|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
En’am Suresi 1 – 3.ayetler |
Hamd O Allah'a
Mahsustur ki:
Rahman ve Rahim
Allah'ın adıyla;
1. Hamd, gökleri ve
yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. (Bunca ayet
ve delilden) sonra kafir olanlar (hala putları) Rab'lerine denk tutuyorlar.
2. Sizi bır çamurdan
yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katında
muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Böyle iken siz şüphe ediyorsunuz.
3. O, göklerde ve
yerde tek Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. (Hayır ve şerden) ne
kazanmakta olduğunuzu da bilir.
Tefsiri:
"Hamd, gökleri ve
yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. " Yüce
Allah kendini, gökleri yaratması, yeri kulları için yerleşme ve karargah yeri
olarak var etmesi, karanlıkları ve aydınlığı kullarının gece ve gündüzlerinde
menfaatine sunması itibariyle methediyor ve övüyor. Ayette "zulumM'
(karanlıklar) kelimesi çoğul, "nur" (aydınlık) kelimesi ise tekildir;
çünkü aydınlık daha şereflidir. Nitekim Yüce Allah'ın, "Onun gölgeleri,
küçülerek ve Allah'a secde ederek sağa sola döner" (Nahl, 48) ayetinde de
aynısı vardır. Bu surenin sonundaki, "Şüphesiz bu, benim dosdoğru
yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira, o yollar sizi Allah'ın
yolundan ayırır" (En'am, 153) ayetinde de aynı husus vardır (Allah'ın yolu
tekil, diğer yollar ise çoğul kiple ifade edilmiştir.)
"Sonra kafir
olanlar (Mla putları) Rab'lerine denk tutuyorlar." Yani, tüm bunlara
rağmen bazı kulları Allah'ı inkar ettiler. Ona ortaklar ve denkler edindiler.
Ona eş ve çocuk isnad ettiler. Yüce Allah bunların hepsinden münezzeh ve
uzaktır.
"Sizi bir çamurdan
yaratan ... O' dur." Yani, insanların asıllarını teşkil eden Adem (a.s)
çamurdan yaratılmıştır. İnsanlar ondan türemişler, doğusundan batısına kadar
dünyanın dört bir yanına dağılmışlardır. "Sonra eceli", yani ölüm
zamanını "takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir
ecel" (kıyamet günü) "vardır." Mücahid, İkrime, Said b. Cübeyr,
Hasan-ı Basri, Katade, Dahhak, Zeyd b. Eslem, Atiyye, Süddi, Mukatil b. Hayyan
ve başkalarından yapılan rivayetlerde onlar "ecel" ile "muayyen
ecel"i böyle tefsir etmişlerdir. Başka bir rivayette Hasan-ı Basri
"ecel"i, "kişinin doğumundan ölümüne kadar ömrü" ile,
"muayyen ecel"i ise "ölümünden ahirette diriltilmesine kadar
olan süre" ile tefsir etmiştir. Bu tefsir sonuç itibariyle ilki gibidir.
Çünkü, orada bir özel ecelden bahsedilmiştir ki o her bir insanın ömrüdür. Bir
de genel bir ecelden bahsedilmiştir ki o da tüm dünyanın ömrü, sonra ömrünün
tükenip sona ermesi, zeval bulması ve ahiret yurduna dönmesidir. İbn Abbas
(r.a.) ile Mücahid'den yapılan başka bir rivayette onlar "ecel"i
dünyanın ömrü ile "muayyen ecel"i ise insanın ölümüne kadar olan ömrü
ile tefsir etmişlerdir. Sanki bu mana Yüce Allah'ın daha sonraki,
"Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi
bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten
(uyandıran) O'dur" (En'am, 60) buyruğundan alınmıştır. Atiyye, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle nakleder: "Ecel" den kasıt uykudur; uykudayken ruh
kabzedilir, sonra uyandığında sahibine döndürülür. "Muayyen ecel"den
kasıt ise insanın öleceği vakittir." Bu garip bir görüştür.
"O'nun
katındadır"ın manası, "Onu Allah'tan başka kimse bilmez"dir.
Nitekim Yüce Allah başka
ayetlerde şöyle buyurur: "De ki: Onun bilgisi ancak Allah'ın katındadır;
ama insanların çoğu bilmezler." (tÜM, 187) "Senden kıyametin ne zaman
gelip çatacağını sorarlar. Nerde senden onu anlatması? Onun bilgisi Rabbine
aittir. " (Naziat,42-44)
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "Böyle iken siz şüphe ediyorsun uz. "....." Yani,
kıyamet hususunda şüphe ediyorsunuz.
"O, göklerde ve yerde
tek Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. (Hayır ve şerden) ne kazanmakta
olduğunuzu da bilir. " Bu ayeti tefsir edenler, "Allah her
yerdedir" diyen ve bu ayete de o manayı veren ilk Cehmiler'in hatalı
olduğunda ittifak ettikten sonra farklı görüşler ortaya koymuşlardır. En doğru
görüşe göre ayetin tefsiri şöyledir: Allah gökte ve yerde kendisine dua
edilendir. Yani, kafir insanlar ve cinler hariç gökteki ve yerdeki herkes O'na
ibadet eder, O'nu bir kabul eder ve ilah olduğunu itiraf eder. O'na Allah
diyerek ümit ve korkuyla O'na ibadet ederler. Bu görüşe göre bu ayet
"Gökteki İlah da, yerdeki İlah da O'dur" (Zuhruf, 84) buyruğu
gibidir. Yani, Allah göktekilerin de ilahıdır, yerdekilerin de ilahıdır. Buna
göre "Gizlinizi, açığınızı bilir" ifadesi haber veya halolur. İkinci
görüşe göre mana şöyledir: Allah (c.c) gökteki ve yerdeki gizli-açık her şeyi
bilir. Bu durumda "..... bilir" cümlesi ''....." (gökteki ve
yerdeki) ifadesiyle bağlantılıdır. Son haliyle cümle şöyle olur: "O Allah
sizin göklerdeki ve yerdeki gizlinizi ve açığınızı bilir. Kazanmakta olduğunuz
şeyleri de bilir." Üçüncü görüşe göre ise ''....." (O göklerdeki
Allah'tır)'dan sonra durak vardır. Sonraki "....." ifadesi yeni bir
cümle olup manası, "O yeryüzünde sizin gizlinizi ve açığınızı bilir"
dir. Bu Taberi' nin tercihidir.
"Ne kazanmakta
olduğunuzu da bilir" buyruğunun manası şöyledir: "Sizin hayır ve
şerriyle bütün amellerinizi bilir."
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
4. Rablerinin ayetlerinden
onlara bir ayet gelmeyedursun, o ayetlerden ille de yüz çevirirler.