|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
En’am Suresi 102 ve 103.ayetler |
Allah'ın Bazı
Sıfatları:
102. İşte Rabbiniz
Allah O'dur. O'ndan başka ilah yoktur. o, her şeyin yaratıcısıdır. Oyle ise
O'na kulluk edin, O her şeye vekildir.
103. Gözler O'nu göremez;
halbuki O, gözleri görür. o, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.
Tefsiri:
"İşte Rabbiniz
Allah O'dur." Yani, her şeyi yaratan, hiçbir oğlu ve hanımı bulunmayan o
Allah'tır. "O'ndan başka ilah yoktur. o, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise
O'na kulluk edin" Sadece hiçbir ortağı bulunmayan Allah'a ibadet edin.
Onun bir olup ondan başka hiçbir ilahın bulunmadığını, hiçbir oğlunun,
babasının, eşinin, hiçbir benzer ve denginin bulunmadığını ikrar edin. "O
her şeye vekildir." Koruyucu ve gözetleyicidir. Kendisi dışında her şeyin
işlerini düzenler, onları gece gündüz rızıklandırır ve korur.
Allah (c. c) daha sonra
şöyle buyuruyor: "Gözler O'na erişemez." Bunun manası hakkında
seleften gelen bazı görüşler vardır. Birincisine göre, Mü'minler Allah'ı
ahirette görecek olsalar da dünyadayken O'nu göremeyeceklerdir.
[2936] Zira Sahih,
Müsned ve Sünen kitaplarında bir çok mütevatir yolla gelen sahih haberde Aişe
(r.anha) şöyle demiştir: Kim Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'in Rabbini
gördüğünü iddia ederse yalan söyler. Çünkü Allah (c.c), "Gözler O'na
erişemez, O ise gözlere erişir" buyurmuştur. Bunu İbn Eb, Hatim de aynı
şekilde Mesruk kanalıyla Aişe (r.anha)'dan rivayet etmiştir. Bu birçok kanalla
Mesruk'tan rivayet edilmiş, Aişe (r.anha)'ın böyle dediği Sahih'lerde ve diğer
hadis kitaplarında yer almıştır. Fakat İbn Abbas (r.a.) ondan farklı olarak Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in görmesinin gerçekleştiğini, Allah'ı
kalbiyle iki defa gördüğünü söylemiştir. Konu, inşallah Necm suresinin
başlarında ele alınacaktır.
İbn Ebi Hatim, Yahya b.
Main'den şöyle nakleder: İsmail b. Uleyye'yi "Gözler O'na erişemez, O ise
gözlere erişir" buyruğu hakkında "Kasıt Allah'ın dünyada
görülmesidir" derken işittim. İbn Ebi Hatim daha sonra, "Babam da
Hişam b. Ubeydullah'tan, onun böyle söylediğini rivayet etmiştir"
demiştir.
Bazıları ise şöyle
demişlerdir: "Gözler O'na erişemez" ifadesi "hiçbir göz
göremez" manasına gelmektedir ve Mü'minlerin ahiret yurdunda Allah'ı gö-
receklerine dair sahih
hadisle o durum istisna edilmiştir.
Mutezileden olan dişer
bazıları ise bu ayet hakkındaki anlayışlarına binaen, Allah (c.c) dünya da
ahirette de görülemez, demişlerdir. Böylece bunda Ehl-i sünnet'e muhalefet
etmişlerdir. Oysa bu Allah'ın kitabının ve elçisinin sünnetinin ifade ettiği
manalardan habersizliktir. Bunun Kur'an'dan delili Allah'ın (c.c), "O gün
bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır" (Kıyamet, 22-23)
buyruğudur. Bir de Allah (c.c) kaHrler hakkında şöyle buyurur: "Hayır!
Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O'nu görmekten) mahrum kalmışlardır."
(Mutaffifin, 15) İmam Şafii der ki: Bu gösteriyor ki Mü'minler Allah'ı
görmekten mahrum kalmayacak ve bundan engellenmeyeceklerdir. Sünnette ise Ebu
Said el-Hudri, Ebu Hureyre, Enes b. Malik, Cerir, Suheyb, Bilal ve daha birçok
sahabiden gelen mütevatir derecesindeki hadislerde Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Mü'minlerin kıyamet gününde Arasat'ta ve Cennet bahçelerinde
Allah'ı göreceklerini ifade etmiştir. Allah (c.c) lütuf ve keremiyle bizi
onlardan eylesin. Amin!
Kimisi de ayetin
"kalpler onu idrak edemez" manasında olduğunu söylemişlerdir. Bu
görüşü İbn Ebi Hatim, Mekke kurralarından Ebu Husayn Yahya b. Husayn'dan
rivayet etmiştir. Bu çok gariptir ve ayetin zahirine aykırıdır. O sanki ayette
geçen "idrak"in görmek manasına geldiğini düşünmüştür. Doğrusunu en
iyi Allah bilir.
Bazıları ise şöyle
demişlerdir: Allah'ın görülmesini kabul etmekle idrak edilmesini kabul etmemek
arasında bir çelişki yoktur. Çünkü, idrak görmekten daha özel bir olaydır ve
özeli reddetmek geneli reddetmeyi gerektirmez. Sonra bunlar reddettikleri
"idrak"in ne olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Kimisi şöyle
demiştir: Allah'ın hakikatini öğrenmektir. Çünkü, Mü'minler Allah'ı görecek
olsalar da onun hakikatini Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Mesela, Ay'ı
gören kimse onun hakikatini, künhünü ve mahiyetini kavrayamaz. Büyük olan Allah
ise buna daha layıktır.
Bazıları da şöyle
demiştir: İdrakten kasıt kuşatıcı biçimde görmektir, hiç görmemekten değildir.
Nitekim bir şeyi tüm yönleriyle bilememek onu görmemiş olmayı gerektirmez.
Mesela Yüce Allah bir ayette şöyle buyurur: "Onların ilmi ise bunu
kapsayamaz. " (Taha, 110)
[2937] Sahih-i Müslim'de
yer alan bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ben
seni kuşatıcı biçimde (hakkıyla) övemem; sen kendini övdüğün gibisin!"
diye dua etmiştir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in böyle demesi
Allah'ı övmemesini gerektirmez. Bu da öyledir. Avfi "Gözler O'na erişemez,
O ise gözlere erişir" buyruğu hakkında İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmiştir: Melik olan Allah'ı hiçbir göz kuşatıcı biçimde göremez. İbn Ebi
Hatim'in Semmak'tan rivayetine göre İkrime'ye "Gözler O'na erişemez"
ayeti soruldu. O da, "Sen göğü görmüyor musun?" dedi. "Evet,
görüyorum" deyince, "Peki hepsini görüyor musun?" dedi. Said b.
Ebu Arube de, "Gözler O'na erişemez, O ise gözlere erişir." ayeti
hakkında Katade'den şöyle rivayet etmiştir: "Allah (c.c), gözlerin erişemeyeceği
kadar büyüktür."
İmam Taberi'nin Ebu
Arface'den nakline göre Atiyye el-Avfi şöyle demiştir: "Yüzler vardır ki o
gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O'nu
göreceklerdir)" (Kıyamet, 22-23) buyruğu hakkında, "Onlar Allah'a
bakacaklar, ama büyüklüğünden dolayı gözleri onu kuşatamayacak. Allah'ın onları
görmesi ise kuşatıcı bir görmedir. Allah'ın (c.c), "Gözler O'na erişemez,
O ise gözlere erişir" buyruğunda kastedilen de budur.
[2938] Bu ayetin
tefsiriyle ilgili rivayet edilen bir hadis vardır ki onu İbn Ebi Hatim de
kitabının bu bölümünde zikretmiştir. Ona göre Ebu Said elHudri (r.a.),
"Gözler O'na erişemez, O ise gözlere erişir" buyruğu hakkında Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir:
"Cinler, insanlar, şeytanlar ve melekler yaratıldıkları günden beri bir
saf tutsalardı yine de Allah'ı kuşatamazlardı. " Bu hadis garip olup sadece bu kanaldan
rivayet edilmiştir. Kütüb-i Sirte'nin hiçbirinde de yer almamaktadır. Doğrusunu
en iyi Allah bilir.
[2939] Bazıları,
"Gözler O'na erişemez" ayetini şu rivayet ışığında
değerlendirmişlerdir. Tirmizi Sahih'inde, İbn Ebi Asım "es-Sünne"
kitabında, İbn Ebi Hatim tefsirinde, İbn Merduyeh tefsirinde ve Hakim
Müstedrek'inde İkrime'den şöyle rivayet etmişlerdir: İbn Abbas (r.a.), "Muhammed
Rabbini gördü" deyince ona, "Allah (c.c) "Gözler O'na erişemez,
O ise gözlere erişir" buyurmuyor mu?" dedim. "Annesi olmayasıca!
Kendi nuruyla tecelli ettiğinde onu hiçbir şey idrak edemez" (başka bir
rivayette "karşısında hiçbir şey duramaz") dedi. Hakim, "Buhari
ve Müslim'in şartlarına uygundur, fakat onlar tahric etmemişlerdir"
demiştir.
[2940] Buhari ve
Müslim'de de bu rivayete paralel bir hadis-i şerif vardır. Ebu Musa
el-Eş'ari'nin rivayetine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Şüphesiz Allah uyumaz. O'na Uyumak da yaraşmaz. Amel
terazisini indirir ve kaldırır. O'na, gecenin amelleri gündüzün amellerinden
önce, gündüzün amelleri de gecenin amellerinden önce yükseltilir. Perdesi
nurdur (veya aydınlıktır). Onu açacak olsaydı azametinden gözünün ulaştığı tüm
mahlukatı yakardı. " Eski kutsal kitaplarda şöyle denilir:
Musa (a.s) Allah'tan
O'nu görmeyi istediğinde Allah (c. c) şöyle buyurdu: "Ey Musa! Beni gören
her canlı mutlaka ölür, her kuru yanar (.....). Nitekim Yüce Allah, "Musa
tayin ettiğimiz vakitte (Tur'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca, "Rabbim!
Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi. (Rabbi), "Sen beni asla
göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni
göreceksin!" buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti,
Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim,
sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim" (A’raf, 143) buyurmuştur.
Bu hususi manadaki
idraki reddetmek kıyamet gününde görmeyi reddetmeyi gerektirmez. O gün Allah
(c.c) kullarına dilediği şekilde görünecek, fakat gözler onun celalini ve
azametini olduğu gibi idrak edemeyecek ve kavrayamayacaktır. O yüzden Aişe
(r.anha) ahiret yurdunda görmeyi kabul ederken dünyada görmeyi reddetmiş, ona
da "Gözler O'na erişemez, O ise gözlere erişir." ayetini delil
göstermiştir. Zira onun reddettiği görmek Allah'ın azamet ve celalinin olduğu
gibi görünmesidir. Çünkü bu hiçbir beşer için, melekler için, hiçbir şey için
mümkün değildir. "O ise gözlere erişir" Yani, kuşatır, gerçek haliyle
bilir. Çünkü Allah'ın (c.c) buyurduğu gibi onları kendisi yaratmıştır:
"Hiç yaratan bilmez mi? o, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden
haberdardır." (Mülk, 14)
Süddi'nin söylediği gibi
ayetteki "ebsar" (gözler) ile gören kimseler kastedilmiş de olabilir.
Süddi, "O ise gözlere erişir" ifadesi hakkında, "Hiçbir şeyonu
görmez, O mahlukatı görür" demiştir. Ebu Aliye (ayetin sonundaki) "O
Latif'tir, Habir'dir" cümlesini şöyle tefsir etmiştir: (Amellerin)
yerlerini iyi bilir (habirdir) ve onları teker teker ortaya çıkarır
(latif)." Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bu mana, Allah'ın (c.c), Lokman
(a.s)'ın oğluna nasihat ederken söylediğini bildirdiği şu cümledekiyle aynıdır:
"(Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş
(iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir
kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah
onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve
her şeyden haberdardır." (Lokman, 16)
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |