|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 176.ayetler |
Kelalenin Mirası:
176, "6enden
fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası
hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir
kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu
olmazsa erkek kardeş de ona varis olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek
kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha
fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırırsınız
diye Allah size açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Tefsiri:
[2378] İmam Buhari, Ebu
İshak'tan şöyle nakleder: Bera'yı şöyle derken işittim: "İnen son sure
Tevbe suresi, son ayet ise "Senden fetva isterler" ayetidir. "
[2379] İmam Ahmed b.
Hanbel Cabir b. Abdullah'tan şöyle nakleder:
Ben şuurumu kaybetmiş
bir halde hasta iken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanıma geldi.
Abdest aldıktan sonra abdest suyundan üzerime serpti (başka bir rivayette,
"üzerine su serpin" buyurdu) ve bunun üzerine kendime geldim.
"Bana kelale (babam ve çocuğum dışında kimseler) varis olacak. Bu miras
nasıl paylaştırılacak?" dedim. Bunun üzerine Allah (c.c) feraiz (miras)
ayetini nazil etti. Bunu Buhari ile Müslim Şu'be 'nin nakliyle, (Nesai
dışındaki) Kütüb-i Sitte sahiplerinin tamamı Süfyan b. Uyeyne'nin Muhammed b.
Münkedir’den nakliyle rivayet etmişlerdir. Bazı rivayetlerdeki ifade şöyledir:
"Bunun üzerine miras ayeti, "Senden fetva isterler" buyruğu nazil
oldu. "
İbn Ebi Hatim, Cabir’den
şöyle nakleder: "Senden fetva isterler. De ki:
"Allah, babası ve
çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor" ayeti
benim hakkımda nazil oldu. En doğrusunu Allah bilir ya, sanki mana şöyledir:
"Senden babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkında fetva
isterler." Yani, dile getirilen husus (oğlunun olmaması) getirilmeyen
hususa (babasının olmaması) delalet etmektedir. Kelale kelimesi ve köküne daha
önce değinmiş, başı dört taraftan kapatan taç manasına gelen "iklil"
den türeme olduğunu söylemiştik. Bu yüzden alimlerin çoğu bunu "hiçbir evladı ve babası yok iken ölen
kimse" diye tefsir etmişlerdir. Bazıları ise, "Eğer çocuğu olmayan bir
kimse ölür de" buyruğundaki gibi onun, sadece evladı yok iken ölen kimseye
denildiğini söylemişlerdir. Kelalenin mirası meselesi konusu mü'minlerin emiri
Hz. Ömer'in de kafasını karıştırmış bir meseledir.
[2380] Nitekim Buharİ ve
Müslim'in Sahih'lerinde rivayet ettiklerine göre Hz. Ömer (r.a.) şöyle
demiştir: "Şu üç konuda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
başvuracağımız bir emir bırakmasını çok arzulardım: Dedenin mirası, kelalenin
mirası ve faizin bazı çeşitleri."
[2381] İmam Ahmed b. Hanbel
Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
kelale hakkında sorduğum kadar hiçbir konuda sormadım. Sonunda eliyle göğsüme
vurdu ve "Nisa suresinin sonundaki yaz ayeti sana yeter" buyurdu.
İmam Buhari bunu bu lafızla böyle kısa rivayet etmiştir. İmam Müslim'in
rivayeti ise daha uzundur.
[2382] İmam Ahmed bu
hadisi başka bir kanalla Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kelaleyi sordum. "Yaz ayeti senin için
yeterlidir." buyurdu. Hz. Ömer der ki: "Bunu Rasülullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e sormuş olmayı kırmızı develerimin olmasından daha çok
isterdim. " Bunun senedi ceyyittir, fakat İbrahim ile Hz. Ömer (r.a.)
arasında kopukluk vardır. Çünkü İbrahim en-Nehai'nin onunla buluşmuşluğu
yoktur.
[2383] İmam Ahmed b.
Hanbel Bera b. Azib (r.a.) şöyle nakleder: Bir adam Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e gelerek kelaleyi sordu. Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Yaz ayeti senin için yeterlidir" diye cevap verdi. Bunun
senedi de ceyyittir ve Ebu Davud ile Tirmizi, Ebu Bekir el-Ayyaş'ın nakliyle
rivayet etmişlerdir. "Vaz ayeti"nden kasıt sanki yaz ayında nazil
olan ayettir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yeterli olacağından
dolayı Hz. Ömer (r.a.)'1 ayetin manası üzerinde düşünmeye ve anlamaya çalışmağa
yönlendirmiş, o da daha sonra manasını sormayı unutmuştur. Bu yüzden de
"Onu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sormuş olmayı kırmızı
develerimin olmasından daha isterdim" demiştir.
[2384] İmam Taberi, Said
b. Müseyyeb'den şöyle nakleder: Hz. Ömer
(r.a.) Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kelaleyi sordu.
Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Allah bunu açıklamadı mı
ki?'" buyurdu. Bunun üzerine, "Senden fetva isterler" ayeti
nazil oldu.
Katade der ki: Bize
anlatıldığına göre Hz. Ebu Bekir (r.a.) bir hutbesinde şöyle dedi: "Şunu
bilin ki Allah, Nisa suresinin başında miras hakkında indirdiği ayeti çocuk ve
baba hakkında indirdi. İndirdiği ikinci ayet koca, karı ve anne bir kardeşler
hakkındadır. Nisa suresinin son ayetini anadan ve babadan kız ve erkek
kardeşler hakkında indirdi. Enfal suresinin son ayetini ise asabe yoluyla
akrabalıkları olanlardan Allah'ın kitabında bazısı bazısından üstün tutulan
akrabalar hakkında indirdi. Bunu Taberi rivayet etmiştir.
Şimdi Allah'ın yardımına
başvurarak ve O'na tevekkül ederek ayetin manasını açıklamaya geçelim:
"Eğer çocuğu
olmayan bir kimse ölür de ... " Ayette ölmek helak olmak ile ifade
edilmiştir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette, ''Allah'ın yüzü dışında her
şey helak olur" (Kasas, 88) buyurmuştur. Yani, her şey yok olur ve yalnız
Allah kalır. Bir ayette de "Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak.
Yalnız Azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı' baki kalacak" (Rahman. 26-27)
buyurmuştur.
"çocuğu olmayan
kimse ... " Bir kimsenin kelale olması için babasının bulunmamasının şart
olmayıp çocuğunun bulunmamasının yeterli olduğu görüşünde olanlar, ayetteki bu
ifadeyi delil göstermişlerdir. Bu Hz. Ömer (r.a.)'tan bir rivayet olup ondan
İmam Taberi ona kadar ulaşan sahih bir senetle rivayet etmiştir. Fakat esas
alınacak görüş cumhurun ruşüdür, bu da onun oğlu ve babası olmayan kimse
manasında olduğu şeklinde Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın hükmüdür. Buna da ayetteki.
''Onun bir kızkardeşi bulunursa" ifadesi delalet etmektedir. Çünkü baba
kızkardeşle birlikte olsaydı kızkardeş mirastan hiçbir şey alamazdı. Çünkü,
icmayla, baba kızkardeşi mirastan engeller (hacb). Böylece kelaleden kastın
oğlu olmayan kimse mimasına geldiği Kur'an'ın direk ifadesinden, babası olmayan
kimse olduğu da biraz düşünmeyle yine Kur'an'ın ifadesinden anlaşılmaktadır.
Çünkü, baba varken kızkardeş mirasın yarısını, hatta ondan hiçbir şey alamaz.
[2385] İmam Ahmed b.
Hanbel, Mekhul, Atiyye, Damure ve Raşid'den şöyle naklederler: Zeyd b. Sabit'e
bir kimsenin karısı ile öz kızkardeşinin olup mirasın yarısının karıya, diğer
yarısının kızkardeşe verilmesi hususu soruldu ve konu üzerinde konuşuldu. Zeyd
(r.a.), "Ben bizzat yanında iken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bu şekilde hüküm verdi" dedi. Bunu bu tarikle sadece İmam Ahmed rivayet
etmiştir. Nitekim Taberi ve başkaları İbn Abbas (r.a.) ve Abdullah b. Zübeyr
(r.a.)'tan, ardında kızıyla kızkardeşini bırakan ölü hakkında, "Onun
kızkardeşi hiçbir şeyalamaz" dediklerini rivayet etmişlerdir. Zira Allah
(c.c), "Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi
bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur" buyurmaktadır. Taberi der ki:
Vefat edenin bir kızı varsa ardında bir çocuk bırakmış olur ki öylesi durumda
kızkardeş bir şeyalamaz. Cumhur onlara muhalefet ederek şöyle demişlerdir:
Kızçocuğu farz yoluyla mirasın yarısını alır. Kızkardeş de asabe yoluyla diğer
yarısını alır. Bunun delili bu ayetten başka bir delildir. Bu ayet sadece bu
durumda ona da miras verileceğini ifade etmiştir.
[2386] Onun asabe
yoluyla miras almasının delili İmam Buhari'nin Süleyman'dan, onun İbrahim
en-Nehal'den, onun da Esved'den yaptığı şu rivayettir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) zamanında Muaz b. Cebel (r.a.) aramızda "mirasın
yarısının ölenin kızına, diğer yarısının kızkardeşine kalacağına"
hükmetti. Ravilerden Süleyman'ın rivayetinde "Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) zamanında" ifadesi yoktur, sadece "aramızda
hükmetti" ifadesi vardır.
[2381] Yine Sahih-i Buhari'de
şöyle geçmektedir: Hüzeyl b. Şurahbil şöyle dedi: Ebu Musa el-Eş'arl'ye ölenin
kızı, oğlunun kızı ve kızkardeşi birlikte bulunduklarında miras payları
soruldu. Ebu Musa (r.a.), ''Miras malının yarısı ölen kişinin kızına, bir
yarısı da kızkardeşine aittir" dedi. Ardından, "Abdullah b. Mes'ud'a
git (bu meseleyi ona da sor), Zannediyorum o da benim görüşüme uygun cevap
verecektir" dedi. Mesele İbn Mes'ud'a sorulup, Ebu Musa'nın verdiği cevap
ve onun tarafından gönderildiği haber verilince Abdullah b. Mes'ud şöyle dedi:
"Eğer oğulun kızını mirastan mahrum edersem elbette dalalete düşmüş
kimselerden olurum. Hidayete erenlerden olmam. Bu meselede ben Hz, Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hükmettiği gibi hükmederim (ki o da şudur):
Ölünün kızı mirasın yarısını oğlunun kızı da üçte ikiyi tamamlamak üzere altıda
bir alır. Geri kalan (üçte bir) de kızkardeşin payı olur" dedi. Hüzeyl der
ki: Ebu Musa'ya gelip, İbn Mes'ud'un fetvasını kendisine haber verdik. Bize,
"Aranızda bu allame bulunduğu sürece bana bir şey sormayın" dedi.
"Çocuğu olmazsa
erkek kardeş de ona varis olur." çocuğu olmayanı, çocuğu ve babası olmayan
kelale öldüğünde malının tamamına kardeşi varis olur. Kasıt babası da olmadığındadır;
çünkü babası varsa kardeş mirastan hiçbir şeyalamaz. Sadece kardeşi kaldığında
eş ve anne bir kardeş gibi pay sahibi kimseler olduğu varsayılırsa onlara
payları verilir, sonra kalanı kardeşe verilir.
[2388] Zira Buhari ve
Müslim'in İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetlerine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem), "Payları sahiplerine verin. Ondan bir şey artarsa onu ilk
erkek adama verin" buyurmuştur, İşte cumhur iki kızçocuğunun hükmünü de
bundan almıştır.
Kızçocuklarıyla birlikte
kızkardeşlerin hükmü ise, "Kızkardeşler iki tane olursa (erkek
kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır" buyruğundan alınmıştır.
"Eğer erkekli kadın lı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki
kadın payı kadardır" buyruğu da çocuklardan ve çocukların çocuklarından
bazıları ile kardeşlerden bazılarının olması durumunda erkeğe kadının iki katı
verileceğini ifade etmektedir.
"Şaşırırsınız
diye", yani, size açıklandıktan sonra haktan sapmamanız için "Allah
size açıklıyor." Yani, size mirastan alacak kimseleri bildiriyor,
sınırlarını çiziyor ve hükümIrrini açıklıyor. "Allah her şeyi hakkıyla
bilendir." Yani, her şeyin sonunu, faydalarını, kullar için içerdiği
faydalarını, her bir akrabanın ölüye yakınlığına göre hak ettiği mal miktarını
bilir.
[2389] İmam Taberi,
Muhammed b. Sirin'den şöyle nakleder: Sahabeler bir yolculuktaydılar.
Huzeyfe'nin binitinin başı Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
binitinin terkisi yanında, Ömer'in binitinin başı da Huzeyfe'nin binitinin
terkisi yanındaydı. Bu yolculukta, "Senden fetva isterler" ayeti
nazi! oldu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu Huzeyfe'ye, o da
Hz. Ömer (r.a.)'a okudu. Daha sonra Hz. Ömer (r.a.) bunu Huzeyfe'ye sorduğunda
Huzeyfe (r.a.), "Vallahi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bana
naklettiğini aynen sana nakletmediğimi düşünüyorsan sen ahmağın birisin. Ben
onu bana öğrettiği gibi aktardım, asla hiçbir şey eklemedim" dedi. Hz.
Ömer (r.a.), "Allah'ım! Sen bunu açıklamış olsan da bana açık değil"
dedi. Bunu Taberi rivayet etmiştir. Başka bir kanalla daha benzer bir lafızla
yine İbn Sirin’den rivayet etmiştir. Bunda İbn Sirin ile Huzeyfe arasında
kopukluk vardır.
[2390] Hafız Bezzar,
Huzeyfe (r.a.)'tan şöyle nakleder: Kelale ayeti Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)’e o yolculukta seyir halindeyken nazi! oldu. Vahiy indikten sonra
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) durduğunda Huzeyfe'nin bineğinin
boynunun kendisinin bineğinin hemen arkasında olduğunu görünce ayeti ona okudu.
Huzeyfe (r.a.) da Ömer (r.a.)'ın bineğinin hemen arkasında olduğunu gördü ve o
da ona okudu. Hilafeti döneminde Hz. Ömer (r.a.) kelale meselesini araştırırken
Huzeyfe (r.a.)'1 çağırdı ve ona bu ayeti sordu. Huzeyfe (r.a.), "Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bana böyle okudu ve (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bana nasılokuduysa sana da aynısını okudum. Vallahi ben doğruyum,
Vallahi sana bundan başka hiçbir şey demeyeceğim" dedi. Sonra Bezzar şöyle
demiştir: Bu hadis sadece Huzeyfe (r.a.)'tan rivayet edilmiştir ve ondan da sadece
bu tarikle nakledilmiştir. İbn Merduyeh de aynı tarikle rivayet etmiştir.
[2391] Osman b. Ebi
Şeybe, Said b. Müseyyeb'den şöyle nakleder: Hz. Ömer (r.a.) Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Kelalenin mirası nasıldır?" diye
sordu. Bunun üzerine Allah (c.c), "Senden fetva isterler ... "
ayetini nazil etti. Sanki Ömer (r.a.) bunu pek anlamamıştı ki kızı Hafsa
(r.anha)'ya, "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i mutlu halde
gördüğünde bunu O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir sor" dedi. Hafsa da
sevinçli gördüğü bir günde bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
sordu. "Bunu sana baban mı söyledi? Babanın bunu bildiğini
sanmıyorum" buyurdu. Hz. Ömer (r.a.), "Ben bu ayeti bildiğimi
sanmıyorum. Zaten Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de O zaman buna dair
söylediğini söylemişti" derdi. Bunu İbn Merduyeh rivayet etmiştir.
[2392] İbn Merduyeh daha
sonra bunu Tavus'tan şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Ömer (r.a.) Hafsa
(r.anha)'ya, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e kelaleyi sormasını
istedi ve bunu bir kürek kemiğine yazdı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Bunu senden kim istedi? Ömer mi? Onun bu ayeti doğruca
anlayacağını sanmıyorum. Ona yazın inen ayet yetmiyor mu?" buyurdu. yaz
ayeti Nisa suresindeki (12. ayet), "Eğer bir erkek veya kadının, anababası
ve çocukları bulunmadığı halde (kelale şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ...
" ayetidir. Onlar bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sorunca
Nisa suresinin son ayeti nazil oldu. Ömer (r.a.) da bunu (kızının Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e sorması için) kürek kemiğine attı. Rivayette
aynen böyle denmiştir. Hadis mürseldir.
[2393] İmam Taberi, Tank
b. Şihab'dan şöyle nakleder: Hz. Ömer (r.a.) bir kürek kemiği alıp Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sahabilerini topladı ve "Kelale konusuna
öyle bir açıklama getireceğim ki onu kadınlar evlerinde konuşacaklar"
dedi. Tam o sırada evde bir yılan çıkınca toplanan kalabalık dağıldı ve
insanlar, "Bunun gerçekleşmesinde bir hayır olsaydı Allah tamamlardı"
dediler. Bunun senedi de sahihtir.
Huzeyfe'nin oğlunu
sadece İbn Hibban sika kabul etmiştir. İbn Hacer, Takrib'de: Makbul biridir,
demiştir. Kastı mütabaa edildiğindedir ki İbn Sirin’den gelen mürsel rivayette
de mütabaa edilmiştir.
[2394] Hakim'in Talha b.
Yezid b. Rükane'den naklettiğine göre Hz. Ömer (r.a.), "Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e şu üç şeyi sormuş olmam benim için kırmızı
develere sahip olmaktan daha sevimlidir: Kendinden sonra kimin halife olacağı;
bir topluluk "mallarımızda zekatın farz olduğunu ikrar eder, ancak onu
sana vermeyiz" derse onlarla savaşmak helal midir? Bir de kelale
konusu."
Hakim daha sonra,
"Senedi sahihtir, Buhari ve Müslim'in şartlarına uygundur, fakat tahric
etmemişlerdir" demiştir.
[2395] Hakim daha sonra
buna yakın bir senetle Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Üç
mesele var ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onlarda (aramızda)
bulunması bize dünyadan ve dünyadakilerden daha sevimli olurdu: Hilafet, kelale
ve faiz." Hakim daha sonra "Senedi sahihtir, Buhari ve Müslim'in
şartlarına uygundur, fakat tahric etmemişlerdir" demiştir.
Süfyan b. Uyeyne'ye
kadar ulaşan aynı senetle de İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Ben
hayattayken Ömer (r.a.) ile en son görüşen kişiydim. Hz. Ömer (r.a.) bir ara,
"Doğru olan, benim söylediğimdir" dedi. "Hangi sözün?"
dedim. "Ben, kelale çocuğu olmayan ölüye denir, diyorum" dedi. Hakim
daha sonra, "Senedi sahihtir, Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da
onların şartlarına uygundur" demiştir. İbn Merduyeh de Süleyman b.
Ahvel'in TavUs'tan, onun İbn Abbas'tan (r.a.) nakliyle şöyle rivayet etmiştir:
Ben hayatında Hz. Ömer'le son görüşen kişiydim. Dedi ki: "Ben ve Ebu Bekir
kelale hususunda ihtilaf ettik. Ama asıl doğrusu benim görüşüm" dedi. İbn
Abbas (r.a.) der ki:
Söylenildiğine göre Hz.
Ömer (r.a.) birlikte Ebu Bekir'le birlikteyken ana baba bir kardeşlerle ana bir
kardeşlerin mirastan alacaklarını söylemiş, Ebu Bekir ise ona katılmayıp farklı
söylemiştir.
İmam Taberi der ki: Bize
İbn Müseyyeb'den şöyle nakletti: Hz. Ömer (r.a.) dede ve kelale hakkında bir
kağıda bir şeyler yazdı. Sonra, "Allah'ım! Bunda bir hayır görüyorsan
gerçekleştir" diyerek Allah'tan hayırlısını diledi ve bir süre böyle
bekledi. Yaralandığında o kağıdın getirilmesini emretti ve onu sildirip şöyle
dedi: ''Ben dede ve kelale (bunların mirası) hakkında bir kağıt yazmıştım ve
Allah'tan hayırlı olanı nasip etmesini niyaz etmiştim. Sonunda sizi olduğunuz
hal üzere bakmaya karar verdim." Taberi der ki: Ömer (r.a.)'tan şöyle
rivayet edilmiştir: "Bu konuda Ebu Bekir’e muhalefet etmelen Allah
utanırım. Ebu Bekir (r.a.), "Kelale çocuk ve baba dışındaki kimselerdir.''
dedi. Ebu Bekir Sıddik'ın bu görüşü aynı zamanda sahabe, tabiin'in, eski ve
yeni İmamların ezici çoğunluğunun görüşüdür. Dört mezhep imamı, yedi Medine
imamı, tüm İslam ülkelerindeki alimlerin görüşü de böyledir. Bu aynı zamanda
Kur'an'ın da delalet ettiği bir husustur. Nitekim Yüce Allah daha sonra bunu
açıkladığına ve beyan ettiğine işaret ederek şöyle buyuruyor: ''Şaşırırsınız
diye Allah size açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir'' Doğrusunu en iyi
Allah bilir.
Nisa suresinin tefsiri
sona erdi.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |