|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Hud Suresi 96 – 105.ayetler |
Kavminin Kötülük
Önderi Firavun:
96, 97. Andolsun ki
Musa'yı, ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a ve erkanına gönderdik. Yine
de onlar Firavun'un işine uydular. Oysa Firavun'un işi hiç de doğru değildi.
98. Firavun, Kıyamet
gününde kavminin önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Varacakları yer ne
kötü yerdir!
99. Onlar burada da,
kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Onlara verilen bu mükafat ne kötü
mükafattır!
Tefsiri:
Yüce Allah Musa (a.s)'ı
ayetleri, beyyineleri, hüccetleri, güçlü ve kesin delilleriyle mel'un Firavun'a
gönderdiğini bildiriyor. Firavun kıpti halkı üzerinde Mısır ülkesi kralıydı.
"Yine de onlar Firavun'un işine" yani, Firavun'un azgınlık ve
sapıklıktaki yol ve sistemine "uydular. Oysa Firavun'un işi hiç de doğru
değildi" Yani, yolu düzgün ve doğru değildi. Yolu cehalet, dalalet, küfür
ve inattan başka bir şey değildi. Onlar dünyada Firavun'a uydukları,
kendilerinin önderi ve başkanı olduğu gibi, kıyamet gününde de önlerine düşüp
onları cehenneme götürecek ve oraya sokacak. Onlar oranın ölüm havuzundan
içecekler ve kendisinin en büyük azaptan nasibi herkesten çok olacak. Nitekim
Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyurur: ''Ama Firavun o peygambere karşı
gelmiş, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde yakalayıvermiştik"
(Müzzemmil, 16) Allah (c.c.) yine: "(O ise) hemen yalanladı ve isyan etti.
Sonra (inkar için)
olanca çabasını göstererek sırtını döndü. Derhal adamlarını topladı ve (onlara)
bağırdı: Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi. Allah onu, (herkese ibret olarak)
dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı. Elbette bunda, korkan kimseler için
büyük bir ibret vardır." (NaziM, 21-26) buyurur. ''Firavun, Kıyamet
gününde kavminin önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Varacakları yer ne
kötü yerdir!" İşte peşlerinden gidilen liderlerin durumu hep böyledir;
ahirette azapları bolalacaktır. Nitekim Allah (c.c.) ''Allah da: Zaten herkes
için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir."
(A'raf, 38) buyurur. Allah (c.c.) kafirlerin cehennemde şöyle
diyeceklerini haber
veriyor: "Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar
bizi yoldan saptırdılar, derler. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları
büyük bir lanetle rahmetinden kov." (Ahzab, 67-68)
[3812] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''İmriü'l-Kays cahiliyye şairlerinin
sancağını cehenneme götüren sancaktarı olacak. "
"Onlar burada da,
kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Onlara verilen bu mükafat ne kötü
mükafattır!" Yani, kendilerine verdiğimiz cehennem azabı cezasından ayrı
olarak bu dünyada da lanetle cezalandırırız. Mücahid der ki: Bunlara kıyamet
gününde bir lanet daha verildi ve böylece iki lanete uğradılar. Ali b. Ebi
Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Onlara verilen bu
mükafat" Yani, dünya ve ahiret laneti "ne kötü mükafattır!"
Dahhak ve Katade böyle demişlerdir. Allah (c.c.) da böyle buyurmuştur:
''Onları, (insanları) ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım
görmeyeceklerdir. Bu dünyada arkalarına lanet taktık. Onlar, kıyamet gününde de
kötülenmişler arasındadır." (Kasas, 41-42) Allah (c.c.) yine: "Onlar
sabah akşam o ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün de: Firavun ailesini
azabın en çetinine sokun, (denilecek)!" (Mü' min, 46) buyurmuştur.
100. İşte bu, o beldelerin
haberlerindendir. Onu sana anlatıyoruz, Onların bir kısmı ayakta, bir kısmı ise
si!inip gitmiştir.
101. Onlara biz
zulmetmedik, aksine onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiğinde,
Allah'ı bırakıp da taptıkları tanrıları, onlara hiçbir şey sağlamadı,
ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.
Tefsiri:
Allah (c.c.) o
peygamberlerin haberlerini, ümmetleriyle aralarında geçen olayları, Allah'ın
nasıl kafirleri helak edip mü'minleri kurtardığını anlattıktan sonra şöyle
buyuruyor: "İşte bu, o beldelerin haberlerindendir. Onları sana
anlatıyoruz. Onların bir kısmı ayakta" hayatta ve imarlı "bir kısmı
ise si!inip gitmiştir." helak ve yok olmuştur.
Biz onları helak ederken
"Onlara biz zulmetmedik, aksine onlar" peygamberlerimizi yalanlamak
ve onları inkar etmek suretiyle "kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri
geldiğinde, Allah'ı bırakıp da taptıkları tanrıları" yani taptıkları ve
dua ettikleri putları ve heykelleri ''onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını
artırmaktan başka bir şeye yaramadı." Mücahid, Katade ve başkaları
buradaki "....." kelimesini hüsran ve ziyan ile tefsir etmişlerdir.-
Çünkü helak ve yok olma sebepleri ilahlarına uymalarından ve onlara
tapınmalarından başka bir şey değildi. Allah (c.c.) onları yaptıklarının aynısıyla
cezalandırmış, taptıkları sebebiyle dünya ve ahirette ziyana uğramışlardır.
102. Rabbin, haksızlık
eden memleketleri yakaladığında, onun yakalayışı işte böyledir. Şüphesiz onun
yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!
Tefsiri:
Allah (c.c.) buyuruyor
ki: Peygamberlerimizi yalanlayan o zalim nesilleri helak ettiğimiz gibi onların
emsallerine ve benzerlerine de aynısını yaparız. ''Şüphesiz onun yakalaması pek
elem vericidir, pek çetindir!"
[3813] Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'tan naklettiklerine göre
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Allah zalime mühlet verir.
Nihayet yakaladığında onun elinden kurtulmasına izin vermez. " buyurdu,
sonra bu ayeti okudu: "Rabbin, haksızlık eden memleketleri yakaladığında,
onun yakalayışı işte böyledir. Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek
çetindir!"
103. İşte bunda,
ahiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır. O gün bütün
insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün hazır bulunduğu bir gündür.
104. Biz onu sadece
sayılı bir müddete kadar bekletiriz.
105. O geldiği gün,
Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi
mutlu.
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "İşte bunda" Şüphesiz bizim kafirleri helak etmemizde,
peygamberlere yardım edip mü'minleri kurtarmamızda "ahiret azabından
korkanlar için elbette bir ibret vardır." Ahiret yurduna dair yaptığımız
vaadlerin doğru olduğuna dair ibret ve öğüt vardır. Nitekim Allah (c.c.) başka
bir ayette şöyle buyurur: "Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere,
hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım
ederiz." (Mü' min, SI) Yine: "Rableri de onlara: 'Zalimleri mutlaka
helak edeceğiz!' diye vahyetti." (İbrahim, 13) buyurur.
"O gün"
hiçbiri istisna edilmeksizin ilkinden sonuncusuna "bütün insanların bir
araya toplandığı bir gündür" Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette:
"Hiçbirini
bırakmaksızın onları mahşerde toplamış olacağız." (Kehf, 47) buyurur.
"ve o gün hazır bulunduğu bir gündür. " Yani bütün meleklerin
katıldığı, tüm peygamberlerin toplandığı ve insanlardan, cinlerden, vahşi
hayvanlardan, evcil hayvanlardan tüm mahlukatın hep birlikte bir araya geldiği
gündür. O günde "Zerre kadar haksızlık yapmayan ve kulun yaptığı iyilikse
onu kat kat veren" (Nisa, 40) adaletli hakim Allah hükmedecektir.
"Biz onu sadece
sayılı bir müddete kadar bekletiriz." Biz kıyamet gününü kurmayı ancak
Adem (a.s)'ın neslinden belli zaman bir sürede belli sayıda kişinin dünyaya
gelmesine dair Allah'ın (c.c.) sözü, kazası ve kaderi bulunduğundan dolayı
erteleriz. Adem (a.s)'ın neslinden çıkmaları takdir edilmiş kimselerin sayısı
tamamlanır ve süre dolarsa Allah (c.c.) o vakit kıyameti koparır. O yüzden
Allah (c.c.) sonra "Biz onu sadece" eksiltilmeyen ve artırılmayan
"sayılı bir müddete kadar bekletiriz. " buyurmuştur.
"O geldiği gün,
Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz." O gün, yani kıyamet günü
geldiğinde hiç kimse Allah'ın (c.c.) izni olmaksızın konuşamaz. Nitekim Allah (c.c.)
başka bir ayette şöyle buyurur: "Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup
durduğu gün, Rahman'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da
doğruyu söyler." (Nebe, 38) Bir ayette de: "O gün insanlar, davetçiye
(İsrafil'e) uyacaklar. Ona karşı yan çizmek yoktur. Artık, çok esirgeyici Allah
hürmetine sesler kısılmıştır. Bu yüzden, fısıltıdan başka bir ses işitemezsin.
" (Taha, 108) buyurur.
[38141 Buharive
Müslim'in Sahih'lerinde geçen uzun şefaat hadisinin bir bölümünde Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: "O gün peygamberler dışında
hiç kimse konuşmaz. Onların o gün duaları ise 'Allah'ım! Koru, koru' duasından
ibarettir. "
"Onlardan kimi
bedbahttır, kimi mutlu." Yani, oraya toplananların bir kısmı bedbahtlardan
bir kısmı ise mutlulardır. Nitekim başka bir ayette Allah (c.c.)
"Şehirlerin anası (olan Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman
ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça
bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın
alevli cehennemdedir. " (Şura, 7) buyurur.
[3815] Hafız Ebu Ya'la,
Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.
" ayeti nazil olunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
"Ey Allah Rasulü! Biz neye göre amel edeceğiz; (yazılıp) bitirilmiş bir
işe göre mi, bitirilmemiş bir işe göre mi?" dedim. asulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Ey Ömer! Bitirilmiş ve kalemler yazmış olan bir şeye
göre. Fakat herkes ne için yaratılmışsa ona kolaylaştırılacaktır."
buyurdu. Sonra Yüce Allah bedbahtlarla mutluların hallerini açıklayarak şöyle
buyuruyor:
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |