|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 95 ve 96.ayetler |
Cihad Edenlerin
Dereceleri:
95. Mü'minlerden -özür
sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler
bir değildir. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından
oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vaad
etmiştir; ama mücahitleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
96. Kendinden dereceler,
bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Tefsiri:
[2202] İmam Buhari, Bera
b. Azib'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Mü'minlerden
oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir değildir" ayeti inince Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), (gelen vahyi yazması için) Zeyd'i çağırdı. Zeyd
bu ayeti yazdı. Derken İbn Ümmi MektUm geldi ve körlüğünden dert yandı. Bunun
üzerine Allah Teala, (bu ayetin içinde yer alan ...../ özür sahibi olanlar
dışında') ifadesini indirdi.
[2203] İmam Buhari
(başka bir tarikle) Bera'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:
"Mü'minlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir değildir"
ayeti inince Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Falancayı
çağırın!" dedi. Çağırılan kişi divit ve levha veya kürek kemiği ile
birlikte geldi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, ".....
Mü'minlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz" ayetini
yazmasını emretti. O esnada Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
arkasında İbn Ümmi MektUm vardı. Hz. Peygamber'e, "Ey Allah'ın Elçisi! Ben
ama bir adamım" diyerek durumunu arz etti. Bunun üzerine bu ayetin yerine
şu ayet indi: "...... / Mü'minlerden -özür sahibi olanlar dışında-
oturanlarla, Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. "
[2204] Yine İmam
Buhari'nin rivayet ettiğine göre Zeyd b. Sabit (r.a.) şöyle anlatmıştır: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana, "Mü'minlerden oturanlarla Allah
yolunda cihad edenler bir olmaz" ayetini yazdırdı. Tam o sırada Abdullah
b. Ümmi MektUm onun yanına geldi ve "Ey Allah'ın Elçisi! Allah'a yemin
ederim ki gücüm yetse mutlaka cihad ederdim" dedi. Abdullah ama biri idi.
Bu sözü üzerine Allah Teala peygamberine tekrar vahiy indirdi. O sırada Hz.
Peygamber'in uyluğu benim uyluğumun üstünde idi. Vahyin ağırlığından dolayı
uyluğu bana o kadar ağır geldi ki bir an bacağımın un-ufak olacağından endişe
ettim. Sonra vahyin gelişi tamamlandı. Allah Teala bu ayet içinde yer alan
"...... / özür sahibi olanlar dışında" ifadesini indirmişti. Bu
hadisi sadece Buhari rivayet etmiş, Müslim rivayet etmemiştir. İmam Ahmed b.
Hanbel de Zeyd b. Sabit'ten birçok tarikle rivayet etmiştir.
[2205] İmam Ahmed b.
Hanbel, Zeyd b. Sabit'ten (r.a.) şöyle rivayet eder: Ben Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e vahyedilirken karşısında oturtuyordum ve onu sükunet
kapladı. Sükunet hali kaplayınca dizi dizim üzerine düştü. Vallahi Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in dizinden daha ağır bir şey görmedim. Sonra
ondan bu hal gitti ve "Yaz ey Zeyd!" buyurdu. Omzumdan tuttu ve
" 'Mü'minlerden oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad
edenler bir değildir .... Ama mücahitleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle
üstün kılmıştır' diye yaz" buyurdu. Ben de bunu kürek kemiği üzerine
yazdım. Ama bir adam olan İbn Ümmi Mektum bunu işitip cihad edenlerin
üstünlüklerini duyunca ayağa kalktı ve "Ya Resulullah! Kişi ama veya
benzeri bir halde olup da cihad edemeyecekse onun durumu ne olacak?" dedi.
Zeyd der ki: Vallahi, o sözünü bitirmemişti ki (başka bir rivayette, sözünü
bitirir bitirmez) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i tekrar sükunet
ve ağırlık kapladı. Yine dizi dizime düştü. O'nun ağırlığını ilkindeki gibi
hissettim. Sonra bu hali geçti. Ardından bana "oku!" buyurdu. Ben de
"Mü'minlerden oturanlarta malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad
edenler bir değildir ... " diye okuduğumda Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "özür sahibi olanlar dışında" buyurdu. Ben de bunu
ayete ekledim. Zeyd der ki: Vallahi, sanki kürek kemiği üzerinde bulunan
yarıktaki bu eklemeyi şu an görüyor gibiyim. Bunu Ebu Davud da başka bir
tarikle Zeyd b. Sabit (r.a.)'tan benzer bir lafızla rivayet etmiştir.
[2206] Abdurrezzak, Zeyd
b. Sabit (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) vahiy katipliği yapardım. Bir kez bana, '''Mü'minlerden oturanlarla
malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir değildir ... ' diye
yaz" buyurdu. O sırada Abdullah b. Ümmi Mektum geldi ve "Ya
Resulullah! Allah yolunda cihad etmek istiyorum, fakat bende bu gördüğün müzmin
hastalık var; gözü mü kaybettim" dedi. Zeyd der ki:
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in dizi benim dizim üzerinde öyle ağırlık yaptı ki onu
un-ufak yapmasından korktum. Sonra O'ndan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu hal
gitti ve "Mü'minlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları
ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir değildir" yaz, buyurdu. Bunu
İbn Ebi Hatim ile Taberi de rivayet etmişlerdir.
[2207] Abdurrezzak, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: "Mü'minlerden -özür sahibi olanlar
dışında- oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir
değildir" ayetinde bahsedilenler, Bedir gazvesine gitmeyip oturanlar ile
ona katılanlardır. Bunu Müslim değil sadece Buhari rivayet etmiştir.
[2208] Tirmizi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: "Mü'minlerden oturanlarla malları ve
canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir değildir" ayetinde bahsedilen
"oturanlar" Bedir gazvesine gitmeyenler, "cihad edenler"
ise Bedir'e katılanlardır. Bedir gazvesi hakkında bu ayet (özür sahiplerini
istisna tutmayan haliyle) nazil olması üzerine Abdullah b. Cahş ile İbn Ümmi
Mektum, "Bizler kör kimseleriz. Bize bir ruhsat yok mudur?" dediler.
Bunun üzerine ayet şöyle indi: "Mü'minlerden -özür sahibi olanlar dışında-
oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir değildir.
" Allah cihada çıkanları çıkmayanlardan bir derecede üstün kıldı. Fakat
oturanlardan kasıt Bedir’e hiçbir özrü bulunmaksızın katılmayanlardı.
"Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından
oturanlardan üstün kıldı." Allah (c.c) onları özrü olmaksızın ona
katılmayanlardan birçok derece yüksek kıldı. Bu, Tirmizi' nin lafzıdır. Tirmizi
daha sonra, "Hadis bu tarikle hasen ve gariptir" demiştir.
İşte ayet başta
"Mü'minlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz"
şeklinde kayıtsız idi. Hemen ardından gelen bir vahiyle "Mü'minlerden
-özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla, Allah yolunda cihad edenler bir
olmaz" ayeti nazil olunca körlük, topallık ve hastalık gibi cihadı terk
etmeyi mübah kılan özür sahiplerine malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad
edenlere eşit olma imkanı verdi.
Yüce Allah daha sonra mücahidlerin
oturanlara üstünlüğünü bildiriyor.
İbn Abbas (r.a.) der ki:
Allah (c.c) "özür sahibi olanlar dışında" buyurdu ki gerçekten öyle
olmalıydı.
[2209] Zira Buhari'nin,
Sahih'inde, Enes (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem), "Medine'de öyle kimseler var ki hangi yolları yürüdüyseniz ve
ne vadiler geçtiyseniz (hükmen) sizinle beraberdiler" buyurdu. Sahabiler,
"Onlar Medine' de oldukları halde mi ey Allah Rasulü?" dediler.
Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Evet. Onları özürleri
engelledi" buyurdu. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de Muhammed b. Ebi Adiyy'in
Humeyd'den onun da Enes (r.a.)'tan nakliyle rivayet etmiştir. İmam Buhari ise
muallak olarak ve kesin ifadeyle rivayet etmiştir.
[2210] Ebu Davud da Enes
b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Hakikaten Medine'de öyle kimseler bıraktınız ki siz ne yollar
yürüdüyseniz, (Allah yolunda) ne mallar harcadıysanız ve hangi vadileri
geçtiyseniz hepsinde sizinle idiler" buyurdu. Sahabiler, "Ya
Rasulallah! Medine'de oldukları halde nasıl bizimle oluyorlar?" deyince
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Onları özürleri
alıkoydu" buyurdu. Şair de bu manada şöyle der:
Ey Beyt-i Atik (Kobe)
yolcuları, siz bedenlerinizle, Biz ise ruhlarımızla yürüdük.
Biz özrümüz sebebiyle,
kaderden dolayı kaldık. Kim özürden dolayı kalmışsa o gitmiş demektir.
"Gerçi Allah
hepsine de güzellik", yani, cenneti ve bol mükafatı "vaad
etmiştir." Bu ayet cihadın farz-ı ayn (fert fert herkese) olmayıp farz-ı
kifaye (ümmetten ihtiyacı görecek kadar kimseye) olduğuna delalet etmektir.
Yüce Allah daha sonra,
"ama mücahitleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır"
buyuruyor.
Ardından da onları diğerlerinden
hangi yönlerden üstün kıldığına değiniyor, yüksek cennetlerdeki makamlar, günah
ve hatalarının bağışlanması, kendinden ihsan ve lütuf olarak rahmet ve
bereketlerin inmesi yönünden olduğunu bildirmek üzere şöyle buyuruyor:
"Kendinden dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışlayıcı
ve esirgeyicidir. "
[2211] Nitekim Buhari ve
Müslim'in Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz cennette
Allah'ın kendi yolunda cihad edenler için hazırladığı yüz derece vardır ki
onlardan her iki derece arasındaki fark gökle yer arasındaki mesafe
gibidir."
[2211] İbn Mes'u8
(r.a.)'tan yapılan rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Kim Allah yolunda bir oku eriştirirse (kafire isabet ettirirse), ona
(cennette) bir derece vardır" buyurdu. Bir adam, "Ya Rasulallah!
Derece nedir?" diye sordu. Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"O annenin eşiği(ndeki basamak) değildir. İki derece arasında yüz yıl
vardır" buyurdu.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
99. İşte bunları umulur ki Allah affeder; Allah çok
affedicidir, bağışlayıcıdır.