|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 199 – 200.ayetler |
Kitap Ehlinden iman
Edenler:
199. Ehl-i kitap'tan
öyleleri var ki Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam
bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın ayetlerini az
bir pahaya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz
Allah, hesabı çabuk olandır.
200. Ey iman edenler!
Sabredin, sebat gösterin; nöbette olun (ribat) ve Allah'tan korkun ki kurtuluşa
erebilesiniz.
Tefsiri:
Yüce Allah bir grup
Kitap ehli hakkında bilgi veriyor, onların Allah'a hakkıyla iman ettiklerini,
önceki kitaplara imanları yanında Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e de
iman ettiklerini, Allah'a karşı huşulu, yani itaatkar, huzurunda boynu eğik ve
zelil olduklarını bildiriyor. "Allah'ın ayetlerini az bir pahaya
satmazlar." Ellerindeki Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i
müjdeleyen, onun sıfat ve niteliklerini, peygamber olarak gönderilişini ve
ümmetinin niteliklerini anlatan bilgileri gizlemezler. İster Yahudi ister
Hristiyan olsunlar bunlar Kitap ehlinin en seçkin ve en üstünleridirler.
Nitekim Yüce Allah başka ayetler de şöyle buyurur: "Kendilerine daha
önceden kitap verdiklerimiz buna da inanırlar. Kur’an onlara okunduğu zaman,
'Ona inandık, doğrusu o Rabbimizden gelen gerçektir; biz şüphesiz daha önceden
Müslüman olmuş kimseleriz' derler. İşte onlara, sabırlarından dolayı, ecirleri
iki defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğirtliZ
rızıktan da sarfederler. " (Kasas,52-54) "Kendiledne kitap verdiğimiz
kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman
ederler. Onu inkar edenlere gelince; işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır."
(Bakara, 121) "Musa'nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun
sayesinde adil davranan bir topluluk vardır." (A’raf, 159) "Hepsi bir
değildir; Ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki gece
saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okurlar." (Al-i İmran,
113) "De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki
bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'an) okununca, derhal
yüzüstü secdeye kapanırlar. Ve derlerdi ki: Rabbimizi tesbih ederiz. Rabbimizin
vaadi mutlaka yerine getirilir. Ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. (Kur'an
okumak) onların saygısını artırır." (İsra, 107-109) Bu nitelikler
Yahudilerde vardır, fakat gayet azdır. Abdullah b. Selam ve onun gibi iman eden
Yahudi hahamlar gibi böylesi kimseler vardır, fakat sayıları 10'u bulmamıştır.
Hristiyanlardan ise doğru yolu bulan ve hakka boyun eğenlerin sayısı çoktur.
Nitekim Yüce Allah, "İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık
bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın. Onlar
içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da 'Biz Hristiyanlarız'
diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar
büyüklük taslamazlar." (Maide, 82) buyurur. Yüce Allah orada (85. ayet)
"Söyledikleri (bu) sözden dolayı Allah onlara, içinde devamlı kalmak
üzere, zemininden ırmaklar akan cennetleri mükafat olarak verdi."
buyurduğu gibi, burada da "İşte onlar için Rableri katında ecirleri
vardır. " buyurmuştur.
[1736] Nitekim Ebu
Talib'in oğlu Cafer (r.a.), patrik ve papazların olduğu bir ortamda Habeşistan
kralı Necaşi'ye Meryem suresini okuduğunda hem kendisi, hem onlar sakallan
ıslanıncaya kadar ağlamışlardır.
[1737] Buhar'i ve
Müslim'deki rivayetlere göre Necaş! öldüğünde Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) onun ölüm haberini ashabına üzüntüyle haber vermiş ve
"Habeşistan'da bir kardeşiniz ölmüştür. Onun cenaze namazını kılın."
buyurmuştu. Sonra sahraya çıkmış ve Müslümanlara saf tutturarak onun cenaze
namazını kıldırmıştı.
[1738] İbn Ebi Hatim ve
İbn Merduyeh de Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle, rivayet etmişlerdir: Necaşi
vefat edince Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kardeşiniz için
bağışlanma dileyin." buyurdu. Bazıları, "Habeşistan' da ölen küfrün
önde geleni için istiğfar etmemizi emrediyor" dediler. Bunun üzerine
"Ehl-i kitap'tan öyleleri var ki Allah'a, hem size indirilene, hem de
kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman
ederler. " ayeti nazil oldu.
[1739] Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in böyle buyurduğunu Abd b. Humeyd ile İbn Ebi HiHim başka
bir tarikle Hasan-ı BasrI'den rivayet etmişlerdir. İbn Merduyeh bunu daha sonra Humeyd'in Enes
b. Malik (r.a.)'tan zikrettiğine yakın bir lafızla rivayet etmiştir.
[1740] Taber'i, Cabir
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Necaşi ölünce Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Kardeşiniz Ashama vefat etti." buyurdu. Sonra
(sahraya) çıkıp başkaları gibi onun cenaze namazını kıldırdı ve namazda dört
defa tekbir aldı. Münafıklar, "Habeşistan' da ölen kafir acem hükümdarın
cenaze namazını kıldırıyor." dediler. Bunun üzerine, "Ehl-i kitap'tan
öyleleri var ki Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam
bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler." ayeti nazil oldu.
[1741] Ebu Davud, Aişe
(r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: Biz Necaşi vefat ettikten sonra, kabrinin
üzerindeki bir nurun hiç eksik olmadığını konuşurduk.
[1742] Hafız Hakim,
Müstedrek'inde, Abdullah b. Zübeyr'den şöyle rivayet etmiştir: Necaşi'nin aynı
topraklardan bir düşmanı peyda oldu. Bunun üzerine Muhacir'ler Necaşi'ye
giderek, "Biz karşılarına çıkıp seninle birlikte savaşmak istiyoruz.
Yiğitliğimizi görmeni ve bize yaptığın iyiliklerin karşılığını vermeyi arzuluyoruz."
dediler. O ise, "Hayır. Allah'ın yardımıyla gelen çözüm, insanların
yardımıyla gelen çözümden daha iyidir." dedi. İşte Allah'ın, "Ehl-i
kitap"tan öyleleri var ki Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine
indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'aboyun eğerek iman ederler."
buyruğu bu konuda nazil oldu. Hakim sonra, "Buhari ve Müslim tahric
etmemiş olsalar da bu, senedi sahih bir hadistir" demiştir.
İbn Ebi Necih,
Mücahid'den şöyle rivayet eder: Ehl-i kitap'tan öyleleri var ki" ayetinde
bahsedilenler Kitap ehlinden İslam'a girenlerdir. Abbad b. Mansur der ki:
Hasan-ı Basrl'ye, "Ehl-i kitap'tan öyleleri var ki. .. iman ederler."
ayetini sordum, "Onlar Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den önce
kitap ehli iken O'na tabi olan ve İslam'ı öğrenen, böylece Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)’den önce iman etmiş olmaları ve Muhammed (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'e uymaları sebebiyle Allah'ın (c.c) iki katıyla mükafatlandıracağı
kimselerdir. Bunların her ikisini İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.
[1743] Nitekim Buhari ve
Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Üç kişinin mükafatı iki kat
verilecektir." buyurduğu hadisinde onlardan birini, "Kitap ehlinden
hem kendi peygamberine hem de bana iman eden adam" diye zikretmiştir.
''Allah'ın ayetlerini az
bir pahaya satmazlar. " Yani, onlardan bazı rezil ve alçak grupların
yaptığı gibi ellerinde bulunan bilgileri gizlemez, bilakis bedel almadan
verirler. O yüzden Yüce Allah daha sonra şöyle buyurmuştur: "İşte onlar
için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk
olandır." Mücahid, "Hesabı çabuk olandır" ifadesini
"sayması hızlıdır" şeklinde tefsir etmiştir. Bunu İbn Ebi Hatim ve
başkaları rivayet etmişlerdir.
İman Edenlere Sabır ve
Sebat Etmeleri Emri:
"Ey iman edenler!
Sabredin, sebat gösterin; nöbette olun ve Allah'tan korkun ki başarıya
erişebilesiniz." Hasan-ı Basrı (rh.a) der ki: Kitap ehli Allah'ın
kendileri için seçip razı olduğu dinde, yani İslam dininde sebat etmek, bolluk
ve darlıkta, zorluk ve rahatlıkta dinini terk etmeyip ölene kadar Müslüman
kalmakla, dinlerini gizleyen düşmanlarına karşı sebat etmekle emrolunmuşlardir.
Selef alimlerden daha pek çokları da böyle demişlerdir.
Ribat (nöbette olmak)
ise sürekli ibadet yerinde durmak ve sebat etmektir. Namazdan sonra diğer
namazı beklemek manasına geldiği de söylenmiştir. İbn Abbas (r.a.), Sehl b.
Huneyf, Muhammed b. Ka'b el-Kurazi ve başkaları böyle demişlerdir.
[1744] İbn Ebi Hatim bu
ayetin tefsirinde, Müslim ve Nesai'nin de tahric ettikleri, Ebu Hureyre
(r.a.)'tan rivayet edilen şu hadisi zikretmiştir:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Size Allah'ın (c.c) onunla günahları örteceği
ve dereceleri yükselteceği amelleri söyleyeyim mi? Zor koşullarda eksiksiz ve
güzel abdest almak, camilere çok adım atmak ve (camide) namazdan sonra diğer
namazı beklemek. İşte ribat budur, ribat budur!"
[1745] İbn Merduyeh, Ebu
Seleme b. Abdurrahman'dan şöyle rivayet etmiştir: Ebu Hureyre (r.a.)'tan bir
gün bana yönelerek, "Yeğenim! Sen, 'Ey iman edenler! Sabredin, sebat
gösterin; nöbette olun ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.'
ayetinin ne konuda indiğini biliyor musun?" diye sordu.
"Bilmiyorum" dedim. Dedi ki: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) zamanında Müslümanların ribat yaptıkları (düşmanla çarpışmak üzere
sürekli hazır halde bekledikleri) bir savaş yoktu. Ancak bu ayet mescidleri
ihya eden, namazı vaktinde kılan ve sonra orada (camide) Allah'ı zikredenler
hakkında indi. Bu ayet onlar hakkında nazil oldu" "Sabredin",
yani beş vakit namazda sabredin. "Sebat gösterin", yani nefsinize ve
hevahevesinize karşı direnin. "Ribat edin", yani camide nöbet tutun.
''Allah'tan korkun ki. .. " Yani üzerinizdeki görevleri yerine getirmede
titiz olun ki "başarıya erişebilesiniz. " Bunu Hakim de
Müstedrek'inde başka bir senede yine Ebu Hureyre (r.a.)'tan aynı lafızla
rivayet etmiştir.
[1746] İmam Taberi, Ali
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Size günah ve hataları silen şeyleri bildireyim mi? Zor
koşullarda güzelce ve tam abdest almak, namazdan sonra diğer namazı
beklemektir. İşte ri bat budur. " buyurdu.
[1747] Yine Taberi,
Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü' (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Size günah ve hataları örten şeyleri bildireyim
mi?" diye sordu. "Buyur, söyle ya Rasulallah!" dedik.
"Abdest alınması gerektiğinde güzelce abdest almak, camiye çok adım atmak
ve namaz kıldıktan sonra diğer namazı beklemektir. İşte ribat budur."
buyurdu.
[1748] İbn Merduyeh, Ebu
Eyyub (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) gelip başımızda durdu ve "Size Allah'ın (c.c) onunla günahları
örttüğü ve karşılığında büyük sevap verdiği şeyleri söyleyeyim mi?" diye
sordu. "Evet, ya Rasulallah! Onlar nelerdir?" dedik. "Zor
koşullarda güzelce abdest almak, camilere çok adım atmak ve namazdan sonra
diğer namazı beklemektir." buyurdu. Sonra ''Allah'ın, 'Ey iman edenler!
Sabredin, sebat gösterin, nöbette olun ve Allah'tan korkun ki başarıya
erişebilesiniz. ' buyruğunda kastedilen budur. o, camilerdeki ribattır
(nöbet)." buyurdu. Hadis bu kanaldan çok gariptir.
[1749] Davud b. Salih
der ki: Ebu Seleme b. Abdurrahman bana "Ey yeğenim, "Ey iman edenler!
Sabredin, sebat gösterin, nöbette olun ve Allah'tan korkun ki başarıya
erişebilesiniz. " ayetinin ne konuda nazil olduğunu biliyor musun?"
dedi. "Hayır" dedim. "Yeğenim, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) döneminde, sınır boylarında beklenilen bir savaş yoktu. Ancak bundan
kasıt namazdan sonra diğerini beklemektir." dedi. Bunu Taberi rivayet
etmiştir. İbn Merduyeh'in rivayeti ve bunun Ebu Hureyre (r.a.)'ın sözü olduğu
daha önce geçti. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Buradaki ribat'ın,
"düşman topraklarında savaşmak, İslam beldelerinin sınırlarını korumak ve
düşmanın Müslüman beldelerine girmesini önlemek"
[1750] İmam Buhari, Sehl
b. Sa’d es-Saidi (r.a.)'tan, Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah yolunda bir gün nöbet tutmak
(ribat) dünya ve üzerindekilerden daha hayırlıdır. "
[1751] (Başka bir
hadis): İmam Müslim, Selman-ı Farisi (r.a.)'tan, Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir gün bir gece
nöbet tutmak bir ay oruç tutup gecelerinde namaz kılmaktan daha faziletlidir. O
kişi ölürse yapmakta olduğu amelin sevabı yazılmaya ve rızkı verilmeye devam
eder. Bu kimse fitnecinin (şeytan) şerrinden de güvende olur. "
[1752] İmam Ahmed b.
Hanbel, Fudale b. Ubeyd'den şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Her ölenin ameli (nin
yazılması)na son verilir. Ama Allah yolunda nöbet tutarken ölen kimsenin ameli
kıyamet gününe kadar artarak yazılmaya devam eder ve bu kimse kabir azabından
güvende olur. " Ebu Davud ve Tirmizi de Ebu Hani' el-Havlani'den böyle
rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Hasen ve sahih hadistir" demiştir.
Bunu ayrıca İbn Hibban, Sahih'inde rivayet etmiştir.
[1753] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Ukbe b. Amir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Her
ölenin amelinin yazımına son verilir. Ama Allah yolunda nöbet tutan kimse
başka. Zira, tekrar diriltene kadar sevabı yazılmaya devam edilir. Ayrıca o
kabir azabından güvende olur. " Bunu Abdullah b. Yezid de rivayet
etmiştir, fakat onda son cümle yoktur. Senedi nde İbn Lehia vardır, fakat
(burada olduğu gibi) İbn Lehia'nın işittiğini açıkça ifade ettiği hadisler
hasen derecesindedir, Ozellikle geçen şahitlerle birlikte ele alındığında bu
hadis hasen olmaktadır.
[1754] (Başka bir
hadis): İbn Mace, Sünen'inde, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim Allah
yolunda sınırda nöbet tutarken ölürse yapmakta olduğu solih amelinin sevabı
kendisine yazılmaya devam edilir, Rızkı verilmeye devam eder. Bu kimse
fitnecinin (şeytan) şerrinden emniyette olur ve Allah (c. c) onu, en korkunç
onın korkusundan güven ve emniyette diriltir. "
[1755] (Hadisin Başka
Tariki:) İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim sınırda
nöbet tutarken ölürse kabir azabından korunur, en büyük korkudan emniyette olur
(o dehşetli anın korkusunu yaşamaz). Rızkı sabah akşam cennet'ten getirilir.
Kıyomet gününe kadar Allah yolunda sınırda nöbet tutan kimsenin sevabı yazılır.
"
[1756] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Ümmü Derda (r.anha)'dan, Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim
Müslümanların sahillerinde üç gün nöbet tutarsa bir yıl nöbet tutma sevabı
kazanır. "
[1757] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed, Abdullah b. Zübeyr (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Osman
(r.a.) minberde verdiği hutbede şöyle diyordu: "Ben size Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işittiğim bir hadisi söyleyeceğim. Bunu
aktarmamı yalnızca, sizi başkalarına kaptırmama isteğim engelliyordu.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim:
"Allah yolunda bir gecelik nöbet tutmak geceleri namazla geçirilen ve
gündüzlerinde oruç tutulan bin geceden hayırlıdır. " İmam Ahmed bunu
ayrıca Mus'ab b. Sabit'in Osman (r.a.)'tan nakliyle rivayet etmiştir.
[1758] Bunu İbn Mace de
yine Abdullah b. Zübeyr (r.a.)'tan rivayet etmiştir ve ondaki ifade şöyledir:
Osman b. Affan (r.a.) insanlar, verdiği hutbede şöyle dedi: "Ey insanlar!
Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bir hadis işitmiştim. Onu size
söylememi sadece sizden ve arkadaşlarınızdan mahrum olma korkum engelledi.
Dileyen bunu kendisi için seçsin, dileyense bıraksın. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kim Allah yolunda bir gece
sınırda nöbet tutarsa, o bir gece orucu ve gece ibadetiyle bin gece (ve gündüz)
gibidir. "
[1759] (Hadisin Başka
Tariki:) Tirmizi, Osman b. Affan (r.a.)'ın kölesi Ebu Salih'ten şöyle rivayet
etmiştir: Osman (r.a.)'ı minberde şöyle derken işittim: "Ben yanımdan
ayrılıp dağılırsınız korkusuyla, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
işittiğim bir hadisi sizden gizledim. Sonra herkes kendisi için en uygununu seçmesi
için onu size anlatmayı uygun gördüm. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i işittim, şöyle buyuruyordu: "Allah yolunda bir gece sınır nöbeti
tutmak başka evlerde geçirilen bin günden daha hayırlıdır. " Tirmizi sonra
şöyle demiştir: "Hadis bu vecihten hasen ve gariptir" İmam Buhari,
"Ebu Salih Osman (r.a.)'ın kölesi olup asıl adı Burkan' dır"
demiştir. Tirmizi dışındaki muhaddisler ise onun adını Haris olarak
zikretmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[1760] İmam Ahmed b.
Hanbel de Leys b. Sa'd ile İbn Lehia'nın bulunduğu senetle rivayet etmiştir.
Ondaki rivayetin sonunda şu ziyade vardır:
Osman (r.a.) sözünün
sonunda, "Artık her bir kimse dilediği gibi sınır boyunda nöbet
tutsun." dedi. Ardından, "Tebliğ ettim mi?" dedi. Onlar,
"Evet" deyince, Osman (r.a.), "Allah'ım! Şahit ol!" dedi.
[1761] (Başka bir
hadis): İmam Tirmizi, Muhammed b. Münkedir'den şöyle rivayet eder: Selman-ı
Farisi (r.a.) bir gün nöbet tutmakta olan Şurahbil b. Sımt'ın yanına uğradı.
Nöbetin ona ve arkadaşlarına ağır geldiğini görünce şöyle dedi: "Ey
Sımt'ın oğlu, sana Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işittiğim bir
hadisi söyleyeyim mi?" dedi. O, "Evet" deyince Selman-ı Farisi
şöyle anlattı: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken
işittim: "Allah yolunda nöbet tutmak bir ay boyunca oruç tutmak ve gece
namazı kılmaktan daha faziletlidir (veya "hayırlıdır" dedi). Orada
ölen kimse kabir azabından güvende olur. Onun ameli kıyamet gününe kadar
kendisi için işletilir, amel defterine kaydedilir. " Hadisi bu vecihten
sadece İmam Tirmizi rivayet etmiş ve "Bu hasen hadistir." demiştir.
Bazı nüshalarda şu ziyade yer almaktadır: "Bunun senedi muttasıl değildir.
İbn Münkedir'in Selman-ı Farisi ile buluşmuşluğu yoktur. Ben derim ki: Görüldüğü
kadarıyla Muhammed b. Münkedir bunu Şurahbil b. Sımt'tan rivayet etmiştir.
[1762] Bunu Müslim ile
Nesai de Selman-ı Farisi (r.a.)'tan rivayet etmişlerdir: "Bir gündüz ve
gece cihadda nöbet tutmak bir gecenin oruç ve gece namazından daha hayırlıdır.
Onun rızkı kendisine gönderilir ve o fitnecinin (şeytan) şerrinden de emniyette
olur." Sadece Müslim'in nakliyle gelen rivayeti daha önce zikretmiştik.
[1763] (Başka bir
hadis): İbn Mace, Übeyy b. Ka'b (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Müslümanların namusları
ötesinde sevabını Allah'tan umarak bir gece Allah yolunda tutmak, Allah katında
(tamamı ibadetle geçirilen) Ramazan dışındaki bir aydan daha faziletli ve
sevabı daha büyüktür." Sanıyorum ki şöyle dedi:
"Bu bin yıldan, bin
yıl boyunca tutulan oruç ve kılınan gece namazından daha faziletlidir. Allah
onu sağ salim ailesine döndürürse, ona bin yıl hiçbir günah yazılmaz ve o süre
boyunca sevapları yazılmaya devam edilir, kıyamet gününe kadar nöbet tutma
sevabı yazılır. " Hadis bu kanaldan garip, hatta münkerdir. Zıra
ravilerden Ömer b. Subeyh yalancılıkta suçlanan biridir.
[1764] (Başka bır
hadis): İbn Mace, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Allah yolunda
bir gece nöbet tutmak bir adamın ailesinin yanında kalıp bin yıloruç
tutmasından ve gece namazı kılmasından daha hayırlıdır. Bir yıl gün, her bir
gün ise bin yıl gibidir. " Bu da garip bir hadistir. Zıra ravilerden Said
b. Halid'i Ebu Zür'a ve birçok hadis imamı zayıf saymışlardır. Ukayli,
"Hadisi mütabaatla bile itibara alınmaz" İbn Hibban,
"Hadislerinin alınması caiz değildir" Hakim de, "Hadisler
uydurmuş ve onu Enes’e nispet etmiştir" demişlerdir.
[1765] (Başka bir
hadis): İbn Mace, Ukbe b. Amir el-Cüheni'den şöyle rivayet etmiştir: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah, ordunun
bekçiliğini yapan bekçiye merhametiyle muamele etsin. " Bunda iki ravi,
Ömer b. Abdulaziz ile Ukbe b. Amir arasında kopukluk vardır. Çünkü Ömer b.
Abdulaziz onun zamanına erişmemiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[1766] (Başka bir
hadis): Ebu Davud, Sehl b. Hanzala'dan şöyle rivayet etmiştir: Huneyn
gazvesinde sahabeler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte uzun
süre boyunca, yatsı vaktine kadar yürüdüler. Ben de yatsı namazını Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile kılacak şekilde onlara yetiştim. O
arada bir atlı gelerek, "Ya Rasulallah! Ben yanınızdan ayrıldıktan sonra şu
şu dağlara çıktım. Bir de baktım ki Havazin kabilesi, develerine bindirilmiş
kadınlarıyla, develeri ve koyunlarıyla birlikte Huneyn' de toplanmışlar"
dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tebessüm etti ve
"İnşallah onlar yarın Müslümanların ganimeti olacak. " buyurdu.
Sonra, "Bu gece bizim bekçiliğimizi kim yapacak?" diye sordu. Enes b.
Ebi Mersed, "Ben yaparım ya Resulallah!" deyince Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, "Öyleyse bineğine bin!" buyurdu. O
da atına binip Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e geldi. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Şu boğaza git ve en tepesine kadar çık. Bu
gece (çok uyanık ol ki) bulunduğun taraftan gelecek bir pusuya düşmeyelim"
diye buyurdu. Sabah olunca Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
namazgahına çıkıp iki rek'at namaz kıldı. Sonra "(Bekçilik yapan) atlınızı
gördünüz mü?" diye sordu. Namaz kılarken de ara ara o boğaza doğru
bakıyordu. Namazı bitirince, "Size müjde! Atlı savaşçınız geldi."
buyurdu. Biz boğazdaki ağaçların arasından bakarken atlı birden geliverdi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda durdu ve, "Ben gidip
boğazın en tepesinde, bana emrettiğiniz yerde durdum. Sabah olunca her iki
boğazın iki tarafındaki tepelere çıkıp etrafa baktım, fakat kimseyi
göremedim." dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu
gece atından hiç indin mi?" diye sordu. Atlı, "Hayır. Namaz veya
tuvalet ihtiyacım dışında hiç inmedim" deyince Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ona, "Hak ettin. Bundan sonra (bu savaşta) yapman
gereken hiçbir şey yoktur." buyurdu. Bunu Nesai de rivayet etmiştir.
[1767] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed, Ebu Reyhane'den şöyle rivayet eder: Bir savaşta Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Gecenin bir vakti bir
tepeye geldiğimizde konaklayıp geceyi orada geçirdik.
Geceleyin çok üşüdük.
Hatta çukur kazıyıp içine giren ve üstünü kalkanla kapatan kimseler gördüm.
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanların bu halini görünce,
"Bu gece kim bekçiliğimizi yaparsa dua edeceğim ve bu sayede o ayrıcalıklı
bir nimete sahip olacak" buyurdu. Ensardan birisi, "Ben ya
Rasulallah!" deyince Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Bana yaklaş" buyurdu. Yaklaşınca "Sen kimsin?" diye sordu
ve adam adını söyledi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona dua
etmeye başladı ve uzun uzadıya dua etti. Ebu Reyhane der ki: Ben Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in duasını işitince, "Ben de ikinci biri
olarak bekçilik yapabilirim" dedim. "Bana yaklaş" buyurdu,
yaklaştım. "Sen kimsin?" diye sordu. "Ben Ebu Reyhane'yim"
dedim. Bana da Ensar'dan olan adama yaptığından daha kısa bir dua yaptı. Sonra
şöyle buyurdu: "Allah korkusundan yaş döken -veya 'ağlayan' - göze
cehennem ateşi haramdır. Allah yolunda sabaha kadar uyumayan göze cehennem
ateşi haramdır. " Bunu Nesai de "Allah korkusundan" cümlesinden
itibaren sonuna kadar ve daha uzun bir şekilde rivayet etmiştir.
[1768] (Başka bir
hadis): Tirmizi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "İki göze
cehennem ateşi dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ile geceyi Allah yolunda
nöbet tutarak geçiren göz. " Tirmizi daha sonra, "Hasen ve garip bir
hadistir. Sadece Şuayb b. Ruzeyk'in rivayetiyle biliyoruz." demiştir.
Tirmizi, "Bu konuda Hz. Osman (r.a.) ile Ebu Reyhane’den de (r.a.)
rivayetler vardır" demiştir. Ben derim ki: Allah'a hamdolsun bunların
ikisi de daha önce geçti.
[1769] (Başka bir
hadis): İmam Ahmed, Muaz b. Cebel (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim, hükümdardan ücret
almaksızın kendinden bir iyilik olarak Müslümanların bekçiliğini yaparsa
gözleriyle cehennem'i sadece bir yeminin (kefaretle) çözülmesi süresi kadar görür.
Zıra Yüce Allah, "Sizden herkes oraya mutlaka uğrayacaktır. "
buyurmaktadır. " Bunu sadece İmam Ahmed rivayet etmiştir.
[1770] (Başka bir
hadis): İmam Buhari, Sahih'inde Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Altına ve
gümüşe, giyim kuşam eşyalarına kul-köle olan kahrolsun, sürünsün, bedbaht
olsun! Böyle birine bir şey verirsen hoşnut olur, vermezsen öfkelenir.
Kahrolsun böylesi, perişan olsun! Ayaklarına diken batsa bunu çıkaracak yardımcı
bulamasın! Buna karşılık saçı başı dağınık ve ayakları tozlar içinde olsa bile
Allah yolunda savaşırken atının yularına yapışarak mücadele eden kula da
müjdeler olsun! Buna bir görev verilirse öncü birliklerle ileri gidip nöbet
tutar; geri hizmeti yapacaksa bu görevini de en iyi şekilde yerine getirir. Tüm
bunlara rağmen de (gariban biri olduğundan) bir yere girmek üzere izin isterse
kendisine izin verilmez, herhangi bir hususta aracılık etse aracılığı kabul
olunmaz. " Bu hadis, konuyla ilgili getirebildiğimiz hadislerin
sonuncusudur. Bol nimetlerinden dolayı geçen yıllar ve günler boyunca verdiği
bol nimetler için Allah'a hamd-u senalar olsun!
[1771] İmam Taberi, Zeyd
b. Eslem'den şöyle rivayet eder: Ebu Ubeyde, Hz. Ömer (r.a.)'a yazdığı bir mektupta
Rumların kalabalık oluşlarından ve onlardan çekincelerinden bahsediyordu. Bunun
üzerine Hz. Ömer (r.a.) ona şu mektubu gönderdi: "Mü'min bir kulun başına
her ne zorluk ve sıkıntı gelirse Allah (c.c) daha sonra ona bir rahatlık ve
çıkış yolu yaratır. Şurası kesin ki bir zorluk iki kolaylığa galebe çalamaz.
Allah (c.c), kitabında da şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Sabredin, sebat
gösterin; nöbette olun (ribat) ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.
"
[1772] Hafız İbn Asakir,
Abdullah b. Mübarek'in biyografisinde Muhammed b. İbrahim b. Ebi Sekine'den
şöyle rivayet eder: Abdullah b. Mübarek Tarsus'tan ayrılacağı zaman, Fudayl b.
İyaz'a ulaştırmam için bana şu şiiri yazdırdı:
Ey Haremeyn'in (Mekke ve
Medine'nin) abidi!
Bizi görseydin, kendinin
ibadet ederken eğlencede olduğunu görürdün. Ey yanağını gözyaşıyla boyayan!
Bizimse boğazlarımız
kanlarımızla boyanıyor. Veya ey atını lüzumsuz şeylerde yoran!
Bizim atlarımızsa
düşmana saldında yorulur. Sizin miskiniz var; bizim miskimiz ise, At nallarının
ucundan kalkan tozlardır. Peygamberimizden bize ulaşan, yalanlanamaz, Doğru ve
sahih bir hadisinde buyurur ki:
Allah yolundaki atlardan
kişinin burnuna konan tozlarla
Alevli kızgın ateşin
dumanı aynı yerde bulunmaz.
İşte aramızdaki yalan
söylemez Allah Kitabı da,
"Şehid ölü
değildir" diye söyler.
Muhammed b. İbrahim der
ki: Fudayl b. İyaz'ı Mescid-i Haram'da gördüm ve mektubunu teslim ettim. Onu
okuyunca gözlerinde yaş boşaldı ve "Ebu Abdurrahman doğru söylemiş ve bana
samimi olarak nasihat etmiş" dedi. Sonra "Sen hadis yazan kimselerden
misin?" diye sordu. "Evet" deyince şöyle dedi: Öyleyse, Ebu
Abdurrahman'ın mektubunu bize getirmenin mükafatı olarak şu hadisi yaz"
dedi ve yazdırdı: "Bize Mansur b. Mu'temir. .. Ebu Hureyre (r.a.)'tan
şöyle rivayet etti: Bir adam, "Ya Resulallah! Bana öyle bir amel söyle ki
onunla mücahidlerin sevabına ulaşayım" dedi. Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Sen hiç dinlenmeden namaz kılabilir, ara vermeden her
gün oruç tutabilir misin?" diye sordu. Adam, "Ya Resulallah! Ben
bunları yapamayacak kadar güçsüzüm" deyince Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim
ki sana bunu yapma gücü verilse bile Allah yolunda cihad edenlerin derecesine
(sevabına) erişemezdin. Bilmiyor musun; kendisi üzerinde olmaksızın atı
eğlencesine koştuğunda bile Mücahide sevap yazılır. "
''Allah'tan korkun"
Yani, her işinizde ve halinizde Allah'tan korkun ve sakının.
[1773] Nitekim Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Yemen'e gönderirken Muaz b. Cebel’e
(r.a.) şöyle buyurmuştur: "Nerede olursan ol Allah'tan kork. Günahın
ardından iyilik yap ki onu silsin. İnsanlara da güzel ahlakla muamele et.
"
"Ta ki kurtuluşa
erişesiniz." Yani, ta ki dünya ve ahirette başarıya erişebilesiniz.
Taberi'nin riva'yetine göre Muhammed b. Ka'b el-Kurazi, "Allah'tan korkun
ki kurtuluşa erişesiniz." ayetini şöyle tefsir ederdi: "Siz benimle
aranızdaki konularda benden korkun ve sakının ki yarın benimle karşılaştığınız
da kurtuluşa erişesiniz."
Al-i İmran suresinin
sonu.
Allah'a hamd-u senalar
olsun.
Allah'tan, bize Kur'an
ve Sünnet üzere ölmeyi nasip etmesini niyaz ederiz! Amin!
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |