İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

155 – 159.ayetler

 

Yahudilerin Lanetlenmesi:

 

155. Sözlerinden dönmeleri, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve "Kalplerimiz perdelidir" demeleri sebebiyle (onları lanetledik, türlü belalar verdik. Onların kalpleri perdeli değildir;) tam aksine küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur; pek azı müstesna artık iman etmezler.

156. Bir de inkar etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmalarından;

157. Ve "Allah elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük" demeleri yüzünden (onları lanetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.

158. Bilakis Allah onu (İsa'yı) kendi katına kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.

159. Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır.

 

Tefsiri:

 

"Sözlerinden dönmeleri, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri", "haksız yere peygamberleri öldürmeleri" ve "Kalplerimiz perdelidir" demeleri sebebiyle (onları) lanetledik, türlil belalar verdik." Bunlar onların lanetlenmelerine,

hidayet yolundan kovulmalarına ve uzaklaştırılmalarına yol açan cürümlerindendir. Zira, kendilerinden alınan misak ve ahitleri bozmuşlar, Allah'ın ayetlerini, yani hüccetlerini, burhanlarını ve peygamberlerde bizzat gördükleri mucizeleri inkar etmişlerdir.

 

"Haksız yere peygamberleri öldürmeleri. .. " Bu ifade onların ne kadar cani ve peygamberlere karşı ne kadar cür' etkar olduklarını gösteriyor. Zira Yahudiler çok sayıda peygamber öldürmüşlerdir.

 

"Kalplerimiz perdelidir, demeleri sebebiyle" İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Said b. Cübeyr, İkrime, Süddi, Katade ve pek çok kişi buradaki ‘.....’ kelimesini örtü-perde ile tefsir etmişlerdir. Bu, müşriklerin, "Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır" (Fussilet, 5) sözüne benzemektedir. Yahudilerin bu sözünün, "kalbimiz ilim kabıdır", yani içerdiği ve kapsadığı çok ilimden dolayı adeta ilmin kabıdır, manasına geldiği de söylenmiştir. Kelbi, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmiştir. Bunun benzeri Bakara suresinde de geçti.

 

Allah (c.c) daha sonra, "Tam aksine küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur" buyuruyor. Birinci tefsire göre sanki Yahudiler Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in söylediklerini kavrayamamakta mazur olduklarını, çünkü kalplerinin perdeli ve kapalı olduğunu söylemişler, Allah da, "Bilakis (bundan da öte) küfürleri sebebiyle kalpleri mühürlenmiştir" buyurmuş, (söylediklerinden daha kötü olduğunu ifade etmiştir). İkinci tefsire göre ise bu cümle iddialarını her yönden reddetmektedir. Bakara suresinde de buna benzer bir konuda konuşulmuştu.

 

"Pek azı müstesna artık iman etmezler. " Yani, artık kalpleri küfür, taşkınlık ve iman azlığına alışmıştır.

 

"Bir de inkar etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmalarından (dolayı lanet ettik)." Ali b. Ebi Talha'nın rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) bunu, "Yani Meryem (a.s)'a zina ithamında bulunmalarından dolayı" diye tefsir etmiştir. Süddi, Cüveybir, Muhammed b. İshak ve birçok kişi de böyle demişlerdir. Ayetin zahirinden anlaşılan mana da budur. Onlar Meryem (a.s)'a ve oğluna iftira atmışlar, onun zani olup İsa (a.s)'a zinadan hamile kaldığını söylemişlerdir. Bazıları daha fazlasını söyleyerek onun hayızlı iken zina ettiğini söylemişlerdir. Allah'ın kesintisiz laneti kıyamet gününe kadar onların üzerine olsun.

 

 

Ehl-i kitab'ın, "isa (a.s) Öldürüldü" iddası:

 

"Ve 'Allah elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük' demeleri yüzünden (onları lanetledik)." Yani, kendisinin bu makamda olduğunu iddia eden bu adamı öldürdük. Bu sözleriyle Yahudiler onunla alayetmekte ve dalga geçmektedirler. Bu sözleri müşriklerin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Ey kendisine Kitap indirilen! Sen delisin" (Hicr, 6) SÖzüne benzemektedir. Yahudilerin -Allah'ın laneti, öfkesi, gazabı ve cezası onlara olsun- yaptıklarından bazıları şunlardır. Allah (c.c) İsa (a.s)'ı açık delillerle ve doğru yolu gösteren kılavuzla peygamber olarak gönderince Allah'ın (c.c) ona verdiği peygamberlikten ve müthiş mucizelerden dolayı onu kıskandılar. Zira, İsa (a.s) anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyor, Allah'ın izni ile ölüleri diriltiyordu. Çamurdan kuş suretinde bir şey yapıp üflüyor ve o şey -Allah'ın izniyle- uçan, gözle görülebilen bir kuş oluyordu. Allah'ın (c.c) ona ikram ettiği ve elinde gerçekleştirdiği daha pek çok mucize vardı. Bunlara rağmen Yahudiler onu yalanladılar, karşı çıktılar ve ellerinden gelen her türlü eziyeti yaptılar. Öyle ki İsa (a.s) onlarla aynı belde kalamadı; annesiyle birlikte sürekli yolculuk halindeydiler ve oradan oraya gidiyorlardı. Yahudiler bununla yetinmeyip bir süre sonra dönemin Şam kralını ona karşı kışkırttılar. Kral yıldızlara tapan bir müşrikti ve o dinden olanlara Yunan denirdi. Yahudiler ona "Beyt-i Makdis'te insanların kafasını karıştıran ve yoldan çıkaran, halkı krala karşı kışkırtan bir adam var" diye haber gönderdiler. Buna öfkelenen kral Beyt-i Makdis'deki yardımcısına "Söz konusu adama karşı dikkatli olması, çarmıha gerip başına diken batırması ve insanları onun şerrinden koruma emri verdi. Bu mektup kendisine ulaşınca zamanın Beyt-i Makdis (Kudüs) valisi harekete geçti. Bir grup Yahudiyle İsa (a.s)'ın bulunduğu eve gitti. On iki veya on üç -on yedi olduğu da söylenmiştir - arkadaşıyla birlikteyken Cuma günü ikindiden sonra ve Cumartesi akşamı onu kuşattılar. Onların geldiğini hissedip yanlarına çıkmasından veya onların yanına girmelerinden başka ihtimal kalmadığını görünce, "Mükafatı cennette benim arkadaşım olmak üzere sizden kim bana benzer hale getirilmek ister?" dedi. Onlardan bir genç atılarak bunu kabul ettiğini söyledi. Fakat İsa (a.s) sanki onu küçük buldu ve sözünü iki ve üç defa tekrarladı. Hepsinde de sadece bu genç icabet ediyordu. İsa (a.s), "Tamam, sen o kimse olacaksın" dedi. Kendisine İsa (a.s)'ın şekli verilen genç aynen onun gibi oldu. Sonra evin tavanından bir pencere açıldı. İsa (a.s)'ı uyku hali kapladı ve ''Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettirecek ve katıma yükselteceğim" (Al-i İmran, 55) buyruğunda ifade edildiği gibi o haliyle göğe yükseltildi. Yükseltildikten sonra İsa (a.s)'ın adamları dışarı çıktılar. Genci görünce onu İsa (a.s) sandılar. Hemen tutuklayıp o gece çarmıha gerdiler ve başına diken koydular. Yahudiler kendilerinin onu öldürmeye çalıştıklarını açığa vurdular ve buna sevinip övündüler. Cehaletlerinden ve kıt akıllarından dolayı bazı Hristiyan gruplar da bunu kabul ettiler. Buna sadece İsa (a.s) ile birlikte evde olanlar inanmadı. Çünkü onun göğe yükseltildiğine bizzat şahit olmuşlardı. Diğerleri ise Yahudilerin sandığı gibi çarmıha gerilenin Meryem oğlu İsa (a.s) olduğunu sandılar. Hatta Meryem (a.s)'ın, çarmıha gerilmiş oğlunun altına oturup ağladığını söylediler. Çarmıha gerilenin Meryem (a.s) ile konuştuğu bile söylenmiştir.

 

Bunların hepsi Allah'ın, yüce hikmeti gereği kullarını imtihanıdir. Allah (c.c) mucizeler, beyyineler ve açık delillerle desteklediği değerli peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) indirdiği Kur'an-ı Kerim'de bu hakikati açıklamış, beyan etmiş ve açığa çıkarmıştır. Konuşanların en doğrusu ve alemlerin rabbi olan, gizliliklerden ve kalplerden haberdar olan, göklerde ve yerdeki gizlilikleri, geçmişte ve şu anda olan ile olmamış şeyolmuş olsaydı nasılolacaktıysa onu bilen Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar, fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. " Yani, benzeyeni görüp o sandılar. O yüzden Yüce Allah ardından şöyle buyuruyor: "Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur" Bunlar İsa (a.s)'ı öldürdüklerini iddia eden Yahudilerle bunu kabul eden cahil Hristiyanlardır. Hepsi de bu konuda şüphe şaşkınlık, sapkınlık ve çılgınlık içindedirler. O yüzden Yüce Allah daha sonra "Ve kesin olarak onu öldürmediler" buyurmuştur. Yani, onu İsa olduğundan emin olarak öldürmediler; bilakis öldürürken o olduğundan şek ve şüphe içindeydiler.

 

"Bilakis Allah onu (İsa'yı) kendi katına kaldırmıştır. Allah izzetlidir." Tarafı sağlamdır, ulaşılamaz. Kapısına varıp sığınana kimse iliş ip zulmedemez. "Büyük hikmet sahibidir. " Yaratıklarına belirlediği kader ve kazasının tamamında büyük hikmet sahibidir. Sonsuz hikmet, kesin delil, büyük hüccet ve ezeli emir yalnız O'na (c. c) aittir.

 

İbn Ebi Hatim, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah (c.c) İsa (a.s)'ı göğe yükseltmeyi murad ettiğinde İsa (a.s) havarilerinin yanına evde bulunan bir pınardan, başından su damlayarak çıktı. "Sizden biri bana iman ettikten sonra on iki defa inkar etmiş" dedi. Sonra, "Sizden kime benim şeklim verilsin de benim yerime o öldürülsün ve (cennette) benimle aynı derecede olsun?" dedi. Yaşça en küçükleri olan genç kendisini söyledi. İsa (a.s) ona, "Otur" dedi. Sonra sözünü yineledi ve bu defa da aynı genç kalktı. Ona tekrar "Sen otur" dedi. Sonra sözünü tekrar yineledi. Bu defa da genç kalkıp "Ben" deyince İsa (a.s) ona "Sen o kimsesin" dedi. Gence İsa (a.s)'ın şekli verildi ve İsa (a.s) evin bir penceresinden göğe yükseltildi. Yahudilerden gelen istek üzerine oradakiler havarilerden İsa (a.s)'a benzeyenini alıp öldürdüler, sonra çarmıha gerdiler. Bunun üzerine birisi iman ettikten sonra on iki defa kafir oldu. Hristiyanlar bu olayda üçe bölündüler. Bir grup, "Allah aramızdaydı ve göğe çıktı" dediler ki bunlar Yaklibilerdir. Bir grup, "Allah'ın oğlu aramızdaydı, sonra Allah onu yanına aldı." Dediler ki onlar Nasturilerdir. Bir grup da, "Allah'ın kulu ve elçisi Allah'ın dilediği kadar aramızda kaldı, sonra Allah (c. c) onu katına yükseltti." Dediler ki bunlar da Müslümanlardır (o zamanın gerçek mü'min ve Müslümanları). İki kafir grup birbirlerine destek vererek Müslümanları öldürdüler ve Allah (c.c) Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i peygamber gönderene kadar İslam sönük kaldı. İbn Abbas (r.a.)'tan yapılan bu rivayetin senedi sahihtir. Bunu Nesai de rivayet etmiştir. Seleften birçoğunun zikrettiğine göre İsa (a.s) onlara, "Sizden kim benim şeklimi alıp benim yerime öldürülmek isterse cennette benimle olacaktır" dedi.

 

Taberi, Vehb b. Münebbih'ten şöyle nakleder: İsa (a.s) beraberindeki on yedi havariyle bir eve girdiğinde onları kuşattılar. Allah (c. c) havarilerin hepsini İsa şekline soktu. Yahudiler, "Bize büyü yaptınız. Ya İsa karşımıza çıkar veya hepinizi öldürürüz" dediler. İsa (a.s) havarilerine, "Bugün sizden kim canını cennet karşılığında satmak ister?" dedi. Onlardan biri, "Ben" diyerek yanlarına çıktı ve "Ben İsa'yım" dedi. Oysa Allah (c.c.) onu İsa (a.s)'ın şekline sokmuştu. Onu alıp öldürdüler ve çarmıha gerdiler. İşte öldürdüklerinin kendilerine İsa (a.s) gibi gösterilmesi budur. Onlar da İsa (a.s)'ı öldürdüklerini sanmışlardır. Hristiyanlar da aynı şekilde onun İsa (a.s) olduğunu sandılar. İşte Allah (c.c) İsa'yı (a.s) göğe o günde yükseltti. Bu rivayet üslup bakımından çok gariptir.

Taberi der ki: Vehb'ten de bunun benzeri rivayet edilmiştir ki o bize Vehb’den işittiğini söyleyen Abdussamed kanalıyla gelen şu rivayettir: Hz. İsa (a.s), Allah (c.c) kendisine dünyadan ayrılacağını bildirince ölümden korktu ve bu ona zor geldi. Havarileri yanına çağırdı ve bu arada onlara yemek yaptı. "Bu gece bana gelin. Çünkü size ihtiyacım var. Geceleyin gelip evinde toplandıklarında onlara akşam yemeği yedirdi ve hizmetlerini yaptı. Yemeyi bitirince onların ellerini yıkamaya, kendi eliyle abdest aldırmaya ve ellerini elbisesiyle kurulamaya başladı. Onlar ona yakıştırmayarak bundan hoşlanmadılar. İsa (a.s), "Bu gece yaptıklarımdan birini bana iade eden benden değildir, ben de ondan değilim. Ellerinizi kendi elimle yıkadım. Bu size örnek olsun. Çünkü Siz beni en hayırlınız gördüğünüze göre birbirinize karşı kibirlik yapmayın, benim size yaptığım gibi birbirinize fedakar davranın. Bu gece yardımınızı isteyeceğim şey ise Allah'a benim için dua etmeniz, ecelimi ge ciktirmesi için yalvarmanızdır. Çokça dua etmek niyetiyle duaya oturduklarında onları uyku bastı ve dua edemediler. İsa (a.s) onları uyandırdı ve 'Sübhanallah, bana yardım etmek için bir gece sabredemiyor musunuz?' dedi. 'Vallahi bizde ne hal var bilemiyoruz. Biz geceleri uzun uzadıya sohbet ederdik, bu gece ise uyanık duramıyoruz. Her dua etmek istediğimizde bundan engelleniyoruz' dediler. İsa (a.s), "Çoban götürülecek ve sürü dağılacak" dedi ve buna benzer şeyler söyledi. Sonra, "Hakikat şu ki horoz üç defa ötmeden sizden biri beni inkar edecek. Biriniz beni birkaç dirheme satacak ve parasını yiyecek" dedi. Sonra çıkıp dağıldılar. Yahudiler de İsa (a.s)'ı arıyorlardı. Havarilerden Şem'un'u yakaladılar ve "Bu onun arkadaşlarındandır" dediler. O ise inkar edip, "Ben onun arkadaşı değilim" deyince serbest bıraktılar. Sonra onu başkaları yakaladı. Yine inkar etti. Sonra bir horozun sesini işitince ağlayıp hüzünlendi. Sabah olunca havarilerden biri Yahudilere gelerek, "Size Mesih'in yerini söylersem bana ne verirsiniz?" dedi. Ona otuz dirhem vereceklerini söyledi. O da parayı alıp onlara yerini gösterdi. Daha önce bu onlara İsa (a.s) suretinde gösterilmişti. Onu yakalayıp iple bağladılar. "Sen ölüleri diriltir, şeytanı kovalar, deliyi iyileştirirdin. Kendini bu bağdan kurtarsana" diyerek onu sürüklüyor, üzerine tükürüyor ve üzerine dikenler atıyorlardı. Sonunda onu çarmıha germek istedikleri ağacın yanına getirdiler. Allah İsa (a.s)'ı kendi katına yükseltti, kendilerine İsa (a.s) gibi gösterileni ise öldürdüler. Kendilerine İsa (a.s) gibi gözüken Zekeriya Yuta idi. Onu asarlarken, "Ben aradığınız kimse değilim, onun yerini size gösteren kişiyim" diyordu. Bu haberlerden hangisinin gerçekleştiğini ancak Allah bilir.

Taberi, Mücahid'den şöyle nakleder: Yahudiler İsa (a.s)'a benzeyen bir genci astılar. Allah (c.c) İsa (a.s)'ı diri halde göğe yükseltti. Taberi, İsa (a.s)'ın şeklinin hepsine verildiği görüşünü tercih etmiştir.

 

"Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir.

Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır. " Taberi der ki: Müfessirler bunun manası hakkında ihtilaf etmişlerdir. "Ehl-i kitap'tan her biri ölümünden önce", yani İsa (a.s)'ın ölümünden önce ''ona" yani İsa (a.s)'a "muhakkak iman edecektir." Deccal'i öldürmek için indiğinde Ehl-i kitap'tan herkesin iman edeceği, böylece tüm dinlerin tek dinde, yani İbrahim (a.s)'ın dini olan Hanif İslam dininde birleşeceği hususu bu görüşü kuvvetlendirmektedir.

 

Şimdi bu görüşte olanları zikredelim: Said b. Cübeyr'in nakline göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce", yani İsa (a.s) vefat etmeden "ona muhakkak iman edecektir."

 

Ebu Malik "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" ayeti hakkında, "Bu Meryem oğlu İsa (a.s) yeryüzüne indiğinde gerçekleşecek, Kitap ehlinin istisnasız hepsi ona iman edecektir" demiştir. Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" ayetinde kastedilenler sadece Yahudilerdir. Hasan-ı Basri, "Burada kastedilenler Necaşi ile adamlarıdır" demiştir. Son ikisini İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Taberi, Hasan-ı Basri'den şöyle nakleder: "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir." Yani, İsa (a.s) vefat etmeden önce iman edeceklerdir. Vallahi İsa (a.s) şu anda diridir, Allah katındadır. Fakat yeryüzüne indiğinde hepsi ona iman edecektir. İbn Ebi Hatim, Cüveyriye b. Beşir'den şöyle nakleder: Bir adamı Hasan-ı Basri'ye, "Ey Ebu Said, Allah'ın (c.c), 'Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" buyruğunun manası nedir?" derken işittim. Şöyle dedi: "Yani, Isa (a.s) vefat etmeden önce hepsi iman edecek Allah (c.c) O'nu (a.s) katına yükseltti ve kıyamet kopmadan önce geri gönderecek, salih ve facir herkes ona iman edecek" Katade, Abdurrahman b. Zeyd ve daha birçok kimse de böyle demiştir. Allah'ın izniyle kesin delillerle açıklayacağımız gibi doğru görüş de budur. Ancak Allah'a güvenir, yalnız O'na dayanırız.

 

Taberi der ki: Bazıları ise, "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" ayetinde "ölümünden önce" diye bahsedilen kişinin kitap ehli kişiler olduğunu söylemişlerdir. Bunu güçlendirid delil olarak ise onlardan her birinin öleceği zaman hakla batılı bilmesini göstermiştir. Çünkü ölümü gelen herkesin canı dininin hak mı batıl mı olduğunu bilmeden çıkmaz. Bize kadar gelen haberde Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan, "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" buyruğu hakkında şöyle nakleder: Hiçbir Yahudi İsa (a.s)'a iman etmeden ölmez. Bize Mücahid'in bu ayet hakkında şöyle dediği nakledildi:

 

Her kitap ehli ölmeden önce İsa (a.s)'a iman edecek İbn Abbas (r.a.), "Boynu vurularak ölse bile İsa (a.s)'a iman etmeden ölmez" demiştir. Bize İkrime'den nakledildiğine göre İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle demiştir: Silahla öldürülmüş olsa bile hiçbir Yahudi İsa (a.s)'ın Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahit olmadan ölmez. Bize Said b. Cübeyr'den gelen rivayete göre o İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" ayeti Übeyy b. Ka'b'ın kıraatinde "....... (ölmelerinden öncel'dir. Yahudi asla İsa (a.s)'a iman etmeden ölmez" dedi. Ona, "Peki bir evin damından düşerse?" diye soruldu. "Aşağı düşerken onu söyler" dedi. "Peki, onlardan birinin boynuna (kılıç vs.) vurulmuşsa?" denildi, İbn Abbas (r.a.), "Dili onu tekrarlar durur" dedi. Süfyan-ı Sevri'nin Huseyf'ten, onun İkrime'den, onun da İbn Abbas (r.a.)'tan yaptığı rivayette de İbn Abbas (r.a.) yine şöyle demiştir: "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir." Ölen her Yahudi mutlaka İsa (a.s)'a iman eder. Kılıçla vurulmuş olsa bile bunu diliyle söyler. Bir uçurumdan yuvarlanarak ölse bile yuvarlanırken bunu söyler. Ebu Davud Tayalisi de başka kanalla İkrime'den İbn Abbas (r.a.)'in böyle dediğini rivayet etmiştir. İbn Abbas (r.a.)'tan yapılan bu rivayetlerin hepsinin senedi sahihtir. Mücahid, İkrime ve Muhammed b. Sirin'den gelen sahih rivayetlerde de onların böyle dedikleri sabittir. Dahhak, Cüveybir ve Süddi de bu görüştedirler. Süddi bunu İbn Abbas (r.a.)'tan da rivayet etmiştir. Übeyy b. Ka'b'ın "ölümlerinden önce" kıraatini de o rivayet etmiştir. Abdurrezzak, "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" buyruğu hakkında Hasan-ı Basri’den şöyle nakleder: Yahudilerden hiçbiri, İsa (a.s)'a iman etmeden ölmez.

 

İmam Taberi der ki: Bazıları ise ayetin şu manaya geldiğini söylemişlerdir: Her kitap ehli ölmeden önce Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e mutlaka iman eder. Şimdi bu görüştekilerden gelen rivayetleri zikredelim. Bize Humeyd'den gelen habere göre İkrime, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini söylemiştir: "Yahudi ve Hristiyanlardan hiçbiri Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e inanmadan ölmez." İkrime İbn Abbas (r.a.)'ın kastının, "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" ayeti olduğunu söylemiştir. Taberi, daha sonra şöyle demiştir: İlk görüş doğruya daha yakındır. Yani İsa (a.s) yeryüzüne indikten sonra Kitap ehli ölümünden, yani Hz. İsa (r.a.)'ın vefatından önce ona iman edecektir. Şüphesiz İmam Taberi' nin söylediği asıl doğru olandır. Çünkü ayetlerin akışına göre asıl anlatılmak istenen Yahudilerin iddia edip cahil Hristiyanlardan kabul edenlerin de tasdik ettiği İsa (a.s)'ın öldürüldüğüne ve çarmıha gerildiğine dair inancın yanlışlığını ortaya koymaktır. İşte Yüce Allah hakikatin öyle olmadığını, öldürmek isteyenlere başkasının İsa (a.s) suretinde gösterildiğini, onların da iyice araştırıp emin olmadan İsa (a.s)'a benzeyeni öldürdüklerini, daha sonra İsa (a.s)'ı katına yükselttiğini, şu anda hayatta ve yaşamakta olup İnşallah birazdan zikredeceğimiz mütevatir hadislerde ifade edildiği gibi kıyamet kopmadan önce ineceğini ortaya koymaktadır. Hadislerde ifade edildiği gibi indikten sonra sapıklık önderini (Deccal'i) öldürecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracak, yani hiçbir din mensubundan cizye kabul etmeyip aksine İslam veya kılıç seçeneğinden başkasını kabul etmeyecektir. Bu ayet-i kerime o vakit Ehl-i kitabın tamamının ona iman edip hiçbirinin bundan geri kalmayacağını ifade etmektedir. Bu yüzden, "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" buyurulmuştur. Yani, Yahudilerle onlarla aynı görüşü paylaşan Hristiyanlar, öldürüldüğünü ve çarmıha gerildiğini iddia ettikleri İsa (a.s) vefat etmeden önce bu hakikate iman edecekler.

 

"Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır." Yani göğe çıkarılmadan önce ve yeryüzüne indikten sonra onlarda şahit olduğu davranışlara şahitlik edecektir.

 

Bu ayeti, "Her bir KItap ehli ölmeden önce Isa (a.s)'a ve Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e iman edecek" diye tefsir edenlerin söyledikleri vakıayla uyuşmaktadır. Çünkü herkese ölürken bilmediği şeyler belirecek ve o da inanacaktır. Fakat ölüm meleğini gördükten sonra iman etmişse, bu ona fayda veren bir iman olmayacaktır. Zira Yüce Allah bu sürenin başında, "Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca 'Ben şimdi tevbe ettim' diyenler ile kafir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur" (Nisa, 18) buyurur. Yine ''Artık o çetin azabımızı gördükleri zaman, ''Allah'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkar ettik' derler. Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları kendilerine bir fayda vermeyecektir. Allah'ın kullan hakkında süregelen adeti budur. İşte o zaman kafirler hüsrana uğrayacaklardır" (Mü'min, 84) buyurur. Bu ise İmam Taberi'nin bu görüşü reddederken getirdiği delilin zayıflığını göstermektedir. Zira o şöyle demiştir:

 

"Ayette kastedilen bu (şekildeki iman) olsaydı dünyadayken Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i ve Mesih (a.s)'ı inkar eden her bir kimsenin, (son andaki bu imanlarıyla) onların dininden olması gerekirdi. O durumda ise kendi dininden olan akrabalarının ona varis olmaması lazım gelirdi. Çünkü Yüce Allah onun ölmeden evvel iman edeceğini haber vermiştir.

 

İmam Taberi'nin sözü güzel değildir. Çünkü bu, fayda vermeyecek vakitteki imanla kişinin Müslüman olmasını gerektirir. İbn Abbas (r.a.)'a baksana, ne diyor: "Uçurumdan yuvarlansa veya kılıçla vurulsa veyahut onu yırtıcı bir hayvan parçalasa da o mutlaka İsa (a.s)'a inanacaktır." Bu durumlardaki iman ise faydasızdır, biraz önce söylediğimiz sebeplerden dolayı sahibini küfürden çıkarmaz. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İyice düşünen ve dikkatle bakan kimse vakıa böyle olsa da ayetten bunun kastedilmiş olmasının şart olmadığını anlar. Bilakis ayette daha önce söylediğimiz gibi İsa (a.s)'ın hayatta olup gökte bulunduğu, kıyamet gününden önce yeryüzüne inip hem Yahudilerin hem Hristiyanların çelişkili, zıt ve gerçekten uzak görüşlerini yalanlayacağı anlatılmak istenmiştir. İsa (a.s) hakkında Yahudiler tefrite, Hristiyanlar ise ifrata kaçmışlardır. Yahudiler ona ve annesine büyük iftiralar atarken, Hristiyanlar da aşırı giderek onda bulunmayan vasıfları iddia etmişler, Yahudilerin mukabilinde bunlar da onu peygamberlik makamından rabblik makamına çıkarmışlardır. Allah (c. c) her ikisinin söylediğinden uzak, pak ve münezzehtir. Ondan başka hiçbir ilah yoktur.

Meryemoğlu isa (a.s)'ın Kıyamet Gününden Önce Gökten inip, Sadece Hiçbir Ortağı Bulunmayan Allah'a ibadete çağıracağına Dair Hadisler:

 

 

[2329] İmam Buhari'nin Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayetine göre o şöyle der; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Canım elinde bulunan Allah'a yemin olsun ki Meryem'in oğlunun (İsa) adil bir hakem olarak aranıza inip haçı kıracağı, domuzu öldüreceği, cizyeyi kaldıracağı ve malların iyice çoğalıp mal kabul edecek kimsenin bulunmayacağı zaman yakındır. Nihayet, tek bir secde dünyadan ve dünyadaki şeylerden daha hayırlı olacak." Daha sonra Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi: Dilerseniz Allah'ın (c.c) "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır" ayetini okuyun. Hadisi aynı tarikle İmam Müslim de rivayet etmiştir. Buhari ile Müslim bunu iki tarikle daha rivayet etmişlerdir.

 

 

[2330] Bunu İbn Merduyeh de Ebu Hureyre (r.a.)'tan şu lafızla rivayet etmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Meryem'in oğlunun adil bir hakem olarak aranıza inmesi yakındır. O Decca!'ı bitirir, domuzu öldürür, haçı kırar, cizyeyi kaldırır. O dönemde mal çoğalıp taşar ve secde sadece alemlerin Rabbine yapılır." Daha sonra Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Dilerseniz Allah'ın (c.c) "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de O, onlara şahit olacaktır" ayetini okuyun.'' Ebu Hureyre (r.a.) ayeti üç defa okumuş, ayetteki "ölümünden önce" ifadesinin ardından "Meryem oğlu İsa ölmeden önce" d)miştir.

 

 

[2331] Hadisi başka bir kanalla İmam Ahmed b. Hanbel Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa mutlaka Fecc-i Revha denen yerde hac veya umre veyahut her ikisi için ihrama girecektir. " Bunu İmam Müslim de rivayet etmiştir.

 

 

[2332] İmam Ahmed b. Hanbel başka bir tarikle Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa (a.s) iner ve domuzu öldürür, haçı ortadan kaldırır. Namaz onun için cem edilir. (.....). Mal verir, fakat kimse almaz. Haracı kaldırır. Revha'ya inip oradan hac veya umre veyahut her ikisini yapar." Ebu Hureyre (r.a.) daha sonra, "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır" ayetini okudu. Bunu Ebu Hureyre (r.a.)'tan nakleden Hanzala der ki: "Ebu Hureyre (r.anha) daha sonra, "İsa ölmeden önce inanır" dedi. Bu kısım Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü müydü, yoksa Ebu Hureyre (r.a.)'ın söylediği bir şey miydi, bilmiyorum." Bunu İbn Ebi Hatim de rivayet etmiştir.

 

 

[2333] Hadisin başka tariki: İmam Buhari, Nafi' kanalıyla Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İmamınız (yöneticiniz) sizden biri iken Meryem'in oğlu aranıza indiğinde siz ne halde olacaksınız?" Bunu İmam Ahmed b. Hanbel ile İmam Müslim de rivayet etmişlerdir.

 

 

[2334] Hadisin başka tariki: İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman kanalıyla Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Peygamberler üvey kardeştirler; anneleri ayrı, dinleri ise tektir. Meryem oğlu İsa (a.s)'a en yakını ise benim.

 

Çünkü benimle onun arasında hiçbir peygamber yoktu. O mutlaka inecektir; gördüğünüzde tanıyın. Orta boylu, kırmızı ve beyaza çalan renktedir. Üzerinde iki sarı elbise vardır. Yaşlık değmese bile başından su damlar gibidir. Yeryüzüne inip haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi yürürlükten kaldıracak, insanları İslam'a çağıracaktır. Onun zamanında Allah (c.c) İslam dışındaki bütün dinleri yok edecektir. Allah (c.c) Decea!'ı da onun zamanında öldürecektir. Sonra yeryüzünde (büyük) bir emniyet ortamı olur. Öyle ki aslanlar develerle; kaplanlar ineklerle; kurtlar koyunlarla birlikte otlanırlar. Çocuklar yılanlarla oynarlar da yılanlar onlara bir zarar vermezler. İsa (a.s) yeryüzünde kırk yıl kalır ve cenaze namazını Müslümanlar kılarlar. " Bunu Ebu Davud da rivayet etmiştir. Aynı tarikle Taberi de rivayet etmiş ve bu ayetin tefsirinde başka bir hadis zikretmemiştir. Taberi'nin rivayetinde: İnsanlarla İslam'a girmeleri için savaşır, ifadesi yer almaktadır.

 

 

[2335] İmam Buhari, Ebu Seleme kanalıyla Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Ben insanların Meryemoğlu İsa'ya en yakınlarıyım. Peygamberler üvey annelerin çocukları gibidirler. Benimle onun arasında hiçbir peygamber yoktur. "

 

 

[2336] İmam Buhari daha sonra Abdurrahman b. Ebu Umre'den, Ebu Hureyre (r.a.)'ın şöyle rivayet ettiğini nakletmiştir. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ben dünyada ve ahirette İsa (a. s)'a en yakın kişiyim. Peygamberler üvey annelerin çocukları gibidirler; anneleri farklı, dinleri ise birdir. "

 

 

[2337] İmam Müslim, Sahih'inde, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Rumlar A'mak'a (Amik ovasına) veya Dabık'a (oraya yakın bir yer) inmedikçe kıyamet kopmayacak. Onların karşısına Medine'den o gün yeryüzü halkının en iyilerinden bir ordu çıkacak. Askerler saf bağladıkları vakit Rumlar 'Bizimle bizden esir alınanların arasından çekilin de onlarla savaşalım' diyecekler. Müslümanlar da, 'Hayır! Vallahi sizinle din kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz' cevabını verecekler. Müteakiben onlarla savaşacaklar. Müslümanların üçte biri firar edecek ve Allah ebediyen tevbelerin kabul etmeyecek (veya, onlara tevbe nasip etmeyecek). Üçte biri de öldürülecek ki bunlar Allah katında şehitlerin en faziletlisidir. Üçte biri ise galip gelecekler ve eb edi yen fitneye duçar olmayacaklar. Ardından İstanbul fethedilecek. Mücahitler kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış, ganimetleri taksim ederken aniden aralarında şeytan, "Gerçekten Mesih (Deccal) aileleriniz yanında sizin yerinizi aldı" diye nara atacak. Asılsız olan bu haber üzerine oradan ayrılacaklar. Şam'a geldikleri vakit ise gerçekten de Deccal çıkacak. Mücahitler savaş için hazırlanıp saf tuttukları vakit namaz için kamet getirilecek ve o esnada Meryem 'in oğlu İsa (a.s) inip onlara imamlık yapacak. Allah'ın düşmanı da (Decca!) onu gördüğünde tuzun suda eridiği gibi eriyecektir. Onu bıraksa kendiliğinden eriyerek yok olacak iken Allah onu kendi eliyle öldürecek ve süngüsündeki kanını onlara gösterecek. "

 

 

[2338] İmam Ahmed b. Hanbel'in İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayetine göre Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Miraç gecesinde İbrahim (a.s), Musa (a.s) ve İsa (a.s) ile karşılaştım. Kıyametin kopması hakkında konuşmaya başladılar. Önce sözü İbrahim (a.s)'a bıraktılar. İbrahim, "Benim bu konuda hiçbir bilgim yoktur" dedi. Bunun üzerine sözü Musa (a.s)'a bıraktılar. O da, "Benim bu konuda hiçbir bilgim yoktur" dedi. Sonra İsa (a.s)'a bıraktılar. İsa (a.s) şöyle dedi: "Gerçekleşmedikçe kıyametin ne zaman kopacağını Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Aziz ve Celil olan Rabbimin bana bildirdiğine göre Deccal çıktığında elimde iki sopa olacak. Deccal beni gördüğünde kurşunun erimesi gibi eriyecek ve Allah onu bu şekilde yok edecek. Hatta taş ve ağaç, 'Ey Müslüman, benim altımda (arkamda) bir kafir var; gel de öldür' diyecek. Nihayet Allah (c.c) onu yok edecek. Sonra insanlar yurtlarına ve vatanlarına dönecekler. İşte o anda da Ye'cuc ve Me'cuc zuhur edecek ve her bir tepeden inecekler. İnsanların beldelerini istila edecek; nereden geçseler oradaki her şeyi yok edecek, hangi sudan geçseler onu içip bitirecekler. Sonra insanlar yanıma gelerek onlardan dert yanacaklar. Ben de dua edeceğim ve Allah (c. c) onları öldürüp yok edecek. Yeryüzü onların pis kokusuyla kirlenince Allah (c.c) yağmur indirecek ve su onların cesetlerini alıp denize atacak. Rabbimin bana bildirdiğine göre bunlar vuku bulduğunda kıyametin kopması; gününü dolduran ve ailesinin haberi olmadan gece veya gündüzün bir vaktinde aniden doğum yapan hamile kadın gibi olacak (bu kadar yakın olacak). " Bunu İbn Mace de İbn Mes'ud (r.a.)'tan benzer lafızla rivayet etmiştir.

 

 

[2339] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Nadra'dan şöyle nakleder: Bir mushafımızı mushafıyla karşılaştırmak için bir Cuma günü Osman b. Ebi As'ın yanına gittik. Cuma namazı vakti yaklaşınca bize gusletmemizi emretti; biz de guslettik. Sonra bize güzel koku getirdi ve üzerimize sürdük. Sonra camiye gidip bir adamın yanına oturduk. Adam bize Deccal'den bahsetti. Bir süre sonra Osman b. Ebi As geldi. Ona hürmeten kalkıp geri oturduk. Şöyle konuştu: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Müslümanların üç ülkesi olacak. İki denizin buluştuğu yerde bir ülke, Hire'de bir ülke ve de Şam'da bir ülke. İnsanlar üç defa büyük korku yaşayacaklar ve Deccal insanların arasına çıkacak. O doğuda bir yenilgiye uğrayacak. Onu ilk püskürtecek ülke iki denizin buluştuğu yerdeki ülke olacak. İnsanlar üçe ayrılacaklar. Birinci bölüm, "Biraz bekleyip gözetleyelim de kim olduğunu anlayalım" diyecek. Diğer bölümü bedevilere katdacaklar. Üçüncü bölümü ise Şam'ın batısındaki ülkeye gidecek. Müslümanlar Efik kıyısına yığılacaklar. Bir sürüyü salıverecekler ve o ele geçirilecek. Bu onları zor duruma sokacak. Büyük açlık çekecek, bitkin düşecekler. Hatta kimisi yayının ipini yakıp yiyecek. Onlar bu haldeyken bir seher vakti birisi, "Ey insanlar, size imdat geldi" diyecek. "Bu tok birinin sesi" diyecekler. Sabah namazı vaktinde İsa (a.s) inecek. Müslümanların önderi, "Ey Allah'ın ruhu, öne geç ve namaz kıldır" diyecek. O ise, "Bu ümmet birbirlerinin emiridirler" diyecek. Bunun üzerine Müslümanların önderi öne geçip namaz kıldıracak. Namazını bitirince İsa (a.s) mızrağını alıp Deccal'a doğru yola çıkacak. Deccal onu görünce kurşunun eriyişi gibi eriyecek. İsa (a.s) mızrağını onun göğsünün tam ortasına saplayıp öldürecek. Deccal'ın adamları da yenilgiye uğrayacaklar. O gün onları hiçbir şey gizlemeyecek. Hatta ağaç, "Ey mü'min, bu kafirdir", taş "Ey mü'min, bu kafirdir" diyecek. " Hadisi bu senetle sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

 

[2340] İmam İbn Mace meşhur Sünen kitabında Ebu Ümame el-Bahili'den şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize bir hutbe verdi ve çoğunu Deccal konusuna ayırdı. Ondan bahsetti ve bizi ona karşı uyardı. Söylediklerinden bazıları şöyledir: ''Allah (c.c) Adem (a.s)'i yaratıp yeryüzüne gönderdiğinden itibaren yeryüzünde Deccal'dan büyük bir fitne olmamıştır. Allah (c.c)'ın gönderdiği her peygamber mutlaka ümmetini ona karşı uyarmıştır. Ben peygamberlerin sonuncusuyum, siz de ümmetlerin sonuncususunuz. O kesinlikle sizde çıkacaktır. Eğer ben aranızdayken çıkarsa ben her Müslüman için ona karşı mücadele veririm. Benden sonra çıkarsa da her Müslüman kendisini korumak için onunla kendisi mücadele eder. Benim her Müslüman hakkındaki halifem ve vekilim de Allah'tır. Deccal Şam ile Irak arasında bir yoldan çıkıp sağa sola bozgunculuk saçacak. Ey Allah'ın kulları, ey insanlar! Sebat edin. Onu vasıflarını size benden önce hiçbir peygamberin ümmetine anlatmadığı şekilde (detaylı olarak) anlatacağım. O önce, "Ben peygamberim" diye başlayacak. Oysa benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra, "Ben Rabbinizim" diyecek. Oysa siz ölmeden (bu hayatta) Rabbinizi görmeyeceksiniz. Bir de onun tek gözü kördür, Rabbiniz ise tek gözü kör değildir. Alnının ortasında "kafir" yazılıdır ve onu okuma yazma bilen veya bilmeyen her mü'min okuyacak. Fitnelerinden (ayartıcı özelliklerinden) biri cennet ve cehenneminin olmasıdır. Aslında ise cehennemi cennet, cenneti cehennemdir. Kim cehennemine düşerse Allah'tan yardım istesin ve Kehf suresinin baş tarafını okusun; orası kendisine İbrahim (a.s)'a olduğu gibi serinlik ve selamet yeri olur. Onun bir fitnesi de bedevi birine, "Eğer babanı ve anneni sana geri getirirsem benim senin Rabbin olduğuna şahitlik eder misin?" der. O da "Evet" der. Birden anne ve babasının şeklinde iki şeytan görünür ve bunlar ona, "Eyoğlum! Ona uy; zira o Rabbindir" derler. Bir fitnesi de kendisine bir insan üzerinde tasarruf yetkisi verilir ve kılıçla ikiye bölerek öldürür. Sonra, "Bu kuluma bakın. Ben şimdi onu dirilteceğim, sonra kendisinin benden başka bir Rabbinin olduğunu söyleyecek." Der. Allah onu diriltir ve bu pis ona "Rabbin kimdir?" der. o, "Rabbim Allah'tır, sen de Allah'ın düşmanı Deccal'sın. Vallahi, senin hakkında hiç bugünkü kadar net bir kanaatim olmamıştı" der."

 

Ravilerden Ebu Hasan Tanafisi burada Muharibi'den ... onun da Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan yaptığı şu rivayeti zikretmiştir; Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bu adam ümmetimden cennetin en yüksek makamındaki kişi olacak." Ebu Said el-Hudri (r.a.) der ki:

Vallahi, vefat edinceye kadar bu kimsenin Hz. Ömer b. Hattab'dan başkası olacağına ihtimal vermezdik."

 

Muharibi rivayetin devamını Ebu Rafi'den yaparak şöyle der: Deccal'ın bir fitnesi göğe emredip yağmur yağması, yere emredip yerden bitki bitmesidir. Diğer fitnesi bir beldeye uğrar ve halk onu yalanlayınca tüm hayvanları ölüp giderler. Sonra bir beldeye uğrar ve ona inanmaları üzerine göğe emreder ve yağmur yağar, yere emreder ve yerden bitki biter. Böylece hayvanları o gün her zamankinden daha semiz, sütle ri daha bol ve böğürleri daha şişkin olarak dönerler. Mekke ve Medine dışında yeryüzünün her yerine ayak basar ve galip olur. Buralara ise hangi vadiden gidecek olsa karşısına kılıçlarını çekmiş melekler çıkar. Nihayet Zureyb-i Ahmer (kırmızı tepe) denen yere, çorak ve tuzlu arazinin bitim noktasına geldiğinde Medine üç defa sallanır. Bunun üzerine oradaki her erkek ve kadın münafık çıkar ve böylece demir koruğu demirin kirini ve pasını giderdiği gibi Medine de pisliğini atar. O güne kurtuluş günü adı verilir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle anlatınca Ebu Aker'in kızı Ümmü Şerik "Ya Rasulallah! O gün Araplar nerede olacaklar?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Onların sayısı az olacak ve büyük çoğunluğu da Kudüs'te bulunacak. Onların liderleri de salih biridir. Bir sabah onlara namaz kıldırmak üzere kamet getirildiğinde Hz. İsa (a.s) yanlarına iner. Bu lider, İsa (a.s)'ın imamlığa geçmesi için geri geri yürüyerek çekilir. Ancak İsa (a.s) elini iki omzunun arasına koyar ve "Geç ve namaz kıldır. Zira, bu kamet senin için okundu'' der. O da insanlara namazlarını kıldırır. Namazı bitirince İsa (a.s), "Kapıyı açın" der ve kapı açılır. Kapının arkasında Deccal ile her birinin süslü kılıcı ve yeşil şalı bulunan yetmiş bin Yahudi vardır. Deccal İsa '(a.s)'a bakar bakmaz tuzun suda eriyişi gibi erir (enerjisi tükenir) ve kaçıp gider. İsa (a.s), "Beni engelleyemeyeceğin sana indirecek bir vuruşum var" der ve ona Doğu Lüdd kapısında yetişip öldürür. Böylece Allah (c.c) Yahudileri yenilgiye uğratır ve Allah (c.c) Yahudi'nin arkasına saklandığı her mahlukunu dile getirtip konuşturur. Her taş, her ağaç, her duvar ve her hayvan, "Ey Allah'ın Müslüman kulu! İşte Yahudi; gel de öldür" der. Ancak Garkada ağacı müstesna; zira o Yahudilerin ağacıdır ve böyle demeyecektir. "

 

Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) konuşmasına şöyle devam etti:

"Deccal'ın dönemi kırk sürer. Bunların biri yarım yıl gibi, biri bir ay gibi, biri Cuma günü gibi olur. Diğer günleri ise ateş kıvılcımı gibi olur (o kadar hızlıdır). Bir kimse sabahleyin Medine kapısına varır da diğer kapısına varmadan akşam olur. " Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e, "Ya Rasulallah! o kısa günlerde namazı nasıl kılalım?" diye sordular. "O uzun günlerdeki namaz vakitlerini (aralıklarını) ölçüp ona uyarlar, sonra kılarsınız" diye cevap verdi.

Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa (a.s) ümmetimde adil bir hakim ve adaletli bir yönetici olarak bulunur. Haçı kırar, domuzu keser, cizyeyi kaldırır ve zekat toplamayı bırakır. Artık hiçbir koyun veya devenin peşine düşülmez. Kin ve düşmanlık kaldırılır. Her zehirli hayvanın zehri çekilip atılır. Öyle ki bebek elini yılanın ağzına koyar da yılan ona bir zarar vermez, aslanı kovalar da aslan bir zarar vermez. Kurt koyun sürüsünde sürünün köpeği gibi olur. Yeryüzü bardağın suyla doluşu gibi güvenlik ve esenlikle doldurulur. İnsanlar birlik olurlar ve Allah'tan başkasına ibadet edilmez. Savaşlar durur, yönetim Kureyşlilerin elinden alınır. Yeryüzü gümüş sofrası gibi olur ve bitkisini Adem (a.s) zamanındaki gibi bitirir. Hatta bir salkım üzümün başına bir grup insan toplanıp yer de bir salkım üzüm onları doyurur ve bir üzüm salkımının başına bir grup insan toplanır da onları doyurur. Öküzün fiyatı şu kadar pahalı, at ise birkaç dirheme satılır." Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle deyince oradakiler, "Ya Rasulallah! Atı bu kadar ne ucuzlatacak?" diye sordular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ona hiçbir savaş için binilmeyecek (de ondan)" buyurdu. "Peki Öküz neden bu kadar pahalanır?" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Toprakların tamamı sürülür (tarım yapılır). Deccal'ın çıkışından önce üç yıl darlık görülür ve insanlar açlık çekerler. Allah (c.c) ilk yıl göğe yağmurunun üçte birini tutmasını emreder. Yere de emreder ve yer bitkilerinin üçte birini vermez. Yüce Allah sonra ikinci yılda göğe emreder ve yağmurunun üçte ikisini tutar, yere emreder ve yer de bitkisinin üçte ikisini tutar. Daha sonra üçüncü yılda göğe emreder ve gök yağmurlarının tamamını tutar ve bir damla yağmur yağmaz. Yere tüm bitkilerini tutmasını emreder ve yeşil tek bir bitki kalmaz. Allah'ın dilediği hariç tırnaklı hayvanların hepsi helak olup giderler." Sahabiler, "Ya Rasulallah! O zamanda insanları hayatta tutacak şey nedir?" diye sordular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kelime-i Tevhid, tekbir, tesbih ve hamd zikirleridir. Bunlar, onlar için yemek vazifesini görecekler" buyurdu. İbn Mace der ki:

 

Ebu Hasan et-Tanafisi'yi şöyle derken işittim: Abdurrahman el-Muharibi'yi işittim, şöyle diyordu: "Bu hadis mektepte öğrencilere öğretmesi için öğretmene verilmelidir." Hadis bu tarikle çok gariptir. Bazı kısımlarının, şahidi olan başka hadisler vardır.

 

 

[2341] Bunlardan biri İmam Müslim'in İbn Ömer (r.a.)'tan rivayet ettiği şu hadistir; Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Siz mutlaka Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Hatta taş, 'Ey Müslüman! Bu Yahudi'dir; gel de öldür' diyecek"

 

 

[2342] İmam Müslim, Ebu Hureyre (r.a.)'tan da şöyle rivayet etmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Müslümanlar Yahudilerle savaşıp onları öldürmedikçe kıyamet kopmayacak. Hatta Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanır ve taş ile ağaç, "Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu! Arkamda bir Yahudi var; gel de onu öldür" der. Ancak Garkad ağacı müstesna; çünkü o Yahudi ağacıdır. " Bu hadise benzediğinden dolayı burada Nevvas b. Sem'an'ın rivayet ettiği hadisini de zikredelim:

 

 

[2343] İmam Müslim, Sahih'inde, Nevvas b. Sem'an'dan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Bir sabah Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Deccal'ı anlattı ve sesini zaman zaman alçaltıp yükselterek etkili bir konuşma yaptı. Öyle ki neredeyse Deccal'i (hemen orada) hurma bahçeliğinde sandık. Akşamleyin yanına vardığımızda bizdeki bu hali anladı ve "Neyiniz var?" diye sordu. Biz, "Ya Resulallah! Sabahleyin Deccal'den bahsettiniz, onun hakkında öyle alçaltma ve yükseltme yaptınız (heyecanla ve etkili bahsettiniz) ki kendisini hurma bahçesinde zannettik" dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Beni hakkınızda Deccal'den daha çok korkutan şeyler var. Eğer ben aranızda iken çıkarsa ben sizin namınıza onunla mücadele ederim. Ben aranızda yokken çıkarsa, herkes kendi adına mücadelesini verir. -Her Müslümana bu konuda benim halifem Allah'tır. Bu adam (Decca!) kıvırcık saçlı bir gençtir. Gözü fırlamıştır. Ben onu Abdu'l-Uzza b. Katan'a benzetiyor gibiyim. Sizden kim ona yetişirse üzerine Kehf suresinin ilk ayetlerini okuyuversin. O, Şam'la Irak arasında bir beldeden çıkacak ve sağa sola fesad saçacak. Ey Allah'ın kulları, sebat edin!" Biz, "Ya Resulallah! O yeryüzünde ne kadar kalacaktır?" dedik. "Kırk gün. Bir günü bir sene gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir hafta gibi ve diğer günleri de sizin günleriniz gibi olacak" buyurdu. Biz "Ya Resulallah! Bir sene gibi olacak gün boyunca bir günlük namaz bize yetecek mi?" dedik. "Hayır! Onun için normal günlerin namaz vakitlerini tayin edip o vakitlerde namaz kılın" buyurdu. Biz "Ya Resulallah! Onun yeryüzündeki hızı ne olacak?" dedik. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Arkasından rüzgar esen yağmur gibi olacak. Bir beldedeki insanlara uğrayıp onları davet edecek. Onlar da kendisine iman edecek ve icabette bulunacaklar. Bunun üzerine gökyüzüne emredecek ve o yağmur yağdıracak, yere emredecek ve o da bitki bitirecek. Akşamleyin deve sürüleri onların yanına alabildiğine uzun hörgüçlü, bol sütlü ve böğürleri dolu olarak dönecekler. Sonra bir topluluğa gelerek onları da davet edecek, fakat onun çağrısını reddetmeleri üzerine o da savuşup gidecek. Sonra bunlar kıtlık içinde sabahlayacaklar, ellerinde mallarından bir şey kalmayacak. Bir harabeye uğrayarak ona "Hazinelerini çıkar" diyecek. Harabenin defineleri arı kovanları gibi hemen ardına düşecekler. Sonra genç babayiğit bir adamı çağıracak ve onu kılıçla vurarak ikiye bölecek, her parçayı bir ok atımı yere fırlatacak. Sonra bu adamı çağıracak. Adam gülerek yüzü parlak halde gelecek. O bu halde iken aniden Allah, Meryem oğlu Hz. İsa (a.s)'ı Dımeşk'ın doğusundaki Akminare'ye iki boyalı elbise içinde, elini iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak indirecek. Başını eğdiği zaman su damlayacak, kaldırdığı zaman ondan inci gibi gümüş taneleri yuvarlanacak. Onun nefesinin kokusunu duyan her kafir ölecek. Nefesi gözünün gördüğü yere varacak. Isa (a.s) onu arayacak ve nihayet Lüdd kapısında yetişip öldürecek. Sonra Meryem oğlu İsa'ya bu adamın şerrinden kendilerini Allah'ın koruduğu topluluk gelecek.

 

İsa (a.s) onların yüzlerini silecek, onlarla cennetteki derecelerine göre konuşacak. O bu halde iken Allah (c.c) İsa'ya (a.s), "Ben öyle kullarımı çıkardım ki onları öldürmeye hiçbir kimsenin eli varmaz. Şimdi sen benim kullarımı Tur'a götürerek koru!" diye vahyedecek ve Allah Ye'cuc ile Me'cuc'ü gönderecek. Bunlar her tepeden süratle süzülüp inecekler. Bu şekilde öncüleri Taberfye gölüne uğrayacak ve içindeki suyu içecekler. Son gelenleri oraya uğrayacak ve "Bu gölde bir zamanlar hakikaten su vardı" diyecekler. Allah'ın nebisi İsa (a.s) ile arkadaşları kuşatılacak, hatta onlardan birine bir öküz başı, sizden birinize bugün yüz altından daha makbulolacak. Bunun üzerine Allah'ın nebisi İsa (a.s) ile arkadaşları Allah'a niyaz edecekler. Allah (c.c) da Ye'cuc ile Me'cuc'ün üzerine, boyunlarından vuran deve kurdu gönderecek ve böylece tek bir kişinin ölmesi gibi toptan helak olmuş halde sabahlayacaklar. Sonra Allah'ın nebisi İsa (a.s) ile arkadaşları Tur'dan inecek ve başka yerlere gidecekler. Yeryüzünde onların leşleri ve pis kokularıyla dolmadık bir karış yer bulamayacaklar. Bunun üzerine İsa (a.s) ile arkadaşları yine Allah'a niyaz edecekler. Allah (c.c) da Horasan develerinin boyunları gibi kuşlar gönderecek ve bu kuşlar onların cesetlerini alıp Allah'ın dilediği yere götürecekler. Sonra Allah (c.c) öyle bir yağmur gönderecek ki ondan ne kerpiç ev ne de çadır korunabilecek. Bu yağmur yeryüzünü yıkayacak, onu ayna gibi yapacak. Sonra yere, "Mahsulünü bitir, bereketini tekrar getir" denilecek. İşte o gün bir grup insan tek bir nar yiyecek ve onun kabuğu altında gölgelenecekler. Süte bereket verilecek, hatta yeni doğurmuş bir devenin sütü sürülerce insana yetecek. Yeni doğurmuş bir sığırın sütü bir insan kabilesine yetecek. Yeni doğurmuş bir koyun akrabadan bir oymağa kafi gelecek. Onlar bu halde iken, Allah güzel bir rüzgar gönderecek. Bu rüzgar onları koltuklarının altlarından yakalayacak, her mü'min ve her Müslüman'ın ruhunu kabzedecek. Geride insanların kötüleri kalarak yeryüzünde eşekler gibi alenen çiftleşecekler. İşte kıyamet bunların üzerine kopacak. " Bunu İmam Ahmed ile Sünen sahipleri de rivayet etmişlerdir. Bunun İmam Ahmed yoluyla gelen başka bir rivayetini Enbiya süresindeki "Nihayet Yec'uc ve Me'cuc(ün önündeki setlerin) açıldığı. .. " (Enbiya, 96) ayetinin tefsirinde zikredeceğiz.

 

 

[2344] Başka bir hadis: Yine İmam Müslim, Yakub b. Asım es-Sekafi'den şöyle nakleder: Abdullah b. Amr (r.a.)'ın şu sözlerini kendim işittim. Bir adam "Rivayet etmektEl olduğun bu hadis nedir böyle? Kıyamet filan ve filan vakte kadar mutlaka kopacaktır" diyormuşsun, diyerek yanına gelmişti. Abdullah, "Sübhanallah!" veya "La ilahe illallah" gibi sözler söyledikten sonra şöyle dedi: Hakikaten içimden asla kimseye bir şey rivayet etmemek geçti. Ben ancak, "Siz az zaman sonra büyük bir hadise göreceksiniz. Kabe yakılacak ve şöyle şöyle olacak" dedim, dedi. İbn Ömer daha sonra şöyle dedi:

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Deccal ümmetimin arasında çıkacak ve kırk (zaman) kalacak." (Ravı der ki: Kırk gün mü dedi, kırk ay mı, yoksa kırk sene mi bilemiyorum.) "Derken Allah Meryem oğlu İsa'yı (a.s) gönderecek. O Urve b. Mes'ud'a benzer. Ve Deccal'ı bulup yok edecek. Sonra yedi yıl boyunca iki kişi arasında bile düşmanlık olmayacaktır. Sonra Allah (c.c) Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar iyilik yahut iman bulunan hiç kimse kalmayıp hepsinin ruhunu kabzedecek. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa rüzgar üzerine girip ruhunu kabzedecek." Ben bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işittim. Yine buyurdular ki: "Bunun üzerine insanların kötüler takımı kuş hafifliğinde ve yırtıcı hayvan tabiatında kalacaklar. Ne bir iyiliği kabul edecek ve ne bir kötülüğe karşı çıkacaklar. Şeytan onlara gözükecek ve "Davetime icabet etmiyor musunuz?" diyecek. Onlar da, "Bize ne emredersin?" diyecekler. O da onlara putlara tapmayı emredecek. Onlar böyle bol nimet ve müreffeh yaşam sürerken sura üfürülecek. Bunu işiten herkes boynunu kaldırıp kulak verecek. Onu ilk işiten develerinin havuzunu sıvayan bir adam olacak. O adam hemen ölecek, diğer insanlar da ölecekler. Sonra Allah, çiğ gibi yahut gölge gibi (şüphe eden, ravilerden Nu'man'dır) bir yağmur gönderecek (ravi şüphe ederek, yahut yağmur indirecek, demiştir.) Bundan insanların cesetleri yeşerecek. Sonra sura bir daha üfürülecek ve (dirilerek) birden kalkıp bakacaklar. Sonra, "Ey İnsanlar, Rabbinize gelin!"; "Bunları durdurun; sorguya çekilecekler" (Saffat, 24) denilecek. Sonra, "Cehennem ordusunu çıkarın" denilecek ve "Kaç kişiden?" diye sorulacak. "Her 1000 kişiden 999'u" denilecek. İşte çocukları ihtiyarlatacak gün budur, işte baldırın açılacağı gün budur. " Sonra İmam Müslim ve Nesai, Tefsir kitabında biraz farklı senetle yine İbn Ömer (r.a.)'tan rivayet etmişlerdir.

 

 

[2345] Başka bir hadis: İmam Ahmed b. Hanbel Mücemmi' b. Cariye (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Meryem'in oğlu Deccal'ı Lüdd kapısında (veya , "Lüdd kapısının yanında" buyurdu) öldürecek. "

 

 

[2346] Başka bir hadis: İmam Ahmed b. Hanbel, Mücemmi' b. Cariye'den (r.a.), Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Meryem'in oğlu (İsa -a.s.-) Deccal'ı Lüdd kapısında öldürecek. " Bunu Tirmizi de rivayet etmiş ve "Bu sahih hadistir" demiştir. Sonra şöyle demiştir: Bu konuda İmran b. Husayn, Nafi' b. Utbe, Ebu Berze, Huzeyfe b. Esid, Ebu Hureyre, Kiysan, Osman b. Ebi' ı-As, Cabir, Ebu Ümame, İbn Mes'ud, İbn Ömer, Semure b. Cündeb, Nevvas b. Sem'an, Amr b. Avf ve Huzeyfe b. Yeman'dan (Allah hepsinden razı olsun) hadisler rivayet edilmiştir. Tirmizi'nin kastı Deccal ile İsa (a.s)'ın birlikte zikredildiği hadislerdir. Sadece Deccal'ın zikredildiği hadisler ise yaygınlığı ve Sahih, Sünen, Müsned ve başka hadis kaynaklarındaki çok sayıda raviden gelen rivayetler nedeniyle sayılamayacak kadar çoktur.

 

 

[2347] Başka bir hadis: İmam Ahmed b. Hanbel, Huzeyfe b. Üseyd elGıffari (r.a.)'tan şöyle nakleder: Biz Arafat'ta aramızda kıyametten bahsederken Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanımıza çıkageldi ve şöyle buyurdu: "Siz şu on alameti görmedikçe kıyamet kapmayacak: Güneş'in batıdan doğması, Duman, Dabbetu'l-arz, Ye'cuc ve Me'cuc'ün çıkması, Meryem oğlu İsa (a.s)'ın inişi, Deccal ve biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yanmadasında olacak üç tane yere batma hadisesi, Aden'in derinlerinden çıkıp insanları sürükleyecek (veya itecek) ve nerede geceleseler orada geceleyip gündüz nerede olsalar orada olacak bir ateş. " İmam Müslim ve Sünen sahipleri bunu böyle (Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü olarak) rivayet etmişlerdir. İmam Müslim başka bir tarikle bunu Huzeyfe b. Üseyd elGıffari'nin kendi sözü olarak rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Ebu Hureyre, İbn Mes'ud, Osman b. Ebi'l-As, Ebu Ümame, Nevvas b. Sem'an, Abdullah b. Amr b. el-As, Mücemmi' b. Cariye, Ebu Seriha ve Huzeyfe b. Üseyd'in (Allah hepsinden razı olsun) rivayetiyle Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den gelen bu hadisler mütevatirdir. Bunda İsa (a.s)'ın nasıl ve nereye ineceği, Şam diyarına, hatta bizzat Dimeşk'te doğu minarenin olduğu yere ineceği ve bunun sabah namazı için kamet getirildiği vakitte olacağını gösteren ifadeler vardır. Bu minare sonraki asırlarda, (hicri) 441 yılında Hristiyanların yaptığından şüphelenilen (kıyamete kadar Allah'ın laneti üzerlerine olsun) bir yangın sonucu yıkılan minarenin yerine Emevi camisinin minaresi olarak yontulmuş taştan beyaz bir minare olarak inşa edildi. Masraflarının çoğu da onlara ödetildi. Kuvvetli ihtimalle İsa (a.s) buraya inecektir.

 

Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri hadiste geçtiği gibi domuzu öldürecek, haçı kıracak, cizyeyi kaldıracak, İslam'dan başka bir din kabul etmeyecek. Bu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O güne dair bir haberi, o zamana ait koyduğu bir dini kural, onay ve izindir. Böylece onların bahane ve içlerindeki şüpheler kalkacak, bu yüzden hepsi İsa (a.s)'a tabi olup onun eliyle İslam dinine girecek. O yüzden Yüce Allah (bu ayette), "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır" buyurmuştur. Bu ayet aynen "Şüphesiz ki o (İsa), kıyametin (ne zaman kopacağının) bilgisidir (.....)" (Zuhruf, 61) ayeti gibidir. Buradaki kelime "ilmun" (bilgisidir) şeklinde okunduğu gibi, ..... "alemün" şeklinde de okunmuştur. Manası, "İsa (a.s) kıyametin yaklaştığının alamet ve delil id ir" şeklindedir. Çünkü, Deccal'ın çıkışından sonra inecek ve Allah Deccal'ı O'nun (a.s) eliyle öldürecektir.

 

 

[2348] Nitekim sahih bir hadiste, ''Allah her ne hastalık yaratmışsa ona bir şifa indirmiştir" buyurulmuştur. Allah (c.c) Ye'cuc ve Me'cuc'ü de İsa (a.s)'ın döneminde gönderecek ve duasının bereketiyle onları da helak edecek. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: "Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman ve gerçek vaad (ölüm, kıyamet) yaklaşınca ... " (Enbiya, 96-97)

 

 

İsa (a.s.)'ın Nitelikleri:

 

[2349] Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet edilen şu hadis daha önce geçti: "Gördüğünüzde onu tanıyın. Orta boylu, kırmızı ve beyaza çalan renktedir. Uzerinde iki sarı elbise vardır. Yaşlık değmese bile başından su damlar gibidir. "

 

 

[2350] Nevvas b. Sem'an (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Meryem oğlu İsa (a.s) Dımeşk'ın doğusundaki Akminare'ye iki boyalı elbise içinde, elini iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak inecek. Başını eğdiği zaman su damlayacak, kaldırdığı zaman ondan inci gibi gümüş taneleri yuvarlanacak. Onun nefesinin kokusunu duyan her kafir ölecek. Nefesi gözünün gördüğü yere kadar varacak. "

 

 

[2351] İmam Buhari ile Müslim, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İsra'ya götürüldüğü gece(yi anlatırken) "Musa ile karşılaştım" deyip onu anlattı ve zannımca şöyle dedi: ''Aşırı olmamak üzere cüsseli birisi olduğunu gördüm. Saçları hafif dalgalı idi. Sanki Şenuelilerden bir adamı andırıyordu." (Devamla) "İsa ile de karşılaştım" dedi ve onun niteliklerini de anlatarak şöyle buyurdu:

"Orta boyluydu, teni kırmızıya çalıyordu. Sanki hamamdan çıkmış gibiydi. İbrahim'i de (a.s) gördüm. Soyundan gelen çocukları arasında ona en çok benzeyen kişi benim ... "

 

 

[2352] İmam Buhari'nin Mücahid kanalıyla İbn Ömer (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Musa, İsa ve İbrahim'i gördüm. İsa kırmızı tenli, dalgalı saçlı, geniş omuzlu idi. Musa esmer, iri yapılı, saçları düz, Zut adamlarından birisiymiş gibiydi. "

 

 

[2353] Buhari ve Müslim, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) herkesin önünde Mesih Deccal'ı söz konusu ederek dedi ki: "Şüphesiz Allah'ın tek gözü kör değildir. Ancak Mesih ed-Deccal'in sağ gözü kördür. Gözü patlak bir üzüm tanesi gibidir"

 

 

[2354] Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ''Allah (c.c) bu gece rüyamda bana kendimi Kabe'nin yanında gösterdi. Derken öyle karayağız güzeli bir zat gördüm ki erkeklerden gördüğün karayağızların en güzeli! Kulaklarına inmiş öyle saçları vardı ki gördüğün uzun saçların en güzeli! Onları taramış da (üzerlerinden) su damlıyordu. İki kişinin omzuna dayanarak Kabe'yi tavaf ediyordu. "Bu kim?" diye sordum. "Meryem oğlu İsa'dır" dediler. Sonra arkasında son derece kıvırcık saçlı, sağ sözü şaşı birini gördüm. Gördüğüm insanlardan en çok İbn Katan'a benziyordu. Ellerini bir adamın omuzlarına koymuş Kabe'yi tavafediyordu. "Bu kim?" diyesordum. "Bu da Mesih Deccal'dır" dediler. " Bunu Nafi’den Ubeydullah mütabaat etmiştir.

 

 

[2355] İmam Buhari daha sonra Zühri'nin Salim'den, onun da babasından (İbn Ömer) şu rivayeti zikretmiştir: Hayır, Allah'a yemin ederim ki Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), İsa için kırmızı tenlidir demedi. Fakat şöyle dedi: "Ben uykuda iken Kabe'yi tavaf ettiğimi gördüm. Esmer, düz saçlı bir adam görüverdim. İki adam arasında yürüyordu. Başından su damlıyordu (yahut da başından adeta su dökülüyordu.) "Bu kimdir?" dedim. "Meryem'in oğludur" dediler. Oradan gittim. Bu sefer kırmızı tenli, iri cüsseli, saçları kıvırcık, sağ gözü kör, adeta gözü patlak bir üzüm tanesini andıran bir adam ile karşılaştı m. "Bu kimdir?" dedim, "Deccal"dır" dediler. İnsanlar arasında ona en çok benzeyen kişi de İbn Katan' dır. " Zühri dedi ki: İbn Kattan Huzaa kabilesinden cahiliye döneminde ölen bir adamdır.

 

Bunların hepsi Buhari'nin rivayetindeki ifadelerdir. Abdurrahman b.

Adem'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan yaptığı şu rivayet de daha önce geçti: "İsa (a.s) yeryüzünde kırk yıl kalacak, sonra vefat edecek ve cenaze namazını Müslümanlar kılacak. " Müslim'in Abdullah b. Amr (r.a.)'tan rivayet ettiği bir hadiste de, "O yedi yıl kalır" ifadesi yer almaktadır.

 

Allahu A'lem, yeryüzünde kırk yıl kalmasından kastın göğe yükseltilmeden önce kaldığı yıllar ile oraya inişinden sonra kalacağı yılların toplamı olması mümkündür. Çünkü, sahih hadiste ifade edildiği gibi göğe yükseltilmeden

.' önce otuz üç yıl yaşamıştır. Bu bilgi cennetliklerin sıfatları konusundaki bir hadiste de geçmiştir: "Cennetlikler Adem (a.s)'ın şeklinde ve İsa (a.s)'ın 33 yaşında olacaklar. '' İbn Asakir'in bazılarından yaptığı İsa (a.s)'ın göğe 150 yaşındayken yükseltildiği görüşü ise çok sıra dışı ve gariptir.

 

Hafız İbn Asakir, Tarih kitabında İsa (a.s)'ın biyografisinde seleften bazılarından O'nun (a.s) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in odasında onunla birlikte defnedileceğini rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

"Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır. "Katade der ki: Kendisinin Allah'ın mesajını tebliğ ettiğine ve Allah'a kulu olduğunu ikrar ettiğine dair onlar aleyhinde şahitlik yapacaktır. Bu ayette ifade edilen Maide süresinin son kısmındaki,

 

"Allah, Ey Meryemoğlu İsa! İnsanlara, 'Beni ve anamı, Allah'tan başka iki ilah bilin, diye sen mi dedin?' diye sorduğu zaman o, 'Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensinBen onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin ... " (Maide, 116-118)

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

160. Yahudilerin yaptıkları zulümden, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmelerinden, menetmelerinden dolayı kendilerine (daha önce) helal kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri haram kıldık.

161. Men edildikleri halde faizi almalarından ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemelerinden dolayı içlerinden inkara sapanlara acı bir azap hazırladık.

162. Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman edenler, namazı kılanlar, zekatı verenler; Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya; işte onlara pek yakında büyük mükafat vereceğiz.