|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Enfal Suresi 41.ayetler |
Ganimetlerin Taksimi:
41. Eğer Allah'a ve
hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir
savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki ganimet olarak aldığınız
herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Rasulü'ne, onun akrabalarına, yetimlere,
yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
Tefsiri:
Yüce Allah, geçmişteki
diğer ümmetlerden farklı olarak bu şerefli ümmete ganimetlerin helal oluşu
hükmünün detaylarını anlatıyor. Ganimet kafirlerden at ve deve koşturma (savaş)
sonucu ele geçirilen mallardır. Fey' ise, onlardan sulh yoluyla elde edilen
mallar, sahibi geride hiçbir varis bırakmadan ölen mallar, cizye ve haraç gibi
bunun dışında kalan mallardır. Bu İmam Şafii' nin, selef ve haleften bir grup
alimin görüşüdür. Alimlerden bazıları ise fey'i ganimetin, ganimeti de fey'in
kullanıldığı manada kullanırlar. Nitekim Katade bu ayetin Haşr suresindeki
"(Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından
uzaklaştırılmış olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve
Peygamberine yardım eden fakir muhacirlerindir.
, İşte doğru olanlar
bunlardır." (Haşr, 8) ayetini neshettiğini söylemiş ve "Enfal
suresindeki ayet bunu neshetti ve ganimetlerin dörtte biri Mücahidlere beşte
biri ise orada zikredilenlere tahsis edildi." demiştir. Onun söylediği
uzak bir ihtimaldir. Çünkü bu ayet Bedir savaşından sonra, o ayet ise Beni Nadr
hakkında nazil olmuştur. Bütün siyer alimleri arasında ise Beni Nadr olayının
Bedir’den sonra olduğunda hiçbir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu, hakkında hiçbir
şek ve şüphe bulunmayan bir husustur. Fey' ile ganimet arasında fark olduğu
görüşündeki alimler: O fey' malları hakkında, bu ayet ise ganimetler hakkında
nazil olmuştur, demişlerdir. Ganimet ve Fey'in Müslümanların imamının görüşüne
bırakıldığı görüşünde olanlar da: İmam uygun gördüğünde Haşr suresindeki ayet
ile ganimetin beşe taksimi ayeti arasında tezat söz konusu olmaz, demişlerdir.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Eğer Allah'a ve
hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir
savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız." Yani, eğer Allah'a (c.c),
ahiret gününe ve Allah'ın (c.c) peygamberine indirdiğine iman etmişseniz
ganimetlerin beşte biri hakkında size koyduğumuz hükmü uygulayın.
[3370] Nitekim Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde geçen Abd-i Kays hakkında ki İbn Abbas (r.a.)'tan gelen
rivayette Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Size dört şeyi emrediyor,
dört şeyden men ediyorum: size Allah'a iman etmeyi emrediyorum ... "
buyurmuş, sonra şöyle demiştir: "Siz Allah'a imanın ne olduğunu biliyor
musunuz? Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın
elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek ve ganimetin beşte
birini (humus) vermenizdir ... " Hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) humusu vermeyi Allah’a imandan olan şeyler arasında yapmıştır. Buna
binaen de İmam Buhari Sahih'inin İman Kitabı'nda "Humusu vermek imandandır
babı" başlığını atmış, sonra İbn Abbas (r.a.)'ın bu hadisini getirmiştir.
Allah'a hamd-ü senalar olsun bunu Buhari Şerhi'nde uzun uzadıya ele aldık.
,
"Eğer Allah'a ve
hak ile batılın ayrıldığı, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün
kulumuza" ganimet taksimine dair "indirdiğimize inanmışsanız,
şüphesiz Allah her şeye kadirdir." Mukatil b. Hayyan: "Kulumuza
indirdiğimize" ifadesinden kasıt "ona ganimet taksimine dair
indirdiğimize" dir, demiştir. Allah (c.c) Bedir gününde kullarına hakla
batılı birbirinden ayırmak suretiyle yaptığı lütuf ve ihsana dikkat çekiyor. O
güne "Furkan günü" adı verilmiştir; çünkü o günde Allah iman sözünü
batıl sözüne karşı yüceltmiş, dinini muzaffer kılmış, peygamberine ve
taraftarlarına yardım etmiştir. Ali b. Ebi Talha ve el-Avfi, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: "Furkan günü" Bedir günüdür.
Allah (c.c) onda hak ile batılı birbirinden ayırdı. Bunu Hakim rivayet
etmiştir. Mücahid, Miksem, Ubeydullah b. Abdullah, Dahhak, Katade, Mukatil ve
bir çok kişi de onun Bedir günü olduğunu söylemişlerdir. Abdurrezzak, Ma'mer
kanalıyla Zühri'den, o da Urve b. Zübeyr (r.a.)'tan "Furkan günü"
hakkında şöyle rivayet etmiştir: Kasıt Allah'ın hak ile batılı birbirinden
ayırdığı gündür ki o Bedir günüdür. Bu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in katıldığı ilk savaştır. Onda müşriklerin başı ise Utbe b. Rebia idi.
İki ordu Ramazan'ın on dokuzunda -veya on yedincisinde- Cuma günü karşılaştı.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı O gün 310 küsur, müşrikler
ise 1000 ila 900 arasındaydı. Allah (c. c) müşrikleri hezimete uğrattı.
Onlardan yetmişten fazla kişi öldürüldü, bir o kadar da esir alındı. Hakim,
Müstedrek'inde İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Kadir gecesini Ramazan'ın
bitimine on bir gün kaldığı gecede arayın; zira onun sabahı Bedir günüdür.
Hakim daha sonra: Hadis Buhari ve Müslim'in koşullarını haizdir, demiştir.
Hakim bunun benzerini de Cafer b. Burkan'ın bir adam kanalıyla Abdullah b.
Zübeyr (r.a.)'tan nakliyle rivayet edilmiştir. İmam Taberi de Hasan b. Ali'den
şöyle nakleder: Furkan gecesi, iki ordunun birbiriyle karşılaştığı gece
Ramazan'dan 17 gün geçtikten sonraki geceydi. Bunun senedi ceyyit ve
kuvvetlidir. Bunu İbn Merduyeh de Ebu Abdurrahman Abdullah b. Habib'den Ali
(r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Furkan gecesi sabahında iki ordunun
birbiriyle karşılaştığı Cuma gecesi, Ramazan ayından on yedi gün geçmiş olan
gecedir. Megazi ve Siyer alimlerince sahih olan da budur. Zamanında
Mısır'lıların imamı olan Yezid b. Ebu Habib: Bedir Pazartesi günüydü, demiş
fakat onunla aynı görüşü paylaşan kimse olmamıştır. Cumhurun görüşü ona tercih
edilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Allah'ın (c.c) ‘‘....
bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a ... aittir"
buyruğu iğne ve ipliğe kadar küçük büyük her şeyin beşe taksimini vurguyla
ifade etmektedir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette "Bir peygambere,
emanete hıyanet yaraşmaz. Kim emanete (devlet malına) hıyanet ederse, kıyamet
günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir. Sonra herkese
-asla haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tastamam verilir." (Al-i
İmran, 161) buyurur.
Hbeşte biri Allah'a,
ResulÜ'ne ... aittir." Müfessirler burada ihtilaf etmişlerdir. Kimisi:
Allah'ın beşte birden (humus) payı vardır ve bu Kabe'ye harcanır, demiştir.
[3358] Ebu Cafer
er-Razi, Rebi'den Ebu Aliye er-Riyahi'nin şöyle dediğini rivayet eder:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e ganimet getirildiğinde onu beşe
bölerdi. Dörtte biri savaşa katılanların olurdu. Sonra beşte biri alır ve elini
ona daldırır, ondan bir avuç dolusu alıp Kabe'ye ayırırdı. Bu Allah'ın payıydı.
Sonra kalanı beş paya bölerdi ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e
bir pay, akrabalara bir pay, yetimlere bir pay, yoksullara bir pay ve yolculara
bir pay ayırırdı.
Diğerleri ise şöyle
demişlerdir: Burada Allah'ın adı cümleye girişte teberrüken anılmıştır.
Allah'ın payı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'indir.
[3359] Dahhak, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle nakleder: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir
seriyye gönderip onlar bir ganimet getirdiklerinde onu beşe böler, o beşte biri
de beş kesime paylaştırırdı." İbn Abbas (r.a.) daha sonra Allah'ın (c.c.)
"Eğer Allah'a ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile
karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin
ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resulü'ne,
onun akrabalarına yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir." buyruğunu okumuştur.
Sonra şöyle demiştir: "beşte biri Allah'a aittir" ifadesi (manası
kastedilmeksizin sadece) bir giriş sözü olarak söylenmiştir. Göktekiler ve
yerdekiler zaten Allah'ındır. Böylece Allah'ın (c.c.) payı ile Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in payı bir yapilmıştır. İbrahim en-Nehai. Hasan
b. Muhammed b. el-Hanefiyye, Hasan-ı Basri, Şa'bi, Ata b. Ebi Rebah. Abdullah
b. Büreyde, Katade, Muğire ve birçok kişi Allah (c.c.) ile Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'ln paylarının bir olduğunu söylemişlerdir.
[3360] Bunu imam
Beyhaki'nin sahih bir senetle Abdullah b. Şakik kanalıyla Belkayn'dan bir
adamdan naklettiği şu rivayet desteklemektedir:
Kura vadisinde bir ata
göz atmakta iken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldim ve "Ya
Rasulullah! Ganimet hakkında ne dersin?" dedim. "Beşte biri Allah'ın,
beşte dördü ise ordunundur." buyurdu. "Ona kimse kimseden daha layık
değil midir?" dedim. "Hayır, sen içinden çıkardığın oka dahi müslüman
kardeşinden daha layık değilsin. " buyurdu.
İmam Taberi, Hasan-ı
Basri'den şöyle nakleder: Ebu Bekir (r.a.) malının beşte birini vasiyet etti ve
"Ben Allah'ın kendisi için razı olduğu mala razı olmayacak mıyım 7"
dedi.
Sonra bu görüştekiler
ihtilaf etmişlerdir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder:
Ganimet beşe bölünür onların dördü onun için savaşan kimselere verilirdi. Biri
ise dörde bölünür, onların biri Allah'a (c.c) ve Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ayrılırdı. Allah (c.c) ve Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) için
olan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in akrabaları içindi ve Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beşte birden (humus) hiçbir
şeyalmadı." İbn Ebi Hatim, Abdullah b. Büreyde'den, Allah'ın (c.c)
"bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a,
Rasulü'ne ... aittir" buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet eder:
Allah'a ait olan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'indir. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in olanlar ise onun eşlerinindir.
Abdulmelik b. Süleyman, Ata Ebi Rebah'tan şöyle nakleder: Cenab-ı Allah'ın (c.
c) ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in beşte birlik payları
birdir. O -yani Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) götürüp onda
dilediğini yapar. Bu görüş daha genel ve daha kapsamlıdır. Yani, Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Allah'ın (c. c) kendisine tahsis ettiği humusta
(beşte birin beşte birinde) dilediği gibi tasarrufta bulunabilir ve onu
ümmetine arzuladığı şekilde dağıtır.
[3361] Bunu İmam Ahmed
b. Hanbel'in Mikdam b. Ma'diyekerb el-Kindi'den naklettiği şu rivayet
desteklemektedir: Ben Ubade b. Samit, Ebu Derda, Haris b. Muaviye el-Kendi
(Allah hepsinden razı olsun) ile oturuyordum. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in hadisi üzerinde sohbet ettik. Ebu Derda, Ubade b. Samit (r.a.)'a
"Ey Ubade! Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu savaşlarda humus
hakkında ki sözlerini biliyor musun?" diye sordu. Ubade b. Samit (r.a.):
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gazvelerin birinde insanlarla
ganimetten bir deveye doğru namaz kıldı. Selam verince kalktı ve devenin iki
parmak ucu arasından bir kıl alıp şöyle buyurdu: "Bu sizin
ganimetlerinizdendir. Humus dışında hepsinde benim sizinle birlikte payım
vardır. Humus ise size döndürülecektir. Onun için iplikle iğneyi, bunlardan
daha büyüğünü ve daha küçüğünü teslim edin. Ganimet malını aşırmayın. Zira
ganimetten mal aşırmak onu yapanlar için dünya ve ahirette ateş ve ardır. Yakın
ve uzaktaki insanlarla Allah (c.c) yolunda cihad yapın. Allah (c.c) uğrunda
hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeyin. Allah'ın hazar ve seferdeki
kurallarını uygulayın. Allah (c.c) yolunda cihad edin. Zira cihad Cennet'in
büyük kapılarından bir kapıdır. Allah (c.c) onunla dert ve kederlerden
kurtarır. " Bu hasen bir hadistir ve Kütüb-i Sitte kitaplarının hiçbirinde
bu vecihten bir hadis göremedim.
[3362] Fakat yine İmam
Ahmed b. Hanbel ile Ebu Davud ve Nesai, Amr b. Şuayb'ın babasından, onun dedesi
Abdullah b. Amr (r.a.)'tan, onun da Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den humusun hikayesi ve ganimetten mal aşırmaktan nehiy hususunda bunun
benzeri bir hadis rivayet etmişlerdir.
[3363] Amr b. Abese
(r.a.)'tan rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara
(kıble tarafında bulunan) ganimet malı bir deveye doğru namaz kıldırdı. Selam
verince o deveden bir tüy kopardı, sonra "Bana sizin ganimetinizden, humus
hariç bu dahi helal değildir. Humus ise yine size döndürülür." buyurdu.
Bunu Ebu Davud ve Nesai rivayet etmişlerdir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in ganimetlerden kendisi için seçtiği köle, cariye, at, kılıç veya
benzeri şeyler vardı. Bunu Muhammed b. Sirin ve Şa'bi söylemiş, alimlerin çoğu
bunda onlara tabi olmuşlardır.
[3364] İmam Ahmed b. Hanbel
ve Tirmizi -hasen olduğunu söyleyerek- İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmişlerdir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Zülfikar adındaki
kılıcını Bedir günü ganimetten aldı. Uhud günü rüyasında gördüğü de o idi.
[3365] Aişe (r.anha)'dan:
"Safiyye Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ganimetten
seçtiklerdendi." Bunu da Ebu Davud Sünen'inde rivayet etmiştir.
[3366] Yine Ebu Davud
ile aynı zamanda Nesai Yezid b. Abdullah'tan şöyle rivayet eder: Biz hurma
kurutma harmanındayken bir adam elinde bir deri parçasıyla çıkageldi. Onu
okuduk ki üzerinde şöyle yazıyor: Allah'ın elçisi Muhammed'den Züheyr b. Ukayş
oğullarına! Eğer Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığına ve Muhammed'in
Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik ederseniz, namaz kılar, zekat verir,
ganimetin beşte birini, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in payını
ve onun seçip alma hakkı olan malı verirseniz siz Allah'ın (c.c) ve Resulü'nün
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) emanı altında güven içinde olursunuz." Biz:
"Bunu sana kim yazdı?" dedik. "Allah Resulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)" dedi. Bu hadisler ceyyit (sahih) olup bunun yerleşik bir hüküm
olduğuna ve varlığına delalet etmektedir. Bu yüzden bir çokları bunu Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e mahsus hükümlerden kabul etmişlerdir.
Bazıları şöyle
demişlerdir: İmam Fey' malında olduğu gibi humusta da Müslümanların maslahatına
olacak şekilde tasarrufta bulunur. Hocamız Allame İbn Teymiyye (rh.a) da böyle
demiştir. Bu İmam Malik ile seleften birçoğunun görüşüdür. Bu en sahih
görüştür.
Bu sabit olduktan ve
bilindikten sonra şunu da bil ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
humustan aldığı malların O'ndan sonra ne yapılacağı hususunda farklı göruşler
vardır. Bazıları: O'ndan sonra yönetime gelen halifenin olur, demişlerdir. Bu
Ebu Bekir (r.a.), Ali (r.a.), Katade ve bir grup ilim ehlinden rivayet edilmiş
olup, konuyla ilgili bir de merfu (Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in sözü) hadis vardır.
Bazıları: Bilakis Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in payı ile akrabalarının
(zevi'l-kurba) payı yetimlere, yoksullara ve yolculara verilir, demişlerdir.
İmam Taberi: Bu Iraklı bir grup alimin görüşüdür, demiştir. Humusun tamamının
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in akrabalarının olduğunu
söyleyenler de olmuştur. Nitekim İmam Taberi, Minhal b. Amr'dan şöyle nakleder:
Abdullah b. Muhammed b. Ali ile Ali b. Hüseyin'e humusu sordum. "O
bizimdir" dediler. Bunun üzerine Ali b. Hüseyin'e, "Ama Allah (c.c) "
... yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir." buyuruyor, dedim. İkisi
birlikte, "Bizim yetimlerimize ve yoksullarımıza aittir" dediler.
Süfyan-ı Sevri, Ebu Nuaym ve Ebu Üsame, Kays b. Müslim'den şöyle naklederler:
Hasan b. Muhammed b. el-Hanefiyye'ye (rh.a) Allah'ın (c.c) "bilin ki
ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Rasulü'ne, onun
akrabalarına yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir." buyruğunu sordum.
"Bu söze girişte teberruken söylenen söz kabilindendir. Yoksa, zaten dünya
ve ahiret yalnız Allah'ındır"
Sonra, insanlar bu iki
payın Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra ne
olacağı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bazıları Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in payının kendinden sonraki halifenin, bazıları
ise Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in akrabalarının olduğunu
söylemişlerdir. Bazıları: Akrabaların payının halifenin akrabalarının olduğunu
söylemişlerdir. Görüşleri bu iki payın atlarda ve Allah yolunda cihada
hazırlıkta kullanılacağında birleşmiştir. Nitekim Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın ve
Hz. Ömer (r.a.)'ın hilafetlerinde böyle yapılıyordu. A'meş der ki: İbrahim
en-Nehai: "Ebu Bekir (r.a.) ile Ömer (r.a.) Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in hissesini silah ve savaş techizatına ayırırlardı."
dedi. Ona "Ali (r.a.) ne yapardı?" dedim. "Bu konuda onlardan
daha katıydı" dedi. Bu, kalabalık bir alim grubunun (Allah onlara merhamet
etsin) göruşüdür.
Akrabaların hissesi
Haşimoğulları ile Muttaliboğullarına verilir. Çünkü Muttaliboğulları cahiliyye
dönemlerinde İslam'ın ilk yıllarında Haşimoğullarına destek vermişler, Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e yapılanlara öfkelenerek O'nu
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) korumak için onlarla birlikte vadiye inmişlerdi.
Bunu onların müslümanları Allah (c.c) ve Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) itaaten, kafirleri ise aşiret dürtüsü, onurunu koruma ve Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in amcası Ebu Talib'e itaaten yapıyorlardı.
Abdüşems oğulları ile Nevfel oğulları ise her ne kadar Haşimoğullarının amca
oğulları olsalar da bunda onlara katılmadıkları gibi aksine onlarla savaşmış,
mücadele etmiş ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile savaş hususunda
Kureyş boylarıyla anlaşmış ve birleşmişlerdir. O yüzden Ebu Talip, Lamiyye
Kasidesi'nde çok yakın akrabaları olduklarından dolayı onları son derece sert
bir dille yermiştir. Nitekim kasidesinin bir yerinde şöyle der:
Allah Abdüşems ve
Nevfel'e ileride değil, Yakında vereceği bir azap la bize lütfetsin.
Bir arpa danesi dahi haksızlık
etmeyen adalet terazisiyle, Onun, haktan sapmayan kendinden bir şahidi vardır.
Bizi ve boynu uzunları Halef oğullarına değişen,
Bu milletin düşledikleri
gerçekten ne de alçak!
Biz ilk durumlarda
Haşimlerin ve Kusaylzların,
Asıl en şereflileriyiz.
[3367] Cübeyr b. Mut'im
b. Adiyy der ki: Ben ve Osman b. Aftan (r.a.) -yani Abdüşems oğlu Ümeyye oğlu
Ebu'l-As'ın oğlu- Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e giderek, "Ya
Rasulallah! Hayber'in humusundan Abdulmuttalib oğullarına verdin, bize ise
vermedin. Oysa biz ve onlar sana aynı derecede yakınız." dedik. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sadece Haşimoğulları ile Abdulmuttalib
oğulları aynıdır." buyurdu. Bunu Müslim rivayet etmiştir. Hadisin bir
rivayetinde şu ifade geçer: "Onlar ne cahiliyyede ne İslam'da bizden hiç
ayrılmadılar. " Alimlerin büyük çoğunluğu da aynı şekilde: Haşimoğulları
ile Muttalipoğulları birdir, demişlerdir. Taberi: Bazıları ise Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in akrabalarından kastın Haşimoğulları oldukları
görüşündedirler, demiş, sonra Husayf kanalıyla Mücahid’den şöyle rivayet
etmiştir: Allah (c.c) Haşimoğullarında fakirlerin olduğunu bildi ve onlara
zekat yerine humusu verdi. Başka bir rivayette Mücahid şöyle der:
Onlar Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in zekat almaları helalolmayan akrabalarıdır, demiştir. İmam
Taberi daha sonra Ali b. Hüseyin'den benzer bir söz rivayet etmiştir.
[3368] İmam Taberi der
ki: Bazıları da kastın bütün Kureyşliler olduğunu söylemişlerdir. Nitekim bana
Yunus b. Abdul'a'la, Abdullah b. Nafi"den, o da Said el-Makburi'den şöyle
nakletti: Necde, İbn Abbas (r.a.)'a "Zevi'l-Kurba: Resulullah'ın
akrabalarılının kimler olduklarını soran bir mektup yazdı. İbn Abbas (r.a.) da
ona şu cevabı yazdı: "Biz "onlar bizleriz" diyorduk. Fakat
milletimiz bize karşı çıkarak "Kureyşin hepsi akrabadır" dediler. Bu
hadis Sahih-i Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai'de Said el-Makburi'nin Yezid
b. Hürmüz'den rivayeti şu lafızla geçmektedir: Necde İbn Abbas (r.a.)'a
"Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in akrabalarının kimler
olduklarını soran bir mektup gönderdi. O da cevabının bir yerinde "Ancak
milletimiz bunda bize karşı çıktılar." ifadesi geçmektedir. (Yukarıdaki
hadiste) geçen ziyade Ebu Ma'şer Necih b. Abdurrahman el-Medeni'nin rivayetinde
tek kaldığı rivayetlerdendir. O ise zayıftır.
[3369] İbn Ebi Hatim'in
İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Sizin için insanların ellerinin kiri
olmamanızı istedim. Çünkü, sizi kimseye muhtaç bırakmayacak veya size yetecek
olan ganimetin beşte birinin beşte biri sizindir. " Bu, senedi hasen bir
hadistir. Senedindeki İbrahim b. Mehdi'yi Ebu Hatim sika kabul ederken, Yahya
b. Main: Münker rivayetler getirir, demiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Yetimlere"
Yani, müslüman yetimlere aittir. Alimler, bunun sadece müslüman yetimlere mi
mahsus olduğu, yoksa zengin ve fakir tüm yetimleri de mi kapsadığı hususunda
iki görüşe ayrılmışlardır.
"Yoksullara"
(.....) Bunlar ihtiyaçlarını giderecek ve düşkünlüklerini ortadan kaldıracak
mala sahip olmayanlardır.
"Ve yolcuya
aittir."....." Bu, namaz kasr edilebilecek kadar mesafeye yolculuğa
çıkan veya bu yolculuğa niyetlenen, onda kendisine harcayacak parası olmayan
kişidir. Bunun tefsiri İnşaallah Tevbe suresindeki zekat ayetinde gelecek.
Yalnız Allah'a güvenir ve sadece O'na tevekkül ederiz.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |