İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

176.ayetler

 

Kelalenin Mirası:

 

176, "6enden fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu olmazsa erkek kardeş de ona varis olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırırsınız diye Allah size açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

 

Tefsiri:

 

[2378] İmam Buhari, Ebu İshak'tan şöyle nakleder: Bera'yı şöyle derken işittim: "İnen son sure Tevbe suresi, son ayet ise "Senden fetva isterler" ayetidir. "

 

 

[2379] İmam Ahmed b. Hanbel Cabir b. Abdullah'tan şöyle nakleder:

Ben şuurumu kaybetmiş bir halde hasta iken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanıma geldi. Abdest aldıktan sonra abdest suyundan üzerime serpti (başka bir rivayette, "üzerine su serpin" buyurdu) ve bunun üzerine kendime geldim. "Bana kelale (babam ve çocuğum dışında kimseler) varis olacak. Bu miras nasıl paylaştırılacak?" dedim. Bunun üzerine Allah (c.c) feraiz (miras) ayetini nazil etti. Bunu Buhari ile Müslim Şu'be 'nin nakliyle, (Nesai dışındaki) Kütüb-i Sitte sahiplerinin tamamı Süfyan b. Uyeyne'nin Muhammed b. Münkedir’den nakliyle rivayet etmişlerdir. Bazı rivayetlerdeki ifade şöyledir: "Bunun üzerine miras ayeti, "Senden fetva isterler" buyruğu nazil oldu. "

 

İbn Ebi Hatim, Cabir’den şöyle nakleder: "Senden fetva isterler. De ki:

"Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor" ayeti benim hakkımda nazil oldu. En doğrusunu Allah bilir ya, sanki mana şöyledir: "Senden babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkında fetva isterler." Yani, dile getirilen husus (oğlunun olmaması) getirilmeyen hususa (babasının olmaması) delalet etmektedir. Kelale kelimesi ve köküne daha önce değinmiş, başı dört taraftan kapatan taç manasına gelen "iklil" den türeme olduğunu söylemiştik. Bu yüzden alimlerin çoğu bunu  "hiçbir evladı ve babası yok iken ölen kimse" diye tefsir etmişlerdir. Bazıları ise, "Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de" buyruğundaki gibi onun, sadece evladı yok iken ölen kimseye denildiğini söylemişlerdir. Kelalenin mirası meselesi konusu mü'minlerin emiri Hz. Ömer'in de kafasını karıştırmış bir meseledir.

 

 

[2380] Nitekim Buharİ ve Müslim'in Sahih'lerinde rivayet ettiklerine göre Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: "Şu üç konuda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in başvuracağımız bir emir bırakmasını çok arzulardım: Dedenin mirası, kelalenin mirası ve faizin bazı çeşitleri."

 

 

[2381] İmam Ahmed b. Hanbel Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kelale hakkında sorduğum kadar hiçbir konuda sormadım. Sonunda eliyle göğsüme vurdu ve "Nisa suresinin sonundaki yaz ayeti sana yeter" buyurdu. İmam Buhari bunu bu lafızla böyle kısa rivayet etmiştir. İmam Müslim'in rivayeti ise daha uzundur.

 

 

[2382] İmam Ahmed bu hadisi başka bir kanalla Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kelaleyi sordum. "Yaz ayeti senin için yeterlidir." buyurdu. Hz. Ömer der ki: "Bunu Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sormuş olmayı kırmızı develerimin olmasından daha çok isterdim. " Bunun senedi ceyyittir, fakat İbrahim ile Hz. Ömer (r.a.) arasında kopukluk vardır. Çünkü İbrahim en-Nehai'nin onunla buluşmuşluğu yoktur.

 

 

[2383] İmam Ahmed b. Hanbel Bera b. Azib (r.a.) şöyle nakleder: Bir adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek kelaleyi sordu. Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Yaz ayeti senin için yeterlidir" diye cevap verdi. Bunun senedi de ceyyittir ve Ebu Davud ile Tirmizi, Ebu Bekir el-Ayyaş'ın nakliyle rivayet etmişlerdir. "Vaz ayeti"nden kasıt sanki yaz ayında nazil olan ayettir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yeterli olacağından dolayı Hz. Ömer (r.a.)'1 ayetin manası üzerinde düşünmeye ve anlamaya çalışmağa yönlendirmiş, o da daha sonra manasını sormayı unutmuştur. Bu yüzden de "Onu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sormuş olmayı kırmızı develerimin olmasından daha isterdim" demiştir.

 

 

[2384] İmam Taberi, Said b. Müseyyeb'den şöyle nakleder: Hz. Ömer  (r.a.) Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kelaleyi sordu. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Allah bunu açıklamadı mı ki?'" buyurdu. Bunun üzerine, "Senden fetva isterler" ayeti nazil oldu.

 

Katade der ki: Bize anlatıldığına göre Hz. Ebu Bekir (r.a.) bir hutbesinde şöyle dedi: "Şunu bilin ki Allah, Nisa suresinin başında miras hakkında indirdiği ayeti çocuk ve baba hakkında indirdi. İndirdiği ikinci ayet koca, karı ve anne bir kardeşler hakkındadır. Nisa suresinin son ayetini anadan ve babadan kız ve erkek kardeşler hakkında indirdi. Enfal suresinin son ayetini ise asabe yoluyla akrabalıkları olanlardan Allah'ın kitabında bazısı bazısından üstün tutulan akrabalar hakkında indirdi. Bunu Taberi rivayet etmiştir.

 

Şimdi Allah'ın yardımına başvurarak ve O'na tevekkül ederek ayetin manasını açıklamaya geçelim:

 

"Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de ... " Ayette ölmek helak olmak ile ifade edilmiştir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette, ''Allah'ın yüzü dışında her şey helak olur" (Kasas, 88) buyurmuştur. Yani, her şey yok olur ve yalnız Allah kalır. Bir ayette de "Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak. Yalnız Azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı' baki kalacak" (Rahman. 26-27) buyurmuştur.

 

"çocuğu olmayan kimse ... " Bir kimsenin kelale olması için babasının bulunmamasının şart olmayıp çocuğunun bulunmamasının yeterli olduğu görüşünde olanlar, ayetteki bu ifadeyi delil göstermişlerdir. Bu Hz. Ömer (r.a.)'tan bir rivayet olup ondan İmam Taberi ona kadar ulaşan sahih bir senetle rivayet etmiştir. Fakat esas alınacak görüş cumhurun ruşüdür, bu da onun oğlu ve babası olmayan kimse manasında olduğu şeklinde Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın hükmüdür. Buna da ayetteki. ''Onun bir kızkardeşi bulunursa" ifadesi delalet etmektedir. Çünkü baba kızkardeşle birlikte olsaydı kızkardeş mirastan hiçbir şey alamazdı. Çünkü, icmayla, baba kızkardeşi mirastan engeller (hacb). Böylece kelaleden kastın oğlu olmayan kimse mimasına geldiği Kur'an'ın direk ifadesinden, babası olmayan kimse olduğu da biraz düşünmeyle yine Kur'an'ın ifadesinden anlaşılmaktadır. Çünkü, baba varken kızkardeş mirasın yarısını, hatta ondan hiçbir şey alamaz.

 

 

[2385] İmam Ahmed b. Hanbel, Mekhul, Atiyye, Damure ve Raşid'den şöyle naklederler: Zeyd b. Sabit'e bir kimsenin karısı ile öz kızkardeşinin olup mirasın yarısının karıya, diğer yarısının kızkardeşe verilmesi hususu soruldu ve konu üzerinde konuşuldu. Zeyd (r.a.), "Ben bizzat yanında iken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu şekilde hüküm verdi" dedi. Bunu bu tarikle sadece İmam Ahmed rivayet etmiştir. Nitekim Taberi ve başkaları İbn Abbas (r.a.) ve Abdullah b. Zübeyr (r.a.)'tan, ardında kızıyla kızkardeşini bırakan ölü hakkında, "Onun kızkardeşi hiçbir şeyalamaz" dediklerini rivayet etmişlerdir. Zira Allah (c.c), "Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur" buyurmaktadır. Taberi der ki: Vefat edenin bir kızı varsa ardında bir çocuk bırakmış olur ki öylesi durumda kızkardeş bir şeyalamaz. Cumhur onlara muhalefet ederek şöyle demişlerdir: Kızçocuğu farz yoluyla mirasın yarısını alır. Kızkardeş de asabe yoluyla diğer yarısını alır. Bunun delili bu ayetten başka bir delildir. Bu ayet sadece bu durumda ona da miras verileceğini ifade etmiştir.

 

 

[2386] Onun asabe yoluyla miras almasının delili İmam Buhari'nin Süleyman'dan, onun İbrahim en-Nehal'den, onun da Esved'den yaptığı şu rivayettir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında Muaz b. Cebel (r.a.) aramızda "mirasın yarısının ölenin kızına, diğer yarısının kızkardeşine kalacağına" hükmetti. Ravilerden Süleyman'ın rivayetinde "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında" ifadesi yoktur, sadece "aramızda hükmetti" ifadesi vardır.

 

 

[2381] Yine Sahih-i Buhari'de şöyle geçmektedir: Hüzeyl b. Şurahbil şöyle dedi: Ebu Musa el-Eş'arl'ye ölenin kızı, oğlunun kızı ve kızkardeşi birlikte bulunduklarında miras payları soruldu. Ebu Musa (r.a.), ''Miras malının yarısı ölen kişinin kızına, bir yarısı da kızkardeşine aittir" dedi. Ardından, "Abdullah b. Mes'ud'a git (bu meseleyi ona da sor), Zannediyorum o da benim görüşüme uygun cevap verecektir" dedi. Mesele İbn Mes'ud'a sorulup, Ebu Musa'nın verdiği cevap ve onun tarafından gönderildiği haber verilince Abdullah b. Mes'ud şöyle dedi: "Eğer oğulun kızını mirastan mahrum edersem elbette dalalete düşmüş kimselerden olurum. Hidayete erenlerden olmam. Bu meselede ben Hz, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hükmettiği gibi hükmederim (ki o da şudur): Ölünün kızı mirasın yarısını oğlunun kızı da üçte ikiyi tamamlamak üzere altıda bir alır. Geri kalan (üçte bir) de kızkardeşin payı olur" dedi. Hüzeyl der ki: Ebu Musa'ya gelip, İbn Mes'ud'un fetvasını kendisine haber verdik. Bize, "Aranızda bu allame bulunduğu sürece bana bir şey sormayın" dedi.

 

"Çocuğu olmazsa erkek kardeş de ona varis olur." çocuğu olmayanı, çocuğu ve babası olmayan kelale öldüğünde malının tamamına kardeşi varis olur. Kasıt babası da olmadığındadır; çünkü babası varsa kardeş mirastan hiçbir şeyalamaz. Sadece kardeşi kaldığında eş ve anne bir kardeş gibi pay sahibi kimseler olduğu varsayılırsa onlara payları verilir, sonra kalanı kardeşe verilir.

 

 

[2388] Zira Buhari ve Müslim'in İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetlerine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Payları sahiplerine verin. Ondan bir şey artarsa onu ilk erkek adama verin" buyurmuştur, İşte cumhur iki kızçocuğunun hükmünü de bundan almıştır.

 

Kızçocuklarıyla birlikte kızkardeşlerin hükmü ise, "Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır" buyruğundan alınmıştır. "Eğer erkekli kadın lı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır" buyruğu da çocuklardan ve çocukların çocuklarından bazıları ile kardeşlerden bazılarının olması durumunda erkeğe kadının iki katı verileceğini ifade etmektedir.

 

"Şaşırırsınız diye", yani, size açıklandıktan sonra haktan sapmamanız için "Allah size açıklıyor." Yani, size mirastan alacak kimseleri bildiriyor, sınırlarını çiziyor ve hükümIrrini açıklıyor. "Allah her şeyi hakkıyla bilendir." Yani, her şeyin sonunu, faydalarını, kullar için içerdiği faydalarını, her bir akrabanın ölüye yakınlığına göre hak ettiği mal miktarını bilir.

 

 

[2389] İmam Taberi, Muhammed b. Sirin'den şöyle nakleder: Sahabeler bir yolculuktaydılar. Huzeyfe'nin binitinin başı Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in binitinin terkisi yanında, Ömer'in binitinin başı da Huzeyfe'nin binitinin terkisi yanındaydı. Bu yolculukta, "Senden fetva isterler" ayeti nazi! oldu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu Huzeyfe'ye, o da Hz. Ömer (r.a.)'a okudu. Daha sonra Hz. Ömer (r.a.) bunu Huzeyfe'ye sorduğunda Huzeyfe (r.a.), "Vallahi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bana naklettiğini aynen sana nakletmediğimi düşünüyorsan sen ahmağın birisin. Ben onu bana öğrettiği gibi aktardım, asla hiçbir şey eklemedim" dedi. Hz. Ömer (r.a.), "Allah'ım! Sen bunu açıklamış olsan da bana açık değil" dedi. Bunu Taberi rivayet etmiştir. Başka bir kanalla daha benzer bir lafızla yine İbn Sirin’den rivayet etmiştir. Bunda İbn Sirin ile Huzeyfe arasında kopukluk vardır.

 

 

[2390] Hafız Bezzar, Huzeyfe (r.a.)'tan şöyle nakleder: Kelale ayeti Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e o yolculukta seyir halindeyken nazi! oldu. Vahiy indikten sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) durduğunda Huzeyfe'nin bineğinin boynunun kendisinin bineğinin hemen arkasında olduğunu görünce ayeti ona okudu. Huzeyfe (r.a.) da Ömer (r.a.)'ın bineğinin hemen arkasında olduğunu gördü ve o da ona okudu. Hilafeti döneminde Hz. Ömer (r.a.) kelale meselesini araştırırken Huzeyfe (r.a.)'1 çağırdı ve ona bu ayeti sordu. Huzeyfe (r.a.), "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bana böyle okudu ve (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana nasılokuduysa sana da aynısını okudum. Vallahi ben doğruyum, Vallahi sana bundan başka hiçbir şey demeyeceğim" dedi. Sonra Bezzar şöyle demiştir: Bu hadis sadece Huzeyfe (r.a.)'tan rivayet edilmiştir ve ondan da sadece bu tarikle nakledilmiştir. İbn Merduyeh de aynı tarikle rivayet etmiştir.

 

 

[2391] Osman b. Ebi Şeybe, Said b. Müseyyeb'den şöyle nakleder: Hz. Ömer (r.a.) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Kelalenin mirası nasıldır?" diye sordu. Bunun üzerine Allah (c.c), "Senden fetva isterler ... " ayetini nazil etti. Sanki Ömer (r.a.) bunu pek anlamamıştı ki kızı Hafsa (r.anha)'ya, "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i mutlu halde gördüğünde bunu O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir sor" dedi. Hafsa da sevinçli gördüğü bir günde bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sordu. "Bunu sana baban mı söyledi? Babanın bunu bildiğini sanmıyorum" buyurdu. Hz. Ömer (r.a.), "Ben bu ayeti bildiğimi sanmıyorum. Zaten Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de O zaman buna dair söylediğini söylemişti" derdi. Bunu İbn Merduyeh rivayet etmiştir.

 

 

[2392] İbn Merduyeh daha sonra bunu Tavus'tan şöyle rivayet etmiştir:

Hz. Ömer (r.a.) Hafsa (r.anha)'ya, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e kelaleyi sormasını istedi ve bunu bir kürek kemiğine yazdı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bunu senden kim istedi? Ömer mi? Onun bu ayeti doğruca anlayacağını sanmıyorum. Ona yazın inen ayet yetmiyor mu?" buyurdu. yaz ayeti Nisa suresindeki (12. ayet), "Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelale şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ... " ayetidir. Onlar bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sorunca Nisa suresinin son ayeti nazil oldu. Ömer (r.a.) da bunu (kızının Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e sorması için) kürek kemiğine attı. Rivayette aynen böyle denmiştir. Hadis mürseldir.

 

 

[2393] İmam Taberi, Tank b. Şihab'dan şöyle nakleder: Hz. Ömer (r.a.) bir kürek kemiği alıp Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sahabilerini topladı ve "Kelale konusuna öyle bir açıklama getireceğim ki onu kadınlar evlerinde konuşacaklar" dedi. Tam o sırada evde bir yılan çıkınca toplanan kalabalık dağıldı ve insanlar, "Bunun gerçekleşmesinde bir hayır olsaydı Allah tamamlardı" dediler. Bunun senedi de sahihtir.

 

Huzeyfe'nin oğlunu sadece İbn Hibban sika kabul etmiştir. İbn Hacer, Takrib'de: Makbul biridir, demiştir. Kastı mütabaa edildiğindedir ki İbn Sirin’den gelen mürsel rivayette de mütabaa edilmiştir.

 

 

[2394] Hakim'in Talha b. Yezid b. Rükane'den naklettiğine göre Hz. Ömer (r.a.), "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e şu üç şeyi sormuş olmam benim için kırmızı develere sahip olmaktan daha sevimlidir: Kendinden sonra kimin halife olacağı; bir topluluk "mallarımızda zekatın farz olduğunu ikrar eder, ancak onu sana vermeyiz" derse onlarla savaşmak helal midir? Bir de kelale konusu."

Hakim daha sonra, "Senedi sahihtir, Buhari ve Müslim'in şartlarına uygundur, fakat tahric etmemişlerdir" demiştir.

 

 

[2395] Hakim daha sonra buna yakın bir senetle Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Üç mesele var ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onlarda (aramızda) bulunması bize dünyadan ve dünyadakilerden daha sevimli olurdu: Hilafet, kelale ve faiz." Hakim daha sonra "Senedi sahihtir, Buhari ve Müslim'in şartlarına uygundur, fakat tahric etmemişlerdir" demiştir.

Süfyan b. Uyeyne'ye kadar ulaşan aynı senetle de İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Ben hayattayken Ömer (r.a.) ile en son görüşen kişiydim. Hz. Ömer (r.a.) bir ara, "Doğru olan, benim söylediğimdir" dedi. "Hangi sözün?" dedim. "Ben, kelale çocuğu olmayan ölüye denir, diyorum" dedi. Hakim daha sonra, "Senedi sahihtir, Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da onların şartlarına uygundur" demiştir. İbn Merduyeh de Süleyman b. Ahvel'in TavUs'tan, onun İbn Abbas'tan (r.a.) nakliyle şöyle rivayet etmiştir: Ben hayatında Hz. Ömer'le son görüşen kişiydim. Dedi ki: "Ben ve Ebu Bekir kelale hususunda ihtilaf ettik. Ama asıl doğrusu benim görüşüm" dedi. İbn Abbas (r.a.) der ki:

Söylenildiğine göre Hz. Ömer (r.a.) birlikte Ebu Bekir'le birlikteyken ana baba bir kardeşlerle ana bir kardeşlerin mirastan alacaklarını söylemiş, Ebu Bekir ise ona katılmayıp farklı söylemiştir.

 

İmam Taberi der ki: Bize İbn Müseyyeb'den şöyle nakletti: Hz. Ömer (r.a.) dede ve kelale hakkında bir kağıda bir şeyler yazdı. Sonra, "Allah'ım! Bunda bir hayır görüyorsan gerçekleştir" diyerek Allah'tan hayırlısını diledi ve bir süre böyle bekledi. Yaralandığında o kağıdın getirilmesini emretti ve onu sildirip şöyle dedi: ''Ben dede ve kelale (bunların mirası) hakkında bir kağıt yazmıştım ve Allah'tan hayırlı olanı nasip etmesini niyaz etmiştim. Sonunda sizi olduğunuz hal üzere bakmaya karar verdim." Taberi der ki: Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Bu konuda Ebu Bekir’e muhalefet etmelen Allah utanırım. Ebu Bekir (r.a.), "Kelale çocuk ve baba dışındaki kimselerdir.'' dedi. Ebu Bekir Sıddik'ın bu görüşü aynı zamanda sahabe, tabiin'in, eski ve yeni İmamların ezici çoğunluğunun görüşüdür. Dört mezhep imamı, yedi Medine imamı, tüm İslam ülkelerindeki alimlerin görüşü de böyledir. Bu aynı zamanda Kur'an'ın da delalet ettiği bir husustur. Nitekim Yüce Allah daha sonra bunu açıkladığına ve beyan ettiğine işaret ederek şöyle buyuruyor: ''Şaşırırsınız diye Allah size açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir'' Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Nisa suresinin tefsiri sona erdi.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

Maide Suresi