İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Enfal Suresi

41.ayetler

 

Ganimetlerin Taksimi:

 

41. Eğer Allah'a ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Rasulü'ne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah, geçmişteki diğer ümmetlerden farklı olarak bu şerefli ümmete ganimetlerin helal oluşu hükmünün detaylarını anlatıyor. Ganimet kafirlerden at ve deve koşturma (savaş) sonucu ele geçirilen mallardır. Fey' ise, onlardan sulh yoluyla elde edilen mallar, sahibi geride hiçbir varis bırakmadan ölen mallar, cizye ve haraç gibi bunun dışında kalan mallardır. Bu İmam Şafii' nin, selef ve haleften bir grup alimin görüşüdür. Alimlerden bazıları ise fey'i ganimetin, ganimeti de fey'in kullanıldığı manada kullanırlar. Nitekim Katade bu ayetin Haşr suresindeki "(Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden fakir muhacirlerindir.

 

, İşte doğru olanlar bunlardır." (Haşr, 8) ayetini neshettiğini söylemiş ve "Enfal suresindeki ayet bunu neshetti ve ganimetlerin dörtte biri Mücahidlere beşte biri ise orada zikredilenlere tahsis edildi." demiştir. Onun söylediği uzak bir ihtimaldir. Çünkü bu ayet Bedir savaşından sonra, o ayet ise Beni Nadr hakkında nazil olmuştur. Bütün siyer alimleri arasında ise Beni Nadr olayının Bedir’den sonra olduğunda hiçbir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu, hakkında hiçbir şek ve şüphe bulunmayan bir husustur. Fey' ile ganimet arasında fark olduğu görüşündeki alimler: O fey' malları hakkında, bu ayet ise ganimetler hakkında nazil olmuştur, demişlerdir. Ganimet ve Fey'in Müslümanların imamının görüşüne bırakıldığı görüşünde olanlar da: İmam uygun gördüğünde Haşr suresindeki ayet ile ganimetin beşe taksimi ayeti arasında tezat söz konusu olmaz, demişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Eğer Allah'a ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız." Yani, eğer Allah'a (c.c), ahiret gününe ve Allah'ın (c.c) peygamberine indirdiğine iman etmişseniz ganimetlerin beşte biri hakkında size koyduğumuz hükmü uygulayın.

 

 

[3370] Nitekim Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde geçen Abd-i Kays hakkında ki İbn Abbas (r.a.)'tan gelen rivayette Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Size dört şeyi emrediyor, dört şeyden men ediyorum: size Allah'a iman etmeyi emrediyorum ... " buyurmuş, sonra şöyle demiştir: "Siz Allah'a imanın ne olduğunu biliyor musunuz? Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek ve ganimetin beşte birini (humus) vermenizdir ... " Hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) humusu vermeyi Allah’a imandan olan şeyler arasında yapmıştır. Buna binaen de İmam Buhari Sahih'inin İman Kitabı'nda "Humusu vermek imandandır babı" başlığını atmış, sonra İbn Abbas (r.a.)'ın bu hadisini getirmiştir. Allah'a hamd-ü senalar olsun bunu Buhari Şerhi'nde uzun uzadıya ele aldık.

,

"Eğer Allah'a ve hak ile batılın ayrıldığı, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün kulumuza" ganimet taksimine dair "indirdiğimize inanmışsanız, şüphesiz Allah her şeye kadirdir." Mukatil b. Hayyan: "Kulumuza indirdiğimize" ifadesinden kasıt "ona ganimet taksimine dair indirdiğimize" dir, demiştir. Allah (c.c) Bedir gününde kullarına hakla batılı birbirinden ayırmak suretiyle yaptığı lütuf ve ihsana dikkat çekiyor. O güne "Furkan günü" adı verilmiştir; çünkü o günde Allah iman sözünü batıl sözüne karşı yüceltmiş, dinini muzaffer kılmış, peygamberine ve taraftarlarına yardım etmiştir. Ali b. Ebi Talha ve el-Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: "Furkan günü" Bedir günüdür. Allah (c.c) onda hak ile batılı birbirinden ayırdı. Bunu Hakim rivayet etmiştir. Mücahid, Miksem, Ubeydullah b. Abdullah, Dahhak, Katade, Mukatil ve bir çok kişi de onun Bedir günü olduğunu söylemişlerdir. Abdurrezzak, Ma'mer kanalıyla Zühri'den, o da Urve b. Zübeyr (r.a.)'tan "Furkan günü" hakkında şöyle rivayet etmiştir: Kasıt Allah'ın hak ile batılı birbirinden ayırdığı gündür ki o Bedir günüdür. Bu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in katıldığı ilk savaştır. Onda müşriklerin başı ise Utbe b. Rebia idi. İki ordu Ramazan'ın on dokuzunda -veya on yedincisinde- Cuma günü karşılaştı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı O gün 310 küsur, müşrikler ise 1000 ila 900 arasındaydı. Allah (c. c) müşrikleri hezimete uğrattı. Onlardan yetmişten fazla kişi öldürüldü, bir o kadar da esir alındı. Hakim, Müstedrek'inde İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Kadir gecesini Ramazan'ın bitimine on bir gün kaldığı gecede arayın; zira onun sabahı Bedir günüdür. Hakim daha sonra: Hadis Buhari ve Müslim'in koşullarını haizdir, demiştir. Hakim bunun benzerini de Cafer b. Burkan'ın bir adam kanalıyla Abdullah b. Zübeyr (r.a.)'tan nakliyle rivayet edilmiştir. İmam Taberi de Hasan b. Ali'den şöyle nakleder: Furkan gecesi, iki ordunun birbiriyle karşılaştığı gece Ramazan'dan 17 gün geçtikten sonraki geceydi. Bunun senedi ceyyit ve kuvvetlidir. Bunu İbn Merduyeh de Ebu Abdurrahman Abdullah b. Habib'den Ali (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Furkan gecesi sabahında iki ordunun birbiriyle karşılaştığı Cuma gecesi, Ramazan ayından on yedi gün geçmiş olan gecedir. Megazi ve Siyer alimlerince sahih olan da budur. Zamanında Mısır'lıların imamı olan Yezid b. Ebu Habib: Bedir Pazartesi günüydü, demiş fakat onunla aynı görüşü paylaşan kimse olmamıştır. Cumhurun görüşü ona tercih edilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Allah'ın (c.c) ‘‘.... bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a ... aittir" buyruğu iğne ve ipliğe kadar küçük büyük her şeyin beşe taksimini vurguyla ifade etmektedir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette "Bir peygambere, emanete hıyanet yaraşmaz. Kim emanete (devlet malına) hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir. Sonra herkese -asla haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tastamam verilir." (Al-i İmran, 161) buyurur.

 

Hbeşte biri Allah'a, ResulÜ'ne ... aittir." Müfessirler burada ihtilaf etmişlerdir. Kimisi: Allah'ın beşte birden (humus) payı vardır ve bu Kabe'ye harcanır, demiştir.

 

 

[3358] Ebu Cafer er-Razi, Rebi'den Ebu Aliye er-Riyahi'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e ganimet getirildiğinde onu beşe bölerdi. Dörtte biri savaşa katılanların olurdu. Sonra beşte biri alır ve elini ona daldırır, ondan bir avuç dolusu alıp Kabe'ye ayırırdı. Bu Allah'ın payıydı. Sonra kalanı beş paya bölerdi ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e bir pay, akrabalara bir pay, yetimlere bir pay, yoksullara bir pay ve yolculara bir pay ayırırdı. 

 

Diğerleri ise şöyle demişlerdir: Burada Allah'ın adı cümleye girişte teberrüken anılmıştır. Allah'ın payı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'indir.

 

 

[3359] Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir seriyye gönderip onlar bir ganimet getirdiklerinde onu beşe böler, o beşte biri de beş kesime paylaştırırdı." İbn Abbas (r.a.) daha sonra Allah'ın (c.c.) "Eğer Allah'a ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resulü'ne, onun akrabalarına yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir." buyruğunu okumuştur. Sonra şöyle demiştir: "beşte biri Allah'a aittir" ifadesi (manası kastedilmeksizin sadece) bir giriş sözü olarak söylenmiştir. Göktekiler ve yerdekiler zaten Allah'ındır. Böylece Allah'ın (c.c.) payı ile Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in payı bir yapilmıştır. İbrahim en-Nehai. Hasan b. Muhammed b. el-Hanefiyye, Hasan-ı Basri, Şa'bi, Ata b. Ebi Rebah. Abdullah b. Büreyde, Katade, Muğire ve birçok kişi Allah (c.c.) ile Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'ln paylarının bir olduğunu söylemişlerdir.

 

 

[3360] Bunu imam Beyhaki'nin sahih bir senetle Abdullah b. Şakik kanalıyla Belkayn'dan bir adamdan naklettiği şu rivayet desteklemektedir:

Kura vadisinde bir ata göz atmakta iken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldim ve "Ya Rasulullah! Ganimet hakkında ne dersin?" dedim. "Beşte biri Allah'ın, beşte dördü ise ordunundur." buyurdu. "Ona kimse kimseden daha layık değil midir?" dedim. "Hayır, sen içinden çıkardığın oka dahi müslüman kardeşinden daha layık değilsin. " buyurdu.

 

İmam Taberi, Hasan-ı Basri'den şöyle nakleder: Ebu Bekir (r.a.) malının beşte birini vasiyet etti ve "Ben Allah'ın kendisi için razı olduğu mala razı olmayacak mıyım 7" dedi.

 

Sonra bu görüştekiler ihtilaf etmişlerdir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Ganimet beşe bölünür onların dördü onun için savaşan kimselere verilirdi. Biri ise dörde bölünür, onların biri Allah'a (c.c) ve Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayrılırdı. Allah (c.c) ve Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) için olan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in akrabaları içindi ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beşte birden (humus) hiçbir şeyalmadı." İbn Ebi Hatim, Abdullah b. Büreyde'den, Allah'ın (c.c) "bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Rasulü'ne ... aittir" buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet eder: Allah'a ait olan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'indir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in olanlar ise onun eşlerinindir. Abdulmelik b. Süleyman, Ata Ebi Rebah'tan şöyle nakleder: Cenab-ı Allah'ın (c. c) ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in beşte birlik payları birdir. O -yani Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) götürüp onda dilediğini yapar. Bu görüş daha genel ve daha kapsamlıdır. Yani, Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Allah'ın (c. c) kendisine tahsis ettiği humusta (beşte birin beşte birinde) dilediği gibi tasarrufta bulunabilir ve onu ümmetine arzuladığı şekilde dağıtır.

 

 

[3361] Bunu İmam Ahmed b. Hanbel'in Mikdam b. Ma'diyekerb el-Kindi'den naklettiği şu rivayet desteklemektedir: Ben Ubade b. Samit, Ebu Derda, Haris b. Muaviye el-Kendi (Allah hepsinden razı olsun) ile oturuyordum. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadisi üzerinde sohbet ettik. Ebu Derda, Ubade b. Samit (r.a.)'a "Ey Ubade! Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu savaşlarda humus hakkında ki sözlerini biliyor musun?" diye sordu. Ubade b. Samit (r.a.): Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gazvelerin birinde insanlarla ganimetten bir deveye doğru namaz kıldı. Selam verince kalktı ve devenin iki parmak ucu arasından bir kıl alıp şöyle buyurdu: "Bu sizin ganimetlerinizdendir. Humus dışında hepsinde benim sizinle birlikte payım vardır. Humus ise size döndürülecektir. Onun için iplikle iğneyi, bunlardan daha büyüğünü ve daha küçüğünü teslim edin. Ganimet malını aşırmayın. Zira ganimetten mal aşırmak onu yapanlar için dünya ve ahirette ateş ve ardır. Yakın ve uzaktaki insanlarla Allah (c.c) yolunda cihad yapın. Allah (c.c) uğrunda hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeyin. Allah'ın hazar ve seferdeki kurallarını uygulayın. Allah (c.c) yolunda cihad edin. Zira cihad Cennet'in büyük kapılarından bir kapıdır. Allah (c.c) onunla dert ve kederlerden kurtarır. " Bu hasen bir hadistir ve Kütüb-i Sitte kitaplarının hiçbirinde bu vecihten bir hadis göremedim.

 

 

[3362] Fakat yine İmam Ahmed b. Hanbel ile Ebu Davud ve Nesai, Amr b. Şuayb'ın babasından, onun dedesi Abdullah b. Amr (r.a.)'tan, onun da Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den humusun hikayesi ve ganimetten mal aşırmaktan nehiy hususunda bunun benzeri bir hadis rivayet etmişlerdir.

 

 

[3363] Amr b. Abese (r.a.)'tan rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara (kıble tarafında bulunan) ganimet malı bir deveye doğru namaz kıldırdı. Selam verince o deveden bir tüy kopardı, sonra "Bana sizin ganimetinizden, humus hariç bu dahi helal değildir. Humus ise yine size döndürülür." buyurdu. Bunu Ebu Davud ve Nesai rivayet etmişlerdir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ganimetlerden kendisi için seçtiği köle, cariye, at, kılıç veya benzeri şeyler vardı. Bunu Muhammed b. Sirin ve Şa'bi söylemiş, alimlerin çoğu bunda onlara tabi olmuşlardır.

 

 

[3364] İmam Ahmed b. Hanbel ve Tirmizi -hasen olduğunu söyleyerek- İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Zülfikar adındaki kılıcını Bedir günü ganimetten aldı. Uhud günü rüyasında gördüğü de o idi.

 

 

[3365] Aişe (r.anha)'dan: "Safiyye Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ganimetten seçtiklerdendi." Bunu da Ebu Davud Sünen'inde rivayet etmiştir.

 

 

[3366] Yine Ebu Davud ile aynı zamanda Nesai Yezid b. Abdullah'tan şöyle rivayet eder: Biz hurma kurutma harmanındayken bir adam elinde bir deri parçasıyla çıkageldi. Onu okuduk ki üzerinde şöyle yazıyor: Allah'ın elçisi Muhammed'den Züheyr b. Ukayş oğullarına! Eğer Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik ederseniz, namaz kılar, zekat verir, ganimetin beşte birini, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in payını ve onun seçip alma hakkı olan malı verirseniz siz Allah'ın (c.c) ve Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) emanı altında güven içinde olursunuz." Biz: "Bunu sana kim yazdı?" dedik. "Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)" dedi. Bu hadisler ceyyit (sahih) olup bunun yerleşik bir hüküm olduğuna ve varlığına delalet etmektedir. Bu yüzden bir çokları bunu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e mahsus hükümlerden kabul etmişlerdir.

 

Bazıları şöyle demişlerdir: İmam Fey' malında olduğu gibi humusta da Müslümanların maslahatına olacak şekilde tasarrufta bulunur. Hocamız Allame İbn Teymiyye (rh.a) da böyle demiştir. Bu İmam Malik ile seleften birçoğunun görüşüdür. Bu en sahih görüştür. 

 

Bu sabit olduktan ve bilindikten sonra şunu da bil ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in humustan aldığı malların O'ndan sonra ne yapılacağı hususunda farklı göruşler vardır. Bazıları: O'ndan sonra yönetime gelen halifenin olur, demişlerdir. Bu Ebu Bekir (r.a.), Ali (r.a.), Katade ve bir grup ilim ehlinden rivayet edilmiş olup, konuyla ilgili bir de merfu (Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü) hadis vardır.

 

Bazıları: Bilakis Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in payı ile akrabalarının (zevi'l-kurba) payı yetimlere, yoksullara ve yolculara verilir, demişlerdir. İmam Taberi: Bu Iraklı bir grup alimin görüşüdür, demiştir. Humusun tamamının Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in akrabalarının olduğunu söyleyenler de olmuştur. Nitekim İmam Taberi, Minhal b. Amr'dan şöyle nakleder: Abdullah b. Muhammed b. Ali ile Ali b. Hüseyin'e humusu sordum. "O bizimdir" dediler. Bunun üzerine Ali b. Hüseyin'e, "Ama Allah (c.c) " ... yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir." buyuruyor, dedim. İkisi birlikte, "Bizim yetimlerimize ve yoksullarımıza aittir" dediler. Süfyan-ı Sevri, Ebu Nuaym ve Ebu Üsame, Kays b. Müslim'den şöyle naklederler: Hasan b. Muhammed b. el-Hanefiyye'ye (rh.a) Allah'ın (c.c) "bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Rasulü'ne, onun akrabalarına yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir." buyruğunu sordum. "Bu söze girişte teberruken söylenen söz kabilindendir. Yoksa, zaten dünya ve ahiret yalnız Allah'ındır"

 

Sonra, insanlar bu iki payın Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra ne olacağı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bazıları Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in payının kendinden sonraki halifenin, bazıları ise Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in akrabalarının olduğunu söylemişlerdir. Bazıları: Akrabaların payının halifenin akrabalarının olduğunu söylemişlerdir. Görüşleri bu iki payın atlarda ve Allah yolunda cihada hazırlıkta kullanılacağında birleşmiştir. Nitekim Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın ve Hz. Ömer (r.a.)'ın hilafetlerinde böyle yapılıyordu. A'meş der ki: İbrahim en-Nehai: "Ebu Bekir (r.a.) ile Ömer (r.a.) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hissesini silah ve savaş techizatına ayırırlardı." dedi. Ona "Ali (r.a.) ne yapardı?" dedim. "Bu konuda onlardan daha katıydı" dedi. Bu, kalabalık bir alim grubunun (Allah onlara merhamet etsin) göruşüdür.

 

Akrabaların hissesi Haşimoğulları ile Muttaliboğullarına verilir. Çünkü Muttaliboğulları cahiliyye dönemlerinde İslam'ın ilk yıllarında Haşimoğullarına destek vermişler, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e yapılanlara öfkelenerek O'nu (Sallallahu aleyhi ve Sellem) korumak için onlarla birlikte vadiye inmişlerdi. Bunu onların müslümanları Allah (c.c) ve Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) itaaten, kafirleri ise aşiret dürtüsü, onurunu koruma ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in amcası Ebu Talib'e itaaten yapıyorlardı. Abdüşems oğulları ile Nevfel oğulları ise her ne kadar Haşimoğullarının amca oğulları olsalar da bunda onlara katılmadıkları gibi aksine onlarla savaşmış, mücadele etmiş ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile savaş hususunda Kureyş boylarıyla anlaşmış ve birleşmişlerdir. O yüzden Ebu Talip, Lamiyye Kasidesi'nde çok yakın akrabaları olduklarından dolayı onları son derece sert bir dille yermiştir. Nitekim kasidesinin bir yerinde şöyle der:

 

Allah Abdüşems ve Nevfel'e ileride değil, Yakında vereceği bir azap la bize lütfetsin.

 

Bir arpa danesi dahi haksızlık etmeyen adalet terazisiyle, Onun, haktan sapmayan kendinden bir şahidi vardır. Bizi ve boynu uzunları Halef oğullarına değişen,

Bu milletin düşledikleri gerçekten ne de alçak!

Biz ilk durumlarda Haşimlerin ve Kusaylzların,

Asıl en şereflileriyiz.

 

 

[3367] Cübeyr b. Mut'im b. Adiyy der ki: Ben ve Osman b. Aftan (r.a.) -yani Abdüşems oğlu Ümeyye oğlu Ebu'l-As'ın oğlu- Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e giderek, "Ya Rasulallah! Hayber'in humusundan Abdulmuttalib oğullarına verdin, bize ise vermedin. Oysa biz ve onlar sana aynı derecede yakınız." dedik. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sadece Haşimoğulları ile Abdulmuttalib oğulları aynıdır." buyurdu. Bunu Müslim rivayet etmiştir. Hadisin bir rivayetinde şu ifade geçer: "Onlar ne cahiliyyede ne İslam'da bizden hiç ayrılmadılar. " Alimlerin büyük çoğunluğu da aynı şekilde: Haşimoğulları ile Muttalipoğulları birdir, demişlerdir. Taberi: Bazıları ise Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in akrabalarından kastın Haşimoğulları oldukları görüşündedirler, demiş, sonra Husayf kanalıyla Mücahid’den şöyle rivayet etmiştir: Allah (c.c) Haşimoğullarında fakirlerin olduğunu bildi ve onlara zekat yerine humusu verdi. Başka bir rivayette Mücahid şöyle der:

 

Onlar Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zekat almaları helalolmayan akrabalarıdır, demiştir. İmam Taberi daha sonra Ali b. Hüseyin'den benzer bir söz rivayet etmiştir.

 

 

[3368] İmam Taberi der ki: Bazıları da kastın bütün Kureyşliler olduğunu söylemişlerdir. Nitekim bana Yunus b. Abdul'a'la, Abdullah b. Nafi"den, o da Said el-Makburi'den şöyle nakletti: Necde, İbn Abbas (r.a.)'a "Zevi'l-Kurba: Resulullah'ın akrabalarılının kimler olduklarını soran bir mektup yazdı. İbn Abbas (r.a.) da ona şu cevabı yazdı: "Biz "onlar bizleriz" diyorduk. Fakat milletimiz bize karşı çıkarak "Kureyşin hepsi akrabadır" dediler. Bu hadis Sahih-i Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai'de Said el-Makburi'nin Yezid b. Hürmüz'den rivayeti şu lafızla geçmektedir: Necde İbn Abbas (r.a.)'a "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in akrabalarının kimler olduklarını soran bir mektup gönderdi. O da cevabının bir yerinde "Ancak milletimiz bunda bize karşı çıktılar." ifadesi geçmektedir. (Yukarıdaki hadiste) geçen ziyade Ebu Ma'şer Necih b. Abdurrahman el-Medeni'nin rivayetinde tek kaldığı rivayetlerdendir. O ise zayıftır.

 

 

[3369] İbn Ebi Hatim'in İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Sizin için insanların ellerinin kiri olmamanızı istedim. Çünkü, sizi kimseye muhtaç bırakmayacak veya size yetecek olan ganimetin beşte birinin beşte biri sizindir. " Bu, senedi hasen bir hadistir. Senedindeki İbrahim b. Mehdi'yi Ebu Hatim sika kabul ederken, Yahya b. Main: Münker rivayetler getirir, demiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Yetimlere" Yani, müslüman yetimlere aittir. Alimler, bunun sadece müslüman yetimlere mi mahsus olduğu, yoksa zengin ve fakir tüm yetimleri de mi kapsadığı hususunda iki görüşe ayrılmışlardır.

 

"Yoksullara" (.....) Bunlar ihtiyaçlarını giderecek ve düşkünlüklerini ortadan kaldıracak mala sahip olmayanlardır.

 

"Ve yolcuya aittir."....." Bu, namaz kasr edilebilecek kadar mesafeye yolculuğa çıkan veya bu yolculuğa niyetlenen, onda kendisine harcayacak parası olmayan kişidir. Bunun tefsiri İnşaallah Tevbe suresindeki zekat ayetinde gelecek. Yalnız Allah'a güvenir ve sadece O'na tevekkül ederiz.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

42. Hatırlayın ki siz vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak kenarında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ayrılığa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helak olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helak olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.