İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

11.ayet

 

Ana Baba ile Çocuklar Arasındaki Miras:

 

11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın isefer, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona varis olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

 

Tefsiri:

 

Bu, sonrasındaki ayet ve bu surenin son ayeti bu üç ayet Feraiz (miras paylaşımı) ilminin ayetleridir. Feraiz ilmi bu üç ayetle bunların tefsiri olarak gelen hadislerden çıkarılmıştır. Şimdi bunların tefsiri mesabesinde olan hadislerden bazılarını zikredelim. Meselelerin teker teker ortaya konması, imamlar arasındaki farklı görüşlerin, delil ve hüccetlerin zikredilmesinin yeri ise Kitabu'l-Ahkam'dır. Feraiz ilmini öğrenmeye teşvik eden hadisler vardır. Bu özel meseleler ise bu ilmin en önemli meselelerindendir.

 

 

[1811] Ebu Davud ile İbn Mace, Abdullah b. Ömer (r.a.)'tan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

 

"İlim üçtür ve onun dışındakiler fazlalıktır; muhkem bir ayet, geçerli ve sabit bir sünnet ve adil bir feraiz. "

 

 

[1812] Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Ebu Hureyre, miras ilmini öğrenin ve öğretin; zıra o ilmin yarısıdır. O unutulur ve ümmetimin elinden alınacak ilk şey de odur. " Bunu İbn Mace rivayet etmiş olup senedinde zayıflık vardır. İbn Mes'ud (r.a.) ile Ebu Said el-Hudri (r.a.) 'tan da rivayet edilmiştir, fakat her bir rivayet problemlidir. İbn Uyeyne der ki: Buna ilmin yarısı denilmesi herkesin karşılaştığı bir konu olmasından dolayıdır.

 

 

[1813] İmam Buhari, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: "Hasta olduğum bir sırada Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Ebu Bekir (r.a.) yürüyerek gelip Ebu Seleme mahallesindeki evimde beni ziyaret ettiler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benim baygın olduğumu, hiçbir surette aklı melekelerimi kullanamadığımı fark etmiş. Bunun üzerine su istemiş ve getirilen suyla abdest alıp sonra üzerime su serpmiş. Bunun üzerine hemen kendime geldim ve 'Ey Allah'ın Elçisi! Malım hakkında ne yapmamı emredersin?' diye sordum. Bunun üzerine şu ayet indi: "Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. " Bunu Müslim ile Nesai de Haccac b. Muhammed el-A'ver’den onun İbn Cüreyc’den nakliyle rivayet etmişlerdir. Diğer Sünen sahipleri de Süfyan b. Uyeyne'nin Muhammed b. Münkedir'den, onun da Cabir’den rivayetiyle tahric etmişlerdir.

 

 

[1814] Ayetin nüzul sebebi hakkında başka bir rivayet: İmam Ahmed b.

Hanbel, Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Sa'd b. Rebi'in karısı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ya Rasulallah! Bunlar Sa'd'ın kızlarıdır. Babaları sizinle Uhud savaşında cihad ederken şehid düştü. Amcaları mallarını aldı ve bunlara hiçbir şey bırakmadı. İnsanlar bunlarla ancak malları olduğunda evlenirler" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah bu konuda hükmünü verecektir" buyurdu ve bunun üzerine miras ayeti nazil oldu. Ayet inince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kızların amcalarına şu haberi gönderdi: "Malın üçte ikisini Sa'd'ın iki kızına bırak. Sekizde birini karısına ver. Geriye kalan da senindir. " Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace de Abdullah b. Muhammed b. Akil'den gelen birçok tarikle rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Sadece onun rivayetiyle bilinmektedir" demiştir. Anlaşılan o ki Cabir (r.a.)'tan rivayet edilen ilk hadisde anlatılandan dolayı -ileride geleceği gibi- bu surenin son ayeti nazil olmuştur. Zira, Sa'd'ın kızkardeşleri yoktu. Sadece kızları vardı ve babası veya oğulları da yoktu (kelale). Biz İmam Buhari'ye uyarak onu burada zikrettik. Çünkü İmam Buhari de burada (Nisa suresinin bu ayetinde) zikretmiştir. İkinci hadisin bu ayetin nüzul sebebi olma ihtimali daha yüksektir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor: ''Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder." Yani, Allah (c.c) size onlar hakkında adil davranmanızı emreder. Zira, cahiliye döneminde mirasın tamamı erkeklere verilip kadınlara hiçbir şey bırakılmazdı. Yüce Allah ise mirastan payalma hususunda erkeklerle kadınların eşit tutulmasını emretti. Fakat iki sınıf arasında fark gözeterek erkeğe kadının iki katını verdi. Çünkü erkeğin, ailenin nafakasını ve maişetini temin etme, ticaret yapıp para kazanma ve geçim sıkıntılarını yüklenme zorunluluğu vardır. Bu yüzden ona kadınına verilenin iki katını vermek uygun düşmüştür. Nitekim bazı zeki insanlar, ''Allah size, çocuklarınız 'hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder" ayetinden Allah'ın kullarına merhametinin annenin

,

oğluna merhametinden daha fazla olduğu sonucunu çıkarmışlardır. Çünkü

Yüce Allah anne babaya çocukları lehinde emir vermiş, bundan da onlara anne babalarından daha merhametli olduğu anlaşılmıştır.

 

 

[1815] Nitekim varit olan sahih bir hadise göre; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çocuğundan ayrı düşmüş esir bir kadın gördü. Kadın çocuğunu bulmak için esirler arasında dört bir tarafta çocuğunu arıyor, küçük bir çocuk buldu mu onu alıp hemen göğsüne yapıştırıyordu. Sonunda onu buldu ve hemen bağrına basıp memesini ağzına verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sizce bu kadın, atmama imkanı varken çocuğunu ateşe atar mı?" diye sordu. Biz, "Hayır ya Resulallah!" dedik. Bu sefer Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "İşte andolsun ki Allah da kullarına bu kadının çocuğuna merhametinden daha merhametlidir" buyurdu. İmam Buhari burada İbn Abbas (r.a.)'tan şu rivayette bulunur: Mal çocuğa verildi, vasiyet emri de anne baba için yapıldı. Yüce Allah bunlardan dilediklerini neshederek erkeğe kadının iki katını verdi, anne ve babadan her birine miras malının altıda birini veya üçte birini verdi. Kadına, kocasının malının sekizde veya dörtte birini, kocaya ise karısının malının yarısını veya dörtte birini ayırdı.

 

 

[1816] Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan ''Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder" buyruğu hakkında şöyle rivayet eder: Yüce Allah erkek ve kız çocuklarla ebeveyn hakkında miras hükümlerini indirince insanlar veya onlardan bazıları bundan hoşlanmayarak, "Kadına kocasının malından dörtte bir veya sekizde bir veriliyor, kız çocuğuna yarısı veriliyor. Küçük yaştaki erkeğe de miras veriliyor. Oysa bunların hiçbiri düşmanla savaşmaz, ganimet almazlar. Bu konu hakkında hiç konuşmayın. Belki Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu unutur veya ona söyleriz de değiştirir" dediler. Bazıları, "Ata binmediği ve düşmanla savaşmadığı halde genç kıza babasından kalan malın yarısını mı verelim? Hiçbir faydası dokunmadığı halde mirastan küçük çocuğa da mı vereceğiz ... " dediler. Nitekim kendileri cahiliye döneminde böyle yapıyorlardı; mirastan sadece düşmanla savaşanlara veriyor, miktarını büyükten küçüğe doğru azaltıyorlardı. Bunu İbn Ebi Hatim ile Taberi de rivayet etmişlerdir.

 

Bazıları, "(Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır" ayetindeki "fevka" (üstünde, fazla) kelimesinin ziyade olup cümlenin manasının, "Eğer çocuklar iki kadın iseler" şeklinde olduğunu, bunun benzerinin, "Kafirlerin boyunları üzerine vurun" (Enfal, 12) ayeti olduğunu söylemişlerdir. Fakat, bu ayetteki iddia da diğer ayetteki iddia da doğru değildir. Çünkü Kur’an' da tamamen faydasız olan fazla hiçbir kelime yoktur. Böyle bir şeyolamaz. Ayrıca, Yüce Allah "Ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır" buyurmuştur. Şayet söyledikleri gibi olsaydı, "Ölünün bıraktığının üçte ikisi o ikisinindir" denilirdi. İki kıza üçte iki verileceği hükmü ise sürenin son ayetindeki iki kızkardeş hakkındaki hükümden alınmıştır. Çünkü Yüce Allah orada iki kıza üçte iki ile hükmetmiştir. İki kızkardeş mirastan üçte iki alırsa iki kız evladın aynı şekilde üçte iki alması daha evladır.

 

 

[1817] Nitekim daha önce geçen Cabir (r.a.) hadisinde ifade edildiği gibi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sa'd b. Rebi'in kızına üçte iki ile hükmetmişti. Kur'an ve Sünnet de buna delalet etmektedir. Ayrıca Yüce Allah, "Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur" buyurmuştur. Şayet iki kızın payı mirasın yarısı olsaydı Allah Teala bunu bildirirdi. Tek olduğunda yarım alacağını bildirdiğine göre iki kızın üç kız hükmünde olduğu anlaşıldı. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır ... " Ana-babanın mirasta birkaç durumu vardır:

 

Birinci Durum: Çocuklarıyla birlikte mirasçı olmaları ... Bu durumda anne ve babadan her birine altıda bir verilir. Ölenin sadece bir kızı varsa ona yarısı, anne ve babadan her birine altıda bir verilir. Kalan altıda biri de baba asabe yoluyla alır. Böylece bunda baba mirastan hem fariza, hem de asabe yoluyla mal almış olur.

 

İkinci Durum: Mirası sadece ana babanın alması hali. Bu durumda anneye fariza yoluyla altıda bir verilir ve baba kalanı salt asabe yoluyla alır.

 

Böylece annenin fariza yoluyla aldığının iki katını, yani mirasın üçte ikisini alır. Bu durumda ana babayla birlikte ölünün kocası veya karısı bulunursa koca yarısını, karı ise dörtte birini alır. Koca ve karıya fariza yoluyla bunlar verildikten sonra annenin ne kadar alacağı hususunda alimler ihtilaf etmiş olup bunda üç görüş vardır:

 

Bir: Her iki meselede geriye kalanın üçte birini alır. Çünkü kalan mal anababa hakkında mirasın tamamı gibidir. Allah da (c.c) anneye babanın yarısını alacağına hükmetmiştir. Dolayısıyla; kalanın üçte birini anne, üçte ikisini ise baba alır. Bu Hz. Ömer (r.a.) ile Hz. Osman (r.a.)'ın görüşü, Hz. Ali (r.a.)'tan gelen rivayetlerin en sahihidir. İbn Mes'ud (r.a.) ile Zeyd b. Sabit (r.a.) da böyle demişlerdir. Büyük yedi fakih ile dört mezhep imamı ve cumhur-u ulemanın görüşü de böyledir.

 

İki: Yüce Allah'ın, "Eğer çocuğu yok da ana-babası ona varis olmuş ise, anasına üçte bir (düşer)" buyruğundaki genel ifadeden dolayı anne mirasın tamamının üçte birini alır. Çünkü ayet genelolup, ölenin annesiyle birlikte kocasının veya karısının bulunması durumuyla bulunmaması durumunu da kapsamaktadır. Bu İbn Abbas (r.a.)'ın görüşüdür. Ali (r.a.) ile Muaz b. Cebel (r.a.)'tan da böyle rivayet vardır. Kadı Şurayh ile Davud-u Zahiri de bu görüştedirler. İmam Ebu Hasan Muhammed b. Abdullah el-lebban el-Basri de, "el-İcaz fi İlmi'l-Feraiz" kitabında bunu tercih etmiştir. Bu, su götürür bir iddiadır, hatta zayıftır. Çünkü ayetin zahirinden anlaşıldığında göre bu, anne ile babanın terikenin tamamını almaları durumunu anlatmaktadır. Burada ise koca veya karı hissesini alır, geriye kalan terikenin tamamıymış gibi olur ve -daha önce belirtildiği gibi- anne onun üçte birini alır.

 

Üçüncü görüş: Anne tüm terikenin üçte birini sadece karının hayatta olması durumunda alır. Çünkü o durumda malın dörtte birini ölenin karısı alır ki bu on ikide üç eder. Anne üçte biri alır ki o on ikide dört eder. Kalan on ikide beşi ise baba alır. Ölenin kocasının hayatta olması durumunda ise anne, koca aldıktan sonra geriye kalan malın üçte birini alır. Çünkü anne malın tamamının üçte birini alacak olursa babadan daha fazla almış olur. Böylece hesap altı (paydası) üzerinden yapılır; koca altının yarısını yani üçünü (altıda üçünü), anne geriye kalanın üçte biri olan toplam mirasın altıda birini, baba da geriye kalanı, yani altıda ikisini alır. Bu da İbn Sirin’den rivayet edilmiştir. Bu, iki görüşün karması bir görüş olup her bir surette biriyle uyuşmaktadır.

 

Bu da zayıftır ve asıl doğru görüş birincisidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Ana babanın üçüncü durumu: İster ana baba bir olsun, ister baba bir veya ana bir olsun ölenin kardeşleriyle ana babasının birlikte varis olmaları hali. Bu durumda kardeşler babayla birlikte mirastan bir şeyalamaz, fakat annenin üçte bir hissesini altıda bire düşürürler. Böylece kardeşler varken anneye altıda bir verilir. Ana ve baba dışında başka bir varis yoksa kalanı baba alır. Cumhura göre zikrettiğimiz hususlarda iki kardeş, üç kardeş ve daha fazla kardeş hükmündedir. Nitekim Beyhaki, İbn Abbas (r.a.)'ın azatlı kölesi Şu'be'den şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.) bir gün Hz. Osman (r.a.)'ın yanına girdi ve "İki kardeş annenin üçte bir hissesini engellemez. Çünkü Allah (c.c) 'Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer)' buyuruyor. Kavminin dilinde de "ehevani" (iki kardeş) ile "ihve" (kardeşler) ayrı şeylerdir" dedi. Osman (r.a.) şöyle cevap verdi: "Ben, benden önce olan, tüm İslam diyarlarında uygulanan ve insanların birbirinden devraldığı bir şeyi değiştiremem." Fakat bu rivayetin sahih olduğu şüphelidir. Çünkü Şu'be, İmam Malik'in kendisi hakkında olumsuz şeyler söylediği biridir. İbn Abbas (r.a.)'tan yapılan bu rivayet doğru olsaydı en seçkin talebeleri aynı görüşte olurlardı. Oysa onlardan nakledilen bunun aksidir. Nitekim Abdurrahman b. Ebi Zinad, Harice b. Zeyd'den, o da babasından şöyle rivayet eder: "İki kardeş’e de 'kardeşler' denir. Ben sadece bu konuyu ele alan bir kitapçık kaleme yazdım." İbn Ebi Hatim, Katade’den şöyle rivayet eder: "Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer)." İnsanlar anneye zarar açtılar, ona mirası tam vermiyorlar. Oysa tek kardeş onu üçte bir hisseden mahrum etmez, birden fazla kardeş mahrum eder. İlim erbabı çocukların annesini üçte bir oranından düşürürken, çocukların evle ndirilmesi ve nafakası gibi yükleri annelerinin değil, babalarının yüklenmesini dikkate alıyorlardı. Bu güzel bir görüştür. Fakat İbn Abbas (r.a.)'tan sahih bir senetle yapılan rivayete göre, o çocukların annelerinden engelledikleri altıda bir hissenin kendilerine kalacağı görüşündedir. Bu sıra dışı bir görüş olup Taberi, tefsirinde şöyle demiştir: "İbn Tavus'tan, o babasından, o da İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etti: Kardeşlerin anneden engelledikleri altıda bir hisse kendilerine kalır. Onlar annelerinden bunu, babalarına değil, kendilerine kalması için engellemişlerdir." Taberi' daha sonra şöyle der: "Bu, ümmetin tamamının görüşüne muhaliftir. Nitekim bana Yunus, Süfyan'dan, o Amr'dan, o Hasen b. Muhammed'den, o da İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Kelale hiçbir oğlu ve babası olmayan kimsedir."

 

"(Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır." Selefi ve halefiyle tüm alimler borcun vasiyetten önce geldiği hususunda icma etmişlerdir. Zaten bu, manası üzerinde düşünüldüğünde ayet-i kerimeden de anlaşılmaktadır.

 

 

[1818] Nitekim İmam Ahmed, Tirmizi, İbn Mace ve tefsir sahibi alimler Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Siz, "Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır" ayetini okuyorsunuz. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ölünün vasiyetinin yerine getirilmesinden önce borçlarının ödenmesine hükmederdi. Ana bir oğullar birbirlerine varis olurlar, fakat baba bir kardeşler birbirlerine varis olamazlar. Adam ana baba bir kardeşine varis olur, ama baba bir kardeşine varis olamaz.

 

Tirmizi sonra şöyle der: Bunda sadece Haris el-A'ver'in rivayetini biliyoruz. Onun hakkında ise bazı ilim erbabı olumsuz şeyler söylemişlerdir.

Ben derim ki: Fakat Haris Feraiz ilmini ezbere bilen, Feraiz ve Matemetikle çok ilgilenen biriydi. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz." Yani, biz cahiliye dönemi ile İslam'ın ilk dönemi aksine babalara ve çocuklara mirastan pay ayırdık ve ondan payalabilme hususunda hepsini eşit kıldık. Zira, daha önce geçen İbn Abbas (r.a.)'tan yapılan rivayette ifade edildiği üzere mal çocuğa kalır, ana baba için de vasiyette bulunulurdu. Fakat Allah (c.c) bunu neshederek her bir kimseye, ölene soy ca yakınlıklarına göre değişen miktarda hisse ayırdı. Çünkü bazen insana babasından gelen dünyevı veya uhrevı faydalar oğlundan çok olurken bazen bunun tersi olur. O yüzden Yüce Allah, "Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz" buyurmuştur. Yani, fayda bundan gelebileceği gibi diğerinden de gelebilir. O yüzden biz mirastan hem oğullara hem babalara pay ayırdık. Mirastan pay alabilmede esas itibariyle hepsini eşit yaptık. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır)." Yani, miras konusunda teker teker zikrettiğimiz bu detaylar, bazı varislere diğerinden fazla payayrılması. .. vs. Allah'ın hükmettiği ve koyduğu farizalardır. Her şeyi kendi yerine koyan ve her şeye hak ettiğini veren Allah, her şeyi hakkıyla bilen ve büyük hikmet sahibi olan yegane zattır. O yüzden ardından, "Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir" buyurulmuştur.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eğer çocukları yoksa, eşlerinizin bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğun uz yoksa yapacağınız vasiyetten ve ödenen borçtan sonra, bıraktığınızdan kalanın dörtte biri onlarındır (eşlerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, ana-babası ve çocukları bulunmadığı halde (kelale) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, halımdir.