|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 45.ayetler |
Tevrat'taki Kısas
Hükmü:
45. Onda onlara şöyle
yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diştir.
Yaralamalara da kısas vardır. Kim kısası bağışlarsa o kendisi için keffaret olur.
Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse onlar zalimlerin ta kendileridir.
Tefsiri:
Bu da Yahudilerin
azarlandıkları ve kınandıkları hususlardan biridir.
Çünkü, onlardaki
Tevrat'ta bizatihi "Cana candır" diye yazılıdır. Onlar ise buna
kasten ve inatla karşı geliyor, kısası Nadiroğulları için Kurayzaoğullarına
uygularken Kurayzaoğulları için Nadiroğullarına uygulamayıp bilakis diyete
başvuruyorlardı. Aynı şekilde kendilerindeki Tevrat'ta yazılı bulunan evli
zaninin recm edilmesi hükmüne de uymayıp onun yerine sopa vurma, yüzü ateşle
karartma ve halka teşhir etme cezası veriyorlardı. O yüzden orada,
"Kim Allah'ın
indirdiği ile hükmetmezse onlar kafirlerin ta kendileridir" buyurulmuştur.
Çünkü, Allah'ın hükmünü kasten, bile bile ve inatla inkar etmişlerdir. Burada
ise "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse onlar zalimlerin ta
kendileridir" buyurulmuştur. Çünkü, Allah'ın herkes arasında adaletli bir
şekilde ve eşitçe davranılması gerektiği konusundaki emirlerine uymamış, zalime
karşı mazlumun yanında yer alarak adaleti sağlamamışlardır. Allah'ın emrine
aykırı hareket etmiş, birbirlerine zulmetmiş ve birbirlerinin haklarını
çiğnemişlerdir.
[2651] İmam Ahmed b.
Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Rasillullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bu ayette, "....." kelimesinin sonunu üstün,
"....." kelimesinin sonunu ise ötreli okudu." Ebu Davud, Tirmizi
ve Hakim (Müstedrek'inde) Abdullah b. Mübarek'in nakliyle böyle rivayet
etmişlerdir. Tirmizi, "Hasen ve gariptir" demiştir. İmam Buhari de,
"Abdullah b. Mübarek bunu tek rivayet eden kişidir" demiştir.
Bir çok usulcü ve fakih
"bizden evvelki ümmetlerdeki bir hükmün, onaylanmış ve neshedilmemişse
bizim için de konulmuş bir hüküm olduğuna" bu ayeti delil göstermişlerdir.
Ki bu cumhurun meşhur görüşü, Ebu İshak el-İsferani'nin bizzat İmam Şafii'nin
sözü olarak naklettiği ve çoğu Şafii alimlerinden naklettiği görüştür. Nitekim
tüm imamlara göre bizde cinayetler konusundaki hükümler onunla tamamen aynıdır.
Hasan-ı Basri, "Bu onlara ve tüm insanlara konmuş bir hükümdür"
demiştir. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. İmam Nevevi, bu konuda Şafii
mezhebi alimlerinden üç görüş (vecih) nakletmiştir. (Bunların birincisi bizim
için tamamen geçerli, ikinci tamamen geçersiz olduğudur). Üçüncüsü de, diğerleri
değil sadece İbrahim (a.s)'ın şeriatının geçerli olduğu görüşüdür. Ebu İshak
el-İsferani bu üç görüşü İmam Şafii'nin kavilleri ve Şafii fukahasının çoğunun
görüşü olarak da nakletmiş, sonunda Şafii fukahasının büyük çoğunluğuna göre
bunun hüccet olduğunu tercih etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
İmam Ebu Nasr b. Sabbağ
(rh.a), Şamil isimli kitabında bu ayetin, ifade ettiği manalarda şer'i delil
teşkil ettiği hususunda alimlerin icmasını nakletmiştir. Nitekim, bütün imamlar
erkeğin bir kadını öldürdüğünde öldürüleceğine bu ayet-i kerimenin genelliğini
delil getirmişlerdir.
[2652] İmam Nesai ve
başkalarının rivayet ettikleri hadiste de böyle varit olmuştur; hadiste
"Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Amr b. Hazm'a 'Adam kadına karşılık
öldürülür' diye yazdı" denilmektedir.
[2653] Başka bir hadiste
de, "Müslümanların kanları birbirine eşittir" buyurulmuştur. Bu
cumhur-u ulemanın görüşüdür. Mü'minlerin emiri Hz. Ali (r.a.)'tan ise,
"Bir adam bir kadını öldürdüğünde ona mukabil ancak, kadının velisi
erkeğin velisine yarım diyet ödediğinde öldürülür. Çünkü kadının diyeti erkeğin
diyetinin yarısıdır" dediği rivayet edilmiştir. Bir rivayete göre İmam
Ahmed b. Hanbel bu görüştedir. Hasan-ı Basri, Ata ve Osman el-Betti'den de böyle
rivayet edilmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel'den başka bir rivayete göre ise bir
adam bir kadını öldürdüğünde ona karşılık öldürülmez, bilakis kadının diyetini
ödemesi gerekir.
Aynı şekilde İmam Ebu
Hanife de Müslüman'ın ehl-i zimmetten kafire ,
karşılık, hürün
köleyekarşılık öldürüleceğine bu ayetin genelliğini delil gös-
termiştir. Fakat cumhur
ikisinde de ondan farklı görüştedir.
[2654] Zira Buhari ve
Müslim'in mü'minlerin emiri Ali (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hiçbir Müslüman hiçbir kafire
karşılık öldürülmez" buyurmuştur. Köle konusunda ise selefin, köle için
hüre kısas uygulamadıklarına ve hiçbir hürü köleye mukabil öldürmediklerine
dair birçok rivayet vardır. Bu konuda sahih olmayan hadisler de bulunmaktadır.
İmam Şafii, Hanefilerin görüşünün hilafında icma bulunduğunu söylemiştir.
Fakat, "ayet-i kerimenin genelliğini daraltan ve ondan istisna eden bir
delil" (muhassıs) bulunmadıkça, bu, onların görüşlerinin geçersiz olmasını
gerektirmez.
İbn Sabbağ'ın bu ayet-i
kerimeyi delil getirmesini konuyla ilgili şu hadis-i şerif desteklemektedir:
[2655] İmam Ahmed b.
Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Enes'in halası Rübeyyi bir
cariyenin ön dişini kırmıştı. Kabilesinden affetmelerini rica ettilerse de
onlar kabul etmeyerek Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldiler.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kısas uygulansın" buyurdu.
Bunun üzerine kardeşi Enes b. Nadr, "Ya Rasulallah! Seni hakikatle
gönderene andolsun ki bunun dişleri kırılmaz" dedi. Sonra kızın milleti
buna razı olarak affettiler ve kısastan vazgeçtiler. Bunun üzerine Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah'ın öyle kulları vardır ki Allah
adına yemin etseler Allah (c.c) onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz" buyurdu.
Bunu Buhari ile Müslim rivayet etmişlerdir.
[2656] Bunu Muhammed b.
Abdullah b. Müsenna el-Ensari de, Humeyd'in Enes b. Malik (r.a.)'tan nakliyle
rivayet ettiği meşhur hadis şöyle rivayet etmiştir: Halam Nadr kızı Rübeyyi bir
cariyeye tokat atarak ön dişini kırmıştı. Cariyenin yakınlarına diyet teklif
ettiler, fakat onlar kabul etmedi. Tekrar, (diyet ödeme ve affetme teklifinde
bulundular, onlar yine kabul etmediler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ona kısas uygulamalarını emretti. Kızın ağabeyi Enes b. Nadr
geldi ve "Ya Rasulallah! Rübeyyi'in dişini kıracak mısın? Seni hakikatle
gönderene and olsun ki onun dişleri kırılmaz" dedi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Enes, Allah'ın farzı kısastır (veya
Allah'ın kitabı kısası emreder)" buyurdu. Bu defa cariyenin yakınları
affettiler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Allah’ın öyle kulları vardır ki Allah üzerine yemin etseler Allah onları
yeminlerinde yalancı çıkarmaz" buyurdu. Bunu İmam Buhari de Muhammed b.
Abdullah b. el-Müsenna el-Ensari'den benzer bir lafızla rivayet etmiştir.
[2657] Ancak, Ebu Davud,
İmran b. Husayn'dan şöyle rivayet etmiştir:
"Fakirlerden
birinin kölesi zengin birinin kölesinin kulağını kesti. Bunun üzerine (kulağı
kesenin) ailesi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ya
Rasulallah! Biz fakir insanlarız" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'de onlara hiçbir şey (ceza) yüklemedi." Bunu Nesai de İshak b.
Raheveyh'in Muaz b. Hişam ed-Destevai'den, o babasından, o da Katade'den
nakliyle rivayet etmiştir. Bu senet kuvvetli, ravilerinin tamamı sikadır. Bu
hadis yukarıdaki görüş açısından problem teşkil edebilir. Fakat olsa olsa şöyle
denebilir; orada kulak koparan henüz büluğ çağına erişmemişti. Büluğa ermeyene
de kısas uygulanmaz. Ayrıca, muhtemelen Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) zenginlerin köleleri için ödenecek diyetin bir kısmını kendisi
üstlenmiş veya onlardan affetmelerini rica etmiştir.
"Yaralamalara da
kısas vardır." Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
"Cana karşılık can alınır, göze karşı göz çıkarılır, burna karşılık burun
kesilir, dişe karşılık diş sökül ür ve yaralamanın kısası da yaralamakla
yapılır."
Kasten cana veya bedenin
bir yerine yapılmışsa bunda erkek ve kadınıyla hür olan tüm Müslümanlar kendi
aralarında eşittirler. Kasten cana veya bedenin bir yerine yapılmışsa bunda
erkek ve kadınıyla tüm köle Müslümanlar da kendi aralarında eşittir." Bunu
Taberi ile İbn Ebi Hatim rivayet etmişlerdir.
Önemli bir kaide:
Yaralama bazen kol, bacak, el ve ayak gibi eklemlerde olur ve o durumda icmayla
kısas gerekir. Bazense eklem yerlerinde değil kemikte olur. İmam Malik (rh.a),
"Bunda kısas vardır. Fakat diz vb. yerde kısas yapılmaz; çünkü orası
tehlikeli ve risklidir." İmam Ebu Hanıfe ve iki arkadaşı (Ebu Yusuf ve
Muhammed), "Diş dışında hiçbir kemikte kısas yoktur" demişlerdir.
İmam Şafii de, "Hiçbir kemikte hiçbir şekilde kısas uygulanmaz"
demiştir ki bu Hz. Ömer (r.a.) ile İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet edilen bir
görüştür. Ata, Şa'bı, Hasan-ı Basri, Zühri, İbrahim en-Nehai ve Ömer b.
Abdulaziz de böyle demişlerdir. Süfyan-ı Sevri ve Leys b. Sa'd da bu
görüştedir. İmam Ahmed b. Hanbel'in meşhur görüşü de böyledir. İmam Ebu Hanıfe
diş dışında hiçbir kemikte kısasın olmayacağına dair görüşüne Nadr kızı Rübeyyi
hadisini delil göstermiştir. Fakat, Rübeyyi hadisinde ona delil olacak bir şey
yoktur. Çünkü orada, "Bir cariyenin ön dişini kırdı" ifadesi
geçmektedir. Dişin kırılmadan düşmüş olması da mümkündür ki o durumda (diğer
fakihlere göre de) kısas gerekir.
[2658] Hanefiler
görüşlerine bir de İbn Mace'nin Cariye b. Zafer elHanefi'den rivayet ettiği şu
hadisi delil göstermişlerdir: Bir adam bir adamın kolunu eklem olmayan bir yerden
kılıçla kesip kopardı. Adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e giderek
şikayetçi oldu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona diyet
vermelerini emretti. Adam, "Ya Rasulallah! Ben kısas yapılmasını
istiyorum" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Diyeti
al. Allah onda sana bereket versin" dedi ve ona kısas hükmü vermedi. İbn
Abdilben der ki: Hadisin bundan başka bir senedi yoktur. Senetteki Dehsem b.
Kurran el-Ukki ise bedevi ve zayıf biridir; hadisi hüccet olmaz. Diğer ravi
Nimran b. Cariye de yine rivayette zayıf bir bedevidir. Babası Cariye b. Zafer
sahabeler arasında zikredilir.
Hanefiler ayrıca şöyle
demişlerdir: Yara iyileşmeye başlamadan kısas yapmak caiz değildir. Eğer
iyileşmeye başlamadan önce kısas uygulanır, sonra yarası artarsa hakkını
yitirir.
[2659] Bunun delili İmam
Ahmed b. Hanbel'in, Amr b. Şuayb'ın babasından, onun da kendi babasından
nakliyle rivayet ettiği şu hadistir: Bir adam boynuzla birisini dizinden
yaraladı. Yaralanan adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek
''Benim kısasımı uygula" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Acele etme. Yaran iyileşsin de öyle!" buyurduysa da adam kabul
etmeyerek kısasın hemen yapılmasını istedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'de kısası uyguladı. Sonra kısas yaptıran topaloldu, kısas yapılan ise
iyileşti. Topalolan adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek
"Ya Rasulallah! Ben topal oldum, beni yaralayan adam ise iyileşti"
dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ben sana böyle
yapmamanı söyledim, ama dinlemedin. Allah da seni (hayırdan vs.) uzaklaştırdı
ve topallığın karşılıksız kaldı" buyurdu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) daha sonra, yaralamanın kısasını yara iyileşmeden yapmaktan neyhetti.
Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.
Bir mesele: Saldırıya
uğrayan kişi kendisine saldırı yapan kimseye kısas yapar, o da bu kısastan
dolayı ölürse İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmed b. Hanbel'e göre öldürene
bir şey gerekmez. Bu sahabe, tabiin ve başkalarının büyük çOğunluğunun
görüşüdür. Ebu Hanife, "Kısas uygulayan kişinin malından diyet ödemesi
gerekir" demiştir. Şa'bi, Ata, Tavus, Amr b. Dinar, Haris el-Ukli, İbn Ebi
Leyla, Hammad b. Ebi Süleyman, Zühri ve Servi, "Kendisi için kısas yapılan
kimsenin akilesinin (akrabalarının) diyet ödemesi gerekir" demişlerdir.
İbn Mes'ud, İbrahim en-Nehai, Hakem b. Uteybe ve Osman el-Betti ise,
"Kısas yapan kişi yarasının diyetini düştükten sonra kalanının diyetini
kendi malından öder" demiştir. "Kim kısası bahşederse o kendisi için
keffaret olur." Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
"Kim kısası bahşederse", yani kısası bağışlar ve ona bahşederse bu,
kısas yapılmayı hak eden kimse için keffaret, kısas hakkı olan kimse için ise
sevap olur. Süfyan-ı Sevri, Ata b. Saib'ten, o Said b. Cübeyr'den, o da İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Kim kısası bahşederse o kendisi için
keffaret olur." Yani, yaralayan kimse için keffaret olur. Yaralananın
sevabı ise Allah'a (c.c) aittir. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş, sonra şöyle
demiştir:
Hayseme b. Abdurrahman,
Mücahid (iki görüşünden biri olarak) İbrahim en-Nehai, Şa'bi ve Cabir b.
Zeyd'den de bu ikinci görüş rivayet edilmiştir. İbn Ebi Hatim daha sonra,
"Kim kısası bahşederse o kendisi için keffaret olur" buyruğu hakkında
Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan, "Kendisi'nden kasıt yaralanan kişidir"
dediğini rivayet etmiştir. Hasan-ı Basri'den (iki görüşünden birinde) İbrahim
en-Nehai'den ve Ebu İshak el-Hemedani'den de bu şekilde rivayet edilmiştir.
İmam Taberi de Şa'bi ile Katade’den benzer bir rivayette bulunmuştur. İbn Ebi
Hatim, Heysem Ebu Uryan en-Nehai'den şöyle nakleder: Abdullah b. Amr'ı köleler
gibi kırmızı rengiyle Muaviye'nin yanında gördüm ve kendisine Allah'ın,
"Kim kısası bağışlarsa o kendisi için keffaret olur" buyruğunu
sordum. "Ne kadar bağışlarsa Allah (c.c) o kadar günahını siler"
dedi. Süfyan-ı Sevri de Kays b. Müslim'den böyle rivayet etmiştir. Taberi de
Süfyan ve Şu'be kanalıyla böyle rivayet etmiştir.
[2660] İbn Merduyeh, Abdullah
b. Amr ile Eban b. Tağlib kanalıyla Şa'bi'den, o Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in bir ashabından, o da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den, "Kim kısası bağışlarsa o kendisi için keffaret olur"
buyruğu hakkında şöyle rivayet etmiştir: "o, dişi kırılıp veya eli kesilip
veya bedeninin bir parçası koparılıp veyahut bedeninden bir yeri yaralanıp da
bunu yapanı affeden kimsedir" buyurdu. Devamla, "Onun, affı oranında
günahı affolunur. Yani, diyetin dörtte birini affederse günahlarının dörtte
biri, üçte birini affederse günahlarının üçte biri, diyetin tamamını affederse
bütün günahları silinir" buyurdu.
[2661] İmam Taberi daha
sonra Ebu Sefer'den şöyle nakletmiştir: Muhacirden biri Ensar'dan birini itti
ve onun ön dişi kırıldı. Ensar'dan olan kişi meseleyi Muaviye'ye götürdü. Israr
edince Muaviye, "Seni davacınla baş başa bırakıyorum" dedi. Ebu Derda
(r.a.) Muaviye'nin yanındaydı ve şöyle dedi: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Bir Müslüman'ın bedeninden bir
yerine bir zarar verilir de o bunu bağışlarsa, mutlaka Allah (c.c) onun
makamını bir derece yükseltir ve bir günahını siler." Ensar'dan olan adam,
"Sen bunu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işittin mi?"
dedi. O, "Bunu iki kulağım işitti ve kalbim kavradı" dedi. Bunun
üzerine adam Kureyş!i'nin peşini bıraktı. Muaviye de adamlarına,
"Adamlarıma söyleyin buna para versinler" dedi. Bunu Taberi de böyle
rivayet etmiştir.
[2662] İmam Ahmed b.
Hanbel Ebu Sefer'den şöyle nakleder: Kureyşten biri Ensar'dan birinin dişini
kırdı. Ensar'dan olan adam Muaviye'ye (r.a.) gitti ve "Bu adam benim
dişimi kırdı" diyerek ondan davacı oldu. Muaviye (r.a.), "Biz seni
hoşnut edeceğiz" dedi. Adam ısrar edince Muaviye, "Seni adamınla baş
başa bırakıyorum" dedi. Ebu Derda da orada oturuyordu ve şöyle dedi:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i 'Herhangi bir Müslüman'ın
bedenine bir zarar verilir, o da yapanı bağışlarsa, Allah (c.c) makamını bir
derece yükseltir ve günahlarından birini siler' buyururken işittim."
Ensari, "Bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sen mi
işittin?" dedi. Ebu Derda (r.a.), "Evet, kulaklarım işitti ve kalbim
anladı" dedi. Bunun üzerine Ensari, "Öyleyse ben de (yani ben de onu
affettim)" dedi. Bunu Tirmizi de Abdullah b. Mübarek'in rivayetiyle, İbn
Mace Veki"in rivayetiyle, bunların her ikisi Yunus b. Ebi İshak'tan
rivayet etmişlerdir. Tirmizi daha sonra, "Hadis gariptir. Sadece bu
vecihle biliyoruz. Ebu Sefer'in Ebu Derda (r.a.)'tan hadis işittiğine dair bir
bilgim yoktur" demiştir.
[2663] İbn Merduyeh,
Adiyy b. Sabit'ten şöyle nakleder: Muaviye (r.a.)'ın halifeliği döneminde bir
adam birinin dudağını patlattı. Diyet vermek istediyse de adam kısas dışında
hiçbir şeye razı olmayacağını söyledi. Diyetin iki katını verdi, adam yine
kabul etmedi, üç katını verdi, adam yine reddetti. Bunun üzerine Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından biri Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in, "Kim bir kanı (öldürme) ve daha azını (yaralama)
bağışlarsa, o, doğduğu günden öleceği güne kadarki günahlarına keffaret
olur" buyurduğunu söyledi.
[2664] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ubade b. Samit (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasul-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Herhangi bir adamın
bedeninden bir yer yaralanır, o da bunu bağışlarsa, Allah onun o kadar günahını
mutlaka siler. " Bunu Nesai, Ali b. Hacer'in Cerir b. Abdulhamid'den,
Taberi Mahmud b. Haddaş'ın Hüşeym'den, her ikisinin Muğire'den nakliyle rivayet
etmişlerdir.
[2665] İmam Ahmed b. Hanbel
Muharrar b. Ebu Hureyre kanalıyla Hz.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in bir ashabından şöyle rivayet etmiştir: "Kimin
bedenine zarar verilir de yapanın peşini Allah rızası için bırakırsa, bu onun
günahlarına keffaret olur."
"Kim Allah'ın
indirdiği ile hükmetmezse onlar zalimlerin ta kendileridir. " Tavus ile
Ata'nın, "Bu (bilinen dinden çıkarıcı) küfrün altında bir küfür, zulmün
altında bir zulüm ve fasıklığın altında bir fasıklıktır" dedikleri daha
önce geçti.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |