|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 12 – 14.ayetler |
Kitap Ehlinin
Ahitlerini Bozmaları:
12. Andolsun ki Allah
İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik.
Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar,
zekatı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel
borç verirseniz andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden
ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar yolunu tutarsa
doğru yoldan sapmış olur.
13. Sözlerini
bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar
kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine
öğretilen ahkamın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek
azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve
aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
14. "Biz
Hristiyanlarız" diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da
kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli bir bölümünü
unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında
Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
Tefsiri:
Yüce Allah mü' min
kullarına, kulu ve elçisi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in diliyle
onlardan aldığı ahit ve misaklara uymalarını emrettikten, hakkı ve şahitliği
adaletle yerine getirmelerini emrettikten, erdirdiği hak ve hidayet gibi
lutfettiği açık ve gizli nimetleri hatırlattıktan sonra, şimdi de onlardan önce
Yahudi ve Hristiyanlardan nasıl söz aldığını ve onlar söz ve ahitlerini bozunca
onlara lanet ederek, kapısından ve katından kovarak, kalpleriyle hidayet ve hak
din arasına -ki o faydalı ilim ve salih ameldir- perde koyarak nasıl
cezalandırdığını bildirerek şöyle buyuruyor: ''Andolsun ki Allah
İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan
göndermiştik." Yani biat hususunda ve Allah'ı, Rasulü'nü ve Kitab'ını
dinleyip itaat edeceklerine dair kabilelerin temsilcisi olan kimseler
göndermiştik. İbn Abbas (r.a.), Muhammed b. İshak ve başka birçok kişi şöyle
anlatmıştır: Bu, Musa (a.s) zorbalarla savaşmaya çıktığında olmuştu. O her
boydan bir temsilci seçmelerini emretmişti. Muhammed b. İshak der ki: Rubil
boyundan Şamun b. Zekkur, Şem'un boyundan Şafat b. Huriyy, Yahuda boyundan
Kalib b. Yufenna, Ebin boyubdan Mihail b. Yusuf, Yusuf, yani Efrayim boyundan
Yuşa' b. Nun, Bünyamin boyundan Feltami b. Refun, Zeblun boyundan Cüdiy b.
Sudi, Yusuf boyundan Cüdeyy b. Susi, Dan boyundan Hamlail b. Cemel,
Esirlboyundan Satur b. Milkil, Neftali boyundan Nuhay b. Vefsi, Cad boyundan da
Culail b. Miki seçilmiştİ.
Tevrat'ın dördüncü
bölümünde İsrailoğullarından seçilen temsilci sayı ve isimlerinin Muhammed b.
İshak'ın zikrettiğinden farklı olduğunu gördüm. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Orada şöyle geçmektedir: Rubiloğulları adına Suni b. Sadun, Şem'unoğulları
adına Şimval b. Surşeki, Yahudaoğulları adına Yahşun b. Ambiyazab,
Yusahiroğulları adına Şal b. Saun, Zeblunoğulları adına Yab b. Halub,
Yusufoğulları adına İfrayim, Danoğulları adına Cuayzar b. Umeyşezi,
Esiroğulları adına Nuhayil b. Acran, Hazoğulları adına Seyf b. Da'vayil,
Neftalioğulları adına da Ecza b. Umyenan.
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'de Akabe gecesi Ensar'la bey'atleştiğinde de onlardan on iki
temsilci vardı. Üçü Evs kabilesindendi; Üseyd b. Hudayr, Sa'd b. Hayseme ve
Rifaa b. Abdulmünzir. Sonuncusunun Ebu Heysem b. Teyyehan olduğu da
söylenmiştir. Allah hepsinden razı olsun. Dokuzu ise Hazreç kabilesindendi: Ebu
Ümame Esad b. Zürare, Sa'd b. Rebi', Abdullah b. Revaha, Rafi' b. Malik b.
Aclan, Berra b. Ma'rur, Ubade b. Samit, Sa'd b. Ubade, Abdullah b. Amr b.
Haram, Münzir b. Amr b. Huneys. Allah onlardan razı olsun. İbn İshak'ın
kitabına da aldığı gibi bunların isimlerini Ka'b b. Malik bir şiirinde
zikretmiştir. Bunlar o gece gelen ve Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in emirlerini kabilelerine bildirecek ve tebliğ edecek temsilcilerdi.
İşitip itaat edeceklerine dair Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile
sözleşen ve biatleşenler de bunlardı.
[2573] İmam Ahmed b.
Hanbel, Mesruk'tan şöyle nakleder: Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın yanında
oturuyorduk ve o bize Kur'an okutuyardu. Bir adam ona, "Ey Abdurrahman'ın
babası, siz Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bu ümmetin kaç
halifesinin olacağını sordunuz mu?" diye sordu. İbn Mes'ud (r.a.), Irak'a
geldiğimden beri bunu bana senden başka soran olmadı, dedikten sonra ekledi:
Biz bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sorduk da,
"İsrailoğullarının temsilcilerinin sayısı gibi on ikidir" buyurdu.
Hadis bu kanalla gariptir.
[2574] Bu hadisin aslını
Buhari ve Müslim Cabir b. Semure'den rivayet etmişlerdir. Cabir (r.a.) der ki: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "On
iki kişi başlarında olduğu sürece insanların işleri yolunda gidecek."
Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir şey söyledi, onu
duyamadım. Babama "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ne
dedi?" diye sorduğumda, "Hepsi de Kureyş'tendir" buyurdu, dedi.
Bu Müslim'in rivayetindeki ifadedir. Bu hadiste, ümmette hak-hukuku
uygulayacak, insanlar aralarında adaletle hükmedecek on iki salih halifenin
olacağı müjdesi vardır. Bu onların peş pe şe gelmelerini ve aynı dönemde
olmalarını gerektirmez. Bilakis onların dördü ardı ardına gelmiştir ki onlar
dört halifedir; Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (Allah onlardan razı olsun).
Onlardan biri imamların ittifakıyla kesin olarak Ömer b. Abdulaziz'dir.
Bazıları da Abbasoğullarından bazı halifelerdir. Yönetim onların eline geçmeden
de kıyamet kopmayacaktır. Görünen o ki hadislerde müjdelenen Mehdi de
onlardandır. Onun adı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in adının,
babasının adı da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in babasının
adının aynısı olacaktır. Yeryüzünü, daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olduğu
gibi adalet ve düzenle dolduracaktır. Bu, Şiilerin şu anda hayatta olduğunu ve
sonra Serdab-ı Samerra denen yerden çıkacağını vehmettikleri kişi değildir.
Zira, onun hiçbir hakikat ve gerçekliği yoktur. Bilakis, basit akılların
gördüğü seraptan, sönük beyinlerin hayalindeki canlandırmasından başka bir şey
değildir. Bu on iki imamdan kasıt da yine Şiilerin cehalet ve kıt akıllarıyla
inandıkları (Ehl-i beyt'ten) imamlar değildir. Tevrat'ta İsmail (a.s)'ın
müjdesi, Allah'ın onun soyundan on iki büyük insanı önder yapacağı ifadesi yer
almaktadır ki onlar İbn Mes'ud (r.a.) ile Cabir b. Semure hadislerinde
zikredilen on iki halifedir. İslam’a giren bazı Yahudiler Şiilerle bir araya
geldiklerinde onlara on iki imamın bunlar olduklarını vehmettirmişler, onların
Dir çoğu da cehaletleri ve kendilerine bunları telkin edenlerin Hz. Peygamber
Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den gelen sünnet hakkındaki bilgi kıtlığı
sebebiyle cahilce ve beyinsizce bu fikirlere taraftar olmuşlardır.
"Allah onlara şöyle
demişti: Ben", korumam, muhafazam ve yardımımla "sizinle beraberim.
Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanırsanız",
size getirdikleri vahyi tasdikler ve onaylarsanız, "onları
desteklerseniz", yani hak yolda yardım eder ve destek olursanız "ve
Allah'a güzel borç verirseniz", yani Allah yolunda ve O'nun rızası için
infak ederseniz, "andolsun ki günahlarınızı" ('Seyyiat' günahlar
demektir) "örterim" silerim, kapatırım, sizi onlardan hesaba çekmem
ve cezalandırmam "ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım.
" Yani, sizden kötülükleri def eder, güzelliklere ve herkesçe arzulanan
şeylere eriştiririm.
"Bundan sonra
sizden kim inkar yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur." Yani, kim
bağladıktan ve iyice sağlamlaştırdıktan sonra verdiği söze aykırı davranır,
inkar eder ve ona tanımıyormuş gibi hareket ederse hak yolu kaybetmiş,
hidayetten sapıklığa kaymış demektir.
Yüce Allah daha sonra
Yahudilerin, ahitlerine uymamaları ve verdiği sözleri bozmaları üzerine
çarpıldıkları cezaları haber vererek şöyle buyuruyor: "Sözlerini bozmaları
sebebiyle onları lanetledik", yani kendilerinden alınan ahdi bozmaları
sebebiyle onları lanetledik, yani haktan uzaklaştırdık, hidayetten kovduk
"ve kalplerini katılaştırdık. " Dolayısıyla, kalpleri katılaştığı ve
kasvetleştiği için hiçbir nasihatten öğüt almıyorlardı. "Onlar kelimelerin
yerlerini değiştirirler. "Yani, Allah'ın ayetlerini anlayışlarında bozulma
olmuş, onlarda kötü tasarrufta bulunmuşlardır. Allah'ın kitabını te'vil ederek
ona indiğinden farklı anlamlar vermişler, kastetmediği manalar yüklemiş,
söylemediğini söyletmişlerdir. Allah bizi bundan korusun. "Kendilerine
öğretilen ahkamın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular." Yani,
Allah'ın kitabından soğuyarak ondakilerle amel etmeyi terk ettiler. Hasan-ı
Basrı der ki: Dinlerinin bağlarını ve Allah'ın ondan başkasıyla ameli kabul
etmeyeceği ameli vazifeleri terk ettiler. Birisi de şöyle demiştir: (Allah'ın
dinine göre) Ameli terk edince kötü ve alçak bir hal aldılar; artık sahih
(salim) bir kalpleri, düzgün bir fıtratları ve doğru amelleri yoktur.
"İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün." Sana
ve arkadaşlarına karşı tuzak ve hilelerini görürsün. Mücahid ve başkaları şöyle
demişlerdir: Bununla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i öldürmek
üzere ittifak etmeleri kastedilmiştir. "Yine de sen onları affet ve
aldırış etme." Asıl zafer ve galibiyet budur. Nitekim seleften bir zat
şöyle der: "Sana davranışında Allah'a asi olan kimseye karşı, Allah'a
itaat üzere davranmaktan daha güzel bir davranış bulamazsın." Böyle
yapıldığında arada ülfet meydana gelir ve hak üzerinde buluşulur. Belki de
Allah (c.c) onlara hidayet eder. Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever." İyilikten kasıt sana kötülük
yapanı affetmendir. Katade der ki: "Yine de sen onları affet ve aldırış
etme" ayeti, "Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret
gününe inanmayan, Allah ve Rasulü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak
dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye
kadar savaşın" (Tevbe, 28) ayetiyle neshedilmiştir.
"Biz
Hristiyanlarız, diyenlerden de kesin sözlerini almıştık" Yani, öyle
olmadıkları halde kendilerinin Meryem oğlu İsa (a.s)'ın takipçisi Hristiyanlar
olduklarını iddia eden kimselerden de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e uyacaklarına, yardım edeceklerine, izinden gideceklerine, Allah'ın
yeryüzü halkına göndereceği her peygambere iman edeceklerine dair söz almıştık.
Yani, onlar da Yahudiler gibi yaptılar; verdikleri sözde durmadılar, ahitlerini
bozdular. O yüzden Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Ama onlar da kendilerine
zikredilen önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına
düşmanlık ve kin saldık." Yani, aralarına kin ve düşmanlık atlık ve onlar
kıyamete kadar böyle olmaya devam edeceklerdir. Gerçekten, Hristiyanlar da
farklı milletlerden oldukları halde birbirlerine düşmanlık ve kin besler,
birbirlerini tekfir eder ve lanetlerler. Her fırka diğerinin kendisinin
mabedine girmesine izin vermez ve engeller. Melkaller ile Ya'kubiler
birbirlerini tekfir ederler. Nasturiler ile Arusiler de birbirlerini hem bu
dünyada hem şahitlerin hazır olacağı günde red ve tekfir ederler ve
edeceklerdir.
"Yakında Allah
onlara yaptıklarını haber verecektir." Bu, Allah'a (c.c) ve Peygamber'ine
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) karşı işlemiş oldukları cürümlerden ve Yüce Rabbi
Yüce ve münezzeh olduğu vasıflarla nitelemeleri sebebiyle Hristiyanlara
yöneltilmiş büyük bir tehditlir. Zira, onlar Allah'a (c.c) eş ve oğul nispet
etmişlerdir. Oysa Allah (c.c) bir ve tektir. Hiç kimseyle birlikte değildir,
her şeyin dayanağıdır. Doğmamış ve doğrulmamıştır. Ona denk hiç kimse yoktur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |