İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nahl Suresi

56 – 67.ayetler

 

Allah'a Kızlar isnad Edenler:

 

56. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan o bilmezlere bir pay ayırırlar. Allah'a andolsun ki uydura geldiğiniz şeylerden elbette sorguya çekileceksiniz.

57. Bir de onlar Allah'a kızlar isnad ederler. Haşa! O, münezzehtir. Halbuki candan arzuladıklarını da kendileri için isterler.

58. Onların birine kız çocuğu müjdesi verilince kendisi pek öfkeli olarak yüzü simsiyah kesilir.

59. Kendisine verilen kötü müjdeden ötürü kavminden gizlenir. Aşağılanmayı göze alarak onu alıkoysun mu, yoksa onu diri diri toprağa mı gömsün (şaşırır, kalır). Bak, verdikleri hükümleri ne kadar kötüdür.

60. Kötü örnek -esasen- ahirete iman etmeyenlerindir. En yüce örnek ise Allah'ındır. O mutlak galiptir, Hakimdir.

 

Tefsiri:

 

Allah ile birlikte putlara, heykellere ve O'na eş kabul ettikleri varlıklara bilgisizce ibadet eden ve bu uydurma ilahlara Allah'ın kendilerine vermiş olduğu nzıktan bir payayırıp: "Kendi zanlarınca: 'Bu Allah'm, bu da ona koştuğumuz ortaklarındır." (En'am, 136) diyen müşriklerin yaptıkları çirkin işleri haber vermektedir. "Halbuki ortaklarına ait olan Allah'a ulaşmaz, ama Allah'a ait olanlar ise ortaklarına ulaşır." (En'am, 136) Yani onlar Allah ile birlikte uydurma ilahlarına bir payayırdılar ve hatta onlara ondan daha fazla pay verdiler. Yüce Allah kendi kerim zatına yemin ederek, bu iftira ve uydurmalarının hesabını onlara mutlaka soracağını, cehennem ateşinde bu yaptıkları dolayısı ile onlara karşılık vererek en ileri derecede cezalandıracağını belirtip:

 

"Allah'a andolsun ki uydura geldiğiniz şeylerden elbette sorguya çekileceksiniz" buyurmaktadır.

 

Akabinde Allah onların gerçekte Rahman'ın kulları olan melekleri dişi kabul ettiklerini, onları Allah'ın kızları olarak gördüklerini, Allah ile birlikte meleklere ibadet ettiklerini, bunun neticesinde ise bu üç konumun üçünde de ayrı ayrı pek büyük bir hataya düştüklerini haber vermektedir. Bir taraftan Yüce Allah'a evlat nispet ettiler oysa O'nun çocuğu yoktur sonra O'na (kendi kanaatlerince) çocuk türlerinin daha değersiz olanını yani kızları nispet ettiler. Halbuki kız çocuklarının kendilerinin olmasını istemezler. Nitekim Yüce Allah:

 

"Erkekler sizin, dişiler Onun mu? O takdirde bu insafsızca bir paylaştırmadır." (Necm, 21-22) Burada da: "Bir de onlar Allah'a kızlar isnad ederler. Haşa., O münezzehtir." Onların söylediklerinden ve iftiralarından uzaktır. "İyi bilin ki onlar (yalan ve) iftiralarından dolayı: Allah doğurdu, derler. Şüphesiz onlar elbette yalancıdırlar. Yoksa erkekler dururken kızları mı üstün tutup seçti? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?" (Saffat, 151-154)

 

"Halbuki candan arzuladıklarını da kendileri için isterler." Yani kendileri için erkekleri seçerken, aziz ve celil olan Allah'a nispet ettikleri kız çocuklarını kendileri adına istemezler. Yüce Allah onların söylediklerinden alabildiğine yüce ve pek üstündür.

 

Gerçek şu ki ''onlardan birine kız çocuğu müjdesi verilince kendisi pek öfkeli olarak yüzü simsiyah kesilir." İçinde bulunduğu aşırı üzüntü, keder ve sıkıntıdan ötürü susar ve yüzü çok kötü bir ifade alır. "Kendisine verilen kötü müjdeden ötürü kavminden gizlenir." İnsanların kendisini görmesinden hoşlanmaz. "Aşağılanmayı göze alarak onu alıkoysun mu?" Yani eğer o kız çocuğunu hayatta bırakacak olursa onu hor ve hakir olarak bırakır. Ona ne miras verir, ne de ona gereken ihtimamı gösterir. Erkek çocuklarını da ona üstün tutar. "Yoksa onu diri diri toprağa mı gömsün?" Nitekim cahiliye döneminde böyle yapıyorlardı. Şimdi bu şekilde hoşlanmayıp, tiksindikleri kendilerinin olmasını asla arzu etmediklerini Allah'a mı tahsis ediyorlar. "Bak, verdikleri hükümleri ne kadar kötüdür!." Söyledikleri sözleri, paylaştırmaları, Yüce Allah'a nispet ettikleri ne kadar kötüdür! Yüce Allah'ın şu buyruğu da bunun gibidir: "Onların birine Rahmana isnad ettiği şeyin müjdesi verilirse gam ve kederle dolu olarak yüzü simsiyah kesilir." (Zuhruf, 17) Burada ise: "Kötü örnek -esasen- ahirete iman etmeyenlerindir. " Yani eksiklik ancak onlara nispet edilir. "En yüce örnek ise Allah'ındır." Her bakımdan mutlak mükemmellik (kemal) yalnız O'na nispet edilir. "O Azizdir, Hakimdir."

 

 

 

61. Eğer Allah insanları zulümlerinden ötürü (dünyada) sorgulayacak olsaydı, (yeryüzü) üzerinde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, insanları belirlenmiş bir vadeye erteler. Artık ecelleri geldiği zaman ne bir saat geciktirilirler ve ne de öne geçebilirler.

62. Onlar hoşlanmadıkları şeyleri Allah'a isnad ederler. Dilleri de yalan yere en güzel akıbetin kendilerinin olduğunu söyler. Şüphesiz ateş onlaradır ve onlar (cehenneme) önden gönderilecek olanlardır.

 

Tefsiri:

 

Şanı Yüce Allah, zulümlerine rağmen insanlara karşı ne kadar halim olduğunu, kazandıkları sebebiyle eğer onları sorgulayacak olsaydı yeryüzünde canlı hiçbir varlık bırakmaması gerektiğini haber vermektedir. Yani Ademoğullarını helak etmeye bağlı olarak yeryüzündeki bütün canlıları da helak ederdi, ama aziz ve celil olan Rabbimiz Halimdir, setr edicidir ve "belirlenmiş bir vadeye kadar" mühlet verendir. Yani O, cezalandırmakta acele etmez. Çünkü böyle yapacak olsaydı, hiç kimseyi bırakmazdı.

 

Süfyan es-Sevri, Ebu İshak'tan, o Ebu'l-Ahvas'tan şöyle dediğini nakletmektedir: Neredeyse Ademoğullarının günahları sebebiyle pislik böceğine dahi azap edilecek. Bunu söyledikten sonra da: "Eğer Allah insanları zulümlerinden ötürü sorgulayacak olsaydı (yeryüzü) üzerinde hiçbir canlı bırakmazdı" buyruğunu okudu.

 

A'meş'in nakletliğine göre Abdullah b. Mes'ud'da: Neredeyse yuvasındaki pislik böceği dahi Ademoğlunun günahından ötürü helak edilecek hale gelmiştir.

 

İbn Cerir de Ebu Seleme’den şöyle dediğini nakletmektedir: Ebu Hureyre bir adamı: Zalimin kendisinden başkasına zararı olmaz dediğini duyunca, ona dönüp şöyle dedi: Hayır, Allah'a yemin ederim ki bir toy kuşu dahi zalimin zulmü sebebiyle zayıflayarak yuvasında ölür gider.

 

 

[4088] İbn Ebi Hatirı; de dedi ki: ... Ebu'd-Derda (r.a.) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda konuşuyorduk. Şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah bir şeyin eceli geldi mi onu ertelemez. Ömrün artışı ise ancak salih zürriyet ile olur. Allah o salih zürriyeti bir kula nasip eder, ondan sonra da o salih zürriyeti ona dua eder. Soyundan gelen bu salih kimselerin duası kabrinde o kimseye erişir. İşte ömrün artması böyledir. "

 

"Onlar hoşlanmadıkları şeyleri" kız çocuklarını ve gerçekte kendi kullan olan O'na ortak koştukları varlıkları ''Allah'a isnad ederler." Halbuki onlar herhangi bir kimsenin malında başkasının kendisine ortak olmasını kabul etmez.

"Dilleri de yalan yere en güzel akıbetin kendilerinin olduğunu söyler."

Bununla birlikte dünyada en güzel akıbetin kendilerinin olduğu ve eğer ölümden sonra diriliş olacaksa orada da en güzel akıbetin yine kendilerinin olacağı şeklindeki iddialarını reddetmektedir. Bu da onlardan bir kimsenin söylediği haber verilen sözlerini bize aktaran şu buyruğu andırmaktadır: "İnsana nezdimizden bir rahmet tattırıp da sonra bunu kendisinden alıversek muhakkak o ümidini kesmiş bir nankör olur. Andolsun şayet kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattırsak elbette ki: 'Kötülükler benden uzaklaşıp gitti' der çünkü o şımarıktır, böbürlenendir." (Hud, 9-10); ''Andolsun ki kendisine dokunan bir darlıktan sonra ona rahmetimizden tattırsak, o elbette şöyle der: 'Bu benimdir. Ben kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülsem de şüphesiz benim için O'nun yanında iyilik vardır. ' Andolsun biz kafir olanlara ne yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara çok şiddetli azaptan tattıracağız." (Fussilet, 50); "Ayetlerimizi inkar eden ve: 'Kıyamette elbette bana mal ve evlat verilir' diyen kimseyi gördün mü? Acaba gaybı görerek mi bildi, yoksa Rahmandan bir söz mü aldı?" (Meryem, 77-78) Ytice Allah iki adamdan birisi hakkında da haber vererek şöyle buyurmaktadır: "O nefsine zulmede ede bağına girip: 'Bunun ebediyen yok olacağını sanmıyorum. Kıyametin kopacağını da sanmam. Şayet Rabbime döndürülecek olsam dahi elbette döneceğim yer itibari ile bundan daha hayırlısını bulurum' dedi." (Kehf, 35-36)

 

Böylelikle bu gibi kimseler hem kötü işler yapmış, hem de buna karşılık güzel bir şekilde mükafatlandırılmayı dilemek gibi batıl temennileri bir arada yapmış oldular. Bu ise imkansız bir şeydir. İbn İshak'ın zikrettiğine göre Kureyşliler Kabe'yi yeniden bina etmek amacıyla yıktıklarında Kabe'nin temelinde üzerinde birtakım hikmet ve öğütlerin yazılı bulunduğu bir taş bulunmuştu. Bu hikmet ve öğütlerin birisi de şuydu: Sizler kötülükler yapıp ettiğiniz halde güzel bir şekilde mükafatlandırılacağınızı mı sanıyorsunuz? Evet, böyle bir temennide bulunmak dikenlerden üzüm toplamaya benzer.

 

Mücahid ve Katade: "Dilleri de yalan yere en güzel akıbetin kendilerinin olduğunu söyler" buyruğunu, erkek çocukların kendilerinin olduğunu söylerler diye açıklamışlardır. İbn Cerir ise: "En güzel akıbetin kendilerinin olduğunu söyler." Yani kıyamet gününde böyle olacağını iddia ederler diye açıklamıştır. Daha önce bizim de açıklamasını kaydettiğimiz gibi. Allah'a hamdolsun, doğrusu da budur.

 

Bundan dolayı Yüce Allah onların temennilerini reddetmek üzere şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz" gerçek şu ki kıyamet gününde "ateş onlaradır ve onlar önden gönderilecek olanlardır." Mücahid, Said b. Cubeyr, Katade ve başkaları orada (cehennem ateşinde) unutulacaklar ve zayi edileceklerdir. Bu açıklama Yüce Allah'ın: "Bugün Biz sizi unuturuz. Nitekim siz de bugününüze kavuşacağınızı unutmuştunuz." (Casiye, 34) buyruğuna benzemektedir.

 

Yine Katade'den: "Önden gönderilecek olanlardır" buyruğunun su içmeye erken giden anlamındaki "ferat" kökünden cehennem ateşine erken atılacak olanlardır, diye açıkladığı da nakledilmiştir ki açıklamalar arasında bir çelişki yoktur. Çünkü kıyamet gününde hem çabucak cehennem ateşine götürülecekler, hem de orada unutulacaklar, yani ebedi bırakılacaklardır.

 

 

 

63. Allah'a andolsun ki Biz senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Şeytan onların yaptıklarını kendilerine süsleyip, hoş göstermiştir. İşte o, bugün de onların velisidir. Onlara çok acıklı bir azap da vardır.

64. Biz sana bu Kitabı ancak hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeyleri kendilerine açıkça anlatman için ve iman edecek bir kavme bir hidayet ve bir rahmet olmak üzere indirdik.

65. Allah gökten bir su indirir de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Şüphesiz bunda dinleyen bir topluluk için bir ayet vardır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah, geçmiş ümmetler arasında rasuller göndermiş olduğunu, rasullerin de yalanlanmış olduğunu söz konusu etmektedir. O halde, ey Muhammed! Senden önce gönderilmiş rasul kardeşlerin de sana örnek olsun. Kavminin seni yalanlaması sakın seni korkutmasın, üzmesin. Rasulleri yalanlayan müşrikleri buna iten ise, şeytanın yaptıklarını kendilerine güzel göstermesidir. "İşte o, bugün de onların velisidir. " Yani onlar azap ve intikam altında iken şeytan onların velisi olacaktır, onları kurtaramayacak, kimse onların feryatlarına kulak verip imdatlarına yetişemeyecektir. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.

 

Daha sonra Yüce Allah, Rasulü'ne hitaben, kitabı; insanlara hakkında ihtilaf ettikleri konuları açıklasın diye indirdiğini bildirmektedir. O halde Kur'tın, anlaşmazlığa düştükleri her bir hususta insanlar arasında ayırtedici hüküm veren bir kitaptır. O "iman edecek bir kavme" onların kalplerine "bir hidayet" ve ona sımsıkı sarılan kimseler için de "bir rahmet olmak üzere" indirilmiştir. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'i küfürle ölmüş kalpler için bir hayat sebebi kıldığı gibi, yeryüzünü de ölümünden sonra semadan üzerine indirmiş olduğu su ile diriltir. "Şüphesiz bunda dinleyen" sözü anlayıp manasını kavrayan "bir topluluk için bir ayet vardır."

 

 

 

66. Davarlarda da sizin için elbette bir ibret vardır. Size onların karınlarındaki dışkı ile kan arasından içenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir süt içiriyoruz.

67. Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden hem içki çıkarır hem de onlardan güzel bir rızık edinirsiniz. İşte aklını kullanan bir topluluk için hiç şüphesiz bunda bir ayet vardır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Ey insanlar! Davarlarda" inek, koyun ve deve türünde "sizin için elbette bir ibret" onları yaratanın kudretine, hikmetine, lütfuna ve merhametine bir delil "vardır. Size onların karınlarındaki" buyruğun(un aslın)da zamir "davarlar" kelimesinin manasına yahut "hayvan" anlamındaki lafza ait olmak üzere müfred olarak geçmiştir. Çünkü en'am (davarlar) hayvandır. Yani biz bu hayvan türünün karınlarındakinden sizlere içiriyoruz, demek olur. Bir diğer ayet-i kerimede ise (çoğul zamir kullanılarak): "Onların karınlarındakinden" (Mü'minun, 21) buyurulmuştur. Dilde her iki kullanım da doğrudur. Yüce Allah'ın: "Hayır. Çünkü o bir öğüttür. Artık dileyen onunla öğüt alsın." (Abese, 11-12) buyruğu ile "muhakkak ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin ne ile döneceklerine bir bakayım. (Elçi) Süleyman'a geldiğinde ... " (Nemi, 35-36) buyruğunda da böyledir. Burada Süleyman'a geldiğinden bahsedilen şey ise maldır.

 

"Dışkı ile kan arasından ... halis bir süt ... " Yani süt, beyazlığı, tadı ve lezzeti ile hayvanın içindeki dışkı ile kandan tamamiyle ayrılıp arınır. Gıda süt veren hayvanın midesinde iyice hazmedildikten sonra ondan oluşan kan damarlara, süt memeye, sidik mesaneye, dışkı da çıkacağı yere doğru gider. Onların biri diğerine karışmaz, ondan ayrıldıktan sonra ona karışmaz ve bu karışım neticesinde de değişikliğe uğramaz. "İçenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir süt" yani'bu süt içenin boğazında kalmaz.

 

Yüce Allah'ın sütü ve onu insanlar için içimi kolay bir içecek olarak yarattığını söz konusu ettikten sonra, insanın hurma ve üzüm meyvelerinden edindiği içkileri ve onların haram kılınmadan önce yaptıkları sarhoşluk veren türden nebizi (şarabı) söz konusu ederek onlara: "Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden de içki çıkarır ve onlardan güzel bir rızık edinirsiniz" diye lütfunu hatırlatmaktadır. Buyruk, böyle bir içkinin haram kılınmadan önce şer' an mubah olduğuna delil olduğu gibi, üzümden yapılan sarhoşluk verici içki ile hurmadan yapılan arasında bir fark olmadığına delildir. Nitekim Malik, Şafii, Ahmed ve ilim adamlarının cumhurunun kanaati budur. Buğday, arpa, darı ve baldan yapılan diğer içkilerin hükümleri de bu şekildedir. Zaten sünnet de buna dair tafsilatlı bilgiyi ihtiva ederek gelmiştir. Burası bu hususa dair geniş açıklamaların yapılacağı yer değildir. İbn Abbas da Yüce Allah'ın: "İçki çıkarır ve onlardan güzel bir rızık edinirsiniz" buyruğu hakkında: "Seker", her ikisinin (hurma ve üzüm ağaçlarının) mahsullerinden haram kılınan içeceklerdir. Güzel rızık ise bunların mahsullerinden helal kılınan şeylerdir, demiştir. Bir rivayette ise "seker (sarhoşluk veren)" onun haram ola kısmı, güzel rızık ise helal olanıdır, demiştir. Yani hurma ve üzüm ağaçlarını kuruyan mahsulleri olan kuru hurma ve kuru üzüm ile her ikisinden yapılan pekmez, sirke -ve nebiz ise bu hususta sünnetle de varid olduğu şekilde sertleşmeden (sarhoşluk verici hale gelmeden) önce- helaldir ve içilebilir.

 

"İşte aklını kullanan bir topluluk için hiç şüphesiz bunda bir a'yet vardır. " Burada "akıl"ın zikredilmesi uygundur. Çünkü insanda bulunan en şerefli organ odur. Bu sebeple Yüce Allah bu ümmete akıllarını korumak maksadı ile sarhoşluk veren içecekleri haram kılmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Biz orada hurma ağaçlarından ve üzüm bağlarından bahçeler var ettik. Orada pınarlar fışkırttık, meyvesinden yesinler diye. Halbuki onu elleri yapmamıştır hala şükretmezler mi? Yerin bitirdiklerinden, nefislerinden ve bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah) münezzehtir." (Yasin, 34-36)

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

68 ve 69. ayetler