|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 92 ve 93.ayetler |
Mü'mini Öldürmek:
92. Yanlışlıkla olması
dışında bir mü'minin bir mü'mini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir
mü'mini öldüren kimsenin de mü'min bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim
edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Ancak ölünün ailesinin o diyeti
bağışlamış olması başka (bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mü'min
olduğu halde, size düşman olan bir topluluktan ise mü'min bir köle azat etmek
gerekir. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine
teslim edilecek bir diyet ve bir mü'min köleyi azat etmek gerekir. Bunları
bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peş peşe
oruç tutması lazımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
93. Kim bir mü'mini
kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap
etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.
Tefsiri:
Yüce Allah hiçbir
mü'minin, mü' min kardeşini hiçbir şekilde öldürme hakkının bulunmadığını
bildiriyor.
[2168] Nitekim Buharive
Müslim'in, Sahih'lerinde, İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ''Allah'tan
başka hiçbir ilah bulunmayıp benim O'nun elçisi olduğuma şehadet eden hiçbir
Müslüman'ın kanı şu üç şeyden biri olmadıkça helal olmaz. Bunlar cana karşılık
can (kısas gerektiren durum), evli iken zina etmek ve dininden ayrılıp mensubu
olduğu İslam toplumunu terk etmektir. "
Fakat bir kimseden bu üç
şeyden biri sadır olursa halktan fertlerin onu öldürme hakkı yoktur. Bu yetki
sadece imamın (Müslüman yönetici) veya onun vekilinindir.
"Yanlışlıkla olması
dışında" ifadesindeki istisnanın, şu şiirde de olduğu gibi munkatı'
istisna olduğu söylenmiştir: O uzak bir yere yolculuk yapmamış ve üzerinde
yolculuk resimleri bulunan,
İnce elbiselerin
etekleri dışında hiçbir yere basmamış bir beyaz tenlidir.
Bunun birçok örneği
vardır.
Ayetin nüzul sebebi hakkında
ihtilaf edilmiştir. Mücahid ve bazıları şöyle demişlerdir: Ayet, Ebu Cehil'in
ana bir kardeşi Ayyaş b. Ebu Rebia hakkında nazil oldu ki anneleri Muharibe
kızı Esma' dır. Zira Ayyaş, Ebu Cehil ile bir olarak
kendisine işkence eden Haris b. Yezid el-Amiri'yi öldürmüştü. Çünkü bu
işkencelerinden dolayı ona kötü duygular besliyordu. Haris daha sonra Müslüman
oldu ve hicret etti. Fakat Ayyaş bunu bilmiyordu. Fetih günü onu görünce eski
dini üzere olduğunu sandı ve üzerine saldırarak öldürdü. Bunun üzerine Allah
(c.c) bu ayeti nazil etti.
[2169] Abdurrahman b.
Zeyd der ki: Ayet, Ebu Derda (r.a.) hakkında nazil oldu. Birine kılıç çekip tam
öldüreceği zaman adam şehadet getirdiği halde Ebu Derda onu öldürmüştü. Bu Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e söylediğinde Ebu Derda (r.a.),
"O bunu sadece korunmak için söyledi" demiş, Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de, "Bari adamın kalbini yarsaydın!"
buyurmuştu. Bu olay, Sahih-i Buhari'de başka bir sahabinin yaptığı bir hareket
olarak yer almaktadır.
Mü'mini Hatayla
Öldürmenin Cezası:
"Yanlışlıkla bir
mü'mini öldüren kimsenin de mü'min bir köle azot etmesi ve ölenin ailesine
teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir." Yanlışlıkla adam öldürmeden
dolayı bu iki şey gerekir. Bunlardan biri, hatayla da olsa bu büyük günahı
işleyen kişinin kefaret ödemesidir. Bunun şartı azat edilenin
mü' min olmasıdır. Dolayısıyla kafir bir köle
azat etmekle kefaret ödenmiş olunmaz. Aynı manada Taberi de İbn Abbas (r.a.),
Şa'bi, İbrahim en-Nehai ve Hasan-ı Basri'den, "İmanı tercih edebilecek
yaşta olmayan çocuk kölenin azadı da kefaret yerine geçmez" demişlerdir.
Abdurrezzak, Ma'mer kanalıyla Katade'den şöyle nakletmiştir: Übeyy'in
mushafında şöyle yazılıydı: "Mü' min bir köle azat etmesi gerekir, çocuk
azat etmek kefaret yerine geçmez.'' İmam Taberi de iki Müslüman ebeveynden olma
çocuğun azat edilebileceği görüşünü tercih etmiştir. Cumhur ise küçük olsun
büyük olsun Müslüman olan herkesin azadıyla kefaretin ödenmiş olacağı
görüşündedir.
[2170] İmam Ahmed b.
Hanbel, Abdullah b. Abdullah'tan Ensar'dan birinin kendisine şöyle anlattığını
nakleder: Zenci bir cariyeyi yanıma alıp gittim ve "Ya Resulallah! Benim
bir mü'min köle azat borcum var. Sen bunu mü' min
olarak görüyorsan azat edeyim" dedim. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) kıza, "Sen Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet
ediyor musun?" diye sordu, o "Evet" dedi. Allah Resulü,
"Benim Allah'ın elçisi olduğuma şehadet ediyor musun?" diye sordu,
kız "Evet" dedi. "Ölümden sonra tekrar diriltilmeye iman ediyor
musun?" diye sordu, kız yine, "Evet" dedi. Bunun üzerine Allah
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bunu azat et!" buyurdu.
Hadisin senedi sahihtir. Sahabenin bilinmemesinin de hadisin sıhhatine bir
zararı yoktur.
[2171] İmam Malik'in
el-Muvatta'sında, İmam Şafii ile İmam Ahmed'in Müsned'lerinde, Sahih-i Müslim,
Sünen-i Ebu Davud ve Sünen-i Nesai'deki Muaviye b. Hakem'den rivayet edilen
hadise göre; bu siyahi cariyeyi getirince Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, ''Allah nerede?" diye sordu.
"Semada (yukarıda, yücelerde)" dedi. "Ben kimim?" diye
sordu. "Sen Allah'ın Resulüsün" dedi. Bunun üzerine Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) adama, "Bunu azat et. Çünkü mü'mindir"
buyurdu.
"Ölenin ailesine
teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir." Hatayla adam öldürmenin
ikinci cezası olan diyet, katil ile maktulün akrabaları arasında gerçekleşir.
Bu, yakınlarını kaybetmelerinin telafisi için konulan bir hükümdür. Bu diyet
beşe bölünür.
[2172] Nitekim İmam
Ahmed b. Hanbel ile Sünen sahipleri İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmişlerdir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hatayla öldürme
diyetinde iki yaşına girmiş yirmi dişi deve, iki yaşına girmiş yirmi erkek
deve, üç yaşına girmiş yirmi tane deve, dört yaşını tamamlamış yirmi erkek deve
ve dört yaşına girmiş yirmi dişi deve olarak hükmetti. Bu
Nesai'nin rivayetindeki ifadedir. Tirmizi: Hadisin bildiğimiz merfu şeklindeki
tek rivayeti budur. Normalde ise İbn Mes'ud'un kendi hükmü olarak rivayet
edilmiştir, demiştir. Hz. Ali ve bir grup ilim ehlinden de böyle rivayet
edilmiştir. Bazıları ise bunun dört tür olduğunu söylemişlerdir.
Bu diyet katilin
malından ödenmesi gereken değil, baba tarafından akrabalarının üzerinde bir
görevdir. İmam Şafii, "Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
diyeti katilin erkek akrabaları üzerine hükmettiğinden farklı bir şey söyleyen
hiç kimse bilmiyorum" demiştir. Bu, birçok hadiste sabittir.
[2173] Bunlardan biri
Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan yaptıkları şu rivayettir: Hüzeyl
kabilesinden iki kadın birbiriyle kavga ederlerken biri diğerine bir taş
fırlattı ve hem anneyi, hem de karnındaki yavruyu öldürdü. Taraflar Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hükmüne başvurdular. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ceninin diyetinin bir köle veya cariye olarak
verilmesine, kadının diyetinin ise baba tarafından akrabalarınca (akile)
ödenmesi gerektiğine hükmetti. Bu, "yanlışlık ve kasıtlı arası
öldürme"nin (öldürme aleti dışında bir şeyle öldürmenin) diyet bakımından
hükmünün de aynı olmasını gerektirmektedir. Fakat bunda kasıtlı öldürmeye
benzediğinden ondaki gibi üç grup deve gerekir.
[2174] Nitekim İmam
Buhari, Abdullah b. Amr (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Halid b. el-Velid'i Cezime oğullarına gönderdi. Halid onları
İslam'a davet etti. "Müslüman olduk" sözünü güzel telaffuz edemeyip
"sabi olduk", yani dinimizi değiştirdik dediler. Bunun üzerine Halid
b. el-Velid onların kimisini öldürmeye, kimisini esir almaya koyuldu. Bizden
her birine de esirini teslim etti. Nihayet bir gün Halid her birimizin esirini
öldürmesini emretti. Ben, "Allah'a yemin ederim kendi esirimi
öldürmeyeceğim. Arkadaşlarımdan hiç kimse de kendi esirini öldürmeyecek"
dedim. Nihayet Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna vardık.
Olanı ona anlattık.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ellerini kaldırarak iki defa,
"Allah'ım! Halid'in yaptıklarından uzak olduğumu sana arzediyorum" buyurdu.
Bu hadisten devlet başkanı veya vekilinin hatayla yaptığı öldürmelerde diyetin
beytülmalden ödeneceği sonucu çıkmaktadır.
i
"Ancak ölünün
ailesinin o diyeti bağışlamış olması başka." Yani, bunda diyetin maktulün
ailesine teslimi gerekir. Fakat ailesi diyeti bağışlarsa katilin akrabalarının
onu vermeleri gerekmez.
"Eğer öldürülen
mü'min olduğu halde, size düşman olan bir topluluktan ise mü'min bir köle azat
etmek gerekir." Yani, öldürülen (maktu!) mü'minlerden, ancak akrabaları
ehl-i harpten kafir kimseler ise onlara diyet ödemek
gerekmez. Bu durumda katilin yapması gereken tek şey mü'min bir köleyi azat
etmektir.
"Eğer kendileriyle
aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise", yani, öldürülenin akrabaları
kendileriyle zimmet veya sulh akdi yapılmış kafirlerse,
öldürülen yakınlarının diyetini alma hakları vardır. Eğer maktul mü'min ise tam
diyet ödemek gerekir. Bazı alimlere göre kafirse de
böyledir. Diğer görüşe göre kafirin diyeti Müslüman'ın
diyetinin yarısı, başka bir görüşe göre ise üçte biridir. Bunlar "Ahkam" kitabımızda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Katilin aynı zamanda mü' min bir köle azat etmesi gerekir.
"Bunları bulamayan
kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutması
lazımdır. "Yani, hiçbir gün ara vermeden iki ayın sonuna kadar her gün
oruç tutması gerekir. Hastalık, hayız ve nifas gibi bir özrü bulunmadığı halde
oruca ara verirse baştan başlar. Yolculuğun kesintisizliği bozup bozmadığı
konusunda ise ilim ehli ikiye ayrılmıştır.
''Allah tarafından
tevbesinin kabulü için", yani hatayla adam öldüren kimsenin köle azat etme
imkanı olmadığında peş peşe tutacağı iki ay oruç onun
tevbesi yerine geçer.
Oruç tutamayan kimsenin
ne yapacağı, zıhar kefaretinde olduğu gibi altmış yoksula yemek mi yedireceği
hususunda iki görüş vardır. Bunlardan birine göre, zıhar kefaretinde
belirtildiği gibi böyle yapar. Burada zikredilmemesi ise tehdit, korkutma ve
uyarı makamı olduğundan dolayıdır. Zira yoksulu doyurmakta kefareti
kolaylaştırma ve ruhsat bulunduğundan onun böylesi bir yerde zikredilmesi uygun
olmamıştır. İkinci görüşe göre ise yemek yedirmez. Çünkü bu vacip olsaydı Minme
ihtiyacından sonraya ertelenmezdi.
''Allah her şeyi
bilendir, hikmet sahibidir." Bunun tefsiri daha önce birçok defa geçti.
Bir Mü'mini Kasten
Öldürmek:
Yüce Allah hatayla adam
öldürmenin ardından şimdi de kasten adam öldürme konusuna geçerek şöyle
buyuruyor: "Kim bir mü'mini kasten öldürürse cezası. ..
" Bu, Allah'ın kitabının birçok yerinde Allah'a ortak koşmakla birlikte
anılan böylesi büyük bir günahı yapan kimseye yönelik şiddetli bir tehdit ve
vurgulu bir gözdağıdır. Zira Allah (c.c) Furkan suresinde (şirk
ile adam öldürmeyi birlikte zikrederek şey şöyle buyurmuştur: "Yine onlar
(Rahman'ın has kulları) ki Allah ile beraber (tuttukları) başka bir ilaha
yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina
etmezler. Bunları yapan, günahımın cezasını)
bulur." (Furkan, 68) Başka bir ayette de, "De ki: Gelin Rabbinizin
size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın,
ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de
onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de
yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın!" (En'am,
151) buyurmuştur. Adam öldürmeyi yasaklayan ayet ve hadisler bir hayli çoktur.
[2175] Bunlardan biri
Buhari ile Müslim'in İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet ettikleri Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisidir: "Kıyamet günü insanlar
arasında ilk görülecek dava kan davasıdır. "
[2176] Ebu Davud'un
Ubade b. Samit (r.a.)'tan rivayet ettiği bir hadiste de Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Mü'min, haram bir kan dökmedikçe Allah'a
itaatte koşar haldedir ve salihlerdendir, Haram kan dök.' tüğünde ise öylece
kalakalır. " buyurmuştur.
[2177] Başka bir hadiste
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Vallahi, Allah katında
dünyanın yok olması tek bit-Müslüman'ın öldürülmesinden daha basit bir
olaydır" buyurmuştur.
[2178] Başka bir
hadiste, "Yer ve gök ehli toplanıp Müslüman birini öldürmek için
birleşseler Allah (c.c) onları dosdoğru cehenneme yuvarlar" buyurmuştur.
[2179] Başka bir
hadiste, "Kim yarım kelimeyle de olsa bir Müslüman'ın öldürülmesine yardım
ederse kıyamet günü alnında 'Allah'ın rahmetinden ümit kesmiş kişi' yazılı
olarak gelir" buyurmuştur.
İbn Abbas (r.a.) da bir
mü'mini kasten öldüren kimsenin tevbesinin kabul edilmeyeceği görüşündeydi.
[2180] Nitekim İmam
Buhari, Said b. Cübeyr'den şöyle nakleder:
Kufeliler bir konuda
ihtilaf ettiler. Ben de Kufe'ye gidip İbn Abbas (r.a.)'ın yanına vardım ve bunu
sordum. Şöyle dedi: Bunun hakkında "Kim bir mü'mini kasten öldürürse
cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir" ayeti nazil oldu. Bu son
inen ayettir ve hiçbir şeyonu neshetmemiştir." Bunu Müslim ve Nesai de
rivayet etmiştir. Ebu Davud, Ahmed b. Hanbel kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan
şöyle rivayet etmiştir: "Kim bir mü'mini kasten öldürürse cezası, içinde
ebediyen kalacağı cehennemdir ... " ayetini
hiçbir şey neshetmedi. Taberi, Abdurrahman b. Ebza'dan şöyle nakleder:
İbn Abbas (r.a.)'a,
"Kim bir mü'mini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı
cehennemdir" ayeti soruldu. "Bunu hiçbir şey neshetmedi" diye
cevap verdi. İbn Abbas (r.a.), "(Rahman'ın has kulları)". Allah'ın
haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan,
günahı(nın cezasını) bulur" (Furkan, 68) ayeti hakkında da "Müşrikler
hakkında nazil oldu" demiştir. Taberi, Said b. Cübeyr'den şöyle rivayet
eder: İbn Abbas (r.a.)'a, "Kim bir mü'mini kasten öldürürse cezası, içinde
ebediyen kalacağı cehennemdir" ayetini sordum, şöyle cevap verdi:
Bir adam İslam'ı ve
İslam hükümlerini tanıyıp bildikten sonra bir mü'mini kasten öldürürse cezası
cehennemdir ve tevbesi kabul edilmez" dedi. Bunu Mücahid’e söyledim,
"Fakat pişman olan başka" dedi.
[2181] Taberi, Salim b.
Ebu Ca'd'dan şöyle nakleder: Gözü kör olduktan sonra İbn Abbas (r.a.)'ın
yanındaydık Bir adam gelerek, "Ey İbn Abbas, bir mü'mini kasten öldüren
kimse hakkında ne dersin?" dedi. İbn Abbas (r.a.), "Kim bir mü'mini
kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir" ayetini
okudu. Adam, "Peki tevbe eder, salih ameller işler, sonra doğru yola
ererse?" dedi. İbn Abbas (r.a.), "Annesi onu kaybetsin. Onun tevbesi
ve doğru yolu bulması ne mümkün! Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki ben
peygamberinizi şöyle derken işittim: 'Annesi kaybedesice! Mü'min birisini
kasten öldüren kimse kıyamet günü Rahman'ın Arş'ı önünde bir yandan kan
fışkıran boyun damarını tutar, diğer eliyle de katiline yapışır ve "Ey
Rabbim, ona beni niçin öldürdüğünü sor' der. Abdullah'ın canını elinde tutan
Allah'a yemin olsun ki bu ayet indi ve peygamberiniz vefat edene kadar hiçbir
ayet onu neshetmedi. Bundan sonra hiçbir delil nazil olmadı.
[218Z] Imam Ahmed b.
Hanbel, Salim b. Ebi Ca'd'dan şöyle nakletmiştir: İbn Abbas (r.a.)'a gelerek,
"Birisini kasten öldüren kimse hakkında ne dersin?" diye sordu. İbn
Abbas (r.a.) şöyle cevap verdi: "Cezası, içinde eb edi yen kalacağı
cehennemdir." Bu ayet son inen ayetlerdendir. Allah'ın Rasulü vefat edene
kadar hiçbir şey bunu neshetmedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
sonra da vahiy inmedi. Adam, "Peki tevbe ve iman eder, salih ameller
işleyip doğru yolu bulursa ne dersin?" dedi. İbn Abbas (r.a.) şöyle cevap
verdi: Onun tevbesi ne mümkün! Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i
şöyle buyururken işittim: ''Annesi kaybedesice! Birisini kasten öldüren adam
kıyamet günü kimse Rahman'ın Arş'ı önünde bir yandan kan fışkıran boyun
damarını tutar, diğer eliyle de katiline yapışır ve "Ey Rabbim, kuluna
beni niçin öldürdüğünü sor!" der. " Bunu Nesai ve İbn Mace de rivayet
etmişlerdir. Bu İbn Abbas (r.a.)'tan birçok tarikten rivayet edilmiştir.
Katilin tevbesinin olmadığı görüşünde olan selef-i salihinden bazıları Zeyd b.
Sabit, Ebu Hureyre, İbn Ömer, Ebu Seleme b. Abdurrahman, Ubeyd b. Umeyr,
Hasan-ı Basri, Katade ve Dahhak b. Müzahim'dir. Bunu İbn Ebi Hatim nakletmiştir
ve bu konuda çok sayıda hadis vardır.
[2183] Bunlardan biri
Hafız İbn Merduyeh'in, Tefsir'inde İbn Mes'ud (r.a.)'tan yaptığı şu rivayettir:
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Maktul
(öldürülen kişi) kıyamet günü katiline yapışmış, başını diğer eliyle tutmuş
halde ve 'Rabbim, buna sor, beni neden öldürmüş?' diyerek gelir. Katil, 'Onu
izzet ve şeref senin olsun diye öldürdüm' der. Allah (c.c), 'İzzet elbette bana
aittir' buyurur. Başka biri de katiline yapışmış halde ve "Rabbim, buna
sor, beni neden öldürmüş?" diyerek gelir. Katil, 'İzzet ve şeref filanın
olsun diye' der. Allah (c.c), 'İzzet ona ait değildir' buyurur. Ardından katil
yetmiş yıl cehennem’in çukuruna iner. " Bunu Nesai de farklı bir senetle
rivayet etmiştir.
[2184] İmam Ahmed b.
Hanbel, Muaviye'den şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Allah'ın her günahı affı umulur.
Fakat kafir olarak ölen ile bir mü'mini kasten öldüren
kimse bundan müstesnadır. " Bunu ayrıca Nesai de farklı bir senetle
rivayet etmiştir.
[2185] İbn Merduyep, Ebu
Derda (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i
şöyle buyururken işittim: ''Allah, müşrik olarak ölen veya bir mü'mini kasten
öldüren dışında her günahı affedebilir." Hadis bu tarikten garip olup
mahfuz olan bir önceki Muaviye (r.a.) hadisidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[2186] İbn Merduyeh daha
sonra İbn Abbas (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
dediğini rivayet etmiştir: "Kim bir mü'mini kasten öldürürse Allah'ı inkar etmiş (kafir) olur. " Bu da yine münkerdir.
Senedi hakkında olumsuz çok şeyler söylenmiştir.
[2187] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ukbe b. Malik'ten şöyle rivayet etmiştir:
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bir askeri birlik gönderdi. Bunlar bir topluluğa saldırdılar.
Birisi kalabalıktan sıyrılıp gitti. Müslümanlardan biri de kılıcını çekip takip
etti. Topluluktan ayrılan adam, "Ben'Müslüman'ım" dediyse de sözünü
dinlemeyerek vurup öldürdü. Bu olay Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)’e ulaşınca çok ağır sözler söyledi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in sözü katile ulaşmış. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
hutbede iken, "Vallahi, söylediğini sadece öldürülmekten korunmak için
yaptı" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yüzünü ondan ve o
tarafta bulunan kişilerden çevirdi ve hutbesine başladı. Adam yine
sabredemeyerek üçüncü defa, "Vallahi, söylediğini sadece öldürülmekten
korunmak için yaptı" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yüzündeki hoşnutsuzluk ifadesiyle ona dönerek üç defa, "Şüphesiz Allah,
mü'min birini öldürenden yüz çevirmiştir" buyurdu. Bunu Nesai de rivayet
etmiştir.
Selefi ve halefiyle
ümmetin büyük çoğunluğu ise katilin, kendisi ile Yüce Allah arasında tevbe imkanının olduğu, dolayısıyla tevbe edip dönmesi, korku ve
saygı içinde olup salih ameller işlemesi durumunda Allah'ın onun günahlarını
sevaplara dönüştüreceği, maktulün ondan alacağını da verip arzularına
eriştireceği ve böylece razı edeceği görüşündedirler. Zira Yüce Allah
"Yine onlar ki Allah ile beraber (tuttukları) başka bir ilaha
yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina
etmezler. Bunları yapan, günahı(nın cezasını) bulur, kıyamet günü azabı kat kat
arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır. Ancak tevbe ve
iman edip salih amel işleyenler iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah
onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin
merhamet sahibidir. Kim tevbe edip salih amel işlerse, şüphesiz o, tevbesi
kabul edilmiş olarak Allah'a döner" (Furkan, 68-71)
buyurmuştur. Ayette bahsedilen bir haberdir ve dolayısıyla neshedilmesi veya
müşrikler hakkında olduğu şeklinde yorumlanması caiz değildir. Mü'minler
hakkında olduğu şeklindeki yorum da zahirdeki manaya ters olup bu yorum delile
ihtiyaç duyar. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Yüce Allah, "De ki: Ey kendi
nefislerine zulmetmekte haddi aşan kulları m, Allah'ın rahmetinden ümidinizi
kesmeyin" (Zümer, 53) buyurmaktadır. Bu ise küfür, şirk, şüphe, nifak,
öldürme, fasıklık ve başka şeyleri kapsayan genel bir ifadedir. Her kim
bunlardan hangisinden tevbe ederse Allah (c. c) tevbesini kabul eder. Yüce
Allah yine, "Allah kendisine ortak koşmayı bağışlamaz. Bundan başkasını
dilediğine bağışlar" (Nisa, 48) buyurmuştur. Bu ise şirk dışında tüm
günahlar hakkında geneldir. Bu ayetin bu surede adam öldürme ayetinden önce ve
sonra iki kez zikredilmesi de bu ümidi kuvvetlendirmek içindir. Doğrusunu en
iyi Allah bilir.
[2188] Buhari ve
MUslim'de yüz kişiyi öldüren, sonra bir alime
"Benim tevbe imkanım var mı?" diye soran İsrailoğullarından birinin
kıssası yer almaktadır. Kıssada alim ona,
"Seninle Allah arasına kim girebilir ki!" demiş, sonra Allah'a ibadet
ediPen bir yere gitmesini tavsiye etmiş, o da yolda giderken ölünce onu rahmet
melekleri almıştır. Bunu birçok defa zikrettik. İsrailOğullarında öyleydiyse,
bu ümmette de bundan tevbe edenlerin tevbesi kabul edilmeye daha layık ve daha
evladır. Çünkü Allah (c.c) onlara yüklemiş olduğu yükleri ve mükellefiyetleri
bizden kaldırmış, peygamberimizi hoşgörülü ve kolay Hanif bir şeriatla
göndermiştir.
"Kim bir mü'mini
kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir" ayetine
gelince; Ebu Hureyre (r.a.) ve bir grup seleften rivayet edildiğine göre
manası, "Allah onu cezalandıracak olursa cezası böyledir"
şeklindedir.
[2189] Nitekim İbn
Merduyeh, kendi senediyle Ebu Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in bir hadisini rivayet etmiştir, fakat sahih değildir. Bu
tefsire göre ayetin manası, "eğer cezası verilecek olursa adam öldürmenin
cezası budur" şeklindedir. Ancak ("diğer amelleriyle tartılıp ağır
basana göre bu cezayı alır veya almaz" diyen) muvazene görüşü veya
("adam öldürmesi salih amellerini siler ve ona göre ceza alır" diyen)
ihbat görüşünde olanlara göre, yaptığı salih amellerin cezayı kendisine
ulaşmaktan engellediği ve ona karşı direndiğini söylemek mümkündür. Ayetteki
tehdit hakkında yapılacak isabetli açıklama budur. Doğrusunu ise en iyi Allah
bilir.
İster İbn Abbas (r.a.)
ve aynı görüşü paylaşan kişilerin görüşüne göre katilin cehenneme gireceğini
varsayalım, isterse cumhurun görüşüne göre kendisini kurtaracak salih amelinin
olmadığını düşünelim, o durumda da cehennemde sonsuza dek kalmaz. Bilakis
ayette ifade edilen "hulud" uzun süre kalmaktır.
[2190] Nitekim Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Kalbinde en küçük zerre
ağırlığı iman bulunan cehennemden çıkar" buyruğu mütevatir yollarla
ulaşmış bir hadistir.
[2191] Muaviye kanalıyla
rivayet edilen "Her günahı Allah’ın affetmesi umulur. Fakat kafir olarak ölen ve bir mü'mini kasten öldüren kimse bundan
müstesnadır" hadisine gelince; "asa" (umulur) edatı ümit
beslemeyi ifade eder. İkisinin toplamından ümit kesilmesi içlerinden biri, yani
zikrettiğimiz delillerden dolayı adam öldüren hakkında ümit beslemeye engel
değildir. Kafir olarak ölen ise, nasslar Allah'ın onu
asla affetmeyeceğini ifade etmektedir.
Maktulün kıyamet günü
katilden hak talep etmesi ise kul haklarından olup tevbeyle düşmez. Bu hususta
öldürülen, malı çalınan, gasp edilen, iftira atılan ve başka şekillerde hakkına
geçilen kimseler arasında fark yoktur. Çünkü bunların tevbeyle düşmeyeceğinde,
tevbenin geçerli olması için hak sahiplerine haklarını iade etmesinin şart
olduğunda icma edilmiştir. Bu mümkün olmazsa, kıyamet günü kaçınılmaz olarak
hak talebiyle karşılaşılır. Fakat hak talebinde bulunmak mutlaka ceza
verileceği anlamına gelmez. Çünkü katilin, hepsi veya bir kısmı maktule
verildikten sonra geriye kalanla kendisini cennete götürecek kadar çok salih
amelleri olabilir. Veya Allah (c.c) alacaklıya, alacakları yerine cennet
köşklerinden ve nimetlerinden dilediği kadar verebilir, oradaki derecesini
yükseltebilir veya benzer ihsanlarda bulunabilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Kasten Adam Öldürmekle
ilgili Hükümler:
Sonra, kasten adam
öldüren le ilgili bir takım dünyevi ve uhrevi hükümler vardır.
Dünyevi hükümlerden biri
öldürülenin ailesine katile karşı bir takım tasarruf yetkilerinin verilmiş
olmasıdır. Yüce Allah, "Kim zulmedilerek öldürülürse; gerçekten biz, onun
velisine bir hak tanımışızdır" (İsra, 33) buyurur. Fıkıh kitaplarında
ifade edildiği gibi maktulün ailesi katili öldürmek, affetmek ve ağır diyet
almaktan birini seçmekte muhayyerdirler ki diyet otuz adet dört yaşını
tamamlamış erkek deve, otuz adet dört yaşına girmiş dişi deve ve kırk adet de
hamile deve olmak üzere üç çeşit devedir.
İmamlar kasten adam
öldüren kimsenin -daha Önce hatayla öldürme konusunda geçtiği gibi- kefaret
olarak bir köleyi azat etme veya peş peşe iki ay oruç tutma veyahut yoksula
yemek yedirmesinin vacip olup olmadığı hususunda iki görüşe ayrılmıştardır.
İmam Şafii ve takipçileriyle bazı alimler, "Evet,
bunu yapması vaciptir. Çünkü bu hatayla adam öldürme de vacip olduğuna göre
kasten adam öldürme de vacip olması daha evladır" demişler ve bunu gamus
yemine (geçmişe dair bile bile yalan yemin etmek) kıyas etmişlerdir. Hatayla
terkinde namazın kazasının gerektiğinde icma edildiği gibi kasten terkinde de
gerektiği meselesiyle de görüşlerini güçlendirmişlerdir. İmam Ahmed b. Hanbel'in
takipçileriyle bazı alimlerse, "Kasten adam
öldürmek kefaretle silinemeyecek kadar büyük bir günah olduğundan onda kefaret
yoktur. Gamus yemin de böyledir" demişlerdir. Ancak, bunların bu iki
meseleyle namazı kasten terk etmeyi birbirinden ayırma imkanları
yoktur. Çünkü onlar namazı kasten terk ettiğinde kazasının gerekli olduğunu
söylemektedirler.
[2192] Kasten adam
öldürme de kefaretin vacip olduğu görüşünde olanlar İmam Ahmed b. Hanbel'in Vasile b. Eska'dan rivayet ettiği şu hadisi delil
göstermişlerdir: Beni Süleym kabilesinden bir grup Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Bir arkadaşımız cehennemi hak ettiren bir iş
yaptı" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Öyleyse, Allah’ın her bir uzvuna karşılık onun bir uzvunu cehennemden
kurtaracağı bir köle azat etsin" buyurdu.
[2193] İmam Ahmed b.
Hanbel, Garif b. Deylemi'den şöyle nakleder:
Vasile b. Eska'a giderek "Bize Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den işittiğin bir hadisi söyle" dedik. Cehennemi hak ettirecek
bir şey yapan arkadaşımız için Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
gitmiştik. "Onun adına bir köle azat edin ki Allah her bir uzvuna karşılık
onun bir uzvunu cehennemden azat etsin" buyurdu. Bunu Ebu Davud ve Nesai
de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un rivayetindeki ifade ise şöyledir: Vasile b. Eska'a giderek, "Bize hiçbir ekleme ve
çıkarma bulunmayan bir hadis söyle" dedik. Vasile
buna öfkelenerek, "Sizden biri Kur'an-ı Kerimevinin duvarında asılı iken
onu fazla ve eksik okuyor mu ki?" dedi. "Biz sadece Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işittiğin bir hadisi söylemeni
istemiştik" dedik. Vasile şöyle anlattı:
Cehennemi hak ettirecek
bir iş yapan arkadaşımız için Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
gittik. Prygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Onun adına bir köle azat
edin ki Allah (kölenin) her bir uzvuna karşılık onun bir uzvunu cehennemden
azat etsin" buyurdu.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki
kullan |