|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Yusuf Suresi 99 – 101.ayetler |
Yakup (a.s) Ailesinin
Toptan Mısır'a Göçmesi ve Yusuf (a.s)'ın Huzuruna Varmaları:
99. Yusuf'un yanına
girdikleri zaman, ana-babasını bağrına bastı ve "Allah'ın izniyle Mısır'a güven
ve huzur içinde girin" dedi.
100. Ana ve babasını
tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi ona secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi
ki: Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu
gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lutfetti. Çünkü beni zindandan
çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden
getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Gerçekten bilen, hüküm ve
hikmet sahibi O' dur.
Tefsiri:
Yüce Allah burada Yakup
(a.s)'ın Yusuf (a.s)'ın yanına ve Mısır'a gelişini anlatıyor. Yusuf (a.s)
kardeşlerinden aile efradının tamamını getirmelerini isteyince son fertlerine
kadar herkesi alıp Ken' andan Mısır'a taşınmak üzere yola çıktılar.
Yaklaştıkları haberi gelince Yusuf (a.s) onları karşılamak için çıktı. Kral da
emirlerine ve önde gelert insanlara Allah'ın (c.c.) peygamberi
Yakup (a.s)'ı karşılamak
için çıkmalarını emretti. Onu karşılamak için kralın da çıktığı söylenir ki
büyük ihtimalle böyledir.
"Yusuf'un yanına
girdikleri zaman, ana-babasını bağrına bastı ve
'Allah'ın izniyle
Mısır'a güven ve huzur içinde girin.' dedi" ifadesini bir çok müfessir,
açıklama getirilmesi gereken müşkil bir ifade olarak görmüşlerdir. Bazılarına
göre cümlede takdim ve te'hir (öndekinin arkaya arkadakinin öne alınması)
vardır ve mana şöyledir: "Yusuf onlara ''Allah'ın izniyle Mısır'a güven ve
huzur içinde girin." dedi. Ana-babasını bağrına bastı ve onları tahtına
üstüne çıkarıp oturttu." Taberi bu görüşü kabul etmemiş ve güzel bir
şekilde cevaplandırmıştır. Sonra Süddi'nin nakletmiş olduğu şU görüşü tercih
etmiştir: Yusuf (a.s) ana babasını karşıladığında bağrına bastı. Sonra birlikte
ülkenin kapısına vardıklarında onlara: ''Allah'ın izniyle Mısır'a güven ve
huzur içinde girin. " dedi. Fakat bu da problemlidir. Çünkü ''...."
(bağrına bastı, yani yanına aldı, yanında bir yere yerleştirdi) fiili ancak
evde gerçekleşir. "Yusuf'un yanına girdiklerinde öz kardeşini yanına
aldı... " (Yusuf, 69) ayetinde olduğu gibi.
[3876] (Aynı kelimenin
kullanıldığı) Bir hadiste "Kim bir caniyi (veya bid'atçıyı) bağrına
basarsa (yanına alır ve korursa) ... " buyurulmuştur. Yusuf (a.s) bu sözü
onlara Mısır'a girmelerinden ve onları bağrına basmasından sonra söylemiş ve
"Mısır'a ... girin" cümlesini (tazmin üslubuyla) "Mısır'a ...
yerleşin / kalın" manasında söylemiş olmasına ne engel var? "Güven ve
huzur içinde" Yani, içinde bulunduğunuz kıtlık ve kuraklıktan uzak ve
rahat bir halde. Allah (c.c.)'ın (Kralın rüyasına göre devam etmesi gereken)
diğer kıtlık yıllarını, Yakup (a.s)'ın onların ülkelerine gelmesinin
bereketiyle Mısır'lılardan kaldırdığı söylenir.
[3877] Nitekim Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de Mekke'lilere ''Allah'ım! Onlara
Yusuf döneminde yedi yıl süren kıtlık seneleri gibi kıtlık yılları musallat
et" diye beddua etmişti. Sonra müşriklerin ona yalvarmaları, araya
aracılar koyarak razı etmeye çalışmaları ve bu konuda Ebu Süfyan'ı göndermeleri
üzerine onlara dua edince duasının bereketiyle kalan yıllarda kuraklık
kalkmıştı.
Yüce Allah'ın
"ana-babasını bağrına bastı" buyruğu hakkında Süddi ve Abdurrahman b.
Zeyd: Onlar babası ile teyzesiydi. Annesi ise çok önce vefat etmişti,
demişlerdir. Muhammed b. İshak ile Taberi ise: Babası ve annesi yaşıyordu,
demişlerdir. Taberi: Annesinin öldüğüne dair hiçbir delil yoktur. Kur'an'ın
zahiri ifadesi de annesinin hayatta olduğuna delalet etmektedir, demiştir.
Taberi'nin desteklediği hususu sözün akışının delalet ettiği mana da
desteklemektedir.
''Ana ve babasını
tahtının üstüne çıkartıp oturttu" İbn Abbas (r.a.), Mücahid ve bir çok
kişi "arş"tan kastın taht olduğunu söylemişlerdir. Yani, onları
kendisiyle birlikte tahtına oturttu. "ve hepSi ona secdeye kapandılar.
" Yani, ana babası ile kalan on bir kardeşi ona secdeye kapandılar.
"(Yusuf) dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm)
rüyanın yorumudur." Yusuf (a.s) bununla, daha önce babasına
"Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları
bana secde ederlerken görüm." (Yusuf, 4) diyerek anlattığı rüyayı
kastetmiştir. Secde onların şeriatında caizdi. Zira büyüğe selam verirken ona
secde ederlerdi. Bu Adem (a.s)'ın şeriatından İsa (a.s)'ın şeriatına kadar
bütün şeriatlarda böyle devam etti ve bu ümmette haram kılındı. Secde sadece
yüce Rabb'e mahsus yapıldı. Katade ve başkalarının sözlerinin ifade ettiği de
budur.
[3878] Bir hadiste ifade
edildiğine göre Muaz (r.a.) Şam'a gittiğinde insanların papazlarına secde
ettiklerini görmüş, döndüğünde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e secde
etmişti. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu nedir ey
Muaz?" diye sormuş. Muaz "Ben onları papazlarına secde ederlerken
gördüm. Sen ise secde edilmeye daha layıksın" demiş. Bunun üzerine Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu: "Bir kimseye birine
secde etmeyi emredecek olsaydım kadına, üzerindeki hakkının büyüklüğünden
dolayı kocasına secde etmesini emrederdim. "
[3879] Başka bir hadiste
de şöyle geçmektedir: Selman Medine'nin yollarının birinde Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile karşılaştı. İslam'a gireli fazla olmamıştı ve
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e secde etti. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "'Bana secde etme ey Selman, hiç ölmeyen ve
diri olana (Allah'a) secde et' dedi. Anlatmak istediğimiz özetle şu ki bu
onların şeriatlarında caizdi ve onlar da Yusuf (a.s)'a bu yüzden secde
etmişledi.
Onlar secde edince Yusuf
(a.s) şöyle dedi: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın
yorumudur."
Yani, işin vardığı
noktadır. Çünkü te'vil (yorum) işin vardığı duruma denir. Mesela bir ayette
"(Fakat onlar), onun tevilinden başka bir şey beklemiyorlar. Te'vili
geldiği (haber verdiği şeyler ortaya çıktığı) gün ... " (A'raf, 53)
buyurulmuştur. Yani, vaad olundukları hayır ve şerrin kıyamet gününde
kendilerine geldiği gün .... "
"Rabbim onu hak
kıldı." (Hayatta gerçekliği bulunan) doğru ve sahih bir rüya kıldı. Yusuf
(a.s) sonra Allah'ın (c.c.) kendisine bahşettiği nimetleri zikrederek şöyle
demiştir: "Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lutfetti. Çünkü beni zindandan
çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden
getirdi." İbn Cüreyc ve başkaları: Onlar hayvanları bulunan ve çölde
yaşayan kimselerdi, demişlerdir. Yine: Şam ülkesinin basık bölgelerinde,
Filistin topraklarındaki el-Arabat denen yerde oturuyorlardı, demiştir.
Bazıları: Husma'nın altındaki bir patika yol tarafında bulunan Evlac denen
yerde oturuyorlardı. Çöl halkından olup koyun ve develeri vardı, demiştir.
"Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir." Bir şeyi dilediğinde
onun için sebepler yaratır, onu. kolaylaştırır ve olmasını takdir eder.
"Gerçekten bilen ve hüküm, hikmet sahibi O'dur." Kullarının faydasına
olan şeyleri bilir. Fiil ve sözlerinde, kaza ve kaderinde, seçtikleri ve dilediklerinde
hikmet sahibidir.
Ebu Osman en-Nehdi,
Selman'dan şöyle nakleder: Yusuf (a.s)'ın rüyayı görmesiyle gerçekleşmesi
arasında kırk yıl vardır. Abdullah b. Şeddad:
Rüyalar en geç bu sürede
gerçekleşir, demiştir. Bunu Taberi rivayet etmiştir. Taberi ayrıca Hişam'dan,
Hasan-ı Basri'nin şöyle dediğini nakletmiştir: Yusuf (a.s)'ın babasından,
ayrılmasından buluşmalarına seksen yıl geçti. Bu süre zarfında hüzün kalbinden
hiç ayrılmadı, gözyaşları yanaklarına sürekli aktı. Yeryüzünde Allah'a Yakup (a.s)'dan
daha sevgili bir kul yoktu. Taberi'nin Yunus'tan rivayetine göre o bunu Hasan-ı
Basri'den seksen üç yıl olarak
rivayet etmiştir.
Mübarek b. Fadale de Hasan-ı Basri'den şöyle nakleder:
Yusuf (a.s) kuyuya on
yedi yaşında atıldı. Babasından seksen yıl ayrı yaşadı. Buluşmalarından sonra
yirmi üç yıl yaşayıp yüz yirmi yaşında vefat etti. Katade: Ayrılmaları ile
buluşmaları arasında otuz beş yıl vardır, demiştir. Muhammed b. İshak der ki:
Doğrusunu en iyi Allah bilir ya bana zikredildiğine göre, Yusuf (a.s)'ın
Yakup'tan (a.s) ayrılığı on sekiz yıl sürmüştür. Kitap Ehli bunun kırk yıl veya
o civarda olduğunu, Yakup (a.s)'ın Mısır'a geldikten on yedi yıl sonra Allah'ın
(c.c.) onu katına aldığını söylerler. Ebu Ubeyde, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle
nakleder: İsrailoğulları Mısır'a altmış üç kişi olarak girdiler ve oradan 670
bin kişi olarak çıktılar. Ebu İshak, Mesuktan şöyle nakleder: Erkekli kadınlı
390 kişi olarak girdiler. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Muhammed b. Ka'b
el-Kurezi, Abdullah b. Şeddad'dan şöyle nakleder:
Yakup (a.s)'ın aile
halkı hep birlikte Mısır'da bulunan Yusuf (a.s)'ın yanına gittiklerinde küçüğü
ve büyüğü, erkeği ve kadınıyla 84 kişiydiler. Oradan ise altı yüz bin küsur
kişi olarak çıktılar.
101. Ey Rabbim! Mülkten
bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin.
Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni
müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat!
Tefsiri:
Yusuf (a.s) ana babası ve
kardeşleri bir araya toplanınca, kendisine ihsan da bulunduğu peygamberlik ve
saltanat nimetleriyle Allah'ın (c.c.) üzerindeki nimeti tamamlanınca dua ederek
Rabb'inden isteklerde bulunuyor. Yusuf (a.s) Allah'ın (c.c.) dünyada nimetini
tamamladığı gibi ahirette de ihsanına devam etmesini,-Dahhak'ın tefsirine göre
- onu vefat ettireceği zaman canını müslüman olarak almasını istemekte, onu
salihlere, yani nebi ve rasul kardeşlerine katmasını talep etmektedir.
-Allah'ın salatları ve selamı hepsinin üzerine olsun.- Bu duayı Yusuf (a.s)'ın
tam ölüm anı geldiğinde söylemiş
olma ihtimali de
bulunmaktadır.
[3880] Nitekim Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde Aişe (r.anha)'dan yaptıkları rivayete göre; Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vefat edeceği zaman parmağını yukarı
kaldırıp ''Allah'ım! Beni Refik-i A'la'da kıl (en yüce dostun yanında eyle),
Beni Refik-i A'la'da kıl, Beni Refik-i A'la'da kıl." dedi. Yusuf (a.s)'ın
bu duayı Allah'a (c.c.)'ya, ömrünün sonlarına gelip ölümü yaklaştığında (genel
bir dua olarak) kendisini İslam üzere öldürüp salihlere katması için yapmış
olması da mümkündür. Bu, kişinin başkasına "Allah seni İslam üzere
öldürsün" demesi ve dua eden kimsenin duasında "Allah'ım! Bizleri
müslümanlar olarak yaşat, müslümanlar olarak öldür ve bizi salihler zümresine
ilhak eyle" diye duası gibidir. Bir ihtimal de Yusuf (a.s)'ın bununla
Allah'tan ölmeyi istemiş olmasıdır. Zira bu onların şeriatlarında caizdİ.
Nitekim Katade "Beni müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat!"
buyruğu hakkında şöyle der: Allah (c.c.) onun perişan ve dağınık halini
düzeltip gözünü aydınlatınca, o gün dünya nimetleri, saltanatı ve cazibiyeti
içinde bir halde iken kendinden önceki salihlere özlem duydu. İbn Abbas (r.a.)
şöyle derdi: Yusuf (a.s)'dan önce hiçbir peygamber ölümü temenni etmedi.
Taberi ve Süddi, İbn
Abbas (r.a.)'tan: Yusuf (a.s) bu duayı ilk yapan peygamberdir, dediğini rivayet
etmişlerdir. Bu rivayette Yusuf (a.s)'ın İslam üzere ölmek için ilk dua eden
peygamber olduğu kastedilmiş olabilir. Nitekim "Rabbim! Beni, ana-babamı,
iman etmiş olarak evime giren leri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları
bağışla, zalimlerin de ancak helakini arttır." (Nuh, 28) duasını ilk yapan
da Nuh (a.s) olmuştur. Bu rivayette Yusuf (a.s)'ın Allah'tan kendisini öldürmesini
isteyen ilk peygamber olduğu da kastedilmiş olabilir ki Katade'nin sözünün
zahirinden anlaşıldığına göre onun duası böyledir. Fakat bu bizim şeriatımızda
caiz değildir.
[3881] İmam Ahmed b.
Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sakın sizden kimse başına gelen bir
zarar ve sıkıntıdan dolayı ölümü temenni etmesin. Ölümü istemek zorunda kalırsa
da 'Allah'ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Ölmek benim için
hayırlıysa beni öldür' desin. "
[38821 Bu hadisi Buhari
ve Müslim de Sahih'lerinde tahric etmiş olup rivayetlerindeki ifade şöyledir:
"Sizden biri asla başına gelen bir zarardan dolayı ölümü temenni etmesin.
Çünkü (yaşadığı taktirde) iyi biriyse iyilikleri artar, kötü biriyse belki
tevbe eder. Fakat şöyle desin: Allah'ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu
sürece beni yaşat. Ölmek benim için hayırlıysa beni öldür."
[3883] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Ümame (radiyallahu anh)'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bizimle oturdu ve bize nasihat yaptı, kalplerimizi yu muş
attı. Bunun üzerine Sa'd b. Ebi Vakkas ağlamaya başladı ve uzun uzun ağlayıp
"Keşke ölseydim" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Ey Sa'd! Benimle birlikteyken mi ölümü temenni ediyorsun?" buyurdu.
Bunu üç defa tekrarladıktan sonra şöyle buyurdu: "Ey Sa'd! Eğer Cennet
için yaratıldıysan (cennetliksen) ömrün uzadıkça veya amelin güzelleştikçe
yaşamak senin için daha hayırlıdır. "
[3884] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Sakın ha sizden kimse, ameline
güvenmesi durumu hariç ölümü temenni etmesin. Sakın kendisi gelmeden ölüm için
dua etmeyin. Çünkü yaptığı ameller mü'mine faydadan başka bir şey artırmaz.
" Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.
Bu, sıkıntı ve zararın
bedenine isabet etmiş olması durumu için söz konusudur. Ama dininde fitneye
düşmekten korkuyorsa o zaman ölmeyi isteyebilir. Nitekim Allah (c.c.), Firavun
sihirbazları dinlerinden döndürmek istediğinde ve öldürmekle tehdit ettiğinde
onların şöyle dediklerini nakletmiştir:
"Ey Rabbimiz! Bize
bol bol sabır ver, müslüman olarak canımızı al, dediler." (A’raf, 126)
Meryem (a.s) da doğum sancısı onu hurma ağacının altına getirdiğinde,
insanların kendisine fuhuş iftirası yapacaklarını bildiğinden, "Keşke,
dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!" (Meryem, 23) demişti.
Çünkü kocası olmadığı
halde hamile kalmış ve bebek doğurmuştu. Herkes, "Bu bebek nasılonun
olabilir?" diyecekti. Bu yüzden onu karşıladıklarında ilk söyledikleri söz
şu olmuştu: "Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın! Ey Harun'un
kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi."
(Meryem, 27-28) Fakat Allah (c.c.) ona bu durumdan çıkış ve kurtuluş yolu
yapmış, beşikteki çocuğu konuşturarak kendisinin Allah'ın kulu ve elçisi
oldUğunu söyletmişti. Bu da büyük bir ayet ve göz kamaştıran parlak bir mucize
olmuştu. Allah'ın salatları ve selamları onun üzerine olsun.
[3885] Ahmed b. Hanbel
ve Tirmizi'nin Muaz b. Cebel (r.a.)'tan rivayet ettikleri uyku kıssasında
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onda şöyle dua ettiği geçmektedir:
"Allah’ım! Bir topluluk için fitne dilediğinde beni fitneye düşmeden hemen
yanına al. "
[3886] İmam Ahmed b.
Hanbel, Mahmud b. Lebid'den şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "İki şey vardır ki ademoğulları onları sevmezler.
Onlardan biri ölümdür. Halbuki mü'min için ölmek fitneye düşmekten daha
hayırlıdır. İnsan az mal sahibi olmaktan da hoşlanmaz. Oysa az malın hesabı
daha azdır. "
Dolayısıyla dinde
fitneden (ayak kaymasından) korkma durumunda ölüm için dua etmek caizdir. Bu
yüzden Hz. Ali (r.a.) halifeliğinin sonlarında işlerin yoluna girmeyip aksine
gittikçe kötüye gittiğini görünce, "Allah'ım! Beni yanına aL. Çünkü ben
onlardan bıktım, onlar da benden bıktılar." dedi. İmam Buhari der ki: Hz.
Ali (r.a.)'ın başına bu sıkıntılar gelince ve Horasan valisiyle arasında hoş
olmayan olaylar yaşanınca "Allah'ım! Beni vefat ettirip yanına al"
diye dua etti.
[3887] Bir hadiste şöyle
buyurulmuştur: "Deccal zamanında kişi kabrin yanından geçerken 'Keşke
senin yerinde olsaydım' der. " Çünkü fitneye düşmeye yatkın herkesin
ayağının kaymasına sebep olan fitneleri, depremleri, kargaşaları ve korkunç
şeyleri görür.
İmam Taberi der ki:
Söylendiğine göre Yakup (a.s)'ın oğulları Yusuf (a.s)'a onca yaptıklarından
sonra babaları kendileri için Allah'tan (c.c.) af dileyince Allah (c.c.) onları
bağışladı, affetti ve günahlarını sildi. Şimdi böyle diyenlerin sözlerini
zikredelim. Bize Kasım ... o da Enes b. Malik (r.a.)'tan onun şöyle dediğini
rivayet etti: Allah (c.c.) Yakup (a.s)'ın işlerini yoluna koyup gözünü aydınlattığı
zaman oğluyla başbaşa sohbet ediyordu. O sırada kardeşler de kendi aralarında
konuşuyorlardı. Onlardan biri diğerlerine: "Yaptığınızı ve sizden dolayı
ihtiyarın yaşadıklarını görüyor musunuz?" dedi. "Evet" dediler.
"Onların affetmesi sizi aldattı. Zira onların Rabb'iyle ne
yapacaksınız?" dedi. Sonunda ihtiyarın yanına varmayı kararlaştırdılar.
Gidip huzurunda oturdular. Yusuf (a.s) da babasının yanında oturuyordu.
"Ey babamız, yanına daha önce benzeri için hiç gelmediğimiz bir husus hakkında
geldik. Başımıza daha önce hiç gelmeyen bir bela geldi." dediler. Sonunda
babalarını harekete geçirdiler; zira Peygamber yaratılanların en
merhametlileridirler. "Neyiniz var ey oğullarım?" dedi. "Sana
yaptıklarımızı ve kardeşimiz Yusuf'a yaptıklarımızı bilmiyor musun?"
dediler. "Evet" dedi. "Siz bizi affetmediniz mi?" dediler.
"Evet, affettik" dedi. "Eğer Allah (c.c.) bizi affetmemişse
sizin affınızın bir faydası yoktur." dediler. "Peki oğullarım, benden
ne istiyorsunuz?" dedi. "Bizim için Allah'a dua etmeni istiyoruz.
Bizi affettiğine dair Allah'tan (c.c.) sana bir vahiy gelirse ancak o zaman
mutlu olacağız ve gönlümüz o zaman rahatlayacak. Yoksa bize dünyada asla
mutluluk yoktur, dediler. Bunun üzerine ihtiyar kalkıp kıbleye döndü. Yusuf
(a.s) kalkıp babasının arkasında durdu. Diğerleri de ikisinin arkasında zelil
ve boynu bükük bir halde durdular. Yakup (a.s) dua etti ve Yusuf (a.s)
"amin" dedi. Fakat duaları yirmi yıl kabul edilmedi. -ravılerden
Salih: Bu onları korkutmak içinmiş, demiştir-o Nihayet yirmi yılın başına
gelindiğinde Cebrail (a.s) Yakup (a.s)'a inerek "Allah (c.c.) beni sana,
evlatların hakkındaki duanı kabul etiğini, yaptıklarından dolayı onları
affettiğini ve senden sonra onları peygamberlik sözüne bağladığını (onları
peygamber yapacağını) müjdelemem için gönderdi." dedi. Bu Enes b. Malik
(r.a.)'ın sözü olup ravilerden Yezid er-Rakkaşı ile Salih el-Mürri de çok
zayıftırlar. Süddi'nin zikrettiğine göre ölüm vakti geldiğinde Yakup (a.s) oğlu
Yusuf (a.s)'a kendisini İbrahim (a.s) ile İshak (a.s)'ın yanına defnetmelerini
vasiyet etti. Vefat edince Yusuf (a.s) onu tahnit ettirip Şam'a gönderdi.
Böylece Yakup (a.s) onların yanına gömüldü.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |