, ilmine,
hikmetine, dilediğini seçmesine ve rahmetine delalet eden hikmetleri anlarlar.
Şeyh Ebu Süleyman-ı Daranı der ki: Evimden çıktığımda gözüme ne takılsa mutlaka
onda Allah'ın bana bir nimetini ve ondan alacağım bir ibret görürüm. Bunu İbn
Ebi'd-Dünya, Tevekkül ve İbret Alma isimli kitabında rivayet etmiştir. Hasan-ı
Basri'den şöyle rivayet edilir: "Bir saat tefekkür etmek bir geceyi ibadet
ve namazla geçirmekten daha hayırlıdır" Fudayl der ki: Hasan-ı Basri şöyle
dedi, "Tefekkür sana kendinin iyi ve kötü yönlerini gösteren bir
aynadır." Süfyan b. Uyeyne, "Tefekkür kalbine giren bir nurdur,
ışıktır" der. Süfyan b. Uyeyne bazen şu şiiri söylerdi:
insanda düşünme denen
bir şey varsa eğer, Her şeyde ona bir ibret vardır.
İsa (a.s)'ın şöyle
dediği rivayet edilir: "Konuşması zikir, susması tefekkür ve bakması
tefekkür olan kimseye müjdeler olsun!" Lokman-ı Hekim, "Uzun süreli
yalnızlık insana daha çok fikir ilham eder. Uzun tefekkür ise cennet kapısının
çalındığının alametidir" der. Vehb b. Münebbih, "Her uzun uzun
tefekkür eden kimse ci'nlar. Her anlayan'bilir. Her bilen de ona göre hareket
ve amel eder" der. Ömer b. Abdulaziz der ki: "Allah'ı sözle anmak
güzeldir.
. "
Allah'ın nimetleri
üzerinde düşünmek ise en hayırlı ibadettir" Muğis el-Esved
şöyle der:
"Kabirleri her gün ziyaret edin ki sizi tefekkür etmeye sevk etsin. Mahşer
anını kalbinizle izleyin. İki grubun birbirinden ayrılarak birinin cennet'e
diğerinin cehennem’e gidişini görün. Kalplerinize ve bedenlerinize cehennem'i,
topuzlarını ve katlarını hissettirin." Muğis bunları söylerken ağlıyordu.
Arkadaşları tarafından aklı başından gitmiş halde kaldırıldı. Abdullah b.
Mübarek der ki: Bir adam kabristan ile çöplüğün olduğu yerde yaşayan bir rahibin
yanından geçerken ona, "Ey rahip, Sende ibret alacağın dünya
hazinelerinden iki hazine var; biri insan hazinesi, diğeri mal mülk
hazinesi." der. İbn Ömer (r.a.) hakkında yapılan rivayete göre o kalbine
sözleşme yaptırmak için harabe bir eve gidip kapısında durur ve
"Sakinlerin, ahalin nerede?" der, sonra kendisine dönüp, "O'ndan
başka her şey yok olacaktır." (Kasas, 88) ayetini okurdu. İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Tefekkür halinde kılınan orta uzunlukta
bir namaz, gafil bir kalp le gece boyu kılınan namazdan daha iyidir. Hasan-ı
Basrı der ki: Eyademoğlu! Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ayır.
Kalan üçte birini de tefekkür edebilmek için soluk alıp vermeye ayır. Hukemadan
biri şöyle der:
Her kim dünyaya ibret
almaksızın bakarsa, bu gafleti miktarınca kalp gözünün basireti gider. Bişr-i
Hafi der ki: İnsanlar, Allah'ın büyüklüğünü tefekkür etselerdi O'na isyan
etmezlerdi. Hasan-ı Basrl, Amir b. Abdikays'tan şöyle rivayet eder: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabının bir, iki veya üçünden değil, pek
çoğundan şöyle işittim: İmanın ışığı -veya nuru- tefekkürdür. İsa (a.s)'ın
şöyle dediği rivayet edilir: Ey güçsüz insan! Nerede olursan ol Allah'tan kork!
Dünyada bir misafir 01. Camileri kendine evedin. Gözlerine ağlamayı, bedenine
sabrı, kalbine de tefekkürü öğret. Yarınki rızkının tasasını çekme. Rivayete
göre Ömer b. Abdulaziz bir gün dostlarının arasında iken ağladı. Sebebi
sorulunca şöyle dedi: Dünyayı, onun lezzet ve zevklerini düşündüm de gördüm ki
daha zevkleri saf bir şekilde yaşanamadan acıları onu bulandırıyor. Onda, ders
alacak kişi için ibret yoksa, nasihat alacak kişi için öğüt vardır. İbn
Ebi'd-Dünya der ki: Bana Hüseyin b. Abdurrahman şu şiiri söyledi:
TefekkUr mü'minin
gezisidir.
Mü'minin lezzeti ise
aldığı ibretler.
Yalnızca Allah'a hamd
ederiz.
Biz, hepimiz teyakkuzda
bekleriz.
Oyun oynaşta nice
kişilerin ömrü,
Hiç farkına varmadan
tükenip gider.
Hayal üstü gibi olan
nice hazlar,
Pınarların şırıltısı ve
ağacın gölgesinde
Bitkilerin sevinci ve
meyvelerin tatlığındadır.
Onu ve ailesini
değiştirir,
Başkasıyla geçen hızlı
ömür.
Biz sadece Allah'a
hamdederiz,
Şüphesiz bunda öğüt
vardır.
Muhakkak bunda alırsa
eğer,
Akıllı için bir öğüt
vardır.
Yüce Allah kendisinin
zatına, sıfatlarına, şeriatına, kudretine ve ayetlerine delalet eden mahlukatı
üzerinde düşünüp ibret almayan kimseleri yererek şöyle buyurur: "Göklerde
ve yerde nice deliller vardır ki onlar bu delillerden yüzlerini çevirip
geçerler. Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler." (Yusuf,
105-106) Yüce Allah mü'min kullarını ise överek şöyle buyuruyor: "Onlar
ki; ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı
anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler" ve
şöyle derler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın." Yani, sen bu
mahlukatı boş yere yaratmadın. Bilakis hak bir hikmet üzere; kötü işler
yapanları yaptıklarıyla cezalandırmak, iyi işler yapanları ise daha iyisiyle
mükafatlandırmak için yarattın. Mü'min kullar daha sonra Allah'ı boş şeylerle
iştigalden tenzih ederek şöyle derler: "Seni" herhangi bir şeyi boş
yere yaratmaktan "tenzih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!" Yani:
Ey mahlukatı hak ve adaletle yaratan, ey noksanlıklardan, kusurlardan ve abesle
iştigalden münezzeh olan! Güç ve kuvvetinle bizi cehennem azabından koru.
Bizden razı olmanı sağlayacak amelleri işlemeyi bize nasip ve müyesser eyle.
Bizi, nimetlerle dolu cennetlerine koymana, elim azabından korumana yol açacak
salih amelleri yapmaya muvaffak et.
"Ey Rabbimiz!
Doğrusu sen, kimi cehennem'e koyarsan, artık onu rüsvay etmişsindir."
Alçaltmış, rezil ve perişan halini herkesin gözleri önüne sermişsindir.
"Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur. " Yani, kıyamet günü zalimlerin,
sana karşı yardım edecek ve haklarında verdiğin karardan kurtaracak kimseleri
yoktur.
"Ey Rabbimiz!
Gerçek şu ki biz, 'Rabbinize inanın!' diye iman için nidada bulunan bir
nidacıyı" yani imana çağıran davetçiyi (ki o Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'dir) "işittik ve hemen iman ettik." Yani, çağrısına
icabet edip O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tabi olduk. ''Artık"
imanımız ve peygamberine tabi olmamız hatırına "bizim günahlarımızı
bağışla", yani onları ört ve gizle, "kötülüklerimizi", sana
karşı yaptığımız kötü amellerimizi "sil ve canlarımızı iyilerle beraber
al" bizi Salihlerin arasına kat "ey Rabbimiz!"
"Rabbimiz! Bize,
peygamberlerin vasıtasıyla vaad ettiklerini de ikram et" Bu cümleye iki
şekilde mana verilmiştir. Birincisi: Bize, peygamberlerine iman ettiğimiz
taktirde vereceğini vaad ettiklerini ikram et. Diğeri; Bize peygamberlerinin
diliyle yaptığın vaadlerini ikram et. İkinci mana daha kuvvetlidir.
[1721] Nitekim İmam
Ahmed, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Askalan, Filistin'deki iki gelin şehirden
biridir. Yüce Allah kıyamet günü oradan hiç hesaba çekilmeyecek yetmiş bin
kişiyi diriltecek. Orada şehid olmuş ve Allah'ın huzuruna O'nun konukları
olarak varacak yetmiş bin kişiyi daha diriltecek. Bunlar kesik başları
ellerinde ve damarlarından kan akarak saflar halinde Allah'ın huzuruna varacak
ve "Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vaad ettiklerini de ikram
et" diyecekler. Yüce Allah da, "Kullarım doğru söylüyor. Onları Beyza
nehrinde (beyaz nehir) yıkayın" buyurur. Şehidler oradan bembeyaz ve
tertemiz çıkarlar ve cennet'te diledikleri yerde gezerler. " Bu Müsned'
deki garip hadislerden sayılmaktadır. Hatta bazıları uydurma olduğunu
söylemişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. "Ve kıyamet gününde"
tüm insanların gözü önünde "bizi rezil-rüsva etme; şüphesiz sen vaadinden
caymazsın!" Peygamberlerinin haber verdiği "kıyamet gününde huzurunda
duruş" şeklindeki buluşma mutlaka gerçekleşecektir.
[1722] Hafız Ebu Ya'la,
Cabir b. Abdullah (radıyallahuanh)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ademoğlu kıyamet günü
Allah'ın huzurunda durduğunda utançlık ve perişanlığı o dereceye ulaşır ki
hakkında cehennem'e gönderilme emrinin verilmesini temenni eder. " Bu
garip bir hadistir.
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in gece teheccüd namazına kalktığında Al-i İmran suresinin
son on ayetini (190-200. ayetler) okuduğu sabittir.
[1723] Nitekim İmam
Buhari, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Bir gece teyzem Meymune'nin
evinde kaldım. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir süre ailesiyle
sohbet ettikten sonra yattı. Gecenin son üçte biri olunca oturdu. Göğe bakıp
"...... / Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri
ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır ...
" ayetini okudu. Bunu Müslim de Ebu Bekir b. İshak es-San'ani'nin İbn Ebi
Meryem'den nakliyle böyle rivayet etmiştir.
[1724] İmam Buhari'nin
daha sonra birçok tarikle İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre Kütüb-i Site'nin
diğer yazarları da bunu yine İmam Malik tarikiyle böyle rivayet etmişlerdir.
Müslim ve Ebu Davud, Mahrame b. Süleyman'ın nakliyle rivayet etmişlerdir.
[1725] (Hadisin Başka
Tariki:) İbn Merduyen, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: (Bir gün
babam) Abbas bana Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ailesinin evinde
geceleyerek O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namazını bellememi emretti.
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) o gece insanlara yatsı namazını
kıldırdıktan sonra kendinden başka kimse kalmayınca kalktı. Yanımdan geçerken,
"Kim o, Abdullah mı?" diye sordu. "Evet" dedim. "Dur
(gelme)" dedi. Ben, "Abbas bu geceyi yanınızda geçirmemi
emretti." deyince, "Öyleyse gel ardımdan" buyurdu. İçeri girer
girmez, "Abdullah'a yatak serin" diye emretti ve çuval bezinden bir
yastık getirdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun üzerinde uyudu.
Hatta horultusunu bile işittim. Sonra (uyandı ve) doğrulup oturdu. Başını göğe
kaldırdı ve üç defa, "Sübhane'l-meliku'l-kuddus" (Her şeyin sahibi ve
tüm noksanlıklardan münezzeh ve pak olan Allah'ı tenzih ederim) dedi. Sonra
Al-i İmran suresinin son on ayetini okudu. Bu konuda Müslim, Ebu Davud ve Nesai
de İbn Abbas (r.a.)'ın oğlu Ali'nin babası İbn Abbas (r.a.)'tan nakliyle bir
hadis rivayet etmiştir.
[1726] (Hadisin Başka
Tariki:) İbn Merduyeh, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gece, gecenin belli bir vakti geçtikten
sonra dışarı çıktı ve göğe bakıp "......" ayetinden başlayarak sureyi
sonuna kadar okudu. So"nra, "Allah'ım! Kalbimi nurlandır, kulağımı
nurlandır, gözümü nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, önümü
nurlandır, arkamı nurlandır, üstümü nurlandır ve altımı nurlandır. Kıyamet
gününde nurumu büyük yap." dedi. Bu, Buhari'nin bazı tariklerinde
Küreyb'in İbn Abbas (r.a.)'tan nakliyle gelen, aslı olan bir duadır.
[1727] Ayrıca İbn
Merduyeh ile İbn Ebi Hatim de İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir:
Kureyşliler Yahudilere giderek, "Musa size hangi mucizeler getirdi?"
dediler. Yahudiler, "Onun asası ve görenlere bembeyaz gözüken bir eli
vardı." dediler. Müşrikler sonra Hristiyanlara giderek, "İsa sizin
aranızda nasıldı (ne gibi hasletleri vardı)?" diye sordular. Onlar da,
"O körü ve alacalıyı iyileştiriyor, ölüleri diriliyordu." dediler.
Ardından Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e giderek, "Rabbine
dua et de bizim için Safa tepesini altına dönüştürsün." dediler. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunun için Rabb'ine (c.c) dua edince,
"Göklerin ve yerin yaratı!ışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip
gidişinde akıl sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır ... "
ayetleri nazil oldu. Yüce Allah, "İnsanlar bunlar hakkında
düşünsünler" demek istemektedir. Bu İbn Merduyeh'in rivayetindeki
lafızdır. Bu ayetin tefsirinin başında da Taberani'nin rivayetiyle zikredilen
bu hadis ayetin Mekki olmasını gerektiriyor. Oysa yaygın görüşe göre bu Medeni'
dir. Delili ise diğer hadistir.
[1728] İbn Merduyeh,
Ata'dan şöyle rivayet etmiştir: Ben, İbn Ömer ve Ubeyd b. Umeyr hep birlikte
Aişe (r.anha)'nın yanına gittik ve evine girdik. Onunla aramızda perde vardı.
Aişe (r.anha), "Ey Ubeyd, ziyaretimize gelmeni engelleyen nedir?" dedi.
Ebu Ubeyd, Şairin, 'Arada bir ziyaret et ki sana olan muhabbet artsın'
sözüdür" dedi. İbn Ömer (r.a.), Bize Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den gördüğün en ilginç şeyi anlaf' dedi. Aişe (r.anha) ağladı ve şöyle
dedi: "O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her şeyi hayret vericiydi.
Benim sıram olan bir gece geldi ve cildi cildime dokunduktan sonra, "Beni
bırak da Aziz ve Celil olan Rabbime ibadet edeyim." dedi. Ben,
"Vallahi ben hem bana yakın olmanı istiyorum, hem de Rabb'ine ibadet
etmeni arzuluyorum" dedim. Kalkıp su kırbasına uzandı ve abdest aldı.
Alırken fazla su dökmüyordu. Sonra kalkıp namaz kıldı. Sakalı ıslanana kadar
ağladı. Sonra secdeye vardı. Orada da yer ıslanana kadar ağladı. Sonra yanı
üzeri yattı ve ağladı. Bilal gelip sabah namazı için ezan okumasına kadar bu
devam etti. Bilal, "Ya Rasulallah! Allah (c.c) geçmiş ve gelecek tüm
günahlarını bağışlamışken neden ağlıyorsun?" dedi. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Yazık sana ey Bilal! Bu gece Allah bana şu
ayetleri nazil etmişken ben nasıl ağlamam: Göklerin ve yerin yaratılışında,
gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için gerçekten
açık ibretler vardır." Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha
sonra, "Bunları okumayan ve tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!"
buyurdu.
[1729] (Hadisin Başka
Tariki:) Abd b. Humeyd, tefsirinde Ata'dan şöyle rivayet etmiştir: Ben,
Abdullah b. Ömer ve Ubeyd b. Umeyr mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'nın yanına'
girdik. Aişe (r.anha) perde gerisindeydi. Ona selam 'verdik. "Kim
onlar?" dedi. Biz, "Bu Abdullah b. Ömer ile Ubeyd b. Umeyr'dir"
dedik. Aişe (r.anha), "Ey Ubeyd b. Umeyr, bizi ziyaret etmenizi engelleyen
nedir?" dedi. "Evvelkilerin 'Arada bir ziyaret et ki sana olan
muhabbetleri artsın' sözüdür" dedi. Aişe (r.anha), "Biz senin ziyaret
etmeni ve uğramanı arzularız" dedi. Abdullah b. Ömer (r.a.): "Bu boş
konuşmalarınızı bırakın! Sen bize Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de
gördüğün en ilginç şeyi anlat" dedi. Aişe (r.anha) ağlamaya başladı ve
"O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her şeyi hayret vericiydi. Bir
gecemde bana geldi ve benimle yatağa girdikten ve cildi cildime temas ettikten
sonra, "Ey Aişe! Bana izin ver de Rabbime ibadet edeyim" dedi.
"Ben hem bana yakın olmanı hem de arzuladığın şeyi yapmanı isterim"
dedim. Bunun üzerine kalkıp evde kırbayı aldı ve çok su dökme(den abdest aldı).
Sonra kalkıp Kur’an okudu. Sonra ağladı ve gözyaşları bellerine kadar aktı.
Sonra oturup Allah'a hamd-u sena etti. Sonra ağladı. Öyle ki gözyaşlarının
kucağına kadar aktığını gördüm. Sonra sağ yanına yattı ve elini yanağının
altına koydu. Sonra ağladı ve gözyaşlarının yere kadar ulaştığını gördüm. O
sırada Bilal yanına girerek sabah namazının vaktinin geldiğini haber verdi ve
"Ey Allah Rasulü, namazal" dedi. Bilal O'nun (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ağladığını görünce, "Ya Resulallah! Allah senin geçmiş ve gelecek
tüm günahlarını affettiği halde ağlıyor musun?" dedi. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ey Bilal! Peki ben çok
şükreden bir kulolmayayım mı? Bu gece bana şu ayetler indirilmişken nasıl
ağlamam: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri
ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır...
Derler ki: Rabbimiz! ... Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tenzih ederiz. Bizi
cehennem azabından koru!" (Al-i İmran: 190, 191)" Sonra:
"Bunları okuyup da tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!" buyurdu.
[1730] İbn Hibban da
Sahih'inde Ata'dan: "Ben ve Ubeyd b. Umeyr Aişe (r. anha)'nın yanına
gittik. .. " diye rivayet eder. Gerisi önceki rivayete yakın bir
lafızladır. İbn Ebi'd-Dünya da "Tefekkür ve Öğüt Alma" isimli
kitabında Şüca b. Eşres kanalıyla böyle rivayet eder.
[1731] Sonra şöyle der:
Ben Süneyd'den işittim, Süfyan-ı Sevri'den Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyordu: "Kim Al-i İmran suresini
okur da tefekkür etmezse yazıklar olsun ona!" Bunu söylerken de
parmaklarıyla ona kadar saydı. Hasan b. Abdulaziz der ki: Bana Ubeyd b. Saib
şöyle anlattı: Evzafye, "Bu ayetler üzerinde tefekkürün manası
nedir?" diye sorduk, "Bunları anlayarak okumaktır" dedi. İbn
Ebi'd-Dünya, Abdurrahman b. Süleyman'dan şöyle rivayet eder: Evzafye tefekkürün
alt sınırının ve kişiyi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Yazıklar
olsun" sözünün muhatabı olmaktan kurtaracak en az şeyin ne olduğunu
sordum. Bir müddet başını önüne eğdi, sonra, "Onları anlayarak ve idrak
ederek okumasıdır." dedi.
[1732] (Başka bir
hadis): İbn Merduyeh, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her gece Al-i İmran suresinin sonundaki on
ayeti okurdu. Ravilerden Muzahir zayıftır. Bu rivayette gariplik vardır.
195. Bunun üzerine
Rableri, onların dualarına karşılık verdi (dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın
olsun -ki hep birbirinizdensiniz- içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını
boşa çıkarmayacağım. Onlar ki hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim
yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de
onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere
koyacağım. Bu mükafat, Allah tarafındandır. O Allah ki karşılığın güzeli O'nun
katındadır.
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti." Ayetteki
isticabe, çağrıya icabet etmek ve duayı kabul etmek manasına gelir. Şairin
söylediği gibi:
Bir davetçi "Hey,
kim icabet edecek davete" diye seslendi de; O anda kimse icabet etmedi
ona.
[1733] Said b. Mansur,
Ümmü Seleme'nin akrabalarından bir adamdan şöyle rivayet eder: Ümmü Seleme,
"Ya Resulallah! Allah'ın kadınların hicreti hakkında hiçbir şey
söylediğini duymuyoruz." dedi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Bunun
üzerine Rableri, onların dualarına karşılık verdi (dedi ki:) Ben, erkek olsun
kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- ... " ayetini nazil etti. Ensar,
"Ümmü Seleme bize ilk gelen kadın Muhacir'dir" demişlerdir.
Bunu Hakim de
Müstedrek'inde, Süfyan b. Uyeyne'nin nakliyle rivayet etmiş, sonra "Buhari
ve Müslim tahric etmemiş olsalar da onların şartlarını taşıyan sahih bir
hadistir." demiştir. İbn Ebi Necih, Mücahid kanalıyla Ümmü Seleme'den
şöyle rivayet etmiştir: Son nazil olan ayet, "Bunun üzerine Rableri,
onların dualarına karşılık verdi (ve dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun -ki
hep birbirinizdensiniz- ... " ayetidir. Bunu İbn Merduyeh tahric etmiştir.
Ayetin manası şöyledir:
Akıl sahibi mü'minler Rabblerinden bunları isteyince Rabbleri hemen karşılık
verdi. Nitekim "karşılık verdi" cümlesinin başındaki "fe"
edatı hemen ardından manasını ifade eder. Yüce Allah başka bir yerde de şöyle
buyurmuştur: "Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok
yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm."
(Bakara, 186)
Ayetteki, "Ben, erkek
olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- ... içinizden, çalışan hiçbir
kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım." ifadesi Allah'ın, mü'minlerin o
dualarına ne şekilde karşılık verdiğini bildirmektedir. Yani, Allah onların
duasına, "Yaptıkları hiçbir amelin O'nun (c.c) katında boşa gitmeyeceğini,
bilakis erkek olsun kadın olsun her amel sahibine amelinin mükafatının eksiksiz
verileceğini" söyleyerek karşılık vermiştir.
"-Ki hep
birbirinizdensiniz- ... " Yani, benim sevap ve mükafatım hususunda hepiniz
eşitsiniz. "Onlar ki hicret ettiler." Yani, küfür beldesini bırakıp
iman beldesine geldiler. Dostlarından, kardeşlerinden, sevdiklerinden ve
komşularından ayrıldılar. "Yurtlarından çıkarıldılar." Yani,
müşrikler eziyet ederek orasını onlara dar yaptılar ve sonunda aralarından
çıkmaya mecbur ettiler. Onun için ardından "Benim yolumda eziyete
uğradılar" denilmiştir. Yani, insanlara göre onların tek suçu, yalnızca
Allah'a iman etmeleriydi. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Halbuki
o kafirler Rabbınız olan Allah'a İnandığınızdan dolayı sizi ve peygamberi
yurdunuzdan çıkarıyarlar." (Mümtehine, 1) "Onlardan, sırf, Aziz ve
hamıd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar. " (Buruc, 8)
"çarpıştılar ve
öldürüldüler." Bu, yani Allah yolunda savaşıp o yolda öldürülmek, yüzü
kana ve toprağa bulanmak makamların en yükseğidir.
[1734] Nitekim Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde yer alan bir hadiste; bir adam, "Ya Rasulallah!
Ben sabrederek ve sevabını Allah'tan umarak arkamı dönmeksizin cihada
katılırsam Allah benim günahlarımı siler mi?" dedi. Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Evet" buyurdu. Adam, "Nasıl
dedin?" dedi ve sorusunu tekrarladı. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Evet, borç dışında her şeyi siler. Bunu biraz önce bana Cebrail
(a.s) söyledi" buyurdu.
Yüce Allah ayetin
devamında şöyle buyuruyor: "Andolsun, onların kötülüklerini örteceğim ve
onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağı m. " Yani aralarında
hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin aklından
geçmeyen süt, bal, şarap ve bozulmamış temiz su ırmaklarının aktığı cennetlere
koyacağım. "Bu mükafat, Allah tarafındandır." Yüce Allah mükafatın
büyüklüğünü ifade etmek için kendisine nispet etmiştir. Çünkü verdiğinde
mutlaka bol ve çok veren kerem sahibi ve cömert olan O' dur. Şairin dediği
gibi:
Azap edince azabı
devamlıdır. Verdiğinde de aldırmaksızın bol bol verir.
''Allah; karşılığın
güzeli O'nun katındadır." Yani, iyi ameller yapanlara güzel mükafat O'nun
katındadır. İbn Ebi Hatim, Hariz b. Osman'dan şöyle rivayet etmiştir: Şeddad b.
Evs (r.a.) şöyle derdi: "Ey insanlar, kaza ve kaderinde Allah'ı
suçlamayın. Çünkü Allah (c.c) hiçbir mü'mine zulmetmez. Dolayısıyla sizden biri
isteyip arzuladığı bir şeye kavuşursa Allah'a hamd etsin. Başına hoşlanmadığı
bir şey gelince de sevabını Allah'tan umarak sabretsin. Çünkü güzel mükafat
yalnızca Allah katındadır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
196. İnkarcıların (refah
içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın!
197. Azıcık bir menfaattir o. Sonra onların
varacakları yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir!