|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Hud Suresi 118 – 123.ayetler |
Allah Dileseydi
İnsanları Bir Tek Yapardı:
118. Rabbin dileseydi
bütün insanları bir tek millet yapardı. Fakat onlar ihtilafa düşmeye devam
edecekler.
119. Ancak Rabbinin rahmetine
nail olanlar müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin,
"Andolsun ki cehennemi insanlar ve cinlerle
toptan dolduracağım" sözü yerini buldu.
Tefsiri:
Yüce Allah kendisinin
bütün insanları iman veya küfür üzere olan tek tip topluluk yapmaya kadir
olduğunu bildiriyor. "Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet
yapardı" Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "Eğer Rabbin
dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi iman ederdi." (Yunus, 99)
buyurur. "Fakat onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler. Ancak Rabbinin
rahmetine nail olanlar müstesnadır. " Yani, dinlerinde, mensubu
bulundukları dinin inanç, akide, görüş ve fikirlerinde insanlar arasında
ihtilaf devam etmektedir. ikrime der ki: ihtilaftan
kasıt doğru yol hakkında ihtilaflarıdır, demiştir. Hasan-ı Basri
ise: Rızkta farklı farklı olmalarıdır. Allah (c.c.)
insanları rızkta birbirlerinin hizmetine verir, demiştir. Doğru olan yaygın
görüş birincisidir.
"Ancak Rabbinin
rahmetine nail olanlar müstesnadır." Yani, emrolundukları
dine tutunan kendilerine rahmet olunmuş peygamber takipçileri bundan
müstesnadır. Bu her zaman onların adeti olagelmiştir.
Nihayet Resullerin ve nebilerin sonuncusu ümmi peygamber geldiğinde ona uymuş,
inanmış, yardım etmiş ve destek vermişlerdir. Böylece dünya ve ahiret saadetini kazanmışlardır. Çünkü kurtuluşa erecek
olan bu topluluktur.
[3842] Nitekim Müsned ve SÜnen kitaplarında
birbirini destekleyen bir çok tarikle gelen bir
hadiste Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Ümmetim de
yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Onların bir fırka dışında hepsi cehennemdedirler.
"buyurdu. Sahabiler "Ya Rasulallah!
Onlar kimlerdir?" dediler. "Benim ve ashabımın yolunda
olanlardır" buyurdu. Hakim bunu Müstedrek'te bu ziyadeyle rivayet etmiştir.
Ata der ki: "Fakat
onlar ihtilafa düşmeye devam etmekteler. " buyruğunda kastedilenler
Yahudiler, Hristiyanlar ve Mecusilerdir. "Ancak
Rabbinin rahmetine nail olanlar müstesnadır." ile kastedilenler ise hanif (tevhid) dininden
olanlardır. Katade: "Allah'ın rahmetini kazanmış
kimseler ülkeleri ve bedenleri ayrı olsa da birlikçiler, Allah'a asi olanlar
ise ülkeleri ve beldeleri bir arada bulunsa da ayrılıkçılardır." demiştir.
"Zaten Rabbin onları
bunun için yarattı." Hasan-ı Basri'den yapılan
bir rivayete göre o bu ayeti "Onları ihtilaf etmeleri için yarattı"
diye tefsir etmiştir. Ali b. Ebi Talha'nın rivayetine
göre İbn Abbas (r.a.): Onları iki gurup olarak
yarattı, diye tefsir etmiştir. Buna göre ayetin manası "Onların kimisi
bedbaht, kimisi bahtiyardır" ayetindeki gibidir.
Bir görüşe göre ise m@ma: Onları rahmet için yarattım, şeklindedir. İbn Ebi Nücih'ten
şöyle nakledilmiştir: İki adam tartışmalı oldukları bir hususu Tavus'a getirdiler
ve yanında uzun uzadıya tartıştılar. Bunun üzerine Tavus: İhtilaf ettiniz, onu
uzattıkça uzattınız, dedi. Onlardan biri: Biz de bunun için yaratıldık, dedi. Tavu.s
şöyle cevap verdi: Yalan söylüyorsun. Allah (c.c.) "Fakat onlar ihtilafa
düşmeye devam etmekteler.Ancak Rabbinin rahmetine nail
olanlar müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı." buyurmuyor
mu? Allah (c.c.) onları ihtilaf etsinler diye değil birlik olmaları ve rahmet
için yarattı. İkrime'nin rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) da: Allah (c.c.) onları sadece rahmet için
yarattı, azap için yaratmadı, demiştir. Mücahid, Dahhak ve Katade de böyle
demişlerdir. Bu görüşün manası "Ben cinleri ve insanları, ancak bana
kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat, 56)
ayetine dönmektedir.
Bir görüşe göre ise
Allah (c.c.)'ın onları rahmet ve ihtilaf için
yarattığı kastedilmiştir. Nitekim başka bir rivayete göre Hasan-ı BasrI "Fakat onlar ihtilafa düşmeye devam etmekteler.Ancak Rabbinin rahmetine nail olanlar
müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. " buyruğu hakkında:
"İnsanlar farklı farklı dinlerde birbirlerinden
farklıdır. ''Ancak Rabbinin rahmetine nail olanlar müstesnadır." Rabb'inin merhamet ettiği kimseler ise ihtilaf halinde
değildir." dedi. Ona "Peki onları niçin yarattı? " dediler.
"Bunları cenneti için, diğerlerini cehennemi için yarattı. Bunları rahmeti
için, diğerlerini azabı için yarattı." dedi. Ata b. Ebi
Rebah ve A'meş de böyle
demişlerdir. İbn Vehb der
ki: İmam Malik’e "Fakat onlar ihtilafa düşmeye devam etmekteler Ancak
Rabbinin rahmetine nail olanlar müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için
yarattı." buyruğunu sordum. "Bir grup cennette, bir grup ise
cehennemdedir" dedi. Taberi, Ebu
Ubeyd ve Ferra da bu görüşü benimsemişlerdir.
Kendisinden yaptığımız bir rivayette de İmam Malik şöyle demiştir: "Zaten
Rabbin onları bunun için yarattı." Allah (c.c.) onları rahmet için
yarattı. Bazıları ise: ''İhtilaf için yarattı." demişlerdir.
"Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi insanlar ve cinlerle toptan
dolduracağım." sözü yerini buldu." Yüce Allah kendisinin tam
bilgisinden ve derin hikmetinden dolayı yarattıklarından bazılarının cenneti
bazılarının cehennemi hak edeceklerini daha önce takdir ve kaza ettiğihi, cehennemi mutlaka bu iki kalabalık mahlukla, insanlar ve cinlerle dolduracağını bildiriyor.
Kuvvetli hüccet ve tam hikmet O'na aittir.
[3843] Buhari ve Müslim Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir; Cennet ile
Cehennem tartıştılar. Cennet "Benim ne eksiğim var da bana hep zayıf ve
basit insanlar girecek" dedi. Cehennem: "Bana da kibirliler ve
zorbalar seçildi" dedi. Bunun üzerine Allah Teala
Cennete; "Sen benim rahmetimsin. Seninle dilediğim kullanma merhamet
ederim.", Cehenneme de; "Sen de benim azabımsın. Seninle dilediğim
kullanma azap ederim" Sonra her ikisine birden: "Her biriniz de
dolacak" dedi. Cennette Allah'ın lütuftan devam edecek, hatta oraya
yerleştirmek için yeni mahlukatlar yaratacak. Cehennem
ise "Daha yok mu?" deyip duracak. Nihayet izzet sahibi Allah ayağını
üstüne basınca cehennem "İzzetine andolsun ki
yeter, yeter!" diyecek."
120. Peygamberlerin
haberlerinden senin kalbini teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz.
Bunda sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve bir uyarı
gelmiştir.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
Ey Muhammed! Senden önce geçen peygamberlerin ümmetleriyle olan hikayelerini, onlarla nasıl mücadeleler ve tartışmalar yapıtdığını, peygamberlerin yalanlanmalara ve eziyetlere
nasıl sabır ve tahammül ettiklerini, Allah'ın (c.c.) mü' min
taraftarlarını muzaffer kılıp kafir düşmanlarını mağlup ve rüsvay
ettiğini sana, senden önceki peygamber kardeşlerin senin için örnek olması
için, böylece kalbine sebat vermek için anlatıyoruz.
"Bunda sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir."
buyruğundaki "bunda"dan kasıt bu suredir. İbn Abbas (r.a.), Mücahid ve
seleften bir grup böyle demişlerdir. Hasan-ı Basrl'den
yapılan bir rivayete ve Katade'ye göre kasıt "bu
dünyada" dır. Ancak doğrusu, peygamberlerin
kıssalarını, Allah'ın (c.c.) nasılonları ve onlara inananları
kurtarıp kafirleri helak ettiğini içeren bu sure
kastedilmiştir. Bu surede sana gerçek hikayeler, doğru
haberler, kafirlerin ayaklarını denk alacakları bir uyarı, mü'minlerin
öğüt alacakları bir nasihat gelmiştir.
121. İman etmeyenlere
de ki: Yaptıklarınızı yapın, biz de yapıyoruz.
122. Bekleyin!
Şüphesiz biz de bekleyenleriz!
Tefsiri:
Yüce Allah peygamberine,
Rabb'inden getirdiklerine iman etmeyenlere tehdit
yollu şöyle demesini emrediyor: "Siz yaptıklarınızı yapın" Yani,
kendi yol ve tarzınıza göre yaşayın "biz de yapıyoruz. " Biz de kendi
yol ve tarzımıza göre yaşıyoruz. Yani, "Yurdun (dünyanın) sonunun kimin
lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki zalimler iflah
olmazlar." (En'am, 135) Allah (c.c.) gerçekten
peygamberine verdiği vaadi yerine getirdi, ona yardım etti ve muzaffer kıldı.
Kendisinin sözünü en yüce, kafirlerin sözünü ise en
aşağı kıldı. Allah (c.c.) güçlüdür, büyük hikmet sahibidir.
123. Göklerin ve yerin
gaybı yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle
ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rabbin sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.
Tefsiri:
Yüce Allah kendisinin
göklerdeki ve yerdeki gaybları (bilinmeyen,
görünmeyenleri vs.) bildiğini, dönüş ve varışın kendisine olacağını, hesap
gününde her çalışanın çalıştığının karşılığını vereceğini bildiriyor. Çünkü
yaratan O'dur ve emretme yetkisi O'ndadır. Allah
(c.c.) ise kendisine ibadet ve tevekkülü emretmiştir. Çünkü O kendisine tevbe eden ve yönelen kimseye kafidir.
"Rabbin sizin yaptıklarınızdan gafil değildir." Yani: Ey Muhammed!
Seni yalanlayanların hali Allah'a gizli değildir. Bilakis onların hallerini ve
sözlerini bilmekte olup bunların karşılığını dünya ve ahirette
tam verecek, iki dünyada sana ve taraftarlarına onlara karşı yardım edecektir.
İmam Taberi, Ka'b b.
Malikten şöyle nakleder: Tevrat'ın sonu Hud'un sonu
gibidir.
Hud suresinin tefsiri bitti.
Allah'a hamd-ü senalar olsun.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |