|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 59 – 63.ayetler |
Yahudilerin İnkarda,
iman Ehline Kötülük ve Düşmanlıkta Yarışagelmeleri:
59. (Onlara) şöyle de:
Ey kitap ehli! Yalnızca Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene ve çoğunuzun
fasık olduğuna inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz?
60. De ki: Allah
katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği
ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar çıkardığı
kimseler. İşte bunlar, yeri daha kötü olan ve doğru yoldan daha fazla sapmış
bulunanlardır.
61. Size geldiklerinde
"inandık" derler. Oysa yanınıza inkarla girmiş, inkarla çıkmışlardır.
Allah gizlediklerini daha iyi bilmektedir.
62. Onlardan
birçoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını görürsün. Yapmakta
oldukları şey ne kötüdür!
63. Rabbani alimler ve
din adamları onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten
menetselerdi ya! Bu yaptıkları şey ne kötüdür!
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
Ey Muhammed! Kitap ehlinden dininizi eğlence ve oyun edinenlere de ki: "Ey
kitap ehli! Sırf, Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene ...
inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz?" Yani, sizin bize
yöneltebileceğiniz bundan başka bir kusur ve ayıbımız var mı? Bu ise ayıp ve
yerilecek bir şey değildir. Dolayısıyla buradaki ("sırf" ile ifade
edilen) istisna, şu ayetlerde olduğu gibi munkatı'dır: "Onlardan, sırf,
Aziz ve hamıd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar." (Buruc,
8) "Ve sırf Allah ve Rasulü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği
için öç almaya kalkıştılar." (Tevbe, 74)
[2689] Buhari ve
Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) "İbn Cemil, sırf, fakirken Allah'ın onu zenginleştirmesinin
intikamını mı alıyor?" buyurmuştur.
..... (çoğunuzun fasık
olduğuna) ifadesi daha önce geçen ..... (inandığımız için mi) ifadesine
matuftur. Yani, çoğunuzun fasık, yani doğru yoldan çıkmış olduğuna inandığımız
için mi bizden hoşlanmıyorsunuz?
"De ki: Allah
katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi?" Yani, size,
Allah'ın kıyamet gününde bize vereceğini vehmettiğiniz azaptan daha büyüğünü
haber vereyim mi? Allah'ın o azabına müstehak yapan vasıflara sahip olanlar
asıl sizlersiniz ki onlar şunlardır: "Allah'ın lanetlediği"
rahmetinden uzaklaştırdığı "ve" sonra asla hoşnut olmayacağı bir
gazapla "gazap ettiği, aralarından" (Bakara süresinde açıklandığı
gibi ve A’raf süresinde de izah edileceği gibi) "maymunlar, domuzlar ve
tağuta tapanlar çıkardığı kimseler."
[2690] Nitekim İbn
Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir:
Rasülullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)’e mevcut maymun ve domuzlar hakkında, "Onlar Allah'ın
hayvanlara dönüştürdüğü insanlar mıdır?" diye soruldu. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah hiçbir kavmi helak edip de (başka
bir rivayette 'hayvana dönüştürüp de') onun neslini ve soyunu devam
ettirtmemiştir. Maymunlar ve domuzlar daha önce de vardı" buyurdu. Bunu
İmam Müslim de rivayet etmiştir ve onda İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet eden
Ma'rur b. Zeyd değil Muğıre b. Abdullah el-Yeşkuri'dir.
[2691] Ebü Davud
Tayalisi, Ebu'l-Ahvas kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.) 'tan şöyle rivayet etmiştir:
Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e maymun ve domuzların Yahudilerin
soyundan mı geldiklerini sorduk. Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Hayır. Allah bir kavme lanet edip hayvana dönüştürdükten sonra onun
soyunu devam ettirmiş değildir. Bilakis onlar daha önce var olan hayvanlardı.
Allah (c.c) Yahudilere gazap edince onları hayvanlara dönüştürdü, onlar gibi
yaptı" buyurdu. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de rivayet etmiştir.
[2692] İbn Merdüyeh
İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir. Rasül-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Maymunlar ve domuzların
insanlardan dönüştürüldüğü gibi yılanlar da cinlerin hayvana dönüştürülmüş
halidir. " Bu hadis çok gariptir.
"Tağuta
tapanlar" mealindeki ifade hem; "....." fiil-i mazi olarak ve
..... onun mef'ulü olmak üzere mansup (sonu üstün) şeklinde okunmuştur. Yani,
Allah onlardan öyle kimseler çıkarmıştır ki onlar Tağut'a tapmışlardır. Hem,
..... şeklinde Tağut'un sonu muzaf ileyh olmak üzere esreli okunmuştur. Yani,
Allah onlardan Tağut'un hizmetçileri ve köleleri yapmıştır. Hem de, "....."
kelimesi "4" şeklinde çoğulun çoğulu olarak okunmuştur. .....
kelimesi ..... ın çoğulu olduğu gibi, 4 da (bir çoğul olan) ..... 'in
çoğuludur. İmam Taberi, A'meş'in böyle okuduğunu söylemiştir. Ebu Büreyde'nin
"....." (şeklinde abid'i tekil) okuduğunu, Übeyy (r.a.) ile İbn
Mes'ud (r.a.)'ın "....., ibadet ettiler" diye okuduklarını
nakletmiştir. Taberi, kurralardan Ebu Cafer'in bunu ..... (tağuta ibadet
edildi) şeklinde bina-i meçhul fiil kipiyle okuduğunu zikretmiştir. Sonra bunun
manasının uygun olmadığını söylemiştir. Aslında zahirde manası uzak bir mana
değildir. Çünkü bu onlara şu manada yapılmış bir imadır: Tağut'a ibadet sizde
yapıldı, bunu yapan yalnız sizdiniz. Hepsinin ifade ettiği ortak mana ise
şudur: Ey Allah'ı birlemek (tevhid) ve yalnız O'na ibadet etmekten ibaret olan
dinimizi lekelemeye çalışan Kitap ehli! Yukarıda bahsedilen şeylerin hepsi
sizde olmuşken nasıl böyle bir şeyi (bizi lekelemeyi) nasıl yapabilirsiniz? O
yüzden Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "İşte bunlar, yerleri"
bizim hakkımızda sandığınızdan "daha kötü olan ve doğru yoldan daha fazla
sapmış bulunanlardır." Burada "daha" manası veren ef'al-i tafdil
kipinde karşıtı kastedilmemiştir. (yani, "bizim yerimiz de kötü ve biz de
sapığız, ama siz daha fazlasınız" manası yoktur.) Şu ayet-i kerimede de
olduğu gibi: "O gün cennetliklerin kalacakları yer çok huzurlu ve
dinlenecekleri yer pek güzeldir. " (Furkan, 24)
"Size geldiklerinde
'inandık' derler. Oysa yanınıza inkarla girmiş, inkarla çıkmışlardır. " Bu
Yahudilerden münafıkların sıfatıdır. Onlar, kalplerinde küfür olduğu halde
görünüşte mü'minlere yapmacık davranarak mü'min gözükürler. O yüzden "Oysa
yanınıza inkarla girmiş, inkarla çıkmışlardır." denmiştir. "Yanınıza
inkarla" yani kalplerinde küfür taşıyarak "girmiş," sonra,
senden işittikleri ilimden hiçbir şey istifade etmeden, nasihat ve uyarılardan
etkilenmeden yine küfür kalplerine girmiş ve yerleşmiş bir halde "inkarla
çıkmışlardır. " Bu ifadede küfürle çıkanların başkaları değil sadece onlar
oldukları anlamında bir tahsis vardır (sebebi cümle başındaki ..... zamiridir).
"Allah
gizlediklerini daha iyi bilmektedir. " Yani, insanlara farklı yansıtsalar
ve kendilerinde olmayan vasıflar varmış gibi kendilerini süsü gösterseler de,
Allah onların içlerinde gizlilikleri ve kalplerindekileri bilir. Zira Allah
(c.c) görüneni ve görünmeyeni (gaybı) bilendir. Onları kendilerinden daha iyi
bilir; sonra da gerektiği şekilde tam bir cezayla cezalandıracaktır.
"Onlardan
birçoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını görürsün. "
Yani, günah ve haramları işleme, insanların haklarına tecavüz etme ve mallarını
haksızca ele geçirip yeme hususunda koşuştuklarını ve yarıştıklarını görürsün.
"Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!" Yani, yaptıkları ne kötü
hareket, hakka tecavüzleri ne büyük tecavüzdür.
"Rabbanı alimler ve
din adamları onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten
menetselerdi ya!" Yani, Rabbanı alimlerin ve din adamlarının onları
bunları yapmaktan men etmeleri gerekmez miydi? Ayetteki "Rabbanıler"
insanlar üzerinde nüfuz sahibi ilimleriyle amil alimlere denir. "Din
adamları (ahbar)" ise sadece din alimlerine denir.
"Bu yaptıkları şey
ne kötüdür!" Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Burada
kastedilenler Rabbani alimlerdir. Yani, onların yapmakta oldukları insanları
bundan men etme görevini terk etme hareketleri ne kötüdür. Zeyd b. Eslem ise,
"Ne kötü" denen şeyalimlerin engellememesi, halkın bunları
işlemesidir, demiştir. O, "....." ile "....."nin aynı manaya
geldiğini söylemiştir. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. İmam Taberi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Kur'an ayetleri arasında şu ayettekinden
daha büyük bir uyarı ve kınama yoktur: "Rabbanı alimler ve din adamları
onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! Bu
yaptıkları şey ne kötüdür!" Rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) ayetin sonunu
"....." değil "....." diye okumuştur.
Dahhak da, "Bana
göre Kur'an'da bundan daha korkutucu bir ayet yoktur; yani bizim insanları
menetmememiz." Bunu Taberi rivayet etmiştir.
İbn Ebi Hatim, Yahya b.
Ya'mer'den şöyle nakleder: Hz. Ali (r.a.) verdiği bir hutbede Allah'a hamd ve
sena ettikten sonra şöyle dedi: "Ey insanlar! Sizden öncekiler ancak
günahlara daldıklarından dolayı helak oldular. Rabbani alimler ve din adamları
da onları men etmemişlerdi. Halk günahlarda ileri gidince, Rabbani alimler ve
din adamları da men etmeyince onları cezalar yakaladı. Öyleyse, onların başına
gelen sizin de başınıza gelmezden evvel iyiliği emredin ve kötülükten men edin.
Bilin ki emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker hiçbir rızkı kesmez ve hiçbir
ölümü öne almaz."
[2693] İmam Ahmed b.
Hanbel, Münzir b. Cerir kanalıyla babasından Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir topluğun gözleri
önünde günahlar işleyen kimseler bulunur da onlar daha güçlü ve kuvvetli
oldukları halde değiştirmezlerse, Allah (c.c) bundan dolayı mutlaka onlara bir
azap verir. " Bunu bu vecihten sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet
etmiştir.
[2694] Bunu Ebu Davud da
başka bir tarikle Münzir'den şöyle rivayet etmiştir; Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Bir topluluktaki bir adam
onların arasında günahlar işler, onlar da bundan vazgeçirmeye güçleri yettiği
halde engellemezlerse, ölmeden önce onlara Allah'ın azabı mutlaka gelir. "
Bunu İbn Mace de rivayet etmiştir. Hafız el-Mizzi, "Şu'be, Ebu İshak'tan
böyle rivayet etti" demiştir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |