|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Meğazi |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
باب: غزوة أحد.
17. UHUD GAZVESİ
وقول الله
تعالى: {وإذ
غدوت من أهلك
تبوئ المؤمنين
مقاعد للقتال
والله سميع
عليم} /آل
عمرإن: 121/.
Ve Yüce Allah'ın: "Hani sen erkenden mu'minleri savaşa
elverişli yerlere yerleştirmek üzere ailenden ayrılmıştın. Allah hakkıyla
işitendir, her şeyi bilendir. "[Al-i İmran, 121};
وقوله جل
ذكره:{ولاتهنوا
ولا تحزنوا
وإنتم الأعلون
إن كنتم
مؤمنين. إن
يمسكم قرح فقد
مس القوم قرح
مثله وتلك
الأيام
نداولها بين
الناس وليعلم الله
الذين آمنوا
ويتخذ منكم
شهداء والله
لا يحب
الظالمين.
وليمحص الله
الذين آمنوا
ويمحق
الكافرين. أم
حسبتم أن
تدخلوا الجنة
ولما يعلم
الله الذين
جاهدوا منكم
ويعلم
الصابرين. ولقد
كنتم تمنون
الموت من قبل
أن تلقوه فقد رأيتموه
وأنتم تنظرون}
/آل عمران: 139 - 143/.
"Gevşemeyin ve üzülmeyin. Eğer siz mu'minler iseniz
muhakkak üstünsünüz. Eğer size bir yara dokunduysa o topluluğa da öylece bir
yara dokunmuştur. İşte o günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz; ta ki
Allah mu'minleri ayırt etsin, aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri
sevmez. Bir de Allah mu'minleri temizlesin, kafirleri de helak etsin diye.
Yoksa siz Allah içinizden cihad edenlerle, sabredenleri belli etmeden cennete
girivereceğinizi mi sandınız? Andolsun ki siz ölümü onunla karşılaşmadan önce
temenni ediyordunuz. İşte bakıp dururken gördünüz onu. " [Al-i İmran,
139-143} buyrukları ile;
وقوله: {ولقد
صدقكم الله
وعده إذ
تحسونهم بإذنه
حتى إذا فشلتم
وتنازعتم في
الأمر وعصيتم
من بعد ما
أراكم ما
تحبون منكم من
يريد الدنيا
ومنكم من يريد
الآخرة ثم صرفكم
عنهم
ليبتليكم
ولقد عفا عنكم
والله ذو فضل
على
المؤمنين}. /آل
عمران: 152/.
"Andolsun Allah size verdiği sözü aynen yerine getirmiştir.
Hani o zaman onun izniyle onları" öldürerek "biçiyordunuz"
kökten onları öldürüyordunuz. "Nihayet sevmekte olduğunuzu size
gösterdikten sonra yılgınlık gösterdiniz. Verilen emir hakkında çekiştiniz,
isyan ettiniz. İçinizden kiminiz dünyayı istiyor, kiminiz de ahireti istiyordu.
Sonra sizi sınamak için sizi onlardan geri çevirdi. Bununla beraber andolsun
sizi affetti. Allah mu'minlere lütufkardır. " [Ali İmran, 152}
وقوله
تعالى:{ولا
تحسبن الذين
قتلوا في سبيل
الله أمواتا}.
الآية /آل
عمران: 169/.
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. "
[Ali İmran, 169} buyruğu.
AÇIKLAMA: "Uhud
gazvesi" Uhud, Medine'ye bir fersahtan daha az mesafede bilinen bir
dağdır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in hakkında: "O bizi seven ve
bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır" dediği dağ da budur.
Ünlü Uhud vakası, -cumhurun ittifakı üzere- bu dağın yakınında
üçüncü yılın Şewal ayında meydana gelmiştir. Resulullah s.a.v. Cuma gecesi bir
rüya görmüştü. Sabah olunca dedi ki: "Dün gece rüyamda boğazlanan inekler
gördüm. Allah en hayırlıdır ve en kalıcı olandır. Yine kılıcım Zülfikar'ın
keskin tarafından kırıldığını -yahut da onda bir takım pürüzler oluştuğunu-
gördüm. Bundan da hoşlanmadım. Bu ikisi iki musibet demektir. Ayrıca kendimi
oldukça sağlam bir zırhın içerisinde imişim ve bir koçu terkime almışım gibi
gördüm." Ashab: Bu rüyayı nasıl yorumladın, diye sordu. Şöyle buyurdu:
"Ben boğazlanan inekleri aramızda bazılarının öldürülmesi diye tevil
ettim. Koçu da askeri birliğin komutanı diye yorumladım. O sağlam zırhı da
Medine diye yorumladım. Bir süre bekleyiniz, eğer bu kavim (müşrikler) sokaklar
arasına girerlerse biz de onlarla savaşırız. Evlerin üst tarafından da onlara
ok atılır.
Fakat diğerleri: Ey Allah'ın Nebii, biz bugünün gelmesini
temenni edip duruyorduk, dedi ve pek çok kişi Medine'nin dışına çıkmaktan başka
bir teklifi kabul etmedi. Cuma namazını kıldırıp ayrılınca, zırhının
getirilmesini istedi ve zırhını giyindi. Daha sonra da insanlar arasında çıkış
için nida olundu, ama aralarında görüş sahibi olan kimseler pişman olarak: Ey
Allah'ın Resulü, bize emrettiğin şekilde dur, bekle (dışarı çıkmayalım),
dediler.
Allah Resulü şu cevabı verdi: Bir Nebiin savaş zırhını
giyindikten sonra savaşmadan geri dönmesi olacak bir şey değildir. Allah Resulü
inip onlarla birlikte (Medine'nin dışına) çıktı. Sayıları da bin kişi idi. Müşriklerin
sayısı ise üçbin idi. Nihayet Uhud'a gelip, konakladı. Abdullah b. Ubey b.
Selul üçyüz kişi ile birlikte geri dönünce beraberinde yediyüz kişi kalmış
oldu. Abdullah (beraberindekilerle) geri dönünce mu'minlerden iki kesim manen
sarsıldı. Bunlar Harise oğulları ile Selime oğulları idi.
Müslümanlar Uhud dağının eteğinde saf tuttular. Müşrikler ise
kıraç yerde saf tuttular ve savaş düzenine girdiler. Müşriklerin süvarilerinin
-ki yüz atlı idiler- başında Halid b. Velid vardı. Müslümanların atı yoktu.
Müşriklerin sancağını Talha b. Osman taşıyordu. Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem, Abdullah b. Cubeyr'i elli kişi olan okçu
birliğinin başına emir tayin etti ve onlara yerlerinden ayrılmamalarını kesin
ifadelerle emretti. Müslümanların sancağı Mus'ab b. Umeyr'in elinde idi. Talha
b. Osman ile mubareze yaptı ve Talha onu öldürdü.
Müslümanlar, müşriklere onları ağır yük ve eşyalarının yanından
uzaklaştırıncaya kadar bir hamle yaptılar. Müşriklerin atları da bir hamle yapınca
okçular onlara ok yağdırdı ve bu, üç defa tekrarlandı. Nihayet Müslümanlar
müşriklerin karargahına girdi ve onların eşyalarını ganimet olarak toplamaya
koyuldu. Okçular bunu görünce yerlerini terk ettiler. Askerler de birbirine
girdi. Bunu gören Halid b. Velid ve beraberindekiler atları ile birlikte
Müslümanların üzerine bir hamle yaptılar ve--onları dağıttılar. Birisi:
Muhammed öldürüldü, geri dönünüz, diye feryad etti.
Müslümanlar geri dönünce farkına varmadan birbirlerini
öldürdüler. Onlardan bir kesim Medine tarafına doğru geri çekildi. Diğerleri
ise dağıldı ve aralarında çok kimse öldürüldü. Müslümanlar etrafından dağılınca
Allah'ın Nebii ise yerinde sebat etti ve arkalarından onları geri dönmeye
çağırdı. Nihayet kendisi dağ yolunda el-Mihras'ın yakınında bulunuyorken
bazıları geri döndü. Nebi de ashabını toplamaya yöneldi. Karşısına müşrikler
çıktı ve yüzüne doğru bir ok attılar. Yüzünü kanattılar, ön dişini kırdılar.
Beraberinde Talha ve Zubeyr bulunduğu halde -beraberinde aralarında Se hı b.
Beyda ve el-Haris b. es-Sım me 'nin de bulunduğu Ensardan bir kesim ile, de
denilmiştir- dağ yolunda yukarı doğru yola koyuldu.
Diğer taraftan müşrikler öldürülmüş Müslümanlarla uğraşmaya,
onların organlarını kesmeye, kulaklarını, burunlarını, ferclerini koparmaya,
karınıarını deşmeye koyuldular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i ve ashabın
ileri gelenlerini öldürdüklerini zannediyorlardı.
Ebu Süfyan putları ile övünerek: Yücel ey Hubel, dedi. Ömer ona:
Allah daha üstün ve daha yücedir, diye seslendi.
Müşrikler ağırlıklarının yanına geri döndü. Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem da ashabına şöyle buyurdu: Eğer atlarına binseler ve ağır
yüklerini taşıyan bineklerinin arkalarından gitmesini sağlasalar, evlerine
gitmek istiyorlar demektir. Eğer yüklerini bineklere bindirip kendileri atlara
binmeyecek olsalar o takdirde geri dönmek istiyorlar.
Sad b. Ebi Vakkas onları arkadan izledi, sonra geri dönüp: Ben
atlarına binmediklerini gördüm, dedi. Böylelikle Müslümanlar rahatladı ve şehit
düşenlerin yanına geri dönerek üzerlerindeki elbiselerle onları gömdüler ve
yıkamadılar. Üzerlerine namaz da kılmadılar. Müslümanlar aralarından
öldürülenler için ağladılar, münafıklar sevindiler, Yahudilerin
aldatıcılıkları, hilekarlıkları da ortaya çıktı. Medine münafıklıkla dolup
taştı. Yahudiler: Eğer bu bir Nebi olsaydı ona galip gelemezlerdi, dedi.
Münafıklar da: Bize itaat etmiş olsalardı, başlarına bu musibetgelmezdi, dedi.
İlim adamları der ki: Uhud'da meydana gelen olaylarda ve Uhud'da
Müslümanların karşı karşıya kaldıkları musibetlerde çok faydalı ve Rabbani pek
büyük hikmetler vardır. Bunlardan bazıları:
1- Müslümanlara karşı gelmenin kötü akıbetini ve yasaklanan
şeyleri işlemenin uğursuzluğunu öğretmek.. Çünkü okçular Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem'in kendilerine asla bırakmamalarını emretmiş olduğu yerlerini
terk etmişlerdi.
2- Rasullerin bir takım belalara maruz kalmaları ve sonunda
güzel akıbetin onlar için takdir edilmiş olması ilahi sünnetlerdendir. Nitekim
Hirakl'in (Heraklieus'un) Ebu Süfyan ile birlikte konuşmalarını anlatan kıssada
da geçmiş bulunmaktadır.
Bundaki hikmet de şudur: Eğer her zaman zafer kazanacak
olurlarsa mu'minler arasına onlardan olmayan kimseler girer ve samimi olanla
olmayan birbirinden ayrılmazdı. Her zaman yenilgiye düşecek olurlarsa bu sefer
Nebi olarak gönderilmenin maksadı hasıl olmazdı. Bundan dolayı doğru ve samimi
olanın yalancıdan ayırt edilebilmesi için her iki halin de bir arada görülmesi
hikmetin bir gereğidir .. Çünkü münafıkların münafıklığı, Müslümanlar için
gizli ve saklı idi. Bu olay meydana gelip, münafıklar da bir takım fiil ve
sözlerini açıkça ortaya koyunca daha önce üstü kapalı olan işaret, sarih ve
açık bir hal almış oldu. Müslümanlar da kendi evleri arasında bir düşmanlarının
da bulunduğunu anlamış oldular. Buna bağlı olarak onlar için de gerektiği gibi
hazırlandılar ve onlardan kendilerini korumaya yöneldiler.
3- Bazı durumlarda ilahi yardımın geciktrrilmesi nefis için bir
terbiyedir, onun baş kaldırmasını önleyen bir haldir. mu'minler belaya maruz
kalınca sabrettiler, münafıklar ise tahammül gösteremediler.
4- Yüce Allah, mu'min kulları için amelleriyle ulaşmalarına
imkan bulunmayan yüksek mevkileri, lütuf ve ihsan yurdunda hazırlamış
bulunmaktadır. Bundan dolayı bu mertebelere ulaşmaları için bela ve mihnetlere
maruz kalmalarını bir sebep olarak takdir buyurmuştur.
5- Şehit düşmek, Allah'ın veli kullarının en üst mertebesidir.
İşte bu yolla onlara şehit düşmeyi armağan etmiştir.
6- O düşmanlarını helak etmeyi murat ettiğinden ötürü helak
edilmelerini gerektiren küfürleri, azgınlıkları ve gerçek dostları na eziyette
bulunmak suretiyle haddi aşıp tuğyan etmeleri gibi sebepleri de onlar için
hazırladı. Bu yolla mu'minlerin günahlarını da arındırıp temizledi ve kafirleri
de helak etti.
"Sonra yılgınlık gösterdiniz" korktunuz "ve
verilen emir hakkında çekiştiniz" anlaşmazlığa düştünüz. "Sonra sizi
sınamak için sizi onlardan geri çevirdi." Bu buyrukta, Müslümanların
üstünlük sağlamalarından sonra müşriklerin önlerinden geri dönmüş olduklarına
işaret vardır .. Çünkü okçular da ganimet toplamak sevdasına düşmüştü. Yüce
Allah'ın: "İçinizden kiminiz dünyayı istiyor, kiminiz ahireti
istiyordu" buyruğuyla da buna işaret edilmektedir.
es-Süddi, Abdu Hayr şöyle dediğini nakletmektedir: Abdullah b.
Mes'ud dedi ki: "Ben Uhud günü "İçinizden kiminiz dünyayı istiyor,
kiminiz de ahireti istiyordu." ayeti nazil oluncaya kadar Nebi s.a.v.'in
ashabından herhangi bir kimsenin dünyalık peşinde olduğunu hiç düşünmemiştim.
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma" ayeti
ile ilgili olarak Müslim, Mesruk yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir:
"Biz Abdullah b. Mes'ud'a bu ayetler hakkında sorduk. O da dedi ki: Bizler
de bu ayetlere dair soru sorduk, bize şöyle denildi: Kardeşleriniz Uhud'da
şehit düşünce Allah onların ruhlarını yeşil kuşların kursaklarına yerleştirdi.
Bu kuşlar cennet ırmakları na gidiyor (su içiyor) ve cennetin meyvelerinden
yiyorlar."
حدثنا
إبراهيم بن
موسى: أخبرنا
عبد الوهاب:
حدثنا خالد،
عن عكرمة، عن
ابن عباس رضي
الله عنهما قال:
قال
النبي صلى
الله عليه
وسلم يوم أحد:
(هذا جبريل
آخذ برأس
فرسه، عليه
أداة الحرب).
[-4041-] İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem
Uhud günü şöyle buyurdu: İşte Cibril! üzerinde savaş araçları bulunduğu halde,
atının başını tutmuş olarak geliyor."
حدثنا محمد
بن عبد
الرحيم:
أخبرنا زكريا
بن عدي:
أخبرنا ابن
المبارك، عن
حيوة، عن يزيد
بن أبي حبيب،
عن أبي الخير،
عن عقبة بن
عامر قال:
صلى
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم على قتلى
أحد بعد ثماني
سنين،
كالمودع
للأحياء
والأموات، ثم
طلع إلى
المنبر فقال:
(إني بين
أيديكم فرط،
وإني عليكم
لشهيد، وإن
موعدكم حوض،
وإني لأنظر
إليه من مقامي
هذا، وإني لست
أخشى عليكم أن
تشركوا،
ولكني أخشى
عليكم الدنيا
وتنافسوها).
قال: فكإنت
آخر نظرة
نظرتها إلى
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم.
[-4042-] Ukbe b. Amir dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem
hem hayatta olanlara, hem ölmüş olanlara veda edercesine sekiz yıl sonra
Uhud'da öldürülenIere namaz kıldı. Sonra minbere çıkarak şöyle buyurdu:
Ben sizin önünüzden, sizin faydanız için gidiyorum. Ben size karşı
bir şahidim. Sizinle buluşma yerimiz Havz'dır. Ben şu anda bulunduğum bu yerden
onu görüyor gibiyim. Sizin için (Allah 'a) ortak koşacaksınız diye
korkmuyorum,. Fakat sizin dünyalık uğrunda birbirinizle yarışacağınızdan
korkuyorum."
(Ukbe) dedi ki: Bu, benim Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i son görüşüm oldu.
AÇIKLAMA: "Hayattakilere
de, ölmüşlere de veda eder gibi." Hayatta olanlarla vedalaşmanın
nasılolduğu açıkça anlaşılmaktadır ... Çünkü hadisin akışı bunun hayatının son
dönemlerinde olduğunu hissettirmektedir. Ölülerle vedalaşması da muhtemelen
bedenen artık ölüleri ziyaret etmesinin kesilmiş olacağını kastetmiş olmalıdır
.. Çünkü ölümden sonra diri ise de, onun bu hayatı uhrevı bir hayattır. Dünya
hayatına benzemez. Doğrusu en iyi bilen Allah'tır.
Bir diğer ihtimale göre ölüler ile vedalaşması, Aişe'den rivayet
edilen hadiste işaret olunan Baki'de medfun bulunanlar için mağfiret dilemesi
de olabilir. Bu hadise dair açıklamalar hem Cenazeler bahsinde, hem de
Nübüwetin Alametleri'nde geçmiş bulunmaktadır.(Bk. 3596 nolu hadis)
حدثنا عبيد
الله بن موسى،
عن إسرائيل،
عن أبي إسحاق،
عن البراء رضي
الله عنه قال:
لقينا
المشركين
يومئذ، وأجلس
النبي صلى الله
عليه وسلم
جيشا من
الرماة، وأمر
عليهم عبد الله،
وقال: (لا
تبرحوا، إن
رأيتمونا
ظهرنا عليهم
فلا تبرحوا،
وإن رأيتموهم
ظهروا علينا
فلا تعينونا).
فلما لقيناهم
هربوا حتى
رأيت النساء
يشتددن في
الجبل، رفعن
عن سوقهن، قد
بدت خلاخلهن، فأخذوا
يقولون،
الغنيمة
الغنيمة،
فقال عبد الله:
عهد إلى النبي
صلى الله عليه
وسلم أن لا تبرحوا،
فأبوا، فلم
أبوا صرفت
وجوهم، فأصيب
سبعون قتيلا،
وأشرف أبو
سفيان فقال:
أفي القوم
محمد؟ فقال:
(لا تجيبوه).
فقال: أفي
القوم ابن أبي
قحافة؟ قال:
(لا تجيبوه). فقال:
أفي القوم ابن
الخطاب؟ فقال
إن هؤلاء قتلوا،
فلو كانوا
أحياء
لأجابوا، فلم
يملك عمر نفسه،
فقال: كذبت يا
عدو الله،
أبقى الله
عليك ما يخزيك.
قال أبو
سفيإن: اعل
هبل، فقال
النبي صلى الله
عليه وسلم:
(أجيبوه).
قالوا: ما
نقول؟ قال:(قولوا:
الله أعلى
وأجل). قال أبو
سفيان: لنا
العزى ولا عزى
لكم، قال
النبي صلى
الله عليه
وسلم: (أجيبوه).
قالوا: ما
نقول؟ قال:
(قولوا: الله
مولانا ولا
مولى لكم). قال
أبو سفيان:
يوم بيوم بدر،
والحرب سجال،
وتجدون مثلة،
لم آمر بها
ولم تسؤني.
[-4043-] Bera r.a. dedi ki: "O gün müşriklerle karşılaştık. Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem okçulardan oluşan bir askeri birliği konuşlandırdı
ve başlarına Abdullah (b. Cubeyr)'ı kumandan tayin ederek, buradan ayrılmayın,
bizim onlara karşı zafer kazandığımızı görseniz dahi yine ayrılmayın. Onların
bize karşı zafer kazandıklarını görseniz gelip bize yardım etmeyin, dedi.
Birbirimizle karşı karşıya gelince müşrikler kaçtılar. Öyle ki kadınların dağa
doğru hızlıca koştuklarını gördüm. Elbiselerinin eteklerini yukarı doğru
çektiklerinden baldırıarı, halhalları görününceye kadar açılmıştı.
(Okçular): Haydi ganimete, haydi ganimete koşalım, demeye
koyuldular..
Fakat Abdullah (b. Cubeyr): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana
buradan ayrılmayın diye emretmişti, dediyse de onun dediğini kabul etmediler,
ama yerlerinde durmayı kabul etmeyince de nereye gideceklerini şaşırdılar.
Yetmiş kişi öldürüldü.
Ebu Süfyan yüksekçe bir yere çıkarak: Hayattakiler arasında
Muhammed var mıdır, diye sordu. Allah Resulü: Ona karşılık vermeyin, diye
buyurdu. Peki, hayattakiler arasında Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir) var mı,
diye sordu. Allah Resulü: Ona cevap vermeyin, diye buyurdu. Bu sefer:
Hayattakiler arasında Hattab'ın oğlu (Ömer) var mı, diye sordu. (Cevap
alamayınca) bunlar öldürüldüler. Hayatta olsalardı karşılık verirlerdi, dedi.
Fakat Ömer kendisini tutamayarak: Yalan söylüyorsun ey Allah'ın
düşmanı, Allah seni üzecek şekilde bunları hayatta bıraktı, diye cevap verdi.
Ebu Süfyan: Yücel ey Hubel, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem: Ona cevap veriniz, diye buyurdu. Ne diyelim, diye sordular. Allah
Resulü: Allah. daha üstün, daha. yücedir, (deyiniz diye buyurdu.
Ebu Süfyan: Bizim Uzza'mlZ var, sizin Uzza'nız yok dedi. Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona cevap veriniz diye buyurdu. Ne diyelim, diye
sordular. Allah Resulü: Allah bizim mevlamızdır, sizinse mevlanız yok deyiniz,
diye buyurdu.
Ebu Süfyan dedi ki: Bedir'e karşılık (işte böyle) bir gün. Savaş
da nöbetleşedir. Ölülerin azalarının kesilmiş olduğunu göreceksiniz. Böyle
yapılmasını ben emretmediğim gibi bundan rahatsız da olmadım'.
AÇIKLAMA: "Emre itaat
etmeyince nereye gideceklerini de bilemediler." Şaşırıp kaldılar, nereye
doğru gidecekIerini bilemediler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte
oniki kişi dışında kimse sebat etmedi.
Taberi de, es-Süddi yoluyIa şöyle dediği nakledilmektedir:
"Ashab etrafa dağıldı. Kimileri Medine'ye girdi, kimileri dağa çıktı.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise yerinde sebat ederek insanları
Allah'a davet etti. İbn Kamia denilen kişi ona bir taş attı, burnunu ve ön
dişini kırdı, yüzünü de ağır bir şekilde yaraladı. Otuz kişi Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndü ve onu korumaya başladılar. Aralarından
Talha ile SehI b. Huneyf onu taşıdı. Talha'ya bir ok atıldı, bundan dolayı eli
felç oIdu.
Dağa doğru kaçanlardan bazıları: Keşke bizden bir elçi Abdullah
b. Ubey'e giderek bizim için Ebu Süfyan'dan em an istemesini söyIese dediler.
Enes b. en-Nadr ise şöyIe dedi: Arkadaşlar, eğer Muhammed öldürüldü ise
Muhammed'in Rabbi öldürülmedi. Haydi o ne için savaştıysa siz de onun uğrunda
savaşınız."
Daha sonra -birazdan geIeceği gibi- onun öldürülme olayını
kaydetmektedir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dağa yönelince ashabından
bir adam ona bir ok atmak istedi. Ona: Ben Allah'ın Rasuluyüm dedi. Onlar da
bunu işitince buna sevindiler, etrafında topIandılar, kaçanlar da geri
döndüIer.
İleride ayrı bir başlıkta Nebi s.a.v.'in yüzünü kimin yaraladığı
ile ilgili açıklamalar gelecektir.
"Yetmiş kişi şehit oldu." Zuheyr'in rivayetinde
"onlardan bir kesim isabet aldı" denilmektedir ki, Müslümanlardan bir
kesim anlamındadır. Said b. Mansur da Ebu'd-Duha'dan mürsel bir rivayet olarak
şöyle dediğini rivayet eder: "O gün -Uhud günü- yetmiş kişi öIdürüldü,
dördü muhacirlerdendi. Bunlar: Hamza, Mus'ab b. Umeyr, Abdullah b. Cahş ve
Şemmas b. Osman'dır, diğerleri ise Ensardandı."
"Allah senin üzüImene sebep olacak kimseleri hayatta
bıraktı." Zuheyr ayrıca: "Senin saydıkIarının hepsi şüphesiz
hayattadırlar" ilavesini yapmaktadır.
"Yücel ey Hubel!" İbn İshak dedi ki: Yücel ey Hubel,
sözü, senin dinin muzaffer oldu, demektir.
"Müsle" ile ilgili olarak İbn Faris şöyle demektedir:
ÖldürüIene müsIe yapmak onun kulağını, burnunu ve benzeri azalarını kesmek
demektir. İbn İshak dedi ki: Bana Salih b. Keysan anIatarak dedi ki: "Hind
ve beraberindeki kadınlar (savaş meydanına) çıkıp ölenIerin kulaklarını,
burunlarını keserek müsle yaptıIar. Hatta Hint bunIardan kemer ve gerdanlık
dahi yaptı. Kemerini ve gerdanlığını -yani üzerinde bulunan kemer ve
gerdanlığı- da Vahşi'ye Hamza'yı öldürmesine karşılık mükafat olarak verdi.
Hamza'nın karnını deşerek ciğerini çıkardı ve çiğnemeye başladı. Onu yutamadığı
için ağzından attı.
"Yapılmasını emretmediğin ve rahatsız olmadığım (bir müsle
göreceksiniz)."
Yani bu iş her ne kadar benim emretmediğim halde yapıldıysa da
bundan rahatsız olmadım.
Hadisten Çıkartılacak Bazı Sonuçlar
1- Ebu Bekir 'in ve Ömer'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in
nezdinde özel bir konumu vardı. Öyle ki onun düşmanları bile başkalarının bu
konumda olmadığını biliyorlardı.. Çünkü Ebu Süfyan onların dışında kimseyi sormadı.
2- Kişi Allah'ın nimetini hatırlamalı ve onun şükrünü eda
etmekten aciz olduğunu itiraf etmeli ..
3- Yasaklanan bir şeyi işlemenin uğursuz olduğu ve bunun
zararının emre itaat etmeyen kimseleri dahi kapsayabileceği. Nitekim yüce
Allah: "Aranızdan yalnızca zulmedenlere gelip çatmakla kalmayacak bir
fitneden sakınınız" [Enfal, 25] diye buyurmaktadır.
4- Dünyasını tercih eden bir kimse ahiretine zarar verir,
üstelik dünyalığını da elde edemez.
Ashab-ı kiram, başa gelen bu musibetten yararlanmış ve benzeri
bir hale dönmekten olabildiğine sakınmış, itaatte oldukça hassas davranmış ve
aslında kendilerinden olmamakla birlikte kendilerindenmiş gibi görünen
düşmanlarına karşı gerektiği gibi korunmaya çalışmışlardır. İşte Şanı Yüce
Allah yine Ali İmran suresinde buna şöylece işaret etmektedir: "İşte o
günleri biz, insanlar arasında döndürür dururuz ... Bir de Allah mu'minleri
temizlesin, kafirleri de helak etsin." (Al-i İmran, 140-141) Yine yüce
Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah mu'minleri üzerinde bulunduğumuz bu hale
rağmen asla terk etmez. Nihayet murdarı temizden ayıracaktır." (Al-i
İmran, 179)
أخبرني عبد
الله بن محمد:
حدثنا سفيان،
عن عمرو، عن
جابر قال: أصطبح
الخمر يوم أحد
ناس، ثم قتلوا
شهداء.
[-4044-] Cabir dedi ki: "Uhud günü bazı kimseler sabahleyin şarap
içti, sonra şehit olarak öldürüldüler."
حدثنا عبدان:
حدثنا عبد
الله: أخبرنا
شعبة، عن سعد
بن إبراهيم،
عن أبيه
إبراهيم:
أن
عبد الرحمن بن
عوف أتي
بطعام، وكان
صائما، فقال:
قتل مصعب ابن
عمير وهو خير
مني، كفن في بردة:
إن غطي رأسه
بدت رجلاه،
وإن غطي رجلاه
بدا رأسه،
وأراه قال:
وقتل حمزة وهو
خير مني، ثم
بسط لنا من
الدنيا ما
بسط، أو قال: أعطينا
من الدنيا ما
أعطينا، وقد
خشينا أن تكون
حسناتنا عجلت
لنا، ثم جعل
يبكي حتى ترك
الطعام.
[-4045-] Sa'd b. İbrahim'in, babası İbrahim'den rivayet ettiğine göre
Abdurrahman b. Avf'a oruçlu iken bir yemek getirildi, bunun üzerine şöyle dedi:
Mus'ab b. Umeyr -ki o benden hayırlıdır- öldürüldü de öyle bir elbise ile
kefenlendiki, baş tarafından örtülürse ayakları dışarıda kalırdı. Ayakları
tarafından örtülürse başı görülürdü."
Zannederim şöyle de dedi: "Hamza da öldürüldü -ki o benden
hayırlıdırsonra bize şu dünyalıktan verilen bolluklar verildi -ya da: Şu
dünyalıktan bize verilenler verildi dedi- ama hasenatımızın bize peşin verilmiş
olacağından korkuyoruz."
Daha sonra ağlamaya başladı ve nihayet yemeği yemedi.
AÇIKLAMA: "Oruçlu
iken" İbn Abdilberr'in naklettiğine göre bu, ölümü ile neticelenen
hastalığında idi.
"Mus'ab b. Umeyr öldürüldü." Nesebi ve ona dair
bilgiler, Hicret bahsinin baş tarafla!ında geçti. İslama ilk girenlerden,
erken, dönemde hicret edenlerden birısı oldugu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem Medine ye teşrıf etmeden önce Muslümanlara Kur'an öğrettiği de
kaydedilmişti. Mus’ab, Uhud günü şehid edilmişti.
"Ki o benden hayırlıdır." Muhtemelen bunu alçak
gönüllülüğünden söylemiştir. Bununla birlikte cennetle müjdelenen on kişinin
başkalarından faziletli olduğuna dair nihai hükmün, Nebi sallallahu aleyhi ve
sellem'in döneminde öldürülmemiş olan kimselere göre olma ihtimali de vardır.
Nitekim Ebu Bekir es-Sıddık'in başından da benzeri bir olay geçmiştir.
"İbn Hişam'ın naklettiğine göre bir adam Ebu Bekir
es-Sıddık'ın yanına . girdiğinde henüz küçük yaşta bulunan Sa'd b. er-Rabi'in
kızı da yanında imiş.
Adam: Bu kız kim diye sorunca, Ebü. Bekir: Bu benden daha
hayırlı olan bir adamın, Sa'd b. er-Rabi'in kızıdır. O Akabe'deki nakiblerden
idi, Bedir'de bulunmuştu ve Uhud günü şehit düştü, demiştir."
"Bir elbise ile kefenlendi" Buna dair açıklamalar
Cenazeler bölümünde (1274. hadiste) geçmiş bulunmaktadır.
"Sonra dünyalıktan bize verilen bolluklar verildL"
Bununla kendileri döneminde gerçekleştirilmiş olan fetihlere, kazanılan
zaferlere, ganimetlere ve ellerine geçen mallara işaret etmektedir. Abdurrahman
b. Avf'ın da dünyalıktan payı pek büyüktü.
Hadis-i şerifte zühdün faziletine, din hususunda fazilet sahibi
olanın hasenatının eksilmemesi için dünyalıktan geniş çapta yararlanmaktan uzak
durması gerektiğine işaret vardır. İşte Abdurrahman (r.a.):
"Hasenatımızın" karşılıklarının "bize dünyada peşin olarak
verildiğinden korktuk" sözü ile buna işaret etmektedir. İleride yüce
Allah'ın izniyle Rikaak bahsinde (6448. hadiste) buna dair başka açıklamalar da
gelecektir.
İbn Battal der ki: Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Salih
kimselerin yaşantılarını, onların dünyalıktan oldukça az payalmalarını da
hatırlamak gerekir. Böylelikle kişinin dünyalığa rağbeti azalmış olsun. İşte
Abdurrahman'ın ağlayış i kendisinden önce geçmiş olanlara erişememek
korkusundan ileri geliyordu.