İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

25.ayetler

 

Cariyelerle Evlenmek:

 

25. Sizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Siz birbirinizdensiniz (aynı köktensiniz). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartı ve sahiplerinin izniyle onları (cariyeleri) nikahlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah buyuruyor ki: "Sizden, imanlı hür kadınlarla ... " Muhsan; iftetli ve hür kadın demektir. "Evlenmeye gücü yetmeyen kimse", yani bu imkan ve gücü olmayan kimse. İbn Vehb der ki: Abdülcebbar bana Rebia'nın buradaki (imkan ve güç diye tefsir edilen) tavl'ı "aşk ve eğilim" ile tefsir ettiğini nakletti. Yani, "kişide iftetli ve hür bir mü' min kadınla evlenme arzusu doğmamışsa cariye ile evlenebilir." Bunu İbn Ebi Hatim ile Taberi rivayet etmiş, Taberi daha sonra bu görüşün çirkinliğini açıklamış ve eleştirmiştir. "ellerinizin altında bulunan mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın." Yani, bu durumda mü'minlerin mülkiyetinde bulunan mü'min cariyelelerle evlensin. O yüzden "mümin genç kızlarınız" denilmiştir. İbn Abbas (r.a.) ile başkaları, "Yani, mü'minlerin cariyeleriyle evlensin" demiştir. Süddi ile Mukatil b. Hayyan da böyle demişlerdir. Yüce Allah daha sonra ara cümlede şöyle buyurmuştur: "Ki Allah sizin imanınız! daha iyi bilmektedir ve siz birbirinizdensiniz (aynı köktensiniz)." Yani, Allah (c. c) işlerin hakikatlerini ve sırlarını bilir. Size ise ey insanlar, görünürdekine bakmak düşer. "Öyle ise ... sahiplerinin izniyle onları nikahlayıp alın." Bu ayet, cariyenin velisinin efendisi olduğunu ve onun izni olmadan evlenemeyeceğini göstermektedir. Efendi aynı zamanda kölesinin de velisidir ve kölesi de onun izni olmadan evlenemez. Nitekim bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

 

 

[1879] ''Hangi köle efendisinin izni olmadan evlenirse o zinakardır."

"....." (ahir) zinakar demektir. Cariyenin efendisi kadın olduğunda ise, kadının evlenmesi hangi adamın iznine bağlıysa cariyeyi de o evlendirir. Nitekim hadiste şöyle buyurulmuştur:

 

 

[1880] "Kadın bir kadını evlendiremez. Kadın kendisini de evlendiremez. Çünkü, kendisini evlendiren kadın zinakardır,. "

 

"Mehirlerini de normal miktarda verin." Yani, onlara mehirlerini örfe göre verin. Yani, esaret altında bir cariye olması hasebiyle onu küçümserek mehir miktarını düşürmeden mehirlerini gönül hoşluğuyla verin.

 

"Muhsan olmaları ... şartıyla" Muhsan zina yapmayan iffetli kadın demektir. Onun için ardından "fahişe olmamaları" manasına gelen  ..... müsafihat kelimesi kullanılmıştır. Müsafihat; zina etmek isteyen hiç kimseyi geri çevirmeyen zinakar kadınlar demektir. "Gizli dost edinmemeleri şartıyla."

 

İbn Abbas (r.a.) "müsafihat" ifadesi ile "açıktan zina yapan, yani kendileriyle fuhuş yapmak isteyen hiç kimseyi reddetmeyen fahişe kadınlar" ile; "dost edinenler"i ise "kendilerine erkek arkadaş edinen kadınlar" ile tefsir etmiştir. Aynı şekilde Ebu Hureyre (r.a.), Mücahid, Şa'bi, Dahhak, Ata' el-Horasani, Yahya b. Ebi Kesir, Mukatil b. Hayyan ve Süddi de bununla "gizli dost edinenler"in kastedildiğini söylemişlerdir. Hasan-ı Basri de, "Bu, arkadaş demektir" demiştir. Dahhak yine şöyle demiştir: "Bu, tek dostu olan ve onunla gizlice ilişki içinde olan kadındır. Yüce Allah bundan, yani bu halde olduğu sürece böyle bir cariyeyle evlenmekten men etmiştir."

 

"Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır)." Burada kurralar "....." (onlar muhsan olduktan [evlendikten] sonra) cümlesini farklı şekillerde okumuşlardır. Bazıları "uhsinne" şeklinde bina-i meçhul (muhsan yapıldıktan sonra), bazıları ise "ahsanne" (kendileri muhsan olduktan sonra) şeklinde lazimi fiil olarak okumuşlardır.

 

Sonra, iki kıraatte de mananın aynı olduğu söylenmiş, fakat cariyenin muhsan olmasının ne demek olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir. Bu konuda iki görüş vardır:

 

Bir: Buradaki manası "Müslüman olduktan sonra"dır. Bu İbn Mes'ud (r.a.), İbn Ömer (r.a.), Enes (r.a.), Esved b. Yezid, Zürr b. Hubeyş, Said b. Cübeyr, Ata, İbrahim en-Nehai, Şa'bi ve Süddi'den rivayet edilmiştir. Bunu Zühri de Hz. Ömer (r.a.)'tan rivayet etmiştir, fakat senedi kopuktur. Rebi'in rivayetine göre İmam Şafii'nin bizzat belirttiği görüş de budur. İmam Şafii der ki: Bunu tercihimizin sebebi sünnet ile ilim ehlinin çoğunun bu görüşte olmasıdır.

 

 

[1881] Nitekim İbn Ebi Hatim, bu konuda merfu bir hadis rivayet etmiştir. Onun Hz. Ali (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) '''Cariyeler ihsanlı (muhsana) olduktan sonra bir fuhuş yaparlarsa' ayetindeki cariyelerin muhsan olmalarından kasıt Müslüman olmalarıdır" buyurdu. Hz. Ali (r.a.) daha sonra, "İşte onlara sopa vurun" demiştir. İbn Ebi Hatim bunu zikrettikten sonra, "Bu münker bir rivayettir" demiştir. Ben derim ki: Senedinde zayıflık ve adı anılmamış bir ravi vardır. Böylesi bir hadis hüccet olamaz. Kasım ve Salim de, "Onun muhsanlığı Müslüman ve iffetti olmasıdır" demişlerdir.

 

Diğer görüşe göre kasıt evlendirilmeleridir. Bu İbn Abbas (r.a.), Mücahid, İkrime, Tavus, Said b. Cübeyr, Hasan-ı Basri, Katade ve başkalarının görüşüdür. Ebu Ali Taberi de Hakem b. Abdulhakem'in rivayetine dayanarak el-İzah isimli kitabında İmam Şafii'ye isnad etmiştir. Leys b. Ebi Süleym, Mücahid'den şöyle nakleder: Cariyenin muhsanlığı hür biriyle, kölenin muhsanlığı ise hür bir kadınla evlenmesidir. İbn Ebi Talha da İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmiştir. Bu ikisini İmam Taberi, tefsirinde rivayet etmiş ve bunu İbn Ebi Hatim Şa'bi ile İbrahim en-Nehal'den nakletmiştir.

 

Bazıları ise iki kıraate göre mananın farklı olduğunu söylemiş ve şöyle demişlerdir: "Uhsinne" kıraatine göre mana evlenmesi, "ahsanne" kıraatine göre ise Müslüman olmasıdır. Taberi de tefsirinde bu görüşü tercih etmiş ve onaylayıp desteklemiştir. Allah daha iyi bilir ya, en kuvvetli gözüken mana ihsan'dan kastın evlenmek olduğudur. Çünkü cümlenin akışı buna delalet etmektedir. Zira, Yüce Allah öncesinde, "Sizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın" buyurmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Ayetin tamamı mü' min genç kızlar hakkındadır ve dolayısıyla mana İbn Abbas (r.a.) ve başkalarının söyledikleri gibi "cariyeler evlendikten sonra ... " olur.

 

Cumhurun görüşüne göre her iki görüş de problem teşkil etmektedir.

Çünkü cumhur, cariye zina yaptığında Müslüman veya kafir olsun, evli veya bekar olsun, her halükarda elli değnek vurulacağını söylemiştir. Oysa ayetteki kayıt göz önünde tutulduğunda muhsan olmayan cariyeye zina ettiğinde had cezası uygulamamak gerekir.

 

Buna alimlerin cevabı farklı şekillerde olmuştur. Cumhur şöyle demiştir:

Şüphesiz sözlü olarak ifade edilen mana (mantuk), sözlü olmayıp ondan çıkarılmaya çalışılan manadan (mefhum) önde gelir. Biz de tüm cariyelere had cezası uygulanacağına dair genel ifade içeren hadisleri bu ayetten çıkarılan mananın önüne geçirdik.

 

 

[1882] O hadislerden biri Müslim'in Sahih'inde Hz. Ali (r.a.)'tan yaptığı şu rivayettir: "Ey insanlar, evli olsun veya olmasınlar cariyelerinizin hepsine had cezası uygulayın. Çünkü cariyesi zina edince Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) had cezası uygulamam için bana emir vermişti. Henüz nifastan çıkmadığından onu sopaladığımda öldürmekten korktum ve bunu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e söyledim. "İyi yaptın. Nifastan çıkıp normale dönene kadar ona dokunma" buyurdu. Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah babası dışında birilerinden yaptığı rivayette de şöyle geçmektedir: "Nifastan çıkınca ona elli sopa vur" buyurdu.

 

 

[1883] Ebü Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Sizden birinin cariyesi zina eder ve zina ettiği ortaya çıkarsa ona sopa vursun ve azarlamasın. İkinci defa zina ederse yine sopa vursun ve azarlamasın. Sonra üçüncü defa zina eder ve zina ettiği belli olursa onu kıldan bir bağ karşılığında olsa bile satsın." Müslim'in rivayetinde, "Uçüncü defa zina ederse dördüncüsünde onu satsın. " buyurmuştur. İmam Malik, Abdullah b. Ayyaş'tan şöyle rivayet eder: Ömer b. Hattab (r.a.) bana Kureyşli genç bir kız hakkında emir verdi de emirlik tariyelerinden bazı cariyelere ellişer değnek vurduk. 

 

İkinci Cevap: Evli olmayan cariyeye zina ettiğinde had cezası uygulanmayacağı, te' dip maksatlı bir ceza verileceği görüşünde olanlara aittir. Bu, İbn Abbas (r.a.)'tan da rivayet edilmiştir. Tavlıs, Said b. Cübeyr, Ebu Ubeyd Kasım b. Selam, bir rivayette Davud-u Zahiri bu görüştedir. Onların dayanağı, ayetteki kayıttan çıkarılan manadır. Bu bir "mefhum-u şart" olup çoğunluğa göre hüccettir. Dolayısıyla bunlara göre ayetteki umumi mananın önünde tutulur.

 

 

[1884] Bunlar ayrıca Ebu Hureyre (r.a.) ile Zeyd b. Halid (r.a.)'tan rivayet edilen şu hadisi delil getirmişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e evli olmayan cariyenin zina etmesi soruldu; "Zina ederse ona değnek vurun. Tekrar zina ederse yine vurun. Sonra ise bir ip mukabilinde de olsa satın. " buyurdu. Bunu Buhari ile Müslim Sahih'lerinde rivayet etmişlerdir. Müslim'in rivayetinde, "İbn Şihab, 'Dafir, ip demektir' dedi" ifadesi yer almaktadır. Bunlar şöyle demişlerdir: Bu hadiste, evliler hakkında belirtildiği gibi, Kur’an' da evli cariyelerin cezasının diğer kadınların cezasının yarısı olduğu belirtildiği gibi belli bir miktar zikredilmemiştir. Böylece ayetle hadisin birlikte ele alınması şart olmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir. 

 

 

[1885] Bundan daha açığı Said b. Mansur'un İbn Abbas (r.a.)'tan yaptığı şu rivayettir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Muhsan olmadıkça -yani evlenmedikçe- hiçbir cariyeye ceza verilmez. Bir kocayla evlenip muhsan olursa ona diğer muhsan kadınların cezasının yarısı verilir. " Bunu İbn Huzeyme de merfU olarak rivayet etmiş ve "fakat merfu rivayeti hatadır. Bilakis bu İbn Abbas (r.a.)'ın sözüdür." demiştir. Bunu Beyhaki de Abdullah b. İmran'dan da rivayet etmiş ve İbn Huzeyme'nin söylediklerinin benzerini söylemiştir.

 

Bu görüştekiler şöyle demişlerdir: Hz. Ali ve Hz. Ömer (r.a.) hadiseleri ise belli durumlar hakkındadır (ve onlarda özel haller olup ona binaen istisnai hüküm verilmiş olması mümkündür). Ebu Hureyre (r.a.) hadisine ise birkaç yönden cevap verilir. Bir: İkisi arasındaki çelişkiyi gidermek için Ebu Hureyre (r.a.) hadisindeki cariyeden "evli cariye" kastedildiğini söyleriz. İki: Ebu Hureyre (r.a.) hadisindeki "ona had cezası versin" ifadesi bazı ravilerin rivayetlerinde yoktur. Bunun delili ise şudur ki o aynı zamanda üçüncü cevaptır: Bu iki sahabenin rivayetiyle, Ebu Hureyre (r.a.) hadisi ise bir sahabinin rivayetiyle gelmiş bir hadistir. İki sahabiden rivayet edilen hadis bir sahabiden rivayet edilen hadisin önünde tutulmaya daha layıktır.

 

 

[1886] Yine Nesai, Müslim'in koşullarını taşıyan bir senetle Abbad b.

Temim'den o da Bedir’e iştirak edenlerden olan amcasından şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cariye zina ettiğinde ona değnek vurun. Sonra tekrar zina "ederse yine vurun. Sonra tekrar zina ederse yine vurun. Sonra zina ederse bir ip mukabilinde de olsa satın. "

 

Dört: Ravilerden bazılarının hadisteki "celd" (sapa vurma) yerine "had" demiş olması mümkündür. Çünkü, ceza sopa atma olunca onun had cezası olduğunu düşünerek had cezası demiş olabilir. Veya "had" te'dip cezası manasında kullanılmış olabilir. Zina eden bir hastaya yüz küçük dallı bir sopayla bir defa vurmaya "had" ifadesi kullanıldığı gibi, veya İmam Ahmed b. Hanbel ve seleften bazılarına göre karısının izniyle karısının cariyesiyle zina edene yüz sopa atılmasına, te'dip ve ta'zir cezası olmasına rağmen "had cezası" denildiği gibi, burada da te'dip cezası için had ifadesi kullanılmış olabilir. Oysa hakiki had cezası bekara yüz sopa vurmak, evli zani veya lutilik yapanı taşlayarak öldürmektir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Nitekim İbn Mace ile Taberi-tefsirinde- Said b. Cübeyr'den şöyle rivayet etmişlerdir: "Evli olmadıkça zina ettiğinde cariyeye vurulmaz." Bu ondan sahih senetle gelen bir sözdür. O ne had ne başka hiçbir ceza verilmeyeceğini kastetmişse bu çok sıradışı bir görüştür. Sanki hadis kendisine ulaşmamış ve bunu ayetin mefhum-u muhalifinden almıştır. Ama kastı had cezasının verilmeyip te' dip ve ta'zir olarak cezalandırılması ise bu İbn Abbas (r.a.) ve bunda ona tabi olanların görüşü gibidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Üçüncü Cevap: Ayet-i kerime evli cariyeye hür kadının yarısı kadar ceza verileceği ne delalet etmektedir. Evli değilse Kur'an ve Sünnet'teki genel ifadeler yüz değnek vurmada onu da kapsamaktadır. Buna örnek "Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vurun. " (Nur, 2) ayetidir.

 

 

[1887] Ubade b. Saminen gelen şu hadis-i şerifte de bu tür genel ifadeler vardır: "Zina cezasının hükmünü benden alın, onu benden alın! Allah (c.c) o kadınlara bir yol verdi. Bekarın bekarla zina etmesinin cezası yüz değnek ve bir yıl sürgün edilmek, evlinin evli ile zinasının cezası ise yüz değnek ve taşlanarak öldürülmektir. " Bu hadis Sahih-i Müslim'de geçmektedir ve benzer birçok hadis vardır. Davud-u ZahirI’den rivayet edilen meşhur görüş de böyle olup bu son derece zayıftır. Çünkü Yüce Allah evli cariyelere hür kadınların cezasının yarısı olan 50 sopayı emrederken nasılolur da bekarlarınki daha ağır olur? Şeriatın bundaki kaidesi bunun aksidir. İşte sahabeler Şeriat-ı Muhammed'in sahibi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, evlenmemiş bir cariyenin hükmünü sorduklarında, "Ona sopa vurun" diye cevap vermiş, yüz dememiştir. Onun hükmü Davud-u Zahirl'nin söylediği gibi olsaydı bunu onlara açıklaması gerekirdi. Çünkü sahabeler bunu asıl, evli cariyelere yüz değnek cezası açıklanmadığından dolayı sormuşlardır. Yoksa onların "evli olmayan" demelerinin ne manası vardır? Çünkü ayet nazil olmasaydı ikisi arasında bir fark bulunmayacaktı. Fakat onlar iki hükümden birini bilince Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e diğerini sordular, o da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara onu bildirdi.

 

 

[1888] Nitekim BuhMi ve Müslim'de geçen bir hadise göre sahabeler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e o'na salat getirmeyi sorduklarında o (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Selam bildiğiniz gibidir" buyurdu. Bir rivayette ise şöyle geçmektedir: Yüce Allah'ın, "Ey mü'minler! Siz de ona saldvat getirin ve tam bir, teslimiyetle selam verin." (Ahzab, 56) buyruğu nazil olunca sahabeler, "Biz sana Selam'ı biliyoruz. Ama sana salatı nasıl söyleyeceğiz ... ?" diye sordular. Bu hadisteki soru da böyledir.

 

Ayetin mefhumuna dördüncü cevap: Bu da Ebu Sevr’e aittir. Çünkü onun görüşü Davud-u Zahiri'ninkinden birçok yönden daha sıra dışıdır. Zıra, o şöyle der: Cariye evlenip muhsan olursa zina yaptığında evli ve hür kadınların cezası olan recmin yarısını hak eder. Recm'in yarısı olmadığına göre zina ettiğinde evli cariyenin de recmle öldürülmesi gerekir. Evlenmeden önce zina ederse o durumda elli sopa vuruluro Ebu Sevr ayeti yanlış anlamış ve meselede cumhura muhalefet etmiştir. Hatta Ebu Abdullah eş-Şafii (rh.a) der ki: Hiçbir köle ve cariyeyeye recm cezası uygulanmayacağı hususunda Müslümanlar arasında hiçbir ihtilaf yoktur. Çünkü ayet, cariyelere evlilerin cezasının yarısının verileceğine delalet etmektedir. "el-Muhsanat" (evli kadınlarl'taki el tarif takısı ahdi (belli bir muhsanat'a delalet eden) olup, kasıt, ayetin başındaki, "Sizden, imaniz hür kadınlarla (muhsanat) evlenmeye gücü yetmeyen kimse" ifadesinde geçen "muhsanat"tır. Orada kastedilen muhsanat ise evli olup olmamalarına bakmaksızın sadece hür kadınlardır. Daha sonraki, "hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır)" ifadesi ise kastedilen cezanın yarıya bölünebilir bir ceza olan sopa vurmak olduğuna, recm olmadığına delalet etmektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1889] Sonra, İmam Ahmed, Ebu Sevr'in görüşüne cevap olarak Hasan b. Sa'd'ın, babasından yaptığı şu rivayeti zikretmiştir: Safiyye ile Yuhannes ganimetten elde geçirilen cariyelerdendi. Safiyye ganimetten bir adamla zina etti ve ondan bir oğlu oldu. Adam çocuğunu almak istemesi üzerine birlikte Hz. Osman (r.a.)’a giderek davalaştılar. Hz. Osman (r.a.) onları Hz. Ali (r.a.)'a gönderdi. Ali (r.a.) şöyle dedi: "Onlar hakkında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hükmüyle hükmediyorum:

 

Çocuk yatak sahibinindir ve zina eden mahrumdur." Sonra onlara ellişer değnek vurdu.

 

Şöyle de denilmiştir: Ayetin mefhumunda en yüksekten bahsedilerek en alta delalet edilmek istenmiştir. Mana şöyledir: Evli bile olsalar cariyelerin cezası, hür kadınların had cezasının yarısıdır. Evli olsun veya olmasınlar onlara hiçbir şekilde recm tezası verilmeyip, sünnet gereği iki durumda da sopa cezası verilir. Bunu "İfsah" yazarı söylemiş ve İbn Abdulhakem'in nakline göre İmam Şafii'ye nispet etmiştir. Bunu ondan Beyhaki de es-Sünen-ü Ve'lAsar kitabında nakletmiştir. Bu, ayetin lafzından uzak bir manadır. Çünkü biz had cezasının yarıya indirileceğini başka bir yerden değil sadece bu ayetten öğrendik. Öyle iken cezanın yarıya indirileceğini başka nereden bilebiliriz?

 

Şöyle de denilmiştir: Bilakis ayette ifade edilen şudur: Cariyenin evli olması durumunda ona cezayı sadece halife uygular. Bu durumda efendisinin ona had cezası vermesi caiz değildir. Ki bu İmam Ahmed b. Hanbel'in görüşüdür. Evli değilse efendinin ceza verme hakkı vardır. Her iki durumda da cezası hür kadınınkinin yarısıdır. Bu da isabetli olmaktan uzak bir görüştür. Çünkü ayetin lafzında buna delalet eden hiçbir şey yoktur. Bu ayet olmasaydı cariyelerin cezalarının yarı olacağını bilemezdik ve onlar zinanın had cezası olan ayetteki yüz değnek ile delilde sabit olduğu gibi recm cezasının genel kapsamında yer almaları vacip olurdu. Daha önce geçtiği üzere Hz. Ali (r.a.) da, "Ey insanlar! Evli olan veya olmayan tüm cariyelerinize had cezası verin" demiştir. Geçen hadislerin genel ifadelerinde de evli ile evli olmayan arasında bir ayrım yoktur.

 

 

[1890] Cumhurun delil gösterdiği Ebu Hureyre (r.a.) hadisi de buna delildir: "Sizden birinin cariyesi zina eder ve zinası ortaya çıkarsa ona had cezası uygulasın ve onu azarlamasın. "

 

Ayeti özetleyecek olursak; cariyenin zina etmesi hususunda bazı görüşler vardır.

Birinci Görüş: Evli olsun veya olmasın elli sopa vurulur. Sürgün edilip edilmeyeceğinde birkaç görüş vardır: a. Sürgün edilir. b. Sürgün edilmez. c. Hür kadın bir yıl sürgün edildiği gibi bu da yarım yıl sürgün edilir. Bu görüşler Şafii mezhebindedir. Ebu Hanife'ye göre ise had cezasının bir parçası olmayıp sadece ta'zir olarak verilen bir cezadır. Yöneticinin görüşüne bağlı olup dilerse erkek ve kadınlara yapar, dilerse yapmaz. İmam Malik’e göre ise sürgün cezası sadece erkeklere uygulanır. Bu kadınlara uygulanmaz. Çünkü bu, sürgün edileni koruma maksadına aykırıdır. Sürgünle alakalı varit olan hadisler de kadın değil erkekler hakkındadır.

 

 

[1891] İmam Buhari'nin Ubade ile Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettiği, "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) evli değilken zina eden kimse hakkında bir yıl sürgün ve had cezası (100 değnek) ile hükmetti" hadisi (ifadedeki umumilik) ise mana ve hikmetle tahsis edilir. Yani, sürgünden kasıt zina eden kimseyi (zina ortamından uzak tutarak) korumaktır. Kadınlarda ise böyle bir durum yoktur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İkinci Görüş: Cariye zina ettiğinde evli ise elli değnek vurulur, sayısı belli olmayan bir ta'zir cezası olarak da dövülür. Evli değilse -daha önce geçen Taberi'nin Said b. Cübeyr'den rivayetindeki gibi- vurulmaz. Eğer sürgün de edileceğini söylüyorsa te'vil sonucu ayrı bir görüş olur. Öyle değilse o da ikinci görüş gibidir.

Üç: Evliyse yüz, bekarsa elli sopa vurulur. Davud-u Zahiri'den meşhur rivayet olan bu görüş en zayıfıdır.

 

Dört: Evli değilse elli sopa vurulur, evliyse recmedilir. Bu görüş de zayıftır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

(Tekrar ayetin tefsirine dönecek olursak;) "Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir." Yani, cariyelerle evlenmek zikredilen şartlarda sadece, zinaya düşmekten korkan, cinsel ilişkiye girmemek için sabretmekte güçlük çeken, bu sebeplerden dolayı günaha giren kimseler hakkındadır. Bu durumda onun cariyeyle evlenmesi caizdir. Fakat onunla evlenmeyi bırakır ve zinaya düşmemek için büyük gayret sarf ederse bu onun için daha hayırlıdır. Çünkü onunla evlendiğinde doğan çocuklar cariyenin efendisinin köleleri olurlar. Fakat kocası Arapsa İmam Şafii'nin ilk mezhebine göre çocukları köle olmazlar. O yüzden Yüce Allah "Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir" buyurmuştur. Cumhur-u ulema cariyelerle evlenmenin ancak hür adamın kadınlarla evlenme gücünün olmaması ve zinaya düşmekten korkması şartıyla caiz olduğuna bu ayeti delil gösterirler. Çünkü onlarla evlenmekte adamın çocuklarının köle olması, hür kadınları bırakıp, daha düşük özelliklere sahip kadınlarla evlenmek gibi etme gibi zararlar vardır. Ancak Ebu Hanife ile arkadaşları bu iki hususun şart koşulması konusunda cumhura muhalefet ederek şöyle demişlerdir: Adam hür bir kadınla evli değilken, hür kadınla evlenebilme maddi imkanına sahip olsun veya olmasın, zinadan korksun veya korkmasın mü'min cariye ve Ehl-i kitap'tan bir kadınla evlenebilir. Onların bu konudaki delilleri Allah'ın (c.c), "Mü'min kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da ... size helaldir" (Maide, 5) ayetidir. Zıra, "İffetli kadınlar" ifadesi hür kadınları ve cariyeleri kapsamaktadır. Genel olan bu ayet aynı zamanda cumhurun söylediğine de kuvvetli şekilde delalet etmektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

26. Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak, sizi sizden önceki (iyi) lerin yollarına iletmek ve sizi bağışlamak istiyor. Allah hakkıyle bilicidir, yegane hikmet sahibidir.

27. Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine (kötü arzularına) uyanlar ise büsbütün yoldan çıkmanız! isterler.

28. Allah yükünüzü hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.