İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

En’am Suresi

33 – 36.ayetler

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i Teselli:

 

33. Onların dediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, bilakis o zalimler Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar.

34. Andolsun ki senden önceki Peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki Peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi.

35. Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel, ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahillerden olma!

36. Davete ancak dinleyenler icabet eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Peygamberini kavminin onu yalanlaması ve muhalefet etmeleri konusunda teselli ederek şöyle buyuruyor: "Onların dediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. "Yani, biz kavminin seni yalanlamasını, senin de onlar için üzülmeni ve kederlenmeni çok iyi biliyoruz. Yüce Allah başka ayetlerde de şöyle buyurmuştur: ''Artık onlara üzülerek kendini harap etme." (Fatır, 8) "(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!" (Şuara, 3) "Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helak olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin. " (Kehf, 6) Yüce Allah burada ayetin devamında şöyle buyuruyor: ''Aslında onlar seni yalanlamıyorlar. " Yani hadd-i zatında seni yalancılıkla suçlamıyorlar. "Bilakis, o zalimler Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar." Yani, bilakis hakka karşı inatlaşıyar, onu ellerinin tersiyle itiyorlar.

 

 

[2870] Nitekim Hz. Ali (r.a.)'tan yapılan rivayete göre; Ebu Cehil Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Biz seni yalanlamıyoruz. Bilakis getirdiğin şeyi yalanlıyoruz" dedi. Bunun üzerine, "Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, bilakis o zalimler Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar" ayeti nazil oldu.    Bunu Hakim, İsrail'in Ebu İshak'tan nakliyle rivayet etmiş, sonra "Buhari ve Müslim'in şartlarına uygun sahih bir hadistir, fakat onlar tahriç etmemişlerdir" demiştir.

 

 

[2871] İbn Ebi Hatim, Ebu Yezid el-Medeni'den şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Cehil'le karşılaştı ve onunla tokalaştı. Bunun üzerine bir adam Ebu Cehil' e, "Seni şu dininden çıkmış adamla tokalaşırken görmedim mi?" dedi. Ebu Cehil, "Vallahi, ben onun Peygamber olduğunu biliyorum. Fakat biz ne zaman Abdumenaf oğullarına tabi olduk ki?" dedi. Ebu Yezid bunu rivayet ettikten sonra, "Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, bilakis o zalimler Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar" ayetini okudu.    Ebu Salih ve Katade ayete şu manayı vermişlerdir: "Onlar senin Allah'ın rasulü olduğunu biliyor, fakat inkar ediyorlar."

 

 

[2872] Muhammed b. İshak, Zühri'den şöyle rivayet eder: Ebu Cehil, Ebu Süfyan ve Ahnes b. Şerik bir gece birbirlerinden habersiz Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Kur'an okumasını dinlediler. Sabah olunca oradan ayrıldılar. Yolları birleşip birbirleriyle karşılaşınca her biri diğerine, "Seni buraya ne getirdi?" dedi. Sonra bir daha böyle bir şey yapmayacaklarına dair sözleştiler. Zira, Kureyş gençlerinin onların buraya gelmelerinden haberdar olup etkilenmelerinden korkuyorlardı. İkinci gece her biri yapmış oldukları sözleşmeye binaen diğerlerinin gelmeyeceğini sanarak oraya tekrar geldi. Sabah olunca yolonları tekrar buluşturdu ve birbirlerini kınadılar. Sonra bir daha yapmayacaklarına söz verdiler. Üçüncü gece yine geldiler. Sabah olunca bir daha gelmemeye dair birbirlerine söz verdiler ve oradan ayrıldılar. Ahnes b. Şerik, sabah olunca asasını aldı ve Ebu Süfyan'la görüşmek için evine gitti. Ona, "Ey Ebu Hanzala! Muhammed’den işittiklerin hususundaki görüşün nedir?" dedi. Ebu Süfyan, "Ey Ebu Sa'lebe! Vallahi ben bildiğim ve kastedileni anladığım şeyler dinledim. Sen de bildiğin ve kastedileni anladığın şeyler dinledin" dedi. Ahnes, "Yemin ettiğine yemin ederim ki ben de öyleyim" dedi. Ahnes sonra yanından çıkıp Ebu Cehil'in evine, onunla görüşmeye gitti. Ona, "Ey Ebu Hakem! Muhammed’den işittiklerin hakkında görüşün nedir?" dedi. Ebu Cehil, "Ne işiteyim! Biz ve Abdumenafoğulları birbirimizle hep çekiştik. Yedirdiler, biz de yedirdik. Taşıdılar, biz de taşıdık. Verdiler, biz de verdik. Nihayet hepimiz diz üstü çöküp yararlı yarış atları gibi kalmıştık ki "Bizden kendisine vahiy gelen bir Peygamber var" dediler. Ona ne zaman yetişebileceğiz? Vallahi, asla ona iman etmeyecek ve tasdiklemeyeceğiz" dedi. Bunun üzerine Ahnes yanından kalkıp gitti.

 

İmam Taberi, Esbat kanalıyla Süddi’den "Onların dediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, bilakis o zalimler Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar" buyruğu hakkında şöyle nakleder: Bedir Günü, Ahnes b. Şerik, Zühreoğullarına "Ey Zühreoğulları! Muhammed sizin kızkardeşinizin oğludur. Dolayısıyla siz ona dokunmamaya daha layıksınız. Çünkü, eğer Peygamber ise bugün onunla savaşmamız olursunuz. Yalancıysa da siz kızkardeşinin oğluna bir zarar dokundurmamaya daha layıksınız. Ben Ebu Cehil’e gidene kadar bekleyin. Eğer Muhammed yenilirse selametle dönersiniz. Muhammed yenerse kavminiz size hiçbir şey yapmayacaktır" dedi. O gün ona Ahnes (entrikacı) adı verildi, daha önce ise adı Übeyy idi. Ebu Cehil ile Ahnes karşılaştılar. Başbaşa kalınca Ahnes ona, "Ey Ebu Hakem, Bana Muhammed'i söyle; o doğru mu yalancı mı? Burada sözümüzü işiten ben ve senden başka hiçbir kureyşli yoktur" dedi. Ebu Cahil, "Yazıklar olsun sana! Vallahi Muhammed doğrudur, Muhammed hiçbir zaman yalan söylememiştir. Fakat Beni Kusayy kabilesi sancak, hacılara su verme, haciplik ve Peygamberliği alıp götürürse Kureyş'lilere ne kalacak?" dedi. İşte Allah'ın (c.c), "Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, bilakis o zalimler Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar" buyruğu bunu ifade etmektedir. Buna göre, "Allah'ın ayetleri"nden kasıt Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'dir.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: ''Andolsun ki senden önceki Peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti." Burada Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kavminden onu yalanlayan kişiler hakkında teselli edilmektedir. Ulu'l-azm Peygamberlerin sabrettiği gibi sabretmesi emredilmekte, onların muzaffer kılındıkları gibi kendisinin de muzaffer kılınacağı, güzel sonun onlara olduğu gibi O'nun da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zafer elde edeceği vaad edilmektedir. Kavimleri onları yalanladıktan ve büyük eziyetler yaptıktan sonra onlara dünyada zaferin geldiği bildirilmekte, ahirette de zaferin zaten onlara olacağı ifade edilerek müjde verilmektedir. O yüzden Yüce Allah, "Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur" buyuruyor. Yani, Allah'ın dünya ve ahirette Mü'min kulları için yazdığı zaferde hiçbir değişiklik olamaz. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde de şöyle buyurur: ''And olsun ki Peygamber kullarımıza söz vermişizdir. Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir. Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir." (Saffat, 171-173) ''Allah, 'Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz' diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir. " (Mücadele, 21)

 

''Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki Peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi. " Yani, kendilerini yalanlayan kavimlerine karşı Peygamberlere nasıl yardım edildiği, nasıl destek çıkıldığı haberleri sana geldi.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise", yani senden yüz çevirmeleri senin zoruna gittiyse "yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel, ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin!" Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Yani, yapabilirsen yerin altına girip onlara bir mucize getir veya kendine bir merdiven yapıp göğe çık ve onlara getirmiş olduğundan daha iyi bir mucize getir. Katade, Süddi ve başkaları da ayeti böyle tefsir etmişlerdir.

 

''Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi. O halde sakın cahillerden olma!" Nitekim Yüce Allah başka yerde şöyle buyurur: "(Rasulüm!) Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısm?" (Yunus, 99) Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan ''Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi" buyruğu hakkında şöyle nakleder:

"Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tüm insanların iman etmesini ve hidayet yolunda ona tabi elmalarını şiddetle arzuluyordu. Yüce Allah da O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem), evvelde bahtiyarlardan olacakların yazıldığı kimseler dışında hiç kimsenin O'na iman etmeyeceğini bildirdi.

 

"Davete ancak dinleyenler icabet eder." Yani: Ey Muhammed! Senin davetine ancak sözü dinleyen, kavrayan ve anlayan kimseler olumlu cevap verir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette " ... bir öğüt ve apaçık bir Kur’an' dır. Diri olanları uyarsın ve kafirler cezayı hak etsinler diye ... " (Yasin, 70) buyurmuştur.

"Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler." Burada kastedilenler kafirlerdir. Çünkü onların kalpleri ölüdür. Allah (c.c), "Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler" buyurarak onları bedenleri ölü kimselere benzetmiştir. Burada onlarla alay ve onları aşağılama vardır.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

37 - 45. ayetler