|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
A’raf Suresi 163 – 170.ayetler |
Cumartesi Yasağını
Çiğneyenler:
163. Onlara, deniz
kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe
saygısızlık gösterip haddi aşıyarlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün,
balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili
yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı
onları imtihan ediyorduk.
Tefsiri:
Bu ayet Allah'ın (c.c)
"İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine:
Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz." (Bakara,
65) buyruğunda bahsedilenlerin biraz daha uzun anlatımıdır. Allah (c.c)
Peygamberine (Allah'ın salevatları ve selamı üzerine olsun) şöyle buyuruyar:
"Onlara" Yani, senin yanındaki o Yahudilere, Allah'ın emrine
muhalefet eden ve akabinde bu hareketlerinin, haddi aşmalarının ve emre
muhalefet için hileye başvurmalarının cezası olarak beklemedikleri şekilde
Allah'ın cezasının geldiği Yahudilerin hikayesini sor. Kardeşlerinin ve
seleflerin başına gelen belaların kendilerine de gelmemesi için, kitaplarında
buldukları senin sıfatlarını gizlememeleri için onları uyar.
Ayette bahsedilen kasaba
"Eyle" dir. Bu Kulzüm denizi (Kızıldeniz) kıyısında bir kasabadır.
İkrime'nin İbn Abbas (r.a.)'tan naklettiğine göre, "deniz kıyısında
bulunan şehir halkının durumunu sor." buyruğu hakkında: O Meyden ile Tur
arasında bulunan Eyle adında bir kasabadır, demiştir. İkrime, Mücahid, Katade
ve Süddi bu görüştedirler. Kurralardan Abdullah b. Kesir de: Orasının Eyle
olduğunu duyduk, demiştir. Kasabanın Medyen olduğu da söylenmiştir ki bu İbn
Abbas (r.a.)'tan yapılan diğer rivayettir. İbn Zeyd der ki: O Medyen ile Aynuna
arasında Makna adında bir kasabadır.
"Hani onlar
cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı."
Yani, Allah'ın (c.c)
onlara o güne dair emrini çiğniyor ve emrine karşı geliyorlardı. "Çünkü
cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara
gelirdi" şurrean (mealde: meydana çıkarak akın akın) kelimesi hakkında
Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'tan: Yani, suyun üzerinde açıktan, dediğini, Avfi ise
İbn Abbas (r.a.)'tan: Yani her bir taraftan çıkarak diye tefsir ettiğini
nakletmiştir. "cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi."
"İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından" yani Allah'a itaatten
kaçmalarından ve çıkmalarından dolayı "dolayı onları imtihan ediyorduk.
" Yani, avlanmaları yasaklanan günde balıkları su üzerine çıkararak onlara
göstermek, avlanmaları kendilerine helal kılınan günde de onlardan gizlemek
suretiyle onları imtihan ediyorduk. Bunlar hakikati haram olan bir takım zahiri
fiilleri işleyerek Allah'ın haramlarını çiğnemede kendilerine yol
aralıyarlardı.
[3192] Fakih ve imam Ebu
Abdullah b. Batta, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yahudilerin yaptıklarını
yapmayın; Allah'ın haramlarını en basit ve adi hilelerle helal sayıp işlemeyin.
" Bunun senedi ceyyittir. Çünkü ravilerden Ahmed b. Muhammed b. Müslim'i
Hatib-i Bağdadi Tarih'inde zikretmiş ve sika olduğunu söylemiştir. Diğer
ravileri ise meşhur ve sikadırlar. Tirmizi'nin böylesi bir sEnetLe hadise sahih
hükmü verdiği vakidir.
164. İçlerinden bir topluluk,
"Allah'ın helak edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme
ne diye öğüt veriyorsunuz?" dedi. Dediler ki: "Rabbinize mazeret
beyan edelim diye bir de sakımrlar ümidiyle. "
165. Onlar kendilerine
yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık,
zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile
yakaladık.
166. Kibirlerinden
dolayı kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara ''Aşağılık
maymunlar olun!" dedik.
Tefsiri:
Yüce Allah bu kasaba
halkı hakkında onların üç gruba ayrıldıkları bilgisini veriyor. Onlardan bir
grup -Bakara suresinde açıklandığı gibi- yasağı çiğnemiş, hileye başvurarak
cumartesi günü balık avlamışlardı. İkinci grup onları bundan men etmiş ve
onlardan uzak durmuşlardı. Diğer grup ise onlara ses çıkarmamışlar, kendileri
yapmamış, onları da bundan men etmemişlerdi. Bunlar yapanlara karşı çıkanlara
da şöyle demişlerdi: ''Allah'ın helak edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azap
edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" Yani, helak olduklarını ve
Allah'tan azabı hak ettiklerini bildiğiniz halde neden bu topluluğu
yaptıklarından men ediyorsunuz? Onları men eden topluLuk ise şöyle dediler:
"Rabbinize mazeret beyan edelim diye" Bazıları "ö kelimesini
"ma'ziretun" şeklinde merfu okumuşlardır ki sanki mana şöyledir: ''Bu
Rabb'inize karşı bir mazeret beyanıdır." Diğerleri ise
"ma'ziraten" şeklinde mansup okumuşlardır ki onun manası da "Biz
bunu Rabbinize mazeret beyan edelim diye yapıyoruz"dur. "bir de
sakımrlar ümidiyle." Ya da bu karşı çıkmamızla belki yapmakta oldukları
hareketten sakınır, korkar ve Allah'a dönerler. Onlar tevbe edince Allah (c.c)
da tevbelerini kabul ve onlara merhamet eder.
"Onlar kendilerine
yapılan uyarıları unutunca" yani, kötülük yapanlar nasihati kabulü
reddedince "biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri
de" yani günahı işleyenleri de "yapmakta oldukları kötülüklerden
ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık. " Yüce Allah kötülükten
nehyedenlerin kurtulduğunu ve zalimlerin helak olduğunu bizatihi bildirirken
ona ses çıkarmayanlar hakkında herhangi bir şey buyurmamıştır. Çünkü amellerin
karşılığı aynı türden verilir. Dolayısıyla onlar hiçbir övgüyü hak etmediler ki
övülsünler, hiçbir büyük günah işlememişlerdir ki yerilsinler. Bununla birlikte
onların helak olanlardan mı kurtulanlardan mı olduklarına dair imamların iki
farklı görüşü vardır.
Ali b. Ebi Talha, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helak
edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt
veriyorsunuz?" dedi." Bu Mısır ile Medine arasında deniz kıyısında
"Eyle" denilen bir kasabadır. Allah (c.c) onlara cumartesi günlerinde
avlanmayı yasaklamıştı. Ancak balıklar cumartesi günleri onlara deniz kenarında
belirip akın akın gelirler, cumartesi günü geçtikten sonra onları
yakalayamazlardı. Bu Allah'ın dilediği bir süre devam etti. Daha sonra ise
onlardan bir topluluk cumartesi günleri balıkları avlamaya başladılar. Bir
topluluk onları bundan men etti ve "Allah (c.c) cumartesi gününüzde size
yasak ettiği halde onları avlıyor musunuz?" dediler. Onlar ise
azgınlıklarına devam ettiler. Diğer topluluk ise onları men etmeyi sürdürdüler
ve uzun bir zaman geçtikten sonra men edenlerden bir grup "Biliyorsunuz ki
bu topluluk azabı hak etmiştir. "Allah'ın helak edeceği yahut şiddetli bir
şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dedi."
Diğerleri günah işleyenlere Allah için daha öfkeli idiler ve bu yüzden
"dediler ki: "Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakımrlar
ümidiyle." Bunlardan her biri kötülükten men ediyorlardı. Ancak Allah'ın
gazabı gelince "Allah'ın helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap
edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" diyenler ile "Rabbinize
mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle. " diyenler
kurtuldular. Balık tutarak kendisine isyan edenleri ise Allah (c.c) helak etti
ve onları maymunlara dönüştürdü.
Avfi de İbn Abbas
(r.a.)'tan buna yakın bir rivayette bulunmuştur.
İkrime'nin rivayetine
göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir:
"Allah'ın helak
edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt
veriyorsunuz?" diyenler kurtuldular mı kurtulmadılar mı, bilmiyorum.
İkrime der ki: Bunu İbn Abbas (r.a.)'a ısrarla sormaya devam ettim ve sonunda
kurtulduklarını öğrendim. Bunun üzerine de İbn Abbas (r.a.) bana bir hülle
giydirdi. Abdurrezzak, İkrime'den şöyle nakleder: Bir gün İbn Abbas (r.a.)'ın
yanına gittiğimde ağlıyordu. Baktım ki Kur'an kucağında. Yanına yaklaşmaktan
çekindim. Sonra yavaş yavaş yaklaştım ve "Allah beni sana feda etsin, seni
ağlatan nedir ey İbn Abbas?" dedim. "Şu sayfalar" dedi. Baktım
ki A'raf süresinin sayfaları. "Eyle'yi biliyor musun?" dedi. Ben
"Evet" deyince şunları anlattı: Orada bir Yahudi kabilesi vardı.
Cumartesi günü kendilerine balıklar gönderilir, sonraki günlerde suya girerler,
fakat onları ancak büyük bir zahmet ve zorlukla dalışta yakalayabilirlerdi.
Cumartesi günü açıktan ve yığınlarca balık hamile gibi şişman ve parlak olarak
gelirler, karınları sırtlarına sürtünürdü. Bu durum bir süre devam etti. Sonra
şeytan onlara "Siz sadece cumartesi günü ondan yemekten sakındırıldınız.
Öyleyse o gün yakalayın ve başka günlerde yiyin." diye vesvese verdi. Bir
topluluk da böyle dedi. Fakat diğer bir topluluk "Bilakis, siz cumartesi
günü onları yemekten, yakalamaktan ve avlamaktan nehyedildiniz" dediler.
Onlar bu halde iken bir sonraki cuma günü gelince bir topluluk oğulları ve
eşleriyle birlikte denize gittiler. Bir topluluk sağ tarafa doğru gitti ve
onlarla ilişkisini kesti. Diğer topluluk da sol tarafa doğru gitti ve sustular.
Sağ taraftakiler "yazıklar olsun size, Allah Allah. Biz sizi Allah'ın
cezasına çarptırılmaya karşı uyarıyoruz." dediler. Soldakiler
"Allah'ın helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne
diye öğüt veriyorsunuz?" dediler. Sağdakiler ise şöyle dediler:
"Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle. "
Yani, eğer bundan sakınırlarsa biz bunu feLaketlere maruz kalmalarından ve
helak olmalarından daha çok isteriz. Ama terk etmezlerse de Rabb'inize karşı
mazeretimiz olur" dediler. Diğerleri hatalarma devam ettiler. Sağdakiler:
Ey Allah'ın düşmanları, bunu işlediniz. Vallahi bu gece şehrinizde sizinle
birlikte kalmayacağız. Vallahi, öyle sanıyoruz ki sabahla birlikte Allah (c.c)
sizi ya yerin dibine batıracak veya başınıza taş yağdıracak veyahut katındaki
diğer azaplardan verecek. Sabah olduğunda kapılarını vurdular ve seslendiler.
Fakat içerdekiler onlara cevap vermediler. Bunun üzerine bir merdiven koyup bir
adamı şehrin surlarına çıkardılar.
Adam onlara dönüp
"Ey Allah'ın kulları, vallahi bunlar kıvrım kıvrım kuyrukları bulunan
maymunlar." dedi. Şehrin kapısın girdiler. Maymunlar insanlardan olan
akrabalarını tanırken, insanlar maymunlardan olan akrabalarını tanıyamıyorlardı.
Maymunlar insan olan yakınlarına gelip onları kokluyor ve ağlıyorlardı. Onlar
da "Biz sizi bundan men etmemiş miydik?" diyor, onlar da başlarını
sallayarak "Evet" diye cevap veriyorlardı. Daha sonra İbn Abbas
(r.a.) "Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten
men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü
şiddetli bir azap ile yakaladık." ayetini okudu. Sonra şöyle dedi: Bunda
men edenlerin kurtulduklarını görüyorum, fakat diğerlerinden bahsedildiğini göremiyorum.
Biz de kabul etmediğimiz çirkin şeyleri görüyor da hakkında konuşmuyoruz.
İkrime der ki: Ona "Allah beni sana feda etsin, baksana onlar da men
edenlerin yaptığından hoşlanmamış, onlara muhalefet etmiş ve "Allah'ın
helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt
veriyorsunuz?" demişler." dedim. Bunun üzerine emretti de bana iki
kalın elbise giydirildi. Mücahid de İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet
etmiştir. İmam Taberi, İmam Malik'ten şöyle nakleder:
İbn Ruman "Çünkü
cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara
gelirdi. " ayeti hakkında şöyle dedi: "Cumartesi günü balıklar onlara
gelir, akşam olunca giderlerdi. Diğer cumartesiye kadar onlardan bir tane bile
görünmezdi. Bunun üzerine bir adam bu iş için bir ip ile kazık aldı. Cumartesi
günü bir balığı ona bağladı. Pazar gecesi geçince olduğuna alıp kızarttı.
İnsanlar onun kokusunu aldılar ve gelip sordular. O ise bunu inkar etti.
Israrları üzerine
"Bu denizde bulduğumuz bir balık derisidir" dedi. Sonraki cumartesi
gününde aynısını yaptı. Bilmiyorum, belki de "iki balık bağladı"
demiştir. Pazar gecesi geçince olduğuna alıp kızarttı. İnsanlar bunun kokusunu
aldılar ve gelip sordular. O da "İsterseniz siz de benim gibi yapabilirsiniz."
dedi. "Ne yaptın?" dediler. O da haber verdi. Bunun üzerine onlar da
aynısını yaptılar. Bunların sayısı gittikçe arttı. Bunlar bir sitede yaşıyorlar
ve giriş kapısını kilitliyorlardı. Bu fiilleri üzerine malum hayvanlara
dönüştürüldüler. Sabah olunca etraflarındaki komşuları insanların insanlardan
istediği normal şeylerden istemek için geldiklerinde şehrin kapısını kapalı
buldular. Seslendiler, fakat onlar cevap vermediler. Bunun üzerine duvarlara
tırmandılar. Bir de baktılar ki onlar maymunlara dönüşmüşler. Maymun daha önce
tanıdığı birine gelip yaklaşıyor, ona ellerini sürüyordu. Allah’a hamd olsun
Bakara suresinde bu kasaba hakkında yeteri kadar bilgi verdik.
İkinci görüşe göre ise
susanlar helak edilenlerden olmuşlardır. Muhammed b. İshak, İkrime kanalıyla İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
"Bunlar cumartesi
diye bir şey türetince günle ilgili imtihana tabi tutuldular. Cumartesi günü
geldiğinde balıklar onlara akın akın geliyorlar ve onlar da denizdeki bu
balıkları seyrediyorlardı. Cumartesi günü geçince balıklar gidiyor ve sonraki
cumartesine kadar onlardan hiçbiri kalmıyordu. Cumartesi günü gelince balıklar
tekrar geliyordu. Bu hal üzere bir süre devam ettiler. Sonra onlardan biri bir
balığı burnundan yakaladı. Sonra onun için sahile bir kazık çaktı. Balığı ona
bağlayıp suya terk etti. Sabah olunca onu aldı ve kızartıp yedi. O bunu
yaparken onları bundan nehyeden bir grup dışındaki insanlar bunu izliyor,
hiçbiri karşı çıkmıyor ve engellemiyordu. Sonra bu çarşıda da yaygınlaştı ve
açıktan yapıldı. Bir grup insan onları bundan men eden kimselere "Allah'ın
helak edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt
veriyorsunuz?" dedi. dediler ki: "Rabbinize" yaptıkları fiilden
nefret ettiğimize dair "mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar
ümidiyle." İbn Abbas (r.a.) der ki: Bunlar üç gruptu. Üçte biri nehyetti.
Üçte biri "Allah'ın helak edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği
bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dedi, üçte biri ise bu günahı
işleyenlerdir. Sadece nehyedenler kurtuldu, diğerleri ise helak oldular. İbn
Abbas (r.a.)'a varan bu senet sahihtir. Fakat İkrime'nin susanların
kurtulduğuna dair görüşü bundan daha iyi bir görüştür. Çünkü onların durumu
daha sonra ortaya çıkmıştır. Allah'ın (c.c) "zulmedenleri de yapmakta
oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık." buyruğu da
mefhum-i muhalif (sözün aksi ile kanıtlama) yoluyla geride kalanların
kurtulduğuna delalet etmektedir.
".....,''
kelimesinde farklı kıraatler vardır. Manası, Mücahid'den bir rivayete göre
"şiddetli", başka bir rivayete göre "elem verici"dir.
Katade de: Acı verici diye tefsir etmiştir. Bunların hepsi birbirine yakın
tefsirlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"....."
(mealde: aşağılıklar) da zeliller, hakir kılınmışlar ve alçaltılmışlar
manalarına gelir.
167. Rabbin, elbette
Kıyamet gününe kadar onlara en kötü eziyeti edecek kimseler göndereceğini ilan
etti. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O, çok bağışlayan, merhamet
edendir.
Tefsiri:
"......."
fiili, "....." kökünden oluşan tefe'ul veznindeki masdardan
türetilmiş (bir fiil-i mazi)dir. Mücahid’e göre "duyurdu" manasına
gelir. Diğerleri ise "emretti" manasına geldiğini söylemişlerdir.
Sözün gücünde bu kelimeden gelen bir yemin manası vardır. Nitekim bu yüzden
ardındaki "elbette kıyamet gününe kadar onlara en kötü eziyeti edecek
kimseleri" mealindeki ifadenin başına (yemin cümlesinin başına gelen) lam
harfi gelmiştir. "Onlara" dan kasıt Yahudilerdir. Allah'ın (c.c) onlara
en kötü eziyet edecek kimseleri göndermesi isyanları, Allah'ın emirlerine ve
şeriatına muhalefetleri, haramları işlemede hilelere başvurmalarından
dolayıdır. Musa (a.s)'ın onlara yedi yıl vergi koyduğu söylenir. Bunun on üç
yılolduğu da söylenmiştir. Bu onlara verilen ilk vergiydi. Yahudiler daha sonra
Yunan, Küştani ve Keldani krallarının hükümranlığı altında ezilmişlerdir. Daha
sonra Hristiyanların kahrı ve hakimiyeti altına girmiş, cizye ve vergileri
altında ezilmişlerdir. Sonra İslam ve Muhammed (Allah'ın en büyük salat ve
selamı üzerine olsun) gelmiş, bu dönemde haraç ve cizye ödeyerek onların
koruması ve himayesi altında yaşamışlardır. Avfi, bu ayetin tefsirinde İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Bahsedilen şey zillet ve onlardan cizye
alınmasıdır." Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan: O cizyedir. Onlara
en kötü eziyeti yapacak olanlar Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve
ümmeti olup bu kıyamet kopana kadar devam edecektir. Said b. Cübeyr, İbn
Cüreyc, Süddi ve Katade de böyle demişlerdir. Abdurrezzak, Said b. Müseyyeb'den
şöyle nakleder:
Cizyeyi almaları için
onlara Nabatilerin gönderilmesi müstehaptır. Ben derim ki: Yahudiler en sonunda
Deccal'ın yardımcıları olarak çıkacaklar ve Müslümanlar İsa (a.s) ile birlikte
onları öldüreceklerdir ki bu da dünyanın ömrünün en sonunda olacaktır.
"Şüphesiz
Rabbin" kendine isyan edenler ve şeriatına karşı gelenlere "cezayı
çabuk verendir ve O" kendisine dönenleri ve tevbe edenleri "çok
bağışlayan, merhamet edendir. " Bu, ümitsizlik oluşmasın diye cezayla
birlikte rahmetin de zikredilmesi kabilindendir. Zira Yüce Allah insanların
içlerinde ümit ve korkunun kalması için teşvik ile korkutmayı birlikte yapar.
168. Onları grup grup
yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler vardır, yine onlardan bundan aşağıda
olanları da vardır. Belki döner diye, onları iyilik ve kötülüklerle imtihan
ettik.
169. Onların ardından
da şu değersiz dünya malını alıp, "Nasılolsa bağışlanacağız" diyerek
Kitab'a varis olan bir takım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir
menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, kitapta Allah hakkında gerçekten başka
bir şey söylemeyeceklerine dair söz almamışlar mıydı ve onlar Kitap'takini
okumamışlar mıydı? Ahiret yurdu, sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala aklın ız
ermiyor mu?
170. Kitab'a sımsıkı
sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle salih kişilerin ecrini
zayi etmeyiz.
Tefsiri:
Yüce Allah onları
yeryüzünde "ümmetler" yani gruplar ve fırkalar olarak dağıttığını
ifade ediyor. Nitekim başka bir ayette şöyle buyurur: ''Arkasından da
İsrailoğulları'na: 'O topraklarda oturun! Ahiret vaadi tahakkuk edince,
hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz' dedik." (İsra, 104)
"Onlardan iyi
kimseler vardır, yine onlardan bundan aşağıda olanları da vardır." Yani,
onlardan salih olanlar da vardır, salih olmayanlar da vardır. Nitekim cinler de
şöyle demişlerdir: "Gerçekten biz, -kimimiz salih kişiler, kimimiz ise
bunlardan aşağıda olmak üzere- türlü türlü yollar tutmuştuk." (Cin, 11)
"Belki döner diye, onları iyilik ve kötülüklerle" yani bolluk ve
darlıkla, sevilen ve korkulan şeylerle, afiyet ve belayla "imtihan ettik.
"
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Onların ardından da şu değersiz dünya malını alıp,
"Nasılolsa bağışlanacağız" diyerek Kitab'a varis olan bir takım kötü
kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar."
Yüce Allah burada buyuruyor ki: Bir kısmı salih bir kısmı kötü olan bu neslin
yerini kendilerinde hiçbir hayır ve iyilik bulunmayan kimseler aldılar. Bunlar
kitabın, yani Tevrat'ın eğitimini devralmışlardı. Mücahid onların Hristiyanlar
olduğunu söyler, fakat kastedilen daha geniş bir kesim de olabilir. "Şu
değersiz dünya malını alıp" yani, hakkı ortaya koyma ve yaymayı dünya
hayatının metaı ile değişip, kendilerini düzeltmeyi erteleyerek tevbe etmeyip.
Önlerine her ne vakit benzer bir şey çıksa ona düşerler. O yüzden daha sonra,
"Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar."
buyurulmuştur. Said b. Cübeyr'in söylediği gibi: "Günahı işler, sonra onun
için Allah'tan bağışlanma isterler. Sonra bu günah karşılarına tekrar çıkınca
yine yaparlar." Mücahid: "Şu değersiz dünya malını alıp" buyruğu
hakkında şöyle der: Dünyalık olarak karşılarına her ne çıksa, helalolsun haram
olsun onu alırlar ve Allah'ın affetmesini temenni ederler. "Nasılolsa
bağışlanacağız" diyerek Kitab'a varis olan bir takım kötü kimseler geldi.
Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar." Katade der ki:
"Kitab'a varis olan bir takım kötü kimseler geldi." Evet, Vallahi onlar
Allah'ın (c.c) nebi ve rasullerinden sonra varis kıldığı ve kendilerinden söz
aldığı kötü haleftirler. Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur:
"Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki bunlar namazı
bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının
cezasını çekecekler." (Meryem, 59)
Katade der ki: "Şu
değersiz dünya malını alıp" "Nasıl olsa bağışlanacağız"
diyerek" Allah'a boş ümitler besler, kendilerini bir takım avuntularla
aldatırlar. Onları hiçbir şey; hiçbir şeyden meşgul etmez, hiçbir şey; hiçbir
şeyden engellemez. Onlara dünyadan her ne gelse helal veya haram olduğuna
aldırış etmeden yerler. Süddi "Onların ardından da şu değersiz dünya
malını alıp, "Nasılolsa bağışlanacağız" diyerek Kitab'a varis olan
bir takım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da
alırlar .... " buyruğu hakkında şöyle der: İsrailOğulları kimi hakim
yapsalar mutlaka insanlardan rüşvet alırdı. Bunun üzerine en iyileri bir araya
gelerek bunu yapmamak ve rüşvet almamak üzere birbirlerine söz verdiler. Buna
rağmen onlardan birinden bir konuda hüküm vermesi istense rüşvet alıyordu. Ona
"Neden yargı hususunda rüşvet alıyorsun?" denildiğinde,
"Nasılolsa bağışlanacağım" diyordu. Diğer İsrailOğulları ise bundan
dolayı onu ayıplıyorlardı. Öldüğünde veya görevden alındığında yerine onu
eleştiren biri getirilir, fakat o da rüşvet alır, "Diğerlerine de dünyalık
şeyler gelecek olsa onlar da alırlar" derdi. Yüce Allah cevaben şöyle
buyuruyor: "Peki, kitapta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine
dair söz almamışlar mıydı ve onlar Kitap'takini okumamışlar mıydı?" Yüce
Allah onlardan hakkı insanlara anlatacaklarına ve onu gizlemeyeceklerine dair
söz aldığı halde böyle yapmalarını eleştiriyor. Nitekim başka bir ayette de
şöyle buyurur: "Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka
insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı.
Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları
alış-veriş ne kadar kötü!" (Al-i İmran, 17)
İbn Cüreyc der ki: İbn
Abbas (r.a.) "Peki, kitapta Allah hakkında gerçekten başka bir şey
söylemeyeceklerine dair söz almamışlar mıydı?" buyruğu hakkında şöyle
dedi: Yani, sürekli söyledikleri ve tevbe etmedikleri "günahlarını
bağışlamayı Allah'a vacip kabul etmeleri" hususunda gerçekten başka bir
şey söylemeyeceklerine dair. ''Ahiret yurdu, sakınanlar için daha hayırlıdır.
Hala aklınız ermiyor mu?" Yüce Allah onları bol mükafatına ermeye teşvik
ediyor, çetin azabına karşı uyarıyor. Yani, mükafatım ve benim katımdakiler
haramlardan sakınanlar, nefsinin arzularını terk edenler ve Rabbine itaate
yönelenler için daha hayırlıdır. "Hala aklınız ermiyor mu?" Yani,
benim katımdaki mükafatlar yerine dünya metaını tercih eden bu kimselerin
onları içinde bulundukları beyinsizlik ve israftan engelleyecek bir akılları
yok mu?
Yüce Allah daha sonra,
içinde yazılı olduğu üzere Peygamberi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
uymaya götürecek olan kitabına tutunan kimseleri överek şöyle buyuruyor:
"Kitab'a sımsıkı sarılıp" yani ona tutunup, emirlerine uyup ve
yasaklarından sakın ıp "namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle
salih kişilerin ecrini zayi etmeyiz. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |