İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Yunus Suresi

99 – 109.ayetler

 

Allah Dileseydi Herkes iman Ederdi:

 

99. Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü'min olsunlar diye insanları zorlayacaksın?

100. Allah'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine kılar.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah buyuruyor ki: "Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi." Yani, bütün dünyadakilerin hepsinin sana iman etmelerine izin verir (sağlar) ve hepsi iman ederdi. Fakat Allah'ın yaptıkları şeylerde bir hikmeti vardır. Nitekim Allah (c.c.) başka bir yerde şöyle buyurur: "Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. (Fakat) onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, ''Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım' sözü yerini buldu." (Hud, 118-119) Allah (c.c.) yine: "Eğer okunan bir Kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı, yahut onunla ölüler konuşturulsaydı (o Kitap yine bu Kur'an olacaktı). Fakat bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hala bilmediler mi ki Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi? Allah'ın vaadi gelinceye kadar inkar edenlere, yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir bela gelmeye devam edecek veya o bela evlerinin yakınına inecek. Allah, vaadinden asla dönmez." (Ra'd, 31) buyurur. O yüzden Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Böyle iken sen mi mü'min olsunlar diye insanları zorlayacaksın?" Yani, sen mi onları zorla mü'min yapacaksın? Yani, bu senin görevin de değildir, elinde de değildir. Bilakis Allah (c.c.) "Dilediğini sapıklığa yöneltir, dilediğini doğru yola iletir. O halde onlar için üzülerek kendini helak etme. " (Fatır,8) "(Ya Muhammed!) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lakin Allah dilediğini doğru yola iletir." (Bakara, 272) "Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!" (Şuara, 3) " ... sana ancak (Allah'ın emirlerini) tebliğ etmek düşer. Hesap yalnız bize aittir." (Ra'd, 40) "O halde (Rasulüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin." (Gaşiye, 21-22) Allah'ın (c.c.) her dilediğini yaptığına, bilgisi, hikmeti ve adaletiyle dilediğini hidayete erdirip dilediğini saptırdığına delalet eden daha birçok ayet vardır. O yüzden Yüce Allah burada şöyle buyuruyor: "Allah'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. o, pisliği" yani fesatçılığı ve sapkınlığı "akıllarını kullanmayanların" yani Allah'ın hüccet ve delilleri üzerinde düşünmeyenlerin "üzerine kılar." Hidayet ettiğine hidayet etme ve saptırdığını saptırmaya dair her yaptığında adaletlidir.

 

 

 

101. De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakın" Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz.

102. Onlar, kendilerinden önce gelip geçmiş toplumların günlerinin benzerlerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: "Haydi bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. "

103. Biz, sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. Aynı şekilde inananları da, üzerimize bir borç olarak kurtaracağız.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah "De ki: 'Göklerde ve yerde neler var, bakın'" buyruğuyla kullarına nimetleri, göklerin ve yerin yaratılışındaki akıl sahipleri için müthiş mucizeleri üzerinde tefekkür etmelerini tavsiye ediyor. İnsanlar göklerdeki sabit parlak yıldızlar ve hareket halindeki yıldızlarla güneş ve ay hakkında düşünsünler. Gece ve gündüz hakkında, bunların birbirinin ardından gelmesi, birinin diğerine girerek uzayıp diğerinin kısalması, sonra bunun kısalıp diğerinin uzaması üzerinde tefekkür etsinler. Göğün yüksek ve geniş oluşu, güzelliği ve süslülüğü, Allah'ın (c.c.) oradan yağmur indirip onunla ölümünden sonra toprağı diriltmesi, türlü türlü meyveler, tahıllar, çiçekler ve çeşitli bitkiler bitirmesi, yeryüzüne dağıttığı muhtelif şekil, renk ve faydası bulunan hayvanları düşünsünler. Oradaki dağları, ovaları ve çölleri, binaları ve harabeleri, denizlerdeki şaşılacak şeyleri ve dalgaları, bu dalgalara rağmen her şeye kadir olan, kendinden başka hiçbir ilah ve rabb bulunmayan Allah'ın (c.c.) insanoğlunun hizmetine vermesiyle onun yolcuların emrinde olması, gemileri taşıyıp yolcuları sakin bir şekilde yüzdürmesi üzerinde düşünsünler.

 

Yüce Allah sonra, "Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz. " buyuruyor. Yani, göklerdeki ve yerdeki ayetler, peygamberlerin doğruluklarını gösteren mucizeler, hüccetler ve burhanlar iman etmeyen bir topluluğa ne fayda verecek! Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: "Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar inanmazlar. Kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar inanmayacaklardır. " (Yunus, 96-97)

 

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Onlar, kendilerinden önce gelip geçmiş toplumların günlerinin benzerlerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: "Haydi bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim." Biz, sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız." Yani, peygamberleri yalanlayanları da helak ederiz. ''Aynı şekilde inananları da, üzerimize bir borç olarak kurtaracağız." Yani, bu Allah'ın kendi yüce zatına görevaldığı bir şeydir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. " (En'am, 54)

 

 

[3773] Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde geçen bir hadiste de Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Allah (c.c.) kendi katında bulunan Arş'ın üstündeki bir kitaba şöyle yazdı: Muhakkak ki rahmetim gazabımı geçmiştir. " buyurmuştur.

 

 

 

104. De ki: Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz, bilin ki ben Allah'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat ancak sizi öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. Ben mü'minlerden olmakla emrolundum.

105. "Ve hanif olarak yüzünü dine çevir; sakın müşriklerden olma" diye emredildi.

106. Allah'ı bırakıp da sana fayda ya da zarar vermeyecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun.

107. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, merhamet edendir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah, peygamberi Muhammed'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hitaben şöyle buyuruyor: "De ki: 'Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz'" yani, size getirdiğim Allah'ın (c.c.) bana vahyetmiş olduğu hanif dinin hak olup olmadığından şüphede iseniz işte "bilin ki ben Allah'ı bırakıp da sizin, taptıklarınıza tapmam, fakat ancak sizi öldürecek olan Allah’a kulluk ederim. " Ben tek olan ve hiçbir ortağı bulunmayan o Allah'a ibadet ederim ki sizi yarattığı gibi öldürecektir ve sonra dönüşünüz O'na olacaktır. Eğer sizin Allah (c.c.) dışında çağırdığınız ilahlar hak ve gerçekse, işte ben onlara ibadet etmiyorum; haydi bakalım, onları çağırın da bana bir zarar versinler. Oysa onlar zarar ve fayda veremezler. Zarar ve fayda verme gücü olan, tek olup hiçbir ortağı bulunmayan Allah'tır. "Ben mü'minlerden olmakla emrolundum."

"(Bana şöyle emredildi) "yüzünü hanif" yani şirkten ayrılmış bir tevhid eri ''olarak dine çevir" yani ibadetini yalnızca tek olan Allah'a yap. Hanif, şirkten uzak kimseye denir. O yüzden ardından şöyle denilmiştir: "sakın müşriklerden olma." Bu cümle "Ben mü'minlerden olmakla emrolundum." cümlesine matuftur.

"Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa ... " buyruğu hayır ve şerrin, fayda ve zararın sadece Allah'ın (c.c.) elinde olduğunu, bunlarda hiç kimsenin ona katılmadığını ve iştirak etmediğini, yegane ibadete layık olanın da tek olan ve hiçbir ortağı bulunmayan Allah (c.c.) olduğunu açıklamaktadır.

 

 

[3774] Hafız İbn Asakir, Safvan b. Süleym'in biyografisinde Enes b. Malik (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Hayatınız boyunca hayır isteyin. Kendinizi Allah'ın rahmet esintilerine bırakın. Zira Allah'ın (c.c.) bazı rahmet esintileri vardır ki onlardan dilediği kullarını nasiplendirir. Allah'tan ayıplarınızı örtmesini ve sizi korkularınızdan emin eylemesini isteyin. " İbn Asakir sonra bunu benzer bir lafızla Ebu Hureyre (r.a.)'tan yine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadisi olarak rivayet etmiştir.

 

"Ve O bağışlayandır, merhamet edendir. " Yani, şirk dahil hangi günah olursa olsun kendisine döneni ve tevekkül edeni affeder.

 

 

 

108. De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil değilim.

109. Sen, sana vahyolunana uy ve Allah hükmedinceye kadar sabret. O hakimlerin en hayırlısıdır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara, Allah (c.c.) katından getirdiğinin hiçbir şüphe ve tereddüt içermeyen bir hakikat olup kim o yolu bulup takip ederse onun faydasının kendisine döneceğini, kim de ondan saparsa onun vebalinin de kendi aleyhine olacağını haber vermesini emrediyor. "Ben sizin üzerinize vekil değilim. " Yani, ben siz iman edinceye dek başınızda bekçi tayin edilmiş değilim. Ben sadece sizi uyarıcıyım, hidayet ise Allah'a kalmıştır.

 

"Sen, sana vahyolunana uy" yani Allah'ın sana indirdiğine ve vahyettiği ne uy "ve Allah hükmedinceye kadar" sana karşı tavır takınanların bu tutumuna karşı "sabret. O hakimlerin en hayırlısıdır." Yani, adalet ve hikmetiyle hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

Yunus suresi tefsirinin sonu.

 

kullanmayanların üzerine kılar.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

Hud Suresi