|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 105 – 109.ayetler |
Hak ve Adaletle
Hükmetmek:
105. Allah'ın sana
gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak olarak
indirdik; hainlerden taraf olma!
106. Ve Allah'tan mağfiret
iste. Çünkü Allah, çok affedici, ziyadesiyle esirgeyicidir.
107. Kendilerine
hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edinmiş günahkarları
sevmez.
108. İnsanlardan
gizler de Allah'tan gizlemezler. Halbuki geceleyin, O'nun razı olmadığı sözü
düzüp kurarken O, onlarla beraber idi. Allah yaptıklarını kuşatıcıdır (O'nun
ilminden hiçbir şeyi gizleyemezler).
109. Haydi siz dünya
hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet günü Allah'a karşı onları
kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?
Tefsiri:
Yüce Allah peygamberi
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e seslenerek şöyle buyuruyor:
"Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana
Kitab'ı hak olarak indirdik" Yani, bu Allah katından bir hakikattir.
Verdiği haberlerde ve bulunduğu taleplerde hakikati içerir.
Fıkıh Usulü alimlerinden
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'in kendi içtihadıyla hüküm verme
hakkının bulunduğu görüşünde olanlar, görüşlerine "Allah'ın sana
gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye" ayetini delil
getirmişlerdir.
[2255] Buna ayrıca
Buhari ve Müslim'in Ümmü Seleme'den yaptıkları şu rivayeti delil
göstermişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) evinin kapısında
tartışanların gürültüsünü işitince yanlarına çıktı ve şöyle buyurdu:
"Şunu bilin ki ben
sadece bir beşerim ve işittiğime göre hüküm veriyorum. Sizden biri delillerini
daha kuvvetli ifade ettiğinden onun lehine hüküm verebilirim. Dolayısıyla her kimin
lehine bir Müslüman'ın hakkı olan bir şeyle hükmetmişsem o ateşten bir
parçadır; dilerse onu taşısın, dilerse bıraksın. "
[2256] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ümmü Seleme (r.anha)'dan şöyle nakleder: Ensar'dan iki kişi eski
yıllardan kalma bir miras konusunda hüküm vermesi için Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in yanına geldiler.
Hiçbirinin yanında
delili yoktu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Siz
davanızı bana getiriyorsunuz. Bense sadece bir beşerim. Bazen
.' kiminiz delillerini
diğerinden daha açık ve daha güzel ifade edebilir. Ben ancak sizden işittiğime
göre hüküm veriyorum. Dolayısıyla, her kimin lehine başkasının hakkı olan bir
hüküm vermişsem onu almasın. Çünkü ben ona, kıyamet günü boynunda bir ateş
maşası şeklinde birlikte geleceği bir ateş parçası kesip vermişim
demektir." Bunun üzerine adamlar ağladılar ve her biri, "Benim hakkım
kardeşimin olsun" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de,
"Böyle dediğinize göre şimdi gidip onu payedin, sonra aranızdaki hak
hukuku gözetin, sonra kur'a çekin, sonra da her biriniz kardeşine hakkını helal
etsin" buyurdu. Bunu Ebu Davud da rivayet etmiştir ve onda şu ziyade
vardır: "Ben bana vahiy inmemiş hususlarda aranızda ancak kendi görüşümle
hüküm veriyorum. "
[2257] İbn Merduyeh, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir grup Ensar bir gazvesinde Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteydiler. Onlardan birinin zırhı
çalındı ve birinden şüphelenildi. Sonra zırh sahibi Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Tu'me b. Übeyrik zırhımı çaldı" dedi.
Asıl hırsız bunu görünce zırhı alıp suçsuz birinin evine attı. Sonra
aşiretinden birine, "Ben zırhı gizlice götürüp filanın evine attım.
Yakında onun evinden çıkacak" dedi. Geceleyin Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in yanına gittiler ve "Ey Allah'ın peygamberi, bizim
arkadaşımız suçsuzdur. Zırhı alan şu adamdır. Bunu kesin olarak biliyoruz. Onun
için insanların önünde onun mazur olduğunu ilan et ve savun. Çünkü Allah (c.c)
onu senin elinle korumazsa helak olur" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'de kalktı ve insanların huzurunda onun suçsuz olduğunu
söyleyerek savundu. Bunun üzerine Allah (c.c), "Allah'ın sana gösterdiği
şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak olarak indirdik;
hainlerden taraf olma! Ve Allah'tan mağfiret iste. Çünkü Allah, çok affedici,
ziyadesiyle esirgeyicidir. Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah
hainliği meslek edinmiş günahkarları sevmez" ayetlerini nazil etti.
Yüce Allah daha sonra,
yalanlarını gizleyerek Risulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelenler
hakkında şöyle buyuruyor: "İnsanlardan gizler de Allah'tan gizlemezler.
Halbuki geceleyin, O'nun razı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber
idi. Alla" yaptıklarını kuşatıcıdır (O'nun ilminden hiçbir şeyi
gizleyemezler). Haydi, siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya
kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil
olacak?" Yüce Allah daha sonra, "Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah
kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira
ve apaçık bir günah yüklenmiş olur" (Nisa: 112) buyuruyor. Burada hırsız
ve hırsızlık konusunda tartışanlar kastediliyordu." Fakat rivayetin söz
diziminde gariplik vardır. Mücahid, İkrime, Katade, Süddi, İbn Zeyd ve
başkaları da ayetin Übeyrik oğulları hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.
İfadeleri farklı farklı olsa da birbirine yakındır. Bu kıssayı Muhammed b.
İshak da uzunca rivayet etmiştir;
[2258] İmam Tirmizi,
Sahih'inde bu ayetin tefsirinde şöyle der: Bize ... ona Muhammed b. İshak. ..
ona da Katade b. Nu'man şöyle anlattı: İçimizde Beni Übeyrik denilen bir aile
vardı ve bunlar Bişr, Büşeyr ve Mübeşşir diye üç kişiydiler. Büşeyr münafık
biriydi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabını hicveden
şiirler söyler, sonra onu bazı Araplara nispet ederdi. Sonra, "Filan şöyle
şöyle demiş, falan şöyle şöyle demiş" derdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in ashabı bu şiirleri görünce, "Bu şiirleri bu pisten başkası
söylemiyor" dediler. Bu aile hem cahiliye hem de İslam döneminde fakir ve
muhtaç kimselerdi. Medine' de insanların gıdaları hurma ile arpadan ibaretti.
Adam parası olduğu vakit Şam'dan has un yüklü kervan gelince oradan un alır ve
sadece kendisi yer, çoluk çocuğun yiyeceği ise yine arpa ve hurma olurdu.
Derken Şam'dan bir kervan geldi. Amcam Rıfaa b. Zeyd bir miktar has un alarak
deposuna koydu. Orada aynı zamanda silah, zırh ve kılıç da bulunuyordu. Evin
altındaki bu depo yarılarak yiyecek ve silah buradan alındı. Sabah olunca amcam
Rıfaa bana gelerek, "Yeğenim, bu gece bize hırsız geldi depomuz açıldı, un
ve silahlarımız götürüldü mahallede araştırma yapıp soruşturduk. Sonuçta
Übeyrik oğullarının ateş yaktıkları ve götürülen gıda maddelerinin pişirildiği
kanaatine varıldı. Übeyrik oğulları da kendi mahallelerinde soruşturma
yaparken, "Vallahi aradığınız adamın Lebid b. Sehl olduğu
kanaatindeyiz" demişlerdi. Halbuki o dindar ve salih bir kimse idi.
Kendisi hakkında söylenenleri işitince kılıcını çekip, "Ben mi çalmışım?
Vallahi ya bu hırsızlığı meydana çıkaracaksınız veya bu kılıç aranıza
karışacaktır" dedi. Bunun üzerine, "Kenara çekil be adam, senin
bununla alakan yoktur" dediler. Ev hakkında araştırmalarımızı sürdürdük ve
sonunda bu işi onların yaptığından tereddütsüz emin olduk. Amcam bana, "Ey
kardeşimin oğlu, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gidip durumu
anlatsan!" dedi. Katade devamla der ki: Ben de Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e varıp, "Bizden komşularına eziyet eden bir aile, amcam
Rıfaa b. Zeyd'in deposunu yararak oradan silahını ve gıda maddelerini çaldılar.
Silahımızı versinler, gıda maddelerini ise istemiyoruz" dedim. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu konuda gereken emri vereceğim"
buyurdu. Übeyrik oğulları bizim Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
başvurduğumuzu işitince kendilerinden olan ve adına Üseyr b. Urve denilen bir
adama varıp meseleyi ona açtılar. Mahalle halkından bazı kişiler de bu
toplantıda hazır bulundu. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
gelerek şöyle dediler: Katade b. Numan ile amcası bizden salih ve iyi bir
Müslüman olan kimseyi delilsiz ve ispatsız hırsızlıkla itham ediyorlar. Katade
diyor ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelip konuştum. Bana, "Siz,
Müslüman olan bir aileye delilsiz ve ispatsız olarak hırsızlık ithamında
bulunuyormuşsunuz" buyurdu. İçimden "Keşke malımın pek çoğu elimden
gitmiş olsaydı da bu konuyu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile
konuşmamış olsaydım" diyerek yanından ayrıldım. Amcam Rıfaa bana geldi ve
"Ey kardeşimin çocuğu ne yaptın?" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in bana söylediğini kendisine anlattım. "Allah yardımcımız
olsun!" dedi. Çok geçmeden bu konu hakkında Kur'an ayeti nazil oldu:
"Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana
Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden", yani Übeyrik oğullarından
"taraf olma! Ve" Katade'ye söylediklerinden dolayı "Allah'tan
mağfiret iste. Çünkü Allah, çok affedici, ziyadesiyle esirgeyicidir.
Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edinmiş
günahkarları sevmez. İnsanlardan gizler de Allah'tan gizlemezler. Halbuki
geceleyin, O'nun razı olmadığı sözü düzüp kurarken o, onlarla beraber idi.
Allah yaptıklarını kuşatıcıdır (O'nun ilminden hiçbir şeyi gizleyemezler).
Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet günü
Allah'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim ve kil olacak?" Kim
Allah'ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir
mükafat vereceğiz." (Nisa: 105-114). ayetleri nazil olunca Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) silahı getirerek Rifaa'ya teslim etti. Katade der
ki: Silahı amcama getirdiğimde, cahiliye döneminde görme yetisi iyice
zayıflamış ve yaşı oldukça ilerlemiş bir ihtiyardı. Ben onun Müslümanlığından
da biraz şüpheleniyordum. Yanına silah la vardığımda, "Ey kardeşimin oğlu
ben o silahı Allah yolunda vakfettim" dedi. Bunun üzerine onun
Müslümanlığının sağlam olduğunu anladım. Bu konu hakkında Kur'an ayetleri
inince Beşir, müşrikler arasına katılarak Sa'd b. Sumeyye kızı Sülafe'nin
yanına gidip oraya sığınmıştı. Bunun üzerine de Allah (c.c.) şu ayetleri nazil
etti: "Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra, peygamberle bağını
koparıp, mü'minlerin yolundan başka bir yola saparsa, onu tercih ettiği o yolda
bırakır ve cehenneme sokarız. O ne kötü bir yerdir. Allah kendisinden başka
birine, ilahlık yakıştırılmasını asla bağışlamaz, ama bağışlanmasını isteyen
kimsenin şirk dışındaki günahlarını bağışlar. Çünkü Allah'ın yanı sıra
başkasına ilahlık yakıştıranlar, şiddetli bir sapıklığa düşmüş
kimselerdir." (Nisa: 115, 116). Beşir'in Sa'd kızı Sülafa'nın evinde
konaklaması üzerine İslam şairi Hassan b. Sabit o kadını birkaç beyitle
zemmetti. Bunun üzerine kadın eşyalarını başının üzerine yerleştirip Ebtah
denilen yere götürdü ve oraya atıp şöyle dedi:
"Bana Hassan'ın
şiirini hediye etmekten başka bir iyilik yapmadın" dedi. Bu Tirmizi'nin
rivayetidir. Tirmizi daha sonra, "Bu hadis gariptir. Bunu müsned olarak
rivayet eden tek kişi olarak Muhammed b. Seleme el-Harrani'yi biliyoruz. Yunus
b. Bükeyr ve pek çok ravi ise bunu mürselolarak rivayet etmişlerdir"
demiştir. İbn Ebi Hatim bunun bir kısmını rivayet etmiştir. İbn Münzir,
tefsirinde uzunca rivayet etmiştir. Ebu Şeyh el-Asbahani, tefsirinde rivayet
etmiştir. Hakim de, Müstedrek'inde bundan daha uzun olarak rivayet etmiştir ve
onda şiir de vardır. Hakim, "Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da bu
Müslim'in koşullarını haiz sahih bir hadistir" demiştir.
"İnsanlardan gizler
de Allah'tan gizlemezler ... " Yüce Allah burada insanların eleştirmemesi
için yaptıkları çirkinlikleri gizleyen, Allah'a karşı ise açıktan ve pervasızca
yapan münafıkları eleştirmektedir. Çünkü Allah (e.c) onların gizli hallerinden
haberdardır, kalplerindekini bilmektedir. O yüzden Yüce Allah, "Halbuki
geceleyin, O'nun razı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi.
Allah yaptıklarını kuşatıcıdır" buyurmuştur. Bu cümlede onlara tehdit ve
korkutma vardır.
Yüce Allah ardından
şöyle buyuruyor: "Haydi, siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp
savundunuz, ya kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim
vekil olacak?" Yani, diyelim ki onlar açığa vurdukları veya zahire göre
hükmetmekle yükümlü bulunan hakimlerce kendi lehlerine verilen hükümler
sayesinde dünyada zafer elde ettiler, peki kıyamet gününde, gizliyi ve daha
gizliyi bilen Allah'ın huzurunda halleri nice olacak? O gün onları savunmak
için davalarını kim üstlenecek? Yani o gün hiç kimse onların davalarına bakmak
için avukatlık yapmayacak. Bu yüzden Allah (c. c) ayetin sonunda, "Yahut
onlara kim ve kil olacak?" buyurmuştur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |