|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 155 – 159.ayetler |
Yahudilerin
Lanetlenmesi:
155. Sözlerinden
dönmeleri, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri
öldürmeleri ve "Kalplerimiz perdelidir" demeleri sebebiyle (onları lanetledik,
türlü belalar verdik. Onların kalpleri perdeli değildir;) tam aksine küfürleri
sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur; pek azı müstesna artık iman
etmezler.
156. Bir de inkar
etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmalarından;
157. Ve "Allah
elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük" demeleri yüzünden (onları lanetledik).
Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi
gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler;
bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak
onu öldürmediler.
158. Bilakis Allah onu
(İsa'yı) kendi katına kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
159. Ehl-i kitap'tan
her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o,
onlara şahit olacaktır.
Tefsiri:
"Sözlerinden
dönmeleri, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri", "haksız yere
peygamberleri öldürmeleri" ve "Kalplerimiz perdelidir" demeleri
sebebiyle (onları) lanetledik, türlil belalar verdik." Bunlar onların
lanetlenmelerine,
hidayet yolundan
kovulmalarına ve uzaklaştırılmalarına yol açan cürümlerindendir. Zira,
kendilerinden alınan misak ve ahitleri bozmuşlar, Allah'ın ayetlerini, yani
hüccetlerini, burhanlarını ve peygamberlerde bizzat gördükleri mucizeleri inkar
etmişlerdir.
"Haksız yere
peygamberleri öldürmeleri. .. " Bu ifade onların ne kadar cani ve
peygamberlere karşı ne kadar cür' etkar olduklarını gösteriyor. Zira Yahudiler
çok sayıda peygamber öldürmüşlerdir.
"Kalplerimiz
perdelidir, demeleri sebebiyle" İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Said b. Cübeyr,
İkrime, Süddi, Katade ve pek çok kişi buradaki ‘.....’ kelimesini örtü-perde
ile tefsir etmişlerdir. Bu, müşriklerin, "Bizi çağırdığın şeye karşı
kalplerimiz kapalıdır" (Fussilet, 5) sözüne benzemektedir. Yahudilerin bu
sözünün, "kalbimiz ilim kabıdır", yani içerdiği ve kapsadığı çok
ilimden dolayı adeta ilmin kabıdır, manasına geldiği de söylenmiştir. Kelbi,
Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmiştir. Bunun benzeri
Bakara suresinde de geçti.
Allah (c.c) daha sonra,
"Tam aksine küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür
vurmuştur" buyuruyor. Birinci tefsire göre sanki Yahudiler Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in söylediklerini kavrayamamakta mazur olduklarını, çünkü
kalplerinin perdeli ve kapalı olduğunu söylemişler, Allah da, "Bilakis
(bundan da öte) küfürleri sebebiyle kalpleri mühürlenmiştir" buyurmuş,
(söylediklerinden daha kötü olduğunu ifade etmiştir). İkinci tefsire göre ise
bu cümle iddialarını her yönden reddetmektedir. Bakara suresinde de buna benzer
bir konuda konuşulmuştu.
"Pek azı müstesna
artık iman etmezler. " Yani, artık kalpleri küfür, taşkınlık ve iman
azlığına alışmıştır.
"Bir de inkar
etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmalarından (dolayı lanet
ettik)." Ali b. Ebi Talha'nın rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) bunu,
"Yani Meryem (a.s)'a zina ithamında bulunmalarından dolayı" diye
tefsir etmiştir. Süddi, Cüveybir, Muhammed b. İshak ve birçok kişi de böyle
demişlerdir. Ayetin zahirinden anlaşılan mana da budur. Onlar Meryem (a.s)'a ve
oğluna iftira atmışlar, onun zani olup İsa (a.s)'a zinadan hamile kaldığını
söylemişlerdir. Bazıları daha fazlasını söyleyerek onun hayızlı iken zina
ettiğini söylemişlerdir. Allah'ın kesintisiz laneti kıyamet gününe kadar
onların üzerine olsun.
Ehl-i kitab'ın,
"isa (a.s) Öldürüldü" iddası:
"Ve 'Allah elçisi
Meryem oğlu İsa'yı öldürdük' demeleri yüzünden (onları lanetledik)." Yani,
kendisinin bu makamda olduğunu iddia eden bu adamı öldürdük. Bu sözleriyle
Yahudiler onunla alayetmekte ve dalga geçmektedirler. Bu sözleri müşriklerin
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Ey kendisine Kitap
indirilen! Sen delisin" (Hicr, 6) SÖzüne benzemektedir. Yahudilerin
-Allah'ın laneti, öfkesi, gazabı ve cezası onlara olsun- yaptıklarından
bazıları şunlardır. Allah (c.c) İsa (a.s)'ı açık delillerle ve doğru yolu
gösteren kılavuzla peygamber olarak gönderince Allah'ın (c.c) ona verdiği
peygamberlikten ve müthiş mucizelerden dolayı onu kıskandılar. Zira, İsa (a.s)
anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyor, Allah'ın izni ile ölüleri
diriltiyordu. Çamurdan kuş suretinde bir şey yapıp üflüyor ve o şey -Allah'ın
izniyle- uçan, gözle görülebilen bir kuş oluyordu. Allah'ın (c.c) ona ikram
ettiği ve elinde gerçekleştirdiği daha pek çok mucize vardı. Bunlara rağmen
Yahudiler onu yalanladılar, karşı çıktılar ve ellerinden gelen her türlü
eziyeti yaptılar. Öyle ki İsa (a.s) onlarla aynı belde kalamadı; annesiyle
birlikte sürekli yolculuk halindeydiler ve oradan oraya gidiyorlardı. Yahudiler
bununla yetinmeyip bir süre sonra dönemin Şam kralını ona karşı kışkırttılar.
Kral yıldızlara tapan bir müşrikti ve o dinden olanlara Yunan denirdi.
Yahudiler ona "Beyt-i Makdis'te insanların kafasını karıştıran ve yoldan
çıkaran, halkı krala karşı kışkırtan bir adam var" diye haber gönderdiler.
Buna öfkelenen kral Beyt-i Makdis'deki yardımcısına "Söz konusu adama
karşı dikkatli olması, çarmıha gerip başına diken batırması ve insanları onun
şerrinden koruma emri verdi. Bu mektup kendisine ulaşınca zamanın Beyt-i Makdis
(Kudüs) valisi harekete geçti. Bir grup Yahudiyle İsa (a.s)'ın bulunduğu eve
gitti. On iki veya on üç -on yedi olduğu da söylenmiştir - arkadaşıyla
birlikteyken Cuma günü ikindiden sonra ve Cumartesi akşamı onu kuşattılar.
Onların geldiğini hissedip yanlarına çıkmasından veya onların yanına
girmelerinden başka ihtimal kalmadığını görünce, "Mükafatı cennette benim
arkadaşım olmak üzere sizden kim bana benzer hale getirilmek ister?" dedi.
Onlardan bir genç atılarak bunu kabul ettiğini söyledi. Fakat İsa (a.s) sanki
onu küçük buldu ve sözünü iki ve üç defa tekrarladı. Hepsinde de sadece bu genç
icabet ediyordu. İsa (a.s), "Tamam, sen o kimse olacaksın" dedi.
Kendisine İsa (a.s)'ın şekli verilen genç aynen onun gibi oldu. Sonra evin
tavanından bir pencere açıldı. İsa (a.s)'ı uyku hali kapladı ve ''Allah
buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettirecek ve katıma yükselteceğim" (Al-i
İmran, 55) buyruğunda ifade edildiği gibi o haliyle göğe yükseltildi.
Yükseltildikten sonra İsa (a.s)'ın adamları dışarı çıktılar. Genci görünce onu
İsa (a.s) sandılar. Hemen tutuklayıp o gece çarmıha gerdiler ve başına diken
koydular. Yahudiler kendilerinin onu öldürmeye çalıştıklarını açığa vurdular ve
buna sevinip övündüler. Cehaletlerinden ve kıt akıllarından dolayı bazı
Hristiyan gruplar da bunu kabul ettiler. Buna sadece İsa (a.s) ile birlikte
evde olanlar inanmadı. Çünkü onun göğe yükseltildiğine bizzat şahit olmuşlardı.
Diğerleri ise Yahudilerin sandığı gibi çarmıha gerilenin Meryem oğlu İsa (a.s)
olduğunu sandılar. Hatta Meryem (a.s)'ın, çarmıha gerilmiş oğlunun altına
oturup ağladığını söylediler. Çarmıha gerilenin Meryem (a.s) ile konuştuğu bile
söylenmiştir.
Bunların hepsi Allah'ın,
yüce hikmeti gereği kullarını imtihanıdir. Allah (c.c) mucizeler, beyyineler ve
açık delillerle desteklediği değerli peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
indirdiği Kur'an-ı Kerim'de bu hakikati açıklamış, beyan etmiş ve açığa çıkarmıştır.
Konuşanların en doğrusu ve alemlerin rabbi olan, gizliliklerden ve kalplerden
haberdar olan, göklerde ve yerdeki gizlilikleri, geçmişte ve şu anda olan ile
olmamış şeyolmuş olsaydı nasılolacaktıysa onu bilen Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar, fakat (öldürdükleri) onlara İsa
gibi gösterildi. " Yani, benzeyeni görüp o sandılar. O yüzden Yüce Allah
ardından şöyle buyuruyor: "Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı
tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir
(sağlam) bilgileri yoktur" Bunlar İsa (a.s)'ı öldürdüklerini iddia eden
Yahudilerle bunu kabul eden cahil Hristiyanlardır. Hepsi de bu konuda şüphe
şaşkınlık, sapkınlık ve çılgınlık içindedirler. O yüzden Yüce Allah daha sonra
"Ve kesin olarak onu öldürmediler" buyurmuştur. Yani, onu İsa
olduğundan emin olarak öldürmediler; bilakis öldürürken o olduğundan şek ve
şüphe içindeydiler.
"Bilakis Allah onu
(İsa'yı) kendi katına kaldırmıştır. Allah izzetlidir." Tarafı sağlamdır,
ulaşılamaz. Kapısına varıp sığınana kimse iliş ip zulmedemez. "Büyük
hikmet sahibidir. " Yaratıklarına belirlediği kader ve kazasının tamamında
büyük hikmet sahibidir. Sonsuz hikmet, kesin delil, büyük hüccet ve ezeli emir
yalnız O'na (c. c) aittir.
İbn Ebi Hatim, Said b.
Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah (c.c) İsa (a.s)'ı
göğe yükseltmeyi murad ettiğinde İsa (a.s) havarilerinin yanına evde bulunan
bir pınardan, başından su damlayarak çıktı. "Sizden biri bana iman
ettikten sonra on iki defa inkar etmiş" dedi. Sonra, "Sizden kime
benim şeklim verilsin de benim yerime o öldürülsün ve (cennette) benimle aynı
derecede olsun?" dedi. Yaşça en küçükleri olan genç kendisini söyledi. İsa
(a.s) ona, "Otur" dedi. Sonra sözünü yineledi ve bu defa da aynı genç
kalktı. Ona tekrar "Sen otur" dedi. Sonra sözünü tekrar yineledi. Bu
defa da genç kalkıp "Ben" deyince İsa (a.s) ona "Sen o
kimsesin" dedi. Gence İsa (a.s)'ın şekli verildi ve İsa (a.s) evin bir
penceresinden göğe yükseltildi. Yahudilerden gelen istek üzerine oradakiler
havarilerden İsa (a.s)'a benzeyenini alıp öldürdüler, sonra çarmıha gerdiler.
Bunun üzerine birisi iman ettikten sonra on iki defa kafir oldu. Hristiyanlar
bu olayda üçe bölündüler. Bir grup, "Allah aramızdaydı ve göğe çıktı"
dediler ki bunlar Yaklibilerdir. Bir grup, "Allah'ın oğlu aramızdaydı,
sonra Allah onu yanına aldı." Dediler ki onlar Nasturilerdir. Bir grup da,
"Allah'ın kulu ve elçisi Allah'ın dilediği kadar aramızda kaldı, sonra
Allah (c. c) onu katına yükseltti." Dediler ki bunlar da Müslümanlardır (o
zamanın gerçek mü'min ve Müslümanları). İki kafir grup birbirlerine destek
vererek Müslümanları öldürdüler ve Allah (c.c) Muhammed (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i peygamber gönderene kadar İslam sönük kaldı. İbn Abbas (r.a.)'tan
yapılan bu rivayetin senedi sahihtir. Bunu Nesai de rivayet etmiştir. Seleften
birçoğunun zikrettiğine göre İsa (a.s) onlara, "Sizden kim benim şeklimi
alıp benim yerime öldürülmek isterse cennette benimle olacaktır" dedi.
Taberi, Vehb b. Münebbih'ten
şöyle nakleder: İsa (a.s) beraberindeki on yedi havariyle bir eve girdiğinde
onları kuşattılar. Allah (c. c) havarilerin hepsini İsa şekline soktu.
Yahudiler, "Bize büyü yaptınız. Ya İsa karşımıza çıkar veya hepinizi
öldürürüz" dediler. İsa (a.s) havarilerine, "Bugün sizden kim canını
cennet karşılığında satmak ister?" dedi. Onlardan biri, "Ben"
diyerek yanlarına çıktı ve "Ben İsa'yım" dedi. Oysa Allah (c.c.) onu
İsa (a.s)'ın şekline sokmuştu. Onu alıp öldürdüler ve çarmıha gerdiler. İşte
öldürdüklerinin kendilerine İsa (a.s) gibi gösterilmesi budur. Onlar da İsa
(a.s)'ı öldürdüklerini sanmışlardır. Hristiyanlar da aynı şekilde onun İsa
(a.s) olduğunu sandılar. İşte Allah (c.c) İsa'yı (a.s) göğe o günde yükseltti.
Bu rivayet üslup bakımından çok gariptir.
Taberi der ki: Vehb'ten
de bunun benzeri rivayet edilmiştir ki o bize Vehb’den işittiğini söyleyen
Abdussamed kanalıyla gelen şu rivayettir: Hz. İsa (a.s), Allah (c.c) kendisine
dünyadan ayrılacağını bildirince ölümden korktu ve bu ona zor geldi. Havarileri
yanına çağırdı ve bu arada onlara yemek yaptı. "Bu gece bana gelin. Çünkü
size ihtiyacım var. Geceleyin gelip evinde toplandıklarında onlara akşam yemeği
yedirdi ve hizmetlerini yaptı. Yemeyi bitirince onların ellerini yıkamaya,
kendi eliyle abdest aldırmaya ve ellerini elbisesiyle kurulamaya başladı. Onlar
ona yakıştırmayarak bundan hoşlanmadılar. İsa (a.s), "Bu gece
yaptıklarımdan birini bana iade eden benden değildir, ben de ondan değilim.
Ellerinizi kendi elimle yıkadım. Bu size örnek olsun. Çünkü Siz beni en
hayırlınız gördüğünüze göre birbirinize karşı kibirlik yapmayın, benim size
yaptığım gibi birbirinize fedakar davranın. Bu gece yardımınızı isteyeceğim şey
ise Allah'a benim için dua etmeniz, ecelimi ge ciktirmesi için yalvarmanızdır.
Çokça dua etmek niyetiyle duaya oturduklarında onları uyku bastı ve dua
edemediler. İsa (a.s) onları uyandırdı ve 'Sübhanallah, bana yardım etmek için
bir gece sabredemiyor musunuz?' dedi. 'Vallahi bizde ne hal var bilemiyoruz.
Biz geceleri uzun uzadıya sohbet ederdik, bu gece ise uyanık duramıyoruz. Her
dua etmek istediğimizde bundan engelleniyoruz' dediler. İsa (a.s), "Çoban
götürülecek ve sürü dağılacak" dedi ve buna benzer şeyler söyledi. Sonra,
"Hakikat şu ki horoz üç defa ötmeden sizden biri beni inkar edecek.
Biriniz beni birkaç dirheme satacak ve parasını yiyecek" dedi. Sonra çıkıp
dağıldılar. Yahudiler de İsa (a.s)'ı arıyorlardı. Havarilerden Şem'un'u
yakaladılar ve "Bu onun arkadaşlarındandır" dediler. O ise inkar
edip, "Ben onun arkadaşı değilim" deyince serbest bıraktılar. Sonra
onu başkaları yakaladı. Yine inkar etti. Sonra bir horozun sesini işitince
ağlayıp hüzünlendi. Sabah olunca havarilerden biri Yahudilere gelerek,
"Size Mesih'in yerini söylersem bana ne verirsiniz?" dedi. Ona otuz
dirhem vereceklerini söyledi. O da parayı alıp onlara yerini gösterdi. Daha
önce bu onlara İsa (a.s) suretinde gösterilmişti. Onu yakalayıp iple
bağladılar. "Sen ölüleri diriltir, şeytanı kovalar, deliyi iyileştirirdin.
Kendini bu bağdan kurtarsana" diyerek onu sürüklüyor, üzerine tükürüyor ve
üzerine dikenler atıyorlardı. Sonunda onu çarmıha germek istedikleri ağacın
yanına getirdiler. Allah İsa (a.s)'ı kendi katına yükseltti, kendilerine İsa
(a.s) gibi gösterileni ise öldürdüler. Kendilerine İsa (a.s) gibi gözüken Zekeriya
Yuta idi. Onu asarlarken, "Ben aradığınız kimse değilim, onun yerini size
gösteren kişiyim" diyordu. Bu haberlerden hangisinin gerçekleştiğini ancak
Allah bilir.
Taberi, Mücahid'den
şöyle nakleder: Yahudiler İsa (a.s)'a benzeyen bir genci astılar. Allah (c.c)
İsa (a.s)'ı diri halde göğe yükseltti. Taberi, İsa (a.s)'ın şeklinin hepsine
verildiği görüşünü tercih etmiştir.
"Ehl-i kitap'tan
her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir.
Kıyamet gününde de o,
onlara şahit olacaktır. " Taberi der ki: Müfessirler bunun manası hakkında
ihtilaf etmişlerdir. "Ehl-i kitap'tan her biri ölümünden önce", yani
İsa (a.s)'ın ölümünden önce ''ona" yani İsa (a.s)'a "muhakkak iman
edecektir." Deccal'i öldürmek için indiğinde Ehl-i kitap'tan herkesin iman
edeceği, böylece tüm dinlerin tek dinde, yani İbrahim (a.s)'ın dini olan Hanif
İslam dininde birleşeceği hususu bu görüşü kuvvetlendirmektedir.
Şimdi bu görüşte
olanları zikredelim: Said b. Cübeyr'in nakline göre İbn Abbas (r.a.) şöyle
demiştir: "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce", yani İsa (a.s)
vefat etmeden "ona muhakkak iman edecektir."
Ebu Malik "Ehl-i
kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" ayeti
hakkında, "Bu Meryem oğlu İsa (a.s) yeryüzüne indiğinde gerçekleşecek,
Kitap ehlinin istisnasız hepsi ona iman edecektir" demiştir. Dahhak, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce
ona muhakkak iman edecektir" ayetinde kastedilenler sadece Yahudilerdir.
Hasan-ı Basri, "Burada kastedilenler Necaşi ile adamlarıdır"
demiştir. Son ikisini İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Taberi, Hasan-ı Basri'den
şöyle nakleder: "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak
iman edecektir." Yani, İsa (a.s) vefat etmeden önce iman edeceklerdir.
Vallahi İsa (a.s) şu anda diridir, Allah katındadır. Fakat yeryüzüne indiğinde
hepsi ona iman edecektir. İbn Ebi Hatim, Cüveyriye b. Beşir'den şöyle nakleder:
Bir adamı Hasan-ı Basri'ye, "Ey Ebu Said, Allah'ın (c.c), 'Ehl-i kitap'tan
her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" buyruğunun manası
nedir?" derken işittim. Şöyle dedi: "Yani, Isa (a.s) vefat etmeden
önce hepsi iman edecek Allah (c.c) O'nu (a.s) katına yükseltti ve kıyamet
kopmadan önce geri gönderecek, salih ve facir herkes ona iman edecek"
Katade, Abdurrahman b. Zeyd ve daha birçok kimse de böyle demiştir. Allah'ın
izniyle kesin delillerle açıklayacağımız gibi doğru görüş de budur. Ancak
Allah'a güvenir, yalnız O'na dayanırız.
Taberi der ki: Bazıları
ise, "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman
edecektir" ayetinde "ölümünden önce" diye bahsedilen kişinin
kitap ehli kişiler olduğunu söylemişlerdir. Bunu güçlendirid delil olarak ise
onlardan her birinin öleceği zaman hakla batılı bilmesini göstermiştir. Çünkü
ölümü gelen herkesin canı dininin hak mı batıl mı olduğunu bilmeden çıkmaz.
Bize kadar gelen haberde Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan, "Ehl-i
kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" buyruğu
hakkında şöyle nakleder: Hiçbir Yahudi İsa (a.s)'a iman etmeden ölmez. Bize
Mücahid'in bu ayet hakkında şöyle dediği nakledildi:
Her kitap ehli ölmeden
önce İsa (a.s)'a iman edecek İbn Abbas (r.a.), "Boynu vurularak ölse bile
İsa (a.s)'a iman etmeden ölmez" demiştir. Bize İkrime'den nakledildiğine göre
İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle demiştir: Silahla öldürülmüş olsa bile hiçbir Yahudi
İsa (a.s)'ın Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahit olmadan ölmez. Bize Said b.
Cübeyr'den gelen rivayete göre o İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
"Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman
edecektir" ayeti Übeyy b. Ka'b'ın kıraatinde "....... (ölmelerinden
öncel'dir. Yahudi asla İsa (a.s)'a iman etmeden ölmez" dedi. Ona,
"Peki bir evin damından düşerse?" diye soruldu. "Aşağı düşerken
onu söyler" dedi. "Peki, onlardan birinin boynuna (kılıç vs.)
vurulmuşsa?" denildi, İbn Abbas (r.a.), "Dili onu tekrarlar
durur" dedi. Süfyan-ı Sevri'nin Huseyf'ten, onun İkrime'den, onun da İbn
Abbas (r.a.)'tan yaptığı rivayette de İbn Abbas (r.a.) yine şöyle demiştir:
"Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman
edecektir." Ölen her Yahudi mutlaka İsa (a.s)'a iman eder. Kılıçla
vurulmuş olsa bile bunu diliyle söyler. Bir uçurumdan yuvarlanarak ölse bile
yuvarlanırken bunu söyler. Ebu Davud Tayalisi de başka kanalla İkrime'den İbn
Abbas (r.a.)'in böyle dediğini rivayet etmiştir. İbn Abbas (r.a.)'tan yapılan
bu rivayetlerin hepsinin senedi sahihtir. Mücahid, İkrime ve Muhammed b.
Sirin'den gelen sahih rivayetlerde de onların böyle dedikleri sabittir. Dahhak,
Cüveybir ve Süddi de bu görüştedirler. Süddi bunu İbn Abbas (r.a.)'tan da
rivayet etmiştir. Übeyy b. Ka'b'ın "ölümlerinden önce" kıraatini de o
rivayet etmiştir. Abdurrezzak, "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce
ona muhakkak iman edecektir" buyruğu hakkında Hasan-ı Basri’den şöyle
nakleder: Yahudilerden hiçbiri, İsa (a.s)'a iman etmeden ölmez.
İmam Taberi der ki:
Bazıları ise ayetin şu manaya geldiğini söylemişlerdir: Her kitap ehli ölmeden
önce Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e mutlaka iman eder. Şimdi bu
görüştekilerden gelen rivayetleri zikredelim. Bize Humeyd'den gelen habere göre
İkrime, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini söylemiştir: "Yahudi ve
Hristiyanlardan hiçbiri Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e inanmadan
ölmez." İkrime İbn Abbas (r.a.)'ın kastının, "Ehl-i kitap'tan her
biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" ayeti olduğunu
söylemiştir. Taberi, daha sonra şöyle demiştir: İlk görüş doğruya daha
yakındır. Yani İsa (a.s) yeryüzüne indikten sonra Kitap ehli ölümünden, yani
Hz. İsa (r.a.)'ın vefatından önce ona iman edecektir. Şüphesiz İmam Taberi' nin
söylediği asıl doğru olandır. Çünkü ayetlerin akışına göre asıl anlatılmak
istenen Yahudilerin iddia edip cahil Hristiyanlardan kabul edenlerin de tasdik
ettiği İsa (a.s)'ın öldürüldüğüne ve çarmıha gerildiğine dair inancın
yanlışlığını ortaya koymaktır. İşte Yüce Allah hakikatin öyle olmadığını,
öldürmek isteyenlere başkasının İsa (a.s) suretinde gösterildiğini, onların da
iyice araştırıp emin olmadan İsa (a.s)'a benzeyeni öldürdüklerini, daha sonra
İsa (a.s)'ı katına yükselttiğini, şu anda hayatta ve yaşamakta olup İnşallah
birazdan zikredeceğimiz mütevatir hadislerde ifade edildiği gibi kıyamet
kopmadan önce ineceğini ortaya koymaktadır. Hadislerde ifade edildiği gibi indikten
sonra sapıklık önderini (Deccal'i) öldürecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve
cizyeyi kaldıracak, yani hiçbir din mensubundan cizye kabul etmeyip aksine
İslam veya kılıç seçeneğinden başkasını kabul etmeyecektir. Bu ayet-i kerime o
vakit Ehl-i kitabın tamamının ona iman edip hiçbirinin bundan geri
kalmayacağını ifade etmektedir. Bu yüzden, "Ehl-i kitap'tan her biri,
ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir" buyurulmuştur. Yani,
Yahudilerle onlarla aynı görüşü paylaşan Hristiyanlar, öldürüldüğünü ve çarmıha
gerildiğini iddia ettikleri İsa (a.s) vefat etmeden önce bu hakikate iman
edecekler.
"Kıyamet gününde de
o, onlara şahit olacaktır." Yani göğe çıkarılmadan önce ve yeryüzüne
indikten sonra onlarda şahit olduğu davranışlara şahitlik edecektir.
Bu ayeti, "Her bir
KItap ehli ölmeden önce Isa (a.s)'a ve Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
iman edecek" diye tefsir edenlerin söyledikleri vakıayla uyuşmaktadır.
Çünkü herkese ölürken bilmediği şeyler belirecek ve o da inanacaktır. Fakat
ölüm meleğini gördükten sonra iman etmişse, bu ona fayda veren bir iman
olmayacaktır. Zira Yüce Allah bu sürenin başında, "Yoksa kötülükleri yapıp
yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca 'Ben şimdi tevbe ettim' diyenler
ile kafir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur" (Nisa, 18)
buyurur. Yine ''Artık o çetin azabımızı gördükleri zaman, ''Allah'a inandık ve
O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkar ettik' derler. Fakat azabımızı gördükleri
zaman imanları kendilerine bir fayda vermeyecektir. Allah'ın kullan hakkında
süregelen adeti budur. İşte o zaman kafirler hüsrana uğrayacaklardır"
(Mü'min, 84) buyurur. Bu ise İmam Taberi'nin bu görüşü reddederken getirdiği
delilin zayıflığını göstermektedir. Zira o şöyle demiştir:
"Ayette kastedilen
bu (şekildeki iman) olsaydı dünyadayken Muhammed (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i ve Mesih (a.s)'ı inkar eden her bir kimsenin, (son andaki bu
imanlarıyla) onların dininden olması gerekirdi. O durumda ise kendi dininden
olan akrabalarının ona varis olmaması lazım gelirdi. Çünkü Yüce Allah onun
ölmeden evvel iman edeceğini haber vermiştir.
İmam Taberi'nin sözü
güzel değildir. Çünkü bu, fayda vermeyecek vakitteki imanla kişinin Müslüman
olmasını gerektirir. İbn Abbas (r.a.)'a baksana, ne diyor: "Uçurumdan
yuvarlansa veya kılıçla vurulsa veyahut onu yırtıcı bir hayvan parçalasa da o
mutlaka İsa (a.s)'a inanacaktır." Bu durumlardaki iman ise faydasızdır,
biraz önce söylediğimiz sebeplerden dolayı sahibini küfürden çıkarmaz.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
İyice düşünen ve dikkatle
bakan kimse vakıa böyle olsa da ayetten bunun kastedilmiş olmasının şart
olmadığını anlar. Bilakis ayette daha önce söylediğimiz gibi İsa (a.s)'ın
hayatta olup gökte bulunduğu, kıyamet gününden önce yeryüzüne inip hem
Yahudilerin hem Hristiyanların çelişkili, zıt ve gerçekten uzak görüşlerini
yalanlayacağı anlatılmak istenmiştir. İsa (a.s) hakkında Yahudiler tefrite,
Hristiyanlar ise ifrata kaçmışlardır. Yahudiler ona ve annesine büyük iftiralar
atarken, Hristiyanlar da aşırı giderek onda bulunmayan vasıfları iddia
etmişler, Yahudilerin mukabilinde bunlar da onu peygamberlik makamından rabblik
makamına çıkarmışlardır. Allah (c. c) her ikisinin söylediğinden uzak, pak ve
münezzehtir. Ondan başka hiçbir ilah yoktur.
Meryemoğlu isa (a.s)'ın
Kıyamet Gününden Önce Gökten inip, Sadece Hiçbir Ortağı Bulunmayan Allah'a
ibadete çağıracağına Dair Hadisler:
[2329] İmam Buhari'nin
Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayetine göre o şöyle der; Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Canım elinde bulunan Allah'a yemin olsun
ki Meryem'in oğlunun (İsa) adil bir hakem olarak aranıza inip haçı kıracağı,
domuzu öldüreceği, cizyeyi kaldıracağı ve malların iyice çoğalıp mal kabul
edecek kimsenin bulunmayacağı zaman yakındır. Nihayet, tek bir secde dünyadan
ve dünyadaki şeylerden daha hayırlı olacak." Daha sonra Ebu Hureyre (r.a.)
şöyle dedi: Dilerseniz Allah'ın (c.c) "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden
önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit
olacaktır" ayetini okuyun. Hadisi aynı tarikle İmam Müslim de rivayet
etmiştir. Buhari ile Müslim bunu iki tarikle daha rivayet etmişlerdir.
[2330] Bunu İbn Merduyeh
de Ebu Hureyre (r.a.)'tan şu lafızla rivayet etmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Meryem'in oğlunun adil bir hakem olarak
aranıza inmesi yakındır. O Decca!'ı bitirir, domuzu öldürür, haçı kırar,
cizyeyi kaldırır. O dönemde mal çoğalıp taşar ve secde sadece alemlerin Rabbine
yapılır." Daha sonra Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Dilerseniz Allah'ın
(c.c) "Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman
edecektir. Kıyamet gününde de O, onlara şahit olacaktır" ayetini okuyun.''
Ebu Hureyre (r.a.) ayeti üç defa okumuş, ayetteki "ölümünden önce"
ifadesinin ardından "Meryem oğlu İsa ölmeden önce" d)miştir.
[2331] Hadisi başka bir
kanalla İmam Ahmed b. Hanbel Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa
mutlaka Fecc-i Revha denen yerde hac veya umre veyahut her ikisi için ihrama
girecektir. " Bunu İmam Müslim de rivayet etmiştir.
[2332] İmam Ahmed b.
Hanbel başka bir tarikle Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa (a.s) iner
ve domuzu öldürür, haçı ortadan kaldırır. Namaz onun için cem edilir. (.....).
Mal verir, fakat kimse almaz. Haracı kaldırır. Revha'ya inip oradan hac veya
umre veyahut her ikisini yapar." Ebu Hureyre (r.a.) daha sonra,
"Ehl-i kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir.
Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır" ayetini okudu. Bunu Ebu
Hureyre (r.a.)'tan nakleden Hanzala der ki: "Ebu Hureyre (r.anha) daha
sonra, "İsa ölmeden önce inanır" dedi. Bu kısım Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü müydü, yoksa Ebu Hureyre (r.a.)'ın
söylediği bir şey miydi, bilmiyorum." Bunu İbn Ebi Hatim de rivayet
etmiştir.
[2333] Hadisin başka
tariki: İmam Buhari, Nafi' kanalıyla Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İmamınız
(yöneticiniz) sizden biri iken Meryem'in oğlu aranıza indiğinde siz ne halde
olacaksınız?" Bunu İmam Ahmed b. Hanbel ile İmam Müslim de rivayet
etmişlerdir.
[2334] Hadisin başka
tariki: İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman kanalıyla Ebu Hureyre (r.a.)'tan
şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Peygamberler üvey kardeştirler; anneleri ayrı, dinleri ise tektir. Meryem
oğlu İsa (a.s)'a en yakını ise benim.
Çünkü benimle onun
arasında hiçbir peygamber yoktu. O mutlaka inecektir; gördüğünüzde tanıyın.
Orta boylu, kırmızı ve beyaza çalan renktedir. Üzerinde iki sarı elbise vardır.
Yaşlık değmese bile başından su damlar gibidir. Yeryüzüne inip haçı kıracak, domuzu
öldürecek, cizyeyi yürürlükten kaldıracak, insanları İslam'a çağıracaktır. Onun
zamanında Allah (c.c) İslam dışındaki bütün dinleri yok edecektir. Allah (c.c)
Decea!'ı da onun zamanında öldürecektir. Sonra yeryüzünde (büyük) bir emniyet
ortamı olur. Öyle ki aslanlar develerle; kaplanlar ineklerle; kurtlar
koyunlarla birlikte otlanırlar. Çocuklar yılanlarla oynarlar da yılanlar onlara
bir zarar vermezler. İsa (a.s) yeryüzünde kırk yıl kalır ve cenaze namazını
Müslümanlar kılarlar. " Bunu Ebu Davud da rivayet etmiştir. Aynı tarikle
Taberi de rivayet etmiş ve bu ayetin tefsirinde başka bir hadis zikretmemiştir.
Taberi'nin rivayetinde: İnsanlarla İslam'a girmeleri için savaşır, ifadesi yer
almaktadır.
[2335] İmam Buhari, Ebu
Seleme kanalıyla Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Ben Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Ben insanların
Meryemoğlu İsa'ya en yakınlarıyım. Peygamberler üvey annelerin çocukları
gibidirler. Benimle onun arasında hiçbir peygamber yoktur. "
[2336] İmam Buhari daha
sonra Abdurrahman b. Ebu Umre'den, Ebu Hureyre (r.a.)'ın şöyle rivayet ettiğini
nakletmiştir. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Ben dünyada ve ahirette İsa (a. s)'a en yakın kişiyim. Peygamberler üvey
annelerin çocukları gibidirler; anneleri farklı, dinleri ise birdir. "
[2337] İmam Müslim,
Sahih'inde, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Rumlar A'mak'a (Amik
ovasına) veya Dabık'a (oraya yakın bir yer) inmedikçe kıyamet kopmayacak.
Onların karşısına Medine'den o gün yeryüzü halkının en iyilerinden bir ordu
çıkacak. Askerler saf bağladıkları vakit Rumlar 'Bizimle bizden esir
alınanların arasından çekilin de onlarla savaşalım' diyecekler. Müslümanlar da,
'Hayır! Vallahi sizinle din kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz' cevabını
verecekler. Müteakiben onlarla savaşacaklar. Müslümanların üçte biri firar
edecek ve Allah ebediyen tevbelerin kabul etmeyecek (veya, onlara tevbe nasip
etmeyecek). Üçte biri de öldürülecek ki bunlar Allah katında şehitlerin en
faziletlisidir. Üçte biri ise galip gelecekler ve eb edi yen fitneye duçar
olmayacaklar. Ardından İstanbul fethedilecek. Mücahitler kılıçlarını zeytin
ağaçlarına asmış, ganimetleri taksim ederken aniden aralarında şeytan,
"Gerçekten Mesih (Deccal) aileleriniz yanında sizin yerinizi aldı"
diye nara atacak. Asılsız olan bu haber üzerine oradan ayrılacaklar. Şam'a
geldikleri vakit ise gerçekten de Deccal çıkacak. Mücahitler savaş için hazırlanıp
saf tuttukları vakit namaz için kamet getirilecek ve o esnada Meryem 'in oğlu
İsa (a.s) inip onlara imamlık yapacak. Allah'ın düşmanı da (Decca!) onu
gördüğünde tuzun suda eridiği gibi eriyecektir. Onu bıraksa kendiliğinden
eriyerek yok olacak iken Allah onu kendi eliyle öldürecek ve süngüsündeki
kanını onlara gösterecek. "
[2338] İmam Ahmed b.
Hanbel'in İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayetine göre Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Miraç gecesinde İbrahim (a.s), Musa (a.s)
ve İsa (a.s) ile karşılaştım. Kıyametin kopması hakkında konuşmaya başladılar.
Önce sözü İbrahim (a.s)'a bıraktılar. İbrahim, "Benim bu konuda hiçbir
bilgim yoktur" dedi. Bunun üzerine sözü Musa (a.s)'a bıraktılar. O da,
"Benim bu konuda hiçbir bilgim yoktur" dedi. Sonra İsa (a.s)'a
bıraktılar. İsa (a.s) şöyle dedi: "Gerçekleşmedikçe kıyametin ne zaman
kopacağını Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Aziz ve Celil olan Rabbimin bana
bildirdiğine göre Deccal çıktığında elimde iki sopa olacak. Deccal beni
gördüğünde kurşunun erimesi gibi eriyecek ve Allah onu bu şekilde yok edecek.
Hatta taş ve ağaç, 'Ey Müslüman, benim altımda (arkamda) bir kafir var; gel de
öldür' diyecek. Nihayet Allah (c.c) onu yok edecek. Sonra insanlar yurtlarına
ve vatanlarına dönecekler. İşte o anda da Ye'cuc ve Me'cuc zuhur edecek ve her
bir tepeden inecekler. İnsanların beldelerini istila edecek; nereden geçseler
oradaki her şeyi yok edecek, hangi sudan geçseler onu içip bitirecekler. Sonra
insanlar yanıma gelerek onlardan dert yanacaklar. Ben de dua edeceğim ve Allah
(c. c) onları öldürüp yok edecek. Yeryüzü onların pis kokusuyla kirlenince
Allah (c.c) yağmur indirecek ve su onların cesetlerini alıp denize atacak.
Rabbimin bana bildirdiğine göre bunlar vuku bulduğunda kıyametin kopması;
gününü dolduran ve ailesinin haberi olmadan gece veya gündüzün bir vaktinde
aniden doğum yapan hamile kadın gibi olacak (bu kadar yakın olacak). "
Bunu İbn Mace de İbn Mes'ud (r.a.)'tan benzer lafızla rivayet etmiştir.
[2339] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Nadra'dan şöyle nakleder: Bir mushafımızı mushafıyla karşılaştırmak
için bir Cuma günü Osman b. Ebi As'ın yanına gittik. Cuma namazı vakti
yaklaşınca bize gusletmemizi emretti; biz de guslettik. Sonra bize güzel koku
getirdi ve üzerimize sürdük. Sonra camiye gidip bir adamın yanına oturduk. Adam
bize Deccal'den bahsetti. Bir süre sonra Osman b. Ebi As geldi. Ona hürmeten
kalkıp geri oturduk. Şöyle konuştu: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Müslümanların üç ülkesi olacak. İki
denizin buluştuğu yerde bir ülke, Hire'de bir ülke ve de Şam'da bir ülke.
İnsanlar üç defa büyük korku yaşayacaklar ve Deccal insanların arasına çıkacak.
O doğuda bir yenilgiye uğrayacak. Onu ilk püskürtecek ülke iki denizin
buluştuğu yerdeki ülke olacak. İnsanlar üçe ayrılacaklar. Birinci bölüm,
"Biraz bekleyip gözetleyelim de kim olduğunu anlayalım" diyecek.
Diğer bölümü bedevilere katdacaklar. Üçüncü bölümü ise Şam'ın batısındaki
ülkeye gidecek. Müslümanlar Efik kıyısına yığılacaklar. Bir sürüyü salıverecekler
ve o ele geçirilecek. Bu onları zor duruma sokacak. Büyük açlık çekecek, bitkin
düşecekler. Hatta kimisi yayının ipini yakıp yiyecek. Onlar bu haldeyken bir
seher vakti birisi, "Ey insanlar, size imdat geldi" diyecek. "Bu
tok birinin sesi" diyecekler. Sabah namazı vaktinde İsa (a.s) inecek.
Müslümanların önderi, "Ey Allah'ın ruhu, öne geç ve namaz kıldır"
diyecek. O ise, "Bu ümmet birbirlerinin emiridirler" diyecek. Bunun
üzerine Müslümanların önderi öne geçip namaz kıldıracak. Namazını bitirince İsa
(a.s) mızrağını alıp Deccal'a doğru yola çıkacak. Deccal onu görünce kurşunun
eriyişi gibi eriyecek. İsa (a.s) mızrağını onun göğsünün tam ortasına saplayıp
öldürecek. Deccal'ın adamları da yenilgiye uğrayacaklar. O gün onları hiçbir
şey gizlemeyecek. Hatta ağaç, "Ey mü'min, bu kafirdir", taş "Ey
mü'min, bu kafirdir" diyecek. " Hadisi bu senetle sadece İmam Ahmed
b. Hanbel rivayet etmiştir.
[2340] İmam İbn Mace
meşhur Sünen kitabında Ebu Ümame el-Bahili'den şöyle nakleder: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize bir hutbe verdi ve çoğunu Deccal konusuna
ayırdı. Ondan bahsetti ve bizi ona karşı uyardı. Söylediklerinden bazıları
şöyledir: ''Allah (c.c) Adem (a.s)'i yaratıp yeryüzüne gönderdiğinden itibaren
yeryüzünde Deccal'dan büyük bir fitne olmamıştır. Allah (c.c)'ın gönderdiği her
peygamber mutlaka ümmetini ona karşı uyarmıştır. Ben peygamberlerin
sonuncusuyum, siz de ümmetlerin sonuncususunuz. O kesinlikle sizde çıkacaktır.
Eğer ben aranızdayken çıkarsa ben her Müslüman için ona karşı mücadele veririm.
Benden sonra çıkarsa da her Müslüman kendisini korumak için onunla kendisi
mücadele eder. Benim her Müslüman hakkındaki halifem ve vekilim de Allah'tır.
Deccal Şam ile Irak arasında bir yoldan çıkıp sağa sola bozgunculuk saçacak. Ey
Allah'ın kulları, ey insanlar! Sebat edin. Onu vasıflarını size benden önce
hiçbir peygamberin ümmetine anlatmadığı şekilde (detaylı olarak) anlatacağım. O
önce, "Ben peygamberim" diye başlayacak. Oysa benden sonra hiçbir
peygamber yoktur. Sonra, "Ben Rabbinizim" diyecek. Oysa siz ölmeden
(bu hayatta) Rabbinizi görmeyeceksiniz. Bir de onun tek gözü kördür, Rabbiniz
ise tek gözü kör değildir. Alnının ortasında "kafir" yazılıdır ve onu
okuma yazma bilen veya bilmeyen her mü'min okuyacak. Fitnelerinden (ayartıcı
özelliklerinden) biri cennet ve cehenneminin olmasıdır. Aslında ise cehennemi
cennet, cenneti cehennemdir. Kim cehennemine düşerse Allah'tan yardım istesin
ve Kehf suresinin baş tarafını okusun; orası kendisine İbrahim (a.s)'a olduğu
gibi serinlik ve selamet yeri olur. Onun bir fitnesi de bedevi birine,
"Eğer babanı ve anneni sana geri getirirsem benim senin Rabbin olduğuna
şahitlik eder misin?" der. O da "Evet" der. Birden anne ve
babasının şeklinde iki şeytan görünür ve bunlar ona, "Eyoğlum! Ona uy;
zira o Rabbindir" derler. Bir fitnesi de kendisine bir insan üzerinde
tasarruf yetkisi verilir ve kılıçla ikiye bölerek öldürür. Sonra, "Bu
kuluma bakın. Ben şimdi onu dirilteceğim, sonra kendisinin benden başka bir
Rabbinin olduğunu söyleyecek." Der. Allah onu diriltir ve bu pis ona
"Rabbin kimdir?" der. o, "Rabbim Allah'tır, sen de Allah'ın
düşmanı Deccal'sın. Vallahi, senin hakkında hiç bugünkü kadar net bir kanaatim
olmamıştı" der."
Ravilerden Ebu Hasan
Tanafisi burada Muharibi'den ... onun da Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan yaptığı
şu rivayeti zikretmiştir; Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Bu adam ümmetimden cennetin en yüksek makamındaki kişi
olacak." Ebu Said el-Hudri (r.a.) der ki:
Vallahi, vefat edinceye
kadar bu kimsenin Hz. Ömer b. Hattab'dan başkası olacağına ihtimal
vermezdik."
Muharibi rivayetin
devamını Ebu Rafi'den yaparak şöyle der: Deccal'ın bir fitnesi göğe emredip
yağmur yağması, yere emredip yerden bitki bitmesidir. Diğer fitnesi bir beldeye
uğrar ve halk onu yalanlayınca tüm hayvanları ölüp giderler. Sonra bir beldeye
uğrar ve ona inanmaları üzerine göğe emreder ve yağmur yağar, yere emreder ve
yerden bitki biter. Böylece hayvanları o gün her zamankinden daha semiz, sütle
ri daha bol ve böğürleri daha şişkin olarak dönerler. Mekke ve Medine dışında
yeryüzünün her yerine ayak basar ve galip olur. Buralara ise hangi vadiden
gidecek olsa karşısına kılıçlarını çekmiş melekler çıkar. Nihayet Zureyb-i
Ahmer (kırmızı tepe) denen yere, çorak ve tuzlu arazinin bitim noktasına
geldiğinde Medine üç defa sallanır. Bunun üzerine oradaki her erkek ve kadın
münafık çıkar ve böylece demir koruğu demirin kirini ve pasını giderdiği gibi
Medine de pisliğini atar. O güne kurtuluş günü adı verilir. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle anlatınca Ebu Aker'in kızı Ümmü Şerik
"Ya Rasulallah! O gün Araplar nerede olacaklar?" diye sordu. Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Onların sayısı az olacak ve büyük
çoğunluğu da Kudüs'te bulunacak. Onların liderleri de salih biridir. Bir sabah
onlara namaz kıldırmak üzere kamet getirildiğinde Hz. İsa (a.s) yanlarına iner.
Bu lider, İsa (a.s)'ın imamlığa geçmesi için geri geri yürüyerek çekilir. Ancak
İsa (a.s) elini iki omzunun arasına koyar ve "Geç ve namaz kıldır. Zira,
bu kamet senin için okundu'' der. O da insanlara namazlarını kıldırır. Namazı
bitirince İsa (a.s), "Kapıyı açın" der ve kapı açılır. Kapının
arkasında Deccal ile her birinin süslü kılıcı ve yeşil şalı bulunan yetmiş bin
Yahudi vardır. Deccal İsa '(a.s)'a bakar bakmaz tuzun suda eriyişi gibi erir
(enerjisi tükenir) ve kaçıp gider. İsa (a.s), "Beni engelleyemeyeceğin
sana indirecek bir vuruşum var" der ve ona Doğu Lüdd kapısında yetişip
öldürür. Böylece Allah (c.c) Yahudileri yenilgiye uğratır ve Allah (c.c)
Yahudi'nin arkasına saklandığı her mahlukunu dile getirtip konuşturur. Her taş,
her ağaç, her duvar ve her hayvan, "Ey Allah'ın Müslüman kulu! İşte
Yahudi; gel de öldür" der. Ancak Garkada ağacı müstesna; zira o
Yahudilerin ağacıdır ve böyle demeyecektir. "
Rasul-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) konuşmasına şöyle devam etti:
"Deccal'ın dönemi
kırk sürer. Bunların biri yarım yıl gibi, biri bir ay gibi, biri Cuma günü gibi
olur. Diğer günleri ise ateş kıvılcımı gibi olur (o kadar hızlıdır). Bir kimse
sabahleyin Medine kapısına varır da diğer kapısına varmadan akşam olur. "
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e, "Ya Rasulallah! o kısa
günlerde namazı nasıl kılalım?" diye sordular. "O uzun günlerdeki
namaz vakitlerini (aralıklarını) ölçüp ona uyarlar, sonra kılarsınız" diye
cevap verdi.
Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) daha sonra şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa (a.s)
ümmetimde adil bir hakim ve adaletli bir yönetici olarak bulunur. Haçı kırar,
domuzu keser, cizyeyi kaldırır ve zekat toplamayı bırakır. Artık hiçbir koyun
veya devenin peşine düşülmez. Kin ve düşmanlık kaldırılır. Her zehirli hayvanın
zehri çekilip atılır. Öyle ki bebek elini yılanın ağzına koyar da yılan ona bir
zarar vermez, aslanı kovalar da aslan bir zarar vermez. Kurt koyun sürüsünde sürünün
köpeği gibi olur. Yeryüzü bardağın suyla doluşu gibi güvenlik ve esenlikle
doldurulur. İnsanlar birlik olurlar ve Allah'tan başkasına ibadet edilmez.
Savaşlar durur, yönetim Kureyşlilerin elinden alınır. Yeryüzü gümüş sofrası
gibi olur ve bitkisini Adem (a.s) zamanındaki gibi bitirir. Hatta bir salkım
üzümün başına bir grup insan toplanıp yer de bir salkım üzüm onları doyurur ve
bir üzüm salkımının başına bir grup insan toplanır da onları doyurur. Öküzün
fiyatı şu kadar pahalı, at ise birkaç dirheme satılır." Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle deyince oradakiler, "Ya Rasulallah!
Atı bu kadar ne ucuzlatacak?" diye sordular. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Ona hiçbir savaş için binilmeyecek (de ondan)"
buyurdu. "Peki Öküz neden bu kadar pahalanır?" dediler. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Toprakların tamamı sürülür
(tarım yapılır). Deccal'ın çıkışından önce üç yıl darlık görülür ve insanlar
açlık çekerler. Allah (c.c) ilk yıl göğe yağmurunun üçte birini tutmasını
emreder. Yere de emreder ve yer bitkilerinin üçte birini vermez. Yüce Allah
sonra ikinci yılda göğe emreder ve yağmurunun üçte ikisini tutar, yere emreder
ve yer de bitkisinin üçte ikisini tutar. Daha sonra üçüncü yılda göğe emreder
ve gök yağmurlarının tamamını tutar ve bir damla yağmur yağmaz. Yere tüm
bitkilerini tutmasını emreder ve yeşil tek bir bitki kalmaz. Allah'ın dilediği
hariç tırnaklı hayvanların hepsi helak olup giderler." Sahabiler, "Ya
Rasulallah! O zamanda insanları hayatta tutacak şey nedir?" diye sordular.
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kelime-i Tevhid, tekbir,
tesbih ve hamd zikirleridir. Bunlar, onlar için yemek vazifesini
görecekler" buyurdu. İbn Mace der ki:
Ebu Hasan et-Tanafisi'yi
şöyle derken işittim: Abdurrahman el-Muharibi'yi işittim, şöyle diyordu:
"Bu hadis mektepte öğrencilere öğretmesi için öğretmene
verilmelidir." Hadis bu tarikle çok gariptir. Bazı kısımlarının, şahidi
olan başka hadisler vardır.
[2341] Bunlardan biri
İmam Müslim'in İbn Ömer (r.a.)'tan rivayet ettiği şu hadistir; Rasul-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Siz mutlaka
Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Hatta taş, 'Ey Müslüman! Bu
Yahudi'dir; gel de öldür' diyecek"
[2342] İmam Müslim, Ebu
Hureyre (r.a.)'tan da şöyle rivayet etmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu: "Müslümanlar Yahudilerle savaşıp onları
öldürmedikçe kıyamet kopmayacak. Hatta Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanır
ve taş ile ağaç, "Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu! Arkamda bir Yahudi var;
gel de onu öldür" der. Ancak Garkad ağacı müstesna; çünkü o Yahudi
ağacıdır. " Bu hadise benzediğinden dolayı burada Nevvas b. Sem'an'ın
rivayet ettiği hadisini de zikredelim:
[2343] İmam Müslim,
Sahih'inde, Nevvas b. Sem'an'dan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Bir sabah
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Deccal'ı anlattı ve sesini zaman zaman
alçaltıp yükselterek etkili bir konuşma yaptı. Öyle ki neredeyse Deccal'i
(hemen orada) hurma bahçeliğinde sandık. Akşamleyin yanına vardığımızda bizdeki
bu hali anladı ve "Neyiniz var?" diye sordu. Biz, "Ya
Resulallah! Sabahleyin Deccal'den bahsettiniz, onun hakkında öyle alçaltma ve
yükseltme yaptınız (heyecanla ve etkili bahsettiniz) ki kendisini hurma
bahçesinde zannettik" dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Beni
hakkınızda Deccal'den daha çok korkutan şeyler var. Eğer ben aranızda iken
çıkarsa ben sizin namınıza onunla mücadele ederim. Ben aranızda yokken çıkarsa,
herkes kendi adına mücadelesini verir. -Her Müslümana bu konuda benim halifem
Allah'tır. Bu adam (Decca!) kıvırcık saçlı bir gençtir. Gözü fırlamıştır. Ben
onu Abdu'l-Uzza b. Katan'a benzetiyor gibiyim. Sizden kim ona yetişirse üzerine
Kehf suresinin ilk ayetlerini okuyuversin. O, Şam'la Irak arasında bir beldeden
çıkacak ve sağa sola fesad saçacak. Ey Allah'ın kulları, sebat edin!" Biz,
"Ya Resulallah! O yeryüzünde ne kadar kalacaktır?" dedik. "Kırk
gün. Bir günü bir sene gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir hafta gibi ve
diğer günleri de sizin günleriniz gibi olacak" buyurdu. Biz "Ya
Resulallah! Bir sene gibi olacak gün boyunca bir günlük namaz bize yetecek
mi?" dedik. "Hayır! Onun için normal günlerin namaz vakitlerini tayin
edip o vakitlerde namaz kılın" buyurdu. Biz "Ya Resulallah! Onun
yeryüzündeki hızı ne olacak?" dedik. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: ''Arkasından rüzgar esen yağmur gibi olacak. Bir
beldedeki insanlara uğrayıp onları davet edecek. Onlar da kendisine iman edecek
ve icabette bulunacaklar. Bunun üzerine gökyüzüne emredecek ve o yağmur
yağdıracak, yere emredecek ve o da bitki bitirecek. Akşamleyin deve sürüleri
onların yanına alabildiğine uzun hörgüçlü, bol sütlü ve böğürleri dolu olarak
dönecekler. Sonra bir topluluğa gelerek onları da davet edecek, fakat onun
çağrısını reddetmeleri üzerine o da savuşup gidecek. Sonra bunlar kıtlık içinde
sabahlayacaklar, ellerinde mallarından bir şey kalmayacak. Bir harabeye
uğrayarak ona "Hazinelerini çıkar" diyecek. Harabenin defineleri arı
kovanları gibi hemen ardına düşecekler. Sonra genç babayiğit bir adamı
çağıracak ve onu kılıçla vurarak ikiye bölecek, her parçayı bir ok atımı yere
fırlatacak. Sonra bu adamı çağıracak. Adam gülerek yüzü parlak halde gelecek. O
bu halde iken aniden Allah, Meryem oğlu Hz. İsa (a.s)'ı Dımeşk'ın doğusundaki
Akminare'ye iki boyalı elbise içinde, elini iki meleğin kanatları üzerine
koymuş olarak indirecek. Başını eğdiği zaman su damlayacak, kaldırdığı zaman
ondan inci gibi gümüş taneleri yuvarlanacak. Onun nefesinin kokusunu duyan her
kafir ölecek. Nefesi gözünün gördüğü yere varacak. Isa (a.s) onu arayacak ve
nihayet Lüdd kapısında yetişip öldürecek. Sonra Meryem oğlu İsa'ya bu adamın
şerrinden kendilerini Allah'ın koruduğu topluluk gelecek.
İsa (a.s) onların
yüzlerini silecek, onlarla cennetteki derecelerine göre konuşacak. O bu halde
iken Allah (c.c) İsa'ya (a.s), "Ben öyle kullarımı çıkardım ki onları
öldürmeye hiçbir kimsenin eli varmaz. Şimdi sen benim kullarımı Tur'a götürerek
koru!" diye vahyedecek ve Allah Ye'cuc ile Me'cuc'ü gönderecek. Bunlar her
tepeden süratle süzülüp inecekler. Bu şekilde öncüleri Taberfye gölüne
uğrayacak ve içindeki suyu içecekler. Son gelenleri oraya uğrayacak ve "Bu
gölde bir zamanlar hakikaten su vardı" diyecekler. Allah'ın nebisi İsa
(a.s) ile arkadaşları kuşatılacak, hatta onlardan birine bir öküz başı, sizden
birinize bugün yüz altından daha makbulolacak. Bunun üzerine Allah'ın nebisi
İsa (a.s) ile arkadaşları Allah'a niyaz edecekler. Allah (c.c) da Ye'cuc ile
Me'cuc'ün üzerine, boyunlarından vuran deve kurdu gönderecek ve böylece tek bir
kişinin ölmesi gibi toptan helak olmuş halde sabahlayacaklar. Sonra Allah'ın
nebisi İsa (a.s) ile arkadaşları Tur'dan inecek ve başka yerlere gidecekler.
Yeryüzünde onların leşleri ve pis kokularıyla dolmadık bir karış yer
bulamayacaklar. Bunun üzerine İsa (a.s) ile arkadaşları yine Allah'a niyaz
edecekler. Allah (c.c) da Horasan develerinin boyunları gibi kuşlar gönderecek
ve bu kuşlar onların cesetlerini alıp Allah'ın dilediği yere götürecekler.
Sonra Allah (c.c) öyle bir yağmur gönderecek ki ondan ne kerpiç ev ne de çadır
korunabilecek. Bu yağmur yeryüzünü yıkayacak, onu ayna gibi yapacak. Sonra
yere, "Mahsulünü bitir, bereketini tekrar getir" denilecek. İşte o
gün bir grup insan tek bir nar yiyecek ve onun kabuğu altında gölgelenecekler.
Süte bereket verilecek, hatta yeni doğurmuş bir devenin sütü sürülerce insana
yetecek. Yeni doğurmuş bir sığırın sütü bir insan kabilesine yetecek. Yeni
doğurmuş bir koyun akrabadan bir oymağa kafi gelecek. Onlar bu halde iken,
Allah güzel bir rüzgar gönderecek. Bu rüzgar onları koltuklarının altlarından
yakalayacak, her mü'min ve her Müslüman'ın ruhunu kabzedecek. Geride insanların
kötüleri kalarak yeryüzünde eşekler gibi alenen çiftleşecekler. İşte kıyamet
bunların üzerine kopacak. " Bunu İmam Ahmed ile Sünen sahipleri de rivayet
etmişlerdir. Bunun İmam Ahmed yoluyla gelen başka bir rivayetini Enbiya
süresindeki "Nihayet Yec'uc ve Me'cuc(ün önündeki setlerin) açıldığı. ..
" (Enbiya, 96) ayetinin tefsirinde zikredeceğiz.
[2344] Başka bir hadis:
Yine İmam Müslim, Yakub b. Asım es-Sekafi'den şöyle nakleder: Abdullah b. Amr
(r.a.)'ın şu sözlerini kendim işittim. Bir adam "Rivayet etmektEl olduğun
bu hadis nedir böyle? Kıyamet filan ve filan vakte kadar mutlaka
kopacaktır" diyormuşsun, diyerek yanına gelmişti. Abdullah,
"Sübhanallah!" veya "La ilahe illallah" gibi sözler
söyledikten sonra şöyle dedi: Hakikaten içimden asla kimseye bir şey rivayet
etmemek geçti. Ben ancak, "Siz az zaman sonra büyük bir hadise
göreceksiniz. Kabe yakılacak ve şöyle şöyle olacak" dedim, dedi. İbn Ömer
daha sonra şöyle dedi:
Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Deccal ümmetimin arasında çıkacak ve
kırk (zaman) kalacak." (Ravı der ki: Kırk gün mü dedi, kırk ay mı, yoksa
kırk sene mi bilemiyorum.) "Derken Allah Meryem oğlu İsa'yı (a.s)
gönderecek. O Urve b. Mes'ud'a benzer. Ve Deccal'ı bulup yok edecek. Sonra yedi
yıl boyunca iki kişi arasında bile düşmanlık olmayacaktır. Sonra Allah (c.c)
Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar
iyilik yahut iman bulunan hiç kimse kalmayıp hepsinin ruhunu kabzedecek. Hatta
biriniz bir dağın içine girmiş olsa rüzgar üzerine girip ruhunu
kabzedecek." Ben bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
işittim. Yine buyurdular ki: "Bunun üzerine insanların kötüler takımı kuş
hafifliğinde ve yırtıcı hayvan tabiatında kalacaklar. Ne bir iyiliği kabul
edecek ve ne bir kötülüğe karşı çıkacaklar. Şeytan onlara gözükecek ve
"Davetime icabet etmiyor musunuz?" diyecek. Onlar da, "Bize ne
emredersin?" diyecekler. O da onlara putlara tapmayı emredecek. Onlar
böyle bol nimet ve müreffeh yaşam sürerken sura üfürülecek. Bunu işiten herkes
boynunu kaldırıp kulak verecek. Onu ilk işiten develerinin havuzunu sıvayan bir
adam olacak. O adam hemen ölecek, diğer insanlar da ölecekler. Sonra Allah, çiğ
gibi yahut gölge gibi (şüphe eden, ravilerden Nu'man'dır) bir yağmur gönderecek
(ravi şüphe ederek, yahut yağmur indirecek, demiştir.) Bundan insanların
cesetleri yeşerecek. Sonra sura bir daha üfürülecek ve (dirilerek) birden
kalkıp bakacaklar. Sonra, "Ey İnsanlar, Rabbinize gelin!";
"Bunları durdurun; sorguya çekilecekler" (Saffat, 24) denilecek.
Sonra, "Cehennem ordusunu çıkarın" denilecek ve "Kaç
kişiden?" diye sorulacak. "Her 1000 kişiden 999'u" denilecek.
İşte çocukları ihtiyarlatacak gün budur, işte baldırın açılacağı gün budur.
" Sonra İmam Müslim ve Nesai, Tefsir kitabında biraz farklı senetle yine
İbn Ömer (r.a.)'tan rivayet etmişlerdir.
[2345] Başka bir hadis:
İmam Ahmed b. Hanbel Mücemmi' b. Cariye (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim:
"Meryem'in oğlu Deccal'ı Lüdd kapısında (veya , "Lüdd kapısının
yanında" buyurdu) öldürecek. "
[2346] Başka bir hadis:
İmam Ahmed b. Hanbel, Mücemmi' b. Cariye'den (r.a.), Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Meryem'in oğlu
(İsa -a.s.-) Deccal'ı Lüdd kapısında öldürecek. " Bunu Tirmizi de rivayet
etmiş ve "Bu sahih hadistir" demiştir. Sonra şöyle demiştir: Bu
konuda İmran b. Husayn, Nafi' b. Utbe, Ebu Berze, Huzeyfe b. Esid, Ebu Hureyre,
Kiysan, Osman b. Ebi' ı-As, Cabir, Ebu Ümame, İbn Mes'ud, İbn Ömer, Semure b.
Cündeb, Nevvas b. Sem'an, Amr b. Avf ve Huzeyfe b. Yeman'dan (Allah hepsinden
razı olsun) hadisler rivayet edilmiştir. Tirmizi'nin kastı Deccal ile İsa
(a.s)'ın birlikte zikredildiği hadislerdir. Sadece Deccal'ın zikredildiği
hadisler ise yaygınlığı ve Sahih, Sünen, Müsned ve başka hadis kaynaklarındaki
çok sayıda raviden gelen rivayetler nedeniyle sayılamayacak kadar çoktur.
[2347] Başka bir hadis:
İmam Ahmed b. Hanbel, Huzeyfe b. Üseyd elGıffari (r.a.)'tan şöyle nakleder: Biz
Arafat'ta aramızda kıyametten bahsederken Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) yanımıza çıkageldi ve şöyle buyurdu: "Siz şu on alameti görmedikçe
kıyamet kapmayacak: Güneş'in batıdan doğması, Duman, Dabbetu'l-arz, Ye'cuc ve
Me'cuc'ün çıkması, Meryem oğlu İsa (a.s)'ın inişi, Deccal ve biri doğuda, biri
batıda, biri de Arap yanmadasında olacak üç tane yere batma hadisesi, Aden'in
derinlerinden çıkıp insanları sürükleyecek (veya itecek) ve nerede geceleseler
orada geceleyip gündüz nerede olsalar orada olacak bir ateş. " İmam Müslim
ve Sünen sahipleri bunu böyle (Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
sözü olarak) rivayet etmişlerdir. İmam Müslim başka bir tarikle bunu Huzeyfe b.
Üseyd elGıffari'nin kendi sözü olarak rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah
bilir.
Ebu Hureyre, İbn Mes'ud,
Osman b. Ebi'l-As, Ebu Ümame, Nevvas b. Sem'an, Abdullah b. Amr b. el-As, Mücemmi'
b. Cariye, Ebu Seriha ve Huzeyfe b. Üseyd'in (Allah hepsinden razı olsun)
rivayetiyle Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den gelen bu hadisler
mütevatirdir. Bunda İsa (a.s)'ın nasıl ve nereye ineceği, Şam diyarına, hatta
bizzat Dimeşk'te doğu minarenin olduğu yere ineceği ve bunun sabah namazı için
kamet getirildiği vakitte olacağını gösteren ifadeler vardır. Bu minare sonraki
asırlarda, (hicri) 441 yılında Hristiyanların yaptığından şüphelenilen
(kıyamete kadar Allah'ın laneti üzerlerine olsun) bir yangın sonucu yıkılan
minarenin yerine Emevi camisinin minaresi olarak yontulmuş taştan beyaz bir
minare olarak inşa edildi. Masraflarının çoğu da onlara ödetildi. Kuvvetli
ihtimalle İsa (a.s) buraya inecektir.
Buhari ve Müslim'in
rivayet ettikleri hadiste geçtiği gibi domuzu öldürecek, haçı kıracak, cizyeyi
kaldıracak, İslam'dan başka bir din kabul etmeyecek. Bu Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O güne dair bir haberi, o zamana ait koyduğu
bir dini kural, onay ve izindir. Böylece onların bahane ve içlerindeki şüpheler
kalkacak, bu yüzden hepsi İsa (a.s)'a tabi olup onun eliyle İslam dinine
girecek. O yüzden Yüce Allah (bu ayette), "Ehl-i kitap'tan her biri,
ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit
olacaktır" buyurmuştur. Bu ayet aynen "Şüphesiz ki o (İsa), kıyametin
(ne zaman kopacağının) bilgisidir (.....)" (Zuhruf, 61) ayeti gibidir.
Buradaki kelime "ilmun" (bilgisidir) şeklinde okunduğu gibi, .....
"alemün" şeklinde de okunmuştur. Manası, "İsa (a.s) kıyametin
yaklaştığının alamet ve delil id ir" şeklindedir. Çünkü, Deccal'ın
çıkışından sonra inecek ve Allah Deccal'ı O'nun (a.s) eliyle öldürecektir.
[2348] Nitekim sahih bir
hadiste, ''Allah her ne hastalık yaratmışsa ona bir şifa indirmiştir"
buyurulmuştur. Allah (c.c) Ye'cuc ve Me'cuc'ü de İsa (a.s)'ın döneminde
gönderecek ve duasının bereketiyle onları da helak edecek. Nitekim Yüce Allah
şöyle buyurur: "Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc (sedleri) açıldığı ve onlar her
tepeden akın ettiği zaman ve gerçek vaad (ölüm, kıyamet) yaklaşınca ... "
(Enbiya, 96-97)
İsa (a.s.)'ın
Nitelikleri:
[2349] Ebu Hureyre
(r.a.)'tan rivayet edilen şu hadis daha önce geçti: "Gördüğünüzde onu
tanıyın. Orta boylu, kırmızı ve beyaza çalan renktedir. Uzerinde iki sarı
elbise vardır. Yaşlık değmese bile başından su damlar gibidir. "
[2350] Nevvas b. Sem'an
(r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurmuştur: "Meryem oğlu İsa (a.s) Dımeşk'ın doğusundaki
Akminare'ye iki boyalı elbise içinde, elini iki meleğin kanatları üzerine
koymuş olarak inecek. Başını eğdiği zaman su damlayacak, kaldırdığı zaman ondan
inci gibi gümüş taneleri yuvarlanacak. Onun nefesinin kokusunu duyan her kafir
ölecek. Nefesi gözünün gördüğü yere kadar varacak. "
[2351] İmam Buhari ile
Müslim, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) İsra'ya götürüldüğü gece(yi anlatırken)
"Musa ile karşılaştım" deyip onu anlattı ve zannımca şöyle dedi:
''Aşırı olmamak üzere cüsseli birisi olduğunu gördüm. Saçları hafif dalgalı
idi. Sanki Şenuelilerden bir adamı andırıyordu." (Devamla) "İsa ile
de karşılaştım" dedi ve onun niteliklerini de anlatarak şöyle buyurdu:
"Orta boyluydu,
teni kırmızıya çalıyordu. Sanki hamamdan çıkmış gibiydi. İbrahim'i de (a.s)
gördüm. Soyundan gelen çocukları arasında ona en çok benzeyen kişi benim ...
"
[2352] İmam Buhari'nin
Mücahid kanalıyla İbn Ömer (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Musa, İsa ve İbrahim'i
gördüm. İsa kırmızı tenli, dalgalı saçlı, geniş omuzlu idi. Musa esmer, iri
yapılı, saçları düz, Zut adamlarından birisiymiş gibiydi. "
[2353] Buhari ve Müslim,
İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) herkesin önünde Mesih Deccal'ı söz konusu ederek dedi ki:
"Şüphesiz Allah'ın tek gözü kör değildir. Ancak Mesih ed-Deccal'in sağ
gözü kördür. Gözü patlak bir üzüm tanesi gibidir"
[2354] Müslim'in rivayet
ettiği bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: ''Allah (c.c) bu gece rüyamda bana kendimi Kabe'nin yanında
gösterdi. Derken öyle karayağız güzeli bir zat gördüm ki erkeklerden gördüğün
karayağızların en güzeli! Kulaklarına inmiş öyle saçları vardı ki gördüğün uzun
saçların en güzeli! Onları taramış da (üzerlerinden) su damlıyordu. İki kişinin
omzuna dayanarak Kabe'yi tavaf ediyordu. "Bu kim?" diye sordum.
"Meryem oğlu İsa'dır" dediler. Sonra arkasında son derece kıvırcık saçlı,
sağ sözü şaşı birini gördüm. Gördüğüm insanlardan en çok İbn Katan'a
benziyordu. Ellerini bir adamın omuzlarına koymuş Kabe'yi tavafediyordu.
"Bu kim?" diyesordum. "Bu da Mesih Deccal'dır" dediler.
" Bunu Nafi’den Ubeydullah mütabaat etmiştir.
[2355] İmam Buhari daha
sonra Zühri'nin Salim'den, onun da babasından (İbn Ömer) şu rivayeti
zikretmiştir: Hayır, Allah'a yemin ederim ki Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), İsa için kırmızı tenlidir demedi. Fakat şöyle dedi: "Ben uykuda
iken Kabe'yi tavaf ettiğimi gördüm. Esmer, düz saçlı bir adam görüverdim. İki
adam arasında yürüyordu. Başından su damlıyordu (yahut da başından adeta su
dökülüyordu.) "Bu kimdir?" dedim. "Meryem'in oğludur"
dediler. Oradan gittim. Bu sefer kırmızı tenli, iri cüsseli, saçları kıvırcık,
sağ gözü kör, adeta gözü patlak bir üzüm tanesini andıran bir adam ile
karşılaştı m. "Bu kimdir?" dedim, "Deccal"dır"
dediler. İnsanlar arasında ona en çok benzeyen kişi de İbn Katan' dır. "
Zühri dedi ki: İbn Kattan Huzaa kabilesinden cahiliye döneminde ölen bir
adamdır.
Bunların hepsi
Buhari'nin rivayetindeki ifadelerdir. Abdurrahman b.
Adem'in Ebu Hureyre
(r.a.)'tan yaptığı şu rivayet de daha önce geçti: "İsa (a.s) yeryüzünde
kırk yıl kalacak, sonra vefat edecek ve cenaze namazını Müslümanlar kılacak.
" Müslim'in Abdullah b. Amr (r.a.)'tan rivayet ettiği bir hadiste de,
"O yedi yıl kalır" ifadesi yer almaktadır.
Allahu A'lem, yeryüzünde
kırk yıl kalmasından kastın göğe yükseltilmeden önce kaldığı yıllar ile oraya
inişinden sonra kalacağı yılların toplamı olması mümkündür. Çünkü, sahih
hadiste ifade edildiği gibi göğe yükseltilmeden
.' önce otuz üç yıl
yaşamıştır. Bu bilgi cennetliklerin sıfatları konusundaki bir hadiste de
geçmiştir: "Cennetlikler Adem (a.s)'ın şeklinde ve İsa (a.s)'ın 33 yaşında
olacaklar. '' İbn Asakir'in bazılarından yaptığı İsa (a.s)'ın göğe 150
yaşındayken yükseltildiği görüşü ise çok sıra dışı ve gariptir.
Hafız İbn Asakir, Tarih
kitabında İsa (a.s)'ın biyografisinde seleften bazılarından O'nun (a.s) Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in odasında onunla birlikte
defnedileceğini rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Kıyamet gününde de
o, onlara şahit olacaktır. "Katade der ki: Kendisinin Allah'ın mesajını
tebliğ ettiğine ve Allah'a kulu olduğunu ikrar ettiğine dair onlar aleyhinde
şahitlik yapacaktır. Bu ayette ifade edilen Maide süresinin son kısmındaki,
"Allah, Ey
Meryemoğlu İsa! İnsanlara, 'Beni ve anamı, Allah'tan başka iki ilah bilin, diye
sen mi dedin?' diye sorduğu zaman o, 'Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan
şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen
benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri
eksiksiz bilen yalnızca sensinBen onlara, ancak bana emrettiğini söyledim:
Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde
bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık
onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin ...
" (Maide, 116-118)
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |