|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nahl Suresi 14 – 18.ayetler |
Allah'ın Nimetleri:
14. Yine O denizi
ondan taze et yemeniz ve ondan giyeceğiniz ziyneti çıkarmanız için emrinize
verendir. Gemilerin orada (suları) yararak gittiklerini görüyorsun. Onun
lütfundan arayasınız ve (O'na) şükredesiniz diye.
15. O sizi çalkalayıp,
sallamasın diye yeryüzünde sabit dağlar, ırmaklar ve maksatlarınıza ulaşasınız
diye de yollar koydu.
16. Ve nice alametler
de (yarattı). Onlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
17. Yaratan yaratmayan
gibi olur mu hiç? Artık iyice düşünmeyecek misiniz?
18. Allah'ın
nimetlerini saymaya kalkışırsanız onları sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok
mağfiret edendir, çok rahmet edendir.
Tefsiri:
Yüce Allah dalgaları
birbirini kovalayan denizi musahhar kılışını haber vermekte, denizi onların
emrine vermiş olmakla, gemilere binmek suretiyle, denizde yolculuk yapma
imkanını vermekle, denizde balıkları yaratıp, canlısıyla dirisiyle ihramlı iken
ve ihramsız iken balıklarının etlerini kullarına helal kılmış olmakla, denizde
yarattığı inciler ve nefis mücevherat ile süs olarak giyinecekleri ve denizin
dibinden onları çıkarmayı kullarına kolaylaştırmakla lütuflarını
hatırlatmaktadır.
Yine denizi yara yara
giden gemileri taşıyacak şekilde musahhar kıldığını da haber vermiştir. Yarma
niteliğinin gemiler için değil de rüzgarlar için olduğu da söylenmiştir. Her
ikisi de doğrudur. İkincisine göre rüzgarlar gemilerin gövdelerine çarpar. İşte
Allah kullarına bu gemileri yapma yolunu göstermiş, onları buna iletmiştir. Bu
ise kendilerine babaları Nuh (a.s)'dan kalmış bir mirastır. Çünkü gemilere
binen ilk kişi odur ve gemi yapma sanatı ona öğretilmişti. Sonra da insanlar
ardı arkasına gelen çağlar ve nesiller boyunca gemi yapımını ondan öğrendiler
ve bir kıtadan bir kıtaya, bir ülkeden bir ülkeye, bir iklimden diğer iklime,
buradakileri öbür tarafa, öbür taraftakileri de buraya götürmek için yolculuk
yaparlar. Bundan dolayı Yüce Allah: "Onun LÜtfundan arayasınız" nimet
ve ihsanlarına "şükredesiniz diye" buyurmuştur.
Hafız Ebu Bekr el-Bezzar
Müsned'inde şöyle demektedir: Ben Muhammed b. Muaviye el-Bağdadı'den yazdığım
kitabımda şu rivayeti buldum: ... Ebu Hureyre dedi ki: Allah şu batı
tarafındaki denizle de konuştu, doğu tarafındaki denizle de konuştu. Batıdaki
denize: "Ben senin üzerinde kullarımdan bazılarını taşıyacak olursam
onlara ne yapacaksın?" dedi. Batı tarafındaki deniz: "Onları suda
boğacağım" dedi. Allah: "Senin hıncın, senin kendi çevrende kalsın.
Onları ben kendi ellerim üzerinde taşıyacağım" buyurdu ve onu süs
eşyalarından ve avdan mahrum etti. Şu doğu tarafındaki denizle de konuştu ve:
"Sende kullarımdan bazılarını taşıyacağı m, onlara ne yapacaksın?"
dedi. Doğu tarafındaki deniz: "Onları ellerimin üzerinde taşıyacak ve
annenin kendi evladına davrandığı gibi kullara davranacağım" dedi. Allah
da onu süs eşyalarıyla ve av hayvanlarıyla ödüllendirdi. Sonra Bezzar dedi ki:
Bizler bunu Suheyl'den, Abdurrahman b. Abdullah, Ömer dışında rivayet eden bir
kimseyi bilmiyoruz. O da hadisi münker birisidir. Bunu Suheyl, en-Numan b. Ebi
Ayyaş'dan, o Abdullah lt. Amr'dan rhevkuf olarak da rivayet etmiştir.
Sonra Yüce Allah
yeryüzünü, orada yaratmış olduğu sağlam kazıkları andıran pek yüksek dağları da
zikretmektedir. Bunların yaratılmasının hikmeti ise yeryüzünün karar bularak
sırtındaki canlıları sarsmamasıdır. Çünkü onları sarsacak olsa bundan ötürü hiç
de mutlu ve huzurlu bir hayat yaşayamazlardı. Bundan dolayı Yüce Allah:
"Dağları ise sapasağlam dikti. (NaziM, 32) buyurmuştur.
Abdurrezzak dedi ki:
Bize Ma'mer, Katade'den bildirdi. Ben el-Hasan'ı şöyle derken dinledim: Yeryüzü
yaratıldığında çalkalanıp, duruyordu. Buna şahit olanlar: Bu sırtında hiçbir
kimseye rahat vermeyecek, dediler. Sabahı ettiklerinde dağların yaratılmış
olduğunu gördüler. Melekler bundan dolayı dağların neden yaratıldığını
bilmemektedirler.
Said de, Katade'den, o
Hasan'dan, o Kays b. Ubad'dan şöyle dediğini nakletti: Yüce Allah yeri yaratınca
çalkalanmaya başladı. Melekler: Bu sırtında hiç kimseyi barındırmayacak
dediler. Derken yeryüzü bir sabah, sağlam kazıkları andıran dağlar ile göründü.
İbn Cerir dedi ki: Ali
b. Ebi Talib (r.a.) dedi ki: Allah yeri yaratın ca yerinde durmaz oldu ve:
Rabbim, sen benim üzerimde Ademoğullarını yaratacaksın, onlar da benim üzerimde
günahlar işleyecek ve pislikleri üzerime bırakacaklar, dedi. (Ali) dedi ki: Bu
sebeple de Allah oraya gördüğünüz ve görmediğiniz dağları kazık gibi
yerleştirdi. Yere istikrar kazandırılması, kıpırdayıp duran yumuşak ete
benziyordu.
"Irmaklar ve
maksatlarınıza ulaşasınız diye de yollar koydu. " Yani orada bir yerden
bir başka yere kullara bir rızık olmak üzere akan ırmaklar da yarattı. O
ırmakların her biri belli bir yerden kaynar. Bir başka yerde bulunan ahali için
de rızık olur. Pek çok yerleri, ovaları, kurak yerleri kateder, dağları ve kum
tepelerini deler, kendileri için musahhar kılınmış olduğu ülkeye ulaşır. Bu
nehirler yeryüzünün sağında solunda, kuzeyinde güneyinde, doğusunda batısında,
küçük büyük yollarını alır gider. Kimi vadilerde de bazen sular akar, bazen de
kesilir. Kimi sular kaynaktır, kimileri belli bir yerde toplanır. Kimi hızlıca
akar, kimi yavaş. Allah'ın irade ve takdirine musahhar kılıp kolaylaş-
l tırmasını sağlayan
O'ndan başka hiçbir ilah, O'nun dışında Rab yoktur.
Böylece Yüce Allah
yeryüzünde yollar da yaratmıştır. O yollar izlenerek bir ülkeden diğerine
gidilir. Hatta Yüce Allah'ın aralarında hem geçit hem de gidip gelinecek yer
olsun diye dağı ayırdığı da olur. Nitekim Yüce Allah: "Orada yol
bulabilsinler diye de ondaki dağlar arasından yollar açtık. " (Enbiya, 31)
buyurmaktadır.
"Ve nice
alametler" yani büyük dağlar, küçük kum tepeleri ve buna benzer yolcuların
yollarını gündüzün kaybettikleri takdirde karada ve denizde kendileriyle
yollarını bulabilecekleri delaletler yarattı.
"Onlar gece
karanlığında yıldızlarla da yollarını bulurlar." 'Gece karanlığında'
açıklamasını İbn Abbas yapmıştır.
Yüce Allah'ın: "Ve
nice alametler" buyruğu hakkında Malik'ten: Onlar yıldızlardır, diyorlar.
Halbuki bu alametlerden kasıt dağlardır, dediği nakledilmektedir.
Daha sonra Yüce Allah,
azametine ve yalnızca kendisine ibadet edilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.
Bunun dışında kalan hiçbir şey yaratamayan, aksine kendileri yaratılmış bulunan
putlara ise asla tapılmamalıdır. Bundan ötürü Yüce Allah: "Yaratan
yaratmayan gibi olur mu hiç? Artık iyice düşünmeyecek misiniz?"
buyurmaktadır.
Sonra onların üzerindeki
nimetlerinin çokluğuna ve onlara ihsanlarına dikkat çekerek: "Allah'ın
nimetlerini saymaya kalkışırsanız onları sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok
mağfiret edendir, çok rahmet edendir" buyurmaktadır. Yani O sizi bağışlar,
affeder. Şayet sizden bütün nimetlerine karşılık şükretmenizi isteyecek olursa
siz bunun altından kalkamazsanız. Size böyle bir emir vermiş olsaydı, buna
gücünüz yetmez ve bunu yapmazdınız ve eğer O size azap etmiş olsaydı, size bir
şekilde zulmetmeksizin azap etmiş olacaktı, ama O Gafurdur, Rahimdir. Çok olsa
dahi günahları bağışlar ve azıcık iyiliklerin dahi karşılıklarını verir.
İbn Cerir dedi ki: Yüce
Allah'ın bu buyruğu şu demektir: Eğer tevbe edip, O'nun itaatine dönecek, O'nun
razı olacağı işlere uyacak olursanız. bu nimetlerin bir kısmını dahi
şükretmekte kusur gösterirseniz bile, o sizi bağışlar. Ona dönüp tevbe
etmenizden sonra günahlarınızdan ötürü size azap etmeyen "çok rahmet
edendir."
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |